22. Bölüm

22. Bölüm

Gizliyazar_1907
ay.gece

Gözlerimde kuruyan bir deniz var,

Dalgalarım suskun, rüzgârım yarım.

Güneş doğmuyor bu karanlıkta,

Bahar gelmiyor, dallarım kırık.

Bir zamanlar ellerimde çiçekler açardı,Şimdi zincir izleri var bileklerimde.Bir zamanlar ismimi fısıldayan rüzgâr,Şimdi yalnızlığımı taşır geceye.

Sesimi duyan var mı,

Yoksa çoktan unuttular mı beni?

Toprak üstüne bir taş koyup,

Öldü dediler mi adımı anmadan?

Bir düğünün ortasında solan gelin,

Beyazlar içinde toprağa düştü sandılar.Oysa ben toprağın altına değil,Zifiri bir köşeye hapsedildim.

Bir gün dönersem, bahar döner mi?

Yoksa çoktan başka bir mevsim mi var?

Adımı unuttularsa, ben kimim?

Ölü sayılan bir kadının hayali mi?

 

~ ZERDA ASRIN

 

🥀🥀🥀🥀

 

Ağlama sesleri duyulurken imamın kuran okuyan sesi de cabasıydı. Siyahlara bürünmüştü herkes, gözler kıpkırmızı olmuş, yürekler dağlanmıştı. Geçer miydi bu acı?

 

Hele Zerda'nın üzerine son değen eşyaları teslim ederlerken gelen o acı tarif edilir miydi?

 

Yada Erdem Bey'in kalp krizi geçirip ölmesi... Geçer miydi?

 

Asrın ailesi için ömürlük bir yastı...

Asla dinmeyecek olan bir acıydı bu. Asla!

 

Ömer, Dilan, Esra ve Ayça hâlâ komadaydı.

 

Ömer sevdiği kadının öldüğünü duysa zaten ölürdü. Komada olması o yüzden etkili değildi. Ömer Şanlı'nın nişanlısı, sevdiği kadın, zümrüt gözlüsü ölmüştü?

 

" Kızım! Kızım! " Diye çırpınıyordu Hanife Hanım. Ne Berfe'nin onu tutması ne de Sevda Hanımın tesellileri fayda ediyordu.

 

" Beyimi de aldılar benden! Kızımı da! Neyim kaldı bir oğlumdan başka? Neyim!? Alın benimde canımı! Alın! Gün yüzü göremedik şu topraklarda!

Allâh da onlara gün yüzü göstermesin! "

 

Azat dişlerini sıkarak bir kürek daha toprak attı tahtaların üzerine. Hazar Ağa da çok üzgündü. Kardeşi ve karısı komadayken birde şimdi müstakbel gelirlerini toprağa vereceklerdi. Bebeği ölmüştü...

 

Azat, Hazar'ın küreği almasına izin vermedi. Tıpkı babasını gömdüklerindr olduğu gibi şimdi de öyle yaptı. Bir kürek o bir kürek de Asaf attı.

 

Kabul edemiyordu kimse. Ailesi zaten kabul edemiyordu ama Ceyda... En yakın arkadaşının şuan o toprağa konulduğunu kabul edemiyordu.

 

Olamazdı! Olmamalıydı!

 

Ama olmuştu.

 

Bugün günlerden Cumartesi. Öğle namazı saatleri. Aylardan Ocak ve yıllardan 2025...

 

ZERDA ASRIN.

D. T: 28.04.2001

Ö. T: 05.03.2025

 

ERDEM ASRİN

D. T:16.081971

Ö. T:05.03.2025

 

🥀🥀🥀🥀

 

1 Hafta Sonra...

 

Ömer gözlerini açtı ve gördüğü ilk şey beyaz tavan oldu. Yutkundu ama susuzluktan boğazı acıdı.

 

Başını yana çevirdiğinde ağlayarak kuran okuyan annesiyle karşılaştı. Durumu bu kadar ciddi miydi ki?

 

Bilmiyordu ki annesinin ölen gelini için her gün yasin okuduğunu.

 

" An-anne. " Dedi.

 

Sevda Hanım hızla başını kaldırıp oğluna baktı. Ağlaması şiddetlendi.

Uyanmıştı oğlu ama sevinemiyordu.

Ne diyecekti ona? Emanetinin toprağın altında olduğunu nasıl söyleyecekti?

 

" Oğlum! " Dedi. Sevinemiyordu bile.

 

" Ben bir doktor çağırayım " Dedi. Odadan çıktı. Kapının dibinde ki sandalyeye çöktü. Hazar Ağa'ya Ömer'in uyandığını ve odaya doktor göndermesini söyledi. Oracıkta ağlamaya devam etti.

 

Ömer ise annesinin bu tavrı karşısında şaşkındı. Neler oluyordu böyle? Normalde annesi hemen yanına gelir ve her yerinden öper koklardı.

 

Gözlerini kısa bir anlığına kapattı ama kapatmamayı diledi. Çünkü o kısa anda Zerda'nın o son bakışı doldu zihnine. Acaba Zerda nasıldı? Duvarda ki tarihe baktığında ayın 12'sini gösterdiğini gördü. Bir haftadır mı uyuyordu yani? Zerda iyileşmiş olmalıydı o halde. Belki de şuan evdeydi. Yada koridorda.

 

" Anne! " Diye çağırdı. Sevda Hanım duydu ama girmedi içeri. Hazar ile göz göze geldiler. Hazar başını iki yana sallayarak " Nasıl söyleyeceğiz? "Dedi." Hastahaneyi başımıza yıkar. "

 

Sevda Hanım başını elleri arasına alarak " Mecburuz. " Dedi.

" Kardeşinin, nişanlısının öldüğünü bilmeye hakkı var. "

 

Hazar başını sallayarak odaya girdi.

Ömer onu görünce " Abi! Ne oluyor Allah aşkına? Anamın hali ne böyle? " Dedi. " Diğerleri nerede? "

 

Hazar yatağın bir ucuna oturdu.

 

" O günü hatırlıyor musun? Kimlerin vurulduğunu? "

 

Ömer başını sallayarak

" Hatırlıyorum ama o an sadece Zerda'yı gördüm. " Dedi. Gözleri dolmak üzereyken gülümsedi. " O da benim gibidir şimdi. Hangi odada gidelim hemen! " Dedi.

 

Hazar başka bir tarafa bakarak

" Yengen komadaydı, yeğenini kaybettik. " Dedi. Ömer afallarken "ne? " Dedi. O haberle bile canından can kopmuşken ne yapacaktı Hazar? Nasıl diyecekti?

 

" Abi ben çok üzgünüm. " Dedi Ömer. O an kendini suçlu hissetti. Yengesi komadayken ve yeğeni ölmüşken o kendini düşünüyordu.

 

Hazar ise Ömer'le aynı durumdaydı. Hatta daha beter.

 

" Asıl ben çok özür dilerim! Koruyamadım sizi! Allah kahretsin! " Dedi Hazar. Bir haftadır tuttuklarını dökme vakti gelmişti anlaşılan.

 

" Allah benim belamı versin! Keşke ben ölseydim! Ne bebeğim ölürdü belki, ne karım ve sen komaya girerdin ne de o ölürdü. Allah beni kahretsin! " Dedi. Ömer o kelimesini anlamadı. Abisini teselli etmek istedi.

 

" Sen neden özür diliyorsun abi. Bak herşey geçti. Çok güzel günler bizi bekliyor. " Dedi Ömer. Şuan Zerda'yı görmek istiyordu ama abisi bu haldeyken tekrar konuyu açamazdı.

 

Sessizlik bir çığ gibi büyürken Hazar derin bir nefes aldı ve " Affet beni abim... Emanetini koruyamadım. " Dedi. Ömer ne dediğini anlamazken,

" Ne diyorsun abi? " Dedi.

 

Hazar boğazı düğüm düğüm olurken,

" Zerda... " Dedi.

 

Ömer donup kalırken zar zor konuşabildi.

 

" Ne oldu abi Zerda'ya? "

 

Hazar ses çıkarmadı. Analatamıyordu.

 

" Abi Zerda'ya ne oldu!? "

 

Hazar, " Zerda'yı kaybettik kardeşim. " Dedi.

 

Ömer beyninden vurulmuşa dönerken ağzını açtı konuşmak için ama sonra geri kapandı. Algılamakta güçlük çekerken, " Benimle dalga geçme abi! Bu işin şakası olmaz. " Dedi. Oysa ki Hazar şaka yapmıyordu.

 

Ömer kolunda ki serumu bir hışımla çıkardı ve yarasını önemsemeden ayağa kalktı. Hazar onu durdurmak istedi ama nafileydi.

 

" Hadi beni Zerda'ya götür. "

 

" Ömer... "

 

Ömer dinlemiyordu. Sesler için odaya Sevda Hanım da girdi.

 

Ömer'in o halini görünce tekrar ağlamaya başladı.

 

" Anne abim ne diyor? "

 

Sevda Hanım sessiz kaldı.

 

" Ne diyorsunuz siz bana?! Ağzınızdan çıkanı kulağınız duyuyor mu sizin? "

 

Ömer sehpaha da ki sürahiyi duvara fırlattı. Sürahi parçalanıp cam parçaları yere sıçrarken Ömer durmadı. Serum direğini yere çaptı.

 

" Yalan söylüyorsunuz! Benim zümrüt gözlüm ölemez! Yalan! İnanmam! "

 

Hazar onu durdurmaya çalıştı ama nafileydi. Odada dağıtacak birşey kalmadığında ise Ömer kafasını duvara vurmaya başladı.

 

" HAYIR! ÖLMEZ ZERDA ÖLMEZ! O BENİM KARIM! O BENİM SEVDİĞİM! ÖLEMEZ! YANLIŞ DUYMUŞSUNUZDUR! "

 

Ömer kafasını duvara vuruyor asla durmuyordu. Hazar son çare olarak onu son gücüyle kavradı ve kendine çekti. Yüzüne okkalı bir tokat attı kendine gelmesi için.

 

" BUNU KENDİNE DE BİZE DE YAPMA!

K

 

ABUL ET! ZERDA ÖLDÜ! BİZDE İSTEMEZDİK! SENİN BU HALDE OLMANI DA İSTEMİYORUZ! KENDİNE GEL ÖMER ŞANLI! "

 

Ses gelen doktor ve hemşireler ona hemen bir sakinleştirici yaptılar. Hazar konuşmuştu ama Ömer onu duymadığı için boşunaydı.

 

Ömer harabe bir enkazdan farksızdı. Dünya tüm renklerini yitirmişti. Özellikle de yeşil rengini...

 

🥀🥀🥀

 

3 AY SONRA

 

Kadının yeşil gözleri açılırken gördüğü ilk şey beyaz bir tavandı. Buraya geldiğinden beri zaten beyaz tavandan ve duvarlardan başka hiçbirşey görmüyordu.

 

Her sabah yaptığı gibi bedenini yataktan kaldırmak istedi ama elleri ve ayakları bileklerinden yatağa kelepçeliydi.

 

Sinir tüm hücrelerine dolarken, " Yeter artık! " Diye bağırmıştı. Yeterdi artık.

Yeter! Tükenmişti. Ruhu ölmüştü.

Bedenini herkes ölü biliyordu, herkes için bir ölüydü ama ölü değildi ki o...

Babası bile ölmüştü onun yüzünden.

Onu tutsak eden adam yüzünden.

 

" Yeter Artık! Yeter! "

 

Gözyaşı bile akmıyordu artık. Beyoğlu konağında yaşadıkları burada yaşadıklarından daha iyiydi.

 

" BIRAKIN BENİ! BIRAK! KİTAPSIZLAR! "

 

Bu insanlar gerçekten de kitapsızdı. Türkiyede olmadığını anlamıştı. Lüks bir villaydı burası ve araba sesleri sürekli geldiğine göre de şehrin merkezinde olmalıydı. Dışarıdan sesler geliyordu ama onun sesi gitmiyordu sanki dışarıya. Çünkü onun çığlıklarına sessiz kalıyorlardı.

 

Bu insanlar onun dilini bile bilmiyordu.

 

Odanın kapısı açıldı ve beyefendi görünümlü şeytan içeri girdi.

 

" Şşş yakışıyor mu hiç sana Zerda? Ayıp ayıp! Kocanın evinde sessiz olman gerek. " Dedi. Zerda'yı kabaca kenara iterek yanına uzandı. Bedeni onun bedenine değerken Zerda' nın midesi bulandığı için başını yan tarafa çevirip kustu. Adam onun bu tavrına alışık olduğu için umursamadı. Zaten adam olsaydı bir adam için Zerda'nın bu hareketi onur kırıcı olurdu.

 

" Hoş, bağırmaya devam da edebilirsin. Komşularımız senin dilinden anlamadığı için senin benim altımda inlerken çıkardığın sesler olduğunu düşünüyor. "

 

Zerda'nın kurudu sandığı yaşlar tekrar akarken " Bunu bana neden yapıyorsun? Neden? Allahın yokmu senin? Vicdanın yokmu? Yalvarırım sana bırak beni! Lütfen. " Dedi. Bir insan için bu yalvarış yürek parçalayıcı olurdu ama o adam resmen insanlığını yitirmişti.

 

Sadistçe sırıttı ve Zerda'nın çenesini sertçe kavradı.

 

" Ne sanıyorsun sen? Siirt'e geri döndüğünde herşey eskisi gibi mi olacak? Babanın ölüm sebebi olduğun için annen senin yüzüne bile bakmaz. Sana dokundum, kirlettim seni. Hatta belki benim bebeğime hamilesindir bile. Ömer seni bu halde kabul mü eder sence? Ne sanıyorsun Zerda!? " Dedi.

 

Zerda hıçkırıklara boğulurken onun haklılığı ile sustu.

 

" Sen bana aitsin! Sen benimsin! Sen benim karımsın! Başka kimselere yâr etmem seni! "

 

Adam bir hışımla yataktan kalktı ve odadan çıktı.

 

Zerda hıçkırıklara ağlarken babasıyla olan anıları canlandı önce gözünde. Sonra onun yüzünden öldüğü gerçeği aklına gelince vicdan azabı ile kavruldu.

 

Sonra Ömer ile olan anıları geldi aklına. O adamın ona dokunduğu ve o cani adamdan hamile kalma gibi bir olasılığı olduğu da dank etti kafasına. Beynini susturdu ama kalbi susmuyordu. Kalbimin acısı ile yanıp tutuştu.

 

Ömer onu her haliyle kabul ederdi ama Zerda yaşananları kabul edemezdi.

 

🥀🥀🥀

 

" İnanmıyorum diyorum Murat! Üç aydır kaç defa dillendirmem gerek. " Dedi bıkkınlıkla Ömer. Konuşmaya bile mecali yoktu.

 

' Yeşil Hare ' ye tam üç ay önce gelmişti. Orada bir evde kalıyor ve bir gün bile dışarı çıkmıyordu. Sakalları uzamıştı, gözlerinin altı mosmordu.

Zayıflamıştı.

 

Evine kimse giremiyordu. Geleni kapıdan yolluyor kimsenin yüzünü görmek istemiyordu.

 

Telefondan sağ kolu Murat'ın sesi duyuldu.

 

" Abi artık senin üzülmeni istemiyorum. Senin şu planın vardı ya. " Dedi. Ömer masasından kalkarak "ee? " Dedi.

 

" Yengenin mezarı-"

 

" YENGENİN DEĞİL O MEZAR! "

 

" Pardon abi... İşte o mezarı açmak için birkaç adam bulduk. Test için sadece birkaç hafta bekleyeceğiz. "

 

" Birkaç hafta çok! Üç aydır zor dayanıyorum. Sana en fazla iki hafta veriyorum Murat. İki hafta! "

 

Murat çaresizlikle kabul etti ve telefonu kapattı. Ömer telefonu bir köşeye atarak odasına gitti. Geleli üç ay olmuştu ama bir kere bile şu yatakta uyumamıştı.

 

Bir duvarı odanın Zerda ile olan fotoğraflarla kaplıydı. Zerda'nın kalpli kolyesini eline alarak o duvarın tam karşısına çöktü. Tek tesellisi cansız da olsa Zerda'nın ona duvardan bakan gülümsemesiydi.

 

" Bir fırtına tuttu bizi, deryaya kardı "

 

O gün birlikte vurulup yan yana düşerken de bu türkü çalıyordu. Ömer'in ise dilinde bu türkü eksilmez olmuştu. O türküyü okurken Zerda'nın yeşil gözlerine son kez bakma anı geliyordu. Bu acıyı bile bile kendine yaşatıyordu.

 

" O bizim kavuşmalarımız a yarim, mahşere kaldı

O bizim kavuşmalarımız a yarim, mahşere kaldı "

 

Herkes öyle düşünüyordu zaten. İkisinin de kavuşması mahşere kalmıştı.

 

" Mapushanede yata yata, yanlarım çürüdü

Pencereden baka baka aa yarim, ela gözler süzüldü

Pencereden baka baka aa yarim, ela da gözler süzüldü "

 

Eğer o mezarda olur da Zerda'nın DNA'sı bulunursa bu iş biterdi. Bu hayat biterdi. Ömer kendi kafasında 100 tane ölüm senaryosu kurmuştu bile kendi kendine.

 

O gün geldiği zaman kafasında silah ile bekleyecekti o telefonu.

Ya ölecekti, ya da ölevekti.

 

Eğer Zerda ölmediyse de yaşamış sayılmazdı. Kaçırılma ihtimali yüksekti ve aylardır kimlerin elindeydi kim bilir.

 

Ömer o an tüm düşünceleri kafasında susturdu ve Zerda ile son mesajlaşmalarına girdi. Zerda'nın ona attığı bir ses kaydı vardı. Hep yazardı ama o gün hazırlanırken uğraşamamıştı.

 

Ya Ömer! Beni utandırmaktan zevk alıyorsun değil mi?

 

Ömer'in gözlerinden yaşlar tekrar akarken, " Hayır. " Dedi.

" Senin yanakların kızardığı zaman olan tatlılığından zevk alıyorum. "

 

Zerda hâlâ burada, yanıbaşındaymış gibiyken nasıl olur da inanırdı?

 

🥀🥀🥀🥀

 

Buradan dönmez diyenler oldu ama döner. Bu kitabın sonunu mutsuz bitirmek bana yük oldu. Günlerdir evde ölü gibi geziyorum. Benim kendi aşkım imkansız bitti. Neden burada da mutsuz bir son yazayım ki?

 

Bundan sonra güzel günler bizi bekliyor. Ama unutmayın ki her güzel şeyin bir acısı vardır. O günlere çıkmak zor olacak ama hep beraber başaracağız.

 

Seviliyorsunuz.

 

 

Bölüm : 09.03.2025 20:43 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...