
13.BÖLÜM: PAPATYALAR
Ey gönül gidenden ümidini kes! Kaçan bir hayale benziyor herkes
Sanki kulağıma gaipten bir ses
Buluşmalar kaldı mahşere diyor.
~ Necip fazıl kısakürek
🥀🥀🥀
Zerda
Odamda ki koltukta otururken düşünceliydim. Ayça ve diğer kızlara sevgili olduğumuzu söylemelimiydim?
Eğer söylersem çok belli ederlerdi.
Kapımın tıklatılmasıyla kızlar izin almadan direkt içeri girdi. Ben eve geldiğimde annem onları salmamış hepsine birer iş vermişti. Yanıma daha yeni geliyorlardı.
" Kız! Anlat hepsini. " Diyerek yanıma otırdular.
Anlatsam mı anlatmasam mı?
Of ya!
" Kızlar size birşey söylicem ama eğer ki başka bir yerde ağzınızdan kaçırır veya imada bulunurdanız size küserim. " Dedim. Kızlar oflayarak
" Söyle! " Dediler.
" Biz Ömer ile sevgili olduk. "
" Oy nenem yarabbi! " Dedi Ayça elini kalbine atarken.
" Ayyy oha yaa " Dedi Dilan.
" Vaaaay bizim Ömerle Zerdaya bak hele. Kerreler sizi. " Diye güldü Yengem.
Bana başından beri herşeyi anlatmamı istediler. Özel konuşmalar harici neler yaptığımızı anlattım.
Anlatmanın sonunda ise kültür çatışması yaşandı.
Dilan ve Berfe yengem halay çekerken Ayça da horon tepiyordu mutluluktan. Bende güldüm onların bu haline.
Aşağıdan annemin sesi geldi.
" Kızlar! Hadi sofrayı hazırlayalım gelin. "
Kızlar odadan çıkarken bana öpücük attılar. Onları bu haline güldüm. Bende utanmadan heyecandan oynardım ama...
Telefonuma gelen bildirim sesi ile irkildim. Hemen telefonu alıl gelen mesaja baktım. Saat akşam altıydı.
Ömer Ağa: Güzelim n'apıyorsun?
Kalbim sanki yerinden çıkmış ta kaburgalarımı zorluyordu. Güzelim demişti bana... Güzelim.
Heyecanımı bastırarak ona cevap verdim.
Siz: Yemek yiyeceğiz bir yarım saate. Sen napıyosun?
Hemen cevap gelmişti.
Ömer Ağa: Bende bir iş çıktığı için şirkete uğradım dönüşte de sana birşey vermek istiyorum.
Siz: bana mıı?
Ömer Ağa: evet ama önce aşağı inmen lazım.
Siz: ne yani şimdi sen burada mısın?
Ömer Ağa: Evet yavrum, sizin aşağı sokakta çeşmenin yanında bekliyorum. Beş dakika gelebilir misin?
Siz: tamam geliyorum şimdi.
Ömer Ağa: bekliyorum :)
Odada volta atmaya başlamışken hırkamı alıp aşağı indim. Karşıma Allah'tan Ayça çıktı. Yüzümün heyecanlı halini görmüş olmalı ki
" Kız ne oldu? " Dedi.
" Ayça bana yardım etmen lazım. "
Ayça hemen " Ederim kız söyle ne oldu " Dedi.
Ona yaklaşarak " Ömer bana sürpriz yapacakmış aşağı sokakta çeşmede bekliyor. Gitmem lazım. " Dedim. Ayça güldü ve " Tamam kuzen bendesin. " Diyerek kolumdan tuttu ve beni kilere doğru sürüdü.
" Sen o konaktaydın bilmezsin ama Erdem Amcam korumalar daha rahat koli taşıyabilsin diye kapı yaptı buradan. Sen git ben bir yalan uydururum. Geç kalma, evlenmeden de ellet-"
" Kız! "
" Tamam tamam sustum defol hadi. "
Ben gülerek kapıdan çıktım. Hızla aşağı sokağa ilerledim ve çeşmeyi görene kadar etrafta tanınmamayı umdum.
Çeşmenin yanında duran arabasını görünce hızlandım.
Arabaya kendimi attığım zaman gözüme doğru neredeyse giren papatyalarla gülümsedim. Papatyaları çok severdim.
" Ömer... "
Papatyaları gözümün önünden çekip kucağıma biraktığında gülümsedi.
" Hâlâ papatyaları sevdiğini umuyorum. "
" Evet, çok severim. "
Gülümsedi ve arka taraftan beyaz bir ayıcık çıkardı. Ayıcığın ileri uzattığı ellerinde kırmızı peluş bir kalp vardı.
" Çok tatlı... "
" Senden daha tatlı olamaz. "
Ona nasıl bakıyorsam çapkınca sırıttı ve ayıcığın peluş kalbinde görmediğim bir fermuarı açtı.
Bir kutu vardı.
Kutuyu açtığı zaman altın kalpli bir kolye yer alıyordu.
" Bu senin."
Çok... Güzeldi.
Kolyeyi elime aldığımda " Açsana " Dedi. İçi açılıyordu demek.
Kalpli kolyenin kapağını açtığımda gördüklerim beni şaşkına uğrattı.
Bugün at binerken onun siyah atının üzerinde birlikte oturduğumuz, göz göze geldiğimiz bir fotoğraf vardı içinde. Diğer tarafta ise bir kız çocuğu vardı, o bendim. Bir erkek çocuğuna sıkı sıkı yapışmış yüzünde aşık bir gülümseme ile bakıyordu. Tahminen o da Ömerdi.
Hafızamda birşeyler yer bulduğunda sarsıldım.
" Hadi ama Ömey! Bindiy işte sıytına. "
" Kızım benim ağrıdı seni taşımaktan."
O küçük kız Ömer'in yakasına yapışmış yalvarıyordu. Bu sefer de cilveyle sırıttı ona.
" Sana kocam deyim. "
Oğlan çocuğu düşündü.
" Abinin yanında da dersen kabul ederim. "
" Timam. "
Oğlan çocuğu gülerek kızı sırtına aldı ve konağa doğru koşturdu.
" Hadi kocam abimin yanına gidelim! "
Hatırladığım anılarla yanaklarım kızarırken " Bu fotoğrafın olduğu anıyı hatırladım. " Dedim. O kahkaha atarken " Ben hiç unutmadım. " Dedi.
" Peki bunu kim çekmiş? "
" Abim Hazar çekmiş. O zamanlar fotoğraf çekmeye meraklıydı. "
Bana ettiği hediye o kadar etkileyici ve anlamlıydı ki kalbimi bırakıyordum.
" Sana çok teşekkür ederim Ömer. Bana hediye ettiklerin benim için o kadar değerli ki... "
Ellerimi tuttu ve öptü.
" Sana tüm mal varlığımı versem azdır. Sen dünyalara bedelsin. "
Bana ettiği bu güzel cümleler o kadar hoşuma gidiyordu ki şımartıyordu beni.
" Seni seviyorum Bal gözlüm. "
Bende çekinerek baktım ona. Ona şuan hiçbirşey diyemezdim.
Hediyeleri alıp onunla vedalaştıktan sonra hızla bizim konağa doğru yola çıktım. Yolda kimsenin beni görmemesini umarak kiler kapısından girdim. Lilerde gördüğüm silüetlerle ödüm bokuma karışırken
" Hii " Dedim.
Berfe yengem ve diğer kızlar taburelere oturmuşlardı ve üstelik ellerinde de çay vardı.
" Kız Allah canınızı almasın! Ne işiniz var sizin burada? "
Kızlar ayağa kalkıp elimdekileri incelemeye başladılar. Ayça boynumda ki kolyeye sarılarak
" Oy nenem yarabbi! Ne de çüzel bir kolyedur bu. " Dedi.
Onun hallerine gülerek kolyenin içini de açtım.
" Uyy! Kiz bunu ne ara çekildunuz? Ne de çüzel bakayiler birbirleruna." Diyerek fotoğrafları inceledi. Kızlar da fotoğrafları incelerken hayranlık içindeydi.
" Ay Zerda, gerçekten senin de mutlu olduğunu gördük ya ölsek gam yemeyiz. " Dedi Berfe yengem.
Biz gülerken asıl iş bunları odama çıkarmaktaydı.
" Ben bunları odaya nasıl çıkarcam? "
Kızlar düşünürken Berfe yengem,
" Biz etrafı kontrol edelim. Dilan bir vazoya su doldurup odana getirsin senin, çiçekler solmasın. " Dedi.
Dilan aramızdan vazo için ayrılırken Berfe yengem ve Ayça kafasını dışarı uzatıp kontrol etti.
" Temiz. "
Ben kilerden kızlarla birlikte çıkıp hızla merdivenlere ilerlerken annemlerin mutfaktan gelen sesini duydum.
" Kızım ne yapacaksın vazoyu? " Dıyordu. Biz kızlarla donup kalırken Dilan ne yapacak diye düşünüp durduk.
" Şey... Benim odamda ki çiçeklerin vazosunu değiştirecektim. "
Derin bir nefes verirken ikinci kata çıktık. Babamların da sesi oturma odasından geliyordu. Biz merdivenlere doğru giderken abim kapıya doğru yaklaştı. Berfe yengemi gördü. Ayçayla bizi görmeden hızla merdivenlere çıkarken Berfe yengemi feda etmiştik.
" Berfe'm napıyorsun tek başına bakayım burada? "
" Şey... Azat'ım biraz susadım da mutfağa ineyim dedim. "
" He tamam gülüm. Hadi gel odamıza çıkalım. "
" Tamam Azat'ım. "
Onlar da peşimizden merdivene doğru hareket ederken biz kendimizi odaların olduğu koridora attık. Ben odama girdiğim vakit Ayça odaya giremeden koridordan Asaf'ın sesi duyuldu.
" Ayça? Zerda nasıl onu mu kontrole giriyorsun? "
Ayçayı da orada feda ederken kapıyı o kapattı. Kızlar şükür olsun beni sağ salim odaya çıkarabilmişlerdi.
Bugünün mutluluğu ve yorgunluğu ile elimde ki ayıcık ve papatya demeti ile koltuğa oturdun. Kapı hızla açıldığında irkildim. Gelen Dilandı.
" Kız şükür olsun beni birisi durdurmadı. " Diyerek sehpahanın üzerine koydu vazoyu. Ona minnetle baktığımda yanıma oturdu ve sarıldı. Ellerin dolu olduğundan karşılık veremedim ama o anladı beni.
" Çok teşekkür ederim Dilan. Herşey için... "
" Asıl ben sana, size teşekkür ederim Zerda. Ailemin bana göstermediği sevgiyi gösteriyorsunuz. İyiki varsınız.Abim yüzünden bana kızmamana hatta beni bağrına basmana o kadar sevindim ki... "
" Herşey abin ve annenin suçuydu Dilan. Bana o evde senden başka kimse yardım etmedi. Sen vardın birtek benim için. O son olaydan önce de o konakta sonsuza dek tek arkadaşlı olarak öleceğimi sandım.
Ama artık buradayız, sende bende özgürüz. "
Dilan minnetle gülümsedi ve teşekkür ederek odadan ayrıldı.
Onun ardından bende papatyaları buketinden çıkarıp vazoya yerleştirdim. O sırada gözüme papatyaların arasında küçük bir zarf ilişti.
Hızla zarfı alıp açtığımda o kadar mutlu oldum o kadar sevdiğim ki...
İlk defa birisi bana şiir adamıştı.
Ömer bana şiir adamış ve bu şiiri bize ait kılmıştı.
" Ruhun mu ateş, yoksa o gözler mi alevden?
Bilmem bu yanardağ ne biçim korla tutuştu?
Pervane olan kendini gizler mi hiç alevden?
Sen istedin ondan bu gönül zorla tutuştu.
Gün, senden ışık alsa da bir renge bürünse;
Ay, secde edip çehrene, yerlerde sürünse;
Her şey silinip kayboluyorken nazarımdan,
Yalnız o kahve gözlerinin nuru görünse…
Ey sen ki kül ettin beni onmaz yakışınla,
Ey sen ki gönüller tutuşur her bakışınla!
Hançer gibi keskin ve çiçekler gibi ince
Çehren bana uğrunda ölüm hazzı verince
Gönlümdeki azgın devi rüzgarlara attım;
Gözlerle günah işlemenin zevkini tattım.
Gözler ki birer parçasıdır sende İlahın,
Gözler ki senin en katı zulmün ve silahın,
Vur şanlı silahınla gönül mülkü düzelsin;
Sen öldürüyorken de vururken de güzelsin!"
Bu şiirin başka bir şaire ait olduğunu biliyordum ve o da kendinin yazmadığını belirterek kesme işareti koymuştu. Ama bu bile beni hayranlığa sürüklemiş ve içimi tarifi imkansız bir duyguya sürüklemişti.
Sanki bugün sevgili olmamış gibiydik; sanki yıllardır birbirimizi tanıyor, zevklerimizi en ince ayrıntısına kadar biliyor, hiç yabancılık çekmiyorduk. Daha iki hafta önce tanımaya başladığım bir adama karşı hissettiğim hisler değildi bu. Önceden bastırılmış birşeyin şimdi gün yüzüne çıkmasıydı.
Çocukluğumuz, biz şimdi beraber anı biriktirirken o zamanki anıları da gün yüzüne çıkarmak için çırpınıyordu.
Geçmiş tozlu bir kitap gibiydi ve temizlenip açılmayı bekliyordu. Ve ben o kitabı açarsam eğer birdaha çıkabileceğimi sanmıyordum.
🥀🥀🥀🥀
BÖLÜM SONU
Bu bölümün de sonuna geldik. Yorumlarınızı eksik etmeyin diyeceğim ama bir kişi dışında yorum atan neredeyse hiç yok.
Olsun, biz bize yeteriz.
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |