
🌱🌱
1 SENE SONRA
Siirt'in geniş arazisi tıklım tıklım olmuştu ve biz bu alandan çıkmaya çalışıyorduk.
Nerede miydik?
Ömer'in aşiretine bağlı birisinin düğünü vardı ve bizde ailecek düğüne gelmiştik. Tüm düğün boyunca Esra ve Ceyda ile dedikodu yapmış, az ilerde arkadaşları ile sohbet eden kocamı kesmiştim. Hakkımdı.
" Ay Ömer çıkart bizi burada ölüyorum. " Dedim. Ben aslında yine iyiydim de Esra ve kucağında ki minik yeğen daha kötüydü.
" Az sabret güzelim. Çıkıyoruz. " Dedi Ömer.
Ona şuan güzelim miyim gerçektenn diye yılışmak vardı ama ortam müsait değildi.
" Ay valla hamile olsam şimdiye kadar doğurmuştum bu ne be! " Dedi Esra.
" Çıktık çıktık. Gel yavrum. " Dedi Hazar Abi eşine. Kendi arabalarına doğru ilerlerken Ömer'e selam verdi.
" Konakta görüşürüz. "
" Görüşürüz abi. "
Ceyda da onlarla giderken bende kocamla arabamıza binmiştim.
Kocam!
Tam bir senelik kocam!
Bugün evlilik yıldönümüz olduğunu unutan uyuz kocam!
Evet, bugün evlilik yıldönümümüzdü ama Ömer Bey hatırlamamıştı. Bakalım gece yarısına kadar hatırlayacak mı? Eğer ki hatırlamazsa... Yarın avukat ile görüşüyorum.
Şaka şaka. Ben bu adamı yolda bulmadım. Ölene kadar bırakmam.
Arabaya yerleşince güncel bir şarkı çalmaya başladı. Şimdi konağımızın yolunu tutuyorduk.
Bizim konağın yanında ki konağımız(!)
Evet.
Ömer ve ailesi seneler evvel zaten bizim konağın yanında ki Saray gibi konakta kalıyormuş ama babamlarla araya küslük girince taşınmışlar. Şimdi ise geri taşındık. Sevda annem zaten yoktu. Nasıl mı? Annem ve yengem Asiye ile beraber yaylaya çıkmışlardı. 1 senedir arada sırada torun sevmeye gelseler de genelde oradaydılar.
Asaf ve Dilan ise bizim yan konağımız olan Asaf'ın babasına yani amcama ait olan konağa yerleşmişlerdir. Bir tane kız evlatları vardı onların da.
Son bir senede neler değişmemişti ki...
Ayça benim düğün gününde bahsettiği Ömer'in arkadaşı olan elemanla nişanlanmıştı ve 2 gün sonra düğün vardı.
Azat abim ve Berfe yengem iki çocukta kalmışlardı ama olsun. Çok tatlı Fırat ve Dicle'miz vardı vesselam.
Ceyda hâlâ besbekar olmakla beraber Esra ve Hazar çifti ise biricik oğullarıyla mutlu mesut yaşıyorlardı.
İşler tıkırında ilerliyordu yani.
Ben mi?
Ben hâlâ aynıydım. Tek farklı olan şey Ömer'le benim her geçen gün birbirimize olan sevgimizin arttığı gerçeğiydi.
Bebek mi?
Şuan yoktu. Asla hamile kalamam sanıyordum ama doktora gitmiş ve sorunun bende olmadığını öğrenmiştim. O zamanlar bile, tüylerim diken diken oluyordu, sorun aslında o herifteymiş. Piç kurusu benim adımı çıkarıp üzerime kuma getirmişti birde.
Biz ne olur ne olmaz diye İstanbul'da en iyi doktorlara gitmiş ve bu durumu teyit etmiştik. Ömer hiçbir şekilde beni zorlamamıştı doktor mevzusunda. O " Herşey hayır işi güzelim. Ben seni bana vereceğin çocuklar için sevmedim. Seni her halinde seviyorum. " Demişti. Ama ben ona bir evlat vermek istiyordum. Anne olmak istiyordum.
Olacaktım da bir gün inşallah.
Ömer'in telefonu çalması ile beraber düşüncelerden sıyrıldım. O telefonu kulağına götürdü.
" Alo... "
....
" Ne? Nasıl oldu bu? "
.....
" Geliyorum hemen. Bir işi de bensiz becerin. "
Telefonu kapattığında bir terslik olduğunu anladım. Çünkü Ömer hiçbir zaman adamları ile bu şekilde kabaca konuşmazdı.
" Ne oldu? "
Yüzünde gergin bir ifade varken,
" Yeşil Hare'de çok büyük bir kavga olmuş. Beni bekliyorlar. Seni konağa bırakayım ben. " Dedi.
Hemen karşı çıktım. " Hayır Ömer! Seni yalnız bırakamam. Karışmıştır oralar şimdi. "
" Güzelim seni oraya o durumdayken götüremem." Dedi.
" Bende geliyorum. İtiraz istemiyorum. " Dedim.
Oflayarak, " Arabada oturacaksın ama tamam mı? " Dedi.
" Tamam. Hadi gidelim. " Dedim.
Arabasını hızla o yere doğru sürerken yol boyunca arabanın içi sessizdi. Gergindi ve bunu yüz ifadesinden anlıyordum.
Yeşil Hare'ye geldiğimiz de mekanın girişi ve etraf bomboştu.
" Nerede bunlar be? "Dedim.
Kaşlarını çattı ve arabanın kapısını açtı. " Sakın çıkma. Arabada kal. " Dedi.
Kalbime bir sis bulutu gibi çöken huzursuzlukla beraber bende indim. Bana kızgınca baktı " Arabada kal Zerda'm. '' dedi.
Tabiki de onu dinlemedim.
Başımıza gelen onca şeyden sonra bu durum beni epeyce işkillendirmişti.
" Sus Ömer. Yürü bakalım. " Dedim. Beni arkasına alarak mekana doğru ilerledi. Onun ardındayken zaten birşey göremiyordum.
Uzun boylu, geniş omuzlu bir kocam vardı vesselam.
Şuan ne düşünüyordum ya!
Tövbe tövbe.
" Ömer, göremiyorum senin yüzünden birşey. Çekil az. " Dedim. Beni daha çok ardına alırken güldü.
" Güzelim biraz bekler misin. Önce ben bir bakayım. Tehlike varmı yok mu? "
Mekana girmiştik. Çıt ses yoktu.
" Tehlike varmıymış? " Diye sorarken beni yanına çekti. Mekan harbiden bomboştu ve ortada bir masa duruyordu. Loş ışıklarla aydınlatılan ortam, gül yaprakları ile süslenmişti. Baya romantik bir ortam yaratılmıştı.
Şoktaydım.
Bana oyun oynamıştı.
" Sen... " Dedim. Sinir yerine içimde tarifi imkansız bir mutluluk ve heyecan oluşmuştu. Sürpriz hediyelere ve davetlere Ömer sayesinde artık alışmıştım. Ama bu bambaşkaydı.
" Tehlike var orman gözlüm. Kalbim tehlikede mesela. " Dedi kulağıma doğru. Mekanda bir müzik sesi duyulurken kendimi onun kollarında buldum. Erimiş bitmiştim adeta.
Bu müzik bizimdi. Bizim şarkımızdı.
Senin eşkin meni düşürdü dile
Ne çe aşık olur bülbüller güle
Senin eşkin meni düşürdü dile
Ne çe aşık olur bülbüller güle
Hasreti çektim, gönül verdim
Seni sevdim men
Hasreti çektim, könül verdim
Seni sevdim
"Hayatımın en mutlu 1 senesini geçirdim seninle. Sabah seninle uyanmak ve gece seninle uyumak o kadar güzel birşeydi. Hele kıyafetlerime.. " Bir eli elimde diğeri belimdeyken boy avantajını kullanarak saçlarıma burnunu sürttü.
" Yatağıma kokunun bulaşması nasıl bir duygu asla anlayamazsın orman gözlüm. "
Biraz cilveli biraz imalı bir şekilde gülümsedim. " Doğru anlayamam.
Anlamaya da çalışmadım çünkü her zaman seni yaşadım ben. Tıpkı seninde dediğin gibi sabahları seninle uyanmak, gece seninle uyumak, teninde soluklanmak... Asla anlam veremeyeceğim bir büyüklükte. "
Dudaklarını alnıma bastırdı ve gözleri gözlerimle buluştu.
" Ölene kadar sevgilim.
Ölene kadar seninim. Ömrümün yettiğince o güzel gözlerine bakmak istiyorum. " Dedi.
Bana, benim için inşa ettirdiği bu mekanda, bizim için en özel anılara sahip bu yerde dakikalarca iltifat etti. Hislerini söylüyordu ama ben artık bulutların üstündeydim.
Arka planda ise bizim şarkımız çalmaya devam ediyordu.
Böyle bir güzele, eşkimi tezele
Şiire, gazele könül verdim, şiire gazele
Böyle bir güzele, eşkimi tezele
Şiire, gazele könül verdim, şiire gazele
2 GÜN SONRA
Ayça heyecanla mikrofona eğildi ve
" Evet! " Dedi. Yanında ise aşkından deli divane olduğu, birkaç saniyedir kocası olan Boran vardı.
Ayça'nın nikah şahidi olarak bende onayladım. Boran'ın da nikah şahidi Ömer'di.
Düğün boyunca Ayça'nın yüzündeki mutluluk beni benden aldı. Çok sevinmiştim onların adına. Neler çekmişlerdi. Özellikle Ayça benim için neler yapmıştı. Hiçbirinin karşılığı ödenmezdi.
Deliler gibi dans ettik. Halayların başında çoğunlukla ben vardım. Bir oraya bir buraya koştururken Ömer sürekli yanıma geliyor ve beni uyarıyordu. "Dikkatli ol güzelim". "Sakin ol Orman gözlüm "
Sabah yoğun bir mide bulantısı ile uyanmıştım. Güneş geçmişti muhtemelen başıma. Dün Ayça'nın kınasını konağın avlusunda yapmıştık. Hazırlıklarla birebir ben ilgilendiğim için sıcakta için parçalanmıştı.
İki gündür yorgunluktan ölüyordum.
Takı töreni gerçekleşirken yakın akrabalar harici de artık tek tek gitmeye başlamıştı. Ama bizim eğlencemiz daha yeni başlıyordu.
Asaf orkestraya dönerek el işareti yaptı.
Bir kolbastı çalarken herkes Asaf'ın bakıyordu. Ayça o kocaman gelinliğiyle oynayamacağına göre birtek ben kalıyordum.
Bana gel gel işareti yaptı.
Ölüyordum yorgunluktan, onun birde Karadeniz damarı tutunca pistte hep hızlanırdı.
" Kız gel ha buraya! " Dedi. Ömer koca bir kahkaha patlatırken " Kolbastı he? Enteresan. " Dedi.
Ona göz kırptım ve " İzle. " Dedim.
Her zaman dercesine baktı bana. Ortaya Asaf'ın yanına geçmiştim. Elbisemi bir elimde topladım ve topuklu ayakkabılarımı bir kenara attım. Gece mavisi, ince askılı, uzun ama dizinin biraz üstüne kadar gelen yırtmaçlı elbisem vardı.
Asaf oyuna girerken bende onunla beraber oyuna giriş yaptım. Aynı hareketleri senkronize bir şekilde ritimde uygun atarken alkışlar kulağıma geliyordu. Şuan burada 100 kişi falan vardı ve hepsi yakın akrabaydı. Yarısı karadenizli yarısı Siirtliydi.
Asiye yengem yanımıza geldi ve elindeki paraları bize attı. Ben kahkaha atarken birkaç kişi de aramıza katılmıştı.
Bu kolbastıyı hızlı bir horon takip etti. Bizim Kürtler köşeden izlerken sıra Trabzon'un uşaklarındaydı. Tabi bende oynuyordum. Karadeniz aşığı bir Asaf ve Ayça ile büyümüştüm sonuçta.
Ömer de ben horondayken bu yana doğru ilerledi. Kaşları çatıktı ve yanımda horon tepen genç adama bakıyordu. Kıskanmıştı. Hemen aramıza girerken hiç yabancılık çekmeden oyuna devam etti.
Horon biliyordu bizim ağamız. Halay tercihiydi ama.
Kulağıma doğru eğilip, " Beni deli ediyorsun. " Dedi.
" Neden? "
Bana nedeni mi var der gibi bakınca güldüm.
Biraz daha oynadıktan sonra oturma vaktim gelmişti anlaşılan. Halsizlik vurmuştu bir anda. Kesin nezle olacaktım.
Düğün yavaş yavaş biterken Ayça ile vedalaştık. Gece yarısını geçtiği için onlar kendi konaklarına, yarın da balayı için Kıbrıs'a geçeceklerdi.
Salon bomboş olurken Berfe yengem ve Azat abim arabaya bindiler. Asaf ve Dilanla beraber arabaların olduğu yere giderken başım dönmeye başladı. Geçecek diye beklerken Ömer'in kolunu tuttum. Çaktırmamaya çalışıyordum ama kulaklarım da uğuldamaya başlamıştı.
" Zerda iyi misin? Betin benzin atmış." Dedi Dilan. Bakışlar bana dönerken durdular. Abim de arabasından inip,
" Hadisenize oğlum. Ağaç olduk. " Derken gözleri benim üstümde durdu.
Daha fazla dayanamayarak sendeledim. Kafamdan aşağı kaynar sular dökülür gibiydi cidden.
Ömer panikle beni düşmeden kucaklarken kendimden geçmiştim. Gözlerim kapanırken korku ve panik dolu sesleri duydum.
Sonrası ise koca bir karanlık.
🌹🌹🌹
Gözlerimi açtığımda hastahanedeydim. Ömer, abim ve Dilan vardı yanımda. Berfe yengem çocuklar olduğu için eve geçmişti ben uyanınca. Asaf ve Dilan'ın uşağı da götürmüştü. Tahlillerin çıkmasını bekliyorduk.
Herkes yorgundu birde benim için endişelenmişlerdi.
" Abi, Asaf hadi siz gidin. Vallahi iyiyim birşeyim yok. Kan şekerim düştü kesin. " Dedim. Abim katiyyen olmaz diyerek reddetti. Asaf da aynı şekilde. Dilan zaten koltukta uyukluyordu.
Doktor içeri girerken doğrulmaya çalıştım.
" Kendinizi yormayın Zerda Hanım. " Dedi doktor eliyle beni durdurarak. Dilan da uyanarak hızla ayaklandı.
" Karımın nesi var doktor bey? " Dedi Ömer. Ödü kopuyordu birşeyim çıkacak diye.
" Önemli birşeyi yok. Açlık kan şekeri düşmüş sadece. " Dedi doktor. Herkes derin bir nefes verirken " Ben demiştim. " Dedim.
" Birde... " Dedi doktor.
Herkes korkuyla ona dönerken bu sefer bende korkmuş gibiydim. Çünki doktorun yüz ifadesi düşmüştü bir anda.
" Birde ne doktor bey? " Dedi abim.
Doktor bana bakarak bir anda gülümseyince, " Tebrikler Zerda Hanım. 3 aylık hamilesiniz." Dedi.
3 AY MI?
HAMİLE MİYİM?
HAMİLE 3 AY MİYİM?
NE?
Ben çok büyük şok olurken Ömer'in gözleri şaşkınlıkla büyümüş ve bir anda " Allaaaaaahhhh. Baba oluyorum Baba! " Diye haykırmıştı adeta. Acildeki hemşireler ve hatta hastalar bile onun bu çıkışına kahkaha atmış. Alkışlamışlardı. Tebrik sesleri yükselirken gözyaşlarımı serbest bıraktım.
Anne oluyordum...
Anne...
Şuan karnımda bir can taşıyordum.
Sevdiğim adam ile ikimizin bir parçası.
Senelerdir hayalini kurduğum bir can...
Ömer ile sarıldığımız o an aramızda bir minik olduğunu öğrendiğimiz ilk andı. Bundan 6 ay sonra hayatımızda çoğu şey değişecekti.
" Allahım sana şükürler olsun. " Dedim fısıldayarak. Ömer ile dakikalarca sarıldık. Ensemde bir ıslaklım hissettiğim o an ağladığını anladım.
Biz ki çocukluk aşkıydık. Birbirimizin çocukluğunu görmüş, bir yere kadar beraber büyümüştük. Şimdi de bir çocuk büyütecektik. Hemde bizim çocuğumuz.
Kâh rüyalarımı kâh kabuslarımı süslemişti bir zamanlar bunun hayali. Bir kısımda beraber, çocuğumuzla mutlu olurken bir kısımda...
1 senedir rüyalarıma, kabuslarıma bile girmemişti o oğlan çocuğu. Bana küstü sanmıştım. Veya evlat sahibi olamayacağımı düşündüğüm için girmez olmuştu bilmiyorum.
Şimdi ise gerçekti.
Bizim bir bebeğimiz olacaktı.
Abimle de sarıldım ve dakikalarca onunla ağladım. Gözyaşlarım sel olmuştu sanki. Abim ise kendini hiç gizlemeden ağlıyordu.
" Dayı oluyorum anasını satayım. Dayıı. " Diye seviniyordu. Ayrıldığımızda bile sayıklıyordu. Sonra Ömerle sarıldılar.
İki kan kardeş... İki canım.
Asaf ve Dilan da duygulanmıştı ama doğal olarak bizim kadar değil. Onlar da bana sarılarak tebrik etti.
O gece sabaha kadar uyuyamadık. Evimizde, kocaman konağımızda sabaha kadar gelecek hayalleri kurduk. Bebeğimizin odasını hayal ettik. Acaba kime benzer diye kavga bile ettik. O bana benzeyeceğine adı kadar emindi ama bende emindim. Rüyamd gördüğüm o çocuk Ömer'in kopyasıydı.
Erkek olursa ona benzeyeceğine adım gibi emindim. Kızım olacağını hissetmiyordum ama olsa yine aynı mutluluğu yaşardım. Kız-erkek ayrımı yapmazdım asla ama ben zaten bir evlat sahibiydim. O evlat sevgisini tatmıştım.
O erkek çocuğunun kokusunu, tenini hissetmiştim bir kere. Onun özlemi vardı bende. Rüya bile olsa kokusu burnumda tütüyordu.
O günden sonra çocuğuma bir günlük tutmaya karar verdim. Onun doğumuna kadar yaşadıklarımı bir bir aktardım o günlüğe.
Olurda bana birşey olursa, onu ne kadar sevdiğimi bilsin diye nakşettim kelimelerimi.
Hislerim doğruydu. 4.ayda cinsiyetini öğrenmiştik. Erkek olacaktı. Oğlumuz olacaktı.
O günden sonra odasını yaptık yavrumun. Her köşesinde babasıyla benim emeklerim vardı. Duvarları babası boyamıştı mesela. Eşyaları beraber monte etmiştik.
Kıyafet alışverişini tek tek özenle yapmıştık. Onun için dayısı, yengeleri, teyzeleri birsürü şey almıştı.
Herşey şimdiden değişmiş gibi hissediyordum. Asla kötü anlamda değildi. Aksine epey iyi anlamlar yüklüydü.
Neredeyse her akşam beraberdik. Bazen Hazar abilerde, bazen abimlerde, bazen Asaflarda, bazende bizdeydik.
Birgün Ömer elinde bir albüm ve desteyle çıktı geldi yanıma. Benim, ailemizin beraber olduğu fotoğraflar vardı elinde. 8.ayıma kadar çekindiğim onlarca fotoğraf.
Bir albüm yaptım beraber.
4.ayda bile belli olmayan karnım ile yaptığımız bebek odasında poz vermiştik Ömer ile. Onun bir elı karnımda bir elı omzumdaydı.
Sonra 6.ayda bir anda kocaman olan karnımı görünce istemeden gülme aldı beni.
" Şuna bak Ömer, bir anda damacana gibi olmuşum. "Dedim. Erkek çocuğu annesine güzellik katar derlerdi de inanmazdım. Hamilelik güzelliği denilen şey gelmişti galiba bana.
Hele yanaklarım çıkmıştı, Ömer sürekli mıncıklayıp duruyordu.
" Sen her halinle güzelsin. Hatta şimdi daha güzelsin de neyse. " Dedi.
Gözlerim kocaman olurken " Ha sen beni normalde beğenmiyon? " Dedim.
Kocaman kahkaha atarken, " Hayır. Demek istediğim, hamileyken daha güzelsin ya, böyle çocuk mu yapsak arada. " Dedi.
Beni de gülme alırken artık 8.5 aylık karnıma elimi koydum. Çatlaklar oluşmuş, bazen gülerken acıyordu.
" Daha bismillah Ömer, çocuğu sağ salim alalım kucağımıza. Duyacak şimdi seni küsüp gelmeyecek. " Dedim.
Ömer gülerken karnıma bir öpücük kondurdu. Tam o anda bir tekme darbesi gelince yerimden sıçradı.
" Ay. "
Ömer endişe ile " Noldu. " Dedi.
" Tekme attı paşamız. " Dedim.
Ömer gülerek karnımı okşadı ama o dokundukça tekme atıyordu. Eline vurdum en son. " Az dokunma, patlatacak karnımı. " Dedim gülerken.
"Hele bir gelsin topçu yapacam ben bunu. " Dedi.
Böyle böyle konuşurken akşam olmuştu. Hazar abimlerde yemek yiyeceğimiz için hazırlandım ve onlara geçtik. Annemler de gelmişti artık son aylarım olduğu için. Bana yardım ediyorlardı.
Güzel bir akşam yemeğinden sonra karnıma ufak ufak ağrılar girmeye başladı. Geçende bunun yüzünden gittiğimiz için biliyordum, doktor bu son haftalarda normal olabileceğini söylemişti. Şiddetlenirse hemen gelin demişti.
Karnımın ağrısını kimseye belli etmiyordum. Kahvelerimizi içerken güzel bir sohbet yapıyorduk.
" Çocuğun isminde karar verdiniz mi? " Dedi Esra.
Ömer'le göz göze gelirken " Evet. " Dedik aynı anda.
Bana müsade tanırken, " Miran
Cesur " Dedim. Herkes memnuniyetle bakarken Ömer'in gözleri gözlerimi delip geçiyordu.
Öldürüyordu bu adam beni. Ölüyordum onun için.
🌹🌹🌹
Gece yarısı şiddetli bir ağrı ile uyanmıştım. Yine de Ömer'i rahatsız etmemek için sessizce kalkmış, biraz konağı turlamıştım. Odaya geri dönerken yatağa oturdum ama oturamaz halde olunca acıyla inledim. Biraz haykırmış da olabilirim. Bacaklarımda sanki bir su damacanası patlamış gibi olurken sırılsıklam oldum.
Ömer sesimle hızla kalkarken " Zerda! Noldu. " Dedi.
Ama acıyla inlemekten başka birşey yapamadım.
Suyum gelmişti.
Ağlıyordum. Daha çok erkendi. 8.5 aylıktı ve haftasını doldurmamıştı daha.
" Ö-ömer! Suyum geldi. " Dedim. Ömer hızla ayaklanırken ne yapacağını bilemez haldeydi. Oysaki prova yapmıştık.
" Hay sikeyim! Ne yapacağım. " Dedi.
Sanki ona ' beni doğurt ' demişim gibi davranıyordu. Acıyla karışık sinirle bağırdım. " Git annemleri çağır! Koş! " Dedim.
Sevda Annem ve benim annem buradaydı Allah'tan. Baba adayımız çok telaşlı olduğu için hiçbir halt yapamayacaktı.
Birkaç dakika sonra annemler hızla gelirken Sevda Anne abimi aramıştı.
Abim arabayı sürecekti anlaşılan. Ömer bu halde hiçbirşey yapamazdı çünkü.
" Kızım sakin ol. Derin derin nefesler al. " Dedi annem. Saçımı okşuyordu.
" Ömer hastahane çantasını al hemen arabaya götür " Dedi Sevda anne.
Ömer odanın içinde koşarak çantayı aramaya koyuldu.
" Çanta nerde? " Diye sormaz mı birde?
" Ebenin-Ahh! "
Annem beni kaldırıp aşağı indirirken Sevda anne de diğer koluma girmişti.
Ömer artık aramızda değildi galiba.
Berfe Yengem'le avluda karşılaştık. Çocukları Dilan'a bırakmıştı. O da gelecekti muhtemelen.
Ben arabaya binerken müthiş bir acı içindeydim. Bir yanıma annem diğer yanıma Ömer otururken, Sevda anne öne oturmuştu. Abim de direksiyon başındaydı. Bana üzülen gözlerle ve korkuyla bakıyordu. Berfe yengem de Asafla arka arabadaydı.
Hastahane yolunda hızla ilerlerken aşağı bölgeye bir baskı yapılmasıyla çığlığı bastım.
" ALLAHIMMM "
Ömer benimle nefes alıp verirken oldukça komik görünüyordu ama gülememiştim bile. Yaşlar sicim sicim
yanaklarıma akarken annem kulağıma dualar okuyordu. Gecenin bu saatinde bile arabalar yolu tıkamıştı resmen. Abim camı açarak küfürler ediyor, kornaya basarak milleti solluyordu.
Arabanın içi mahşer yeri gibiyken hastahaneye sonunda varmıştık.
Beni hemen sedyeye alırlarken doktorum doğumun başladığını söyledi.
" Ama-ama daha var! " Dedim. Doktor yapacak birşey kalmadığını, bebeğin kafasının geldiğini söyleyince tüm dış dünyayla bağlantımı kestim sanki.
Benim haykırışlarım ve gözyaşlarımın arasından Ömer'in de korkuyla gözleri kıpkırmızı bana baktığını gördüm. Elimden sıkıca tuttu güven vermek istercesine. Ben hazırlanıp doğumhaneye girerken Ömer alnıma bir öpücük kondurdu.
" Sizi seviyorum, seni seviyorum orman gözlüm. Sağ salim gelin bana. " Dedi. Gözlerinden yaşlar akmaya başlarken ellerimiz ayrılmak zorunda kaldı.
Dudaklarımın arasından " Ömer.. " Çıktı sadece inlerken.
Ve kapılar kapandı. O doğumhanede yalnız kalmıştım sanki.
Ah hayır, birde bebeğim vardı.
Canımdan çok sevdiğim bebeğim.
" Hazır mısın güzelim? " Dedi ebe kadın.
Hazır mıydım? Hayır.
O bebeği kollarımda istiyor muydum?
Sonsuza kadar evet.
Kafamı sallarken bana birden gelen ağrı ile ıkınmak zorunda kaldım.
Ve benim tam 46 dakika süren savaşım başlamıştı.
🌹🌹🌹
İLAHİ BAKIP AÇISI
Doğumhanenin önü ana baba günü gibiydi ama Ömer kimseyi görmüyor gibiydi. Kapının hemen önündeydi. Birşey olsa sanki elini uzatıp onları koruyabilecek gibiydi.
Sakın olması lazımdı. Ama olamıyordu.
Biriciği, orman gözlüsü tam 45 dakikadır oradaydı.
" Niye çıkmadılar? Ne oluyor? " Diye dolandı. Sesler kesilip bakışlar ona döndü. Kuran okuyan Sevda ve Hanife Hanım bile sıkıntıyla nefes verdi.
" Sakin ol oğlum, Yengen 1.5 saatte çıkmıştı. " Dedi Azat.
" Sizinki ikizdi Azat. " Dedi Ömer dolanırken.
Tam o anda kapı açıldı. Sırtı kapıya dönük olan Ömer hızla arkasını döndü ve işte o an dünya durdu sanki.
Saat 4.57 geçiyordu. Nisan ayının 18'iydi. Hemşirenin kucağında ise mavi kundaklar içinde Miran Cesur duruyordu.
Tüm sesler sustu sanki. Bakışlar baba ve oğul arasında gidip geliyordu. Herkes duygulanmıştı.
Ömer yavaş adımlarla oğluna ilerlerken çipil çipil bakan oğluna kavuştu sonunda. Kucağına almaktan korktu, nasıl tutacağını bilemedi. Hemşire oğlunu kucağına yerleştirirken oğluyla göz göze geldi.
Yeşil gözleri vardı oğlunun. Tıpkı annesi gibi...
Bilmiyordu ki aslında onun kopyası olduğunu, sadece gözlerinin annesine benzediğini...
" Eşim nasıl? Zerda'm nasıl? " Dedi Ömer hızla.
Hemşire gülümseyerek, " Doğum bittiği anda bayıldı. Şuan kontroller yapılıyor, 1-2 saat sonra normal odaya alırız. " Dedi.
Herkes mutlulukta birbirine sarılırken Ömer de tekrar oğluna baktı. Hemşire'ye, " Eşim onu kucağına aldı mı? " Dedi.
Hemşire, " İlk onun kucağına verdik. " Dedi.
Ömer'in gözünden bir damla yaş düşerken oğlunun kafasına minik bir buse kondurdu. " Hemen annesinin kokusu sinmiş. " Diye fısıldadı. Kolları arasında ki minik anlamış gibi hareketlendi.
Miran Cesur 8.5 aylık doğmasına rağmen tam gününde doğan bebekler gibi sağlıklıydı. Küvez'e koymaya gerek kalmamıştı.
Saatler sonra Zerda odasına alındı ve herkes odaya girdi. O uyanana kadar oda mavi tüller ve bak onlarla süslenmişti. Yatakta yorgunlukla uyuyan Zerda yanıbaşına konan beşikteki oğlunun sesiyle uyandı.
Tebrikleri ve sarılma şeyleri hızla biterken onun gözü eşi ve oğlundaydı. Kucağına verdiklerinde ağlamaya başladı. Ömer gelip sarıldı onlara.
Zerda'nın hayallerindeki o sıcak yuva tam olarak buydu.
Onların üçünün fotoğrafını çektiler, ardından komple bir aile fotosu aldılar.
O andayken Zerda'nın aklına düştü düşünceler.
Her zorluğun bir çözümü olduğunu, çözüm için ise o zorluklara göğüs germek gerektiğini...
Oğlunun kulağına fısıldadı.
" Ben Zerda Şanlı, senin annen...
Neler çektiğimi bir bilsen şimdiden sıkılırdın bu dünyadan ama annen baban gibi bir kahramanla karşılaştığı için çok şanslı.
Ve sen... Miran Cesur Şanlı, onun gibi bir baban olduğu için çok şanslısın. "
Herşeyden habersiz hayatının iki anlamına bakan Ömer ise aynı şeyleri düşünüyordu.
Bu hikaye onlar için mutlu bitmişti.
Seneler boyunca mutlu bir aile olarak yaşamışlar, çektikleri acıların sefasını sürmüşlerdi.
Miran Cesur'a kardeş olarak Hazel doğmuştu. Tıpkı annesine benzemiş, abisi gibi büyümüş, serpilmişti...
Kimse bu hikayenin sonunu tahmin edemezdi başta. O kadar çıkmaz bir durumdaydı ki...
Herşeyi güzelleştiren onların sevgisi oldu. Birbirlerinden asla vazgeçmemeleri.
Onlar ermiş muradına, biz çıkalım kerevetine.
SON
AĞLİCAM.
O kadar duygulu bir andayım ki. Onları benim kurgulamış, başlatmış olmam ve onları aynı şekilde bitirmiş olmam çok zor birşey.
Keşke her kitabımle sonsuza dek yaşayabilsek ama imkansız.
Ömer ve Zerda benim için çok ayrı bir konumda.
Hele Asaf... Çok yer vermesem de Karadenizli olduğu için ona apayrı bir sıcak hissediyordum.
Bir hikayenin daha sonuna geldik sizlerle. Kâh ağladık kâh güldük, en sonunda fınal verdik.
Tüm düşüncelerinizi almak isterim. İyi veya kötü, şuan bir şeylerin bana yazılması lazım.
Onun haricinde kendinize iyi bakın. Başka hikayelerde görüşmek üzere.
🥲🥺❤️🩹
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |