25. Bölüm
Ayşe Deniz / KARANBEY (Mafya) || TAMAMLANDI / K15 - İHANETİN CEZASI III (1. Kitap Finali)

K15 - İHANETİN CEZASI III (1. Kitap Finali)

Ayşe Deniz
ayseilhanli

Keyifli okumalar <3

🖤

 

 

15. BÖLÜM - İHANETİN CEZASI III

 

 

KÜBRA

Birkaç gündür huzursuz uyku halinde hissediyordum kendimi. Yerde yatıyordum, yatak bana iyi hissettirmiyordu. Gözlerimi açtığımda kendimi yatakta buluyordum, Hakan'ın kokusunun odada olmasının benim zihnimin bir oyunu olmadığını biliyordum. Beni yatağa taşıyan oydu, biliyordum.

Benimle sadece dün bir kez konuşmayı denemişti. Onu görmezden gelişlerime saygı gösterip yokmuş gibi davranıyordu. Benden aptal bir özür dilese affedermişim gibi geliyordu, bu yüzden ondan kaçıyordum. Onunla konuşmak tehlikeli bir kumardı ve ben kaybedecektim biliyordum.

Aşağı inip mutfağa girdiğimde dolaptan kapalı bir şişe suyu bitene kadar yudumladım.

Saat çok erkendi bu yüzden etrafta çıt çıkmıyordu. Üzerime montumu ve botumu geçirip bahçeye çıktım. Soğuk havadan derince bir soluk alırken basamakları inerek bahçede gezinmeye başladım. Aklımı kurcalayan sayısız soru vardı.

Ümit Karan, benim kim olduğumu başından beri biliyordu ve ailemi bilmesine, hatta Hakan'a her şeye anlattığımı anlamış olmama rağmen onları öldürmemişti. Niye? Onun gibi adamlar ihanete karşı öfke dolu olmaz mıydı? Başından beri ona ihanet ettiğimi bilmesine rağmen, beni niye öldürmemişti? İhanet edeceğimi bile bile beni niye Hakan'la evlenmem konusunda pazarlığa çekmişti?

Ümit Karan'ın asıl amacı neydi? Azra Karan neredeydi? Ali'nin katillerini kısa sürede bulabileceğim bir yol var mıydı? Bu evdeki hain kimdi? Düşünecek sorularım o kadar artmıştı ki hepsine cevap ararken kaybolup gidiyordum.

Bacaklarım sürtünen bir şey hissederken yerimden sıçrayıp korkuyla geriledim. Bo, havladığında baş parmağımla damağımı kaldırıp güldüm. "Ödüm koptu. Aniden çıkılır mı?" Eğilip tüylerini okşamaya başladığımda memnuniyet dolu bir hırıltı çıkardı.

"Hakan'la ilgili bildiklerini bana anlatırsan ödül yemeğini mutfaktan kaçırırım." Bo, yüzümü yalayamadan geri çekildim. Bazen beni anlayacak kadar zeki bir köpeğe dönüşüyordu. "Yine de sana yemek kaçıracağım. İstersen tüm evi ye, asla aç kalmana izin vermem."

Zenas, arka bahçeden çıkarken yanımdan geçip arkamda durdu ve havlamaya başladı. Bana bakmıyordu, kulaklarını dikleştirerek bahçe kapısına doğru dönmüştü. Bo, huysuzlaşıp onun yaptığı gibi havlamaya başladığında bahçe kapısının sürüklenerek açıldığını gördüm.

"Bo, Zenas." İkisi de yere oturdu ama kulakları dik bir şekilde bahçeye giren arabaya baktılar.

"Patronu uyandırmalısın yenge." Douglas'ın ne zaman geldiğini anlayamadığım için çığlığımı son anda bastırdım. Hayalet gibiydi. "Ümit Karan geldi." Sabahın köründe bu yaşlı adamın ne işi vardı burada?

"Patronunu sen uyandır." Bakışlarımı arabadan inen Ümit Karan'a çevrildi. Sorularımın cevapları ondaydı ve artık birilerinin kanatları ardından bir şeylerin olmasını beklemekten yorulmuştum.

Adımlarım kendinden emin bir şekilde Ümit Karan'a yönelirken Zenas ve Bo iki yanımda yürümeye başladılar. Zenas birkaç adıma daha öndeydi ve Ümit'e çok yaklaşmama izin vermeden ikimizin arasında yere oturdu. Bunu denediğimde bana hırladığı için onun arkasında kalmaya devam ettim.

"Bu itleri beslemekten ne anlıyor?" Zenas ona hırladığında Ümit Karan, hapşırdı. Cebindeki mendili çıkartırken Zenas'tan uzaklaştı. Zenas inatla ona birkaç adım daha yaklaşıp yere oturdu. Tekrar tekrar hapşırdı. Köpek alerjisi mi vardı? Hakan bu yüzden mi köpek besliyordu? Dudaklarım istemsizce kıvrılırken göz ucuyla sağımda iki adım mesafe uzaklığında maskesiyle duran Douglas'a baktım. Omuzları gergindi ve çenesi dikti.

"Karanbey gelene kadar bekleyeceksiniz." Douglas'ın cümlesiyle peçeteyi burnundan çekip bakışlarını bana çevirdi.

"Seninle görüşmeye geldim, gelin hanım." Mide bulantımı bastırmaya çalışırken elimle kış bahçesi olarak kullanılan ve çoğu zaman korumaların ısınmak için kaçtığı camdan duvarları olan yeri işaret ettim. "Yalnız görüşeceğiz." Douglas, Ümit'e adımladığında bir adım gerilediğini gördüm.

"Birincisi yengemle yalnız konuşamazsın. İkincisi-" Ümit'in fark edemeyeceği bir hızla elini ceketinin altından beline kaydırıp uzaklaştı ve elindeki silahı gösterdi. "Bu eve silahla giremezsin. Karanbey kurallarına uymalısın." Silahı eldivenli elinde çevirip arabanın aralık camından içeri attı. "Adamların bu bahçeden çıksın."

"Bana emretme. Karşında senin patronunun babası duruyor." Douglas başıyla beni işaret etti.

"Babalığından saygı duymuyorum. Benim patronum yukarıda ve şu an yanımda başka bir patronum varken kurallara sen bile uyacaksın. Ayrıcalığın yok." Douglas'ın sesinde korumadan ziyade evini korumaya çalışan bir baba, abi gibi tetikte bir tonlama belirmişti.

"Ona söyle yalnız konuşacağız." Ümit Karan başıyla Douglas'ı işaret ettiğinde Douglas bana doğru çevirdi bedenini. Ceketini iliklerken gözlerinde bunu yapsam bile dinlemeyecek o korumacı bakış belirmişti. "Emretsen bile gitmeyeceğim. Yoldan geçen yabancı bir kadını bile bununla baş başa bırakmam."

"Bu mu? Senin yeteri kadar eğitememiş belli ki." Douglas, onun üzerine yürüdüğünde araya girip önüne geçtim. Haldun ve Bekir'den sonra bir kavgaya daha dahil olmak istemiyordum.

"Bize eşlik etmeni isteyecektim bende." Douglas gözlerindeki memnun ifadeyle tekrar Ümit'e döndü. "Emri duydun." Eliyle kış bahçesini işaret etti. Ümit birkaç saniye Douglas'a bakarken başını sağa yalayıp gözlerini kıstı. Bir şeyler söylemesini beklerken sessizce kış bahçesine yöneldi.

"Cazzo." Douglas maskesinin üzerinden burnunu sıkıp bıraktı ve korumalardan birini çağırıp benim duymayacağım bir şeyler emretti. Koruma başını sallayarak uzaklaşırken Ümit Karan'ın aracı da bahçeden çıktı.

"Ümit Karan'ı öldürmezsin değil mi?" Douglas yanımda yürürken gözleri bir saniye olsun Ümit'ten ayrılmamıştı. "Emredersen yaparım."

"Hakan için onu öldürmediğini söylemiştin."

"Senin için öldürürüm, yenge." Dudaklarım kıvrıldığında kıkırdadım. Douglas göz ucuyla bana baktı. Güvende hissettirmesi çok tatlıydı.

"Çok tatlısın Doug." Ona hakaret etmişim gibi baktığında kıkırdayışlarım gülüşe dönüştü. "Kübra dilinde bu bir iltifat. Benim için birini öldürmeni istemeyeceğim."

"Kendin mi halledeceksin?" Adımlarım duraksar gibi olduğunda gülüşünü duydum. "Haldun'un boğazına hançeri yasladığında benim favori yengem oldun." Başka yengesi yoktu ki.

"Senin tek yengen benim. Hakan mı anlattı, Haldun'u öldürmek üzere olduğumu." Başıyla onayladı. "Dedikodular hızlı yayılıyor. Korumaların tamamının takdirini kazandığını biliyor musun?" Bunu fark etmemiştim.

"Haldun karşılık verir mi dersin?"

"Karşılık verdiğini sandığında bile kaybeden olacak." Çenemi dikleştirirken Ümit Karan'ın kış bahçesindeki koltuğa yerleşmesine baktım. Benim ailem yoktu ve beni aramak için çabalayıp çabalamadıklarından emin değildim. Hakan'ın ailesinden geriye kalan Ümit Karan vardı. O da oğlunu kontrol edip onun karşısında diğer liderlerden biriymiş gibi duruyordu. İkisinin de ortak kaybı vardı ama yine de birbirlerinin yanında değil karşısındaydılar. Ya benim ailem de Ümit Karan gibiyse? Belki de beni bulmaları bu yüzden uzun sürmüştü. Aramak istememişlerdi. Belki de beni veren onlardı.

Koltuğa yerleştiğimde Bo, yanıma oturup patileri üzerinde Ümit'e odaklanırken Zenas onun sağ çaprazındaki koltukta yerleşti, atlamaya hazır bir şekilde Ümit'e bakıyordu.

"Bir şey içer misiniz?" Olumsuz bir ses çıkarttı ve dikkatle yüzümü incelemeye başladı. Bakışlarındaki otoriteyle oturduğum yere sinme hissiyatıyla dolup taşıyordum. Douglas, kapının önünde bakışları karşımdaki adamda olacak şekilde tetikteydi.

"Başından beri ona her şeyi anlatacağını biliyordum." Elini cebine attığında sigarasını çıkardı ve dudaklarına yaslayıp çakmakla yaktı. "Gözlerin her şeyi açığa çıkardığını biliyor musun? O evden kaçmak için her şeyi yapacak kadar çaresizdin ama tarafını seçecek kadar zeki."

"Buraya benimle ilgili analizinizi söylemeye mi geldiniz?" Tehlikeli bir gülüşle etrafına baktı. "Favori gelininiz benim. Kabul edin." Göz kırptığımda cesaretimin belki de yanımdaki kalkanlarım oluşundan geliyordu. Zenas, bir kelimeyle Ümit'i öldürecek kadar tehditkardı. Douglas ve Bo aynı şekilde güven veriyordu.

Evimdeydim. Güvendeydim. Ümit Karan bana bir şey yapamazdı. Bunun özgüveni ona karşı söylediklerimin cesaretle benden sıyrılmasına sebep oluyordu.

"Ailemi asla bana vermeyeceksiniz. Aptal bir kadın değilim. Belki de bu yüzden ona her şeyi anlatmak için yanıp tutuşmuşumdur. Başından beri sizin bana yaptığınız gibi bende sizinle anlaşılamayacağının farkındaydım. Bu yüzden sizin için piyon olmak yerine kendi hayatımın veziri olmama kızamadınız umarım." Sesimdeki alaya engel olamıyordum. Kırgındım. Karan erkekleri tarafından yaralanmış ve kırılmıştım.

"Geçen Haldun'u boynuna hançeri yasladığın gün ne gördüğümü duymak ister misin?" Başını sağa yaslayıp gözlerini ağır ağır üzerimde gezdirdi. Zenas hırladığında bakışlarını ayırıp kaşlarını çatarak Zenas'a baktı. "Sahibin seni iyi yetiştirmiş it." Zenas öne adım atar gibi olurken dişlerini gösterdi.

"Zenas, yanıma gel." Douglas'ın sert otoriter sesiyle koltuktan atladı ve onun önünde Ümit'e saldıracak şekilde oturdu. "Ona it dersen-" Zenas, Douglas'a bakıp havladı. "-Sana saldırmasına engel olmayacağım. Aslında bakarsan bu kelime onu tetikliyor. Yalnız olsaydınız çoktan boğazını parçalamıştı."

"Yetiştirdiği köpek bile ismi konusunda takıntılı mı? Oğlum tam bir ruh hastası."

"Kocama yanımda hakaret etmeye cüret edeyim deme." Kaşları havalanırken öne eğildi, Bo yanımda hareketlenirken Ümit durdu. Kalp atışlarım gerginlikle hızlansa da çenem dikleşti ve gözlerimi gözlerinden ayırmadım. Artık yalnız değildim.

"Ne gördüğünü söyleyeceksen söyle ve git. Sabah sabah seninle konuşmanın eğlenceli hiçbir yanı yok." Bu biz mi söyledik Kübra? Kendi, kendime yükseldim resmen.

"Çok dik başlısın. Ama sana tavsiye vereceğim ve sende bunu dinleyip dikkat edeceksin. Bana o ses tonunda asla konuşma. Emir asla verme." Tehdidiyle yavaşça yutkundum. Korkmuyordum. Hayır. Hayır. Kesinlikle korkmamıştım. Sadece bunu öyle soğuk tınıda söylemişti ki nefes almayı unutmuştum.

"Şimdi..." Sigarasını dudaklarına yaslayıp derince bir soluk çekti ve dumanını serbest bıraktı. "Gördüğüm şeye gelelim. O senin için dünyayı yakacak." Gülüşünü genişletti. "Sen Karanbey'in yeni odağı ve korumak için delirdiği zaafısın. Bu da beraberinde bazı olumsuzlukları getiriyor." Keyifliydi. Hakan için intikamı önemliydi. Daha sonra annesinin mezarını yaptırmak geliyordu. Benim o listede olmamın imkânı yoktu. Hakan'ın öncelikleri de yapacakları da zaten doluydu. Bana yer yoktu.

"Başından beri istediğim şey buydu. İki çaresiz kişiyi yan yana getirirsen birbirlerine destek olurlar ve çare olmaktan çekinmezler. Daha sonra biri gittiğinde çare de gider. Geriye kalan tekrar çaresizliğe boğulduğunda ona çare olacak birilerini arar." Ailemi bulduğumda gidecektim ve Hakan'ı ardımda bırakacaktım. Ben gidince dediği gibi çaresiz kalır mıydı, bilmiyordum. Beni zaafı yapacak kadar bana bağlanmış olduğunu bilmeyecek kadar konuşmuyorduk. Biz ne geçmişi ne geleceği konuşmadan anda yaşayıp gidiyorduk.

Ümit Karan'ın benimle yaptığı anlaşmada Hakan'ı kendime aşık edip onu ortada çaresizce bırakmam vardı. Hakan bana aşık mıydı ki onu çaresizlikle bırakıp terk edebileyim? Bekir'e inanıp beni sorgulamıştı. Kim âşık olduğu kadını düşmanının lafıyla sorgulardı ki? Hayır. O ben gittiğimde çaresiz falan kalmayacaktı.

"Hakan, ölüm döşeğinde olsa ve yaşaması için tek çare sende olsa yine de çaresizliğiyle ölmeyi tercih eder. Bunu bilmek seni bu denli hırsa sürüklüyor değil mi?" Yüzündeki gülüş genişledi. Planları tam da istediği gibi ilerliyormuşçasına keyifliydi.

"Ayrıca Hakan, çaresiz asla olmadı. O, daima kendine yeten ve olayların altından kalkan bir adam oldu." Hakan'ı küçümsemesine anlam veremiyordum. Bir adam niye oğluna bu denli aşağılık davranırdı ki? Hakan, Bekir gibi arkasına babasını almamıştı. En büyük düşmanı kendi kanından olan adamdı, babasıydı.

Hatta onun en büyük düşmanı, yine kendisiydi. Karanbey'di. Onu güçlendirende o güçle canını acıtanda o büründüğü karanlık yanıydı.

"Asıl çaresiz sensin." Yüzündeki gülüşü silmek için onun canını yakmak istiyordum. Hakan'ın canını yakmaktan çekinmediği için onu deli etmek istiyordum. Çenemi dikleştirdim. "Senin güçlenmeni sağlayan karındı. Senin adını nasıl duydum, biliyor musun? Azra Karan'ın kocası Ümit Karan." Gülüşü küçüldü. Sevdiği kadının katiliydi ve bundan asla rahatsız olmuyordu.

"Sana hala ne dediklerini biliyor musun? Karanbey'in babası Ümit Karan. Hakan'dan daha güçlüsün ve tüm masanın liderisin ama sen hep ikincisin. Bu yüzden mi Hakan'ı dibe çekmek istiyorsun?"

"Kes sesini. Ben Ümit Karan'ım."

"Evet öylesin. Öldürdüğün karının sana verdiği bir isim bu. Önceden kimse seni tanımıyordu değil mi?" Duyduğum tüm olayları zihnimde ölçüp tarttım. Babasının gölgesinde yetersiz bir evlat olmuştu. Azra yani karısı, onu güçlendirip varlığını kanıtlarken babasını devirmişti. Azra Karan'ın sayesinde lider olan bir liderdi. Bunu pekâlâ herkes biliyordu. Hırsının gitgide büyümesinin nedeni buydu

Belki de onu zorlayan ve Hakan'a karşı bu denli takıntılı hale getiren neden buydu. Hakan yalnızdı. Ne annesi ne babası arkasında destek olarak onu güçlendirecek şekilde yönlendirmişti. Hakan, yalnızken Karanbey olmaya çalışmıştı. Babası entrika ve aldığı destekle oturduğu o koltuğu Hakan, kendi başına kazanıyordu. Hazmedemediği ve imrendiği kişi Karanbey'di.

Görüyordu. Biliyordu. Anlıyordu.

Oğlu onun aksine yapayalnız gücünü elde edendi.

"En azından ben kim olduğumu ve nereden geldiğimi biliyorum, tatlım." Kalbim sızlarken kendimden emin ruh halim dağıldı, nefesim kesildi. Ben kim olduğumu bilmiyor, geçmişimi hatırlamıyordum. O biliyordu ve bunu bana vermeyecek kadar adi biri olmayı başararak bendeki yarayı tekrar tekrar kanatmaktan çekinmiyordu.

"Gerçeklerden mi bahsediyoruz?" Öne eğildi ve gözlerinde artık eğlence yerine öfke vardı. Söylediklerim onu sinirlendirmişti, bu hoşuma gidiyordu. "Seni bana getiren kimdi? Hiç düşündün mü?" Kalp atışlarım yavaşlarken gözlerimi kırpıştırdım. "Ailen seni bunca yıl niye aramadı sanıyorsun?" Ailemden biri olmasını mı ima ediyordu?

"Orlando Lorusso." Douglas'ın konuşması ikimizin de dikkatini dağıttı. Ümit, başını kaldırırken birkaç saniye şaşkınlık dolu bakışlarını gizleyemeden yakalamama izin verdi. "Eski capo Riccardo'nun tek erkek kardeşi." Beni kaçıran kişiyi bildiğini söylemişti. Babasının caponun kızını kaçırdığını da sonrasında kaybettiğini de anlatmıştı. Gözlerimi kırpıştırırken kaşlarım havalandı. Bahsettiği kişi babası mıydı?

Beni tetikleyen maskeli yüzü değildi, onun gözlerine çok benzeyen babasının gözleri miydi? İtalyan ve Türk mafyası arasında nasıl ortak bir bağlantım olabilirdi? Caponun kızını kaçıran adam beni niye Türk mafyasına getirmişti?

"Çünkü arkadaşının kim olduğunu bilmesi gereken sensin. Melih, senin hayatında."

Douglas'ın Melih'i bana anlattığı konuşmasında söylediği buydu. Onun eski capo için babasını öldürdüğünü söylemişti. Melih biliyor muydu? Caponun kız kardeşini araması gerekirken niye benimle yıllarca kalmıştı? Enrico'nun kız kardeşi değildim, Douglas test yaptığını söylemişti. Benim bu ilişkiler yumağındaki bağlantım neydi?

"Eski caponun kardeşinin Türk mafyasına çalışacağını mı sanıyorsun?" Hızla yüz ifadesini sildi, umursamazca arkasına yaslandı. Sanki şaşkınlığını göstermesi onu ele verecekmiş gibiydi.

"Kendi yeğenini kaçıran adam, bir Rus'u kaçırıp onu Türklerin elinde de verebilir." Zihnimdeki çarklar dönerken Douglas'a baktım. Babasının caponun kıymetlisini kaçırdığını söylemişti. Kaçırdığı kendi kanından bir İtalyan'dı ve resme ne amaçla dahil olduğumu anlayamıyordum.

"Bu bir varsayım. Orlando, Riccardo'ya it gibi sadıktı. Bir İtalyan, bize asla çalışmaz. Hele ki Ruslarla olan ittifakımızı biliyorken."

"Ama geçmişte bu böyle değildi. Kız kardeşiniz eski caponun eşiydi. Hatta ikisinin bir kız çocuğu oldu. Bir Karan ve Lorusso. İki tarafın kanını taşıyan ortak bir kan." Enrico kardeşini arıyordu, Melih bahsetmişti biraz. Karşımdaki adamın bundaki amacı neydi? Beni hapsedişinin asıl nedeni neydi?

"Bir sırrım var, kız çocuğu. Sakladığın İtalyan kızının yerini asla söylememelisin. O bir Karan ve İtalyan kanı taşıyor, kocam onu da öldürecek. Onu korumak için yerini unutmalısın. Anlaştık mı?"

Gözlerimi şaşkınlıkla kırpıştırırken her şey yerli yerine oturdu. O gün kaçırılacak olan Azra Karan'ın kulağıma fısıldadığı o İtalyan kızdı. Ümit Karan'ın istediği, İtalyan kanı taşıyan yeğeniydi. Hem bir Karan hem de bir Lorusso.

"Caponun karısını öldürdün." dediğimde Ümit'in bakışları beni buldu. Melih'in anlattığı bir diğer hikâye buydu. Kız kardeşi, Rüya Karan capoyla evlenince gücü Ümit'ten daha fazla olmuş Karan varisi olarak ilan edilmişti. Belki de Ümit'in kadın nefreti, ondan sonra doğan kız kardeşinin onun ezip geçeceğini anladığında başlamıştı.

"Sonra karını öldürdün." Sıradaki ben miydim? Bu adam durdurulamazdı ve döktüğü her bir damla kandan pişmanlık duymuyordu. Hırsının esiriydi.

"Öldürmek istediğin bir başka kadın." Gözlerimi kıstım. Caponun kız kardeşi yaşıyordu, Melih bu hikâyeden net bir şekilde bahsetmişti. Melih'e inanarak blöf yapmak istiyordum. Capoya hizmet etmiş olan oydu ve birinci ağızdan yaşadıklarını anlattığına güveniyordum.

"Rüya da Azra da ihanetlerinin bedelini ödedi ve öldüler." İki kadının hayatına kıymışken beni niye öldürmüyordu? Çocukluğumdan beri esirdim ve bunu yapabileceği yüzlerce günü vardı. Bende ihanet etmiştim. Beni niye öldürmüyordu ki? Oğlunun bana bağlanmasını bekleyip öyle ortadan kaldırması manasızdı. Hakan'ın zaten kayıpları çoktu ve bir tane daha eklemesi onun kurnazlığına aykırıydı.

"Aradığın hem Karan hem Lorusso kanı taşıyan varis." Nefesimi tutarken gözlerimi kırpıştırdım. Hayret her bir zerreme bulanmışken Douglas'a baktım. Caponun kız kardeşini sakladığım için miydi bu yaşadıklarım? "Aradığın kadın ben değilim." Başımı hızla sağa sola sallayıp Ümit'e döndüm. Geldiğinden beri yüzündeki kanın çekildiği ilk andı. "Rüya ve Orlando'nun kızını niye istiyorsun?" Ben niye o kızı saklamıştım? Neredeydi? Hafızam bu yüzden mi alınmıştı benden?

Başka bir kız çocuğu yüzünden beni mi hapsetmişlerdi?

Öfke her bir zerremi sararken onu hatırlamak istedim. O kadar öfkeliydim ki şu saniye hatırlasam onun yerini itiraf ederken bulurdum kendimi.

"Sana onu vereceğim." Douglas'ın bir adım attığını görsem de çenemi dikleştirdim. "Beni bu yüzden öldürmüyorsun değil mi? Tamam olur. Sana o kızı vereceğim. Sende Hakan'a annesini vereceksin." Bu karanlıkta dediği gibi onu ardımda bırakıp çaresizliğe terk etmeyecektim. Douglas söylemişti, annesini bulmadan savaşı bitmeyecekti.

"Hatırlamıyorsun, blöfünü yiyeceğimi mi düşündün? Oradan buradan duyduklarınla senaryo yazma." Kaşları ağır ağır çatılırken oturduğu yerden kalktı. Bana saldıracağını düşünürken ellerini masaya yaslayıp gözlerimin içine baktı. Ruhumu görebilecekmişçesine odaklanması rahatsız ediciydi.

"Blöf mü? Yerini öğrenmek istemiyor musun?" Gözlerindeki öfkeli kıvılcımla başını sola yasladı. Bir kız çocuğunu saklamıştım ve kim bilir ne sebeple başına hangi belayı getirecekti. Ona kızı falan vermeyecek Hakan'ın annesini almasını sağlamak için blöf yapmaya devam edebilirdim. "Benimle oynama-"

"Hakan'a annesinin ölüsünü verirsen kızın yerini söyleyeceğim." Blöfüm birkaç saniye onun duraksamasına neden oldu. Caponun kız kardeşinin benim vasıtamla gizlendiğini yeni fark etmiştim. Neye benzediğini de nereye sakladığımı da hatta on dört yıl geçmişken hayatta olup olmadığını da bilmiyordum.

"Hatıralarının yerine gelmesini yıllardır bekliyorum. Onun yerini falan hatırlamıyorsun." Gözlerim kısıldı. Haldun'un verdiği ilaçlarla anılarımın silindiğinin farkında değil miydi? Haldun, Ümit'in öğrendiğini düşündüğü zaman gerilmişti. Ümit, Haldun'a emretmeden beni nasıl onun yanında hapsetmişti ki? Ümit'in aldığım ilaçlardan haberi falan yoktu. Haldun bunu nasıl gizleyebilmişti? "Ayrıca anlaşmamızı bir kez çiğnemişken sana bir daha güvenmemi mi bekliyorsun?"

"Bana asla güvenemezsin Ümit. Ben de bir Karan'ım." Arkama yaslanıp bir kolumu Bo'nun üzerine atıp elimle tüylerini okşamaya başladım. "Bir de Ruslarında hilekâr oluşunu duydum. Sanırım oradan da arızalıyım." Oturduğum yerden ayaklanırken kocaman gülümsedim.

"Biraz düşünün ve kararınızı söyleyin." Arkamı döndüğümde beni durduracağını bekledim ama yapmadı. Bo yanımda yürürken Zenas ve Douglas, Ümit Karan gidene kadar onunla kalmaya kararlı bir şekilde oldukları yerde dikilmeye devam ettiler. Adımlarım eve yönelirken bedenimdeki adrenalin gitgide azalıyor yerini titremeye bırakıyordu.

Biraz daha Kübra. Eve girene kadar omuzların dik ve bakışların net olmasına izin ver.

Sakinleşmek için derin soluk alırken korumalardan biriyle gözlerimiz kesişti. Hızla başını eğip ona emir verecekmişim gibi ceketini iliklediğinde adımlarım durdu. Korumaların bana acıyan bakışları ve canımı yakacak elleri artık yoktu. Buradaki korumalar bana karşı değildi, yanımdalardı.

Artık çaresiz değildim. Sebebi bana çare olmuş Hakan'dı.

Bedenimi saracak olan o titreyiş veya korku dağıldı. Ben, o evdeki kadın değildim. Bakışlarım ağır ağır etrafta gezinirken dudaklarım kıvrıldı. "Korkmam için hiçbir sebep yok, Bo." Bo, bacağıma sürtündüğünde gülüşüm daha da genişledi. Evin içindeki haini bulabilirsek burası daha da güvenilir olacaktı.

Ümit Karan'ın kış bahçesinden çıktığını gördüğümde kollarımı göğsümün üzerinde çaprazladım. Göz ucuyla bana baktıktan hemen sonra bahçenin çıkışına adımladı. Planı masum başka bir kız çocuğunu ilgilendiriyordu ve bundan hoşlanmamıştım. Anlayamadığım birçok şey vardı ve en önemlisi hafızamın on dört yıldır kendine gelmediğinden emin oluşunun altında yatanlardı. Hatıralarımın geri gelmesini yıllardır bekliyordu. Bunun tek bir anlamı vardı, o da Haldun ona söylemeden zihnime zehrini vermişti. Haldun hatırlamamı istemiyordu.

Kafam allak bullaktı.

"Bana babanın beni kaçıran adam olduğunu söylemedin." Douglas, tam karşımda durduğunda bahçeden tamamen çıkmış Ümit'e bakmayı kestim. Douglas'ın yeşil gözlerine odaklandığımda hissettiğim öfke değildi, kırgınlıktı. "Ne zaman anladın? Babanın beni kaçırdığını ne zaman anladın?"

"Melih'in burada gördüğüm ilk an bir amacı olduğunu tahmin etmiştim ama seni fark etmem zaman aldı. İtalyan mafyası için bilgi topladığını düşündüm ama bunun içinde Karanbey'in adamı olarak sızmalıydı. Bunu da yapmamıştı. Başta patronla ilgili sanmıştım ama ısrarla Çetin evindeydi. Onun kızına âşık olduğunu düşündüm. Hatice'ye. Ama sürekli kavga ediyorlardı. Onun o evde, hangi nedenle olduğunu anlayana kadar Karanbey'le yolun kesişti bile. Melih seni iyi gizledi yenge." Melih o evde tutsak kalmam için elinden geleni yapmış gibiydi.

"O kızı sakladığımı biliyor muydun?" Başıyla onayladı. Dört yaşında kaçırılan kız çocuğunu, on bir yaşındaki ben nereye saklamış olabilirdim ki? Hayır sakladıysam bile onca yetişkin onu nasıl bulamamış ve beni esaretime hapsetmişlerdi.

"Melih'te biliyor, değil mi?" Birkaç saniye duraksasa da onayladı. "Capo biliyor mu? Kardeşini sakladığımı, öğrendi mi?" Tekrar başıyla onayladı. Bir capom eksikti. "Peşimde mi?"

"Hayır. Hiç sanmıyorum. Yenge biz onun nerede olduğunu anladığımızda çoktan üç, dört yıl geçmişti üzerinden. Babam bu gerçeği iyi sakladı. Yani sen onu her nereye sakladıysan üç, dört yıl daha nefes almasını sağlamış olabilirsin. Bu yüzden Enrico senin peşinde değil. Sabırla bekliyor kardeşini hatırlamanı."

"Melih bana bunları söylemedi." Sesim titrerken omuzlarım çöktü. Ailemi hatırlamak bana sakladığım bir kız çocuğunu da hatırlatacak, onu da bekleyen ailesine umut olacaktı.

"Ya hiç hatırlayamazsam? Enrico canımı yakar mı?" Korkuyla parmaklarımla oynarken Zenas bacağıma sürtünerek ayaklarımın üzerine kıvrıldı, sanki korkumu hissetmiş gibiydi. Onu okşamak için eğildiğimde hırladığı için elimi geri çektim. Tek taraflı samimi olmaktan yanaydı anlaşılan.

"Yakılacak canının kalmadığını biliyor." Kalbimdeki sızıyla çenem titremeye başladı. Duyduklarım rahatlatıcıydı çünkü artık fazladan bir düşmana veya canımı yakmak isteyen bir adama daha tahammülüm kalmamıştı.

"Babanın ölmesine sevindim." Güldüğünü duydum. "Bende yenge." Beni kaçıran adamın oğluydu ama sürekli bana nazik davranıyordu. Babasının sebep oldukları yüzünden miydi? "Niye böylesin? Hakan'a sadık, Faruk'la şakalaşan ve bana kibar davranan."

"Bu aileden olduğumu söylemiştin." Gözlerindeki sevgi dolu bakışlarla yavaşça başını salladı. "Ailemi koruyorum, bu beni kötü birisi mi yapar?"

"Arada şüpheli davranan biri yapar sadece." Alaylı cümlemle gülüşü sessiz bahçede yankılandı.

"Nadia'yı bulursan ve Ümit'e verirsen Enrico seni yaşatmaz." İsmi bu muydu? Nadia Lorusso. En azından bir ismi vardı. Dudaklarımı kıvırdım. Benim de ismim vardı ve illaki hatırlayan birileri vardı.

"O kızı nereye sakladığımı bilmiyorum." Basit aptalca bir blöftü. Benden üstün olan sikik adamlardan sıkılmıştım. Üstünlük bende olsun istemiştim. Gücü ve üstünlüğü niye sevdiklerini anlayabiliyordum. Birkaç dakikalık denge değişiminden bile müthiş zevk almıştım.

"Ama hatırlayacağım. Hakan'ın annesini de Ali'nin katillerini de bulacağım. Hakan da ona ihanet eden her kimse onları birer birer yok edecek ve rahatlayacak." İç çektim. "Sonra gideceğim."

"Nereye?"

"Buradan ve patronundan uzağa." İtiraz etmek için dudaklarını araladığında bakışlarımı ondan çektim. Hakan'a duyduğum kırgınlığı nasıl çözeceğimi bilmiyordum. Birilerinin beni kırıp dökmesinden yorulmuştum ve bu sefer çözmekle uğraşmadan kaçıp gitmek istiyordum.

Ona verdiğim sözü tutup gidecektim.

"Bana Buse'yi ve Sibel'in ailesindeki her bir bireyi araştırır mısın?" Gözleri kısılırken başımla onayladım onu. "Bekir'i de lütfen."

"Patrondan gizlemem gereken bir araştırma mı?" Başımla onayladım. "Araştırma neleri içeriyor?"

"Güvenilirlik için hangi bilgilere ihtiyacımız varsa araştır. Favori yemeklerinden en sevdikleri renge kadar en ufak detayı bile istiyorum." Douglas başını aşağı yukarı sallayıp gitmek için hareketlendiğinde önüne geçtim. "Bu sadece ikimiz arasında ve kimseye yakalanmamaya çalış." Onu uyarmam gereksizdi. Hayaletten farksız hareket ederdi.

"Emredersin yenge."

🖤

Yan yana otururken ara sıra bana baktığını başımı çevirdiğim araba camından görebiliyordum. Hala onunla konuşmuyordum. Artık sinirim geçmişti ve şimdi gururdan onunla konuşamıyordum. Bekir'e inanmadığını pişmanlığından anlasam da aramızdakileri ve kırgınlığımı nasıl düzelteceğimi bilmiyordum. Belki de bu sefer onun düzeltmesine izin vermeliydim.

"Güzel olmuşsun." Ona bakmadan teşekkür ettim. Kaşlarını çatarken elini çenesine sürttü. Onun sabır taşını çatlatacak olan bendim, bunu görebiliyordum. Umursamıyordum. Beni kıran oydu sonuçta.

Hakan, tekrar konuşana kadar araba durmuş, uzattığı koluna elimi yaslayıp içeri girmiştik. Onun yakınındaydım ama aramızda kilometreler varmış gibiydi. Onun kırdıklarının bedelini ikimizi de ödetiyordum. Masalardan birine yaklaşırken tek kelime etmeden ilerledik. Sandalyelerden birine otururken sandalyemi çekti ve oturduğumda sağımdaki sandalyeye yerleşti.

"Bu ne kadar sürecek?" Ona bakmamak adına etrafta masalarda sohbete dalmış ailelerde gezdirdim gözlerimi. Çeneme nazikçe dokunup başımı çevirdiğinde gözlerimiz kesişti.

Güm. Güm. Güm.

Elimi kalbimin üzerine yasladığımda gözleri elime kaydı ve elini yakmışım gibi çenemden uzaklaştırdı. Elimi ne zaman beni heyecanlandırsa deli gibi atan kalbimin üzerine yaslardım, bunu gördüğünde sinirlenirdi. Nedenini bilmiyordum.

"Karım." Eli tekrar çenemi bulurken yanağıma doğru kaydı, nazikçe okşadı. Gri gözlerindeki sıcaklıkla yavaşça yutkundum. "Seni duymadığımı söyleyip beni duymazlıktan mı geleceksin? Yemin ederim inanmadım ona." Sesindeki yumuşaklığı özlemiştim. Sıcacık ve samimi hissettiriyordu.

"Bende yargısız infaz yapmak istiyorum. O yüzden dinlemeyeceğim." Eli çenemden ayrıldı.

"Faruk'u affetmek için tatlı yapıp onun mutluluğuyla affetmiştin. Bana niye yapmıyorsun bunu?" Gri harelerindeki kızgınlıkla gözlerim kısıldı ve sessizce yüzünü incelemeye başladım. Faruk beni sinir etmişti ve onunla tekrar eskisi gibi olmak için mutlu olduğunu görüp affetmem gerekmişti, haklıydı. Ama gözden kaçırdığı bir nokta vardı. Ona sadece sinir olmamıştım, kırgındım da.

"Çünkü sen benim kocamsın." Kırılmaya hakkım vardı. Onu affetmek için çabalamak istemiyordum. Bunu yapamayacak kadar kırılmıştım. "Sen beni kırabilecek kadar yakınımda olan tek adamsın."

"Bunu yaptığım için kendime kızıyorum. Nasıl düzelteceğimi de bilmiyorum." İç çekti. "Hayatımda aldığım her karar, attığım her bir adım, söylediğim her söz planlamamla gerçekleşirken senin yanında planlarım darmaduman oluyor ve tamamen her şeyi batırıyorum." Derin bir soluk aldı. "Seni kazanmak için plan yapmalıyım sanırım."

"Karanbey." Melih'in sesiyle bakışlarımız ayrıldı. "Ümit Karan, toplantı için bekliyor." Hakan, oturduğu yerden kalkarken Melih'in karşısında durdu. İkisi uzun bir süre sessizce birbirine bakarken gergince oturduğum yerde kıpırdandım.

"Faruk gelene kadar karımın yanında kal Melih." Melih'in yanından ayrıldı ve bir daha bana bakmadan toplantı için gidilen koridora doğru yöneldi. Bekir'e gerçekten inanmış olsa beni Melih'le bırakır mıydı? Bırakmazdı bile.

Melih oturmadan sandalyemin birkaç adım gerisinde durdu, ona doğru çevirdim bakışlarımı. Bakışları bendeydi, ellerini iki yanında serbestçe duruyordu.

"Beni öldürmesini mi bekliyorsun?" Sorusuyla başımı onaylarcasına salladım. "İnanmış olsaydı orada öldürürdü Rus Kızı. Üzerinden günler geçmişken öldürmez. Onun gibi adamlar zihnindeki şeytana anlık boyun eğerler. Kocan Bekir'e inanmaması iyi bir şey. Yaşamayı seviyorum."

"Ama Bekir'in söyledikleri doğru mu diye sordu." Melih hafifçe aptal olduğumu söylediği zamanlardaki gibi küçümsercesine baktı.

"Doğru olduğunu sormadan öldürmesini mi beklerdin? Bende sorardım." Melih'in kaşları hafifçe çatıldı. "İnansam gider adamı öldürürüm. Soruyu sormazdım bile. İnanmayınca ve sorunun cevabı bende yoksa bende sorardım."

"Düşmanın söylemiş olsa bile mi?" Derin bir soluk aldı.

"O evdeyken sana buradaki herkesin karakterini ve yaptıklarını anlatıp durdum. Bu sorunun cevabını kendin ver."

Buse'nin bize geldiği günü anımsıyordum. Hakan'la aralarında bir şey olduğunu düşünecek kadar Buse'nin bakışlarını umursamıştım. Faruk'un mutfakta söyledikleri benim zihnimden geçenleri netleştirmişti sadece. Yalandı ama zihnimdeki düşünceler doğruymuş gibi gelmişti. Hakan'la ikisinin uzun bir süredir ayrı olduklarını duymuş olmama rağmen beraberlermiş gibi düşünmemi sağlayan Buse'nin bakışları ve tavırlarıydı.

Hakan'a sormadan ona inanmıştım.

Hakan'a sormadan Faruk'a da inanmıştım.

Kaçmıştım.

Hakan'sa bana sormuştu. Ne olduğunu ve Bekir'in söylediklerinin doğruluğunu anlamak için gelip bana sormuştu. Melih'in bana anlattığı Karanbey, Melih'i öldürürdü. Başkası için yanlış olan onun için doğruysa gider bunu yapardı. Yapmamıştı. Çünkü Bekir'e inanmamıştı.

"Ne demek istediğini anladım." Diye mırıldandım. "Yine de kırgınım ona." Gözleri ağır ağır yüzümde gezinirken ellerini cebine koydu.

"Bir haftadır masadakileri delirtmesinin sebebi sen miydin?" İrkildiğimde cık cıkladı. "Haldun deliriyor. Ümit onu zapt edemiyor. Liderler korkuyor çünkü babasının gözleriyle bakıyor. Bir masaya iki Karan fazla."

"Bu ne demek?"

"Yakında ikisinden biri diğerini infaz edecek demek. Tecrübeme güven. Aralarındaki güç savaşı tüm liderleri gerdikçe ticaret baltalanıyor. Birbirlerini öldürmeseler bile liderler gruplaşıp en sorun çıkaranı gizlice öldürecek." Hakan'ı öldürürler miydi? Onun sinirlerini bozduğum için miydi masadaki sorun çıkarışları?

"Enrico'yu tehdit ettiğini biliyor musun? Enrico'yu?" Bunu bilmiyordum, Hakan'ın en önemli dünya çapındaki müttefikiydi. Bu kötüydü. "Haldun zaten kocanı öldürme planı yapıyor. Bekir'den bahsetmiyorum bile."

"Haldun sana tekrar emir verirse onu öldürecek misin?" Melih'in tarafını asla bilemiyordum. Bir an beni o evden çıkartacak kadar asi gelirdi gözlerime, başka bir ansa itaatkâr olurdu.

"Hayır." Tuttuğum nefesimi serbest bıraktım.

"Niye?"

"Ne niye?" Ses tonu sertleşmiş kaşları çatılmıştı.

"Niye öldürmeyeceksin? Gerçekten başkasına çalıştığın için mi? Niye bana kime çalıştığını söylemedin?" Etrafımızdaki masalarda kimse yoktu. Yine de biri bizi duyabilir diye capoya çalıştığını üstü kapalı sormuştum.

"Bilmen neyi değiştirecek ki?" Hiçbir şeyi değiştirmeyecekti. O kime çalışırsa çalışsın bu bilgi benim işime yaramayacaktı. Yine de bilmek isterdim. Nedenini nasılını bilmeden niye burada olduğunu tamamen anlamak için onun kim olduğunu tamamen bilmek isterdim.

"Enrico seni buraya benim yüzümden mi gönderdi?" Sessizce baktı gözlerime. Cevap vermeyeceğini düşündüğüm anda başıyla onayladı. "Beni öldürecek mi?"

"Başta niyeti oydu." Sesi buz gibiydi.

"Niye öldürmedi o zaman? Kardeşinin yerini biliyorum diye mi, emir vermedi?"

"Hayır. Kardeşinin yaşayacağı hayatı, senin yaşadığını anladığı için seni öldürmekten vazgeçti." Gözlerim yanarken bakışlarımı ondan ayırdım. Aptal bir mafya düzeninin içinde sıkışıp kalmıştım.

"Bunları biri sana söyledi mi? Yoksa hatırladın mı?" Masaya yerleşmeye başlayan bazı tanıdık simalarda gezdirdim gözlerimi. Hatırlamam herkes için en iyisiydi, biliyordum. Yine de bir türlü anılarım bana gelmiyordu. En son hatırladığım bir ormanda koşarak saklandığımdı. Mutlu bir anı gibi anımsamıştım. Sanki saklambaç oynuyormuşum gibiydi.

"Hatırlamıyorum. Ümit Karan geldi. Douglas'la biraz atışınca parçaları birleştirdim. Douglas'a sorduğumda onayladı. Enrico madem kardeşini saklayan kişi olduğumu biliyor, niye hatırlayana kadar beni Çetin evinden çıkartmadı ki?" Belki bana Haldun ve Bekir'den çok daha iyi davranırdı. Hapsetmezdi. Şiddete maruz bırakmazdı. Karanlık ve kilitli odaya hapsetmezdi.

Yine bu düzende yaşayan eli kanlı bir mafyadan umut bulmaya çalıştığım için kendime kızıyordum.

"Çıkarttı. Çıkarmaya çalıştım." Aniden ona çevirdiğimde yüzündeki sıkıntılı ifadeyi seçebildim. Beni o evden çıkarttığını hatırlamıyordum. Ayağı kalkıp karşısında durduğumda bakışları bir anlığına etrafta gezindi.

"Ben niye hatırlamıyorum? Seni hatırlarım Melih. Onlarla birlik olup yaşattıklarını unutmadım." Haldun'un her emrini yerine getirişini hatırlayabiliyordum. Bekir'e engel olduktan sonra bana kızıp bağırdığı zamanları da...

"Seni üç kez kaçırdım ve üçünde de ölüyordun. Bende durdum. Sana verdiği ilacı bulana kadar onlara itaat ettim." Bir adım gerilerken Melih'in zehir saçan yeşil gözlerinde sıcak duygu parçacıkları geziniyordu. "Seninle kaç kere tanıştık, Rus Kızı?"

"Bu ne demek?"

"Beni beş kez unuttun Kübra. Seninle altı kez tanıştım ben. O ilacın sendeki etkisini fark edene kadar çoğu anıyı sildin. Sen yalnız kötü olanları hatırlıyorsun. En azından bana dair olan bu. Bekir'in yaptıklarını unutmuyorsun. Medine'nin sana söylediği hiçbir şeyi unutmadın. Hatice'yi hatırlıyorsun. O evden çıkmana yardımcı olacağına seni inandırdığım an, kalbinde filizlenen umudu zihnindeki anıları silerek yok ediyorlar. O umudu veren bendim ve bu yüzden beni unutuyordun. Bunu anladığımda sana kötü davranmaya başladım. İnanır mısın? Beni bir daha unutmadın."

"Al şu elmayı ye, uğraşamam seninle." Aç bırakıldığım zamanlar bana getirdiği yemekleri hep ters konuşarak vermişti. "Kapı kapandıktan sonra feneri yak, ölün işime yaramaz." Söylediği her cümle beni kırmıştı. Neden bana bu kadar kızgın davrandığını bilmediğim için Melih'e karşı hep dikkatli davranmıştım. Bana kötü davranmasına rağmen Bekir benim kalbimi kıramazdı, Melih bunu yapıyordu ve nedenini şimdi anlıyordum.

Melih, onlara itaat edip bana ceza keserken bile yine onun odasında yatağın altında gizlenirken bulurdum kendimi. Sanki ondan korkarken bir yandan onun yanında güvendeymiş gibi hissederdim. O evde o kadar zarar vermişlerdi ki zihnim kendi zıtlıklarını duygularıma yansıtıp beni manipüle ediyor sanırdım.

"Bana bunları daha önce niye anlatmadın?"

"Tekrar beni unutma diye. Sana fazladan bilgi verdiğimde veya seninle ilgili konuşmalar yaptığımda zihnin kendini resetliyordu. Başkalarından bahsettiğimde bu olmuyordu. Sanki verilen ilaç seni sana yabancılaştırmaya programlanmış gibiydi. Savaşın buradaki hiç kimseyle değil. Kendinle."

"Şimdi niye anlatıyorsun?"

"Çünkü Nadia'yı ararken senin canını yakmalarına izin verdiğim için kendimi affedemiyorum." Duraksadığımda Melih boğazını temizleyip bana bir adım atarak yaklaştı. Hala aramızdaki mesafe çoktu. "Onlar gibi senin acılarına kör çığlıklarına sağır davranmayı daha fazla kendime yediremediğim için." Cümleleri boğazımda oluşan yumruya engel olamadı. Herkesin içinde ağlamak istemiyordum ama ağlamak üzereydim.

"Melih," Cümlemi yarıda kesen bir silah sesiydi. Peşinden üç el daha ateşlediğinde Melih, sendeledi. Omzunun gerisinden bakarken öne doğru bedeni düşmeye başladı. Onu tutamayacağımı bile bile elimi uzattığımda yere düştük. Başını yere yaslarken kolundan akan kan zemine yayılmaya başladı.

Başımı kaldırırken Bekir'i gördüm. Bir eli dirseğine kadar sarılıyken diğerinde tuttuğu silahı indirmişti. Gözlerindeki zafere aşinaydım. Yusuf'u da Medine ablayı da öldürdüğünde takındığı o yüz ifadesi vardı.

"Bizde ihanet edenler böyle cezalandırılır!" Bağırışı mekânda yankılanırken ona bakmayı kesip Melih'in sırtındaki iki kurşun izine bakakaldım. Üçüncü omzunda dördüncüsü koluna saplanmıştı. Onun sırt üstü düşmeden önce kendi kendine bir şey dediğini seçebildim.

"Yardım edin!" Çığlığım yankılanırken nefes alışverişim düzensizleşti. "Yalvarırım biri yardım etsin." Gözleri kapalıydı ve göğsünden yükselen hırıltıyı duyabiliyordum. Birini daha benden alamazdı, Bekir bir kez daha zaferiyle mutlu olamazdı. "Bir ölüm daha görmeme izin veremezsin."

"Rusça konuşuyorsun. Seni anlamıyorlar Rus Kızı." Rusça konuşurken gözleri aralandı. Bekir'in üzerine atlayan Faruk'u görünce yanaklarımdan süzülen yaşlara engel olamadım.

"Bekir'i öldüreceğim. Ölümü yemin ederim benim elimden olacak."

"Ölme. Lütfen ölme."

"Benim ölümüm İtalya topraklarında olacak, Rus Kızı. Ölmeyeceğim." Gözlerimden akan yaşları silmekle uğraşmadım. Ne Yusuf'a ne de Medine ablaya yaklaşmama izin vermişti Bekir. Beni tutan iki kişinin durduruşuyla ölümleri seyretmeme izin vermişti. Şimdi Melih'le konuşabilmek göğsümde korkuyla çarpan kalbin umut etmesini sağlıyordu.

O yaşayacaktı. Melih güçlüydü. Defalarca kez delik deşik gelmişti, kendine gelip ertesi gün işine devam etmişti. Melih iyi olacaktı.Diğer tarafa çökenin kim olduğuna bakmak için başımı kaldırdığımda Hakan'ı gördüm. Gözleri hızla beni tarayıp Melih'e çevrildi ve nabzını kontrol etmek için boynuna yaslandı.

"Sono stato colpito, stanno per entrare. Due minuti." Vuruldum, içeri girecekler. İki dakika.

Ne söylediğini bilmiyordum. Hakan'ın kaşlarındaki derin çatıklık artarken başını kaldırıp etrafına bakındı. "Herkesi çıkartın." Sözünü kesmek için öne adım atan Ümit Karan'a dikti gözlerini. "Kadınları çıkartın. Baskın yapılacak. Herkes dışarı!" Etrafta bir kargaşa oluşurken Melih'in başı sola doğru düştü.

"Melih." Yüzünü avuçlayıp sarstığımda en ufak bir tepki vermedi. Hakan elimi uzaklaştırıp tekrar nabzını kontrol ettiğinde yüzündeki dehşetten hiçbir şeyin yolunda gitmediğini anlayabilmiştim. Biri kollarımı sarıp yerden beni kaldırırken Hakan, ellerini onun göğsüne yaslayıp bastırmaya başladı.

"Gitmeliyiz yenge."

"Olmaz. Melih'in iyi olduğunu bilme-" Kolumdan sarstığında bakışlarım Douglas'ı buldu.

"Gitmeliyiz. Onun ölmesine izin vermezler." Son kez Melih'e kalp masajı yapan Hakan'a baktım. Douglas çoktan kolumdan tutup herkesin gittiği yönün tersine koridora saptı ve kapıları açarak mekânın çıkışına adımlamamızı sağladı. Arka kapıya çıktığımızda tanıdık araba yavaşlayarak önümüzde durdu.

"Yengeyi eve bırakın." İtiraz etmek istiyordum. Hakan içerideydi. Melih ölüyordu. Zihnimdeki tüm düşünceler çığlık çığlığayken Douglas arabaya binmemi sağladı. "Doug." Devam edemedim.

"İkisi de yaşayacak yenge. Sözüme inan." Peş peşe duyulan silah sesleriyle çığlık atan kadınların sesi uzaktan da olsa kulaklarıma ulaştığında endişe etrafımı sardı. Douglas kapıyı kapattığında içeri koşmaya başladı. Ardından kapıyı açamayacak kadar kaskatı kesilmiştim. Gözlerimin önünde beliren siyah noktalar ve nefesimin kesilişi bedenimi saran bir krizin habercisiydi.

Bekir, Melih'i öldürdü. Sonunda dediğini yapmıştı.

Hakan içerideydi ve Melih öldüğü için onu da öldüreceklerdi.

Korumanın bir şeyler söylediğini duyabiliyordum ama derin bir sis perdesinin ardından boğuktu, anlaşılmazdı.

"Bizde ihanet edenler böyle cezalandırılır!"

Bekir'in cümlesi tekrar tekrar zihnimde yankılandı.

Peki bana daima ihanet edenler niye cezasını çekmiyordu ki?

🖤

 

 

Bölüm nasıldı?

İnstagram: ayseilhanl / #karanbey

TikTok: ayseilhanli / #karanbey

 

Bölüm : 14.04.2025 23:14 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...