15. Bölüm
Ayşe Deniz / KARANBEY (Mafya) || TAMAMLANDI / K11 - GÜVEN III

K11 - GÜVEN III

Ayşe Deniz
ayseilhanli

Keyifli okumalar <3

🖤

 

11. BÖLÜM - GÜVEN III

 

KARANBEY

Arabadan inerken kolumdaki ağrının hafiflediğini hissedebiliyordum. Korumalardan birine arabanın anahtarını verdiğimde Kübra kollarını göğsünde çaprazlayarak ilerlemeye başladı. Kaşlarım çatıktı çünkü bu kadının hayatıma bu denli girmesinden rahatsız oluyordum.

Onun hayatına giren sendin Hakan.

Havlayan köpek sesiyle Kübra'nın adımları durdu ve bana döndü. Çatık kaşlarım gevşerken elimi kaldırdım. Kıpırdamaması gerekiyordu. Birkaç adımla ona yaklaşıp önüne geçtiğimde Zenas'ın evin arkasından çıktığını gördüm.

"Sakın ani hareketler yapma." Zenas'ın bir ısırıkla birinin boğazını parçaladığına şahit olmuştum. Benim dışımda herkese öfkeli bir köpekti. Islığımı çaldığımda havlamayı kesti. Kübra'dan birkaç adım uzaklaşıp yere diz çöktüm. Gülüşüm genişlerken Zenas'ın ardından gelen Bo'yu gördüm. Kübra'nın heyecanla kıpırdandığını ve ciyakladığını fark ettim.

"Seni yemelerini istemiyorsan bağırıp çağırma." Uyarımla korkudan kıpırtısız durdu. Ona ters çıkmaktan hoşlanmıyordum ama ters çıkmadıkça saçma sapan şeyler yapıyordum. Bunu durdurmak için başından beri yapmadığımı yapıp ona yalnızca Karanbey olmalıydım.

"Selam oğlum." Dilinden uzaklaşmak için başımı çektiğimde yanağımı yaladı. Başını okşarken kafasına dudaklarımı değdirdim. "Özledin mi beni?" Zenas havladığında güldüm. "Bende seni özledim." Kübra benim yanıma oturduğunda Zenas kulaklarını dikleştirip Kübra'yı parçalamak ister gibi bakmaya başladığında hissettiğim endişeyle cık cıkladım.

"Hayır, Zenas!" Bana baktı. Başımı sağa sola salladım. İçli bir ses çıkardığında Kübra'ya döndüm.

"Kazadan beri yanımdaki herkese karşı dikkatli davranır oldu." Boştaki elimi Kübra'ya uzattığımda titreyen elini avuç içime hapsetti. Zenas tekrar havladığında kaşlarımı çattım. "Zenas. Yeter." Olduğu yere otururken gözlerini sessizce Kübra'ya dikmişti. Zenas hırlarken uzanıp Kübra'nın şakağına dudağımı değdirdim.

"O benim karım Zenas. Ona hırlamayacaksın. Onu koruyacaksın." Zenas bir kez daha havladığında hırıltısı azaldı. Boştaki elimle çenesinin altını okşadım. Gözleri beni bulduğunda göz kırptım.

"Ona biri yaklaşırsa dişlerini geçireceksin. Tamam mı oğlum?" Sanki beni anlıyormuş gibi dişlerini göstererek hırladığında başını okşadım. Kübra, onu okşamak elini uzatmak istediğinde hırladığı için geri çekildi. Bo yaklaşırken Kübra'nın bakışları ona kaydı.

"Bo dişi. Zenas kadar saldırgan değil." Bo'nun başını kucağımda hissettiğimde Zenas'taki elimi Bo'nun tüylerine sürttüm.

"Onlar neredelerdi? Geleli uzun bir süre oldu. Neden yoklardı?" Kübra'nın konuşmasıyla Zenas kulaklarını dikleştirdi. Kübra'ya alışması zaman alacaktı.

"Bo, hamileydi. Veterinerdeydi." Kübra etrafa bakınıp kaşlarını çattı. "Yavruları doğumda öldü. O yüzden-" Bo'nun iç çekip gözlerini kapattığını gördüm. Kübra benden önce davranıp onun başına öpücük kondurduğunda Zenas hırlamaya başladı. Kübra, Zenas'ı umursamadan Bo'nun tüylerini okşadı.

"Aileni kaybettiğin için üzgünüm." Bo başını kaldırıp Kübra'yı koklarken Kübra onun tüylerini okşamaya devam ediyordu. Bo, havladığında başını Kübra'nın kucağına yasladı. Zenas'a döndüm.

"Karını örnek al. Bak. Utan." Zenas hırladığında onu okşadım. Kuyrukları memnuniyetle sallanırken Kübra'nın heyecanlı ifadesini silmeden Bo'yu öpüp okşamaya devam ettiğini gördüm. Bo dünyanın en uyumlu köpeğiydi. Zenas'sa en asisiydi.

"Memnun oldum Bo. Sen çok korkutucu bir dişisin." Kübra kocaman gülümsediğinde Bo uzanıp onu yalamaya başladı. Kübra kıkırdarken ona izin verdi.

"Hanımlarımız iyi anlaştı. Ne dersin?" Zenas bana dönüp kızgınmış gibi hırladı. "Karını paylaşamıyor musun? Kıskanç köpek." Elimden kurtulup uzaklaşmaya başladığında Bo başını kaldırdı.

"İtlik yapıyor." dedim cık cıklarken. Bo, Zenas'ın peşine takıldığında yerden kalktım. Elimi Kübra'ya uzattım, üzerime sinen kokudan ve çamurdan kurtulmak için banyoya girmeliydim.

"Zenas sana alışana kadar ona dokunma. Öfkeli bir köpek. Yabancılara karşı fazla saldırgan." Elimi tutup ayağı kalktı. Bekir şerefsizi onun köpeğini öldürmüştü, köpekleri sevdiğini buradan anlayabiliyordum. Bekir bunu anladığı için onun canını yakmıştı.

Onu gebertmek hafif bir cezaydı. Acılı ve yavaş bir şekilde ölmeliydi.

"Bo'yla oynayabilir miyim?" Sesindeki tonlama bir çocuğunki gibiydi. Heyecanlı ve kıpır kıpır...

"Bo yanına gelirse ve sevmene izin verirse Zenas sana zarar vermez." Başıyla onaylayıp elini elimden uzaklaştırmadan eve doğru yürümeye başladı. Peşinden ilerlerken elimin içinde kaybolan eline bakıyordum.

Biliyordum. Çoktan başıma bela olmuştu. Bu belanın ne denli büyük olduğunu anlayamıyordum. Beni işlevsiz bırakacak kadar aklımı bulandırıyordu.

Odasının kapısının önüne geldiğimizde beni yeni fark etmiş gibi bakarken ellerini çekmedi. Eli yine göğsünün tam ortasına yaslandığında nefesini tuttu. Kaşlarım çatıldı. Onun kalbine de zarar vermişler miydi?

"Yarın doktora gidiyoruz." Elimi çekmeye çalıştığımda daha sıkı tuttu. Onu yine korkutmamıştım. Korkutmadan bile kalbi ağrıyordu. Bir şey yapmadan bile onu korkutuyorsam yakın bir zamanda kalpten gidecekti. Dengesiz bir heriftim, yapabileceklerimi kestiremiyorken sürekli yanımda kalbini tutarak korkuyla gezmesini istemiyordum.

Yine de kalbi ağrıyorsa suçlusu Bekir piçiydi.

Elimi çektim. Onun kalbindeki sorun çözülmeden onun etrafında dolanmayacaktım. Korkudan elimde kalmasını istemiyordum.

"Nereye?"

"Odama!" Sinirim kendimeydi. Bir kadını bile korkutacak kadar canavarlaştığım için öfkeliydim. Annemin her daim bir kadına yaklaşımım konusundaki tavsiyeleri hiçbir işe yaramamıştı. Onu her halükârda korkutuyordum. Tıpkı babamın anneme yaptığını ona yapıyordum. Tam bir babam olmuştum.

"Tamam." Bu sefer ısrar etmemişti. Rahatlatıcıydı. Israr ettiğinde onun dediklerini yaparken buluyordum kendimi. O benim sadece anlaşmalı karımdı. Onu Bekir ve Haldun'dan korumam gerekirken aptal bir yakınlık kuruyordum.

Kolumda tekrar yanma hissiyle görüşüm bir anlığına bulanıklaştı ve odamın kapısına tutunurken bunu anlamaması için kısa bir süreliğine alnımı kapıya yasladım.

"Ben ölmüşken sen evcilik mi oynuyorsun, Hakan?" Kapıyı açıp odama girdim, aynalardan kendimi gördükçe yüzüm Ali'nin yüzüne evriliyordu. "Boşuna öldüm." Kolumdaki yanma arttığında üzerimdeki gömleği çekiştirdim. Düğmeleri her yana dağılırken kolumdaki yangının şiddeti büyüyerek boynuma ve göğsümden karnıma ilerleyen tüm yanıklarıma yayıldı.

"Sikeyim." Acıyla gözlerimi yumdum. İlk günkü kadar canımı acıtıyordu.

"Küfürlü mü konuşuyorsun? Bana bak-"

"Sen gerçek değilsin. Ben seni besledikçe zihnimdesin sadece!" Gömleği tamamen kollarımdan çıkartıp aynadaki aksime baktım. Bedenimdeki yanık izleriyle boktan görünüyordum.

"Ben senin ikizinim. Mutlu olmak benim hakkımdı." Onun hakkıydı. "Annemizde senin yüzünden öldü. Şimdi gününü gün ediyorsun." Aldığım güçlü ilaçların kafamı bulandırdığını biliyordum. Halüsinasyondu. Ali'nin sesi gerçek değildi. Kafamın içindeki vicdanımın acımasız sesiydi sadece.

"Gerçek değilsin."

"Değilim. Gerçek olan sensin. Aynadan bak kendine. Bu yanıklarla mı mutlu olacaksın? Acınasısın." Sikeyim. Elimi yerde yasladım. Duşa ihtiyacım vardı. Bedenimdeki yangını yok etmek için suya ihtiyacım vardı.

Kullandığım ilaçların yan etkisini sikeyim.

"Hakan?" Duyduğum korku dolu sesle irkildim. Kapı tıklatıldığında zihnimdeki baskı azaldı. Bedenimdeki yangın azalırken gözlerimi kırpıştırdım ve yerden kalktım. Aynadaki aksime bakarken beni yargılayan iç sesim çoktan gitmişti bile.

"Efendim." Sesim hala acı doluydu.

"Girebilir miyim? Sesin iyi gelmiyor."

"İyiyim." Değildim.

"Yalancı." Kapı şiddetle sarsıldığında tekme attığını anladım. Dudaklarımda yorgun bir gülümseme belirdiğinde kapıyı bir kez daha tıklattı. "İyi değilsen, yanıma gelebilirsin. Söz konuşmayacağım ve uyuyor numarası yapacağım." Gülmeye başlarken yatağıma oturdum. Kapım kilitli bile değildi ama uyarımı dikkate alıp girmiyordu.

"Kübra?" Yatağıma uzanırken hala üzerimde çamurlu pantolonum vardı ve gözlerimi gövdemdeki yanık izlerinde gezdirdim.

"Bana Kübra dedin. Kötü bir şey oldu. Geliyorum." Kapının kolunun hareket edişiyle olumsuz bir ses çıkardım. Durdu.

"Yeni kocan, bu dünyadan biri olmasın." Uzandığım yerde doğrulup kapıya baktım. "Özgürce seçmen şansın olduğu ilk an memur birini bul. Polis vs. olmaz. Onların da mesleği de tehlikeli ve yıpratı-"

"Şu an gelecekteki kocam için şimdiki kocam olarak tavsiye mi veriyorsun?" Kaşlarımı çattım. Harbiden ne bok yiyordum? Onun gitmesini istemiyordum ki.

İstemiyor muydum?

"Evet, sonuçta bir anlaşmamız var-"

"Vasha sdelka mozhet poyti k chertu." Anlaşman cehenneme gidebilir. Tekmesini tekrar kapıya vurdu. Ne dediğini bilmiyordum ama iyi bir şey olmadığını anlamıştım.

"Türkçe konuş!"

"Yeni kocam Rusça konuştuğumu anlayacak. Türkçe konuş, diye bağırmayacak." Kaşlarım çatıldığında uzaklaşan adım seslerini duydum, ardından kapısını sertçe kapattı.

Bir dönem Rusça öğrenmeye çalışmıştım. Sonra boktan bir hırs yüzünden vazgeçip İtalyancaya dönmüştüm. Babam için Ruslar iyi bir ticari kaynaktı. Bende İtalyanlara bu yüzden yönelmiştim. Babamın sevdiği her şeyden nefret etmiştim. Evrenin karması beni bulmuştu ve evlendiğim karım bir Rus'tu.

Yatağa geri uzanırken kolumu gözlerimin üzerine kapattım. Tavandaki aynadan kendimi görmek istemiyordum.

O gidecekti.

Gelecekteki kocasını öldürmeliydim belki de. O zaman bana geri dönerdi.

Sikerler.

Mantıklı ol Hakan.

Onu yanımda tutmak en büyük bencil davranışım olacaktı. Babamın anneme yaptığı gibi davranmış olacaktım. Bunu istemiyordum. Annemin gözlerinde gördüğüm pişmanlığı ve hapsoluşu Kübra'ya asla yaşatmayacaktım. Ona başlangıçta verdiğim söze sadık olmalıydım.

Anlaşma sonlandığında onu gerçekten özgürleştirmeliydim.

Telefonumu çıkarttığımda Douglas'a yazmaya başladım. Ailesi ne kadar çabuk bulunursa o kadar çabuk giderdi.

O kadar çabuk varlığına alışmam son bulurdu.

 

KÜBRA

Elimdeki telefonu kurcalayalı saatler olmuştu. Hakan'ın bana verdiği ama kullanmak için fırsatımın olmadığı telefonumu yalnızlıktan sıkıldığım için kurcalıyordum kendimce. Kahvaltıdan sonra Hakan, evin içindeki ofisine kendisini kapatmıştı. Telefonda yalnızca onun numarası vardı. Hakan diye kaydetmişti.

İsmini değiştirdim.

"Birinci Kocam mı?" Faruk yanımda belirip telefonuma baktığında kahkaha attı ve koltuklardan birine oturmadan önce elindeki çay bardaklarını alıp sehpaya bıraktım. Elini karnına yaslayıp otururken gülmeye devam ediyordu. Hakan'la olan anlaşmanın bir kısmını anlatmışlardı ona. Anıları gitmiş olsa da olayların ne halde olduğunu anlamasını istemişlerdi.

"İsmini öyle kaydettiğini görünce Hakan'ın yüz ifadesini merak ediyorum."

"Telefona istediğim gibi kaydedebilirim." Faruk benle aynı fikirde olmayacak ki gülerek çayını yudumladı. Bugün her zamankinden iyi görünüyordu.

"Sana bir şey soracağım." Etrafıma bakınıp koltukta kaydım ve ona yaklaştım. "Hakan'ın hala yaraları ağrıyor mu?" Gülüşü küçülürken gözleri kısıldı. Hafızasını kaybetmiş olabilirdi ama yine de bazı parçaları hatırlıyor olduğunu düşünüyordum.

"Ne yarası? Boynundakiler mi?" Omuz silkti. "Bilmiyorum. Bir şey mi oldu?"

"Birkaç kere sol kolunu tuttu ve acı çektiği için ilaç içti." Kaşları çatıldı. "Yaraları koluna ilerliyor mu?"

"Yaraları...Boynunda ve omzunda var." Düşüncelere dalmış gibi gözleri uzaklara odaklandı. "Kolunda da vardı...Ama omzundaki yaralar diğerlerine göre çok daha geç kapanmıştı. Nefret ederdi." Gözleri tekrar bana odaklandı.

Hakan omzuna dokunduğumda gerilmiyordu, yaralarına dokunduğumu varsayıp bundan nefret mi ediyordu?

"Dog?" Faruk'un ani seslenişiyle Douglas bize doğru yaklaşmıştı. Hakan'la garip gizli bir toplantı yapmak için ofisine kapanmıştı. Toplantının uzun sürmesi işle ilgili konuştuklarını varsaymamı sağlıyordu.

"Faruk, Karanbey'e dikkat et." Faruk'un yüzündeki alaylı ifade ciddileşirken başını onaylarcasına salladı. "Yenge?" Maskenin ardındaki yeşil gözleri beni buldu. İç cebinden bir kâğıt çıkarttı ve bana uzattı. Üzerinde numara vardı. "Acil bir durumda ararsan sorgusuz gelecekler."

"Niye gider gibi konuşuyorsun?" Elindeki kâğıdı aldım. Gitmesini istemiyordum.

"Gidiyorum." Hakan'ın onun arkasından merdivenden indiğini gördüm. Yüzü ifadesiz olsa da gözlerinde huzursuzluğu seçebiliyordum.

"Nereye?" Faruk sorduğunda Douglas başını sola yaslayıp gözlerini kıstı. "Peşimden mi geleceksin süzgeç?" Faruk'un saldırıda birkaç yerinden bıçaklanması üzerinden bu şekilde şakalaşıyorlardı.

"Peşinden niye geleyim Dog? Hem bahçede başka köpekler varken seni özleyeceğimi sanmıyorum." Douglas, Faruk'un omzuna vurduğunda Faruk'un ifadesi en az Hakan'ınki kadar huzursuzlukla çevrelendi.

"Birileri kıçını tekmelerse seni nerede bulacağımı söyle." Faruk oturduğu yerde dikleşirken Douglas'a her an ölüme gidiyormuş gibi bakıyordu.

"Gittiğim yerleri söylemiyorum." Douglas'ın elini iç cebine atıp yine zipposunu çıkardığını gördüm. Parmakları arasında üç kez çevirip zippoyu açtı ve kapatıp bunu tekrar tekrar yaptı. Gözlerinde gergin bir ifade belirmişti. Bakışlarım zipposunu hareket ettirişine takılı kalmıştı.

"Onu sorguya çekmeyi bırak. İşi var işte."

"En son işim var diye ortadan kaybolduğunda onu uçurumun dibinde bulduğumuzu hatırlatırım." Faruk'un terslemesiyle Douglas zippoyu avucuna hapsetti. Gözlerim odadaki gerginliğin ana sahiplerinde gezindi. Onlar söylenilenlerin aksine iş arkadaşı gibi değillerdi. Aile gibiydiler. Gözlerindeki endişeden bunu görebiliyordum.

"Benim için endişeleniyor musun?" Douglas'ın gözlerini kırpıştırarak elini göğsüne yasladığını gördüm. Hakan dudaklarının kenarını kıvırırken omzunu duvara yasladı ve birbiriyle uğraşan adamlara baktı.

"Niye endişeleneyim lan? Siktir git. Kafa dinlerim."

"Yengenin yanında küfretme, cazzo."

"Sensin cazzo. İtalyancam yok diye küfürleri bilmiyor muyum sanıyorsun?" Gözlerim kısılırken Douglas'a çevirdim bakışlarımı. Bir İtalyan mıydı?

Douglas uzun ve anlaşılmaz birkaç cümle daha söylediğinde Hakan kahkaha attı, Faruk anlamamış olacak ki Hakan'a döndü. "Ne dedi bana?"

"Seni sevdiğini." Douglas, Hakan'a baktı ve onaylarcasına başını salladı. Hakan'ın yüz ifadesi kendisini ele veriyordu. Kesinlikle sevgi sözcükleri söylememişti Douglas.

"Yalancılar." Faruk'la göz göze geldiğimizde en az onun kadar ne söylediklerini merak ederken buldum kendimi.

"İstersen Rusça küfredebilirim. Hakan anlamıyor." Faruk'un gülüşü genişledi, başıyla Douglas'ı işaret etti. "Dog anlar. Başka bir dil bulmalıyız." Douglas omuz silkti.

"Muhtemelen bulamayacaksınız. Çoğu dile hakimim."

"Nesin sen? Robot mu?" Faruk ters ters konuştuğunda Douglas'a baktım. Kaç dil biliyordu ki?

"Rusça, İtalyanca ve Türkçe...Başka?" Sorumla güldü.

"Bunu söylersem sürprizi kaçar."

"İyi olacak mısın?" Yeşil gözlerindeki netlikle çenemi dikleştirdim. Hakan'ın hayatındaki yerinden bahsetmişti. Onun daha fazla karanlığa bulanmaması için aradaki o engeldi. Douglas geri dönmeliydi ama sebebi bu değildi. Dönmeliydi sadece.

"Bir isteğin var mı Yenge?" Başımla onayladım onu. Meraklı yanımın bir isteğiydi. Bu yüzden söylemedim. Yüzünü görmem ne bana ne de ona bir şey katacaktı.

"Geri gelmen lazım. Kocam, bir süzgeçle fazla uzun yaşayamaz." Gülüşümü genişlettiğimde Faruk'un homurdandığını duydum. Douglas'ın kahkahası çınladığında bakışlarımı Hakan'a çevirdim. Elleri cebinde ve beni izliyordu.

"Bakıcı, Karanbey ile evli olabilirsin. Ama bana süzgeç deme-" Hakan gözlerini kısarak Faruk'a bakışlarını çevirdiğinde sustu.

"Vuruldum ben. Yaralıyım. Hala benimle uğraşacak kadar vicdansızsınız." Faruk'un çocuksu ses tonuyla bakışlarını onların olmadığı tarafa çevirdiğini gördüm.

"Kötüye bir şey olmaz." Douglas, sanki günlerdir yatan Faruk değilmiş gibi sırtına vurduğunda Faruk elini karnına yaslayıp suratını buruşturdu. Douglas onu umursamadan etrafına baktı ve verandaya açılan cama yöneldi.

"Zeliha'yla konuştun mu?" Sorumla durdu. Gidiyordu ama onu bekleyecek birine bunu söylemiyor muydu? Kaşlarımı çattım. Beni ilgilendirmezdi ama yine de sinirlerim bozulmuştu. Ya başına bir şey gelirse ve Zeliha onu özleyip bulmak isterse? Birbirlerini kaybederlerse ve daima bulamazlarsa ne olurdu?

Ailem beni kaybetmişti. Bende onları...Bu berbat bir histi.

Douglas bakışlarını Hakan'a çevirdi. İzin alır gibiydi. Hakan omuz silkti umursamazca. Douglas adımlarını mutfağa yöneltti ve gözden kayboldu. "Zeliha olan hislerini ne zaman kabul edecek?" Faruk onun ardından konuştuğunda Hakan yanıma oturdu.

"Sevgiyi hak ettiğini ne zaman düşünürse, o zaman kabul edecek." Hakan oturduğu yerden bana çevirdi bakışlarını. Bunu söylemesi sadece Douglas için değildi. Hissedebiliyordum.

Bakışlarımı elimdeki numara çevirdim ve telefonuma kaydettim. Kâğıdı elimden alıp numarada göz gezdirdi. Dudaklarını kıvırırken kâğıdı geri verdi. "Onu kurtardığımda haber vermemi istediği numara." Douglas'ın güvendiği birileri olmalıydı.

"İtalyan mı?" Bunu Faruk'a sormuştum. Bakışları ikimiz arasında gidip geldi.

"Evet." Hakan ondan önce cevapladığında Faruk'un yüzünde eğlenceli bir ifade geçti.

"Mafya dünyasında büyüyen bir İtalyan mı? Yoksa normal bir ailede mi?" Hakan'ın homurdandığını duydum, Faruk gülüşünü genişletti. Yine o cevap veremeden Hakan konuşmaya başladı.

"Bu bilgiyi ne yapacaksın?"

"İtalyan ama Rusçası olan başka bir koca bulacağım." Algılayamadığım bir küfür savurduğunda Faruk kahkaha atmaya başladı.

Türkçedeki bazı küfürlerin anlamını bile bilmiyordum ve sinirlendiklerinde çok hızlı konuştukları için çatık kaşlarından ve o sinirli yüz ifadelerinden küfrettiklerini anlayabiliyordum. Şu an Hakan'ın öfkeli solukları dışında yüzüne bakmadığım için küfrettiğini varsayıyordum.

"Rusçası olan bir koca mı?" Faruk'a bakmaya devam ederken başımla onayladım onu.

"Dün Hakan söyledi. Rusça konuşan bir İtalyan memur bulabilir miyiz?"

"İstersen araştırırım Kübra." Faruk, keyifle arkasına yaslandığında başımı salladım.

"Hayır araştırmayacaksın." Hakan'ın öfkesini umursamadan Faruk, telefonunu çıkarttı.

"Lütfen. Buradaki işim çabuk bitecek. Benim gibi sarı saçları olan birisi olsun lütfen." Faruk, ekrana bakarken başını sallayıp not alıyormuş gibi yapıyordu. Ekrana bir şey yazmadığını buradan görebiliyordum. Hakan'ı sinir etmek istiyordu ve bana bu yüzden yardımcı oluyormuş gibi yapıyordu.

"Başka bir adamla evlenmeyeceksin. Yanında kocan var utan."

"Ne? Dün sen söyledin." Ona döndüğümde kaşları çatılmış elleri kucağında yumruk haline gelmişti. "Memur bul diye meslek bile verdin."

"Her söylediğimi yapıyor musun?" Öfkeli sesi ilk kez korkutmamış keyiflenmemi sağlamıştı.

"Evet. Kocam ne derse onu yaparım. Yeni koca almamı ister-"

"İstemiyorum. Başka biriyle evlenemezsin." Gözlerimi kırpıştırdım.

"Olmaz söz ağızdan bir kez çıkar." Faruk'un kahkahaları sürerken Hakan, elini çenesine sürttü.

"Laf o. Laf ağızdan bir kez çıkar." Faruk gülüşleri arasında beni düzelttiğinde ona çevirmiştim bakışlarımı.

"Türkçe çok zor bir dil. Ha laf ha söz. Ben Hakan'ı dinleyip Rus bir memur bulurum."

"Karım! Yemin ederim deliriyorum bak." Sesindeki sinirli tınıyla daha fazla uzatmamam gerektiğini anlayıp dudaklarıma hayali bir fermuar çekip masumca ona çevirdim bakışlarımı.

"Tamam Bey. Ne istersen o." Kollarımı göğsümün üzerinde çaprazlayıp gözlerimi kırpıştırdığımda sabır dilercesine tavana baktı.

"Karanbey?" Korumalardan biri içeri girdiğinde Hakan omzunu dikleştirip adama baktı. "Sibel Yılmaz, geldiler. Yengeyle görüşmek istiyor." Kaşlarım havalanırken bakışlarım Hakan'la Faruk arasında gidip geldi. Sibel son geldiğinde Hakan'la ilgili söyledikleri yüzünden ona sinirlenmiştim. O zamandan beri denk gelmemiştik.

"Girebilir miyim?" Korumanın arkasından camı tıklatıp girdiğinde Hakan'ın yüzü ifadesizlikle çevrelendi. Faruk oturduğu yerden kalkamadan Sibel onun arkasından sarılıp yanağına dudaklarını değdirdi. Faruk'un gülüşü kocaman olmuştu bile.

"Abilerin haberi var mı?" Hakan'ın sorusuyla Sibel başını kaldırdı ve onaylarcasına salladı.

"Aslında Kübra'dan özür dilemem gerekiyor. Senin arkandan bela çeken bir adam olduğunu söylediğim zaman bana çok kızdı. Sonra söylediklerime pişman oldum." Sibel'in söylediklerini bile cesaretle Faruk ve Hakan'a söylüyor olmasına şaşırmıştım. Hakan'ın belalı oluşunu arkasından konuşacağını düşünmüştüm. Medine abla, daima Sibel için ne düşünüyorsa filtrelemeden söyleyen dobra biri olduğunu söylemişti. Konuşmamızı saklayabilirdi, yapmamış cesurca dile getirmişti.

"Karanbey, eşin çok dişli ve düşüncelerimi çürütecek argümanlarla afallattı beni. Ki bilirsiniz çenemi durdurabilecek kimse karşımda olamazdı. Takdir ettim." Yüzünde sıcak ve samimi bir ifade olduğu için tebessümle karşılık verdim. Belki de o gün o kadar sert çıkmamalıydım.

Hakan ve Faruk tartışmayı duymadıklarından bana çevirdiler bakışlarını. Ne yani kocamı ezdirecek miydim?

"Sibel-"

"Biliyorum Faruk. Sadece endişeli bir zamandaydım." Pişmanlık dolu bir ifadeyle yerinde rahatsızca kıpırdandı. "Özür dilemek için Kübra'yı dışarı çıkarmak için kaçırmaya geldim."

"Olmaz." Hakan'ın sert sesiyle Sibel'in gülüşü küçüldü.

"Senin mekanlarından birine gideceğiz. Restoranların güvenli olmaz mı?" Hakan'a çevirdim bakışlarımı. Hakan rahatsızlık dolu bir ifadeyle bana baktı. "Gitmek istiyor musun?" Aslında Sibel'in enerjisini seviyordum ve tekrar Hakan'a laf atmadığı sürece bir arkadaşım olmasını isterdim. On dört yıldır bir evde hapsolmuştum ve arkadaşlarım olursa dışarı çıkabilirdim.

"Bu güvenli mi?" Eğildim ve fısıldayarak sorduğumda gözleri ağır ağır yüzümde gezindi.

"Sen istiyorsan güvenli hale getiririm." Başımla onaylayıp Sibel'e döndüm.

"Olur." Sibel tekrardan kocaman güldüğünde Hakan'ın telefonunu çıkardığını gördüm. Hazırlanmak için ayaklandığımda Sibel beni beklemek için Faruk'un yanına oturdu. Merdiven basamaklarını çıkıp odama girdim ve hızla üzerime siyah bir kot pantolonla pembe bir boğazlı kazağı geçirdim. Saçlarımı topuz yaptığımda kapım tıklatıldı.

"Gel." Kapı aralandığında Hakan'ı gördüm. Odaya adımlarken gözleri baştan aşağı beni inceledi. "Dört koruma içeride dört koruma dışarıda. Güvenliğin için, hapsolduğun için değil." Biliyordum. Burada beni hapsettiğini hiç düşünmemiştim ki.

"Bundan rahatsız olacaksın." Elini iç cebine atıp bir kutu çıkardı. Kutuyu açtığında bakmam için bana çevirdi. Siyah bir kalp şeklinde elmas bir kolyeydi. "Takip cihazı var içinde. Ne olur ne olmaz diye."

"Sibel'e güvenmiyor musun?"

"Babama güvenmiyorum Kübra. Bu dünyada kendime bile güvenmiyorum." Kolyenin ucundan tuttuğumda kutudan çıkardım ve baş parmağımı üzerine sürdüm.

"Ben sana güveniyorum." Gözlerine bakıp kolyeyi takması için ona uzattım. Tek kelime etmeden elindeki kutuyu makyaj masama bırakıp kolyeyi elimden aldı. Sıcak nefesi sol kulağımı yalayıp geçiyordu. Kolyeyi boynuma taktığında makyaj masasının aynasından göz göze geldik. Aynadan gözlerimizin kesişmesi her seferinde daha samimi geliyordu, sanki onun her bir zerresini bana yansıtmaktan çekinmiyor gibiydi.

"Güvende olman lazım." Başımla onayladım onu. Boğazlı kazağımın önünü çekiştirip kolyeyi içine koyduktan sonra elini çekti.

"Douglas'ın gidişinden rahatsız mısın?" Gözlerini evet dercesine kapayıp derince nefes aldı. "Gittiği yer, tehlikeli mi?" Tekrar onayladı. Bu konuda konuşmak istemiyor gibi davrandığı için sustum. Geri çekildi ve odaya geldiği gibi çıktı.

Telefonumu komedinin üzerinden alırken hala Melih'in cevap vermemiş olduğunu gördüm. Dünden beri bana geri dönmemişti. Bu iyi hissettirmiyordu. Tekrar bir mesaj yazıp gönderdikten sonra odadan çıktım ve merdiven basamaklarını inmeye başladım.

"Bir sorun olursa deli hareketler yapıp onun da başını belaya sokma." Hakan'ın sesiyle adımlarımı durdurdum.

"Ne zaman yaptım ki?" Sibel'in cümlesiyle Faruk'un güldüğünü duydum. Sibel'in başını belaya bulaştırmakla ilgili dedikodularını duymuştum. Gittiği her mekânda illaki kavgaya karışır veya bir sorun çıkardı.

"Nefesimi boşa harcama Sibel. Korumalardan uzaklaşmak yok. Benim mekanımda başına bir iş gelse abilerinle ve sevgilinle uğraşamam." Faruk'un itiraz dolu sesini duydum.

"Emredersiniz Karanbey." Sibel'in güldüğünü duydum. "Eşinizi tek parça getirip başını belaya sokmayacağım." Merdiveni tamamen indiğimde Sibel oturduğu yerden ayaklandı. Ellerini heyecanla birbirine çarparken eğilip Faruk'u öptü.

"Görüşürüz." Fısıldarcasına söylerken Sibel ile evden çıktım. Şu an arkadaşıyla dışarı çıkan biri miydim? Göğsümden yükselen heyecanla kocaman gülümsedim.

"Abim geldi." Sibel aniden durduğunda başka bir araç içeri girdi. İçinden Ferhat'ın çıkmasını bekliyordum ama nişan günü gördüğüm diğer abilerinden biri çıktı. Adını bilmiyordum ama nişan günü bile Sibel'le sürekli gülüşen biriydi. Sibel ona adımlarken adam kocaman gülümsedi ve kolunu açtı. Sibel sıkıca sarıldığında bakışları beni buldu ve başını eğerek selam verdi.

"Ferhat abi, Karanbey ile görüşmemi istedi." Arabaya yönelen adımlarım aniden durdu.

"Karanbey, ölünce Faruk'u ne yapacağız? Onun ölümün peşini asla bırakmaz."

Kalp atışlarım hızlanırken duyduğum ses tanıdıktı. Ali'yi öldüren ve sesini duyduğum o adamlardan biriydi.

Bakışlarımı onlara çevirdiğimde Sibel'in yanağını öpüp saçlarını karıştırdı. "Ya abi, yapma." Sibel onun elinden kurtulmaya çalışırken adam daha çok güldü.

"Sen benim küçük kardeşimsin. İstediğimi yaparım."

Hakan'ı öldürmek için toplanan ekipten biri oydu.

🖤

 

Bölüm nasıldı?

İnstagram: ayseilhanl / #karanbey

TikTok: ayseilhanli / #karanbey

 

 

Bölüm : 14.04.2026 21:39 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...