2. Bölüm

2. Bölüm

Gizliyazar_1907
ay.gece

2. BÖLÜM: "DÜŞMAN DAVETİ"

 

Yalnızca sevsen olmuyor mu?

Gerek varmı bedenime?

Yalnızca gülsen olmuyor mu?

Bana çatık kaşların değil, sen lazımsın...

 

•••••

 

Yatağın bir ucunda rahatça yatan adamda gezdirdim gözlerimi. Benden o kadar uzaktı ki... Bedeni gibi, kalbi de bana uzaktı.

 

Yataktan kalktım ve banyoya girip kapıyı iki kez kilitledim.

Sanki gece ona teslim olmamış gibi.

 

Aynaya baktığımda boynum yine morarmıştı. Bu adam bana vurmasa da zarar veriyordu. Tiksiniyordum ondan. Nefret ediyordum. Her geçen gün içimdeki ateş alevleniyor, bana cesaret yüklüyordu.

 

Bu cesareti yakın zamanda kullanmayı o kadar çok isterdim ki...

 

Banyoya girdiğimde sıcak suyu açtım ve soğuk su kullanmadan sanki izleri geçecekmiş gibi keseledim kendimi. Gözyaşlarım her gecenin sabahında olduğu gibi yanaklarıma akarken yine ve yine karıştı su damlalarına.

 

Ben her geçen gün ölüyordum. Ama insan aldığı acıdan sonra güçlenirmiş. Buna inanarak geldim bu zamana kadar. Her gecenin bir sabahı var diyerek...

 

Banyodan çıktığımda bornoza sarındım ve sessizce çıktım. O halâ uyurken sinirden ve 1 senedir düştüğüm bu durumdan burnumun direkleri sızladı.

 

Acaba dedim. Acaba onu şu an boğsam ne olur?

 

Ölürüm.

 

Ne vicdan azabından nede kalp krizinden çünkü aşiret beni bu odadan çıkmadan öldürür.

 

Aileme de kızgındım. Kırgındım.

Beni bu adama böyle bıraktıkları için.

 

Daha fazla duramadım orada. Giyinme odasına girdim ve iç çamaşırlarımı giyerek lacivert saten, kemerli yazlık bir elbise giydim.

Altına lacivert, bilekten bağlamalı hafuf topuklu bir ayakkabı giydim.

Saçlarımın suyunu havlu ile iyice aldıktan sonra tarayıp salık bıraktım.

 

Gecenin iğrenç izlerini kapatmak için fondöten kullandım ve biraz da maskara sürdüm. Hafif renkli bir ruj sürdüğümde çıktım odadan.

O halâ uyuyordu. Saat sekiz olmuştu ve işe geç kalacaktı.

 

" Baran..." diyerek başında durduğumda nefesi hâlâ düzeniydi.

" Baran..." diyerek omzundan dürttüm. Keşke şurada geberseydi diyerek duamı ediyordum ki hafif kıpırdandı.

 

Her gecenin bir sabahı olurdu ama ona sabah olmasın istedim.

 

" Ne var ya!? " diyerek huysuzlandı. Sonra lanet ettiğim koyu kahverengi gözlerini açtı ve kafasını ne var dercesine salladı.

 

" Saat 8 ve sen işe geç kalacaksın biraz daha yatarsan " dediğimde bir tepki vermeden ayağa kalktı ve banyoya girdi. Arkasından bir sabır çekerek yatağı topladım ve bana çıkınca kızmasın diye takım ayarlayıp çıktım odadan.

 

Hava bugün güzel gözüküyordu. Normal insanlara göre cıvıl cıvıl bir gündü ama ben renklerini kaybedeli 6-7 ay oluyordu.

 

Merdivenlerden inerken gözümü dün dağınık olan bahçede gezdirdim.

Kocamın düğününün olduğu bahçe de.

 

Dişlerimi sıkarken gözlerini sıkıca kapatmıştım. Onu sevmiyor olabilirdim ama bu üzerime kuma gelmiş olmasını değiştirmiyordu.

 

" Rojbaş Hanımağam! " diyerek bana selam verdi Dilan. Dilan ve Hacer Hanım bizim hizmetlilerimizdi.

" Rojbaş Dilan " dediğimde mutfağa girdim. Mutfakta görmeyi hiç beklemediğim ve varlığını neredeyse unuttuğum kişiyi gördüm. Ayşe. Kumam.

 

Bana bir kötülüğü dokunmamıştı ama zamanla görecektik.

 

" Rojbaş Hanımağam " dedi Hacer bana. Ona başımla onay verirken kız ile göz göze geldik. Utangaç ve mahcup bakıyordu. Takmamaya çalışarak dolaptan yumurtaları çıkardım.

 

" Masa ne kadar hazır Hacer? "

 

" Bir yumurta ile börekler kaldı hanımım. Böreklerin pişmesine de 5 dakika kalmıştır " dediğinde ona dönmeden onayladım. Ayşe öylece kenarda dikiliyordu. Yere kilitlediği bakışlarla öylece duruyordu. Bu durum dikkatimi çekti.

 

O da istemiyordu bu evliliği ve şu an kendini fazlalık gibi hissediyordu. Ki öyleydi ama bu durumu istemeyen birisine kızamazdım ben.

 

" Ayşe " dediğimde Ayşe kadar Hacer de şaşırmıştı. Ayşe başını kaldırdı ve

" Efendim " dedi hızla. Muhtemelen onu ezikleyeceğimi falan sanıyordu.

" Gel de şu yumurtaları çırp " dedim.

 

Yani bu kadarını dediğime şükretsin, emir kipiyle konuşmuşum çok mu?

 

Hızla yanıma geldi ve yumurtaları çırpmaya başladı. Bayağı zayıf bir kızdı ama eli çabuktu. Onları mutfakta bırakarak bahçeye çıktım ve masaya ilerledim. Avzem hanım ve Ferzan sedirde oturmuş sabah sohbeti ediyordu. Beni gördüklerine günaydın dediler. Bende onların yanına otururken Nazlı'yı aradım ama göremeyince hâlâ uyuduğunu anladım. Nazlı ile dün biraz ters konuştuğum için ayağa kalktım ve

" Ben bir Nazlı'ya bakayım. " diyerek çıktım yukarı. Konak üç katlıydı.

 

İlk katında hizmetliler kalırken ikinci katında biz kalıyorduk. Hatta O geniş olduğu için ikinci katta artan 1 oda bile vardı. Naze geldiğinde orada kalıyordu. 3.katındaysa teras, şark odası, teras, Baranın çalışma odası falan vardı.

 

Nazlının odasına girip gönlünü aldığımda birlikte aşağıya indik. Baran gelmiş, masanın başına kurulmuştu. Sağında Avzem hanım, Avzem Hanımın yanında Ferzan vardı. Ayşe ortalıkta gözükmüyordu.

Baranın soluna oturduğumda Nazlı da yanıma oturdu. Herkes kahvaltıya başlarken " Ayşe nerede? " diye sordum. Baran çatık kaşlarıyla

" Mutfakta yiyecek " dedi.

 

Ne demek mutfakta yiyecek? Hizmetli mi bu kız?

 

" Neden? " diye sorduğumda nihayet bana baktı ve " Kuma çünkü " dedi.

Sen şerefsizsen kız ne yapsın? demek istedim ama diyemedim.

 

" Çağır o zaman gelsin " dediğimde tüm bakışlar bana kaydı.

" Ne?" dedi Nazlı.

" Çağır o zaman gelsin, dedim. Madem kızı gelin diye aldınız o vakit gelininiz gibi bakacaksınız " dediğimde herkes şaşırdı. Avzem Hanım kurnazca sırıtarak " Ne yani seninle eşit mi olsun? " dedi.

 

Alayla sırıttım ve " Kimse benimle eşit olamaz daye. Bunu bilmen lazımdı. " dediğimde bozuldu ama belli etmedi. Barana döndüğümde bana çatık kaşlarıyla bakıyordu. Ona emir vermem onu kızdırıyordu.

 

" Kızı masaya çağırırmısın?" Diye sorduğumda kaşları düzeldi ve gülümsedi. " Tabiki sevgili karım " diyerek " Ayşe!" diye seslendi.

Ayşe pek vakit geçmeden mutfaktan çıktığında " Gel masaya otur " dedim.

Şaşırdı. " Efendim?" dedi.

 

" Masaya otur, dedi Hanımağan duymadın mı?" diye yineledi Baran beni. Kız sanki zorla oturtuluyormuş gibi -ki öyle- masaya oturdu.

 

Herkes kahvaltısında devam ederken Ayşe çekine çekine yiyordu. Avzem anne konuşarak bakışları üstüne çektiğinde konu ilgimi çekmişti doğrusu.

 

" Ömer Şanlı Amerikadan dönmüş.

Akşam bizi davet ettiler. Bende davete icabet edeceğimizi bildirdim " diyen avzem hanım rahatça çayını yudumluyordu ama Baran kaşlarını çatmıştı bile. Inşallah bugün baş ağrısından çatlardı

 

" Ben o piçin davetine falan gitmem Daye! Sen hem ne diye kendi başına kararlar veriyorsu-"

 

" Sus Baran! bu zamana kadar hiçbirşeyine karışmadım ama bu sefer dinle beni " dediğinde bardağı masaya koydu ve gözleri biryere dalıp gitti. " Zaten az bir zamanım kaldığını hissediyorum. Hiçbir aşiret ile küs gitmek istemem. Niyetim sulh olmasıdır. " dedi ve keskin kahvelerini Barana kilitledi.

" Bu akşam gidip Şanlılarla sulh yapmazsan sana hakkımı helal etmem. " dediğinde Baran sıkıntılı bir nefes verdi ve bana döndü.

 

Annesine geri döndüğünde " Tamam ulan! Tamam " diyerek ayağa kalktı ve ceketini giyerek kapıya ilerledi.

Bende görevim olarak peşinden ilerledim. Kapıya vardığımda bana döndü ve " Saat 6'ya hazır olun. Açık birşeyler giyme. " dediğinde onu onayladım. Başını sallayarak çıktı konaktan.

 

Saat 5 suları...

 

Dolabımdan hangi elbisemi giysem diye düşünürken zümrüt yeşili yöresel fistanım gözüme çarptı. Abartı değildi ama asildi.

 

Onu askıdan alıp üzerime geçirdiğimde ne kadar yakıştığına baktım. Eskiden olsa ' Gözlerim yeşil, elbisem yeşil! ' diye gülerek dolaşırdım babamın ve abimin yanında. Fark ettim de ne kadar da özlemişim...

 

Bir öksürük sesi duyduğumda arkama döndüm. Nazlı omzunu kapıya yaslamış beni süzüyordu.

 

" Off fıstık! çakmağın varmı? " diye sorduğunda gülümsedim ve " Var, yakayım mı? " diye sordu Bana yaklaştı ve " Ben zaten yanmışım bebek!" diyerek yanağımdan bir makas aldı.

 

Geri çekilirken ikimiz de gülümsüyorduk. Birtek o biliyordu abisinin bana neler yaptığını. Bunun konusunu aramızda pek açmasak da gözlerinde ki mahçup bakışları yakalıyordum arada sırada.

 

" E ben nasıl olmuşum? " diye sorarak etrafında döndü. Mor bir fistan giymişti. " Çok güzel olmuşsun " dediğimde dolabımdan siyah topuklu ayakkabılarımı çıkartıp giydim. Saçlarımı iki yandan ördüm ve üstüne gevşek bir şal atıp tutturdum. Bizim de yöremizde buydu işte.

 

Kasadan altınlarımı alırken birbir taktım ve çantamı da alarak Nazlı ile aşağıya indik. Avzem Hanım giyinmişti bile ve sedirlerde kahve içiyordu. Mavi bir fistan giymiş ağır altınlar takmıştı.

 

Ayşe yine ortalarda yoktu. " Ayşe nerede? " diye sorduğumda bilmem dercesine omuz silkti ve kahveden bir yudum daha aldı.

 

" Dilan!" diye seslendiğimde sedire oturmuştum. Dilan koşarak avluya girdiğinde " Buyrun hanımım " dedi.

" Ayşe nerede? " diye sorduğumda,

" Işler bittikten sonra odasına çekildi hanımım. Yanına uğradığımda kız kardeşi ile konuşuyordu. " dediğinde başımı salladım. " Tamam bana orta şekerli bir kahve yap " dediğimde Nazlı'da hemen atlayarak " Bana da bol şekerli bir kahve yap " dediğinde Dilan onaylayarak girdi mutfağa.

 

Kahveler geldiğinde hafif sohbet içerisinde içtik. Konağın kapısı açıldığında Baran görünmüştü. Bize doğru geldiğinde üçümüz de ayaklandık. Beni baştan aşağı süzdüğünde arzu ve beğeni ile parladı gözleri.

 

" Hazır mısınız? " diye sordu hepimize tek tek bakıp. Yok bu üstümüzdekiler gecelik, demek isterdim ama demedim.

 

" hazırız abi " dedi Nazlı. Baran üstünü değiştirme gereği duymadan

" Gidelim bir an önce " diyerek önden ilerlemeye başladı. Arabalara bindiğimizde Ben ve Baran olmak üzere bir araba. Ferzan, Nazlı ve Avzem Hanımla iki araba. Arkada ki iki koruma aracıyla da dört araba yola koyulmuştuk. Şanlı konağı buraya 30 dakikalık uzaklıktaydı ve ben yol boyunca Baranın arsız sözlerine maruz kalmıştım. Şanlı konağını bu kadar uzağa planlayan müteahhite bile küfrettim.

 

Araba durduğunda tam inecekken

" Benim yanıma yakışır ol " dedi. Onun erkek diye geziyorum diyen yüzüne tükürmek istedim. İçimin dolduğunu hissediyordum. Ne zaman patlayacağımı zaman gösterirdi ama o gün herşeyin değişeceğini biliyordum.

 

Arabadan indiğimizde Baran ve Ferzan önümüze geçtiler. Kapı açıldığında onlardan dolayı kim olduğunu göremiyordum ama sesi tanıdık gelmişti. " Hoşgelmişsiniz " dedi bir kız sesi. " Hoşbulduk bacım" dedi bizimkiler.

 

Kapının önündeki bedenler çekilince kız ile göz göze geldik. Ben şok.

Bu benim üniversitede ki arkadaşım Ceydaydı.

 

" Zerda?" diyerek şaşkınca gülümsediğinde sarılmıştık.

" Neredeydin 1 senedir? Ne numarana ulaşabiliyoruz kızlarla nede sana. okuldan da ayrılmışsın " dediğinde burukça gülümsedim ve " Evlendim. " dedim. Dondu kaldı. İleride arkası dönük bir adamla konuşan Baranı işaret ettim. " Baran Beyoğlu...Kocam " dediğimde yüzünde acı bir ifade oluştu.

 

Üniversitede yakın bir arkadaşımdı Ceyda. Çok iyi anlaşırdık ve hayallerimizi bile paylaşırdık. Tüm Siirt'in duyduğu gibi onlar da duymuştu üstüme kuma geldiğini ve Baranı kınıyorlardı. Büyük aşiretlerden yalnızca iki tanesi kuma almıştı. Birisi bizdik ve diğeri ise Turgay lardı.

 

" Çok...Üzgünüm " dedi fısıltı ile konuşurken. Gözleri dolmuştu.

 

Kapı önünde durduğumuz için ayıp olmasın diye yanda bizi izleyen yabancı kadınlara ilerledim.

Birisi Ceyda'nın ablasıydı. Bana fotoğraflarda göstermişti zamanında.

 

" Merhaba ben Mehri Şanlı. Şanlıların büyük kızıyım. " dediğinde "Memnun oldum, bende Zerda Asrın . Beyoğluların gelini ve hanımağasıyım " dediğimde Beyoğlu dememiştim. Şaşırsalar da ses etmediler.

 

Yandaki sarışın kadına çevirdim bakışlarımı. Hiç buralı durmuyordu.

" Ben Şanlıların büyük gelini Hazar Ağanın eşiyim. Esra. " dediğinde gülümsedim ve " Memmun oldum dedim. "

 

Sonda ki ciddiyetle ama yumuşak hir yüzle bakan yaşlı kadına elimi uzattım. " Ben Sevda Şanlı. Hâlâ Şanlıların Hanımağasıyım. " dediğinde omuzlarımı dikleştirdim ve ciddiyetle " Memnun oldum " dedim. Az önce kim olduğumu duymuşlardı zaten.

 

Benim ardımda selamlaşarak gelen Nazlı ve Avzem Hanıma hir bakış atarak Baranın olduğu yöne döndüm. Kimse yoktu. Oturma odasına çıkmış olmalılardı.

 

" Bu taraftan buyrun " dedi Esra eliyle merdivenleri göstererek. Merdivenleri çıkarak bir odaya girdik. Kadınlar ayrı, erkekler ayrı oturacaktı anlaşılan. Kadınlarla koltuklara otururken ortada ki masaya hizmetliler biraz sonra teker teker taşımaya başladı yemekleri. Her çeşit vardı.

 

" Zerda, biraz terasa gelsene konuşalım seninle " dedi Ceyda odadan açılan kapıyı gösterip. Onu onaylayıp kapıdan terasa çıktığımızda burasının manzarasının daha güzel olduğunu fark ettim. Bu konak yapılalı 5-6 sene oluyordur en fazla diye düşünüyordum. Hem şehir merkezinden ve şehirden biraz uzakta olduğu için çok hoş duruyordu ama tehlikeli değil miydi?

 

Siirt, doğu tarafında ve biraz da sınırda kaldığı için fazlaca terörist baskını yiyen bir şehirdi. İnsanlar genelde merkezi yerleri tercih ederdi ama Şanlı ailesi için bu geçerli değildi anladığım kadarıyla.

 

" Merkezden uzakta olmak korkutmuyor mu? " diye sorduğumda Ceyda hafifçe gülümsedi ve bir dağı gösterdi. Oldukça yakındı.

" O dağın arkasında büyük bir ladakol var. Komutanlardan birisi Ömer abimin arkadaşı olduğu için biraz yararlandık diyelim. Hem kapıda yüz tane adam var " diyen Ceyda neşeyle anlatırken özenmeden edemedim. Eskiden birbirimize çok iyi ayak uydururduk ama onun şu anki hali bana o kadar yabancı gelmişti ki...

 

" Anladım..." diye yanıt verebildim sadece. Bana baktı ve hüzünle gülümsedi. " Sana sormak istediğim o kadar çok şey var ki... Ama şimdi seni sıkboğaz etmek istemiyorum. İstersen anlatırsın. " dediğinde anlayışla gülümsemişti.

 

" Sende hiç bahsetmedim Siirtli olduğundan. 3 sene boyunca bunu birbirimize nasıl sormadık hayret ediyorum doğrusu " dediğinde gerçekçi bir şekilde gülümsedim.

" Bende anlamadım o kısmı. " dediğimde ikimiz de güldük.

 

" Seninde öve öve bitiremediğin Ömer abinin ağa olabileceği aklıma hiç gelmedi. " diye söylendiğimde kahkaha attı ve " Aşiret olduğumuzu ben söylemek istemedim."dediğinde anlayışla başını sallayan ben oldum bu sefer.

 

Ayıp olmasın diye çok olmadan içeri girdik. Çay faslı başladığından dolayı 2 saat boyunca koyu bir sohbet ettik.

Bu sırada Mehrinin de nişanlı olduğunu ve 2 gün sonra da düğününün olduğunu öğrendim.

 

Kızlarla sohbet ederken telefonum çalmaya başlamıştı. Baktığımda ise kuzenim Ayçanın aradığını gördüm. Beni sık arayan birisi değildi ve annemlerle de aynı konakta yaşıyorlardı.

 

Terasa çıktım ve küçük tabureye oturdum. " Efendim?" Diye açtığımda ilk önce bir burun çekme sesi geldi ardından da " Zerda hemen gelmen gerekiyor, Azat abim kaza yaptı..."

 

Azat abim kaza yaptı...

Azat abim kaza yaptı...

Azat abim kaza yaptı...

 

" Ne?!"

 

Abim kaza yapmıştı. Benim küçüklük arkadaşım, canım, kanım,bana masal okusun diye cilve yaptığım abim...

Azat Asrın kaza yapmıştı ve ben nefes alamıyordum.

 

" Hastahanedeyiz, doktor durumu kritik herşeye hazırlıklı olun dedi " derken telefon elimden düştü. Gözyaşlarım yananlarıma süzülürken yer ayaklarımın altında kaydı.

 

En sonunda ise bilincimi kaybettim...

 

 

-BÖLÜM SONU -

 

Bölüm : 15.02.2025 17:03 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...