
10. BÖLÜM: KARAYEL VE AKKIZ
Zerda
Rüzgar saçlarımı uçuruyor ve yağmur nedeniyle ıslanan saçlarım bir kamçı gibi bedenime vuruyordu.
Akkız bir senenin ardından benimle birlikte koşmaktan memnun dört nala uçuruma koşuyordu.
Yağmur şiddetini arttırdı ama bu beni zorlamadı. Yağmuru o kadar çok seviyordum ki...
Atımın adı Akkız dı. Bembeyaz bir attı ve o doğduğunda ben 16 yaşındaydım. Babama bir arkadaşı hediye etmişti annesini ve hediye ettiği gün doğurmuştu. Babam da bana vermişti bu atı.
O günün üzerinden bir hafta geçmişti. Benim yaralarım iyileşmeye başlarken Baran hâlâ yoğun bakımdaydı. Siirt benim o gün söylediğim laflar ve hareketlerim ile çalkalanıyordu. Genç kızların sesi olmuştum resmen. Çoğu kısım beni yüceltip ballandıra ballandıra anlatırken bazıları (Beyoğlulara bağlı kısım) beni eziklemeye çalışıyordu.
O gün yaptıklarımdan dolayı o kadar memnundum ki içimde hiçbirşey kalmamıştı.
İşte bugün de biraz hava almak ve özgürlüğümü kabul etmek için Akkızıma atlamış kendimi yollara vurmuştum. Üzerimde mavi siyah kemerli bir elbise vardı ve saçlarım bu defa tamamen açıktı. Ayaklarımda siyah kovboy çizmeleri vardı ve atımı çok sevdiğim bir uçuruma sürüyordum.
Şu son bir haftadır hiç olmadığım kadar mutluydum çünkü bana bağıran, şiddet uygulayan, dokunan yoktu. Biraz garipsesem de bu durumu o kadar memnundum ki...
Bugün abim ve yengem kontrole gideceklerdi. Bebeğin cinsiyetini öğreneceklerdi. Ayça da gitmişti onlarla. Ayça normalde gitmiyordu ama Berfe yengem zorla onu da götürdü.
Birde Ömer vardı. O günden sonra hiç görmemiştim ama her rüyamda vardı. Birlikte uyuyor gibiydik her rüyamda olduğu için. Bu durum beni rahatsız etse de nedensizce onun olduğu rüyalar çok huzur verici ve mutlu oluyordu. Eskiden bir kere görmüştüm onu. Galiba komadayken.
O zaman mutsuz bir rüyaydı ama şimdi...
" Nereye böyle Zerda!? " Diyen sesle irkilddim ve benimle birlikte atım da şaha kalktı. Atıma sımsıkı sarılarak düşmemeye çalıştım.
Atım ayaklarını yere sertçe vurduğunda bu tarafa siyah bir atla yavaşça gelen Ömer'i gördüm. Üzerinde siyah bir tişört ve siyah bir kot pantolon vardı. Şaşırmıştım.
İlk olarak onun burada ne işi vardı?
İkinci olarak neden bu tarz da ona bu kadar yakışmıştı?
" Ben uçurum kenarına gidiyordum ama sen ne yapıyorsun burada? " Dedim. Simsiyah atı benin atımın yanında durduğunda gülümsedi ve
" Burası bizim topraklarımız Zerda. "
Dedi.
Şaşırmıştım.
Benim şaşkınlığıma gülerek karşılık verdi.
" Bende uçuruma gidiyordum birlikte gidelim mi. " Diye sorduğunda onu onayladım ve atlarımızı birlikte sürmeye başladık. Yavaş yavaş gidiyorduk.
" At sürmeyi ne zaman öğrendin? " Diye sordu.
Ona baktığımda zaten bana baktığını gördüm.
" Babamın bir çiftliği var. Aslında bir arkaşıyla ortak. 10 yaşından beri oraya gideriz ailecek. 14 yaşında tam anlamıyla öğrendim işte. Sen ne zaman öğrendin? "
" Bende 12 yaşında öğrendim. Yurt dışında. "
Ona bakarken aklıma bir soru takıldı.
" Kaç yaşında gittin ki yurt dışına? "
" 10 "
" Daha çok küçükmüşsün buraları özlemişsindir. "
O başını aşağı yukarı sallarken
" Buraları da özledim ama en çok birisini özledim. " Dedi.
İçin merakla dolarken " Sorması ayıp kimi özledin? " Dedim.
Güldü ve " Çocukluk aşkımı. " Dedi.
Ona bakakalırken onaylar bir ses çıkardım.
" Peki geri döndüğünde bulabildin mi aşkını. "
Bana baktı uzun uzun " Buldum ama beni hatırlamıyor. " Dedi.
" O zamanlar o kaç yaşındaydı? "
" 6 yaşındaydı. "
Arada ki yaş farkı beni rahatsız etmemişti.
" Bence hatırlamaması normal. Mesela bende 6 yaşımdan öncesini hatırlamıyorum. Hatta 7 yaşındayken olan anılarım bile silik. "
O bana bakarken " Acaba ona anlatsam hatırlar mı? " Dedi.
Bilmem dercesine omuz silktim.
" Belki hatırlar ama hatırlamayadabilir. Hâlâ o kıza aşık mısın? " Diye sordum bu sefer de.
Atlarımız uçurumun kenarında durup başlarını birbirine sürtmeye başlayınca o da beni cevapladı.
" Her geçen gün biraz daha aşık oluyorum çünkü o öyle bir kadın. "
O kadını çok merak etmiştim ve için nedensizce bir kıskançlıkla dolmuştu.
" Bana onu tarif edebilir misin? "
Güldü ve başını aşağı yukarı salladı.
" Böyle beline kadar inen koyu kahve saçları var. Kahverengi gözleri o kadar güzel ki ölene kadar baksan sıkılmam. İşte benden 20 cm fln kısa ama sorun değil çok tatlı.
Tatlılığının yanında o kadar dişil bir enerjisi var ki... Onu her gördüğümde sarılmak, öpmek istiyorum. Çok cesur ve güçlü bir kadın. Hayatında da zorluklara bir dönem tek başına dayanmaya çalışmış. O kadar güzel bir kalbi var ki... Çok iyi niyetli ama artık acımasız olmaya karar vermiş gibi... "
Bana bakarken kurduğu cümleler ile daha çok merak etmiştim bu kadını.
" Ya Ömer Allah aşkına söyle kim bu kadın!? "
Ömer bir kahkaha atarken " Hâlâ anlamadın mı? " Dedi.
Neyi anlayacaktım Allah aşkına?
" Hayır. Hadi kim bu söyle! "
Ömer bir çocuk gibi omuz silkerek
" Belki sonra " Dedi. Oflayarak atıma döndüm.
" Senin atının bir adı varmı? " Diye sordum bu kez.
" Var. Adı Karayel. "
Atın ismi ona uyuyordu. Simsiyah ve asil bir attı.
" Senin atının adı varmı? "
" Evet. Adı Akkız. "
Atıma bakarken burukça gülümsedi
" Aynı annesine benziyor " Dedi.
" Evet annesi de onun gibi-" Diyordum ki söylediği cümleyi yeni idrak ettim. O onun annesini nereden biliyordu?
" Bir dakika bir dakika. Sen onun annesini nereden biliyorsun? "
Ömer bir kahkaha atarak atının yelesini okşadı.
" Babanla babam arkadaştı. Çocukuium sizinle geçti tabi sen hatırlamazsın. Seni abinle ben büyüttüm. " Dediğinde çok şaşırdım.
" Yok artık. "
O gülerken devam etti.
" İşte ben Amerikadayken senin doğum gününü bir hediye yollayarak kutlamak istemiştim. O zamanlar bende 20 yaşındaydım. Akkızın annesi Çiçek hamileydi ve benim atım Karayel in babası Kara da sakatlandığı için ölmüştü. Çiçek'i amerikada daha fazla tutmanın bir anlamı olmadığı için Türkiye'ye gönderdim ve o zamanlar sağ olan babama sana hediye etmesini istedim. "
Ağzım beş karış açık kalırken Akkız be Karayel'in kardeş olmasına mı şaşırayım, Ömer'in çocukluk arkadaşım olduğuna mı yoksa Ömer'in beni unutmayıp Akkızı hediye etmesine mi?
" İlk olarak Karayel ve Akkız kardeş mi?
İkinci olarak ben seni nasıl hatırlamıyorum?
Son olarak neden beni sallamayıp ta Amerikalardan atını gönderdin!?"
Ömer gülümseyerek bana baktı.
" İlk olarak hayır Akkız ve Karayel kardeş çocukları.
İkinci olarak sende dedin ya altı yaşından öncesini hatırlamıyorsun.
Son olarak ise sen herşeye değersin Zerda. "
Bende ona gülümseyerek bakarken
" Teşekkür ederim Ömer " Dedim.
" Birşey değil Zerda. "
Biraz daha sohbet ettikten sonra geri dönüş için geri döndük.
" Karşılaştığımız noktaya kadar yarışalım mı? " Dedim. Bana gülerek baktı ve " Tamam. " Dedi.
Atlarımızı durdurduk ve eşit olsun diye üçe kadar saydık.
Üç dediğimiz anda atlarımız bir ok gibi yerinden fırladı. Onun kahkhalarına eşlik ederken hayatımda bu kadar güldüğümü hatırlamıyordum.
Saçlarım rüzgarda uçuşurken dönüp Ömer'e baktım. Hayranlıkla bana bakıyordu.
" Niye öyle baktın ağam? "
" Bakmayayım mı Zerda? "
Omuz silkerek önüme dönecekken bir cesaretle " Öyle bakacaksan her zaman bakabilirsin. " Dedim. O affalladı ama bana göz kırparak
" Her zaman " Dedi.
Bitiş çizgisine vardığımızda ikimiz de aynı anda gelmiştik.
" Seninle yarışmak ve konuşmak büyük şerefti " Dedi Ömer. Bende gülümseyerek " Aynı şekilde seninle de öyle. " Dedim.
Vedalaşarak ayrıldığımız zaman atıma biraz daha hız verdim. Biraz süre sonra konağa gelince atımı ahıra çektim. Ardından ahırdan çıkıp eve girince yağıştan dolayı ıslanan avluda kimseyi göremedim. Bende odama çıkıp sıcak bir duş aldım. Üzerime beyaz bir kazak ve siyah, kalın kemerli bir etek giyip aynı zamanda siyah bir hırka giydim. Saçlarımı bol örgü yaparak öne aldım. Abimin bana aldığu telefonu yanıma alarak oturma odasına girdim. Odada annem ve babam vardı sadece.
" Kızım hoşgeldin. "
" Hoşgeldin keçamin. "
" Hoşbuldum. Abimler hâlâ gelmedi mi? " Diye sordum.
" Onlar daha gelmedi-"
" Biz geldik! " Diyerek abimler odaya girdi. Hepsi o kadar mutluydu ki bizde ayağa kalktık.
" Hayırdır oğlum? Neymiş torunumuzun cinsiyeti? "
Abim heyecanla yengeme baktı.
" Torununuz değil baba! Torunlarınız! Biz bir erkek bir kız ikiz bebek bekliyoruz! "
Elim hızla atan kalbime giderken heyecandan gözlerimden yaşlar düştü.
Annemler çok mutlu olurken abimlere sarılıp tebrik ettik.
Babam 30 koyun kestirirken herkese haber etti. Yarın davet yapıyorduk.
Bu akşam keyifle yemeğimizi yeyip çayları içtikten sonra huzurla odaya girip üzerimi değiştim. Kendimi yatağa bırakırken bugün Ömerle olan konuşmalarımız gelmişti aklıma.
Ömer'in çocukluk aşkı vardı. O kızı düşündüm biraz kim olabilir diye.
Çok şaşırmıştım çünkü Ömerle çocukluk arkadaşı çıkmıştık. Ömer Amerika'ya giderken bende 6 yaşındaydım-
Ne!?
Oha!
Ömer'in çocukluk aşkı bendim!
Beni tarif etmişti orada. Beni 20 yaşındayken bile unutamayıp at hediye etmesinin sebebi de beni sevmesiydi. Bana ' hâlâ
anlamadın mı. ' diye sorarken de bunu ima etmişti. Baranı o kadar çok dövmesi, ' bana ait olana dokunmayacaktın ' demesi...
Şaşkınlıktan küçük dilimi yutmak üzereydim.
Hızla telefonu alıp Ayça' ya mesaj attım.
Siz : Ayça hemen odama gel!
Ayça: niye lan? Ağrın sızın mı var?
Siz: yok
Ayça : altına mı işedin?
Siz: hayır!
Ayça : ırzıma mı geçecen gecenin bu saatinde?!
Siz : Ayça senin aq! Gel odaya birisi bana aşıkmış
Ayça : HEMEN GELİYORUM BEKLE BEŞ DAKİKA BERFE YENGEMLE DİLANI DA ALCAM! ÇEKİRDEKLERİ DE ALIP GELİYORUM.
Siz: lan!
🌹🌹🌹🌹
Bu bölüm de içime sindi!
Arkadaşlar yorum atınnn. Lütfen.
Sizce nasıldı?
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |