19. Bölüm

19. Bölüm

Gizliyazar_1907
ay.gece

19. BÖLÜM: NİŞAN

 

Yaşlanıp öyle kol kola yürüyelim mi?

Ne güzel yaşlanırsın sen...

 

~Cemal Süreyya

 

🌹🌹🌹

 

ZERDA

 

Kır bahçesinde hafiften esen rüzgar ılıktı fakat saçlarımı okşamıştı. Gözlerim onlarca insanı değil de yanımda bir dağ gibi oturan adamı görüyordu.

 

Onun için canımı verirdim...

Benim için canını verirdi...

 

Keşke beni daha erken bulsaydı, hayatımızdan seneler eksilmezdi belki. Birçok ilkimin sahibi o olurdu.

Keşke demeyi Küçüklükten beri sevmezdim ama keşke diyordum bu aralar. Keşke Ömer ile kendimin farkında olduğum zamanlarda karşılaşıp ona aşık olsaydım.

 

Benim için neler yapmıştı... Baran'ı döverek aşiretinin yanacak olmasını göze almıştı. Şükür ki Baran ona ve aşiretine birşey yapamamıştı.

Benim için çocukluk arkadaşını, dostunu karşısında almıştı...

 

En önemlisi ise bana hep sadıktı.

Küçüklükten beri beni seviyor ve düşünüyordu. Onunla vakit geçirdiğim her dakika daha net kavrıyordum. Ben İstanbul'da okurken bile elleri hep benim üzerimdeydi. Baran ile evlenirken gönlümün olduğu için ses etmemişti ama kim bilir ne kadar acı çekmişti. Şimdi bende düşünüyorum da Ömer'in yerinde ben olsam kafayı yerdim. Sevdiğim adam başkasının koynuna girecek, ona karım dıyecek öyle mi? Orayı başına yıkar çekip alırdım.

 

Ömer ise sabretmişti. Aşkını içine gömmüştü. Sabrının sonucunda benim acı çekerek boşanmış, ona gelmiş olmam vardı ama olsundu. Biz beraberdik ya...

 

Son günlerde kendimde ki değişimi ben dahil herkes gözle görülür biçimde fark ediyorlardı. Sevmek ve sevilmek insanı güzelleştiriyor, enerjik yapıyordu.

Ömer' den ise ayrı kalamıyordum. Onun sevgilik teklifine belki birgün ona aşık olurum dıyerek evet yanıtını vermiştim ama belkisi bir hiçti. Ona kesinlikle aşık olmuştum. Hatta gözüm ondan başkasını görmüyordu.

 

Zira onun da öyleydi. Yakışıklı yüzü bana her geçen gün daha da yakışıklı geliyor, kalbi özellikle de beni kendine daha çok bağlıyordu. Dili zehirliydi ama bu zehir bana panzehir, diğerlerine ölümdü. Aşiret toplantılarına katılmıştı ve verdiği kararlar ve laflar onu herkesin gözünde acımasız bir ağa yaparken benim gözümde ise bir pandadan farkı yoktu. Evet, çok uyuyor olabilirdi ama benim yiğidimin güçten düşmemesi lazımdı.

 

Lafın kısası Ömer yoksa bende yoktum...

Ben yoksam Ömer yoktu.

 

Birbirimizi yıllar sonra tekrar bulmuş ve böylesine bağlanmışken aramıza düşen bir ayrılık ölüm olurdu.

 

Ona baktığımı fark etmiş olmalı ki bana baktı. Kahve hareleri yeşil harelerimle buluştuğunda kalbimde birşeyler cız etti sanki. Hani annen sana kızım pilav yanmasın bak deyip de pilav yanınca gelen o his var ya, o kalp sancısı... İşte ona benziyordu. Tek fark ise orada annenin sana kızacağını düşünüp anlamsız bir telaş ve heyecana kapılıyordun.

 

Ömer'in kahve harelerine baktığında ise Ömer'in sana hep bu şekilde anlamlı bakacağını bildiğin içindi. İçimi titretiyordu.

 

" Bakma öyle. " Dedi. Kafamı neden dercesine salladım.

 

" Daha fazla o şekilde bakarsan insan içi falan demem öperim seni. " Dedi. Ben utanarak gözlerimi kaçırdım. Bu sefer ofladı.

 

" Kızım sen adamı ölüme sürüklersin, baksan başka bakmasan başka... "

 

Tek derdimiz bu olsundu yeter ki. Ona tatlı tatlı gülümseyip kimse çaktırmadan elinden tuttum. Bilmiyordum ki tüm bu anlarımızın Ayça tarafından ustaca kameraya alındığını.

 

" Kahve yapacağız. Hadi. " Dedi Dilan telaş içinde. Evin müstakbel gelini olarak gelen misafirlerle ilgileniyordu.

 

" Kız bu kadar insana kahve mi yeter? " Dedim. Harbiden neredeyse 500 kişi vardı.

 

Dilan omuz silkerek " Yeter yeter. Mekanın bir özelliği de zaten bu, ayriyetten para verdik ama değer. Senin bu mutlu gününde kahvesiz olacak değil ya. " Dedi. Ben ise onu silktim ve Ömer'e bir bakış atarak,

" E o zaman geleyim madem. " Dedim.

 

Ömer, " Çok tuz atma yavrum, sağ kalmamı istersen elbette. " Dedi. Ömer'in yanına Azat abim birkaç ortak arkadaşı daha gelince son söylediğini duymuşlardı.

 

" Sen at yenge at. Mutfakta tuz, karabiber, kimyon.. Ne bulursan. " Diyordu bir arkadaşı. Abim ise ona elbette hak vererek bana döndü.

 

" Deterjan da ekleyebilirsin. Hatta bizim korumaya aldırmıştım, mutfağa bırakmıştı. " Dedi abim. Ben şaka yapıyor sandım ama Dilan, " Aa Azat abi o deterjanı sen mi aldırdın? Mekanın hizmetçileri de kim aldı diyordu. " Dedi.

 

Oha ama!

 

" Yok yok ya deterjan az gelir, yavrum sen benim beş dakika içinde ölmemi istiyorsan fare zehiri, çamaşır suyu falan da ekle tamam. " Dedi Ömer sinirden gülerek. Asaf ise onun omzuna iki defa vurdu.

 

" E oğlum bizde kız almak o kadar kolay değil. " Dedi Ömer'e.

 

" Tabi kolay değil. Herkes Baran değil ki tehdit edince kızı hemen versin. " Dedi Ömer de. Asaf Baran'ı tehdit ederek almıştı Dilan'ı elbette bunu Ömer de duymuştu.

 

Dilan utanarak kolumdan tuttu ve beni çekiştirdi. Birikte mutfak olan kısma gelince gözlerim şokla açıldı. En az 20 tane tencerenin içinde kahve kaynatılıyordu. Fincanları ise sayamıyordum bile. Ortada dönem muhabbet ise tirajikomikti.

 

" Şekeri az oldu zaar, Asiye az şeker ver da! " Diyordu Rahime abla. Asiye yengem ise ikiletmeden şeker verdi ona.

 

Sanarsın yemek yapıyorlardı.

 

" Kız ha bunlar nedu? " Dedi Ayça da. Elinde tuttuğu altın varaklı fincanlara bakıyordu. Tepsiler dolusu fincanlara...

 

" Misafirlerin fincanı. "

 

" Ula sanarsun adamlar evde çorbayı bile altın tozlu içeyi, ne gerek vardu da 500 dene adama. Ben altını koluma takmağa bulamayrum. " Dedi Rahime abla. Herkes gülerken " Rahime tek derdin bilezik olsun, gel sana 20 tane vereyim hemen " Dedi Annem de.

 

Hepsi birer tencere başındaydı.

 

" Oo neşeniz bol olsun hanımlar, herhalde Türkiye'nin dört bir yanıne kahve servisi yapacaksınız. " Dedim. Berfe yengem hemen beni yanına çekiştirdi ve gözüm şuanda ilk defa bir cezve gördü.

 

" Aa cezve. " Dedim şaşkınlıkla. Tencerede yaparım sanmıştım.

 

" Bu da aşk sarhoşu oldu elden gitti iyice. " Dedi yengem elini gözümün önünde sallayarak.

" Tanıştarım gelin hanım, bu gördüğün saplı küçük şeyin adı cezve. Kahve yapmaya falan yarıyor. Arada süt de ısıtabilirsin. " Dedi mala anlatır gibi. Sonra ise cezveye döndü.

" Cezvecim bu da Zerda, gelin hanım olur kendisi. Biraz kafası uçuk bu aralar kusura bakma. " Dedi.

 

Ben yengeme " Ya yenge ondan demedim, herkesin elinde tencere varya ondan dedim. " Dedim. Yengem ise gülerek şu ve toz kahveyi önüme koydu. Ocağın altını yakarak " Şaka yapıyorum canım, hadi yap bakalım damat kahvesini. " Dedi.

 

Kahveyi yaparken Dilan ve Ayça da yanıma geldi. " Hadi tuz kat "

 

Ben kahveye tuz katmak istemiyordum. Eskiden gelen görücüye kahvenin içinde tuz katarsan gönlüm sende değil, şekerli ballı yaparsan kalbim sana ait anlamına gelirmiş. Eğer tuzlu kahveyi içen adam gerçekten adamsa o evden kalkar gidermiş.

 

Ömer'in böyle yapmayacağını biliyordum, beni seviyordu ama yine de ona kıyamıyordum.

 

" Ben tuz katmayacağım. " Dedim. Kızlar neden diye sual edince ise omuz silktim. Onlar ise sürekli ısrar ediyordu.

 

" Abime kıyamıyor tabiki bu aşk değil de ne be! " Dedi Ceyda tencerenin başından bize bakarak. Kadınlar kahkaha atarken bizde onlara katıldık.

 

Kahveye şeker ve bak kattım.

 

" Oysa ki ne hayallerim vardı ya... Ömer'in yüzünün alacağı şekli görmek çok isterdim. " Dedi Esra da. Ben ise omuz silktim ve " Ağzımızın tadı kaçmasın. " Dedim.

 

Kahveyi fincana koyup özel tepsiye de koydum. Yanına kahve bardağı ile su da koydum. Bizimkiler de diğer kahveleri fincanlara boşaltmıştı. Önde ben arkada diğerleri olmak üzere bahçeye giriş yaptığımızda etrafı bir sessizlik kapladı. İşte aşiretimizi bu yüzden seviyordum. Edebi adabı, neyi ne zaman yapacaklarını iyi biliyorlardı. Zira Şanlı aşireti de öyleydi.

 

Ben gözlerimi arada bir kaldırarak Ömer'e bakıyordum. O ise pür dikkat bakıyordu bana. Arkadaşları ve abimler hemen çarprazına oturmuştu. Ben önümüzde ki masaya tepkiyi bırakıp yerime oturdum. Herkes kahvesini yudumlarken gözler Ömer'in üzerindeydi. Ömer bana baktı ve sırıtarak " Bismillah. " Dedi. Kahveden bir yudum aldı. Ağzına tuz tadı gelmemiş olacak ki sıcacık gülümsedi ve göz kırptı.

 

Kahveyi tek dikişte içerken herkes alkışlamıştı. Fincanı tepsiye koydu ve cebinden bir kırmızı gül çıkararak yanına koydu. Tekrar elı cebine gidip bir kutu çıkardı ve bu sefer içinden bir pırlanta çıkardı onu da gülün yanına koydu.

 

Çok ince düşünceli ve nazik bir davranıştı.

 

Ömer Şanlı birkez daha kalbimi fethetmişti.

 

Ayçanın tüm bu anlarımızın çektiğinden bir haberdim.

 

" Eee sebebi ziyaretimiz ve amacımız belli. " Dedi Ömer'in amcası olan adam. Ömer'in babası öldüğü için bu gece beni aile büyüğü olarak o isteyecekti. Reşat Ağa çok iyi ve tombik bir adama benziyordu.

 

" Çocuklar birbirlerini görmüşler, sevmişler... Bize de yuvalarını yapmak düşer. Allahın emri peygamberin kavli ile kızınız Zerda'yı oğlumuz Ömer'e istiyoruz. "

 

Babam bana baktı gözleri dolarak,

" Madem ki dediğin gibi gençler birbirlerini sevmiş, bize de yuvalarını yapmak düşer. Hayırlısı olsun. " Dedi.

 

Babam o kadar iyi bir adamdı ki beni bir mal yerine koymamış, verdim gitti yerine Hayırlısı olsun, demişti. Gözlerim dolarken babamla göz göze geldik. Aramızda sessiz bir konuşma vardı sanki. İyi ki varsın babam. İyi ki her zaman destekçimsin.

 

Ömer ile göz göze gelirken bana o kadar güzel bakıyordu ki ben bu adamı hak edecek ne yaptım diye düşünmeden edemedim.

 

Ömer ile önümüzde duran tepsi kaldırıldı ve yan yana ayağa kalktık. Ayça benim bekar kuzenim ve nedimem olarak yüzükleri ve makası getirdi. Bizde adetler gereği makasla kurdele yine kesmeden önce tepsiye para konurdu. Tepsiyi taşıyan ise paraların sahibi olurdu.

 

Babam elimize yüzükleri geçirdi ve makasa usanmadan önce Ömer cebinden bir deste para çıkarıp tepsiye koydu. Ayça'ya bu yetersiz gelmiş olacak ki babam yüzüğü almadan " Makas kesmiyor amca! " Dedi. Biz dahil herkes gülerken bu sefer damadın, yani Ömer'in arkadaşları devreye girdi. İsimlerinin Arslan, Şahin ve Murat olduğunu öğrendiğim arkadaşları gülerek ikiyüzer ikiyüzer tepsiye saymaya başladılar. Tepsi dolup yere

" Durun durun! Yeter. " Dedi Ayça. Şahin denen adam Ayça inat cebinden iki tomar daha para çıkardı ve tepsiye koydu. Ayça, Şahin'e dik dik bakarken Şahin ona gülümseyerek bakıyordu.

 

Şahin çoktan Ayça'nın kara listesine girmiş gibiydi.

 

Babam bu sefer eline makası alarak nişan duasını okudu. İncili kurdeleyi keserken Ömer ile göz göze geldik. İnciler ayaklarımızın dibinde düşerken Ömer'in bakışlarında kayboluyorum. Şuan benden mutlusu yoktu.

 

Birlikte onlarca fotoğraf çekildik. Ailelerimiz de bu karelere eklendi. Bu merasim de bitince nişan daha yeni başlıyordu. Açılan dans müziği ile Ömer ile ortaya geçtik.

 

Ömer ile dinlediğimiz ilk şarkı çalarken muhtemelen bu şarkı bizim parkımız olmuştu.

Ahmet Kaya- Şiire Gazele

 

Ömer'in bir eli belimde diğer eli elimdeyken gözlerimin içine bakarak şarkının bir kısmını söyledi.

 

" Hasret çektim, gönül verdim

seni sevdim men

Hasret çektim, könül verdim

seni sevdim

Böyle bir güzele, eşkimi tezele

Şiire, gazele könül verdim, şiire, gazele

Böyle bir güzele, eşkimi tezele

Şiire, gazele könül verdim, şiire, gazele"

 

Bu an benim için o kadar muhteşemdi ki asla unutmayacaktım.

 

Bu şarkının ardından başka bir dans şarkısı çalınca çiftler bir bir ayağa kalkmıştı. Berfe yengem ve abim, Asaf ve Dilan, Esra ve Azat abi... Gözlerim gördüğü başka bir çift ile irileşti.

Ayça ve Şahin?

 

Yeni bir aşk mı doğuyordu yoksa?

 

" Ne oldu? " Dedi Ömer. Benim baktığım yere bakınca güldü.

" Şahin'e yazık olacak. " Dedi. Ben ona kaşlarımı çatarak nedenini sordum.

 

" Anahtar girmeyen bir kapıyı zorlarsan kırılır Zerda... Ayça da Şahin'e bakacak göz yok. Şahin tutulursa fena olur. "

 

" Ayça neden Şahin'e bakamasın? '

 

Ömer güldü ve " Senin kuzenini şu kısacık sürede analiz edebildim. Birde sen düşün. " Dedi. Doğruydu. Ayça zaten kendisi de söylemişti asla doğulu bir adam ile evlenmem diye.

 

Ama hayat büyük konuşanları sevmezdi. Bu yüzden asla asla demeyeceksin.

 

Dans bittiğimde hemen bir halay açıldı. Herkes halaya girerken ben başa geçmiştim. Hemen yanımda ise Ayça vardı. Ömer arkadaşları ile karşımızda halay çekiyordu.

 

" Bu gün bizim günümüz Zer! " Dedi Ayça. Resmen kendinden geçmiş gibi halay çekiyordu.

 

" Bilseydim bu kadar kurtlandığını hemen bir düğüne yollardım seni. " Dedim gülerek. Omzuma omzunu vurarak güldü. Halay'ın can alıcı yerinde Sevda anne elinde ki halay mendili sallayarak beni ortaya çağırdı.

 

Gelin kaynana düşmanları çatlatırlen etrafta zılgıt sesleri duyulu yordu. Resmen bir düğün gibiydi.

 

Sevda anne ile omuzlarımızı birbirine vurarak etrafımızda döndük. Zılgıt sesleri daha da artarken annem ve Ceyda da geldi yanımızda. Bu sefer ben ve Ceyda gelin-görümce olarak düşman çatlatırken annem ve Sevda annem de dünür olarak düşman çatlatıyordu.

 

Etrafta yankılanan erkeklerin sesi ile güldük.

 

" Ki buke ki buke! "

(Gelin Kim, gelin Kim.)

 

Bu sefer kadınlar, karşılık verdi.

 

" Zerda Buke! Zerda buke! "

(Zerda gelin, Zerda gelin)

 

Biz tekrar halayda yerimizi alırken kadınlar, bağırmıştı.

 

" Ki Zava! Ki Zava! "

(Kim damat, Kim damat)

 

Erkekler de onlara karşılık vermişti.

 

" Ömer Zava, Ömer Zava! "

(Ömer damat! Ömer damat! )

 

Bu bizim nişanımızdı. Sadece bir nişandı ama bu derece coşkulu ve kalabalıktı ki... Düğünü düşünemiyordum.

 

Gecenin ilerleyen saatlerinde halaylar çekilmiş, oyunlar oynanmıştı. Ömer ile el ele halay çekebilmek çok güzeldi. Yakında sadece nişanlı değil, evli de olacaktık.

 

Ömer Şanlı'nın karısı Zerda Şanlı olacaktım. Asrın soyadı her ne kadar üzerime yapışmış olsa da...

 

🌹🌹🌹🌹🌹🌹

 

İki bölüm birden attım değerimi bilin haaaa.

 

Yorum yapın lütfen. Karakterleri yorumlayın.

 

 

Bölüm : 25.02.2025 20:11 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...