39. Bölüm
Ayşe Deniz / KARANBEY (Mafya) || TAMAMLANDI / K19 - HAYAL KIRIKLIĞI IV

K19 - HAYAL KIRIKLIĞI IV

Ayşe Deniz
ayseilhanli

Keyifli Okumalar <3

🖤

 

19. BÖLÜM - HAYAL KIRIKLIĞI IV

 

KÜBRA

Bir sorun vardı. Hakan'ı içten içe kemiren ve bitmez tükenmez bir döngüye sokan o sıkıntısının nedeni neydi bilmiyordum. Sabah uyandığı andan itibaren Faruk'la konuşmuyordu. Aynı sofraya oturmuşlardı ama ikisi de tek kelime etmiyordu. Masadaki negatif enerji o kadar yoğundu ki çenesi düşük Asya bile sessizce kaçamak bakışlar atıyordu.

"Patron." Doug içeri girdiğinde Hakan başını kaldırdı. "İstediğin dosyaları getirdim." Hakan yerinden kalkıp dosyayı alırken merdiven basamakları çıkmaya başladı. Asya da ben de hızla Faruk'a çevirdik bakışlarımızı.

"Hakan abi niye kötü görünüyor?"

"Cidden bir sorun mu var? Sabahtan beri tek kelime etmeden emirlerini yerine getirdiğim için başını sallamakla yetindi." Douglas önce bana sonra Faruk'a baktı.

"Faruk?" Faruk sesimi duymasıyla başını kaldırdı. Daha önce bana aynı yüz ifadesini yapmıştı. Dudaklarım şaşkınlıkla aralanırken elimle dudaklarımı kapattım. Söylemiş olamazdı değil mi? "Yapmadım de."

"Neyi yapmadı?" Douglas'ı umursamadan ayaklandım.

"Faruk, Hakan'ın güvendiği tek kişisin. Haftalarca söylediğin yalana devam edemez miydin?" Faruk kaşlarını çatıp oturduğu yerden kalktı.

"Ona yalan söylemeye devam mı etmeliydim?" Sesindeki sitemi umursamadım. Başta niye yalan söylediğini bilmiyordum. Yine de söylemeyi seçmişti. O zaman buna devam etmesi gerekmez miydi? Hakan'ın hayatı beklenmedik olaylardan ve hayal kırıklıklarından ibaretken bunun parçası olmamalıydı.

Faruk'un yalan söylemeye devam etmesi Hakan'ı kandırmak olsa da Ali'nin katilleri tamamen bulunduğunda konuşulmadan üzeri örtülebilecek bir yalan olarak kalabilirdi. Bunca zaman susmuşken aniden bu konuyu itiraf etmenin ne Hakan'a ne Faruk'a hiçbir faydası yoktu.

"Hayatı boktan giderken nasıl sustuysan öyle susmaya devam etmeliydin." Gece Hakan'ın hayal kırıklığı dolu bakışlarını anımsadığımda göğsümde oluşan acı dolu sancı büyüdü.

"Olay ne?" Asya'nın bakışları ikimiz arasında gidip gelirken Faruk derin nefes aldı.

"Ali'nin katillerinden birini saklaması için Bekir'i tehdit ettiğimi anımsadım. Kimi saklamasını söylediğimi hatırlamıyorum-" Cümlesinin devamını getiremeden Douglas onun suratına yumruk attığında Asya çığlık attı, olduğum yerde sıçradım.

"Kimi saklamasını söylediğini hatırlamıyor musun? Cazzo. Aylardır bizi oyalıyor muydun?!" Douglas'ın vurduğu yanağını eliyle okşarken suçlu bir ifadeyle bakmaya devam etti.

"Doug?"

"Karışma Kübra." Douglas'ın ilk kez bana Kübra diyor ve bağırıyordu, bu yüzden sesim içime kaçtı ve olduğum yerde sindim.

"Kardeşine yalan söyleyecek kadar koruduğun piç kim? Sibel'in abileri mi?"

"Onları niye koruyayım?" Faruk kaşlarını çattı. Hafızası yerine gelmemiş olsa da Yılmaz ailesi için Hakan'a yalan söylemeyeceğinden emindi. Öyle olmasa onları bulduğum ilk anda beni susturmaya çalışmaz mıydı? Onun Burhan'ı saklamasını söyleyen bendim, o söylemek için diretmişti. Sibel'i sevdiği için abilerinin hatalarını gizlemek adına Hakan'a yalan söyleyemezdi. Hayır koruduğu bir Yılmaz olamazdı.

"Abi... Özkan'ı mı gizlemesini istedin? Sevdiğin kızın abisini mi korumak istedin?" Faruk bunun cevabını veremeden yukarıdan bir şeylerin kırılma sesi kulaklarıma ulaştı. Masanın etrafını dolanıp merdiven basamaklarını çıkmaya başladığımda ardımdan gelen adım seslerini umursamayacak kadar endişeliydim.

Hakan'ın çalışma odasından gelen gürültüler artarken Faruk etrafımdan geçip kapıya ulaştı. Kapıyı açtığında gördüğüm manzarayla olduğum yerde durdum. Hakan öfke nöbeti geçiriyormuşçasına odanın altını üstüne getiriyordu.

"Birer birer gelin." Hakan'ın arkası dönüktü ve öfkeli bağırışı koridorda yankılandı. Duvara attığı her neyse paramparça olurken onun titreyen ellerini gördüm. Kontrollü olan her bir hücresi çöküyordu ve nedeni Faruk'un anlattıkları olamazdı. Bir şey Hakan'ın patlamasına neden olmuştu.

Faruk içeri girdiğinde Hakan ona döndü. Gözlerinde acı, öfke, dün geceki hayal kırıklığından çok daha fazlası vardı. "Benden sakladığın başka ne var?!" Faruk'un yakasını tuttuğunda onun sırtını kitaplığa yasladı. Douglas içeri girip Hakan'ın Faruk'a zarar vermemesi için uzaklaştırdı. "Sende mi onlarla çalışıyorsun?!"

"Patron."

"Herkes arkamdan taşak geçerken onlarla çalıştın mı sende?!" Hakan'ın, Douglas'ın tutuşundan kuruldu. "Belki sende onlardan birisisindir Doug. Kime güveneceğim ben? Siktiğimin gücüne her şeyi verdim."

"Hakan."

"Hakan yok!" Faruk'un konuşmasına engel olurken titreyen ellerini yüzüne sürdü. "Ne bok oluyorsa Hakan oluşumdan oluyor. Siktiğimin merhameti bundan sonra hiç kimseye yok!" Onun pimini çekenin ne olduğunu bilmiyordum. Yanına gidemeyeceğim kadar kontrolsüz davranıyordu.

"Ne oldu?" Doug cevap alamayınca İtalyanca konuştu. Hakan ona da cevap vermeden öfkeli soluklarla odanın için rastgele adımlarla ilerlemeye devam etti. "Karanbey!"

"Ne oluyor mu?" Hakan Douglas'tan uzaklaşıp kitaplıktaki dosyalardan birini daha yere attı. "Salaklığıma katlanamıyorum. Amına koyduğum mafya dünyasındaki ihanetlere katlanamıyorum!" Elleri o kadar titriyordu ki bedenindeki gerginliği atıyor gibiydi.

"Ben...Siktiğimin güç savaşından çok sıkıldım." Douglas'ın son tutuşundan kurtulup kapıya yöneldiğinde gözlerimiz kesişti. Ona destek olmak için adım atamadan kaşları daha çok çatıldı ve bakışlarımızı bıçak gibi kesip yanımdan geçip gitti.

"Douglas onunla git." Faruk'un boğuk çıkan sesi Douglas'ı harekete geçirdi.

"Abi iyi misin?" Asya, Faruk'un yanına giderken adımlarım darmaduman edilmiş odaya yöneldi. Kitaplıktaki dosyalar, kitaplar, her ne varsa her şey birbirine girmişti. Hakan'ı delirtenin ne olduğunu anlamak için etrafa bakarken bakışlarım laptopu buldu.

"Abi bir şey söylesene." Faruk'un bakışları donuklaşmış sırtı kitaplığa yaslanmıştı. Asya onunlaydı. Bu yüzden masanın etrafını gezip laptop ekranına baktım.

"Haldun'un ofisi." Diye mırıldanırken sonlanmış videoyu başa sarıp başlattım. Haldun içeri girerken her zamanki koltuğuna yerleşti. İçeri giren sıska bir erkek elindeki çantayı masaya bıraktı. Kameranın açısından kim olduğunu göremiyordum.

"Kızı görmek istiyorum." Haldun'un karşısındaki çantayı getiren kişiydi konuşan. Sesi yetişkin bir adamın sesi gibi olmasa da aşina geliyordu. Asya bakışlarını çevirse de Faruk'un yanında kalmaya devam etti.

"Türkçe bilmiyor." Dedi Haldun.

"Rusçam var." Haldun başını onaylarcasına salladığında içerideki koruma dışarı çıktı. Bir süre içeri giren kişiyle nefesim kesildi. Hayır bu anı hatırlamıyordum. Elimi masaya yaslayıp öne eğildim. İçeri getirilen benim çocuk halimdi.

"Çok fazla yaklaşma. Biraz vahşi. Saldırıp ısırıyor." Haldun'un uyarıcı ses tonuyla omuz silkti yabancı.

"Hata yaptın ve her şeyi mahvettin küçük kız." Sesi niye tanıdık geliyordu? Ellerini cebine koyarken başını sağa sola salladı ve cık cıkladı.

Karanbey'i bitirmek için sadece tek bir şansımız var. Hata yapamayız. Eğer planı batırıp mahvederseniz sonuçlarına yalnız katlanacaksınız.

Hayır. Hayır. Hayır.

Bu oydu. Beşinci ve Ali'nin ölümüne neden olan kişiydi. Sesi biraz daha cılız olsa da oydu işte.

Arkası dönük olan kişi çocuk halime baktığında dudaklarım şaşkınlıkla hafifçe aralandı. Ali'nin, Hakan ve annesiyle çektirdiği o fotoğrafta gördüğüm genç haliydi. Zihnim bana oyun oynuyordu. Ali, Hakan'ın gölgesinde yaşayan korkak bir ikiz kardeşti. Onu öldürmek için kurulmuş ekipte olamazdı.

"Senin yüzünden annem yakalandı ve öldürüldü." Bunu Rusça söylerken diz çöküp boylarımızı eşitledi. "Babam...Senin unuttuğun anılarındaki bir bilgiyi istiyor. Hatırlamana izin veremem. Sorunum kişisel. Lütfen yanlış anlama."

"Beni bırak. Annen kim bilmiyorum bile. Söyle onlara. Eve gitmek istiyorum. Lütfen yardım edin." Gözlerimden akan yaşlara engel olamadan ekranda yalvaran çocukluğuma baktım. O evde hiçbirine diz çöküp yalvarmadığımı düşünmüştüm yıllarca. Ali'ye yalvarmıştım işte. Küçücük kız çocuğundan intikam alacak kadar ruh hastasıydı zihni.

"Buradan çıkmak yok. Nefes aldığım sürece bu evde acı çekmene neden olacağım. Annem seni kurtarmak için koşmasaydı eğer, yakalanmayacaktı." Nasıl hastalıklı bir kafası vardı bilmiyordum. Bu videodan bile normal bir psikolojide olmadığını görebiliyordum.

Başından beri oydu.

"Onu sevdiği oğlu öldürdü." Rusça tonlaması nefret ettiği birinden bahsediyor gibi sertti. "Oğlunun da canını zamanı geldiğinde yakacağım. Belki de öldürürüm." Ali'ydi. Başından beri Hakan'ı öldürmek isteyen ekipteki beşinci adam oydu.

Hakan, Rusça bilmemesine ve onun konuştuklarını anlamamasına rağmen neden odayı darmaduman edecek kadar öfkelenmişti?

"O Ali mi?" Faruk'u başımla onaylarken Ali elini cebinden çıkarttı.

"Benim...Çocukluğumla." Cümlelerim boğazıma diziliyordu. Şaşkınlığım, hayal kırıklığım, öfkem...Her bir duygum birbirine girmişti. Bakışlarımı kaldırıp Faruk'a baktım. "Annesi benim yüzümden öldüğü için öfkeli." Faruk yaslandığı kitaplıktan ayrılıp yanıma geldi. Bakışlarında oluşan ifade hafızasını kaybettiği zamanki güvensizliğinden çok daha fazlasıydı.

"Bekir'in susmasını niye istediğimi hatırladım." Ekrana bakarken kimi koruduğunu sormak içimden gelmedi. "Ali'yi söylemesin diyeydi. Hakan, Ali'nin kendisini öldürmek istediğini kaldıramazdı Kübra." Koruduğu Hakan'dı. Ölmüş ikizine hesap soramayan Hakan'ın hayal kırıklıklarıyla dolu acı çekmemesi için Ali'yi saklamıştı. Peki ya Ali'den hesap soramayan Hakan'ın öfkesini ve kaybını yönlendirip cezalandırdığı kişi kimdi? Yine kendisiydi.

Faruk, Hakan'ı gerçeklerden korurken kendisine yaşatacağı acıdan ve işkenceden korumayı düşünmemiş miydi?

"Hakan'ın durumu nasıl?" Haldun'un sorusuyla ona baktı Ali.

"Ölecek inşallah." Buz gibi net bir cümleydi.

Çyort pobiyeri, kak tı mozhesh' eto skazat'?! Lanet olasıca, bunu nasıl söyleyebilirsin?!

Asya eliyle dudaklarını kapatırken Faruk ekrana doğru eğildi. Kaşları çatılmış elleri yumruk haline gelmişti. Hakan bu videoyu izlemişti. Ömrünü adadığı onun için babasıyla savaştığı kardeşi onun ölmesini dilemişti. Etraftaki dağınıklıkla nefes alışverişim ritmini şaşırdı.

Hakan, Ali'yi duymuştu.

Başından beri Ali'ye karşı olan negatif duygularımın nedenini artık biliyordum. Çocukken bende ona yalvarmıştım. O da bunu umursamamıştı. Hakan'ı öldürmek veya canını yakmaktan bahsederken bundan çekinmemişti. İkizi için babasına yalvaran Hakan'ın en büyük düşmanı Ali'ydi.

"İkizler iyi anlaşır derler Ali. Baban fazla hırpalamış onu."

"Hak etti. Hepsi bu aptal kız ve Hakan'ın 'ne olursa anne yanındayım' tavırlarından oldu. Babam yüzünden hatta Hakan ve şu aptal kız yüzünden öldü annem." Nefretini iliklerime kadar hissettiğimden hafifçe titrerken buldum kendimi. "Hakan'ın geberip gitmesi umurumda bile değil."

Ali'nin, depodaki patlamayı yapan grupta olduğunun en ufak kanıtı yoktu bu videoda. Yine de yıllar öncesinden annesinin yalvarışlarını bile dinlemediği o adamla Hakan'ın ölümü konusunda rahatça konuşabilmesi Hakan'ı sinir sistemini çökertmiş olmalıydı.

Haldun, Azra Karan'ı o depodan çıkartmamıştı ve Ali onunla aynı karedeydi. Hakan o depoda annesinin acılarına ortak olmuş, ölümüne şahit olmuştu ve Ali daha Hakan ona anlatmadan Hakan'ın annelerini öldürdüğünü söylüyordu.

Videodaki halime bakarken bile en az on dört, on üç yıl öncesi olduğunu görebiliyordum. Türkçe anlamadığım ve yalnız Rusça konuştuğum zamanlar o eve ilk geldiğim anlara denk geliyordu. Hakan, Ali'ye uyandıktan aylar sonra annesinin ölümünü anlattığını söylemişti. Bu videoda Haldun, Hakan'ın durumunu sorduğuna göre Hakan yoğum bakımda olduğu zamandalardı. Hakan, Ali'ye anlatmak için aylarca kendini toparlarken Ali başından beri biliyordu ve bunu saklamıştı. İşte bu durum kafamı çok karıştırıyordu.

Ali "Onu sevdiği oğlu öldürdü." demişti Rusça. Hakan hastane odasında kendine gelene kadar ondan başka kimse bilmiyordu bunu. Ali bu gerçeği nereden öğrenmişti?

"Yapacağın şeyi anlatıyorum."

"Niye senin gibi bir çocuğu dinleyeyim?" Haldun ellerini masaya bırakırken arkasına yaslandı.

"Çünkü anneme yardım etmediğin için bunu yapmak zorundasın. Annemi seviyorsun. Bu iğrenç ama gerçek bu. Yine de ona yardım etmedin. Şimdi plan şu. Annem halamın kızını babamdan korumak için harekete geçti ve şu Rus'u buldu. Hafızası yerinde değil dediniz. Öyle kalması için çantadaki ilaçları kullanacaksın." Haldun çantayı açarken beni tutan korumadan kaçmak için çırpındığımı gördüm. Korkumu buradan bile hissedebiliyordum. Kayıpları için beni suçlamıştı. On bir yaşındaki kaçırılmış ve korkudan kafayı yiyecek kız çocuğunu suçlu görmüştü.

Bu nasıl hastalıklı bir zihindi?

"Ne işe yarayacaklar?" Haldun çantadaki ilaçlardan birkaçını masaya dizerken gözlerini kıstı.

"Onun zihnini tahribata uğratacaksınız. Rusya'da üretilen gizli uyuşturucu ilaç. Belirli dozda verildikçe bağımlılık yapacak. Hem hafızasını hem de özgürlüğünü kaybedecek." Haldun derin nefes alırken başını sağa sola salladı.

"Bize kindar adamlar olduğumuzu haykırırken senin bizden pek bir farkın olmadığını görüyorum Ali. Annen bu kızı kurtarmak için hayatını tehlikeye attı. Sense bu kızı içten içe yok etmemi istiyorsun." Ali sessizce bana baktığında beni tutan kollarda daha çok çırpınmaya başladım.

"Babamın hırsı uğruna elde etmek istediği ve bu aptal kızın bildiği her neyse silinip gitsin istiyorum." Bakışları Haldun'a çevrilirken başını dikleştirdi. "Annem kaçmaya fırsatı varken uğruna hayatını tehlikeye attığı bu kızın canı yansın istiyorum." Burnumu çekerken elimi göğsümün tam ortasına yasladım. Benim canım bu kadar yanmışken mutlu olabilmişti.

"Ne babam istediğini öğrenecek ne de şu kız annemin yakalanmasına sebep olduktan sonra elini kolunu sallayarak kurtulabilecek." Ali'den nefret ediyordum.

"Hakan uyandığında hayatı mahvolsun istiyorum." Faruk videoyu durdurduğunda kulaklarım uğulduyordu. Hakan anlamış mıydı? Kendisini öldüren o ekipteki son adamın kardeşi olduğunu anlamış mıydı?

Ali'den nefret ediyordum.

"Ali abi neden böyle konuşuyor?" Asya'nın şaşkınlık dolu ses tonunu umursayamadan Faruk'un telefonunun zil sesi odada yankılandı.

Hakan nereye gitmişti? Onu bulmalıydım. Benim hafızamı tahrip eden aptal bir hırsla beslenen Ali'ydi ve onu hiç tanımadan bile bu her bir zerremi paramparça ediyordu. Peki Hakan, o ne haldeydi? Daha kardeşinin onu öldürmeye çalışan ekipten biri olduğunu bile bilmeden onun nefretiyle bile darmaduman olmuştu.

Faruk'un Ali gerçeğini saklamasının doğru bir karar oluşunu kabullenirken buluyordum kendimi.

Hakan uyandığında hayatı mahvolsun istiyorum.

Hakan'ın hayatı mahvolmuştu zaten. Hakan'ın bir hayatı olmamıştı.

"Ne? Douglas onunla..." Faruk'un yüzündeki kan çekilirken dudakları aralandı. "Ne?" dedi bir kez daha. Karşı tarafı dinleyip telefonu kapattı. Bakışlarımız kesiştiğinde onun da gözleri kıpkırmızıydı. "Hakan, Yılmaz evini basmış. Burhan'ı sormuş ama şansa evde değilmiş. Bu yüzden Ferhat'ı alıp çıkıp gitmiş."

"Depoya gidecekler o zaman. Burhan yoksa Özkan'ın yanına gidiyorlardır." Ne kadar vakit geçirmiştik burada? Hakan çıkalı kaç dakika olmuştu? Ortalığı aylardır hissettiği gibi darmaduman etmesi ne kadar sürecekti?

Ali'den şüpheleniyordu o da onunla konuşmadan bile videoyu izledikten sonra anlamıştım. Öğrendiği anda yıkılacaktı.

Elimi yüzümden akan yaşlara sürerken burnumu çekip masanın etrafını dolaştım. Anda kalmaktan bahsederken geçmişin yüklerini siktirip atıyordum. Hakan'ın yıkılışının yegâne nedeni Ali'ydi ve şu anımızı berbat etmesine izin vermeyecektim.

"Nereye?"

"Hakan'ın yanına. Ferhat'ı götürmüşse Özkan her şeyi anlatacaktır." Hakan'ın parçalanmış hali aylardır katilini aradığı kardeşinin aslında onu öldürmek istediğini öğrendiği an tuzla buz olacaktı.

Merdiven basamaklarını aceleyle inerken montumu alıp dışarı fırladım. "Yalnız gidemezsin." Faruk'un peşimden geldiğini duysam da onu umursamadan montumu üzerime geçirdim. Garaja yaklaştığımda koruma başını çevirdi.

"Arabayı hazırlar mısın?" Koruma başıyla onaylayıp garaja girdiğinde titreyen ellerimle fermuarımı çektim.

"Kübra." Faruk montunu giymiş bir şekilde bana yaklaştı. "Daha dün arabalara bomba koydular. Evden çıkman tehlikeli." Bundan korkup çığlık atmam lazımdı ama yapamadım.

"Beni durdurmaya çalışma. Ali...O piç...Hakan şimdiden çöküyorken öğrendiğinde ne olacak?" Asya koşarak geldiğinde montunu giyiyor olduğunu gördüm.

"Bende geliyorum."

"Kimse bir yere gitmiyor." Faruk'a arkamı döndüğümde koruma arabayı garajdan çıkartıp önümüzde durdurdu. Faruk, şoförün olduğu kapıya adımladığında camı tıklatıp işaret ettim. "İn aşağı Azad."

"Yerinden kalkarsan ilk işim seni öldürtmek olur. Yerinde kal!" Koruma bir bana bir Faruk'a bakarken kapıyı açıp öne oturdum. Faruk pes ederek arka koltuğa kardeşinin yanına oturduğunda titreyen ellerimi yumruk yapıp korumaya baktım. "Depoya."

"Hangi depo Karan Hanım?" Kaşlarım çatıldı, bilmiyordum işte.

"Kumburgaz'daki." Faruk'un direktifiyle açılan demir kapıdan yola çıktık. Kalp atışlarım her dakika hızlanırken kulaklarım uğulduyordu. Ali benden hafızamı alan piçti. Aynı zamanda kendi kardeşinin hayatını mahveden ve ölümünü bile planlayan korkak bir şerefsizdi.

Buradan çıkmak yok. Nefes aldığım sürece bu evde acı çekmene neden olacağım. Annem seni kurtarmak için koşmasaydı eğer, yakalanmayacaktı.

"Ublyudok!" Piç!

"Kübra? İyi misin?" Asya'nın cılız sesine tutunurken derin soluk almaya devam ettim. Krize girecek zamanda falan değildik. Hakan'ı bulmalıydım. Özkan ona Ali'nin onu öldürmek istediğini söyleyeceği zaman Hakan kaybolacaktı.

"Hakan o aptal için hayatını mahvetti. Çekip gidebilirdi ama onun için kaldı." Çünkü Ali babasından korkan ve annesine bağımlı, annesinin kaybını kaldıramamış siktiğimin kırgın çocuğuydu.

"Ali başından beri Hakan abiyle anlaşamıyorsa niye onunla kaldı ki?" Çünkü onun hayatını mahvetmek istiyordu. Hem Hakan'ın hem de benim hayatımı mahvetmişti. Bunu yıllarca kimseye göstermeden ince ince işleyerek başarmıştı.

On dört yıl anılarım olmadan Bekir'in ve Haldun'un şiddetiyle o evde hapsolmuştum.

On dört yıl çektiği vicdan azabı ve kardeşini korurken omuzlarına aldığı yükle Karanbey'in karanlığına hapsolmuştu Hakan.

Ali Karan, ikimizi de bir şekilde hapsetmişti ve bunu yaparken bir yandan gününü gün etmişti. Sanki ölümü ikimizin kafesini kırmış ve bir şekilde kaderlerimizi birleştirmişti. Ali'nin ince ince işlediği o yaraları sarmak için birbirimize sarılmıştık.

"Ublyudok!" Piç! Tekrar tekrar aynı küfrü mırıldanırken sakinleşmek için derin bir soluk aldım.

"Niye hala burada kaldı?" Asya'nın sorularına cevap vermezsem susmayacağını bildiğimden dudaklarımı araladım.

"Yarattığı yıkıma yakından şahit olabilmek için." diye mırıldandım. Bekir'den ve Ümit Karan'dan daha kötüsüne denk gelmediğimi düşünüyordum. Yanılmıştım. Ali Karan diğer ikisinden çok daha sinsi ve kalleşti. Ne hapsedilen kız çocuğunu ne de onunla aynı anda annesini kaybetmiş o erkek çocuğuna acımıştı.

Deponun önüne arabayı park ettiğimizde Yılmaz evinde gördüğüm araba ve bizim arabalardan biri yan yana dizilmişti. Kapıyı açıp indiğimde depoya birkaç saniye duraksayarak baktım. "Sen bekle Kübra." Faruk benim önüme geçip ilerlerken omzunun üzerinden Azad'a baktı. "Onlarla kal. Diğer araç da geliyor."

"Faruk-"

"İçeride seni bekleyen ne bilmiyorsun? Bir bakıp geleceğim. Tamam mı?" Başımı onaylarcasına salladım. Beni bekleyen şeyin kan ve işkence görmüş Özkan olduğunu tahmin edebiliyordum ve bugün bunu da görebilip kaldıracağımdan emin değildim.

Faruk arkasını dönüp depoya doğru yürümeye başladığında elimi göğsümün üzerine yasladım. Doug etrafta yoktu. Hakan, Ferhat'ı evinden aldığına göre arabayla gelen başka bir Yılmaz daha olmalıydı.

Bir silah sesi duyduğumda ileri doğru adım atarken buldum kendimi. Ya Hakan'ın başına bir şey geldiyse? Faruk bunu düşünmüş olacak ki adımlarını hızlandırdı. İçeriden bağırış sesi duydum ve birkaç saniye içinde patlamaya benzer bir gümbürtü yankılandı. Depo aniden alev alırken nefesim kesildi.

"Faruk!" Koruma bağırdığında Faruk şaşkınlığını atıp arkasını döndüğünde harekete geçmiş bedenimi yakalayıp gitmeme engel oldu.

"Hakan içeride." Çığlığım yankılanırken kollarından çıkabilmek için çırpınıyordum. "Hakan içeride. Bırak." Patlama sesi tekrar kulaklarımı doldurduğunda depodaki camlar beraberinde paramparça oldu.

"Giremeyiz." Ne demek giremeyiz?

"Delirdin mi?! Faruk bırak beni!" Çığlığım deponun boş arazisinde yankılanırken daha sıkı tuttu bedenimi. "Pusti menya, proshu! Tam on mozhet byt'!" Bırak beni, ne olur! Orada o olabilir!

"Olmaz. Gidemezsin. " Faruk'un sesindeki çaresizliğe rağmen tutuşu gevşemiyordu.

"Hakan'ı tekrar yakıyorlar." Kollarından çıkmaya çalışırken gözlerim bir an olsun depodan ayrılmıyordu. Hıçkırıklarım art arda yankılanırken güçsüzleşmiş bacaklarıma itaat edip dizlerimin üzerine yere çöktüm.

 

"Spasim yevo, Faruk. Proshu tebya... poka ne stalo pozdno." Onu kurtaralım Faruk. Sana yalvarıyorum... geç olmadan.

🖤

 

Bölüm nasıldı?

İnstagram: ayseilhanl / #karanbey

TikTok: ayseilhanli / #karanbey

 

Bölüm : 19.04.2026 23:27 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...