31. Bölüm
Ayşe Deniz / KARANBEY (Mafya) || TAMAMLANDI / K17 - YILMAZ II

K17 - YILMAZ II

Ayşe Deniz
ayseilhanli

Keyifli Okumalar <3

🖤

17. BÖLÜM - YILMAZ II

KARANBEY

"Patron." Belimdeki silahı çıkartıp arabadan inmek için hareketlendiğim sıra Douglas beni durdurdu.

"Dediğimi yap ve arabada beni bekle. İçeride ne olursa olsun girmeyeceksin." Öfkem yol boyunca beni terk etmişse de babama hesap sormak için can atıyordum. Bunu sakinleşmişken yapmak daha az hasara neden olacaktı.

"Seni öldürseler bile mi?" Sesi ifadesiz olsa da gözlerinde endişeyi görebiliyordum. "İhanetin nedeni olmaz ve Ümit Karan'ın yaptıklarına karşılık verdikçe karşılık alıyorsun." Kaşlarım çatıldı.

"Pes edip yaptıkların göz mü yumayım? Kaçmamı söylüyorsun." Ben kaçmazdım. "Arabada bekle beni." Silahımı kenardaki sürgülü dolap görevi gören ufak bölmeye koyarak arabadan indim. "İçeri gireyim deme." Tekrar uyarırcasına baktım.

"Ölmene üç saniye kalırsa emirlerini dinlemem." Bu aralar çok fazla dik başlıydı.

"Arabadan inme." dedim bir kez daha. Kapıyı kapatıp arabanın etrafını dolanıp merdiven basamaklarını ikişer ikişer çıktım. Kapıdaki koruma önüme geçip beni durdurduğunda kollarımı kaldırdım. Üzerimde silah olmadığından emin olmuş olacak ki kapının önünden çekildi. Yanından geçerek içeri girdim. Geniş bir holün sağlı sollu kenarlarında dikilen adamlarla bedenimdeki her bir zerre savunmaya geçti. Büyüdüğüm evde hem içeride hem dışarıda bizi izleyen korumalar olurdu, bundan daima nefret ettiğimden zorunda kalmadıkça korumaların evime girişleri yasaktı.

"Ümit Karan, odasında mı?"

"Toplantı odasında. Diğer liderler geldi." Korumanın verdiği bilgiyle adımlarım daima kullanılan toplantı odasına yöneldi. Kapıyı benim için araladıklarında içeri girdim. Oda buram buram ego savaşı kokuyordu. İçeri girdiğimi gören liderlerin bakışlarını umursamadan masanın diğer başındaki sandalyeme oturdum, gözlerim anında karşımdaki Ümit Karan'la kesişti.

"Bu acil toplantı davetimi kabul ettiğiniz için teşekkürler." Bakışlarım tek tek liderlerde gezindi ve en son babamınkileri buldu. "Liderim? Masayı senin emrin olmadan topladığıma kızmadın umarım." Kızmıştı. Gözlerinde yüzündeki sakin ifadenin aksi bir şekilde nefrete bulanmış öfke vardı.

"Önemli olmasa yapmazdın diye yorumlamak istiyorum. Bir dahakine bana söylersin." Sesindeki otorite, masanın gerçek sahibinin altını çizmek için çırpınışını gölgeleyememişti. Masadaki liderler bir telefon edişimle gelmişlerdi ve bunu yapan bu sefer o değildi. Bendim. Hazmedemiyordu.

"Sorun senken senden izin mi almalıyım?" Kaşlarımı kaldırırken sandalyeme iyice yerleştim, ceketimin kol düğmesiyle uğraşırken cık cıkladım. "Doğrusu masaya verdiğin zararı da konuşmamız lazım. Aslında senin olmadığın bir toplantı ayarlamak mantıklı olurdu. Ama liderimize saygısızlık yapmamalıyız."

"Bu konuda konuşmalıyız. Karanbey'e katılıyorum." Liderlerden biri konuştuğunda kol düğmemle oynamayı kesip bakışlarımı ona çevirdim. Liderliğinin sekizinci yılıydı ve masada en sistemli büyümeyi başarmış genç liderlerden biriydi.

"Masayı konuşmadan önce..." Ferhat boğazını temizleyip izin istercesine omuzlarını dikleştirdi. "Bir daha sevkiyat yapmaya kalkarsanız, yakacağım şey sevkiyat değil siz olursunuz."

"O sevkiyatı patlatarak savaşın pimini-" Elimi masaya vurduğumda babam sustu. İşaret parmağımı kaldırıp onu işaret ettim. "Savaşı senin aç gözlülüğün başlattı. Yarın bir gün İtalyan Capo'luğu Türk mafyasındaki yüzde kırklık pazarlarından daha fazlasını isterse ve masanın kârını düşünmeden buna izin verirsem tüm sistemi sikip atmış olmaz mıyım? O zaman beni engellemeye çalışıp sistemi koruyan mı suçlu olur? Yoksa sistemi yakıp yıkan kararları alan ben mi?"

"Sistem benim." Kendinden emin ses tonu masadaki uğultuları arttırdı. "Kesin!" Bağırışı bulunduğumuz odada yankılanırken gömleğinin bir düğmesini açtı. "Yıllardır bu masanın lideriyim ve cebiniz dolduğu zaman hiçbiriniz yaptıklarımı ve size kazandırdıklarımı bir gün olsun sorgulamadınız." Ben sorgulamıştım ama sanırım diğerlerini kastediyordu. Bu yüzden sessizce onun söyleyeceklerini dinlemeye devam etmeye karar verdim.

"Cebiniz dolduğunuzda sesi çıkmayan sakın karşıma çıkmasın. Aldığım her karar yalnız benim değil, sizin de cebinizi doldurdu. Mahalledeki basit çete liderleri bile olamayacakken benimle aynı masada hepinizin gücüne yardım ettim ben." Kibri her seferinde şaşkınlığa uğratıyordu. Birazdan ben olmasam siz bir hiçsiniz naraları atacak gibi vitesini arttırmıştı.

"Bize kazandırdıkların mı? Bunu yalnız sen yapmışsın gibi mi konuşacaksın? Hepimiz en az senin kadar elimizi kirlettik. Fedakârlık yapmışsın gibi davranma Ümit." Sevkiyatların rotasını belirleyen ve tanıdıkları vasıtasıyla sevkiyatların yakalanmasını engelleyen Fatih kaşlarını çatarak babama odaklanmıştı.

"Burada hepimiz ortağız. Herkes bireysel karar alsa yıllardır süregelen o düzenimiz darmaduman olur. Meksikalılarla anlaşmak zorunda mıydın? Capo'luk yeteri kadar pazarı doyuruyor." Bakışlarım yavaş yavaş yükselen seslerin sahiplerinde gezinmeye başladı. Dürüstlüklerini sorgulamak adına pür dikkat onların hareketlerini takip etmeye çalışıyordum. Hangisinin sözde benimle aynı fikirdeymiş gibi davrandığını anlamak için konuşmaya dahil olmuyordum.

"İki de bir karşımıza geçip burada oturmamızda katkıda bulunan senmişsin gibi davranmandan çok sıkıldım. Çoğumuz bu koltuğu babalarımızdan aldık, senin aksine onları öldürmeden sıramız geldiğinde oturduk." Adam çok haklıydı. Bakışlarını bana çevirirken eliyle önce beni sonra Ferhat'ı işaret etti. "Bildiğim kadarıyla Ferhat da Karanbey de babaları ölmeden geçip oturdular. Yani hayır, senin sayende oturmuyoruz."

"Ticarette hepimizin yaptığı bir artı var, Ümit." Eskiden babamın söylediklerine ses çıkarmayanlar artık seslerini kesemiyorlardı. Güvendikleri neydi bilmiyordum, işime geliyordu bu durum.

"Ayrıca herkes kendi yaptığından mesuldür desem de senin arkanda dikildiğin sağ kolun eşlerimizin, çocuklarımızın olduğu yerde silah ateşledi. Polis baskını yapılmasın diye paravan olarak kullansak da toplantılara ailelerimizi getirmemizin yegâne sebebi güvende olacaklarına olan güvencemizdi. Artık o da yok. Bir lider olarak aradaki iletişimi ve ticareti yönetmen gerekirken tersi bir şekilde her şeyi daha da karmaşıklaştırdın."

"Bekir ve Melih arasından gerginliğin benimle ne ilgisi var?" Babamın gitgide öfkelenişi sesine yansıyordu. Yüzündeki ifadesizliğin aksine her an birilerini öldürecekmiş gibi bakıyordu gözleri. "Ben herkesin yaptıklarından sorumlu tutulacak mıyım? Bekir bir eşeklik etti, hazır toplanmışken bunu da oylayalım." Haldun, Ümit'in cümlesiyle kaşlarını hafifçe çattı.

"Oylama..." Ferhat boğazını temizleyip iyice arkasına yaslandı. "Bu gece oylamadan önce konuşmak istediğim başka bir şey daha var. İzin var mı Karanbey?" Lider babamdı, yine de Ferhat'ın konuşmak için izin istediği bendim. Bu garip bir memnuniyetle çevrelenmeme neden oluyordu.

"Çıkar ağzındaki baklayı Yılmaz. Ne düşünüyorsun?"

"Benim kardeşlerim var. Çoğunuzun kardeşi, oğlu falan var. Konuşmak istediğim şey şu ki eğer bizler ailelerimizi güvenle toplantılarda tutamayacaksak gereken sert yaptırımlarla ceza düşünmeliyiz."

"Ne öneriyorsun?"

"Masa da olmanın raconu var ve hepimiz birbirimize saygı duymak zorundayız. Kadınların olduğu yerde silah doğrultmak veya ateşlemek, fark etmiyor. Basit bir toplantı yasağı asla engelleyici olamaz. Yarın kardeşlerimden biri gelip başka birinin oğluna sıktı diyelim, cezası toplantıya girişinin yasaklanması mı olacak? Kendi kardeşim de olsa, sizin kanınızdan biri de olsa umurumda değil. Diyorum ki Bekir'in geberişini oylayalım." Haldun başını Ferhat'tan yana hızlıca çevirdi. Ferhat bunu o kadar sakince söylemişti ki ben bile beklemiyordum. Sonunu ölüme bağlamadan konuşmayı bitirir sanmıştım.

Ferhat Yılmaz, sürprizlerle dolu biriydi.

"Kimse oğlumun ölümünü oylayamaz." Sesi masada yankılanırken bakışları teker teker liderlerde gezinmeye başladı. Sonunda bana baktığında başımı hafifçe sola yaslayıp dikkatle ona bakmaya başladım. Kimse oğlunun ölümünü oylayamazsa bile ölümünün yakın olduğunu görebiliyordu.

"Oğlunun ölümünü oylamayacağız, Haldun." Elinde silahı olsa beni öldürmek istercesine bakıyordu. "O, Melih'e sıkarak kendi ölüm fermanını çıkartmış oldu." Haldun irkilirken bir anlığına bakışlarını babama çevirip huzursuzca kıpırdandı. Babama söylememiş miydi? "Tabi sizin haberiniz yok." Tabi ki söylememişti. Yıllardır yanımda Capo'nun köstebeği vardı, diyemezdi. Otoritesi sarsılırdı.

"Melih'in Capo'ya çalıştığını biliyor muydunuz?" Cümle dudaklarımdan sıyrıldığında babam dahil bütün liderler bakışlarını bana doğru çevirdi. Evet geri zekâlılar, yıllarca Capo'nun adamı-kendisi- götümüzün dibindeydi.

"Ne?" Ferhat'ın şaşkınlık dolu ses tonuna başımı onaylarcasına salladım. Tüm liderlerin şaşkın bakışlarını umursamadan bakışlarım Haldun ve Ümit Karan'a kaydı. Tenleri soluklaşmış kaskatı kesilmişlerdi. Muhtemelen yapılan her bir plan Capo'nun adamı sandıkları Melih tarafından İtalyanlarla paylaşılmış olduğu gerçeğini fark ediyorlardı.

"Bunu nasıl fark etmezsin Haldun?" Liderlerden biri şaşkınlığını atar atmaz bağırdığında boğazımı temizleyerek öne eğildim. Acaba Melih'in Capo olduğunu söyleseydim, tepkileri nasıl olurdu? Bunu görmek için babamın canını bile verirdim.

Masadaki yükselen sesler babamın gömleğinin yakalarını çekiştirmesine neden oldu. İşte böyle. Gerilmeni istiyordum bende.

"Haldun'u lütfen suçlamayın. Sonuçta Haldun'u gözetlemesi için Melih'le anlaşan Ümit Karan'ın kendisi." Haldun'un şaşkınlığının yerini kaşlarını çatış ve öfkeli bakış aldı. Babamın onu gözetlediğini bilmiyordu. Masa aniden sessizliğe büründü.

Babamın ailesine bağlı bir adam olmadığını gayet iyi biliyorlardı, yine de iş ortakları konusunda sadıkmış gibi görünmüştü daima. Sinsi yaşlı kurt, artık özünü gizleyemiyordu. Babamın sadakati bir tek gücüneydi. Masadakiler bunu yeni anlıyordu.

"Senin adamın mıydı?"

"İçini rahatlatacaksa söyleyeyim, Ümit Karan'ı da kandırmış." Bakışlarımdaki keyifli ifadeye engel olmadan ikisine baktım. Annem, Haldun'a yalvarmıştı. Bizi oradan çıkartması için dil dökmüştü. Haldun'sa babamın yanındaki koltuğundan vazgeçmemişti.

O koltuk ikisinin de bir tarafına girsin.

(Özür dilerim dayanamadım :D )

"Biliyor muydun? Onun Enrico piçinin adamı olduğunu biliyor muydun?!" Babam elini masaya vurduğunda derin bir nefes alarak arkama yaslandım. Niye yaşlı başlı haliyle bağırıyordu ki? Maazallah biri sinirlenip ses tellerinden bıçağı saplayabilirdi. O biri olmamak için hançerimi evde bırakmıştım. Şanslıydı.

"Hayır. Sorgulamamız gereken Haldun'u gözetlemesi için tuttuğun adamın kime çalıştığını fark edemeyecek kadar yaşlanmış olman. Burnunun ucundaki tehlikeyi yıllardır göremeyen adam, bizi karteller ve Capo'lukla yaşanacak savaşın ortasına mı atıyor? Şu an masa da sorgulamamız gereken gerçek bu."

Ümit Karan 0, Karanbey 1.

"Beni gözetlesin diye Capo'nun adamını mı tuttun?" Haldun'un sitemkâr ses tonu az önce söylediklerimi umursamayışının kanıtı niteliğindeydi. Masa hiçbirinin sikinde değildi ama yine de buradaki koltuk için kıyasıya kan döküyorlardı.

"Konu dağılıyor." Ferhat dirseğini masaya yalayarak kaşlarını çatmıştı. Öğrendikleri hoşuna gitmemiş veya ona daha öncesinde anlatmadığım için kızgındı. İkinci seçenek daha çok olasıydı. "Bıktım sizin entrikalarınızdan."

"Bende sevmiyorum." Ferhat bakışlarını bana çevirdiğinde mavi gözlerindeki kızgınlığın nedeni ondan Melih'i saklamamdı. Acaba Capo olduğunu öğrenseydi, nasıl tepki verirdi?

Muhtemelen İstanbul Beyefendisi tavırlarını hiçe sayıp gerginliğini ve deliliğini etrafa saçarak kontrolünü kaybederdi. Yıllar boyunca bu denli delirişine yalnız bir kez şahit olmuş, sonrasında daima çizgisini bozmadan sakin tavırlarıyla yaşayıp gitmişti. Faruk'taki delilikten çok daha fazlası vardı onda. Yine de ailesinin reisi olduğu için delirmeye bile hakkı olmuyordu.

"Önce Bekir'i oylayalım." Liderlerden birisi huzursuzca elini kaldırdı. Haldun konuşan lidere bakarken birer birer eller kalktı havaya. Bunun anlamı Haldun olur da ölürse ve eğer Bekir hala dengesizse veliaht bile sayılmadan masaya asla lider olamazdı. Babamın yıllardır benim için düşündüğü son buydu. Masaya oturmamdan mutlu olurken bir yandan bundan rahatsız oluyordu. Bu oylamanın öznesi olmam için çabalamışsa da bunu elde etmesine izin vermemiştim.

"Doğrusunu isterseniz...Eğer Melih dediğiniz gibi Enrico'nun adamıysa ve Bekir ona sıktıysa zaten öleceğini garantilemiştir." Ferhat'ın parmak bastığı gerçekle beraber oylama için kalkan eller tekrar masanın üzerine indi.

"Oğlunu kaçırman bir anlam ifade etmiyor demek bu. Oğlun her halükârda ölecek Haldun." Diye tamamladım Ferhat'ın konuşmasını.

"Bu kadar yeter. Oylama yapılacaksa yapılsın, sonra senin patlattığın-" Ferhat öksürür gibi yaptığında babam ters ters ona baktı. "Sizin patlattığınız sevkiyattan kalan yıkımı toparlamalıyım."

"O zaman şöyle bir anlaşma yapalım." Dirseklerimi masaya yasladım. "Senin ettiklerine karşılık tepki verdik. Sevkiyatını, lideri olduğun masadaki bizler bile baltalayabiliyorsak gücün konusunda şüphelerim var. Diğer yaptığın hatalardan bahsetmiyorum bile. Ben başka bir şeyi oylamak istiyorum."

"Neyi?" Babam arkasına yaslanırken kendinden emindi. Dudaklarımı kıvırıp masadaki adamlarda gezdirdim bakışlarımı. Hepsi pür dikkat beni dinliyor, söyleyeceğim oylamanın ne olduğunu merakla bekliyorlardı.

"Gerçekten yaptığımız ticareti konuştuğumuz bu masanın yeni bir lideri olmasını isteyip istemediğinizi oylamalıyız." Babamın bakışları kararırken kaşlarını çatarak öne eğildi, elini masaya vurdu. Masanın liderliği sikimde bile değildi. Yine de onunla uğraşmak için ilgiliymişim gibi davranabilirdim.

"Seni gebertirim." İşaret parmağını bana doğru salladığında kaşlarımı kaldırdım. Tamda benden beklenecek hareketleri sergiliyordu. Dengesiz, delirmiş gibi kontrolünü kaybetmiş biriydi o. Bense sakince oturduğumda yerden ona bakıyordum.

Eğer evde aldığım haber sırasında babam karşımda olsaydı, işte o zaman kıyamet kopardı. Hazırlanıp evden toplantı yapılacak mekâna gelene kadar geçen o süre beni sakinleştirmiş, kontrolümü elime almama olanak sağlamıştı.

"Liderliği yapamayacak kadar yaşlandığını kabul edersen söz alay etmeyeceğiz." Sesimdeki alaylı tonlama gözlerindeki öfkeyi alevlendirdi. Elini bir kez daha masaya vurup sandalyesinden kalktığında bazı liderlerin her an çıkacak kavgaya hazır olurcasına oturdukları yerde omuzlarını dikleştirdiler.

"Sakin olun Ümit Karan." Ferhat başını sağa sola salladı. "Sizin yaşınızdaki adamlar için ani sinir kalp krizine neden olur. Pat diye gitmeniz size hiç yakışmaz."

"İkinizde kesin sesinizi."

"Ben Ümit Karan'ın yaptığı liderliği kabullenemiyorum. Yıllarca masaya katkısı olmuş olabilir. Ancak son aylarda aldığı kararlar ve yönettiği hamlelerinin stratejik açıdan masaya zarar verdiğini düşünüyorum." Babam masanın etrafını dolaşırken Haldun ayağı kalkıp onun önüne geçti ve bana bağırıp çağırırken onu zapt etmeye çalıştı.

"Sana soran mı oldu, piçin evladı?" Gözlerimi kıstım. Kendine niye küfrediyordu durduk yere?

"Ümit Karan'ın liderlikten atılması için oylama teklif ediyorum." Babamın kayışlarını kopardığı an, cümlemin bittiği zamandı. Haldun'un tutuşundan kurtulduğunda oturduğum yerden kalkıp onu karşılamak için bedenimi çevirdim.

Bana biraz dengesiz lider olmalısın, baba. Senin koltuğunu sarsmam için bana kontrolünü kaybettiğini göstermen lazım.

Yakamdan tuttuğunda sırtımı duvara yaslamasına izin verdim. "Sakin ol liderim." Fısıldarcasına konuştuğumda yumruklarından birini suratıma geçirdi. İşte böyle.

"Masada birbirimize saldırmamız yasak." Liderler birer birer sandalyelerinden kalkarken ağzımdaki kanı tükürüp doğruldum. Hıncını alamamış olacak ki ikinci yumruğunu savurdu, yumruğunu avucuma çarptığında sıkıca tuttum elini.

"Artık küçük çocuk değilim, baba. İstesem seni gebertecek kadar kontrol sahibiyim ve şu an sahip olamadığın tek şey bu." Babamın yumruğunu tutmaya devam ederken bileğini canını yakacak kadar tersi yöne büktüğümde boğazıma ceketinden çıkarttığı hançeri yasladı. Boştaki elimi bıçağın keskin kısmıyla boynum arasında bariyer olacak şekilde ikisinin arasına kaydırdım.

"Oylamayı yapalım. Bakalım kimler senin peşinden geliyor diye senin yüzünden ölümü tadacak." Bunu tüm liderler duyduğu için birkaç saniye birbirlerine baktılar. Alnımı burnuna sertçe çarptığımda bıçağı çekti. Keskin kısım avucumu keserken yumruğunu serbest bırakıp sertçe karın boşluğuna yumruk attım. Elindeki bıçak yere yuvarlandığında ayakkabımı üzerine bastım.

"Şimdi..." Ceketimdeki mendili alıp avucumdaki kanayan yaraya sararken sargı açılmaması için sıkıca bağlayabildiğim kadar bağladım. "Lider değişimi isteyenler el kaldırsın." Sardığım elimi kaldırdım.

"Eceline susayanlar el kaldırsın. Kimin dostum olduğunu kiminse düşmanım olmak için can attığını göreyim." Bir de tehdit mi? Ümit Karan -1.

"Hiçbir zaman dostunuz olmadım. Beni düşmanız sayacaksanız ecelinize daha hızlı kavuşacaksınız. Elimi kaldırdığım için üzülmeyin Ümit Karan." Ferhat elini kaldırırken tereddüt etmemişti. Kanayan elimi kaldırıp yerde diz çökerek elini karnına yaslamış babama baktım.

"Babam da olsan dürüstçe artık iyi bir lider olmadığını sana söylediğim için bu denli delirmemelisin. İyi bir lider sakin ve kontrollü olur." Başımı kaldırıp liderlerde gezdirdim bakışlarımı. "Meksikalılara yanaşmak demek Enrico'yu karşımıza almak demek. Yıllardır Enrico'nun öfkesinin hedefi olmamışken niye kaybedeceğimiz bir savaşa girmeliyiz?" Liderler birer birer ellerini kaldırdığında babam yerden kalkıyordu. Bakışları yıllardır boyunduruğu altındaki adamlara çevrildiğinde "Hadsizler." diye mırıldandı.

Bu ilk kaybedişin değil baba, sonuncusu da olmayacak.

"Sen misin yeni lider?" Babam bana döndüğünde herkesin konuşmam için beklediğini gördüm. Elimi indirirken bakışlarım Ferhat'ı buldu. Mavi harelerinde oluşan farkındalık bir anlığına yüzüne yansısa da hızla kendini toparladı.

"Yılmaz?"

"Onur duyarım, Karanbey." Bakışlarım tekrar babama kaydığında kafası karışmış gibi bakakalmıştı. Benim lider olmak için onu devirdiğimi mi düşünüyordu? Yanılıyordu. Elimden gelse onun oturduğu tahtını yakıp küle çevirirdim. İstediğim tek bir şey vardı. Uğruna ailemi harcadığı tüm o gücünden ve kudretini kaybetmesiyle çaresizliğe bulanmasıydı.

Masa sikimde bile değildi.

"Ferhat Yılmaz'ın lider olması için oy veriyorum." Elimi kaldırdığımda bakışlar Ferhat'a kaydı. En ufak bir şüphe hissetmiyordum. Bu masayı daha adil bir şekilde yöneteceğini adım kadar iyi biliyordum.

"Beni şımartıyorsun Karanbey. Lider olsam da beni dinlemeyeceksin değil mi?" Dudaklarımda alaylı bir gülüş belirdi.

"Daima kendi bildiğimi okurum Yılmaz. Liderken babamı tanımıyorken seni hiç tanımam." Hafifçe gülüp elini kaldırdı. Bu masada kim lider olursa olsun beni zapt edemezlerdi.

"Bende kendime oy vereceğim." Ferhat'ın cümlesiyle birkaç lider daha kaldırdı elini.

"Rus ticaretine hâkim değilsin. Yüzde atmışlık bir ticaret yüzdesinden bahsediyorum. Nasıl yöneteceksin?" Fatih'in sorusu stratejikti ve sormasında bir sorun görmüyordum. "Cevabına göre oy vereceğim."

"Sence hâkim değil miyim?" Ferhat kaldırdığı elini indirirken başını salladı. "Pakhan'ın torunu Raskol benim arkadaşım. Ticareti barışçıl yöntemlerle devam edeceğimden hiç şüphen olmasın." Bu son noktaydı, eller birer birer kalkarken yeni liderimiz seçilmiş oldu.

"Yılmaz, eve gideceğim. İzin var mı? Liderim?" Sesimdeki alaylı tonlamayla başını sağa sola salladı. Onun olmasından memnundum.

"Sonraki toplantıya kadar ticaretle ilgili tek tek görüşeceğim sizlerle. Şimdi herkes evine." Ferhat'ın otoriter ses tonu liderleri çıkışa yönlendirirken oda da Ferhat, Haldun, babam ve ben kalmıştık.

"Başından beri bunu planladın." Babam girdiği trans halinden çıkarken bakışlarını bana çevirdi. "Babanın da gözü koltuğumdaydı." Ferhat'a doğru bir adım attı. "O piç kardeşin Özkan'ın da." Özkan'ın babamın koltuğunu istediğini bilmiyordum.

"Liderine saygı duy, Ümit Karan. Ağzına acı biber sürerim." Ses tonunda şaka yaptığına dair o neşeyi aradım, yoktu. Yüzü ifadesizdi. "İnsanları aileleriyle aşağılamaya çalışmanın nedeni ailenin yüz karası olduğundan mı? Aşağılık kompleksin için fazla yaşlı değil misin?"

Eve gitmek yerine burada yaşananları seyretmek arasında kalırken sırtımı duvara yaslayarak seyretmeyi tercih ettim. Bu eğlenceyi kaçıramazdım. Babam yüzümdeki keyifli ifadeyi fark ettiği için nefret dolu bakışlarını bana çevirdi.

"Benimle savaşamayacağını bildiğin için mi onu lider yaptın?" Tersine onunla savaşırken hiçbir sorumluluğum olmasın istiyordum.

"Onu ben değil, masa seçti baba. Seninle savaşmak için masanın lideri olmama gerek yok. Liderken bile seninle savaşıyordum. Şu an lider değilsin. Yine savaşır mıyım?" İç çektim. "Sanırım benim de psikolojik sorunlarım var. Liderlerle savaşmaktan zevk alıyorum. Liderlikten atıldığında hiç ilgi çekici bir hedef gibi gelmiyorsun. Tadım kaçtı. Yeni lider bozuntusu, sana meydan okuyacağım. Hazır mısın?" Ferhat elini cebine koyup başını sağa yasladı.

"Şahsıma ve aileme hakaret etmediğin sürece meydan okumalarını kabul edeceğim."

"Al bak. Lider dediğin böyle olur." Başımla Ferhat'ı gösterip göz kırptım.

"Üzülme Ümit. Söz 23 Nisan'da koltuğumu sana devredeceğim." Babamın suratı kıpkırmızıydı, öfkeyle odadan çıktığında Haldun onun peşinden çıkışa yönelmeden önce önümüzde durdu.

"Dostunuza söyleyin. Oğluma dokunmayacak."

"O dokunmazsa ben öldüreceğim onu ve elime senin kansız itin teki olan oğlunun kanı bulaşsın istemiyorum. Sanırım Enrico'nun onu öldürmesini bekleyeceğim. Onu kaçırmış olabilirsin. Bulunacak ve ölüsünü senin ayağının dibine atacaklar. Belki de yapan ben olurum." Sargı olmayan eliyle yakamı tuttuğunda bakışlarım yakamdaki ele kaydı.

"Elini çek Haldun." Buz gibi soğuk ifadesizlikle çevrelenmiş harelerim onunkileri buldu. "Diğerini kökünden keserim. Karım gibi insaflı davranmam." Birkaç saniye ciddi miyim diye bakarken yavaşça uzaklaştı.

"Babam, Kübra'yı kaçıran kişi." Kaşları ağır ağır çatıldı. "Seninle yeteri kadar taşak geçmiş ve sen hala onun kararlarına biat ediyorsun. Bu yüzden birer birer kaybedeceksin. Önce Bekir'i sonra kızını. Ben değil, senin hırsın ve boktan kararların bitirecek onları." Annemin öldüğü gün baktığı bakışları tekrar yüzünde belirdiğinde öfke kızgın demir misali damarlarımda gezinmeye başladı.

"Tavsiye verişin geçmişte aldığın kararların yıkım getirmesinden dolayı mı?" İmasını pekâlâ iyi biliyordum.

Sikerler.

"Hadi Haldun. Öldürteceksin kendini." Ferhat ikimizin arasına girerken boğazını temizledi. Haldun'u öldürmekten fazlasını yapmak istiyordum. Kızgın bir demirle karnını deşebilirdim bile.

"Babamın Kübra'yı kaçırdığını biliyordun, değil mi?" Bakışlarında bir anlığına geçen parıltı, söylediklerimi doğruluyordu. "Ama ilaçları öğrenmesinden korkuyordun. İlacı kim vermeni söyledi? Babam onun hatırlamasını isterken sana o ilaçları temin eden kim?"

"Gerçekten cevabı duymaya hazır mısın?" Ses tonu sanki cevaptan hoşlanmayacakmışım gibiydi. Tereddüt ettim.

"Söyle."

"Kanıtımla geleceğim. Sözümün bir önemi yok. Görmeden inanmazsın. Sonraki toplantıya geldiğim zaman oturup anlaşacağız." Arkasını dönüp gitti.

"Karan Hanım'ı baban mı kaçırdı? İlaç derken neyi kastediyorsun?" Ferhat'ın yüzündeki şaşkınlık birkaç saniye onu incelememe neden oldu. Merak etmesini artık umursamıyordum, bu benim ve karımın gerçeğiydi. Saklamamız için hiçbir neden yoktu. Bu yüzden her şeyi baştan sona bazı detaylarını atlayarak anlatmaya başladım.

KÜBRA

"Hoş geldiniz." Sibel'e sarılırken Meriç onun arkasında ters ters Faruk'a bakıyordu.

"Rahatsız etmiyoruz ya." Geri çekilirken gülümsemiştim. Faruk'un yanında durmak için bir adım geriledim. Onunla beraber geldiğimin altını çizmekti amacım. Sonuçta misafirdik.

"Karanbey'in eşi bizi rahatsız etmez." Meriç'in sesiyle tüm gerginliğim dağıldı. Onun sesini daha önce o evde duymamıştım. O beş kişiden biri değildi. Yine de sesini duymadığım o adamda olabilirdi.

"Faruk'ta bana eşlik ediyor. Sizi tanıyor ve sizinle dostane ilişki kurmam için onun varlığına ihtiyacım var doğrusu." Faruk'un koluna girdiğimde Meriç eliyle bahçeyi işaret etti. Faruk'la bahçeye adımlarken Meriç'in, Sibel'i durdurup kulağına fısıldadığını gördüm. Sibel kolunu çekerken bir şey söylemeden tersi yöndeki kapıya yöneldi.

"Meriç'in sesi tanıdık değil."

"Buna rahatlamalıyım sanırım." Sesindeki hoşnutsuzluk bakışlarımı ona çevirmeme neden oldu. "Adamlardan birini ve kadını duymadığını söylemiştin. Unuttun mu?" Yani Meriç'i duymadığım adam mı sanıyordu?

"Önce duyduklarımı bulacağım. Sonrası sonraya artık." Artık gelecekle ilgili birden fazla hedefim vardı ve bu bile zihnimde hepsini düzenlememi sağlıyordu. Tüm liderlerle ve onların çocuklarıyla tanışmamıştım ve sesini duyduklarımı bulursam bu bir adım öne geçtiğim anlamına gelirdi.

"İçim hiç rahat değil, Kübra." Biliyordum. Bu yüzden acele etmeye karar vermiştim. Onun hafızası yerine gelse ve sakladığı kişiyi hatırlasa da benimle paylaşacağından emin olamıyordum. Tekrar gizlemeyi seçebilirdi veya gizlemem için benimle paylaşabilirdi.

"Bana bir söz ver Faruk. Olurda bir şey hatırlarsan bana söyle. Benim hatırladıklarımla birleştirip gerçeğe ulaşmaya çalışırız." Biri onu öldürmeye çalışmıştı. Hakkı demişlerdi. Faruk onun kim olduğunu bilirken 'oydu' der miydi? Hakkı bir piyonmuş gibi geliyordu. Hakan'ı ve diğerlerini durdurmak için öne atılmış bir yemdi. Şüphelendiğim en azından buydu.

"Söylerim." Sesindeki tereddüttün nedeni birkaç ay öncesinde Hakan'dan önemli bir bilgiyi saklayan haline olan güvensizliğindendi.

"Faruk ve Karan Hanım." Nişan yapıldığı zaman Sibel'le oturduğunu gördüğüm adamlardan biriydi. "İçeri geçelim. Hava soğuk."

"Bu kim?"

"Osman Yılmaz." Kaşlarım çatıldı. Onun da sesini duymamıştım.

"Sesini duymadım." Faruk'un kaşları en az benimkiler gibi çatılmıştı bile. Bir adamın dışında geri kalan hepsini duymuştum. Yılmaz ailesinden Burhan dışında diğerleri masumdu. Tabi onlar sesini duymadığım adamlardan biri değilse...

"Normalde Karanbey'in yanından ayrılmazsın Faruk." Koltuğa yerleştiğimizde Osman karşımıza oturdu. Diğer Yılmaz kardeşlerinin aksine onun üzerindeki kıyafet takım değildi. Kazağını dirseklerine kadar çekiştirmişti ve rahattı. Meriç'in çatık kaşları yoktu. Burhan'ın kocaman gülüşüne de sahip değildi. Ferhat'ın buz gibi bakışları hiç yoktu. Normal görünüyordu. Bu dünyaya ait değilmiş gibiydi.

"Celladı onunla beraber, bana ihtiyaç yoktu." Ağır ağır başını sallarken bana baktı.

"Siz nasılsınız? Aniden gelişinizi neye borçluyuz?"

"Sibel'i görmek istedik." Osman gözlerini kısarak Faruk'a baktı. "Yani ben görmek istedim." Bakışları tekrar beni buldu. "Faruk'ta malum aileden, tanıyor sizi. Sizinle tanışmamda yardımcı olmak istedi." Osman kaşlarını çatar gibi olduğunda bakışlarımı Faruk'a çevirdim. Kendimi konuşarak batırmamdan zevk alıyordu.

Sibel elinde tepsiyle içeri girdiğinde Osman'ın bakışları kardeşini buldu. Sibel dikkatle kahveleri servis ederken göz ucuyla Faruk'a bakıyordu. Faruk'sa kucağındaki elindeki bakışları ayırmamıştı.

"Teşekkürler Sibel." Faruk'un kahvesini de alıp önümüzdeki sehpaya bıraktığımda kendi kahvesini tepsiden alıp abisinin yanına oturdu.

"Havalarda soğudu baya." Bu nasıl sohbet devam ettirmektir Kübra?

"Kıştayız. Soğuk havayı sevmez misiniz?" Osman konuşurken daha rahattı. Diğer Yılmazların aksine daha az gerginlik yayıyordu. Yine de yabancısı olduğum ev güvende hissedip rahat bir sohbet etmeme izin vermiyordu.

"Kara bayılırım." Osman burun kıvırdı. Cevabım hoşuna gitmemişti. "Ben yaz insanıyım." Osman kahvesini yudumlarken arkama yaslandım. Sessizce kahvelerini içerken sohbet edecek konum kalmamıştı.

"Olaylı nişandan sonra yıldırım nikahıyla evlenmek de Karanbey'e yarışırmış gibi geliyor." Osman kinayeli ses tonuyla konuşurken sesindeki rahatsız edici parçaları seçmeye çalıştım. Yoktu.

"Biraz öyle oldu." Kahveme bakarken buraya gelirken aldığım karardan pişman olduğumu hissedebiliyordum. Hakan onlarla konuşurdu ve benim susup onları incelemeye fırsatım olurdu. Faruk benden çok daha gergindi ve sustuğu için konuşmak bana kalıyordu.

"Siz kaçıncı Yılmaz'sınız?" Osman güldü. Ferhat en büyük olandı. Sonra Burhan geliyordu. Sibel en küçükleriydi. Aradaki üç kardeşin sırasını karıştırıyordum.

"Üçüncü abiyim ben. Ferhat ve Burhan'dan sonra geliyorum." Onaylarcasına başımı sallarken gözlerim etrafta gezinmeye başladı. Büyük bir aile fotoğrafı şöminenin üzerinde asılmıştı. Anne ve baba oturmuştu ve çocukları etrafında sırasıyla dizilmişti. Sibel, anne ve babasının boynuna sıkıca sarılmış kocaman gülümsemişti. Onun gibi gülümseyen Burhan'dı ve diğerleri ciddiyetle poz vermişlerdi.

"İki yıl öncesinin fotoğrafı." Osman'a dönmeden önce fotoğrafı uzun bir süre inceliyordum. Tüm Yılmaz kardeşleri tanıyordum ve içlerinden birini daha önce görmemiştim. Özkan Yılmaz olduğunu varsayıyordum.

"Özkan nişanımda yoktu. Onun yerine başka biri daha vardı." Sibel'in beş abisiyle aynı masada oturduğunu düşünmüştüm. Şöminenin üzerindeki aile fotoğrafında o masadaki beşinci kişi yoktu. Osman kaşlarını kaldırıp cevap verecekken içeri Burhan'la o gün masada gördüğüm yabancı adam geldi.

"Bizim amcaoğluyla daha tanışmadınız." Osman elini salladığında ikisi koltuklara yerleşti. "Erdal, Karanbey'in nişanında eşini görmüştün zaten. Kübra Karan."

"Memnun oldum." Başını selam verircesine salladığında rahatladığımı hissettim. Hayır. Onun sesini de duymamıştım.

"Ben bir lavaboyu kullanabilir miyim?" Duvarlar üzerime üzerime geliyorken birkaç saniye de olsa buradan uzaklaşmak istiyordum.

"Sen iyi görünmüyorsun Kübra. Her şey yolunda mı?" Sibel endişeyle ayaklandığında koltuktan kalktım. Başımı onaylarcasına sallarken düşüncelerim birbirine girmişti. Peşinden sessizce ilerlemeye başladım.

Ali'yi öldüren Burhan dışında keşfedebildiğim kimse olmamıştı.

"Sibel, senin diğer abin nerede?" Merdiven basamaklarını çıkarken duraksar gibi olduğunda konuşmaya devam ettim. "Hep beş abin olduğunu söylerlerdi. Duvarda fotoğrafınızı görünce onu daha önce görmediğimi anladım." Üst kata çıkana kadar tek kelime etmedi. Tuvaletin olduğu kapıyı aralarken bakışlarımızı kesiştirdi.

"O burada yaşamıyor. Beklememi ister misin? Karıştırmadan dönebilecek misin?" Başımı onaylarcasına salladığımda yanımdan geçip merdiveni inmeye başladı. Özkan Yılmaz kırmızı çizgiydi, görebiliyordum.

Banyoya girip elimi soğuk suyla doldurup yüzüme çarpıp aynadaki heyecanlanmış aksimle göz göze geldim. "Bulacaksın. Yılmazlardan biri daha hain olmadığı için buna sevinmekten başka çaren yok." Acele ediyordum. Hakan'a ne kadar çabuk isimleri verirsem o kadar hızlı bir şekilde Ali'nin ölümünden sorumlu olanların canını yakardı. İçindeki yangın sönecek, artık yaralarının ona vicdan azabı çektirircesine tekrar tekrar yanışı son bulacaktı.

Banyodan çıkarken bakışlarım etraftaki kapılarda gezindi. Hepsi evin duvarlarının aksine simsiyahtı. İçlerinden biri aralık olduğundan merakım ağır bastı, adımlarım oraya yönelirken buldum kendimi.

Saçmalama Kübra. Yapamazsın bunu.

Merak ediyordum. En fazla başıma ne gelebilirdi ki?

Yabancı bir evdesin ve adamlar mafya. Ya yakalanırsan?

İç sesimin mantıklı konuşmalarını umursamadan içeri girdim. Başkasının evini karıştırmanın doğru olup olmadığını umursamıyordum. Yılların alışkanlığıydı. Merakım daima mantığıma zincir vurup dilediğini yapardı.

Oda tertemiz görünüyordu. Mobilyaların çoğu açık bir ahşap tonundaydı ve yatak örtüsü koyu lacivertti. Odanın bir ucunda Haldun'un çalışma odasında var olan o büyük masalardan vardı ve üzeri kağıtlarla doluydu. Arkasında boylu boyunca kitapların dizildiği kitaplık vardı.

"Beni arama demedim mi ben sana?" Burhan'ın öfkeli sesiyle olduğum yerde sıçrayıp çoktan içeri adımladığım odada saklanacak yer aramaya çalıştım. Çalışma masasının altına girerken aynı anda içeri giren adım sesleri kulaklarımı doldurdu.

Sana içeri girme dedim ben. Aferin Kübra.

"Özkan. Senden kurtuluş yok mu?" Sesindeki bıkkınlık ve iç çekiş aslında onunla konuşmaktan memnun olmadığının kanıtıydı.

"Ferhat abinin yolundan gitmek zoruna gitmiyor mu Burhan? Sende mi onun köpeği olacaksın?"

"Ulan pezevenk. Ferhat abimiz kıçı yırtıyor bu aile zarar görmesin diye. Ne köpekliğinden bahsediyorsun? Hain piç." Burhan'ın bir şeye yumruk attığını duyduğumda irkilerek elimi ağzıma kapattım. Onunla karşılaştığım her an daima gülümserdi ve sakin bir kişiliği olduğunu düşünmemi sağlardı bu. Şu an ki öfkesi, gülüşünün ardından usulca dışarı sıyrılmıştı.

"O toplantılarda sende vardın, Burhan abim. Hain olan yalnızca benim olmam haksızlık. Taptığınız Karanbey'in ölümü için oradaydın sende." Etrafımdaki hava yoğunlaşırken kalp atışlarım yavaşladı ve dikkatim tamamen konuşmaya odaklandı. Gizlice Burhan'ın odasında Özkan'la konuşacaklarını dinliyor olmanın gerginliğini bile hissetmiyordum. İstedikleri kadar konuşabilirlerdi. Benim birilerinin sesiyle ulaşabileceğim o beş kişiyi bana isim isim aktarana kadar saatlerce burada kalmaya bile razıydım.

Özkan aradığım ikinci kişiydi. Sesini daha önce duymamıştım. Bundan eminim. O beş kişiden duymadığım adam oydu. Sesini duymadığım kişiyi, asla bulamayacağımı düşünüp kaygılanırken gizlice dinlediğim bu konuşma bana onu vermişti.

Geriye kaldı iki adam ve bir kadın.

"Ben orada sizi durdurmak için vardım. Bunu gayet iyi biliyorsun." Durdurmak için mi?

"Ama Ferhat ve Karanbey bilmiyor." Uzun bir sessizlik sonrası telefonun diğer ucunda kahkaha atan adamın sesi yankılandı odada. "Korktuğun için söyleyemedin kabul et. Sana inanmayacaklarını biliyorsun. Kanıtlarımı görünce sana sıkacaklar."

"Ben yanlış bir şey yapmadım Özkan. Babamın gazına gelip Bekir'in ipiyle kuyuya indin sen. Size yapmayın dedim." Babaları da mı işin içindeydi?

Geriye sesini duyduğum bir adam ve duyamadığım bir kadın kalmıştı.

"Sende bizi durdurmak için masaya oturdun. Hatırlıyorum abi. Onlara ihanet etmemek için babamla bana ihanet ettin. Unutmam bunu." İşte şimdi aklım karışmıştı. Burhan, o masada Hakan'ı korumak için mi vardı? "Sana güvendiğim için aptal olmalıyım." Burhan onları kandırmış mıydı?

"Ne istiyorsun? Misafirlerim var evde."

"Bekir'i infaz edecekler. Ortadan kaybolmadan önce bir mesaj iletti bana. Abim olmasan umurumda olmazdın ama bilmelisin. Karanbey'in karısı bizi biliyor." Bekir Allah senin belanı versin.

"Ne?" Burhan'ın sesindeki dehşete düşmüş tonlamayla bunu beklemiyor olduğunu görebiliyordum. Bunu öğrenmesi iyi olmamıştı. "Hayır bilmiyor."

"Bekir onun iyi rol yapabildiğini söyledi. Misafirlerinizin kim olduğunu öğrendiğim için uyarıyorum. O dostane tavırla o eve gelmedi. Bir de Faruk'ta gelmiş. Ne zamandan beri eve o piçi alıyorsunuz?"

"Evimizde kimi ağırlayacağımızın hesabını sana vermeyeceğim."

"Geleceğe zemin mi hazırlıyorsun abi? Faruk ölse sana kız kardeşini vermeyecek. Biliyorsun." Kısa bir sessizlik oldu. Bir dakika. Burhan, Asya'yı mı seviyordu? "Hele ki sana güvenelim diye kardeşini yem olarak kullandığın gerçeğini öğrenince seni gebertecek."

"Ona yaklaşmana izin vermezdim Özkan. Vermedim de. Planlarını değiştirdiğini anladığım anda onun yanına gittim. Asıl planın o değildi, o depoyu patlatmaktı. Ona gideceğimi biliyordun." Sesindeki titreyişle masanın ardından çıkarak ona bakma isteğimi artıyordu.

"Şaşırdın kabul et." Özkan'ın kahkahasını duydum. "Aşk zayıflıktır. Bunu babamız söylerdi. Senin zayıflığın Asya'ydı ve bunu kullandım. Babamın fikriydi. Senin Karanbey'e saldırmamıza engel olacağını anlayamayacağımızı mı sandın?" Burhan o ekipte ihanet etmek için değil, Hakan'ı korumak için mi vardı? Kafamdaki tüm bildiklerim ve yeni öğrendiklerim birbirine karışıyordu.

"Faruk ve seni ortadan aynı anda kaldırmamın anahtarının Asya'nın başına geleceğin olması çok manidar." Burhan, Asya'ya zarar gelirse Faruk'un kardeşi için gideceğini söylemişti. Ona güvenmeleri için sevdiği kadını hedef tahtası haline getirmiş ve kendi eliyle zaafını kullanmaları için teşvik etmişti. Bunu yapmasaydı ne Asya tehlikede olurdu ne de Faruk, Hakan'ı bırakıp giderdi. Ona güvenmeleri için yalan söylemişse bile bu işe yaramıştı ve Hakan'ın deposu patlatılmış, Ali ölmüştü.

"Asya'ya zarar vermelerini emrettiğin için seni geberteceğim. Biliyorsun değil mi?" Buz gibi tehditkâr ses tonuyla nefesimi yavaşça tutarken buldum kendimi. Tüm tüylerim ürperirken kalp atışlarım göğsüme korkuyla çarpmaya başladı.

"Babamızı öldürdüğün gibi mi? Sonra suçu benim üzerime attın. Ferhat beni aileden atarken onun arkasında dikilerek meydan okudun. Sen mi ben mi aileye ihanet ettim?"

"Ben Yılmaz soyadını yok edecek kim varsa durdurdum. Babamla sen hiçbirimizi umursamadınız. Sibel'i, Meriç'i, Osman'ı. Tek düşündüğünüz güçtü. Önce Karanbey sonra Ümit Karan. Ferhat size izin vermediği için onu da öldürecektiniz. Karşınızda kim durursa birer birer yok olacaktı. Bu yüzden siz ihanet ettiniz. Elimden kaçmasaydın senin de gırtlağını keserdim." Sesinde en ufak pişmanlık yoktu.

"Beni öldürsen de öldürmesen de yanımda dibe batacaksın abi. Elimde o masada olduğunun kanıtı olan görüntüler var. Hepimizin yüzü ve sesi, yapılan planlar...Her şey bende. Sen o masadaki amacı açıklayamadan Karanbey seni gebertecek. Seni öldürdüğü için de Ferhat, Karanbey'i. Ümit, Ferhat'ı...Hepiniz pimi çekilmiş bombasınız." Acımasızdı. Tüm bunların aptal bir güç savaşı olması midemi bulandırıyordu. Ümit Karan'ı tahtından etmek için bile Hakan'a saldıranların olduğu kanlı bir dünyadaydık. "Piminizi ben çekeceğim."

Hakan'ın neden yalnız başına Karanbey'in ardına saklandığını anlayabiliyordum. En ufak zayıflıkta veya güvensizlikte sırtından bıçaklanması an meselesiydi. Ferhat'ın kendi kardeşi bile Ümit'e zarar vermek için abisini ve onunla bağlantılı herkesi katletmekten çekinmeyeceğini keyifle söylüyordu.

Faruk haklıydı. Etrafı akbabalarla çevriliyken Hakan'dan saklanan en ufak bir bilgi bile onun ölümünü yakına çekiyordu. Güvenmeye kalktığı adamlar bile onun ardından iş çeviriyordu. Bana güvenip güvenmediğinden emin değildim, o adamlardan bir farkım yoktu. Ondan sakladığım Ali'nin katilleriyle ilgili olan gerçekler onu kandırmak demekti. Kulak misafiri olduğum bu telefon konuşması Çetin evinden daha acımasız insanların da var olabileceklerinin kanıtıydı.

Ne içindi tüm bu savaş? Aptal bir güç ve liderlik içindi.

"O gün buraya geldiğinin haberini bu yüzden mi verdin? Abimi yaralayıp Faruk'a saldırmış gibi onu Karanbey'in önüne atmaktı amacın. Kendini temize çekemeden onu infaz edeceklerdi. Karanbey onu öldürse ne olacaktı?"

"Ferhat'ın ölümü benim elimden olacak abi. Soysuz piçin teki ailenin başına geçti. Siz de onun her aldığı karara onay verdiniz. Yüz karasısınız." Özkan'ın öfkeli ses tonundaki hayal kırıklığını hissedebiliyordum. Sanki Ferhat Yılmaz'ın ailenin başına geçmesinden deli gibi nefret ediyordu ve bunu onaylamıyordu. "Aldığınız kararlardan pişman olacaksınız."

"Ne istiyorsun Özkan? Ne adam gibi karşımıza çıkıyorsun ne de siktirip gidiyorsun. Ne istiyorsun?" Burhan bağırdığında tekrar irkildim. Masaya yaklaşan adımlarının gölgesiyle gözlerim korkuyla açıldı. Masanın etrafını dolanırsa beni görebilirdi.

Elimi göğsüme şiddetle çarpan kalbimin üzerine yaslayıp gözlerimi sıkıca kapattım. Yakalanırsam hiç hoş şeyler olmazdı. Bunu bilmek için müneccim olmaya gerek yoktu.

"Sibel'e mesajımı ilet. Faruk'u da Karanbey'i de öldüreceğim. Faruk'la siktiğimin ilişkisine bir son verecek, yoksa onu da-"

"Sibel'e elini uzatırsan yemin ederim seni lime lime ederim ve ölmene asla izin vermeden acılar içinde kıvrandırırım. Meriç'in zihnini aptal düşüncelerle doldurduğun yetmedi mi? Sibel'i sana kurban etmeyeceğim. Siktir git yoluna." Telefonu masaya attığına dair sesi duyduğumda gözlerim yavaşça aralandı.

Odanın içinde öfkeyle atılan adım sesleri bir ileri bir geri gidiyordu. Kısa bir süre sonra telefonunun melodisi duyuldu, tekrar masaya yaklaşıp telefonu açtı ve odadan çıktı. Birkaç saniye saklandığım yerde beklerken dilim damağım kuruyordu.

Burhan, Hakan'ı korumak için o masadaydı. Özkan'sa hala ölümlerin yaşanması için bir yerlerde saklanıyordu. Burhan babasını öldürürken Özkan'ı kaçırmıştı elinden ve kaçmışken bile gölgesi üzerimize düşüyordu.

Masanın ardından çıkarken etrafı kolaçan ederek koridora çıktım. Merdivenin başına geldiğimde Burhan, yukarı çıkmak için merdiven basamaklarına adım attı, bakışları beni bulunca kaşları ağır ağır çatıldı.

"Merhaba." Samimi olduğunu düşündüğüm sıcak bir gülüşle merdiveni inmeye başladığımda bir adım geri atarak kenara çekti.

"Senin yukarıda ne işin var?"

"Banyoyu kullanmam gerekiyordu. Sibel yukarı çıkarttı." Elimle yukarıyı işaret ederken son basamağı inip karşısında durdum. Bakışlarında bir anlığına şüphe gezinirken başıyla merdiveni işaret etti.

"Ne zamandır yukarıdasın?" Onun konuşmasını duyup duymadığımı mı kontrol ediyordu, yoksa yukarıda oluşumun şüpheli bir davranışı gizlediğini mi düşünüyordu, emin olamıyordum.

"Bilmem. Dakika tutmadım." Sessizce yüzüme bakarken Özkan'ın söylediklerini doğrulamaya çalışır gibi bir hali vardı. Hakan'ı korumak için o masadaydı. Onunla ittifak kurarak geri kalan iki kişiyi de öğrenebilirdik. Bunun karşılığında Hakan'ın ona yaklaşımını hatta Faruk'un onu öldürmesini engellemenin bir yolunu bulabilirdim.

"Telefon konuşmamı duydun mu?"

"Sende mi yukarıdaydın?" Yalandan şaşkınlıkla gözlerimi açtım. "Neyse ben içeri gideyi-" Oturma odasına gitmek için hareketlendiğimde kolumu tuttu. Faruk içerideydi ve endişelenmeme gerek yoktu.

Onların evindesiniz Kübra. Tüm adamlar onun adamı. Bir parmak şıklatışıyla gitmene izin vermeden seni hapsedebilirler.

Zihnimde endişe çanları çalarken nefes alışverişlerim hızlanmaya, gözlerimin önünde siyah noktalar oluşmaya başladı. Bana bir şey söylese de kulaklarımdaki uğultu yüzünden anlayamadım.

Evden çıkmalıyız, Kübra. Dışarı çıkmalıyız.

Kolumdaki dokunuş gevşediğinde birkaç adım geriledim, düşecek gibi olduğumda belime dolanan kollar sayesinde dengemi sağlayabilmiştim. "Sakin ol, eve gideceğiz şimdi." Faruk'un sesindeki gerginliğe tutunurken sakinleşmeye çalıştım. Eve gitme fikrine bayılmıştım.

"Ne dedin ona? Ne yaptın?" Faruk ileri atıldığında kolunu tutup çektim. Kalabalıklardı ve onu alt edip bizi hapsedebilirlerdi.

Kübra sen Karanbey'in karısısın. Unuttun mu? O senin hapsolmana izin vermez.

"İyiyim. Başım döndü sadece." Faruk'un yüzü netleşirken gözlerindeki endişeyle yüzümü seyretti. O an gözlerindeki duygu tüm gerginliğimi silip atmıştı bile. Bana en ufak zarar vermiş olsa Burhan'ı dövecekmiş gibi bakıyordu.

"Yukarıdaydı." Burhan'ın sert sesiyle Faruk ona döndü, bedeniyle yarı yarıya gizledi beni.

"Bu kattaki banyo arızalı diye ben çıkarttım." Sibel ters ters baktı Burhan'a. "Bugün garip davranıyorsun abi." Burhan kız kardeşindeki bakışlarını bir kez daha bana çevirdiğinde Faruk tamamen önüme geçti.

"Buraya gelmek iyi bir fikir değilmiş." Bazı gerçeklere ulaşabildiğimiz için buraya geldiğimiz için pişman değildim. Bekir, Özkan, Burhan ve babalarının kimlikleri benim kazancım olmuştu.

"Gelmeseydin o zaman, gel diyen mi oldu?" Meriç'in sesiyle Faruk'un bedeni gözle görülür şekilde kasıldı.

"Abi!"

"Geçin içeri." Burhan'ın otoriter ses tonuyla bocalasalar da birer birer içeri girdiler.

"Hadi Kübra." Faruk bana dönerken omzumu sıktı. Dirseğini uzattığında koluna girme fırsatını kaçırmadım. Kapıdan çıkarken onun da en az benim kadar gergin olduğunu görebiliyordum.

"Sana bir şey yapmadı, değil mi?" Kolumu tutmuştu, sıkı bir tutuş değildi. Sanki birine soru sormak için durdurmayı denediğinizde yaptığınız bir hamle gibiydi. Tehlikeli olmasa da zihnim kendi çanlarını çalmayı tercih etmişti.

"Bir anlığına seni alt edeceklerini ve ikimizin de bu evde hapsolacağını düşünmek zihnimi kilitledi. Bir şey yapmadı." Zihnime tutsaktım ve en büyük özgürlük savaşım kendimeydi.

"Emin misin?"

"Evet." Dudaklarını ıslatırken arabanın yanında durup kapıyı açtı. "Sorun ne?" Arabaya bindiğimizde tam karşımdaki koltukta dizlerini sallamaya başlamış ve gömleğinin ilk iki düğmesini açmıştı. "Yukarıdayken ne oldu Faruk?"

"Sibel'le evlenmeme izin var, bil bakalım şart ne?" Gözlerindeki nefret ve öfkeyle duraksadım. Faruk'un başına bir iş geldiğinde deliren Hakan'ın gözleri kadar öfke doluydu.

"Yılmazlardan biriyle Asya evlenirse Sibel'le ben...Siktirsin gitsinler. Ben kardeşimi onlara vermem." Sol bacağını sallarken elini çenesine sürdü ve huzursuz bakışlarını dışarı çevirdi. "Kardeşimi bu dünyadan uzak tutmak için kıçımı yırttım. Utanmaz puştlar...Sibel beni seviyor. Sanki kardeşlerini zorla yanımda tutuyorum." Birkaç anlamını bilmediğim küfür savurduğunda oturduğum yerde iyice sinerken buldum kendimi. Ona Burhan'la Özkan'ın telefon konuşmasını anlatacak doğru zaman değildi anlaşılan.

"Kimse kardeşini istemediği bir evliliğe zorlayamaz. Gider Sibel'i sana kaçırırız." Bakışları bana çevrildiğinde göz kırptım. "Sibel istiyorsa tamamdır. Kaçır gitsin. Bunu söylediğimi Hakan duymasın ama."

"Eve gider gitmez söyleyeceğim." Homurdanırken son kez elini yüzüne sürdü ve bacaklarını sallamayı kesti. Sanırım kardeşi söz konusu olduğunda muziplik yapan ve gülümseyen yanı tamamen kapanıyordu.

"Yukarıda ne oldu? O kadar uzun süre banyoda kalmadığını varsayıyorum." Bakışlarındaki öfkenin yerini merak aldı.

"Özkan ve babası."

"Diğerleri mi?" Başımı onaylarcasına salladım.

"Burhan konuşurken duydum." Konuşmanın devamını anlattığımda kaşları kafası karışmış gibi çatıldı. Burhan'ın onun kardeşine âşık olduğu kısmı atlamıştım. Bu evlilik şartından sonra gidip manyakça şeyler yapardı, gözlerinde görebiliyordum. Asya, onun kırmızı çizgisiydi. Kimsenin ona yaklaşmasını ve onun da bu dünyaya girmesine izin yoktu.

"Burada olsam Hakan'ın zarar görmesine izin vermezdim. Asya'yı hedef gösterip benim onun yanından uzaklaşmamı sağladılar ve bu fikri veren Burhan'dı. Bunu yaparak Hakan'a yardım edemezdi ki. Etmedi de. Onu korumak için o masada mıydı?" Kafası karışmış gibi birkaç saniye düşüncelere daldı.

"Özkan her şeyi beklenmedik bir zamanda yapmaya karar vermiş. Asya'yı yem olarak kullanmışlar. İkiniz için. Asya tehlikede olunca Burhan'da Asya için gitmiş. Tabi sende gittin." Burhan eğer Hakan'ı koruyorsa Asya'ya giderek bunu başaramamıştı. Tıpkı Faruk'un gidişi gibi. Bu Hakan'a asla yardımcı olamamıştı. Gözlerine bakarken kaşları tekrar evliliği öne sürdükleri zamanki gibi çatıldı.

"Burhan'a ne? Ona mı kaldı kardeşimin güvenliği? Siktir gitsin..." Gözleri kocaman açıldı. "Siktirsin. Kardeşime yaklaşırsa ciğerlerini deşerim." Korumacı abi yanı devreye girmiş gibi ellerini hızla sallıyordu. "Piçe bak. Kardeşimi tehlikeye atıp kahramanı mı oluyor? Puşt Burhan." Arabaya bindiğimizden beri küfürlü konuşuyordu ve bu git gide rahatsız edici hale gelse de sesimi çıkartmadım. O kadar hızlı konuşup kelimeleri yutuyordu ki Türkçem bazı noktalarda onu algılamama izin vermiyordu.

"Özkan, Burhan'dan bir şey isteyecek gibi geldi bana. Çünkü masada oluşunu Hakan'la Ferhat'a anlatmakla ucu açık bir şekilde tehdit etti onu. Burhan, Özkan'dan bıkmış gibi konuşuyordu. Elinde olsa o saniye onu öldürecekmiş gibiydi. Olay Ali'nin katillerini bulmaktan ziyade intikam savaşına dönüyor Faruk. Hakan'a anlatmamız lazım sanırım." İş artık birilerini aramaktan çok daha tehlikeli bir drama dönüşüyordu. Hakan'ın bunu bilmesi gerekiyordu.

"Asya'yı getireceğim yanıma. Tekrar acil bir durumun yaşanmasına karşılık arada kalmak istemiyorum. Özkan yalnız benim için değil, Burhan iti yüzünden de kardeşimi kullanabilir. Buna izin veremem. Onu oradan yanıma getirmem lazım. Özkan iti arkamdan ben farkına varmadan kardeşime ulaşacak kadar sinsi hareket ediyorken onu yalnız bırakmak artık hiç mantıklı gelmiyor." Elini çenesine sürterken iç çekti.

"Hakan'la bir yerlere kaçmayı düşünüyorduk. Kimsenin bizi bulamayacağı güvenli bir yer demişti. Sen kardeşini alana kadar bizde orada oluruz. Bir şey olmayacaktır." Onu rahatlatacak bir tonlamada konuşmam işe yaramış siniri gözle görülebilir biçimde azalmıştı. Tekrar Hakan'a yetişememekle Asya'yı kaybetmek arasında sıkışıp kalmıştı, görebiliyordum.

"Kardeşine git, onu getir. O zamana kadar Hakan'ı korurum ben. Söz." Göz kırptığımda alaylı bir gülüş dudaklarında belirdi.

Özkan Yılmaz'ın kim olduğunu bilmiyordum. Yine de telefon konuşması onunla ilgili zihnimdeki bazı soru işaretlerini netleştirmişti. O hırslı bir adamdı, Ümit Karan gibi. İkisinin tek farkı vardı. Ümit Karanbey'in ölmesini değil, önünde diz çökmesini istiyordu. Özkan'sa Hakan'ı öldürmek istiyordu. Hatta o koltukta oturan Ümit'i bile... Özkan beni endişelendiriyordu.

Kan bürümüştü gözlerini. Liderlerin lideri olmayı kafasına takmış biriydi. Evdeki portrede gördüğüm yüzünü anımsamak bedenimin gerilmesini sağladı. Faruk'u öldürmeye çalışmıştı. Evdeki hainlerin kim olduğunu bulmasam da biliyordum. Özkan'a çalışıyorlardı. Hissediyordum.

Özkan, Hakan'ı öldürmeden durmayacaktı.

"Hançerin yanında mı?" Eğildim ve botuma gizlediğim hançeri çıkarttım. Gülüşü genişledi. "Manyak mısın? Onu bulsalardı bizi kıtır kıtır keserlerdi." Omuz silkip botuma geri sakladım.

"Hakan söyledi. Tedbiri elden bırakma dedi."

"Bırakma da onlar Rizeli. Sen silahını çıkartmadan çeker vururlar seni. Baştan uyarayım da gelecekte vurdurtma kendini." Gözlerimi kıstım.

"Karanbey'in karısına ve kardeşine bir bok yapamazlar." Onun konuşma tarzıyla konuşmuş olmam keyfini yerine getirmişti.

"Kocam da kocam, diyorsun yani." Sesindeki alayı umursamadan başımı onaylarcasına salladım.

Aynen öyle. Kocam da kocam.

🖤

Bölüm nasıldı?

İnstagram: ayseilhanl / #karanbey

TikTok: ayseilhanli / #karanbey

 

Bölüm : 19.04.2026 21:53 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...