6. Bölüm

6. Bölüm

Gizliyazar_1907
ay.gece

6. BÖLÜM: İZLER KALIR

 

Geçmişten izler kalır,

Geçmişi izler kalırsın.

Kabusların derinleşir,

Allah'a yalvarırsın.

İzler kalır, izler kalırsın...

🥀🥀🥀

 

ZERDA

 

 

Ellerimin arasında bir demet gül vardı. Üzerimde ise bebek mavisi uçuş uçuş bir elbise. Elbisenin kumaşı o kadar hafifti ki sert bir rüzgar esse tenimi dondurur.

 

Müstakil bir evdeyim. Burayı hiç tanımıyorum. Bizim oralarda ki evlere hiç benzemiyor. Burası bir konak ama kerpiç evlerden yapılmamış. Beyaz saray gibi. Bahçesinde renk renk çiçekler var.

" Kimse yokmu?! " Diye seslendim. Cevap gelmeyince evin geniş kapısında durmayı bıraktım ve dışarı çıktım. Cıvıl cıvıl kuş sesleri var ve arka bahçeden kahkaha sesleri geliyor.

 

Çiçekli bir yol var arka bahçeye çıkan. O yola giriyorum. Çiçekleri çok sevdim ama koparmak istemiyorum hiçbirini. Peki bu kırmızı gülleri elime kim verdi?

 

Arka bahçeye çıktığımda bir Çardak ve onun arkasında bir sürü meyve ağaçları gördüm. Ağaçların arasında koşturan iki beden vardı. Birisi küçük bir çocuğa diğeri ise bir adama aitti.

 

Adamın arkası dönüktü ama küçük oğlan çocuğunu görebiliyordum.

 

Elinde kırmızı güllerden yapılma bir taç tutuyordu.

 

" Baba! İşte annem orada. Bu tacı ona vereceğim. "

 

Oğlan çocuğu bana doğru koşuyor. Yüzü bana çok tanıdık.

 

Hemen gelip dibimde durduğunda ela gözlerini ve küçüklüğü tanıdık gelen bir adamı görüyorum sanki. Birisine çok benziyor ama onu şuan çıkartamıyorum.

 

" Anne... Babam ve ben senin için yaptık. "

 

Güllerden yapılma tacı ellerime veriyor.

 

" Bunlar çok güzel... " Diyorum güllere ve çocuğa bakakalırken.

Evet. O benim çocuğum.

 

Çocuk gülümsüyor ve " Hadi tak anne " Diyor. Tacı kafama takıyorum ve onun boyunun hizasına eğiliyorum. " Baban nerede? "

 

Eliyle ormanlık alanda arkası dönük adamı gösteriyor.

" Orada seni bekliyor. Hadi gidelim." Diye beni çekiştiriyor.

Ayağa kalkıp elini tutuyorum ve onunla birlikte oraya ilerliyoruz.

 

" ZERDA! "

 

Bu ses... Baran'ın sesi. Hızla sesin geldiği yöne arkama dönüyorum. Küçük oğlan çocuğu tüm neşesini kaybetmiş ruhsuz bakışlarla öylece yanıma dikiliyordu.

Baran elindeki silahı bana doğrultmuş eli tetikteydi.

 

"Cesur babana koş! Git buradan. " Diyorum yanımda ki çocuğa. Oğluma.

 

Cesur hareketsizce Barana bakıyor. Arkama saklamaya çalışıyorum onu ama kıpırdamıyor yerinden.

 

Baran o pis kahkahasını atıyor ve "çocuğun bile seni dinlemiyor Zerda. Bu hayatta niye varsın ki? " Diyor. Elindeki silahı Cesura doğrultup bir el ateş ediyor.

Göğsüm sıkışmış vir vaziyette oğlumun ela gözleri açık bir şekilde öylece yere yığılışını izliyorum.

 

" CESUR!!! "

 

Öyle bir bağırıyorum ki boğazım acıyor. Elimde ki tutam güllerden kan geliyor ve parmak uçlarımdan kan oğlumun üzerine damlıyor.

 

" YAVRUM!!! "

 

Onun yanına çöküyorum. Yüzünü ellerimin arasına alıyorum.

 

" Korkma Zerdam. Acısız bir şekilde öleceksin. " Diyen Baranın sesi ve bir el ateş sesi daha.

Bedenim oğlumun yanına yığılırken çocuğumun gözlerinde kendimi görüyorum. Kafamdan giren mermi güllerden birinde saplı kalmış.

 

Baran bana acısız bir ölüm yaşatacaktı güya ama çocuğumun ölü gözlerinde kendimi görmek yerine lime lime doğransaydım daha iyiydi.

 

Ben ölüydüm. Kalbim durmuştu ama ruhum hâlâ çıkmamıştı.

 

" Anne... " Diyen sesi kulaklarımda canlanıyor. Ve ben Cesur'un aksine gözlerimi kapatıyorum.

 

Gözlerimi şiddetle açtığımda derin nefesler alıyordum ama ağzımda buna neden olan birşey vardı. Dıt dıt sesleri ise çabası.

 

" Doktor! Uyandı! " Diye bağıran babamın sesini duyuyorum. Başımı çevirip o tarafa bakmak istiyorum ama buna mecalim yok, göğsüm daralıyor sadece nefes almak istiyorum.

 

Beyaz tavanla bakışırken dışarıdan gelen sesler sadece bir uğultuya dönüşüyor.

Kâbustu.

Sadece bir kâbus.

 

Gözlerimden yaşlar yanaklarıma doğru damlarken sırtımda bir yerlerde çok yoğun acı ve ağrı hissediyorum. Ağzımda ki şeylerden kurtulmak ve temiz hava almak istiyorum.

 

Gözlerimin bakış açısına maskeli bir adamın kafası giriyor.

 

" Zerda, beni duyuyormusun? " Diye soruyor. Hava maskesini çıkarması için çenemi ileri istiyorum. Doktor maskemi çıkartıyor.

 

" Ev-evet" Diyorum güçlükle çünkü boğazım kırumuş ve halsizim.

 

Doktor ayak ucuna geliyor ve ayağımı sıkıyor. " Hissediyor musun? "

 

Hissediyorum. Onaylamak için gözlerimi açıp kapatıyorum. Doktor bu seferde aynı işlemi vücudumun farklı yerlerinde uyguluyor. Hepsini hissediyorum.

 

" Çok şanslısınız Zerda Hanım ve çok güçlüsünüz. Kurşun yiyip o derece yüksek bir yerden düşüp üstelik Ameliyatta bu derece direnmeniz takdire şayan. Sakat kalma ihtimaliniz yüksekti ama gelin görün ki çok sağlıklısınız. " Diyerek hemşirenin ona uzattığı formu doldurmaya başladı.

Hiçbirşey söylemedim.

 

" Şuan yoğun bakımdasınız ama birkaç saate normal odaya alacaklar sizi. Dikişlerinizi patlatmamaya dikkat edin lütfen. Sizi burada bir hafta daha misafir edeceğiz. "

 

Doktora minnetimi gözlerimi sıkıca kapatıp açarak verdim. Hava maskemi her ne kadar istemesem de doktor ağzıma taktı. O kapıdan çıkarken gözlerim onu takip etti. Kapının önünde bekleyen ailemi gördüm. Sol gözümden bir damla yaş düştü. Onlara gülümsemek istedim ama o kadar halsiz ve ruhsuzdum ki şuan, babamın gözlerinin içine bakarak yumdum tekrar gözümü.

 

Uyku beni kollarına hapsederken içeri bir hemşirenin girip seruma ağrı kesici benzeri birşey enjekte ettiğini de hissettim. Ağrılarımın azalıp uykumun bastırması bu düşüncemi kanıtlar nitelikteydi.

 

İlahi Bakış Açısı

 

Zerdanın uyanıp normal odaya alınmasıyla herkes sevinç içindeydi. Ömer ve ailesi de hâlâ buradaydı. Zerda uyuduğu için ona geçmiş olsun diyememişlerdi bu yüzden o uyandığı zaman gitmeye karar vermişlerdi.

 

Zerda saatlerdir uyuyordu. Doktoru ağrılarını dindirmek için ağır bir ağrı kesici yapmış ve bunun yan etkisi olarak uyku baskınlığı ortaya çıkabileceğini söylemişti.

 

" Çok şükür Rabbime, kızımı bize bağışladı. " Diyerek dua eden Hanife Hanımın dizlerinde ki ellerine elini koydu Sevda Hanım.

" Çok şükür bacım çok şükür. Bundan gayrı gözünün önünden ayırmazsın onu. "

 

Erdem Bey hemen " Elbette Sevda Hanım, kızımı önceden gözümüzün önünden ayırmak zaten büyük bir hataydı. " Diyerek kadına hak verdi.

 

Azat babasına bakarak " Mesele göz önünden ayırma meselesi

değildir Baw. Evlendirdiğiniz kişinin geçmişini iyi araştırmayan sizdedir hata. " Diyerek geçmişe dem vurdu. Azat bu evliliğe önceden de karşıydı ama Zerdanın aklına giren o adam ve Erdem Bey'den dolayı birşey yapamamıştı.

 

Ömer'in de söyleyecek çok şeyi vardı ama yuttu. Aile işlerine karışmak istemedi. Fakat içinden bir ses aile işlerini siktir edip tak tak ne varsa söylemesi yönündeydi.

 

Hanife Hanım oğlu Azata bakarak

" Haklısın Kuremin. Fakat bilemezdik ki... O şerefsiz o kadar iyi rol yaptı ki Erdem Ağamdan bile daha iyi kalpli birisi sandım. " Diyerek kocasına ithafta bulundu. Hanife Hanımın sözleriyle Azat ve Ömer aynı anda onaylamazca kafasını iki yana salladı.

Söyleyecek başka söz yoktu zaten.

 

Şuan odanın dışında oldukları için rahatça konuşuyorlardı ama seslerin içeri gittiğinden bihaberlerdi.

 

Tüm bunları duyan Zerda'nın gözünün önünden mazi bir film şeridi gibi geçti. Ne günlerdi o zamanlar.

Baran o zamanki gibi kalsa Zerda ona körkütük aşık olurdu. Baran o zamanlar öyle adamdı.

 

Baran gerçekten de o zamanlar o kadar iyi niyetli, merhametli, saygılı ve anlayışlı bir adamdı ki şuan ki halini görse kendini öldürürdü.

Baran hep mi böyleydi yoksa onu değiştiren ne olmuştu Zerda bunu hep merak ederdi.

 

Evlendiği için bazen babasına kızardı çünkü Baran'ı karşısına çıkartan oydu. Fakat genellikle kendine kızardı çünkü Baran'a kanan da oydu.

Yalan yok, sevmişti Baran'ı. Belki Baran rolünü biraz daha ilerletse aşık da olurdu çünkü Baran o zamanlar tamda Zerdanın istediği gibi bir adamdı.

 

Sevginin sınırı yoktu, üç kişiyi birden de sevebilirdi bir insan ama aşk...

Aşkın sınırı vardı işte. İnsan sadece bir kişiye aşık olabilirdi. O kişiden sonra gelen kişileri insan her ne kadar aşk sansa da o aşk değildi; O kişiden sonra gelen kişilerde hep onu aradığından dolayı insan aşk sanardı.

 

Aşk öyle bir şeydi ki ölüme sürüklerdi. Çoğu insan aşkın ve sevginin ayrımını yapamazdı; hoşlantıyı sevgi, sevgiyi aşk sanar, gerçek aşkı bulduklarında ise korkar kabul etmezlerdi. Bunun ayrımını yapabilen insanlara ne mutluydu.

 

Şimdilerde herkes aşıktı güya. Hatta çorap değişir gibi aşklar da değişiyordu. Aşkı o denli küçük düşürüyorlar ve hafife alıyorlardı ki...

Bazı masum insanlar oluyordu bu çorap değişir gibi aşk değişenlere denk gelen... Aşkın bir olduğuna inanan. Hep o masum insanlar üzülüyor ve aşka küsüyorlardı. O yüzdendir aşka inanan insanların çoğunda her gün 'ben aşık oldum' lafları.

 

Zerda daldığı noktadan sıyrıldı ve derin bir nefes alarak önüne döndü.

Odanın kapısı açıldığı zaman kahverengi gözleri o tarafa döndü. Kuzeni Ayça durgun bir suratla içeri girmişti ama Zerda'nın uyandığını gördüğü zaman kocaman gülümseyerek " Zerda uyanmış! " Dedi.

 

Oda bir anda dolarken Hanife Hanım hemen Zerda'nın dibine girdi ve yanaklarını öptü. " Yavrum! " Diyerek Zerda'nın eline birsürü öpücük kondurdu. Erdem Bey kızının alnından öperek saçlarını okşadı.

" Özür dilerim yavrum " Diyerek tekrar alnından öptü Zerda'yı.

 

" İyi misin bitanem " Diyerek Azat da kızkardeşinin elini tuttu ve gülümsedi. Zerda başını kaldırıp abisine baktı ve zoraki gülümsedi. O sırada abisinin arkasında duran adam dikkatini çekti. Ömer Şanlı'nın burada ne işi vardı?

 

Ceyda ve annesi Sevda Hanım da buradaydı.

 

" Zerda kızım iyi misin? " Diyen Sevda Hanımın samimiyeti ve içtenliği ile şaşırdı Zerda.

 

" İ-iyiyim Sevda Han-"

 

" Bana anne de kızım, ben senin annen sayılırım. " Diyerek Zerdaya sevgi dolu bir bakış attı. Zerda anlamaz bakışlar atarken Hanife Hanım " Hani senin pembe bir patiğin vardı ya. Kim ördü bunu bana diye sormuştun. Sana bahsettiğim kadın Sevda işte. " Dedi.

 

Zerda şaşkınlıkla ikiye baktı. Sonra ise Ceyda ile göz göze geldi. Üniversite arkadaşıyla çok ortak yönleri vardı ama onlar bunu hiç konuşmamışlardı.

 

" Valla bana bakma kanka, analarımız kardeşlik çıktı. Seninle benimde öyle olmamız normal geliyor artık. " Diyen Ceyda da yeni öğrendiği için şaşkındı.

 

" Tamam canım birşey demedim. " Diyerek gülümsedi Zerda.

 

Herkes geçmiş olsun dileyip Sevda hanımları uğurladı. Gitmeyen tek bir kişi vardı o da Ömerdi.

Oda boşalınca sadece Ömer ve Azat kalmıştı Zerdanın yanında.

 

" Abi bakıyorum da arkadaşınla barışmışsın. " Diyerek abisine umursamazlar laf attı Zerda. Ömerin yanında çekinmiyordu nedensizce.

 

Azar sırıttı ve " Evet. Arkadaşımızla barıştım. " Dedi. Ömer Azat'a uyarı dolu bir bakış attı ama Azat susmadı.

" Şimdi sıra sende. "

 

Zerda kaşlarını çattı ve " Ben ne alâka? " Diye sordu.

 

Ömer Azat'a ters bakışlar atmaya devam ederken konuştu.

" Bakma sen ona Zerda, bilirsin abini hep boş. " Diyerek bir yumruk attı arkadaşının omzuna. Azat kaşlarını kaldırıp imayla sırıttı.

 

" Hep boş öyle mi? Ey Ömer Ağa sen değilmiydin bu kız benim kader-"

 

" Lağn! " Diyerek kolundan tuttuğu gibi kapıdan dışarı fırlattı Azat'ı Ömer. " Kes sesini gerizekalı. "

 

Azat'ın kahkahası duyulurken Ömer kapıyı kapattı ve onlara şaşkınca bakan kıza döndü. Bakışları titredi ona bakarken.

 

" Şey... Abin işte Zerda bilirsin. "

 

" Evet. "

 

" Geçmiş olsun bu arada herkes bir anda konuşunca rahatsız etmek istemedim. "

 

Zerda adamın gergin hallerine anlamaz bakışlar attı. Kahverengi gözlerini sürekli kızdan kaçırdığı için Zerda ne garip bir adam diye düşündü. Oysaki Ömer Zerda'ya daha fazla bakarsa kıpkırmızı olurum diye düşünüyordu. Yada geçmişini hatırlar bu kızı alırım...

 

" Yok yok rahatsız etmezdin. " Diyen Zerda da söylediği lafın yanlış çekimlenmesinden dolayı korktu ve telaşla açıklamaya çalıştı.

" Yani abim sayılırsın sonuçta. "

 

Ömer kızdan kaçırdığı gözlerini bir ok gibi kızın ela harelerine mıhladı.

Zerda ona asla abi demezdi ki. Ömer derdi. Kocam derdi.

Asla Ömer demezdi.

 

Yıllar sonra Ömerle ilk defa konuştukları için aradaki konuşma farkı Ömeri buz kestirdi.

Doğaldı ama Ömer bir anda yedirememişti bunu. Keşke Zerda büyüyene kadar gitmeseydim diye düşündü. O zaman belki Zerda'nın hafızasında yer alırdı.

 

" Doğru. Abin sayılırım. "

 

Zerda yavaşça başını aşağı yukarı sallarken Ömerin kahverengi gözleri asla ondan çekilmiyordu.

 

Ömer kapıya yaslı olduğu için kapı Azat tarafından ittirildi.

 

" Piç. Beni attın dışarı kim bilir kız kardeşime neler anlatıyorsun! " Diyerek kapıya zorladı Azat. Zerda gülerken Ömerin bakışları kısa bir süreliğine onun dudaklarına kaydı.

Fakat sonra kapıyı şiddetle açtı. Kapının önünde piç sırıtışları atan Azatı yakasından tuttu ve geri fırlattı. Kapıyı tekrar kapatan Ömer ile birlikte Zerda odada tek kalmıştı.

 

Ömerin dışarıdan " Sen kime piç diyorsun Piç. " Diyen sesi duyuldu.

 

Yüksek sesli konuştukları için bir doktor veya hemşirenin " Beyefendi lütfen biraz sessiz konuşur musunuz? " Diyen sesi de kulakları tırmaladı.

 

Zerda gülümseyerek gözlerini kapattı ve ilaçların etkisiyle kendini uykuya kaptırdı.

 

-----

Bölüm : 15.02.2025 17:10 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...