
Seni, anlatabilmek seni.
İyi çocuklara, kahramanlara.
Seni anlatabilmek seni,
Namussuza, halden bilmeze,
Kahpe yalana.
Ard-arda kaç zemheri,
Kurt uyur, kuş uyur, zindan uyurdu.
Dışarda gürül-gürül akan bir dünya...
Bir ben uyumadım,
Kaç leylim bahar,
Hasretinden prangalar eskittim.
Saçlarına kan gülleri takayım,
Bir o yana
Bir bu yana...
~Ahmet ARİF
🌱🌱🌱
2 AY SONRA
Arkada çalan hareketli Kürtçe bir şarkı ve göbek taşında oynayan kadınlar. Burası neresi mi?
Zerda gelinin hamamı!
O gecenin ardından iki ay geçmişti. Yaralar sarılmaya başlamış ve düğün hazırlıkları yapılmıştı. Dün çeyiz götürmüşlerdi Asrın konağına. Öyle bir çeyizdi ki sanarsın Osmanlı Veliahtı evleniyordu. Bugün de hamam vardı. Yarın kına gecesi olacak, ertesi gün de düğün olacaktı.
Tüm bu süreç boyunca Berfe doğum yapmıştı ve bugüne bugün 2 aylık ikizleri vardı. Dicle ve Fırat...
Hamama katılamamıştı o yüzden. Yavrularını bırakmak istememişti.
Bir mutlu haber daha vardı. Dilan bir aylık hamileydi. Kızlar beraber bir kafeye gittiklerinde Dilan bayılmış ve hastahaneye götürülmüştü. O an yeri göğü inleten Asaf ise savdalı olduğu kadının karnında bir can taşıdığını bilmiyordu.
Dilan elbette bir köşede oturmamıştı, bu günlerde oynamayıp da kimin düğününde oynayacaktı?
" Allah Allah! " Diyen Ayça elinde ki bir tomar parayı bu sefer mezdeke döken Ceyda, Dilan ve Mehri'nin üzerine serpti. Mehri Ömer'in ortanca kız kardeşiydi. İstanbul'da yaşıyordu normalde ama kardeşi evleneceği için gelmişti.
" Kız kalksana! " Dedi Ceyda yengesi Esra'ya.
" Daha şimdi oturdum, az soluklanayım. " Dedi Esra. Bugün zaten üzerinde bir halsizlik ve yorgunluk vardı. Getirdikleri yiyecekleri bile yiyememişti çünkü kokuyordu ona göre.
" Bırak gelinimi kız, sen tepin. " Dedi Sevda Hanım. Esra'nın nesi olduğunu çok iyi biliyordu ama söylemekten kaçındı. Ona göre Esra hamileydi.
" Sen gel onun yerine o zaman ana. " Dedi Ceyda. Sevda Hanım yanında oturan iki arkadaşını Hanife ve Asiye Hanımı da kaldırarak " Seve seve " Dedi.
Şarkı değişti ve erik dalı çalmaya başladı. Herkes tekrardan coşarken Zerda hiç olmadığı kadar huzurlu ve mutlu hissediyordu.
Bu mutluluğun sebebi ise daha çok başka birşeydi. Ömer ile 1 haftalık bir İstanbul gezisine çıkmıştı ve Ömer onu bir kadın doğum doktoruna götürmüştü. Doktor ise Zerda'nın hiçbir sorunu olmadığını söylemişti. Bu da demek oluyordu ki asıl sorunlu olan kişi Baran Beyoğlu'ydu.
Zerda anne olabilecekti. Bu mutlulukla daha çok salladı poposunu.
Kadınlar diledikleri gibi eğlendiler. Yemek yediler, tekrar oynadılar, gelin şerbeti içtiler, tekrar oynadılar, birbirlerini keseleyip en son yorgun düştüklerinde ise taşların üzerine halsizce yığıldılar. Ayça onlada orada güzel bir türkü söyledi...
Tüm bunlar olurken erkeklerde aynı durum söz konusu değildi. Azat ve Asaf kendi şirketinde, Ömer ve Hazar kendi şirketinde delice çalışıyordu. Malesef kadınlara tanınan eğlence hakkı onlara tanınmamıştı.
" Ah be abi. Bizde mi hamam yapsak."dedi Ömer imayla. Öyle hamama gitme isteği falan yoktu ama sabahtan beri abisi Hazar'ın suratı beş karıştı.
" Zevzek zevzek konuşma lan! Bana kese mi atcaktın? Ya sabır. "
" Sana kese atamam zaten abi. "
Hazar ona ters ters bakarak sonunda kafasını dosyadan kaldırmıştı.
" Hayırsızsın çünkü. " Dedi.
" Hayır. Sana direkt zımpara atmam gerek de ondan. " Dedi Ömer. Hazar'ın gözleri büyürken Ömer gür bir kahkaha patlatmıştı.
Ömer gülerken Hazar ona vurmaya meyletmişti ki telefonu çaldı. Aynı zamanda Ömer'in de.
Hazar'ı annesi Sevda Hanım ararken Ömer'i de Zerfa aramıştı.
" Efendim anne? "
" Efendim gülüm? "
İki ağızdan da aynı ses duyuldu.
" Esra bayıldı hastahaneye gidiyoruz! "
" Ne!? "
🌱🌱🌱
Ömer ve Hazar hemen hastahaneye geçerken Asaf ve Azat da gelmişti.
" Nasıl oldu bu? " Dedi Hazar.
Sevda Hanım gayet sakin bir şekilde,
" Sabahtan beri bir yorgunluk halsizlik vardı zaten. Hamamın sıcağına mı ne bayıldı işte. " Dedi. Nedenini bildiği için hiç telaş yapmamıştı. Asiye Hanım ve Hanife Hanım da onu anlayarak sırıttılar.
Hazar ise bu görüntü karşısında çıldırdı.
" Ne kadar rahatsın anne ya! Ya karıma birşey olursa? ''
" Aynen öyle anne, ne diye gülüyorsun birde? " Diye abisine destek çıktı Ömer de.
O sırada içeriden gülerek çıkan doktor herkesi susturmuştu.
" Esra Şanlı'nın yakınları sizler misiniz? "
" Evet biziz! Ben eşiyim. "
Doktor kocaman gülümseyerek,
" Tebrikler! Eşiniz 2 aylık hamile. " Dedi.
Hazar gözleri büyürken arkadan Sevda Hanım, '' Biliyordum, tahminlerimde yanılmam. " Demişti.
" Helal sana kız. '' diye destek oldu ona Hanife Hanım.
" Allaaaaaahhhh! Baba oluyorum baba! "
Hazar Ağa'nın sevinç nidası daha yeni uyanan Esra'nın kulağına gidince ağlamaya başladı. Mutluluktan ve burukluktandı bu ağlama. Eğer bebeği o gün düşmüş olmasaydı şuan kucağında olacaktı... Şimdi ise yeni bir müjde alıyordu.
Hazar odaya dalıp ağlayan karısına sıkıca sarıldı. Herkes mutluluktan birbirlerinden sarılırken o gün herkes çok mutluydu. Oradan çıkınca Yeşil Hare'ye yemek yemeye gittiler. Güzel bir aile selfiesi çekindiler.
Bundan sonra hep böyleydi.
🌱🌱🌱
Zerda üzerinde ki yeşil kaftana hayranlık içinde baktı. Kafasında ki tacı bile çok hoştu. Kendini bir prenses gibi hissediyordu.
" Çon güzel... " Dedi Berfe onun yanından. Onun da üzerinde siyah bir abiye vardı. Kucağında ise yeni uyanmış Fırat.. Dicle hâlâ uyuyordu.
" Güzel ne kelime yenge! Prenses gibi olmuş! " Dedi Ayça da. Onun da üzerinde kırmızı bir abiye vardı.Saten abiyesi boyundan bağlamalıydı ve sırtının yarısı açıktı. Elbise yere kadar iniyordu ve dizine kadar da bir yırtmacı vardı. Normalde açık giyinen birisi değildi ama bu gün sınırları zorlamak istemişti.
" Çok teşekkür ederim. Sizde çok güzel olmuşsunuz. " Dedi Zerda. Çok mutluydu ve ister istemez bu mutluluğun bozulmasından korkuyordu.
Gözleri yengesinin kucağında duran Fırat'a kaydığında yine içi gitti.
" Paşam! Halasının gülü. " Diyerek Fırat'ı kucağına aldı.
" Ay durun sizi çekeceğim. " Dedi Ayça ama Zerda onu duymadı bile. Hep bebek gördüğü zaman böyle oluyordu.
Fırat'ı havaya kaldırıp ona baktı Zerda. Tam o anda bir fotoğraf çekmişti Ayça da. Sonra ise videoya almaya başladı. Berfe video çekildiğini bildiği için kenara çekildi ve hala-yeğen arasına girmedi.
" Paşam! Halasının birtanesi. Ay şu yanaklara bak tombik tombik! Yerim seni. " Dediğinde Fırat kahkaha atarak gülmeye başlamıştı. O gülünce ister istemez odada ki üçlü de güldü.
Kayıt bittiği zaman gelecek zamana bir anı bıraktıklarının farkında değillerdi.
🌱🌱🌱
Dilan üzerine giydiği mor abiyeyi düzelterek aşağıya kızların yanına indi. Onları gülüşerek bulunca " Vay be bensiz ha " Demişti.
" Hiç sensiz olur mu kız! Zerda ile vedalaşıyoruz. Bu gece son gecesi ya. ''Demişti Berfe gülerek. Zerda duygulanırken üçlü gülüyordu. Zerda onu önemsemediklerini düşünerek,
"Evet, gideceğim için yüzlerinde güller açıyor. " Demişti.
Üçlü imayla birbirine bakarken sessiz kaldı. Ömer Ağa'nın sürprizini bozmak istemezdi.
O sırada kapı tekrar açıldı. Hanife ve Asiye ikilisi girdi içeri. Hanife Hanım gözleri dolup sessiz kalırken Asiye Hanım karadenizli yanını göstermişti.
" Tü tü tü maşallah! Uy kız ne kadar da güzel olmişsun ha boyle. "
Zerda gülerken ona sarılan yengesine karşılık verdi. " Sende ortalığı yakıyorsun Dila Hanım "
Dila Hanım Asiye'nin lakabıydı. Her işin üstesinden gelen sert kadınlara öyle derlerdi.
Asiye Hanım lacivert bir etek gömlek takımı giymişti. Onun makyajı da takısı da kafasında ki eşarbıydı zaten.
Asiye Hanım'dan ayrılırken Hanife Hanım ile göz göze geldi. Annesini ağlarken görmek Zerda'yı kötü etkilemişti.
" Anne yapma ama.. " Derken onun da gözleri doldu.
" Yenge Allah aşkına ağlama şunu da ağlatcan! 2 saattir makyajla uğraşıyoz " Demişti Ayça. Makyaj elbette bu geceye özel akmayan türdendi ama ikisinin arasında ki duygusal enerjiyi almak istemişti. Faydalı da oldu.
Hanife Hanım gülerek kızına sarıldı.
" İyi ki benim kızımsın yavrum. Seni çok seviyorum. Ayağına taş değmesin. "
Her zaman kızıyla gurur duymuştu zaten. Gerek aklından gerekse namusundan bir gram şüpheye düşmemişti. İnsan içinde Zerda ona köstek değil hep destek olmuştu. Hanife Hanım için Zerda ona verilmiş bir lütuftu.
" Sende iyi ki benim annemsin. Seni senden daha çok seviyorum. " Dedi Zerda da.
Annesi onun bu zamana kadar bir isteğini iki etmemişti. Evlilik meselesinde bile yanına gelmiş, istemeszen babanı ikna ederiz demişti. Kim bilir Zerda'nın yaşadıklarını duyunca ne hale gelmişti.
İkisi birbirine sarılıyken beraber geçiremeyip heba olan zanan için sadece birer damla yaş düştü.
O sırada korna konak kapısı açılmış ve zılgıt sesleri gelmişti. İkisi ayrılırken odadan çıktılar. Bu gürültüye uyanmış olan kızına bakmak için yukarı çıktı Berfe. Bir yardımcısı vardı elbette. Evin genç kızı Rojin.
O yukarı çıkarken terastan aşağıda ki manzaraya baktı bizimkiler. Resmen bir ordu dolusu kadın vardı. Sadece kadın. Yarın ki düğün Şanlı'lara ait otelde yapılacaktı ve Allah'tan o kadar geniş bir salonu vardı ki misafirleri ağırlama konusunda zorluk çıkmayacaktı.
Dilan, Asiye ve Hanife Hanım misafirleri karşılamak için aşağıya inerken Ayça ve Zerda terasta tek kalmıştı.
Ne zamandır tek kalmayı bekleyen Zerda, " Ee senin iş nasıl gidiyor? " Demişti. Ayça dönüp kalırken " N-ne benim işi? " Dedi.
Zerda gülerken onun koluna vurdu.
" Telefonlara bakıp sırıtmalar ve üst üste gelen mesajlara göre görüştüğün birisi var demek. "
Ayça inkar edecekken her bokunu bildiği arkadaşına, kuzenine söylememek ayıp olur diye düşündü.
Utanarak " İyi gidiyor. '' dedi.
" Kim? Tanıdık mı? "
Ayça bilmem dercesine baktı.
" Mardinli bir aşiret ağası. 3 ay önce çarşıya çıktığımda çarpıştık. Öyle tanıştık. Numaramı sonra bir yerde bulmuş, yazdı bana. Üç aydır medajlaşıyoruz ve galiba... "
" Aşık oldun! "
Ayça güldü ve " O zaten var da! Galiba bana evlenme teklifi edecek! " Demişti.
Zerda büyük bir heyecan ile ona sarıldı.
" Bizim düğünümüze şehirlerden aşiretler de katılacak. Söyle bakalım hangi aşiretmiş bu? "
" Adı Botan. Botan Miroğlu. "
Zerda'nın gözleri büyürken " Şaka! " Dedi. Ayça merakla ona baktı.
" Ne oldu? Düşman aşiret falan mı yoksa? "
En çok da bunun olmasından korkuyordu zaten. O aşiret ismi falan bilmezdi. O yüzden iyi taraf mı kötü taraf mı hep arada kalmıştı.
" Ayça sen şaka mısın? "
" Kız ne oldu ya! Çatlatma adamı! "
" Ömer'in en yakın arkadaşlarından birisi o adam ve yarın bizim düğüne de gelecek. Hatta belki bu gece kına basmaya bile onunla gelebilir. Aman yarabbim kırk yıl düşünsem aklıma siz gelmezsiniz. Allah var çok yakışıyorsunuz. "
Zerda kendisi övgü lerini yağdırırken Ayça 'Bu gece kına basmaya bile onunla gelebilir' kısmında takılı kalmıştı. Kalbi hiç olmayacak kadar hızlı atmaya başladı ve yüzünde güller açtı. İçinden dileklerde bulundu. İnşallah bu gece o da gelirdi.
🌱🌱🌱
Kadınlar gülüp eğlenirken Zerda kendisi için hazırlanmış tahtta oturuyor ve oynayan insanları izliyordu.
O sırada konağın kapısı büyük bir gürültü ile açıldı. Başta kimse görünmese de sokağı kaplayan renkli dumanlar ile Zerda ayağa kalktı. Ayça sağ tarafında onun yanında Ceyda ve Esra vardı. Dilan sol tarafında onun yanında Berfe vardı. Davul sesleri gelirken konağın içinde ki orkestra 'Güzeller içinden' çalmaya başlamıştı.
Sonunda Ömer kapıda göründü. ikisi de birbirine aşkla bakarken Ayça'nın sesi duyuldu. " Valla o! Gelmiş. "
" Kim gelmiş kız? " Dedi Esra da ona.
" Sonra anlatırım herşeyi. "
Zerda konuşmaları duymuyordu resmen ona doğru gelirken davul çalan adama bakakalmıştı.
" Güzeller içinden bir seni seçtim
Kalbimi sana, ben sana verdim. " Diyordu.
Şarkı bitene kadar davul ile oynadı. O sırada arkadaşları da meşale ile eşlik etmişti.
Sonra yanıma geldi ve sarıldı Zerda'nın. Herkesten zılgıt sesleri gelirken arka fonda oyun müziği değil de pop bir şarkı çalmaya başladı.
Arka fonda ' Dinle ' çalıyordu. Hiç geleneksel bir gece olmayacaktı anlaşılan. Çünkü yaşlı akrabalar şimdiden dudak büzmüştü.
" Dinle! Bu şarkım sana dinle. " Diye kızlar bağırarak şarkıya eşlik ederken erkekler de kendi hanımlarının yanına gitmişti. Botan'ın Ayça'nın yanına gittiğini pek fark eden yoktu.
Şarkı bittiğinde Azat ve Asaf arka fonda Davut Güloğlu- Katula Katula çalmaya başlamıştı. Ömer şaşkınlıkla donup kalırken kızlar kenara çekildi. Şimdi pist Zerda ve damadın arkadaşlarına aitti.
Zerda Ömer'in önündeydi. Zerda'nın arkasında Hazar, Azat, Asaf, Botan, Fatih ve iki arkadaşı daha vardı. Hepsi kol kola girmiş şarkıyı söylemeye başlamıştı. Ömer ise düştüğü hale gülüyordu.
" Güleyurum haluna katula katula
Bir sözünü geçiremedun karina
Güleyurum haluna katula katula
Bir sözünü geçiremedun karina! "
Ömer gülerken kenarda izleyen herkes ona eşlik ediyordu. Neredeyse tüm kameralar onları çekiyordu.
" Daha niye veremedun ağzınun payıni?
Vermeyusun!
Ula ula ula, ula sen bir kalori bile etmeyusun!
Ula ula ula, ula bu alemin light erkeğusun! "
Bu kısımda erkekler toplayıp bağıra bağıra söylemeye başlamıştı.
Zerda ise sırıtarak şarkıya eşlik ediyordu.
" Ne oldi sana ne oldi boyle?
Ne oldi sana ne oldi boyle?
N
'erde eski taş fırın erkeği?
Bir anda oldun light erkeği!
Ne oldi sana ne oldi boyle?
Ne oldi sana ne oldi boyle?
N'erde eski taş fırın erkeği?
Bir anda oldun light erkeği! "
Şarkı bitince Ömer gülerek arkdaşlarına baktı. Gece son gaz devam ederken bunun gibi şarkıların yanı sıra halay, horon ve oyun havaları da çalınmıştı.
Sıra şimdi kınaya gelmişti. Kızlar içeri geçip Zerda'ya uyumlu olmak için yaptırdıkları yeşil fistanları üzerlerine geçirdiler. Işıklar kısılı tefler ele alındığında Berfe elinde tuttuğu kına tepsisi ile önde yürüyüp odadan çıktı. Kızlar da onu takip ederken arka tarafta ise eğlenceli bir kına şarkısı vardı.
" Hazır edin kınaları kızlar kızlar Gelin Hanım geliyor yüreği sızlar
Babasının evinden gelin çıkıyor
Sevdiğiyle şimdi yuvasını kuruyor. "
Onlar ortada yalnızca Zerda'yı bırakarak etrafında oynayarak döndüler. Zerda ise ortada onlara eşlik ediyordu.
Ömer bir köşeden onu izlerken çok mutluydu. Göz göze geldiler. Ömer ona göz kırptı ve Zerda için hayat bir saniyelik durdu.
Bu şarkı bitince kına için hazırlanmış tahta oturdular. Ömer Zerda'nın elini tutarken yeşil duvağını Ayça Zerda'nın kafasına örtmüştü.
Mumlar yakıldı ve bu sefer ortada ki ikiliyi tavaf etmeye başladılar.
~ Zerda ~
" Bu gecenin koynunda
Saçlarımı ör annem
Yıldızlara takılmasın
İncinirler annem"
Anne... 4 harfli bir kelimeydi ama manası çok büyüktü. Bugün benim günümdü ama ne çok ağlamak geliyordu içimden. İlk kez ayrılmıyordum onlardan ama nedensizce bu sefer içinde gerçek bir heyecan ve gerçek bir duygu boşluğu vardı. Bazen düşünmüyor değilim, önceki hayatım bir kabustan mı ibaret diye. Ama sonra yanıma babamı göremeyince anlıyorum.
Herşey gerçekti. Bu gece yanımda babamın da olamaması gibi...
" Kına yak ellerime
Parmaklarım kansın
Dokundukça tenime
Kokun bende kalsın.. "
Annem ile onca insanın içerisinde göz göze gelirken içimden bir parça koptu sanki. Yandı. Ölüm yoktu bu işin sonunda en fazla iki üç sokak öteye gidiyordum ama... Anneydi işte. Onun gözlerinde ki yaşlar beni yaktı. Burnumun direği sızlarken bir hıçkırık döküldü dudaklarımdan. Ömer ne olduğunu anlamamış elime daha sıkı sarılmıştı.
" Kına yak ellerime
Parmaklarım kansın
Dokundukça tenime
Kokun bende kalsın... "
Ben hıçkıra hıçkıra ağlarken annemden çekemiyordum gözlerimi. O da benim gibi ağlıyordu, Asiye yengem destek oluyordu ona.
" İyi misin? '' dedi Ömer. Ona cevap verecek kadar iyi değildim maalesef.
Birisine kaş göz yapmış olmalı ki Esra geldi yanımıza.
" Ne oldu? "
" Zerda çok ağlıyordu normal mi? " Diye masumca sorusu neredeyse güldürecekti beni. Şuan ağlıyordum ama ileride onun yüz ifadesine bakıp bakıp gülerdim.
Esra gülerken benim örtüsü kaldırdı.
" Ohoo Siirt'i sel götürcek. " Diyerek bana göz kırptı. Örtümü bırakıp Ömer'e " Normal " Demiş ardından,
" Gelin ağladı nerede bu kızın kayınvalidesi! " Demişti. Müziğin sesi kısılmıştı ama arka plandan duyuluyordu.
Benim kınamı Esra, Ömer'in kınasını ise Hazar abi yakacaktı.
Annem geldi ve yanıma oturdu. Sevda Hanım da Ömer'in yanına oturmuştu.
Annem bana bakmaktan kaçınarak abime dönmüştü. Abimin de gözleri dolmuştu ama ağlamıyordu.
Sol elime kınayı Esra sürerken Hazar abi de Ömer'in sağ elinin serçe parmağına kınayı sürmüştü. Tutsun diye dolar ile sabitlediler. Sağ elimi tam açacakken Esra tuttu,
" Kaynana gelin elini açmıyor! " Demişti.
Sevda Hanım gülerek, " Sende bizdensin Esra bana faydalı olman lazım. " Demişti ama şaka yaptığını herkes biliyordu. Güldük o yüzden.
Yerinden kaltığı zaman Esra bana göz kırpmış ve elimi açıp kınayı sürmüştü. Sevda Hanım ise koca reşat altını kınanın üzerine koydu. Elimi sararlarken Esra bana sarıldı önce. Ardından diğer kızlar ve akrabalar.
Gece asıl şimdi başladığı için kınamı sildiler. Şimdiden tutmuştu. Ömer'i yerinden kaldırmadan benim elime bir testi tutuşturup kenara çekildi herkes.
Ömer bana gülerek bakarken içim gidiyordu. O bakışların, o gülüşün sahibi ben olduğum için çok mutluydum.
" Oy atlıya atlıya
Derdimin dermanına
Allah nasip ederse
Boynu kravatlıya "
Şarkının olaya dahil olmasıyla beraber elimde ki testiyle oynamaya başladım. Herkes kenardan alkış tutuyordu. Tüm kameralar bizi çekiyordu ama ben gözüm sadece Ömer'in üzerindeydi. Onun ki de bende.
" Ooh ya oh ya aldım ya
Sonunda gelinin oldum ya"
Onun etrafında süzülürken dışarıdan nasıl göründüğüm umrumda değildi. Ama kızların hayran bakışlarından anladığım kadarıyla yanlış birşey yapmıyordum.
" Ooh ya oh ya aldım ya
Sonunda gelin oldum ya "
Ömer bana gülerek bakarken şarkının gelen bu kısmında Sevda Anneme döndüm. Ellerimi ona uzatarak yanıma çağırdım.
Ardından da Ceyda'yı çağırdım.
" Kaynanam melek gibi " Derken Sevda Anneme bakarak söylemiştim,
" Görümcem çiçek gibi " Derken de Ceyda'ya bakarak söylemiştim.
" Oğlunu sorarsanız
Çekilmiş ipek gibi " Derken ise Ömeri işaret etmiş ve daha bir cilvelenmiştim.
Onlar geri kenara giderken bu sefer başka bir şarkı çaldı. Testini gerçek manada kıracağım şarkı gelmişti.
" Aşkın ateşine dağlar dayanmaz
Aşkı bilmeyenler gönülden yanmaz
Aşk bir hastalıktır tabip anlamaz
Aşka yârdan başka, yârdan başka
Bana senden başka çare bulunmaz"
Ben onun etrafında dönerken bir elimi onun omzuna koydum ve o şekilde söylemeye başladım. Hayran bakışlarının altında utanmadan söylemek zordu lakin.
" Seni anan benim için doğurmuş canım
Hamurunu benim için yoğurmuş canım
Seni anan benim için doğurmuş canım
Hamurunu benim için yoğurmuş"
Bu sefer tam karşısında dururken tekrar ettim ve testiyi kırmaya hazırlandım.
" Seni anan benim için doğurmuş canım
Hamurunu benim için yoğurmuş canım
Seni anan benim için doğurmuş canım
Hamurunu benim için yoğurmuş"
Ve testiyi yere attım. Tek atışta kırıldı. Bizim gözlerimiz birbirine kenetlenmişken beş saniye sonra çocuklar piste Akın etmiş ve testinin içindeki şeker ve çeyrekleri kapış kapış almaya başlamışlardı.
Biz Ömerle gülerken mutluluğumuzun hep böyle sürmesini istedim.
🌱🌱🌱🌱
Ellerim ayaklarım heyecandan titriyordu. Düğün salonunun kapalı kapısının ardında Ömer ile kol kolaydık. Az sonra kapı açılacak ve içeri girecektik ama çok heyecanlıydım.
" Sakin ol. Ben yanındayım. " Dedi Ömer. Ona bakarak " Çok heyecanlıyım ama " Dedim. Güldü ve alnıma derin bir öpücük bıraktı.
" Bende heyecanlıyım ama seni sakinleştirmek daha zor gibi. ''
Gülerek omzuna vurduğum sırada arkamdan Ayça ve Ceyda geldi.
" Kapı şimdi açılacak. Girecek ve pistin ortasına gideceksiniz. Zerda'nın duvağını çıkartacak ve alnından öpeceksin. Duvağı bana teslim-" Diye lafları peş peşe sıralayan Ayça'ya güldük.
" Tamam. "
Fakat o bizden heyecanlıydı. Lacivert rengi saten elbisesi ona çok yakışmıştı. Kendisi sağdıcım olduğu için kolunda kırmızı bir kolluk vardı.
Ceyda da bordo rengi bir abiye giymiş, tam bir gelinin kız kardeşi olmuştu.
O sırada kapı açıldı. Ve bizi tüm konuklar gördü. Ömerle kısa süreli göz göze gelsem da sakin ol dediği her halinden belliydi.
Kol kola yürümeye başladık. Gelinliğini prenses model ve kabarıktı. İşletmeleri epeyce fazlaydı. Göğüs kısmında hafif bir dekoltesi vardı. Kolları tüldendi ama işlemeleri çok hoştu. Duvağım bayağı uzundu ve gelinliğe ait işlemeler taşıyordu. Sevda Hanım'ın özel yaptırdığı bu gelinliği gelecek nesillere saklamayı düşünüyordum.
Ömer ise siyah bir takım elbise giymişti. Ne beyaz gömleğinde ne de takımında tek kırışıklık yoktu. Papyon takmayı o da sevmiyordu bende bakmasını istememiştim. O yüzden kravat takmıştı. Damat kuşağı bile hoş hoş durur muydu bir adamda?
Alkışlar eşliğinde piste çıktık. 600 ve belki de daha fazla kişi vardı bu salonda ve şuan herkesin odak noktası bizdik. Heyecan vardı ama benim de odak noktam şu saatten sonra Ömer'di. Onun ki hep bendim.
Ellerimiz ayrıldığında kısa süreli boşluğa düşsem de yerini kısa sürede dolduracaktı. Kırmızı duvağımı kafamdan çıkardı ve yanımıza gelen Ayça'ya verdi. Ayça sözünün dinlenmesinden dolayı gururlu ve mutlu bir edayla geri çekilirken onun da göz hapsine Botan Ağa takılmıştı.
Ömer yanaklarımı tuttu ve alnımdan öptü. Kısa süreli bir öpücük olsa da sıcaklığı tüm vücüduma yayılmıştı.
Sol eli elimi kavrarken sağ eli belimi bulmuştu. Benim de sağ elim elinde ve sol elim ise omuzundaydı.
Çalan şarkı ise bizim şarkımızdı.
Şiire Gazele...
Belki ilk dans müziği için uygun görünmeyebilirdi ama bizim için anlamlı bir şarkıyı seçmiştik. İlk buluşmamızda, bana ilk hediye verdiğinde, çiftlik evine ilk gittiğimizde hep bu şarkıyı dinlemiştik.
Daha genç kızken bu şarkı ile paylaşılmak ve sevilmek çok isterdim zaten. Geç ve zor olsa da olmuştu işte.
"Senin eşkin meni düşürdü dile
Neçe aşık olur bülbüller güle
Senin eşkin meni düşürdü dile
Neçe aşık olur bülbüller güle"
Ömer gözlerimin ta içine bakarken sözlerini mırıldandı.
" Hasret çektim, gönül verdim
seni sevdim men
Hasret çektim, könül verdim
seni sevdim "
Gerçekten de öyleydi. Ne hasretler çekilmişti de bu gönüller buluşamamıştı. Sözleri bile bizi yansıtıyordu şarkının ben şimdi bunu nasıl düğün müziğim yapmam.
" Böyle bir güzele, eşkimi tezele
Şiire, gazele könül verdim, şiire, gazele
Böyle bir güzele, eşkimi tezele
Şiire, gazele könül verdim, şiire, gazele"
Birbirimize bakarken mırıldandığımız şarkı son bulunca tekrar bir şarkı çalmaya başladı.
Ta uzak yollardan diyordu kadın.
O günden sonra ikinci dans müziklerinden hep korkar olmuştum. Benim gerginliğimi anlayan Ömer kulağıma eğildi. " Korkma. O adamlar artık ölü. Her tarafta korumalarımız var. Seni bırakmam. "
İki elimi de boynuna doladım bu sefer. Elleri belimi bulurken kafamı göğsüne koymuştum.
Yanımızda ise onlarca insan dans ediyordu.
Azat Abim- Berfe Yengem
Asaf- Dilan
Hazar abi- Esra
Botan- Ayça
Mehri- kocası Ahmet Bey
Ve tanımadığım nice insan. Hepsi rengarenk giyinmiş ve bizi ortalarına hapsetmişti sanki. Biz de Ömer ile kral ve kraliçe misali tam ortadaydık.
O gün o kadar güzel geçmişti ki. Nikah masasında ona evet dedikten sonra tüm heyecanım uçup gitmişti.
Halaylar, horonlar, oyun havaları, romanlar... Her tür müzik çalmış ve bizim gönlümüzle beraber herkesin gönlü hoş tutulmuştu. Kısa bir ara verilmiş ve yemek dağıtılmıştı. Sonrası ise takı merasimiydi.
Ömer'in birsürü aşiret ağası olan arkadaşı vardı ve elleri boş gelmemişti. Gelen 200 gram altın takıp gidiyordu. Kilolarca altınım olmuştu. Türk Lirası görmemiştim bile. Dolar ve Euro takılmıştı kağıt olarak.
Takıdan sonra üzerimde ki yükleri Sevda Annem ve Esra aracılığıyla atmıştım. Ömer ile pistin ortasına geçip eğlenmiştik.
O gece gözlerimin önüne hep çocukluğumuz gelmişti. Hatırladığım kadarıyla...
Ne çabuk büyümüştük değil mi?
Aslında çabuk değildi. Yaşadığımız şeyler bize bu kelimeyi söyletmiyordu.
2 sene boyunca Baran aracılığıyla yediğim dayaklar, sözler, kuma... Bana göre 100 yıla bedeldi. Hele ki o adamım yanında kaldığım dönem ise ömürlüktü.
O yüzden ne çabuk büyüdük diyemiyordum. Biz çabuk büyümemiştik. Çektiğimiz şeyler bizi büyütmüştü.
Ben Zerda Asrın olarak girmiştim bu otele. Zerda Şanlı olarak çıkacaktım. Kalbimin tek sahibi ile beraber.
Ben ki Zerda Şanlı.
13 Mayıs 2025 tarihinde Ömer Şanlı evlendim. Ondan önce bir evlilik yaşadım. Çok fazla zorluklar gördüm.
Benim yüzümden babam ve eltim Esra'nın doğmamış bebeği öldü.
Ben ki Zerda Şanlıyım.
Ömer Şanlı'nın karısıyım. Önceki evliliğimde bana yaşatılandan dolayı kendi ellerimle o adamı vurdum. Zorlukları aştım ve ne olursa olsun yanımda duran ailem ile beraber mutlu bir gelecek planlıyorum.
Ben ki Zerda Şanlı'ysam!
Bu topraklarda kadına şiddet uygulayan eli keseceğime, laf edenin dilini koparacağıma, ailem olan Asrın ve Şanlı soyadlarına leke sürmeyeveğime yemin ederim.
Bana yaşatılanı başka bir kadıda görmek istemiyorum.
🌱🌱🌱🌱🌱🌱🌱
Ve son... Final değil ama. Birdaha ki bölüm final olacak. Size şöyle uzun bir bölüm bıraktım ;)
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |