22. Bölüm
Ayşe Deniz / KARANBEY (Mafya) || TAMAMLANDI / K14 - AİLE TOPLANTISI II

K14 - AİLE TOPLANTISI II

Ayşe Deniz
ayseilhanli

Keyifli okumalar <3

🖤

14. BÖLÜM - AİLE TOPLANTISI II

KÜBRA

"İçeri gerçekten silahsız mı gireceksin?" Hakan'ın uzattığı elini tutup arabadan indiğimde sormuştum. Ümit Karan'ın evindeki 'samimi ve sıcak' yemek davetine gelmiştik ve Hakan ısrarla silahını arabada bırakmıştı. Bundan hoşlanmamıştım, sebebi Ümit Karan'ın yapabileceklerinden tedirgin oluşumdu. Adam profesyonel manipülatördü, yalancıydı ve şeytanın dünyadaki haliydi.

"Bacağındaki hançerle ikimizi de korursun diye düşünmüştüm." Gri gözleri gözlerimle buluştu. Hançeri ona söylemeden bacağımdaki kayışa gizlemiştim. Elbisem bunu saklamıştı ve bunu fark ettiğini düşünmemiştim.

"Ne zaman fark ettin?" Kolunu belime sarıp demir kapıdan geçmemizi sağladı.

"Gözüm üzerinde daima. Normalde de çenen dik yürüyorsun ama silah veya hançere sahip olduğunda gözlerinde garip bir yenilmez kadın parıltısı görüyorum. İlk gece eline hançer verdiğim zamankinden çok daha farklısın. Alıştın."

"Alışmam kötü mü?" Omuz silkti.

"Kötü değil. Ama iyi olup olmadığından emin değilim. Silaha güvenmeye başladığın zaman onun aldığı canlara da alışıp verdiği güce inanmaya başlıyorsun."

"Ben birini öldürmek için almadım." Başını onaylarcasına salladı. Koruma amaçlıydı hançeri saklama nedenim. Bu evde iyi hissetmeyecektim, en az Çetin evindeki gibi karanlık ve kasvetli hissettiriyordu.

"Buna kızmadın mı?" Onun hançerlerinden birini gizlice almıştım. Hatta şu an babasının evine getirmiştim.

"Bu evde annemle anılarım var ve silahımla gelmek ona saygısızlıkmış gibi hissettiriyor. Karımın arkamı kollayacak hançeri olması iyi bir şey." Dudaklarımı kıvırdığımda göz kırptı. "Dağ gibi karım var." Gülmeye başladığımda boştaki eliyle gülüşünü bastırmak için dudaklarını gizledi.

"Karanbey." Yüzü ifadesizleşirken benden uzaklaştı ve korumaya yaklaşıp kollarını kaldırdı. Koruma onun üzerini ararken gözlerim bahçede gezinmeye başladı. Burada çocukluğu hatta ergenliği geçmişti. Ümit Karan beni bu eve ilk davet ettiği zamanda şu an da hissettiklerimi hissediyordum. Kasvetli ve lanetliymiş gibi geriyordu.

Bahçenin bir kısmı bu kasvetin tersi bir şekilde huzurlu görünüyordu. Uzun bir çınar ağacının kalın dallarından birine halatlardan yapılmış bir salıncak vardı. Bahçedeki ilgisizliğin tersi olarak çınarın etrafı geniş bir şekilde çiçeklerle çevrelenmişti. Evlendiğimiz gün Hakan'ın nikah çiçeği olarak verdiği çiçekti. Sadece renkliydiler.

"O ağacı annemin diktiğini anımsıyorum. Altı veya yedi yaşındaydım sanırım." Hakan'ın sesini duyana kadar ağaca yaklaştığımı fark etmemiştim bile. Ağaç güvenilir hissettiriyordu. Sanki tepesine çıkıp saklansam beni gizleyecek ve koruyacakmış gibi duruyordu.

"Bahçenin geri kalanına göre burası capcanlı." Bakışlarım onu bulduğunda gözlerinde geçen hüznü gizlemeden ağaca bakmaya devam ediyordu.

"Annem capcanlıydı. Ağacın etrafına menekşeler ekerdi. O öldükten sonra bile babam ekmeye devam etti. Sanki karısının hayatını zehreden o değilmiş gibi sabırla buradaki çiçeklere sevgiyle bakıyor. Bahçenin geri kalanına bahçıvan bakarken o sebebi olduğu kadından kalan son canlıyı hayatta tutuyor." Bir de onu. Ümit Karan, kötü bir adamdı.

"Salıncak?"

"Ali için annemle yaptık. Sallanmayı çok severdi ve babam bu ağaca kötülüğünü bulaştırmamak için annemle yazılı olmayan bir anlaşması varmış gibi hiçbir şey yapamazdı." Sesindeki keyifle gözlerim kısıldı. Omzumla onu dürttüğümde bana baktı. "Bir kere denedi. Annem onun arabalarını yaktı. O zaman bu ağaca elini sürmedi."

"Annen manyak bir kadınmış." Hakan başını onaylarcasına sallarken gülüşü yavaş yavaş silindi. "Öyleydi."

"Annen ölmesine rağmen hala ağacı ve çiçekleri duruyor."

"Babam uğraşıyor toprakla. Bazen buraya geldiğimde babamı o salıncağa otururken görüyorum. O zaman onun pişman olduğunu düşünmeden edemiyorum. Omuzları çökmüş oluyor ve başını eğerek sallanıyor. Bir anlığına bize yaşattıklarını affetmek isterken buluyorum kendimi." İç çekti. "Bir keresinde onu affetmek istedim." Gözleri salıncağa kaydı. "Anneme ve bize yaşattıklarından ve bu hayattan pişman olduğunu sanıp ona sordum. Hayata bir daha gelseymiş yaptıklarını yaparmış." Omuz silkti. "Bazı adamlar asla değişmez. Annem nesini sevdi, hiç anlamıyorum."

"Aşk evliliği miydi?" Bakışları bana çevrildi. Dirseğini uzattığında koluna girdim ve ağaçtan uzaklaşmamıza izin verdim. Cevap vermedi ama başıyla onayladı. Ümit gibi adamlar sevilir miydi?

"Annen babanı nasıl sevdi?" Bu soru dudaklarımdan dökülürken Hakan göğsünü şişiren derin bir soluk alıp vermişti.

"Yıllardır bunu kendime soruyorum. Cevabını bulamadım." Belki de annesiyle ilgili konuşmalarımızdaki kırgınlığa bulanmış öfkenin sebebi buydu. Annesinin onlara verdiği hayatın yükünden bunalmış ve bu hayatın baş tacı olan adamı nasıl sevdiğine anlam veremiyordu. Bende anlamıyordum.

Ümit Karan, sevilecek bir adam değildi.

Ümit Karan, sevilecek bir baba değildi.

Ümit Karan, ömür boyu bağlı kalınacak biri değildi.

"Babamda şeytan tüyü var, desem annem ona kanacak bir kadın değildi. Aşıktı işte. Onun gücünü seviyordu, babamda bunu göstermekten çekinmiyordu." Hastalıklı bir ilişki gibi geliyordu. Bu yorumumu dile getirmeden bakışlarımı karşıya çevirdim. Ümit Karan, merdivenden iniyordu ve bakışları üzerimizdeydi. Onun topraklarına gelmiş ve biat etmemiz gereken bir kralmışçasına özgüvenle yanımıza gelene kadar durmadan adımlarını ilerletti.

Ümit Karan'ın hırsını tetikleyen tek şey hakimiyetti, karanlık güçtü. Güç karanlık bir arzuydu. Gitgide tüketendi. "Erkencisiniz." Bakışları Hakan'dan bana, daha sonra da onun koluna girmiş elime kaydığında yüzündeki ifade keyiflendi.

"Seninle konuşacaklarım vardı." Hakan'ın garajdayken aldığı haberi anımsadım. Meksikalılar ona saldıracak mıydı? Babasından yardım mı isteyecekti?

"Deponuzla ilgili mi?" Hakan, başını salladığında Ümit Karan bana döndü. "Bizi yalnız bırak tatlım." Tatlım mı?

"Ümit Karan'ı duydun, Kübra." Hakan, bakışlarını bana çevirdi. Yüzündeki ifadesizliğe nazaran gözleri sıcacık hissettiriyordu. Babasının yanında böyle davranmasına anlam verememiştim. Belki de hala bazı gerçekleri fark ettiğimizi göstermemek adına yaptığı bir hamleydi. Bilmiyordum.

"Tamam." Elimi kolundan uzaklaştırırken gelen çalışanın yönlendirmesiyle arka bahçe olduğunu düşündüğüm alandaki kış bahçesine yöneldim. İçeride birkaç kişi vardı. Bekir'i gördüğüm an adımlarım duraksasa da ilerlemeye devam ettim. Geldiğimi ilk fark eden oydu.

Bir hançerim vardı. Güvendeydim.

"Kardeşim." Kollarını açtığında kaskatı kesilirken buldum kendimi. Omzuma sarıldığında ellerimi yumruk haline getirip titremelerimi bastırmaya çalıştım. Uzun bir sarılmaydı ve midemi bulandırmıştı.

Onu it, Kübra. Ondan uzaklaş.

"Benden uzaklaşmak için iki saniyen var. Yemin ederim bu gece eve sağ dönmene izin vermem." Onu öldüremezdim, bundan emindim. Hakan yapardı ya da Faruk ya da Doug. Hatta Zenas ve Bo'ya şikâyet edersem onu paramparça ederlerdi.

"Bunu yapamayacağını ikimizde biliyoruz, Kübra." Elimi ikimizin arasına yaslayarak onu ittim.

Merzavets! Alçak herif!

"Bunu benim değil de evlendiğim adamın yapacağını biliyorsun. Karanbey'in karısıyım ve o bizzat seni öldürebilir." Bekir geri çekildiğinde aramıza birkaç adımlık mesafe koyabilmek için geriye adımladım. Terleyen avuç içlerimi elbiseme sürerken kocaman gülümsedi.

"Bir daha bana dokunayım deme." Etraftakilerin duyma ihtimaline karşılık sadece onun duyabileceği bir tonlamada konuşmuştum. Titreyen ellerimi sallarken sakinleşmek için derin bir soluk alıp verdim.

"Beni öldürtür müsün? İkimiz de bunu emredemeyecek kadar yumuşak kalpli olduğunu biliyoruz." Göz kırptı. Gözü çıkasıca.

"Niye?" Çenem dikleşirken ellerimin titreyişi son buldu. "Seni öldürmek yaşamanı seyretmekten daha kolay gibi görünüyor."

"Sen hala korkak bir kadınsın ve asla zihnindeki o korkuyu yenerek ne bana ne de babama zarar veremezsin. Zihnin bize tutsak, Kübra." Değildi. Zihnim özgürdü.

"Kübra Hanım." Ferhat'ın sesiyle Bekir başını çevirdi. Bakışlarımı sola çevirdiğimde kapıdan içeri giren Ferhat ve Burhan'ı gördüm. Ferhat, Bekir'i baştan aşağı süzerken Bekir boğazını temizledi. Onu görmemiş gibi yapıp Ferhat bana bakmaya devam etti.

"Karanbey gelene kadar size eşlik etmemde sorun olur mu? Yarım kalmış sohbetimize devam etmek isterim." Sohbetimiz yarım kalmamıştı ki. Eliyle işaret ettiği koltuklara yöneldiğimde Bekir'den uzaklaşmama sebep olduğu için minnettardım.

"Abiler bazen sinir bozucu olabilir." Gergince koltuğa yerleştiğimde sol çaprazımdaki tekli koltuğa yerleşti. Gözleri Bekir ile konuşan kardeşinden bana çevrildi.

"Bende abiyim." Dolaylı yoldan ona da sinir bozucu demiştim. Aferin Kübra.

"Sizi kastetmedim."

"Sorun yok. Sibel'den sıkça duyuyorum. Aşinayım." Ceketini düzeltirken bakışları masada gezindi. "Bekir'le konuşmak istemiyor gibi bir haliniz vardı." Bakışlarım Bekir'i buldu. Burhan ile hararetli bir konuşmadaydılar ve ikisi de öfkeli görünüyordu.

"Öyleydi. Beni abimden kurtardığınız için teşekkür ederim." Bakışlarımı ona çevirdiğimde kaşlarını çatarak bana baktı. Bir şey söyleyeceğini düşündüm ama konuşmadan önüne döndü. "Benimle konuşmak istediğiniz yarım kalan konu neydi?"

"O gün Sibel'i evden kovmamışsınız." Sesindeki alayı görmezden gelmek imkansızdı. Dudaklarımı kıvırdığımda gözlerindeki muzip ifadeyi gizlemek için etrafa bakındı. Faruk'u tehdit ettiği için onun kardeşini tehdit ettiğim zamanı hatırlatıyordu.

"Yanlış bir şey yapmadı. Kovmak doğru gelmedi." Garip birkaç saniyelik sessizlik aramızda büyürken arkama yaslanıp onun nasıl bir karakterde olduğunu anlamak için incelemeye başladım. Burhan'ın, Hakan'ı öldürmek isteyen o ekipten biri olduğunu biliyor muydu? Kardeşlerini korumak için canını bile verecek biri olduğunu duymuştum. Kardeşi için ortağından gerçeği saklar mıydı?

"Burhan, sizin işlerinizi mi alacak?" İrkildi. Pat diye sormamalıydım ama durdurmamıştım kendimi. Burhan hala Bekir'le ayak üstü hararetli bir tartışmaya tutuşmuşken sorularımı sorabileceğim yakındaki tek Yılmaz, Ferhat'tı.

"Kardeşimle tanışmışsınız." Başımı onaylarcasına salladım. "Gerçi nişanda da oradalardı, yalnız Sibel'le tanışmanız mümkün olmuştu." Hakan beni kaçırdığı için kimseyle konuşamamıştım.

"Sibel tatlı bir kadın. Lafını esirgemiyor ve yalan yok bazı cümleleri sinirimi bozduğu oldu." Ferhat, Sibel'e iltifat etmişim gibi keyifle gülümsedi. "Burhan'ın yalnızca sesini duyduğum için yorum yapamayacağım." Kardeşine bakarken gülüşü silindi, her an kalkıp Bekir'le konuşmasına engel olacakmış gibi duruyordu.

"Sizi kimin bıçakladığını buldunuz mu?" Birkaç saniye sessizce gözlerime baktı. "O gün sizce de peş peşe saldırıya uğramamız garip değil mi?"

"Dikkatli bir kadınsınız." Öne eğildi. "Dikkatiniz hayatımı kurtardı. Bu konuda da teşekkür etmeliyim."

"Neden bahsettiğinizi bilmiyorum." Gülümsedi ve başını salladı. Gözleri bahçede gezinirken kenarda oturan yaşlı bir çifti gösterdi.

"Osman Kozcu. Yanındaki karısı değil, metresi." Kaşlarım çatıldığında başıyla başka birini işaret etti. "Mensur Ovacı. Böyle yemeklere eşini getirmez. Getirse de yanından asla ayrılmaz." Bunları niye anlatıyordu ki? "Şuradaki adam, sarışın olan. Ekmen...Kızlarını evden dışarı çıkartmaz." Bakışları tekrar beni buldu.

"Sibel, bir toplantı bile kaçırmadı. Ben ne eğitim aldıysam o da aldı. Sebebi, kardeşimden korkmamam. Gösterdiğim o adamlar, kadınlardan korkuyor ve onları geri planda bırakarak gücün tek hâkimi olmak istiyorlar."

"Ama asıl işlerine yarayan ve onlara o gücü verecek olan yine kadınlar." Başıyla onayladı.

"Sibel sayesinde kaç faciadan döndük ailecek, saymadım bile. Erkek kardeşlerimden çok daha fazla faydası oldu bana. Bunu hepsi bilir. Bir gün ölsem Sibel'in bu ailenin başına geçmesi diğerlerinin geçmesinden çok daha sağlıklı olacağını bilirim."

"Ölüyor musun?" Muzipçe sordum. "Biraz beklersen seviniriz. Sürekli birileri yaralanıp ölüyor da." Boğazını temizlerken gülüşünü bastırmak için elini çenesine sürdü.

"Ölmeyeceğim. Sadece Karanbey'in yanında sizin gibi bir eşi olması iyi bir şey. Aileden yana şansı gülmedi." Babası, Hakan'ın en büyük şansızlığıydı.

"Kimsenin aileden yana şansı gülmez." Buna karşı çıkar gibi olsa da başıyla onayladı. Burhan'dan bir küçük kardeşi Özkan'ı kastetmiştim. Herkesin nedenini bilmediği bir şekilde aileden atılan bir kardeşi vardı. Tüm kardeşlerini kanatları altına alan Ferhat, diğerini niye aileden atmıştı ki?

Sakın sorma Kübra.

"Sorunuz mu var?" Başımla onayladım. Yine de sormadım. "Sormayacak mısınız?"

"Aile meselelerine karışmam doğru olmaz." Gözleri kısıldı. Burhan, dışında diğer kardeşlerini görmüş olsam da seslerini duymamıştım. Burhan'ın, Ali'nin ölümünde parmağı olduğunu biliyor muydu? Böyle bir şeyi bilip saklıyorsa Hakan'a ihanet ediyor olmaz mıydı?

"Yine de..." Kendimi öne kaydırdım. "Ailenizle ilgili meraklandığım bazı durumların olduğu doğru. Malum...Yakında büyük bir aile olacağız." Kaşları iyice çatıldığında sıcak bir gülüşle ona bakmaya devam ettim. "Faruk ve Sibel'den bahsediyorum."

Kaşınma Kübra. O bir Hakan, değil. Senin uğraşmalarını kaldıramaz.

"O iş olmayacak." Ses tonuyla yüzüme tokat atmışçasına irkilmeme sebep oldu. Sibel, Ferhat'ı ikna etmeye yaklaştığından bahsetmişti. Anlaşılan bu sandığından kolay olmayacaktı.

"Niye? Faruk, pırlanta gibi çocuk." Öfkeli bir soluk bırakırken boğazını temizledi.

"Pırlanta olan adam mı olur?" Elini çenesine sürdüğünde kollarımı göğsümde çaprazlayıp arkama yaslandım.

"Sanırım bunda hiç kimsenin söz hakkı yok." Mavi gözlerindeki öfke kıvılcımlarıyla bir kez daha güldüm. "Gerçi ayrıldılar. O ihtimal de artık kalmadı." Kaşları havalanırken gözlerini şaşkınca kırpıştırdı.

"Ne demek ayrıldılar?" Sibel, abisiyle aşk hayatını konuşmuyordu anlaşılan. Faruk, Burhan yüzünden ayrılmıştı. Sibel ve ailesine güven problemleri varken hem Hakan'ın hem de Sibel'in yüzüne yalanı oynayamamıştı. O da problemi kendince kökünden halletmişti.

"Daha bu sabah o itle buluştu Sibel." Bu sabah o it, evdeydi.

"Belki tekrar barışmışlardır. Ayrıca Faruk'a it demezseniz sevinirim. Aileme hakaret edilmesinden hoşlanmam." Bunu kendimden bile beklemeyeceğim sert bir otoriter tonlamada söylemiştim.

"Kusura bakmayın. Ama kardeşimle onu aynı cümlede konuşacaksanız söyleyeceklerimde asla pişman olmayacağım." O sıra Ümit ve Hakan içeri girdi. Hakan'ın bakışları etrafta gezinirken Ferhat'la beni buldu. Kaşları çatılır gibi olduğunda bize doğru yürümeye başladı.

Ferhat Yılmaz, ailesiyle bütünleşmiş bir adamdı. Duyduğum dedikodulara göre hayatına birisini almamıştı, gerçi alması için boş vakti olduğunu sanmıyordum bile. Hakan'la ortak bir kaderleri vardı. Anneleri ölmüştü ve kardeşlerini kollayan abilerdi. Ferhat ve ailesi dışında kimse, babasının ölümünü de Özkan'ın aileden sürülüşünün nedenini de bilmiyordu. Her problemi beraber çözümleyip dışarıdakilerin duymasına izin vermiyorlardı.

Yılmaz ailesini merak ediyordum. Burhan Yılmaz, Ali'yi öldüren ekipteydi ve bunun Ferhat'la diğer kardeşlerce bilinip bilinmediğini merak ediyordum.

"Yılmaz." Hakan yanımdaki boşluğa oturduğunda bakışlarım ona kaydı. Yüzü evdeki sıcaklığına yaklaşmayacak buz gibi bir ifadeyle çevrelenmişti. Yanımda oturan adam Karanbey'di.

"Karanbey." dedi aynı kinayeli tonlamayla. "Baban aile yemeğine masanın yarısını davet etmiş." Hakan, gözlerini etrafta gezdirirken başını salladı. Burhan bize yaklaşırken gözlerimi kıstım.

Ya şimdi Hakan'ı öldürürse? Hakan'a doğru kalçamı kaydırdım, tamamen koruma içgüdüsüydü. Sol kolum onun göğsüne yaslanırken sol bacağımı sağ bacağının yanına bıraktım. Biri aniden saldırırsa hançeri bacağımdan çekip alacak kadar yakınında olmak istiyordum.

"Bekir'le ne konuştun?" Ferhat, yanına oturan Burhan'a sorduğunda Hakan'ın kolunu omzuma dolandı. Burhan, bizim duymayacağımız bir şekilde Ferhat'a bir şeyler söylerken kulağımda Hakan'ın ılık nefesini hissettim.

"Baban her şeyi anlayacak." diye mırıldandığımda iç çekti.

"Zaten biliyor. Artık onun için çalışmadığının farkında." Ona bakışlarımı çevirdiğimde kaşlarını çatmış bir şekilde bana bakıyor olduğunu gördüm. Bunun anlamı neydi? Ailem mi öldürülecekti? "Anlamadığım niye bir şey yapmadığı."

"Onları öldürmeyecek mi?" Bakışları yumuşarken omzumdaki eli, ensemle omzum arasında yavaşça sürtünmeye başladı. "Amacını bilmiyorum. Sanki başından beri senin zaten itaat etmeyeceğini biliyor gibiydi gözleri. Bir planı var." İşte bu garipti. Beni hapseden Ümit Karan'dı, on dört yıl acı çekmeme neden olandı. Yine de özgürlüğümü vadedendi. Ona çalışmadığımı biliyordu ve hiçbir şey yapmamıştı. Niye?

"Rusya'ya haber gönderdim. Kaybolan kız çocuğunun yerini biliyorum dedim. Altına da aile imzasını attım." O imzayı bilenler sınırlıydı. Mafya dünyasına hâkim olanlar ya o dünyanın bir parçasıydı ya da o dünyayla savaşan bir hükümetti. Ailem, o iki kısımdan biriydi. Sıradan bir çocuk olsaydım Ümit Karan beni kaçırmakla uğraşmazdı bile. O hiçbir adımını boşa atmıyordu. Artık bunu daha iyi anlayabiliyordum.

"Bekir-" Hakan omzumdaki elinin hareketini keserken Burhan'a dönmüştü. "-Ne istiyor Burhan?" Bakışlarım Yılmaz kardeşleri buldu. Burhan'ın bakışları Hakan'ı buldu.

"İtalyan ticaretinde yönelmek. Biliyorsun Çetin ailesi-"

"Ruslardan nefret eder." Üçünün bakışları bana doğru döndü. Haldun'un bana olan nefretinin bir parçası buydu. Evdeki yasaklanan Rus kimliğim bunun en büyük örneğimdi. Rusça konuşurken yakalandığı için Medine ablayı öldüren Bekir'i anımsamak kanımı kaynattı, Bekir'e olan öfkem büyüdü.

"Ben Rusları severim." Dedim neşe dolu bir sesle, ardından kocaman gülümsedim.

"Ben sevmem. Hep sınırı zorlarlar. Emirleri aşıp emretmeye bayılırlar." Bunu söyleyen bir Rus olan benimle evli olan adamdı. Ona şaşkınlıkla döndüğümde kaşlarını kaldırdı. Sınır falan zorlamazdım. Kurallarına gayet uyan biriydim.

Yalanına kendin bile inanmıyorsun Kübra.

"İtalyan ticaretine girerse capoyla dengeyi bozar." Hakan ciddileşirken boğazını temizledi, bakışları karşısındaki adamlarda gezindi. Ferhat haklıydı. Bekir dengesiz bir piçti. Capoyla ilgili duyduklarım doğruysa manyak birine benziyordu. Sınırsız bir delinin damarına basmak Hakan için iyi olmazdı ve Bekir bunu yapabilecek kadar dengesizdi.

"Asıl sormamız gereken," Hakan kolunu çektiğinde koltuğa sırtımı yasladım. Dirseğini bacağına yaslayıp öne eğildi. "Durduk yere babamın ticareti dışında başka ticarete el uzatma isteklerinin nedeni ne?" Yılmaz kardeşler birbirine baktığında Hakan, geriye yaslandı.

"Geçen kartellerden birinin oğlu buradaydı." Ferhat Yılmaz'ın mavi gözleri kararırken kaşları çatıldı. "Paketledim."

"Kim? İrlanda? Meksika? Hangi kartel? Bana niye anlatmadın?" Sesindeki sitemkâr tonlamayla öne eğildi Ferhat. "Depo konusunda bu yüzden bu kadar rahattın. Biliyordun zaten. Sürpriz olmadı sana." Hakan başını sallayarak onun cümlelerini onayladı.

"Konuyu hallettim. Meksika kartellerinden birinin oğlu. İtalyan pazarına oynayacaklar." Ferhat, gülmeye başladığında irkildim. Yemin ederim gülüşü bile birini öldürür gibiydi. Korkutmuştu.

"Babanı öldüreceğim."

"Yapmamanı tercih ederim, Yılmaz. Onunla işim bitmeden ölmesini istemem." Hakan, başını salladı. "Ayrıca onu öldürmek isteyenler için bir liste tutuyorum. En az benim listem kadar kalabalık." Hakan'ı öldürmek isteyenlerin de sıraya girdiği bir liste var mıydı?

Burhan, bu alaylı cümleye güldüğünde gözlerimiz kesişti. Gülüşü yavaşça silinirken bakışları abisine çevrildi. Kocamı öldürmeye çalışmıştı. Pis hain.

"Meksikalılarla anlaşma imzalanmadan ipleri capoya vermeliyiz." Burhan'ın önerisiyle Ferhat başını sağa sola salladı.

"Capoya ulaşmak zor. Enrico, adamlarıyla bağlantı yoluyla iletişime girmemizi sağlıyor. Bundan nefret ediyorum. Adamın gücü de umurumda değil yüzü de. İnsan çalıştığı kişiyle birebir iletişim kurmak istiyor."

"Enrico niye yüzünü gizliyor?" Meraklı sorumla bakışlar bana çevrildi. Douglas'ın yüzünü gizlediğini anımsadım. Enrico'yla aynı ailedendi. Bu yüzden ailesinin ortak noktası maskeleri miydi?

"Söylentiler." Burhan'ın gözleri gözlerimle buluştu. "Yüzünü gizliyor çünkü Rus mafyasından kaçıyor. Babası ve adamlarını öldürdükten sonra onun kimliğini bilen kim varsa toprağa gömdü. Bir tek Rus pakhanı kaldı. O adam kaçtı? Neydi ismi?" Abisine baktı.

"Maksim Nikolaeva. Kaç yıldır Rus mafyasının lideriydi?" Ferhat, Hakan'a döndü. Bu adı daha önceden Melih'ten duymuştum. Ümit Karan'ın çalıştığı Rus mafyasının en uzun süreli lideriydi. Adamın gözü kara ve kana susamışlığını öğrenmiştim. Melih bu adamdan bahsederken nefret kusup durmuştu. Enrico'ya çalıştığına göre nedenini artık biliyordum.

"O adam doğduğu anda geçmiştir liderliğe." Burhan güldüğünde Hakan'ın dudaklarını kıvırdığını gördüm. Melih söylemişti. Yirmi yaşında amcası öldüğünde Rus pakhanı olmuştu. Sanırım görmeden bile ondan korkuyordum. Yıllardır bu dünyanın merkezi olmak için ne kadar karanlığa batmış olduğunu hayal dahi edemiyordum.

"Söylentilere göre Maksim, eski capoyu alt etmek için bir hamlede bulunmuş. Enrico, tüm adamları katlettiği gece Maksim'in, capoluğa gizlediği adamların başlarını kesip Rusya'ya postalamış. Pakhan, eski caponun oğullarını gizlemesi yüzünden hiçbirinin yüzünü görmediği için düşmanını tanımıyor ve gidip öldüremiyor. Enrico bu sebeple yüzünü gizliyor diyenler var. Aradaki adamlarla tüm ticareti yönetiyor ki bu konuda takdir edeceğim. Şimdi her şeyi boş verip ortadan kaybolsa kimse onun kim olduğunu bilmeden hayatını normal bir şekilde yaşamaya devam edebilir bile." Hakan'ın açıklamasıyla sessizce düşünmeye başlamıştım.

"Enrico korkuyor desem değil, cesaretle dilediğini yapıyor desem, hiç değil."

"Enrico'nun korkak olduğunu düşünmüyorum." Ferhat dikkatle bana baktığında Hakan'a döndüm. "Bir şeyi gizlemek çok zekice bir strateji. Korkusundan yüzünü gizlediğini sanmıyorum." Burhan'a döndüm.

"Sonuçta bu dünyanın raconu herkes yalandan dostane maskesiyle yanında olduğunu gösterirken sırtından bıçaklayacak o anı kollaması üzerine değil mi?" Burhan'ın gözlerinde bir saniyeliğine bir şüphe dolaştı. Evet, seni biliyorum hain.

"Zeki biri olduğunu düşünüyorum zaten." Hakan'ın cümlesiyle Burhan'a bakmayı kesip bakışlarımı odadaki adamlar ve kadınlarda gezdirdim. Herkes aslında maskeliydi. Dost gibi davranıp ihanet ediyorlardı. Aile gibi davranıp kendi elleriyle zarar veriyorlardı. İyi değillerdi, korkunç derecede kötülerdi.

"Pakhan'ın da korktuğunu söyleyenler var. Capoluktan kimsenin Rusya'ya basmasına izin yok. Yakalandıkları gibi infaz edilip İtalya'ya postalanıyorlar. Ruslar İtalya'ya, İtalyanlar da Rusya'ya gidemez." Ferhat'ın verdiği bilgiyi hazmetmek için birkaç saniye sessizce baktım onlara.

"Ferhat, Enrico'ya ulaşmak için araya birilerini koy." Ferhat başıyla onaylayıp cebindeki telefonu çıkardı. "Burhan," Hakan avını izleyen avcı misali onu inceledi. "Bekir'le arandaki dostane ilişkiden hoşlanmadım. Abine veya bana değil de sana fikirlerini paylaşacak kadar cesaret bulmasının sebebini öğrenmek isterim." Ferhat'ın bedenindeki kasılışı fark etmemek imkansızdı. Elindeki telefonu sıkıca tutarken kaşlarındaki çatıklık arttı.

"Kardeşimi mi sorguluyorsun?" Mavi gözlerindeki hiddetle bakışları kocamı buldu.

"Senin benim kardeşimi sorgulaman gibi. Rahatsız mı oldun?" Hakan'ın keyifli ses tonu hiç yardımcı olmamakla beraber Ferhat'ın öfkelenmesine sebep olmuştu. "Faruk'un peşindeki adamları çek." Faruk'u gözetliyor muydu? Şaşkınlıkla gözlerimi kırpıştırdım.

"Faruk'un peşine takılmaları için değil, kız kardeşim için o adamlar." Sibel, peşindeki adamlara rağmen Faruk'la buluşup onun evine gelebiliyordu. Korumalar bu şekilde mi haber ulaştırmıştı ona?

"Evimin etrafında görürsem o adamları öldürdüğüm için karşımda durma Ferhat." Aralarındaki gerilimle nefesimi tutarken buldum kendimi. "Zaten ayrılmışlar. Tekrar söylüyorum, ikisinin arasındaki ilişki ikisini ilgilendirir."

"Adamları çekerim. Görüşmeye tekrar başlarlarsa tekrar adamları etrafa yığarım. Bir tane kız kardeşim var ve eğer senin kardeşini seviyorsa kardeşin ölmeden yaşamaya devam etmeli ki kardeşim üzülmesin." Faruk'u korumak için miydi?

"Faruk duyunca buna bayılacak. Eniştenizi hayatta tutmanızı takdir eder." Enişte ne demekti? Ne anlama geldiğini bilmesem de Ferhat'la Burhan'ın öfkelendirdiğine ve Hakan'ın gülüşünü genişletmesine neden olduğuna göre pek hayırlı bir kelime değildi. Ferhat konuşmak için dudaklarını araladığında Ümit'in ellerini çırpmasıyla ağzını geri kapattı.

"Sofraya geçelim." Ümit Karan'ın seslenişiyle Hakan oturduğu yerden ayaklandı ve elini uzattı. Uzattığı elini sıkıca tutarken masaya doğru yöneldik. Biliyordu ama yine de beni tehdit edecek hiçbir şey yapmamıştı. Ümit Karan'ın amacının ne olduğunu anlayamıyordum.

"Ferhat o ikisinin ayrıldığını bilmiyormuş." Fısıldayışımla Hakan bakışlarımızı kesiştirdi. "Bilse adamlarını Faruk'u izlemesi için gönderir miydi?" Olumsuz bir ses çıkardı.

"Yapmazdı." Sibel, belki de Faruk'la bitirmeye hazır değildi ve tekrar denemek için açık kapı bırakmıştı. Bu yüzden kimseye ayrıldıklarını anlatmamış olması olasıydı. Başımı sağa sola sallayıp masadaki yemeklere göz gezdirdim.

"Burada yediklerimiz güvenli mi?" Hakan'a fısıldayarak sorduğumda sandalyemi çekmişti. Başını onaylarcasına salladı. Oturduğumda soluma oturdu ve Ferhat Yılmaz sağ tarafımdaki sandalyeye yerleşti. Bundan memnundum çünkü Bekir'in veya Haldun'un oturmasını istemezdim.

"Yemeğini ye, Karım." Önümüze yiyecekler bırakılırken Hakan, benim tabağımı kendi önüne bırakıp kendi tabağını benimkilerle değiştirdi. Kulağıma eğildi. "Babam beni zehirlemez." Kaşlarım çatılırken geri çekildi ve tabağındakilere dokunmadan arkasına yaslandı. Omzumla onu dürttüğümde bakışları bana kaydı.

"Paylaşabilen biriyim." Tabak onundu. "Benimkinden ye." Çatalını eline alırken tabağımdaki havuçlardan birini alıp ağzına tıktı. Yemek boyunca tabaklarımızı değiştirip yemeğin tadına bakmıştı. Belinde silahı yoktu ama yine de bir şekilde korumacı ve dikkatli davranıyor oluşu yüreğimi ısıtıyordu.

"Deponuzun patladığını duydum." Ümit Karan'ın cümlesiyle sofradaki tüm çatal bıçak sesleri kesildi. Ferhat ve Hakan'ın başlarını kaldırdılar. "Bu çok tatsız bir an yaşamınızı sağlamış olmalı."

"Aile yemeklerinde iş konuşmak adetiniz mi?" Ferhat, ağzındaki lokmayı çiğnerken hoşnutsuz bir tonlamada konuştu. Masadan her an kalkıp evine gidecek gibi duruyordu. Keyfi yoktu.

"Aile yemeği mi? Senin Karan olduğunu bilmiyordum, Yılmaz." Hakan'ın alaylı cümlesiyle Ferhat ona döndü. Az önce birbirilerine tehdit savurup gerim gerim gerilen onlar değilmiş gibi bakışlarında eğlenceli parıltılar vardı.

"Annem ölü olmasaydı ona sorabilirdim." Yüzündeki dehşet dolu ifadeyle Ümit Karan'a döndü. "Belki bir Karan'ımdır."

"Babalarımız ayrıysa artık sana abi demem, Ferhat." Ferhat gülerek Burhan'a baktı.

"Kesinlikle bizim pederin kanını taşıyoruz. Belki analarımız ayrıdır." Yılmaz ailesindeki ihanetleri bilmeyen yoktu. Anne ve babaları birbirlerini aldatan çiftlerdi. Belki de Ferhat'ın ailesini birbirine bağlayışı ve birbirlerine olan sadakati, ebeveynlerine inattı.

"Sanırım aynı aileden değiliz." Ferhat bunu keyifle söylerken kadehindeki şarabı yudumladı.

"Bir Karan, olmayın da. Sonra uğraşıp durursunuz." Hakan'ın göz kırpıp güldüğünü duydum. Ferhat'ta onun gibi gülmeye başladı. Az önce gerilen onlar değilmiş gibi keyiflilerdi.

Ben Karan olmaktan hoşlanıyordum. Çetin olmaya nazaran çok daha güvenli ve iyi hissettiriyordu.

"Şakalarınızı sonraya bırakın. Deponuzun patladığını Enrico biliyor mu?" Yanımda oturan adamlar tekrar gerildi.

"Enrico hatayı sevmez." dedi Haldun, Ümit Karan'ı desteklercesine keyifliydi ifadesi. O her zaman keyifli olurdu. Sanki mutlu olmasını sağlayan bir ilacı vardı ve bunu kullanarak etrafa gülücükler saçıyor gibiydi. Bundan daima nefret etmiştim.

"Enrico sorun olmayacağını söyledi. Meksikalılarla anlaşmaya çalışan babamın bir oyunu olabilme ihtimalinden şüpheleniyor." Ümit Karan irkilirken masadaki bazı liderlerin fısıldaşmaları artmaya başladı.

"Meksikalılarla mı anlaştın?" Osman Kozcu'nun tehditkâr ses tonuyla Ümit kaşlarını çattı. Sanırım huzurlu aile yemeği dedikleri şey buydu.

"Bunu masada oyladığımızı hatırlamıyorum." Mensur Ovacı, elindeki çatal bıçağı tabağa bıraktı.

"Kendi başınıza karar almanız için sizi lider seçmedik." Masadaki itiraz dolu ses tonlarıyla Hakan uzanıp köftelerden birini yarıya kesti ve ağzına tıkarak onaylarcasına salladı başını. Babası kedisine en yakın olan liderleri toplamıştı, belki de Hakan'a baskı kurabilmek içindi. Yine de Hakan, kartları tersine çevirmiş, tüm okların hedefi haline getirdiği kişi Ümit'in ta kendisiydi.

"Bunun tadına baktın mı? Aşırı lezzetli olmuş." Hakan'a döndüğümde çatalındaki mezelerden birini işaret etti. Ortamdaki gerginlik onu etkilemiyormuş gibi rahattı.

"Aldığım karar hepimizin kârı için." Hakan'ın dediği mezeyi çatalımla alıp ağzıma tıktım. Lezzetliydi.

"Bunun içine ceviz de ekleseler muhteşem olur." diye fısıldayarak ona katıldım. Suratını buruşturdu ve göz ucuyla tartışan adamlara baktıktan sonra bakışlarımızı kesiştirdi.

"Ağır olurdu, Karım. Böylesi daha lezzetli."

"Aldığın her kararın faydasını da zararını da biz oyluyoruz!" Bakışlarım bağıran lidere kaydığında nefes alışverişlerim hızlandı. Ortamdaki gerginlikten hoşlanmamıştım.

"Lider bazen inisiyatif alır." Liderlerden biri ağzının içinden küfür savururken oturduğu yerden kalktı.

"Ümit Karan, haklı." Haldun'un konuşmasıyla kaşlarım çatıldı. Yalaka seni. "Ayrıca liderliği kan dökerek aldığını unutmayın. Siktiğim mafya dünyasında ne demokrasisinden bahsediyorsunuz?"

"Küfretmeyin." Ferhat bonfilesini keserken gözleri Haldun'un üzerindeydi. "Aile toplantılarında dilinize hâkim olun. Hanımların yanında küfredilmez. Terbiyeniz eksik kalmış." Kestiği eti ağzına tıkıp çiğnemeye başladı.

Hakan Karan'da, Ferhat Yılmaz'da soğukkanlı manyaklardı.

"Terbiyeden bahseden sen misin Ferhat?" Haldun'un öfkeli homurdanışından etkilenmemiş gibi başka bir parça eti kesmeye başladı.

"Sana hak ettiğin gibi davranmamla hanımların yanında sınırlarımı aşmamak için susmam arasında fark var, Haldun. Bu masada favorimsin diye seninle terbiyesizleşebiliyorum. Hanımların yanında cümlelerini düzgün kur. Yalnız değiliz." Ferhat'ın gülüşünü genişlettiğini gördüm.

Aynı anda birden farklı konuşma yaşanıyordu ve benim kafam çorba olmuştu bile. "Kan dökülmesi bir anlık bir dalgınlıktır." Liderlerden biri bakışlarını Hakan'a çevirdi.

Benim Türkçem bile bunlarınkinden daha iyiydi.

"Babamı öldürmem gerektiğini mi ima ediyorsun?" Hakan, kaşlarını kaldırdı. "Ailem benim için kutsaldır, Hayri. Ailemin kanını akıtmam." Ümit Karan'ın omzunu dikleştirdiğini gördüm. Belki de Hakan'ın onun yanında olduğunu ima eden cümleleri hoşuna gitmişti, bilmiyordum.

"Sürünmesini tercih ederim." Ümit'e döndü. Kendimi tutamadan gülmeye başladığımda bakışlar bana çevrildi. Sinirlerimi bozmuşlardı. Birbirlerine tehdit savururken bu kadar sakin nasıl kalıyorlardı?

Gülmeyi kes, Kübra. Sırası değil.

"Esprimi bir tek karım anlıyor. Tabi ki şaka yapıyorum." Hakan, kahkaha attığında hepsinin korkuyla birbirlerine bakıp Hakan'a döndüklerini gördüm. Benim kocam gülerken harikaydı. Niye dünyanın en korkunç canavarını görmüşler gibi davranıyorlardı?

"Yoksa gerçek miydi?" Ferhat'ın cümlesiyle Hakan gülüşünü yavaş yavaş küçülttü. "Bana şaka gibi gelmedi."

"Zeki bir adamsın Yılmaz. Her şakanın altında bir gerçek var, derler." Hakan ve Ferhat aynı anda şaraplarından birer yudum alırken sırasıyla Ümit ve Haldun'a bakmışlardı. Konuşmadan tehdit ediyor gibiydiler.

"Babacığım." Haldun'un gözlerindeki nefretle konuşmamdan tiksindiğini ve öfke duyduğunu anlayabiliyordum. "Meksikalılarla iş yapmaya olumlu musun?" İkimiz burada tek olsaydık bana şiddet uygulamaktan çekinmeyeceğini gözlerinden görebiliyordum. Ama değildik. Artık değildim.

"Senin söz hakkın yok. Konuşma." Bekir'in öne eğilişiyle Hakan'ın masadaki bıçağı tuttuğunu gördüm.

"Karımın bu masada herkesten çok hakkı var, Bekir. O hem bir Karan hem de bir Çetin. O hem karım hem de Ümit Karan'ın gelini. Sen kes sesini." Masada derin bir sessizlik büyürken Hakan, Haldun'a döndü. "Karım bir soru sordu. Cevapla!"

"Rusları sevmediğimi biliyorsun." Gözlerimin içine bakarak konuştuğunda kaşlarım kendiliğinden çatıldı. Ruslar senin gibi pisliğe bayılıyordu zaten.

"Karın, Ruslara kaçtığı için miydi?" Burhan'ın cümlesi Bekir'in oturduğu yerden kalkmasına sebep oldu. Haldun onun kolunu tutup oturması için çekti.

"Sen kendi annene bak puşt-" Burhan sandalyesinden kalkacakken Ferhat sadece başını çevirip ona baktı, Burhan arkasına yaslanıp ellerini yumruk yaparken başını sağa sola yasladı.

Hakan'a yapılan saldırıdaki baş şüphelilerdi ikisi de. Yine de anlaşamıyor oluşları gözümden kaçmıyordu. Bu yaptıkları ortaklığı gizleme biçimleri miydi? Yoksa ortaklık yerini çoktan düşmanlığa mı bırakmıştı?

"İkinizde canımı sıkıyorsunuz." Ferhat bifteğinin diğer parçasını ağzına tıkmadan önce cık cıkladı. "Yemeğe saygınız yok." Dudaklarım kıvrıldı, masadaki olay umurunda değil gibiydi.

"Bunu burada konuşmayacağız." Ümit Karan'ın cümlesi masada yayılırken Haldun başını sağa sola salladı.

"Tersine konuşmalıyız. Bende karşıyım. Enrico'nun ne yapacağını bilmiyoruz. Bir hayalete savaş mı açacağız?" Haldun Çetin, Ümit Karan'a karşı mıydı? Hakan'a şaşkınlıkla baktığımda kaşlarını çatarak Haldun'u inceliyor olduğunu gördüm. Önce Bekir'in İtalyanlarla çalışmak istemesi, şimdi de bu. Birkaç dakika önce de Meksikalılarla anlaşma yaptığı için Ümit'i korumamış mıydı?

"Hayalet mi?" Ümit, kahkaha attığında tüylerim ürperdi. Tamda Medine ablanın masallarındaki kötü adamlar gibiydi.

O zaten kötü bir adam, Kübra. Gibisi fazla.

"Söylentilerle kendini güçlü göstermeye çalışan zavallı biri. Evde korkudan tir tir titriyor olduğuna bahse girerim." Alaylı ses tonuna eş olarak masada birkaç gülüş duyuldu. Enrico'yla ilgili bildiklerim onun varsayımlarından çok daha fazlasıydı. Zekiydi. Korkak bir adam, Dünya mafyasında söz sahibi olan ikinci kişi olamazdı.

"Zavallı biri mi? O zavallı biri senin yapamadığını yaptı. Kendi kardeşinin eşini öldüreceğim derken üzerine kiralık katiller tutmuşken bunu başaramayan sendin. Enrico kendi babasını dahil onun yetiştirdiği her bir adamını tek bir gecede indirdi. Zavallı biri bunu yapmaz. Yaşlanıyorsun. Dedem de senin gibi düşmanını küçümsediği gece-" Kadehini eline alıp Ümit'in oturduğu sandalyeyi işaret etti. "Düşmanı tarafından tahtından indirilip öldürüldü." Ümit Karan, kendi babasını öldürmüştü ve onun gücüne hâkim olmuştu.

Öğrendiğim başka bir bilgiye şaşırmakla meşguldüm. Ümit Karan'ın kız kardeşi, eski caponun eşi miydi?

"Unutmam mümkün mü? En büyük iki zaferimden biriydi." Hakan'ın elindeki bardağı sıktığını gördüm. Diğer zaferin ne olduğunu bilmiyordum ama Hakan'ı sinir ettiğini görebiliyordum. "Şimdi yemeği bitirelim. Sofrada iş konuşmayalım. Daha sonra ofise geçeriz." Sessizce yemekler yenilirken Hakan elindeki kadehi bitirip masaya bırakmıştı ve tekrar tek lokma yememişti.

Yemekler bittiğinde sigara içmek için ayaklananlar kış bahçesinden çıktı. Hakan'ın bakışları ifadesizdi ama gözlerinin duygu dolu olduğunu görebiliyordum. Gözleri camdan görünen çınardaydı.

"Buradan gitmek ister misin?" Elimi omzuna kaydırdığımda irkilse de elimi uzaklaştırmadı.

"Ufak bir toplantı yapacağız." Çenemi omzuna yasladığımda yanağını alnıma sürdü.

"Seni kaçırabilirim, Hakan. Kocamım adamları kaçırmakta dünya markası." Hakan gülüşünü bastırmak için yüzünü saçlarıma gömdü, kulaklarıma kısıkta olsa gülüşünün tatlı tınısı ulaşırken dudaklarımı kıvırdım.

"Birkaç dakika sürecek. Sonra adamlarına söyle beni kaçırsınlar." Başını geri çektiğinde göz kırptı. "Karım tarafından kaçırılmanın nasıl olduğunu merak ediyorum." Bakışları tekrar kış bahçesinin dışında gezindi.

"Annenle anıların olan bu ev sana ağır mı geliyor?" Yüzündeki eğlence silinirken yavaşça yutkundu ve ses etmedi. Onun yaptığı gibi bahçeyi görebildiğim kadarıyla incelemeye başladım. Büyük bir evdi ama yuva hissi vermiyordu. Çınar ağacının da etrafındaki çiçeklerin de evin üzerindeki negatifliği silememişti. Bu ev, Ümit Karan'ın karanlığına bulanalı uzun bir süre geçmiş gibiydi.

Hakan, bu evde doğmuş büyümüştü, ilk gözyaşları da kahkahaları da etrafa yayılmıştı. Bakışlarım Hakan'a kaydığında o burada büyümüş çocukluğunu özleyen bir adam gibi bakmıyordu. Ağaca bakarken yumuşayan bakışları bahçede gezindikçe sertleşiyordu. Buradan nefret edişini iliklerime kadar hissedebiliyordum.

Aniden onun bu evde yaşadıklarını duyma ihtiyacıyla dolup taşıyor, merakımı bastırmıyordum. Ali'yle beraber olmaları onların buradaki karanlık hayatın daha az acıtmasını sağlamış mıydı? Birbirlerine destek olup korumuşlar mıydı? Ümit Karan, hiç onların saçlarını okşamış mıydı?

Hakan oturduğu yerden ayaklandığında masanın etrafından dolaşıp babası ve diğerlerinin yanına adımladı. Ayaküstü konuştuklarında ayağı kalktım ve bahçeyi geçerek çınar ağacının karşına gelene kadar yavaş adımlarla ilerledim. Bu evde huzur bulunabilecek tek yerdi. Salıncağa oturmak için etrafı kolaçan ettim. Kimsenin bana bakmadığını anladığımda yavaşça oturup sallanmaya başladım.

"Bu evde, o adama nasıl âşık oldun Azra Karan?" Bakışlarım evin her bir parçasında gezindi. "Seni yargılamıyorum. Sadece anlamaya çalışıyorum. Ümit Karan'ın hangi yanı seni güvende hissettirdi? Ondan çocuk yapıp o çocukları da karanlığa bulaştıracak kadar mı âşık oldun?" Elimi çınara sürdüm.

Bir anlığına iki yüzlü hissettiğim için kendime kızdım. Çetinlerin şiddetinden kaçarken Hakan'ın kanlı benliğine sığınmamış mıydım? Karanbey'in kanatları altına girmeden bile adını her duyduğumda hayranlık beslememiş miydim? Medine abla beni uyarırken ben yine de onunla ilgili duyduğum en ufak bilgi kırıntısını merak etmemiş miydim?

Belki de Azra'da, Ümit'i severken o bu kadar gaddar ve korkutucu bir adam değildi. Daha sonradan elde ettiği güç onun ruhunu kirletmişti ve sevdiği adamı yakıp yok etmişti bu güç. Belki de Azra Karan, aşık olduğu adamı zamanla kaybetmişti.

Hakan, babası gibi değildi, olmayacaktı da. Gözlerinde görüyordum bunu. Zaten Hakan'dan önce Karanbey'in yaptıklarıyla mutlu olmamış mıydım? Görmeden bile gösterdiği savaşı dinlemiş, bunlardan neşe bulmuştum. Savaşmasına rağmen tutsaklıktan kurtulamayan bana umut olmuştu. Sonra Hakan'ı tanımıştım, Karanbey adının kullandığı bir kılıf olduğunu anlamak ona karşı bağımı kuvvetlendiren en önemli etmen olmuştu. O gücü sevdiği için değil, kendini korumak için kullanıyordu.

"Hakan'ın varlığını seviyorum. Sadece bazen gerçekten bu karanlık dünyaya hiç doğmamış olsaydı daha şanslı olurmuş gibi geliyor. Sen yoksun. İkizi yok. Etrafı karanlık akbabalarla çevrili. Kendini Karanbey olmaya o kadar odaklamış ki senin acını da kardeşinin ölümünü de hissedemeden intikam yemini etmiş gibi." Eğildim ve sarı menekşelerden birini kopartıp okşadım.

"Hayat ona adaletsiz davranmış, bu evde bana anlatmasa da acı çektiğinden adım kadar eminken Hakan senin için capcanlı bir kadındı diye bahsediyor. Capcanlı olmaya çalışman güçlülüğünden mi yoksa başka çarenin olmayışından mı?" Annesine bir yanım kızgındı. Ümit Karan'ı güçlendiren oydu, hırslandıran ve güç delisi oluşunu körükleyen...

Hiç mi düşünmemişti oğullarını? Böyle bir adamı severken bir yandan oğluna iyi bir anne olsa da o çocukların büyüyüp babalarına benzeyeceklerinin farkında olmamış mıydı? Bu dünyada büyüyüp toz pembe hayallerle daha farklı hayatlar kuracağını mı düşünmüştü?

"Belki de sanılanın aksine çaresiz olan sendin. Bazı şeyleri fark etmek ve bunların zararlarını azaltmak için nelerden vazgeçtin?" Menekşeyi yumruğumun içine hapsettim. Azra Karan ile tanışıp konuşmak isterdim. O hayatta olsa, Hakan bu kadar dibi görmezmiş gibi geliyordu.

"Bu evden hapsolmuş muydun sen? Yoksa âşık olduğun adamla yaşadığınız ilişkiye mahkûm olan oğullarınız mıydı?" Sesli bir şekilde düşünmek ve konuşmak beni rahatlatıyordu. Rusça konuştuğum için etrafımdaki kimse beni anlamıyor, bir tek ben anlıyordum.

Ümit Karan'ın bakışların bana döndüğünde kaşları çatıldı. Kocamın annesinin ağacıydı burası. Bunun için bana kızar mıydı? Bakışları ağır ağır ayrılırken tuttuğumun farkında olmadığım o nefesi serbest bıraktım. Yavaşça içeri girdi hepsi. Hakan duraksayarak benden tarafa döndüğünde parmaklarımı dudaklarıma yaslayıp ona doğru öpücük attım. Başını hafifçe eğip diğerlerinin peşinden içeri girdi.

"Oğlun bu evde hapsoldu, değil mi?" Bakışlarım etraftaki korumalarda gezindi. Oturma odasını gösteren camdan duvarlar sayesinde içerideki birkaç korumayı seçebiliyordum. Evin hem içi hem de dışı korumalarla çevriliydi. Tam bir hapis gibiydi.

"Hakan bu eve mahkumdu ve çaresizdi. Aynı anda iki çocuğunu karanlığa kurban vermek nasıl hissettiriyor? O karanlıkta büyümelerini seyretmek ve gelecekte âşık olduğun adamın kopyası olabilme ihtimaliyle yaşamak...Sen ne kadar çaresiz hissettin bu evde?" İç çektim. Azra Karan'ı suçlamak Ümit'in yaptıklarının sorumluluğunu da ölmüş bir kadının üzerine yıkmak gibi hissettiriyordu.

Bekir ne yaptıysa kendi hastalıklı zihninin eseriydi ve Haldun beni cezalandırıp suçlamıştı. Ümit her ne yaptıysa onun hastalıklı güç zehirlenmesinin eseriydi, Azra ve oğulları çekmişti cezasını. Bedelini hep bir kadın ödemişti.

Sallanmayı kesmeden bakışlarımı bahçede gezdirdim. Hakan'ın evinden çok daha büyük bir bahçesi vardı. Korumalar aynı şekilde fazlaydı. Ümit Karan, bu koca evde nasıl tek başına kalabiliyordu. Yaşattığı onca kötülüğe ve kayıplara rağmen huzurla uyuyabiliyor muydu?

"Salıncak için yaşın büyümedi mi?" Bekir'in sesiyle irkildim ve bahçenin duvarına yaslanarak sigarasını içiyor olduğunu gördüm. Beni duyamayacak kadar uzaktı, beni korkutup kaygılandıracak kadar yakın. Oraya gittiğini görmemiştim bile.

"Çocukken binmeye pek fırsatım olmadı. Malum başımda boktan insanlar vardı." Sigarasını söndürüp yaslandığı duvardan ellerini cebine koyarak bana yaklaşmaya başladı. Sallanmayı kesip çınar ağacından uzaklaştım. Burayı da mı kirletecekti? Buradaki huzuru da mı kaçıracaktı?

"Evde gözlerim seni arıyor, Kübra." Midemin bulanışına engel olamadım. Benim gözlerim onu aramıyordu. İsmi bile ondan tiksinişimi arttırıyordu.

"Gözlerini çıkar o zaman. Aramayı bırakırsın böylelikle." Gülüşünü genişletti ve etrafına baktı. Arkamı dönüp kış bahçesine yöneldim. Onunla kasvetli bir evin bahçesinde yalnız kalma düşüncesini kaldıramıyordum. Kış bahçesi kalabalıktı ve bir şey yapamazdı.

"Ablam geri dönüyor." Adımlarım durduğunda ona döndüm. Tam karşımda duracak kadar yaklaşıp gülümsedi. Hatice'yi özlemiştim.

"Senin bir Karan, olduğunu ona söyleyemedik. Tepkisinin ne olacağını merak ediyorum." Benden nefret edecekti. Kendi babası Ümit Karan'ın dostu olmasına rağmen Karan ailesinden sevmezdi.

"Bana tavır alıp kırılması için hiçbir sebebi yok. Sizin biricik kardeşinizmişim gibi davranmayı kesin. O evde bir tutsaktım." Bana bir adım daha yaklaştığında geriledim. "Oradan kurtulabildiğim için bana tavır alacaksa ablanda sandığım gibi biri değil, tam bir Çetin'dir, o zaman."

"Ablam seni seviyor, en az benim kadar." Bir adım daha yaklaştı. "Ayrıca sen bir Çetin'sin, Kübra. Adını veren babamdı. Büyüdüğün ev, benim büyüdüğüm ev." Başını sağa yaslayıp baştan aşağı beni inceledi. "Kardeşim olarak asla davranmadım sana. Biliyorsun. Başka türlü Çetin'sin benim için."

"İğrençsin." Tüm pisliklerini gösterdiği yetmiyormuş gibi cesaretle dile getirmesinden nefret ediyordum. Sınırları olmayan kontrolsüz adi herifin tekiydi.

"Siktir Kübra. Asıl iğrenç olan sensin." Başıyla kış bahçesini işaret etti. "Senin her önüne bacaklarını açtığını söyledin mi?" İrkildim. "Önce Yusuf...Sonra Melih. Baştan çıkardığın diğer korumalar...Benden tiksiniyorsun." Güldü. "Tüm bu yaptıklarına rağmen ben senden tiksinmiyorum. Seni olduğun gibi kabulleniyorum."

Kafasında kurduğu her ne varsa benim yaptığımı düşünerek davranmasından bıkmıştım. Korumalarla göz göze gelince onu ayartmakla suçlayıp bana bakan her bir korumayı öldürmekten çekinmemişti. Bir süre sonra korumalar, bana korkudan bakmayı kesmişler, acılarımı da yaşadıklarımı da görmezden gelmişlerdi.

Bekir öldürdükçe Haldun beni suçlamıştı.

Bekir kızdıkça Haldun bana kızmıştı.

Bekir birilerini canı sıkıldığı için yakıp yıkarken dönüp Haldun beni yakıp yıkmıştı.

Bekir her ne yaptıysa bedelini ben ödemiştim.

"Artık beni rahat bırak." Sesimin titremesine engel olmadım. O evde hayatta kalmak için yaptıklarım konusunda kimsenin beni yargılamaya hakkı yoktu. Tiksinilecek birileri varsa beni oraya hapsedenlerdi. Orada hapsolmama yardım eden herkesti. Ben hayatta kalmak ve zarar görmemek adına ne yaptıysam yapmıştım.

Kimse. Beni. Yargılayamazdı.

"Kocan biliyor mu? Melih'i? Yusuf'u?" Kaskatı kesilirken nefesimi tutarken buldum kendimi. "Anlattın mı ona? Seni kabullenecek mi böyle?"

"Ben yanlış bir şey yapmadım." Sesim fısıldarcasına çıktı.

"Onun yatağına girdin bile değil mi? Seni benden almalarına bir kez daha izin verdin. Değil mi?" Derin bir soluk alırken sözlerinin canımı hala yakıyor oluşuna şaşkındım. Ben özgür bir kadındım ve artık benim üzerimde bu denli yakan ve yıkan sözlere sahip olamazdı.

Her şey yolunda. Sözlerini umursama ve sakın onun önünde tepki verme. Adın her neyse çeneni dikleştir ve meydan oku.

Bekir meydan okuyan bakışlarımdan nefret ederdi. Bu yüzden yavaşça yutkunup bakışlarımı cesurca gözlerine diktim.

"Yaptıklarımı da Karanbey'e anlat. Sana mı yoksa karısına mı inanır?" Çenemi dikleştirirken titreyen avuçlarıma tırnağımı bastırdım. Bu sadece bir blöftü. Hakan'ın ne düşüneceği umurumda bile değildi. Bu konuda söz sahibi olacak yalnız bendim. Bir başkası asla olamazdı.

O evde kendimi korumak için Yusuf'la birlikte olmuştum, evet ve Melih asla o anlamda bana yaklaşmamıştı. O öyle sanabilirdi. Umurumda değildi. O evde, cehennemi yaşarken yaptıklarımın hesabını kimseye vermezdim.

Hayatta kalmak için attığım adım Yusuf'un canına bedel olmuştu. Bunun vicdan azabını hala yaşıyordum.

"Bir erkek, asla şüpheyle yaşamaz. Hele Karanbey, asla." Gözlerimin yandığını hissettim. "Hatta senin onu kullanmak adına onunla evlendiğini düşünecek. Belki de ona aileni bulmak için kullanmanı da söylersin." Hakan bunu zaten biliyordu. Gerginliğim dağıldı. Beni tehdit ettiği her bir parça Hakan'ın bilgisi dahilindeydi. Daha öncesinden tüm kartlarımı açık oynadığım için rahattım.

"Belki de ona Ali'nin katillerinden biri olduğunu da söylemeliyiz." Benden bu cümleyi beklemiyor olacak ki gülüşü silinirken gözlerinin öfkeyle karardığını gördüm. Aniden uzandı ve parmaklarını saçlarıma dolayıp başımı geriye çektiğinde elimi bileğine doladım. Gözlerimdeki sulanış artarken sıkıca yumdum.

"Ne oldu Bekir? Senin beni gözetlediğin gibi senin yanlışlarını bende izlemiyor muyum sanıyordun?" Saçlarımın çekilmesi her seferinde çok daha acıtıyor, ufak bir kız çocuğu gibi hıçkıra hıçkıra ağlama hissiyle dolduruyordu beni.

Biliyordu. Bildiği için hep ilk saçıma saldırıyordu. Verdiği açlık cezalarına da beni dövmesine de hatta yaptığı psikolojik şiddetlere bile dayanabiliyordum. Saçımı çekmesi daha paramparça ediyor, onur kırıcı hissetmeme neden oluyordu.

"Ona tek kelime etmeyeceksin." Sesindeki hiddetle eş zamanlı olarak saçımı daha çok çekti. Gözlerimi aralarken tırnağımı eline boylu boyunca geçirdim.

"Peki buna nasıl engel olacaksın? Ben yanlış hiçbir şey yapmadım. Sizinle büyürken kendimi koruduğum için yaptıklarımı ortalığa saçacaksan durma. Senden korkmuyorum, Bekir. Ben yanarsam o evi de içindeki geçmişi de yakarım. İçinde sen varken." Hakan'ın dövüş derslerinde gösterdiğini yapıp dizimi tüm gücümle bacaklarının arasına geçirdiğimde elleri saçlarımdan uzaklaştı.

"Senin amın-" Acı içinde inlerken bana doğru adımlayıp elini kaldırdı. Gözlerimi kaçırıp darbenin bana çarpmasını beklerken biri önüme geçip onun bileğini büktü.

"Az önce onun saçına mı dokundun?!" Hakan alnını onun burnuna çarptığında Bekir'in bileğini tersi yönünde döndürdü. Bekir'in acı dolu bağırışı bahçede yankılanırken birkaç adım geriledim. "Karıma mı dokundun?!" Alnını bir kez daha onun burnuna çarparken Bekir'in bileğini serbest bırakıp yere düşmesine izin verdi.

"Karanbey-" Korumalardan birkaçı bize yaklaşırken biri önüme geçip beni Hakan'dan uzaklaştırdı. Hakan, Bekir'in karnına tekme atarken Bekir kanayan burnunu tutup sırtüstü yuvarlandı. Bahçeye koşuşturan takım elbiseli adamları gördüm.

"Hakan dur." Kontrolsüz bir adama kimse güvenmezdi ve şu an çizdiği profil buydu.

"Karıma dokunulmayacağını emretmedim mi?!" Bekir'in üzerine çıkıp suratına yumruğunu geçirdiğinde Haldun'un diğer adamlardan öne çıkıp bize yaklaştığını gördüm. Gözlerindeki nefreti ve ölümü görebiliyordum.

Bekir'e karıştığı için Hakan'ı öldürecekti.

Burhan, Ferhat'ın tutmasıyla kavgayı ayırmak yerine duraksadı ve abisine baktı. "Douglas yoksa kavgayı ayırırsan seni de döver." Ferhat sanki Douglas'ı buradan görebilecekmiş gibi etrafındaki korumalara bakmaya başladı. "Sanırım Bekir ölecek." Haldun, Hakan'ı durdurmak için araya girdiğinde omzuna yaslanan eli tutup ayaklandı ve yumruğunu onun gözüne geçirdi.

"Karışma Haldun!" Haldun geriye adımlarken Hakan hıncını çıkartamamış olacak ki tekmelerini Bekir'in karnına atmaya devam etti. "Ben ne dedim Bekir?!"

"Douglas'ı çağır." Ferhat eliyle korumalardan birini gitmesi için salladığında Ümit korumayı durdurdu. Sanki Hakan'ın herkesin gözü önünde kontrolünü kaybetmesi işine gelirmiş gibiydi. Adi herif.

"Karıma kalkan elin amına koyarım." Hakan, ceketinden çıkarttığı hançeri sıkıca tuttu. Bekir'in karnının üzerine oturdu. Bekir'in saçımı çektiği elini zemine sabitlerken tereddüt etmeden hançeri eline sapladı. Bekir acısını yansıtan bir ses çıkardığında Hakan'ın yüzündeki öfkeye aşinaydım. Namık öldüğü gün, onu öldüren korumayı öldürürken ki yüz ifadesiydi.

Bekir'i öldürürse Haldun'un kan hakkı olurdu.

"Oğlumdan elini çek." Haldun yüzüne yediği yumruğun etkisinden çıkar çıkmaz elini beline attı. Kalp atışlarım yavaşlarken her şey ağır çekimdeymişçesine yaşanmaya devam ediyordu. İçeriye silah sokmak yasaktı ve Haldun silahlıydı. Hakan'ın silahı yoktu ve arkası dönüktü.

Hakan'ı öldürecek. Hançeri çıkart Kübra.

Elbisenin yırtmacını sıyırıp hançeri kılıfından çekerken önümdeki koruma başını çevirdi. Elimdekini almasına fırsat vermeden Hakan'ın gösterdiği gibi alnımı burnuna çarparak hançerin kabzasıyla karın boşluğuna vurdum. Nefesi kesilirken diz üstü yere düştü.

Verdiği dersler için Hakan'a teşekkür etmeliydim.

"Oğlumdan-" Haldun silahını Hakan'ın kafasının arkasına yasladığında onun arkasına geçip saçını parmaklarıma dolayıp hançeri boğazına yasladım. Elim titremiyordu, hançer beni tetiklemiyordu.

Korkum silinip giderken cesaretim bedenimdeki her bir titreyişi bastırdı. Ben korkmazsam Haldun korkacaktı. Boynundaki hançeri hissedebilmesi için bastırırken bedeninin kaskatı kesildi.

"Kocama uzattığın silahı indir." Ona bu kadar yakın olmak daima bedenimi kilitlerdi, şu an bunun olmamasından memnundum. Saçını çekerken dudaklarımı kulağına yaklaştırdım.

Artık kaybetmekle ilgilenmiyordum.

Artık korkup kaçmak değil savaşmayı tercih ediyordum.

Artık tutsaklığım son bulurken bana yapılanları bir bir ödetmek istiyordum.

Artık ailemin de benim de aşağılanmasına izin vermeyecektim.

"Silahını indir, dedim. Ty, sukin syn." Seni orospu çocuğu.

🖤

Bölüm nasıldı?

Aklınıza takılan ve gelecek bölümde merak ettikleriniz neler?

Öncelikle eğer yapabilirsem 15. bölümü de düzelterek yarına kadar paylaşmak istiyorum. Bunu yaparsam haftaya bölüm gelmeyecek gibi görünüyor. Bölümlerimiz çok uzun ve aslında size hala kısa geldiğinin farkındayım.

15. bölüm sonu ilk kitabın sonu gibi düşünebilirsiniz. Çünkü tamda istediğim yerde bitiyor. Bu bölümden sonra alıntı paylaşacağım ve 15 biter bitmez gelecek. Bu hafta iki bölüm gelecek yani.

Arka planda 20. bölümü yazıyorum. Burada çok fazla bölümleri birleştirdiğimiz için şu an okuduğunuz benim arkada yazdığım 16-17 birleşmiş hali aslında :D Kitabın maksimum 30 bölüm olacağını söylemiştim zaten biliyorsunuz.

2. Duyurum şu ki ; Enrico kitabı için hikaye paylaştım. Karanbey bitmeden bölüm gelmeyecek ama orada hazırda kalsın istiyorum. Baştan duyurayım ve safları sıkılaştıralım :D

 

İnstagram: ayseilhanl / #karanbey

TikTok: ayseilhanli / #karanbey

 

Bölüm : 05.03.2025 22:53 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...