17. Bölüm

~Bölüm:16~

Parvin Ağardan
papatyahikayeleri

🦋
••••

*Denizi seviyorsan dalgaları da seveceksin. Korkarak yaşarsan, yalnızca hayatı seyredersin.
(Nietzsche)...
••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••

Lalin'den:

Gözlerim açılmamak için direniyordu resmen. Başımda olan şiddetli ağrı gözlerime yansıyor, göz kapaklarım açılmamak için direniyordular...

Gözlerim hala kapalıyken elimi ağrıyan şakaklarıma bastırdım. Kafama balyoz indirmiştiler sanki. Bu nasıl ağrıydı böyle?

Birkaç dakika ellerimle şakaklarıma masaj yaptıktan sonra nihayet göz kapaklarımla olan savaşımdan galip çıkarak gözlerimi açmayı başarmıştım.

Hiç tanıdık olmayan oda bakış açıma girince dün yaşadıklarımın rüya olmadığı gerçeği okkalı bir şekilde çarptı suratıma. Ben dün az kalsın tecavüze uğrayacaktım?

Anında dolan gözlerimi üzerime çevirdiğimde battaniyenin altında kalan bedenimin dün giydiğim elbiseyle sarılı olduğunu gördüm. Üstelik bazı yerlerde kusmuk lekeleri bile vardı.

Ayaklarımı uzandığım koltuktan yere sarkıtarak oturur pozisyona geçtim. Ayaklarımda ayakkabı yoktu. Dün o telaşla nerede çıkardıysam artık.

Başımı kaldırdığımda karşımda sandalyede çok rahatsız bir pozisyonda uyuyakalan adamı fark etmiştim. Tüm geceyi böyle mi geçirmişti bu adam?
Her yeri tutulmuştur şimdi.

Kirli sakallarıyla kuşanmış yüzüne dokunmak isteğimi zorlukla bastırarak hafifçe ona taraf eğildim.
"Pamir" diye seslendim ses tonumu düz tutmaya çalışarak, fakat hâlâ dünün etkisinde olduğumdan olsa gerek sesim titriyordu.
Gözleri hafif kıpırdayan adam uyanmamıştı.

"Pamir, uyan lütfen" diye bu sefer biraz daha yüksek sesle konuştum.
Etkili olmuş olmalı ki gözlerini açmıştı. O gözlerini açınca ben de koltuğa iyice sinerek geriye yaslandım. Aslında onu niye uyandırmıştım hiçbir fikrim yoktu.

"Ne oldu?" uyku mahmuru sesiyle tutulmuş bedenini geriyordu. Tabii yüzünü buruşturmayı da ihmal etmiyordu. Sabaha kadar orada öyle uyursa olacağı buydu.

"Sabah oldu," dedim sadece, ne diyecektim ki başka zaten. Başım feci denecek kadar çok ağrıyordu. Sehpanın üzerinde gözüme çarpan telefonumu alarak saate baktığımda saatin daha 6 buçuk olduğunu görmemle şaşırmıştım. Fazla erken uyanmıştım çünkü.

"Peki, iyi misin sen?" gözleri merak ve ilgi karışımı bakışlarla yüzümü turluyordu.
İyi miydim?
Kesinlikle hayır. Değildim iyi falan.

"İnan hiç bilmiyorum." Bir yandan da yüzümü buruşturarak ağrıyan başımı elimle tutuyordum. Üstelik saat 10 buçukta ilk seansım vardı bugün ve ben leş gibiydim. O yüzden eve gitmeliydim.

"Başın mı ağrıyor?" diye soran adama kafamı sallayarak cevap verdim. Konuştukça kendi sesim bile kafamı delip geçiyordu.
Aniden ayağa kalkınca gözümün önünde beliren siyahlıklar yerimde sendelememe sebep olunca Pamir atik bir şekilde ayağa kalkarak elini belime atmış, düşmeme engel olmuştu.

"Ahh, başım çok kötü" diye inlediğimde kaşları çatılan adam bir yandan da üzerime bakıyordu.
Eliyle gözümün önüne gelen asi saç tutamımı kulağımın arkasına sıkıştırdı.
Elbisem kusmuk olmuş, saçlarım dağılmıştı, üstelik ter, kusmuk karışımı gibi de kokuyordum kesin. Berbat bir durumdaydım. Bir de bunların üzerine regl olduğum gerçeği vardı. Allahtan zayıf oluyordum.

"Berbat bir durumdayım, üzerim mahvolmuş, leş gibi de kokuyorum. Benim acilen eve gitmem gerek" diye yüzümü buruşturduğumda aklıma gelen şeyle hafif yüksek sesle yeniden konuştum.

"Gamze, Gamze'yi aramam lazım, meraktan delirmişlerdir şimdi." Dediğimde devamını getirmeme izin vermeyerek parmaklarıyla çenemi kavradı Pamir. Tutuşu sıkı olsa da asla sert değildi.

"Sakin olur musun? Gamze'ye dün gece mesaj attım. Durumu anlatmadım. Bakarsın zaten ne yazdığıma. Ayrıca bu halde eve gitmen doğru olmaz. Önce alış verişe çıkıp bir şeyler alalım, sonra da kahvaltı yaparız. Daha sonra seni iş yerine bırakırım" Gamze'ye mesaj atmıştı demek. Aslında haklıydı bu halde eve gidemezdim. Zira enkaz gibi gözüküyordum. Dedikleri kulağa çok cazip gelse de, dünden beri ona çok yük olmuştum. Biraz daha meşgül edemezdim. Ondan ayrılmak istemeyen yanımı bastırdım. Garip bir şekilde onun yanında güvende hissediyordum kendimi.

"Haklısın ama sana yeterince zahmet vererek, vaktini aldım. Beni eve bıraksan, ya da Mehmet bıraksa yeter," dedim gözlerimi kaçırarak, utana sıkıla. Sonuçta tüm geceyi burada rahatsız bir şekilde uyumuştu benim için. Onu daha fazla rahatsız edemezdim.

"Zahmet vermiyorsun asla, böyle düşünme bir daha. Ayrıca itiraz kabul etmiyorum" ses tonu gerçekten de itiraz kabul etmeyecek tondaydı. Yutkunarak gözlerine baktım.

"Gerçekten gerek yok" dediğimde sert bakışlarıyla susmak zorunda kalarak, gözlerimi kaçırdım. Zaten yakınlığımızdan dolayı normal davranamıyorum, bir de bakışları iyice panik ediyordu beni. Düşüp bayılmam an meselesiydi.

"Lalin, hadi güzelim, uzatma daha fazla" dediğinde ne diyeceğimi bilmedim. Emir vermesine mi kızayım? Güzelim demesine mi şaşırayım? Yoksa sinirlenmemek için kendini kasmasından mı korkayım? Güzel gözlü, şimdide güzelim. Neden algılarımı yakıyordu ki bu adam?

"Tamam, o zaman lavaboya geçiyorum ben" dedim uzaklaşmasını umarak. Allahtan uzatmadan uzaklaşmıştı. Odaya göz atarak çantamı bulduğumda hemen alarak lavaboya geçtim.
Allahtan her zaman yedek ped taşıyordum çantamda. Yoksa içler acısı olacaktı halim.

İşlerimi hallettikten sonra, elimi yüzümü güzelce yıkayarak zaten akmış olan makyajımı tamamen temizledim. Saçlarıma ellerimle şekil vererek, yine iyi ki çantamda her zaman bulundurduğum küçük şişe parfümümü alarak üzerime sıktım. Şimdilik biraz da olsun temizlenmesi için peçeteyi ıslatarak elbisemdeki lekeleri sildim hafifçe. Şimdi az önceye göre daha normaldim. Yani, sanırım.

Lavabodan çıktığımda Pamir'in koltukta oturarak telefonuyla ilgilendiğini gördüğümde ben de telefonumu alarak Pamir'in Gamze'ye attığı mesaja baktım. Mesajı okuduğumda şaşırsam da, sevinmiştim. İyi kıvırmıştı durumu. Zira başıma gelenleri annem bilmemeliydi.
Daha fazla onu merakta bırakmamak için aramaya karar verdim.

"Lalin, nihayet aradın," sabahları hep erken uyanan Gamze bugün de öyle yapmıştı kesin. Yoksa üçüncü çalışta açmazdı.

"Kusuruma bakma canım, fırsat bulamadım. Akşam detaylı anlatırım. Annem bir şey dedi mi?" bir yandan da elimle başımı tutuyordum. Dün içtiğim bir bardak içki bugün beni fazla zorluyordu. Bir de yaşadığım olayın stresi vardı tabii.

"Yok Fatih'i duyunca bir şey demedi. İyi mi şimdi?" dilimi ısırıyordum şuan. Fatih hasta değildi ki(!)

"İyi, canım merak etme. Şu an kapatmam gerek. Görüşürüz" kapatmasam yalan söylediğimi anlaması muhtemel olacaktı. Pamir'e taraf döndüğümde pür dikkat beni izlediğini görmüştüm. Neden öyle bakıyorsun be adam?

"Tamam, akşam alacağım ifadeni. Görüşürüz," dediğinde uzatmadan kapattım, telefonumu çantamın içine yerleştirerek beni izleyen adama döndüm tamamen.

"Çıkalım mı?" diye sorduğumda kolunda olan saatine bakarak koltuktan kalktı.

"Çıkalım bakalım," diyen adam hızlı adımlarla ilerleyerek kapının kilidini açınca şaşırsam da, sorgulamamayı tercih etmiştim. Kapı açılınca bana eliyle önden buyur der gibi işaret yapınca, omuz silkerek kapıdan çıkmıştım. Arkamdan da Pamir çıkmıştı zaten...

••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••

Sessiz geçen yolculuğumuzda beynimi düşüncelerin sarmasına izin vermiştim. Neydi dün yaşadıklarım?
Ya yetişemeseydi Pamir? O zaman olacakları düşünmek bile deli olmama yetiyordu... Ne yapardım? Nasıl yaşardım o adam istemediğim halde, zorla bana sahip olsaydı hiçbir fikrim yoktu...

Düşüncelerim canımın yanmasına, gözlerimin dolmasına sebep oluyordu. Aslında bağıra bağıra ağlamak istiyordum. Kendimi kasmaktan tüm vücudum ağrıyordu.

"Radyo'yu açayım mı?" Pamir'de halimi anlamış olacak ki can acıtan cinsten olan sessizliği bozmuştu.

"Olur" diyerek gülümsemeye çalıştım. O da başını sallayarak iri, kemikli parmaklarıyla bir kaç dokunuş ederek radyoyu açmıştı.

Şimdi arabada oluşan sessizliğin yerini müziğin rahatlatıcı sesi almıştı:

Öyle kolay aşık olmam
Ama senin ayrı bi havan var
Seni gördüğümde beynim oyunlar oynar
Yine görüşürüz hiç sanmam
Yaşıyoruz çok farklı hayatlar
Benim olmazsan burda bi dakka durmam

Çalan şarkının sözlerinin etkisiyle istem dışı Pamir'e baktığımda onun da bana baktığını fark etmiştim.
Hani derler ya bazı müzikler sanki bizim diyemediklerimizi söylemek için bestelenirdi. İşte bu şarkının da sözleri bizim için yazılmış gibiydi...
İkimiz de aramızda olan çekimin farkındaydık. Hatta belki de daha ilerisiydi aramızda olan etkilenme, fakat bunu ne kabulleniyorduk, ne de uzak duruyorduk. Seviyor muydu Pamir beni? Pek inanmıyordum aslında. Tamam etkileniyor, belki de hoşlanıyor olabilirdi. Fakat aşk ve sevgi tamamen başka kavramlardı.
Ama ben daha önce hiç tatmadığım duyguları tadıyordum onunla. Orası netti.

Göz temasımızı ilk bozan tabii ki ben olmuştum. Başımı cama yaslayarak, şarkıyı dinlemeye başladım. Hiçbir şey düşünmemeye çalışarak.

Araba bir AVM'in karşısında durduğunda beynimi kuşatan tüm düşüncelerden kurtulmaya çalışarak arabadan indim. Pamir'de inerek, yanıma gelmişti.

Bir mağazaya girdiğimizde hiç kombin yapacak vakit olmadığı için direk elbiselere bakındım. Fazla vakit kaybetmeden mavi kot bir elbiseyi alarak kabine geçtim. Bu esnada Pamir ellerini cebine koyarak beni izliyordu.

Kabinde dizlerimim bir karış kadar üstünde olan elbiseyi üzerime geçirdim. Çok güzel yakışmıştı. Pratik bir şekilde dağınık olan saçlarımı da balıksırtı model örerek görevliden aldığım tokayla tutturdum. Aynada yansımama baktığımda öğrenciler gibi gözüksem de açıkçası pek umursamadım. Çünkü güzel gözüküyordum. Ayrıca umursayacak durumda da değildim ki.

Kabinden dışarı çıktığımda gözlerim direk Pamir'i aramıştı. Fakat görevli bir kadınla sohbet ettiğini gördüğümde kaşlarım çatıldı. Hemen yanlarına gittiğimde beni fark eden adam hayran gözlerle süzdü beni.
Görevli kadınsa kıskanç bakışlar atıyordu.
Pamir'in gözleri biraz fazla üzerimde oyalanınca yerimde rahatsızca kıpırdandım.

"Neden öyle bakıyorsun? Olmamış mı yoksa?" gözleri beğendiğini belirtse de ağzından da duymak istiyordum. Nedenini sormayın. Bilmiyorum çünkü. Sorgulamıyorum da. Akışına bırakacaktım çünkü.

"Yok, olmuş, çok güzel olmuş hem de" şaşkın ses tonuyla konuşan Pamir'e kocaman gülümsedim. Galiba sorumu beklemiyordu. Bunu baya belli etmişti. Görevli kadınsa bana sinirli bakışlar atarak gitmişti. İşime gelmişti benim de.

"Teşekkür ederim. İşim bitti, gidebiliriz" dediğimde sadece başıyla onaylamakla yetinmişti beni.

Kassa da parayı tabii ki Pamir ödemişti. Bunun için ne kadar ısrar etsem de asla kabul etmemişti. Sonra da ben inatçı oluyordum. Hıh.

AVM'den çıktıktan sonra kahvaltı yapmağa gideceğimizi belirtmişti. Aslında buna gerek yoktu ki. Ben iş yerinde de atıştırırdım bir şeyler. Fakat hiç ağzımı yormaya tenezzül bile etmedim. Sonuçta Pamir'di bu. Dediğini illa yapacaktı.

Sakin bir mekan seçmişti Pamir kahvaltı için. Daha önce hiç gelmediğim bu mekanı ben de sevmiştim. Duvarlarda kullanılan ahşap desenler ve yine ahşap masalar mekana nostaljik bir hava katıyordu. Fazla adam olmamasını da çok sevmiştim. Asla kalabalık ortamları sevmezdim.

"Özel olarak istediğin bir şey var mı yoksa genel kahvaltı menüsü mü alalım?" diye soran adama baktım mekanı incelemeyi bırakarak.

"Genel menü yeterli olacak" dediğimde başını sallayarak garsonu çağırdı ve siparişleri verdi.

Elimin biri sık sık başımı buluyordu. Hava iyi gelse de, baş ağrım hafif azalsa da, geçmiyordu bir türlü.

"Çok mu ağrıyor başın?" diye soran adamın sesi sertti.

Yok, dayanılmayacak gibi değil " dedim gülümsemeye çalışarak.

"Araba da ağrıkesici var, içersin bir tane" derince nefes koy vererek söylediği şeye sevinmiştim. Kesinlikle içmek istiyordum ben de. Pamir'e sadece başımı onaylar biçimde sallayarak cevap vermiştim.

Garson siparişlerimizi getirerek masayı donattığında hafif şaşırmıştım. Masada yok yoktu desem yeridir. Sadece reçelin bile birkaç türü vardı. Çilek, vişne, böğürtlen... Şaşkınca Pamir'e baktığımda

"Hangisini seviyorsun bilmiyorum ki," normal bir şeyden bahseder gibi konuşması beni daha da şaşırtmıştı. Bir de omuz silkmişti ya. Bu adam fazla mı tatlı yoksa bana mı öyle geliyor? Fakat bu kadar şeye gerek yoktu ki, alt tarafı kahvaltı yapacaktık.

"Vişne reçeli seviyorum en çok" dedim gülerek ve vişne reçelinden alarak ekmeğime koyarak yemeye başladım. Genelde kahvaltıda reçel, bal, nutella gibi tatlı ürünler tüketirdim. Zira peynir, yumurta, salam, sosis sevdiğim şeyler değildi. Tatlı düşkünü biri olarak normaldi bu.

Kahvaltımız sessiz sakin devam ettiğinde arada oluşan sessizliği Pamir bozmuştu.

"Peynir yemedin hiç. Sevmediysen başka tür peynir getirteyim." Şokla açılmıştı ağzım. Bu adam neyi yediğime neyi yemediğime mi bakıyordu Allah aşkına. Ayrıca soğuk ve sert Pamir neredeydi? Acaba yaşadıklarım için mi bana böyle davranıyordu, diye düşünmeden edemiyordum.

"Yok ondan değil. Genel olarak peynir pek sevmiyorum" Evet peynir tükettiğim de bile bir iki lokmadan fazla olmuyordu. Dediğimde ilgiyle beni dinlese de bir şey dememişti. Ben de umursamayarak kahvaltıma devam etmiştim...

Pamir'in gözlerinin sürekli bana kaymasıyla geçen kahvaltı faslı sonunda bitmişti. Tabi beni izleyen bir çift acı kahve gözle utana sıkıla yemiştim yemeğimi. İnsanların gözlerinin içine bakarak tüm düşüncelerimi hiç çekinmeden söyleyen ben, şimdi bir çift acı kahvenin karşısında utanıyordum. Sürekli gözlerimi kaçırma isteğiyle dolup taşıyordum. Ne oluyordu Allah aşkına bana böyle?

Hesabı ödemek için çantamdan kartımı çıkardığımda Pamir'in sinirli bakışlarının hedefi olmuştum.

"Lalin, koy onu çantana" niyetimi anlayan adama gözlerimi devirdim. Sanki incileri beyfendinin dökülecek ben ödersem hesabı.

"Sabahtan tüm masrafları sen yapıyorsun. Adil değil ki bu. Ben ödemek istiyorum hesabı" dedim özgüvenli çıkmasını istediğim sesimle.

"Sinirlenmek istemiyorum, lütfen daha fazla uzatma" sesi asla rica eder nitelikte değildi.

"Ama ben kendimi borçlu hissediyorum" dedim. Gerçekten de öyleydi. Ben böyle şeyleri kabul eden biri değildim ki. Neden anlamıyordu?

"Bak borçlu falan değilsin. Kendini böyle hissettirecek bir durum yok ortada. İnat etme daha fazla," aslında pes etmek istemiyordum fakat bana yaptığı onca iyilikten sonra onu kırmak da istemiyordum. Ne yapacaktım ben bu adamla?

"Peki, bir de bana inat diyorsun. Kendini görmüyorsun galiba," kaşlarımı çatarak ve burnumu havaya dikerek söylediklerimle dudakları kıvrıldı. Halimden keyif alıyordu yaa. Sinirden saçlarını çekiştirmek , o düzenli saçlarını bozmak istiyordum. Fakat tabii ki yapmadım...

Yeniden arabaya bindiğimizde yine ikimiz de sakindik. Aramızda geçen tek konuşma torpidodan ağrıkesici ilacı almamı söylemesi olmuştu. İlaç benim de her zaman kullandığım marka olunca içten içe daha da sevinmiştim.

Son olarak benim iş yerime gidiyorduk. Kafam da yalnız Pamir'e nasıl teşekkür edecektim konusu dönüp duruyordu. Benim için yaptığı şey hayata bedeldi. Yetişmeseydi, kurtarmasaydı beni o adamın pis ellerinden, ben şimdi yaşayan bir enkazdım, ya da belki hiç yaşamıyordum.

Yalnız insan öyle bir varlık ki yeri geldi hayvan gibi, yeri geldi yaratık gibi vahşi, umursamaz oluyor, yeri geldi melek görünümlü olabiliyordu.

Gerçek anlamda bazı insanlar bazen o kadar acımasız oluyorlar ki, sanki onları bin bir acı çekerek bir anne doğurmamış. Bir kadın için bu hayatta en ağır acı ona istemediği halde dokunulmasıdır. En yakınını kaybetmek, sevdiğinin ölümüne bile şahit olmak bunun yanında hafif kalıyor. Tecavüz, kadına şiddet kadının psikolojisinde öyle derin, asla geçmeyecek türden yaralar bırakıyor ki. Sen bir daha eskisi gibi olamıyorsun, olsan bile bir şeyler hep eksik. Yaşayan bir ruha, gezen ölü bir bedene, kocaman enkaza dönüşüyorsun. Hayallerin toprağa gömülüyor, geleceğine dair umut edemiyorsun...

İşte Pamir beni yaşayan enkaz olmaktan, hayalleri toprağa gömülecek olan bir kadın olmaktan kurtarmıştı. Bunun benim için değeri paha biçilmezdi. Ben sadece tecavüzün eşiğinden dönmekle bile bu kadar acı çekiyorsam, bu acıyı yaşayanların geçirdiği hisleri, yaşadığı duyguları, hapsoldukları mahvolmuşluğu hayal bile edemiyorum.

Kafamı cama çevirerek sağ gözümden firar eden damlaları temizledim. Anlamıştı ağladığımı ama bir şey dememeyi tercih etmişti. Zaten susarak atılan bir bakış bazen binlerce sözden daha kıymetli olmuyor muydu bizim için?

Araba tanıdık olan yerde durduğunda düşüncelerimin beni boğmasına son vererek arabadan indim ve Pamir'in de inerek yanıma yaklaşmasını bekledim.

Yanıma yaklaştığında tam karşısına geçerek dolu dolu olan gözlerimi gözlerine diktim. O da bana bakıyordu. Anlamlı ve derin bakışlarla.

Bakışlarımla teşekkür ediyordum, bakışlarıyla beni üzgün görmek istemediğini haykırıyordu. Bakışlarımla acımı anlatıyordum, bakışlarıyla acıma ortak olduğunu fısıldıyordu. Bakışlarımla yanımda olduğu için minnetimi bildiriyordum, bakışlarıyla sanki hep yanımda olmak istediğini söylüyordu...

Sessizce bir süre gözlerine baktıktan sonra dayanamayarak bir adım yaklaştım ve parmak uçlarımla yükselerek kollarımı boynuna doladım. Kendimi ona çok yaslamadan, aramızda mesafe bırakarak sarılmıştım. Teşekkür amaçlı sarılıştı daha çok.
Gözyaşlarımsa çoktan süzülerek omuzuna ulaşıyordu.

"Pamir, sen olmasaydın ben şimdi ne haldeydim Allah bilir. Gerçekten çok teşekkür ederim." dediğimde havada asılı kalan elleri belimi kavrayarak, beni tamamen bedenine hapsetti. Sıkıca sarılmıştı benden farklı olarak. Buram buram özlem kokuyordu sarılışı. Şaşırsam da buna aldıracak halde değildim.

"Teşekkür etme. İnan bana seni öyle gördüğümde en az senin kadar hayata nefret ettim." beni kendinden ayırarak yanaklarımı kavradı. Gözyaşlarımın ıslattığı her hizayı kuruladı parmakları...

Dedikleri beni derinden etkilemişti, nasıl karşılık vereceğimi bilmeyerek öylece ona bakıyordum. Çünkü duygu karmaşamı ifade edecek kelime bulamıyordum.

Hafifçe burnumu çekerek gülümsemeye çalıştım, daha sonra yanağımda duran ellerini kavrayarak aşağı indirdim. Elini bırakmayarak titrek sesimle zor da olsa konuştum.

"Yine de teşekkür ediyorum, iyi ki oradaydın, iyi ki kurtardın beni" dedim bir çırpıda, o da gülümsemişti hafiften. Sonra yavaşça ellerimizin temasını kestim. İstemeye istemeye olsa bile.

"Ben artık ofise geçiyorum. Hoşça kal" dedim gözlerimi kaçırarak. Arkamı dönerek beni bekleyen yeni bir iş gününe doğru ilerlerken Pamir'in erkeksi sesini duymuştum.

"Hoşça kal" kısa ve öz demişti.

Ofisten içeri adımımı attığımda tek dilediğim şey yaşadıklarımın etkisinden az da olsa kurtulmayı başararak işime odaklana bilmekti...
••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••

🦋
••••

Bir bölümün de sonuna geldik değerli okurlarım. 28.09.2020.

Umarım beğenerek okuduğunuz bir bölüm olacaktır.

Lütfen Oy ve yorumlarınızı eksik etmeyin.

Sağlıcakla kalın 💜

 

Bölüm : 26.02.2026 00:49 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...