20. Bölüm
Ayşe Deniz / KARANBEY (Mafya) || TAMAMLANDI / K13 - SIRLAR III

K13 - SIRLAR III

Ayşe Deniz
ayseilhanli

Keyifli okumalar <3

🖤

13. BÖLÜM - SIRLAR III

KARANBEY

Restoranın koşuşturmasına bakarken Buse'nin kapıdan içeri girdi. Bakışları etrafta gezinirken beni buldu. Adımlarını bana yönlendirirken bakışlarım tekrar restorandaki müşterilerde gezindi.

"Beklettim mi?" Kollarını omzuma sardığında kaşlarımı çattım. Kollarını tutup boynumdan uzaklaştırdığımda doğruldu ve masanın etrafını dolaştı. Karşımdaki sandalyeyi çekip oturduğunda heyecanlı bakışlarla bana baktı.

"Biraz trafik vardı." Umurumda değildi.

"Bir daha bana sarılma." Omuz silkti.

"Artık sevgili değiliz diye arkadaş da mı olamıyoruz?"

"Sen arkadaşım değilsin." Boğazını temizledi. Bir kadına bugüne kadar yanlış vaatler vermemiştim ve kendince gelin güvey olmasına da izin vermeyecektim.

"Niye benimle buluşmak istedin?" Arkasına yaslanırken başını hafifçe sola yatırdı.

"Babamla çalışıyorsun." Gülüşü küçülürken ifadesiz bakışlarla yüzünü inceledim. "Bu dünyanın sana göre olmadığını bağıran birine göre garip bir kariyer seçimi değil mi?"

"Bir şekilde seninle birlikte olduğum dönemden kalan karanlık arzum oluşmuş olamaz mı?" Kaşlarımı kaldırdım. Cidden mi? "Bir tek sen mi karanlığa diz çökeceksin?" Ben diz çökmezdim.

"Bu dünyadan nefret etmekten vazgeçmişsin. Tamam. Ama babamın nasıl bir adam olduğunu bilmiyor musun?" Bunu oyun mu sanıyordu? Babamın etrafındakilere neler yaptığını görmemiş miydi? Bana yaptıklarına katlanamayıp terk etmemiş miydi? Nasıl bu denli çabuk kabulleniyordu?

"Seninle çalışmamı mı istersin?" Dirseklerini öne yaslayıp saçlarını hafifçe sağ omzuna savurup göz kırptı. Onun yaptığı gibi yapıp kaşlarımı kaldırdım.

"Sözünün arkasında durarak bu dünyadan nefret etmeni isterdim."

"Bu dünyanın benden aldığı bir adam var." Arkama yaslanıp etrafa bakındım umursamazca. Hayat seçimlerden ibaretti ve benimle kalmayışı onun seçimiydi. Onu asla yargılamamıştım.

Seçimler öldürürdü.

Seçimler nefes aldırırdı.

Nefes aldığı her bir an için yaptığı seçimleri yargılamak benim haddime değildi.

"Hani evlenmeyecektin. Hayatının karanlığına hiçbir kadını almayacaktın." Bunu söylediğim zamanı unutmamıştım. Kübra, hiçbir kadın sınıfına uymamıştı. Hayatıma bir anlaşmayla girmişti ve şu an hayatımın neresinde olduğunu bilmediğim bir şekilde duruyordu.

"O kadın benim seni sevdiğim gibi sevebilecek mi?" Dudaklarımda alaylı bir gülüş belirdiğinde baş ve işaret parmağımla burnumu sıkıştırıp çekiştirdim.

"Karım seninle konuşamayacağım kadar ayrı dava bende. Onun hakkında konuşma."

"Gerçekten mi? Hadi Ha-"

"Karanbey." Kaskatı kesildi. Lisede tanıştığımız için bana Hakan demesinde bir sorun yoktu. Karanbey sonradan olduğum personaydı. Ama artık geçmişim değildi, bana ismimi söyleyemezdi. "Adım Karanbey, Buse."

"Karanbey." Bunu tükürürcesine söylemişti. "O kadın, pat diye ortaya çıkmışken onunla mutlu ve aşık bir evlilik yaşadığınız yalanına beni inandıramazsın."

"Seni bir şeye inandırmak için çaba sarfetecek kadar sana önem vermiyorum Buse. Karım, benim karım. Varsayımların senin problemin." Yüzü öfkeden kızarırken kaşları çatıldı. Beni terk eden oyken şu an karşımda girdiği hallere anlam veremiyordum. Sonrasında yaşanan ilişkimiz fizikselden öteye geçmemişken aniden geçmiş defterlere tutunmasına anlam veremiyordum.

"Geçmişimiz-" duraksadı. "Hiç mi önemli değildi?" Gözlerinin sulanışıyla kaşlarım ağır ağır çatıldı. Kadınların ağlamasından hoşlanmazdım. Bunu bilerek mi ağlıyordu?

"Şu an ne yapıyorsun?" Oturduğum yerde sırtımı geriye yasladığımda gözlerini kaçırıp peçeteyle akacak gözyaşlarını temizledi. Rahatsız hissettiriyordu. Bakışlarımı restorandaki müşterilerde gezdirdim ve tekrar ona çevirdim.

"Beni bu kadar çabuk unutmuş olamazsın." Burnunu çekerek hüzünlü gözlerini bana çevirdi. "Yıllarımız beraber geçti." Elini uzatıp masadaki elime uzandığında ellerimi masadan çektim. Elimdeki yüzüğü de mi görmüyordu?

"Kendin söyledin. Geçti ve bitti. Bu konuları açmaya hakkın olduğunu mu sanıyorsun?" Başımı sağa sola salladım. İşaret parmağımı masaya vururken kaşlarımı kaldırdım. "Senin bitirdiğin geçmişin defterini açamazsın. Şu an evli bir adamım ben. İsterse yüzyıllar sürmüş bir geçmişimiz olsun yine de bu anım karıma ait. Bir daha bu konulara girme. Evime gelip karıma da tepeden bakayım deme. Seni son kez uyarıyorum."

"Beni tehdit mi ediyorsun?" Sesindeki hiddetle etraftaki birkaç bakış bize döndü.

"Ben tehdit etmem Buse. Bunu gayet iyi biliyorsun." Bir şey yapacaksam yapmak daha büyük önceliğimdi. Tehditler, korkak insanların, çaresiz son çırpınışlarıydı.

"Beni son kez uyarmanın altındaki tehdit değilse, ne o zaman?"

"Aptal bir adam olduğumu mu sanıyorsun?" Ses tonumdaki hiddeti engelleyemeden işaret parmağımı ona doğru salladım. "Aylar önce bir hastane odasında artık yapamayacağını söyleyen sen değil miydin?" Eskisi gibi duyguların hâkim olduğu bir ilişkimiz yerine fiziksel bir ilişkimiz vardı. Yine de hastanede yaralarımı gördüğü zamanki gözlerini unutmuyordum. Tiksinmişti. Fiziksel ilişkiyi bile kaldırmayacağını görmüştüm gözlerinde.

Akşamında uçağa atlayıp buralardan defolmuştu. Ona ihtiyacım yoktu, yine de bu hamlesi gurur kırıcıydı. "Korkmuştum."

"Karnındaki çocuğun babası olmadığımı anlayacağım için mi yoksa yaralarım için mi korktun?" Buse kaskatı kesildiğinde başımı salladım. "Sanırım ikisi de." Beni kandırabileceğini düşünmüştü. Yanılıyordu. Onun bile bilmediği bir gerçeğim vardı. Kucağında bebeğiyle karşıma çıkarak gerçeğimi bana hatırlatıyordu.

O başkasından yaptığı çocuğu benim varsayıyordu, değildi.

"Hakan seninle birlikteydim ben. Yaptığın bu ima çok iğrenç." İma değildi. Emin olduğum bir gerçekti.

"Çocuk benden yani." İşaret parmağımla masayı dürterken öne eğildim. "Benim çocuğum olmuyorken o bebeğin bana ait olduğundan nasıl bu kadar eminsin?" İrkildi.

"Ne...Ne demek çocuğum olmuyorken?" Babamın bende bıraktığı bir diğer hasarda buydu. O depoda akıllanmam için attığı her bir dayak ve emrettiği işkencenin sonucunda çocuğum olamazdı. Zaten bu dünyaya çocuk getirecek kadar bencil bir adam olmayacağım için bunu ceza değil ödül varsayıyordum.

İstesem de bir çocuğun hayatını bu karanlığa bulamayacaktım. Onun eline silah verip birini öldürmesini emredemeyecektim de. Gelecekte babam gibi bir baba asla olmayacaktım. Bu rahatlatıcıydı.

Çocuğum olmadığını ilk duyduğumda bocalamıştım. Hala daha buralardan kurtulup hayatıma yeniden başlamanın hayallerini kuracak kadar işin ciddiyetini kavrayamamıştım o zamanlar. Şimdiyse iyi ki çocuğum olmuyor diyebiliyordum. Şans eseri bile dünyaya benden bir parça gelseydi eğer ona uzatacağım tek el kana bulanmış ellerim olacaktı.

Ona verdiğim sevgi, başkasına ölüm olacaktı.

Ona gösterdiğim merhamet ve şefkat, başkasına acımasızlık olacaktı.

Yani bu beni iki yüzlü bir adam yapacaktı. Ben ne bir çocuğun hayatını mahvedecek kadar bencil ne de tutarsız bir adamdım. Bu dünyada çocuk getirme bencilliğinde bulunmak istesem bile yapamayacak olmaktan memnundum. Bu eksiklik değil, tersine bir ödüldü bana.

"Buraya babamla çalışmanın başına getirebileceklerini konuşmaya geldim."

"Çocuğum olmuyor ne demek?"

"Benimleyken kime gittiysen git ona, müjdeli haberi ver, demek. Bir daha da bebeğinle evime gelip karımı rahatsız etme, demek. Beni biraz daha zorlarsan yapacaklarıma engel olmam demek." Konuşmak için dudaklarını araladığında elimi kaldırıp susmasını işaret ettim. Yeterince konuyu saptırmıştı. Ona harcayacak dakikalarım tükenmişti bile.

"Geçmiş bitti ve eğer babamla çalışacaksan o bebeği de kendini de öldüreceksin demeye geldim. Lisedeki Buse'nin hatırına buradayım. Şu an karşımdaki kadını bilmiyorum." İrkildi. Gözlerinde bir anlığına öfke geçerken başını sallamakla yetindi.

"Lisedeki Buse'yi, elini kana buladığın ilk gün kaybettiğin için hatırı sende kaldı mı bilmiyorum." Bu konuları açma Buse. "İlk öldürdüğün kişi kimdi?"

"Buse!" Öfke her bir zerremi sararken bunu fark etmişçesine susmuştu. Elimi masaya çarptığımı da etraftaki bakışları üzerime topladığımın da farkında değildim.

"Hatırlıyorum hala. Annesini öldüren bir adamdan korktuğum için mi bana kızgınsın?" İrkilen taraf bendim. Gözlerimi kapatırken bedenimdeki her bir zerre kasıldı. Nefes alışverişim kulaklarıma uğuldayarak yer edinirken gözlerimi aralayıp öne doğru eğildim.

"Bir halt bildiğin yok."

"Bana anlattın. Ağlayarak kollarımda anlattın. Biliyorum. Seni en iyi ben biliyorum." Bilmiyordu. Bir bok bildiği yoktu. "Ona söyledin mi? Karına anlattın mı?"

"Kes sesini." Oturduğum sandalyeden kalktığımda büyük bir gürültüyle ardımdan devrildi.

Gerçekleri görmezden gelişlerimin daima bir sebebi olmuştu. Annemin ölümü gözlerimin önünden bir saniye olsun silinmezken bana bunu anımsatmaya hakkı yoktu.

"Uyarım bitti. Babamla çalış ve öl."

"Onunla çalıştığım için beni de mi öldüreceksin?" Kaşlarım çatıldı. Sesindeki suçlayıcı tonlama göğüs kafesime hiddetle çarpan kalbin kasılmasına neden oldu. Ben bir kadına zarar vermezdim.

"Seni öldürmeyeceğim. Babamla çalışmanın sonucunda gideceğin sonu söylüyorum."

"Babana tercümanlık yapıyorum. Sizin gibi karanlığa da pis işlere de elimi sür-"

"Babam karanlığın ta kendisi." Sustu. "Onun yanındayken saf ve temiz kalacağını mı düşünüyorsun? Seni ya karanlığa bulayacak ya da öldürüp atacak. Dinle beni. Bebeğini düşün ve onunla çalışmayı kes." Çenesini dikleştirip bakışlarındaki öfkeyi bana yöneltmekten çekinmedi.

"Bebeği umursuyormuş gibi davranma."

"Bebeğinin annesiz büyümesini istiyorsan babamla çalışmaya devam et. Belki sen ölünce babam onu yanına alıp karanlığa boğarak yetiştirir ve büyüdüğünde ona da bir silah verir." Gözleri korkuyla açılmıştı, bu iyiydi. Korku onu hata yapmaktan alıkoyardı. Korku aldığı kararları sorgulatıp bebeği için doğrusunu seçmeye yönlendirirdi.

İçten içe anneme olan öfkemin asıl sebebi buydu belki de. Fırsatı varken dans etmeyi bırakıp babam gibi bir adama âşık olmuştu ve hayatını bile bile bizi dünyaya getirmişti. Sonra bu hayatın karanlığına bulaşmamam için defalarca kez beni uyarmıştı. Sanki kocasının karanlığı çoktan bize bulaşmamış gibi...

"Buna izin vermeyeceğim." Fısıltıyı andıran ses tonuyla omuzları çökerken masadan uzaklaştım. Ben onu uyarmıştım. Gerisi ona kalmıştı ve umurumda değildi.

🖤

Evden içeri girerken etraf sessizdi. Adımlarım merdiven basamaklarına yönelirken Kübra'nın aralık olan kapısına yöneldim. Yere yığdığı kağıtların içinde bağdaş kurmuş bir şekilde oturuyordu. Saçlarını arkasında büyük bir tokayla tutturmuşsa da birkaç tutam yüzüne dökülüyordu.

Kağıtlardan birini aldığında gözlerini kıstı. "Sen günde iki kere telefonla konuşuyorsun, şüphelisin." Kâğıdı sağ taraftaki boş kısma bıraktı. Ne yapıyordu?

"Sen Zenas ile iyi anlaşmaya çalışıyorsun. Ben bile iyi anlaşamıyorum. Sende şüphelisin." Kâğıdı yine bir öncekinin üzerine bıraktı.

"Sen Bo'yu seviyorsun. Tatlı bir adamsında, şüpheli olamazsın." Sola bıraktı. Kim tatlıydı? Kaşlarım çatılırken eğilip bir başka kâğıdı aldı.

"Seni daha önce nereden gördüm?" Komodindeki telefonunu alıp ekrana bastı. "Ne var?" Melih'in sesini duyduğum kapıyı tamamen açmamak için kendimi durdurdum. Ben niye karımı gözetliyordum ki? O benim karımdı.

"Kısa tutacağım. Bu adamı tanıyor musun?" Telefonu kaldırıp elindeki kâğıdı gösterdi. "Lütfen önemli bu. Beni öldürmeye çalışanı arıyorum." Şimdi ne yapmaya çalıştığını anlamıştım. Kübra'ya hain aramakla ilgili konuştuğumuz zaman sonrasında Douglas'a tüm çalışanların dosyasını hazırlamasını söylemiştim. Kübra'da dosyayı alır almaz kolları sıvamıştı. Evdeki haini arıyorum, dememişti. Bu dudaklarımı kıvırmama neden oldu. Karım da benim gibi sır saklamayı ve dolap çevirmeyi biliyordu.

"Bana da tanıdık geliyor, kim olduğunu çıkartamadım. Seni öldürmeye çalıştığını düşünüyorsan söyle Karanbey'e, sıksın. Ayrıca sana mı araştırmayı bıraktılar?"

"Ben yerimde durmuyorum. Canım sıkıldı. Hakan'ın dolaplarını karıştırıp dosyaları buldum." Hayır bunu yapmamıştı. Melih'in şaşkınlık dolu bir ses çıkardığını duydum. "Ne yaptın?!"

"Bana bağırma. Unuttun mu? Artık özgür bir kadınım. Bir sürü adamım var. Vurdurturum seni." Kıkırdamaya başladı. "Bu çok havalıymış." Bazı zamanlar onun çocuksu yanları ortaya çıkıyordu. Onda bastırdıkları o mutlu çocukluğu evimde yaşıyor olması mutluluk vericiydi.

"Kocamdan gizlice araştırma yapıyorum. O da senin gibi ketum ve konuşmak için cımbız kullanmak gerekiyor." Hafifçe kıkırdadı. Arkamdan konuşurken bu kadar mutlu olmamalıydı. Hoşuma gitmişti.

"Özgürsün anladım da sence de bir yerleri karıştıracak yanlış adamı seçmedin mi?"

"Kocam benim. İster gizlice eşyalarını karıştırırım isterse onun haberi olarak odaları...Ben evlenmeden önce de meraklıydım." Kübra, elindeki kâğıdı bırakırken ekrana şu sıralar onda görmeyi sevdiğim gülüşüyle bakmaya başladı.

Hissedebildiğim tek duygu kıskançlıktı. Karım, yüzündeki gülüşü bir tek bana verebilirdi.

"Bilmez miyim?"

"Benden gizlediğin dövmeni de gördüm." Dövme mi? Telefonun ucundaki sessizlikle Kübra, kaşlarını kaldırdı. "İtalyan caposuna çalıştığını bana ne zaman söyleyecektin?" Kaşlarım ağır ağır çatılırken öğrendiğim bilgiyi hazmetmeye çalışıyordum. Melih'in, Enrico'nun adamı olduğunu bilmiyordum. Enrico'nun adamı neden Çetinlerin evinde ve karımın korumalığını yapmıştı ki?

"O dövmenin ne anlama geldiğini kendi başına çözemezsin. Douglas piçi mi söyledi?" Douglas biliyor muydu? Gözlerimi sıkıca yumarken sakinleşmek için birkaç saniye sessiz soluk alıp verdim.

"Kimin söylediği değil, senin niye sakladığın önemli."

"Seni ilgilendirmez, Rus Kızı." Kübra, kırgın bir bakışla ekrana bakarken omuzları çöktü ve suratı ağlamaklı oldu. Karımı kırmıştı, piç herif. Telefonu indirirken Kübra gözlerini kapatıp derince nefes aldı ve kırgın ifadesini silip tekrar fotoğraflara bakmaya başladı.

Sabah aynı şekilde ona çıkıştığımı anımsadım. Beyaz gömlek giymemi istemişti, annemin cenazesine saklamıştım o gömleği.

Bilmiyordu.

Söylememiştim.

Bilmediği bir bilgiye karşı dikkatli davranmasını bekleyemezdim tabi ki. Ona söylemek istediğim her bir bilgi zihnimde zehirli ot misali sarıyordu beni. Onun o zehre dokunuşu da dikenlerimi çıkartıyor ve onu yaralıyordu.

Bana karşı kendini ve korkularını cesurca açacak kadar güçlü bir kadındı.

Ben tüm geçmişi konuşamayacak kadar zavallı bir adamdım.

Sen güçlü bir adamsın, Karanbey.

Başını kaldırdığında kapı aralığında dikilen beni fark etti.

"Kolay gelsin." Kapıyı tamamen araladığımda önündeki ve Melih'e gösterdiği kâğıdı bana çevirdi. Gözlerinde gizemli ve meraklı bir ifade belirmişti. Heyecanla konuşmaya başlaması az önceki kırgınlığını hızlıca bastırdığının kanıtıydı.

"Bunun dosyası boş neredeyse." Gözlerim elindeki fotoğrafa kaydı. İlker'in, Ali'yi çıkartan adamlardan biri olduğunu anımsıyordum. Herkes bön bön bakarken Ali'ye kalp masajı yapıp hayata dönmesi için çabalamıştı. "Bir yerden anımsıyorum. Ama bir türlü aklıma gelmiyor."

"Ali'nin sağ kolu gibi bir şeydi. Ali, ölünce bana sadık bir şekilde çalışmaya başladı." Kâğıdı çevirip baktı. Onu hatırlamaya çalışıyor gibiydi. Ona yakınlaştım, dizimi yere yaslarken boylarımızı eşitledim ve elindeki kâğıdı çekip aldım.

İlker asla sorun çıkarmamıştı ve Ali'nin yanında oluşundan dolayı şüpheli olmadığını gözüm kapalı söyleyebilirdim. Ama Namık içinde aynısını düşünürken ihanetiyle yüz yüze gelmiştim. Aynı hatayı tekrarlamayacaktım. Kâğıdı şüpheliler arasına koydum.

İlker, Ali'ye sadıktı ve artık sadakat sorguladığım ilk şeydi.

"Evde çalışan çok fazla adamın var." Eliyle kâğıt yığınını gösterdi. O bu eve geldikten sonra adamları iki katına çıkarttığımı bilmiyordu. "Bu kadar adama rağmen o gün nasıl Faruk'u öldürmeye teşebbüs ettiler? Evin her yerinde kamera var. Ayrıca sen evdeydin. Hemen üst kattaydın-" Duraksadı, yığını karıştırıp Namık'ın fotoğrafının olduğu kâğıdı buldum. O gecenin detaylarını anlatmadığım için soru işaretlerine sahipti.

"Namık içeri aldı ama Douglas buna engel olurken kavga çıktı."

"Bunu Douglas mı anlattı?" Kaşlarımı çattığımda merakla bana bakmaya başladı. "Revirdeki kameraya baktın mı?" O gece devre dışı bırakılmıştı. "Belki de o gün şans eseri bozulmuştur." Kaşlarını kaldırdı. "Görgü tanığı bir tek Douglas."

"Ne demeye çalışıyorsun?"

"Bir şey demeye çalışmıyorum. Olayı anlamaya çalışıyorum." Douglas'ı yalanla mı suçluyordu? "Bana öyle bakma. Douglas'a bir şey demedim." Ama gözlerinden her şey belli oluyordu. Şüpheleniyordu.

"Kafandaki soru işaretlerini söyle bana." Parmaklarıyla oynamaya başlarken rahatsız bir ifadeyle bana bakıyordu. "Söyle hadi." Elimin tersini yanağına sürdüğümde parmaklarıyla oynamayı kesti. O konuştuğunda anlaşılır olanlardandı. Sustuğu zaman onu anlayamıyordum.

"Bu aralar anılarım gidip geliyor." Bu iyi haberdi. Elimi yüzünden çektiğimde derin nefes aldı. "Kaçırıldığım ilk zamanlara ait olduğunu düşündüğüm bir anı var. Maskeli ve yeşil gözleri olan takım giymiş bir adam depoya geliyordu. Eldiveniyle zipposunun üzerindeki sembolü hatırlayamıyorum ama," duraksadı.

"Ama?"

"Zippoyu üç kez parmağında çevirip yaktığını hatırlıyorum. Kapatıp tekrar tekrar aynısını yapıyordu." Zihnimde beliren tek bir düşünce vardı. Douglas düşüncelere daldığında veya gerginleştiğinde zipposunu parmaklarında çevirip açar ve kapatırdı. "Douglas bana İtalyan caposunun ailesi, yeşil gözlü olur demişti. Douglas'ın gözleri de-"

"Douglas, hain değil." Kaşları çatıldı. "Bu ihtimal dahilinde bile değil." Yerden kalktığımda kapıya yöneldim.

"Ya amaç Faruk veya ben değilsem. Ya asıl olay çok daha büyükse? Ruslar? İtalyanlar? Hatta Meksikalılar ile ilgiliyse?" Melih'in günler önce bana getirdiği belgeleri anımsadım. Babam boka batmıştı. Meksikalılar İtalyanların tahtını isterken aynısını babam Ruslar için istiyordu. Oradaki belgelerde bu yoktu ama gördüğüm her bir belgeyle babamın ne arzuladığını anlamamı sağlıyordu. Büyüklerden biri olmak istiyordu. Pazarın yarısından fazlasını yöneten olmayı arzuluyordu.

Kübra belgeleri görmeden dahi büyük bir problemin olduğunu anlayabilmişti.

Sana da böylesi yakışırdı Hakan.

"Ne gibi?" Ellerimi cebime koyduğumda yerden kalkıp karşımda dikildi.

"Babanla hatta tüm Türk masasına savaş açtın. Bunu dile getirmedin ama kimse senin dost olmadığının farkında. Babanın her yapacağı hamleye iyi veya kötü olmaksızın karışacaksın. Karışmanı istemiyor olabilirler mi? Olabilecek her neyse son veya bir başlangıç olsun, buna engel oluşuna engel olmak için dikkatini dağıtmış olamazlar mı?"

"Onlara engel oluyorsam beni öldürebilirler." İrkildi. "Babam beni öldüremez, ezmeyi tercih eder. Ama diğerleri? Babama engel olmamı istemeyenler niye benim dikkatimi dağıtmak yerine kökten ortadan kaldırmıyorlar?" Babam bu denli büyük bir işe bulaştıysa onun ricasıyla beni öldürmekten vazgeçeceklerini sanmıyordum. Dikkatimi dağıtıp babamdan uzaklaştırdıklarının farkındaydım ama sebebini bulamıyordum.

"Belki de asıl piyon babandır." Duraksadığımda Kübra bana bir adım daha attı. "Belki de amaçları sensindir." Bundan hoşlanmamıştım. Kaşlarımı çattığımda Kübra odanın içinde ileri geri yürümeye başladı. "Babanın dibe batması demek senin amacına ulaşman demek. Sen masanın lideri olursan da-"

"Masanın lideri olmayacağım." Kübra durdu. Öyle bir hayalim yoktu. Babamı devirdikten sonra siktirip gidecektim. Koltuğumu da Ferhat'a verecektim. Bunu yıllardır planlıyordum. Annemin bedenini, Ali'nin mezarının yanına gömecektim ve buralardan uzaklaşacaktım. Bu karanlığa yeteri kadar bulaşmıştım ve daha fazlasında asla gözüm yoktu.

"Bu da ne demek? O zaman...Öldürülürsün. Baban öldükten sonra lider olmazsan seni sevmeyen biri lider seçilirse o zaman öldürürler seni." İşimi hızlandırırdı. Bunu sevmiştim.

"Planım babam. Sonrasını sonra düşünürüm." Odasından çıkıp koridora adımladım. Kübra peşimden gelmedi. "Seçtiklerini Douglas'a göster, geliyorum ben."

"Beni dinlemiyor musun? Douglas bir şeyler gizliyor." Her zaman yaptığı şey buydu. "Sen güveniyor olabilirsin ama benim şüphelerim var. Madem umursamayacaksın niye anlatmamı istiyorsun ki?" Duraksadım.

"Umursuyorum." Omzumun gerisinden ona baktığımda suratı asılmıştı. Vücudumu tamamen ona çevirdim. "Umursuyorum seni Karım. Douglas'a güvenmiyorsan araştırmanı yap." Kollarını göğsünde çaprazladı. "Kaynaklar benden."

"Onun tarafındasın. Adil değil." Dudaklarımı kıvırdığımda gözleri dudaklarıma kaydı. Gülümsememden hoşlanmamıştı ama durduramıyordum kendimi. "Hem benim kaynağım var." Çenesini dikleştirip gözlerime dikti meydan okuyucu ifadesini.

"Kaynağın mı? Kim?" Omuz silkti.

"Bu seni ilgilendirmez." Melih'e mi danışacaktı? Ben buradayken başka bir adamın yardımını mı alacaktı? İtiraz etmek için ona bir adımla yaklaştığımda gözleri yakama kaydı ve kaşları çatıldı. Odasından çıkıp koridorda bana yaklaştı.

"Bekle. Gömleğinde niye ruj lekesi var?" Yakalarımı tutup görebilmek için beni kendine doğru çektiğinde ona doğru eğildim. "Bu koku senin kokun değil." Bakışları bana çevrildi, gözlerinde hayal kırıklığı vardı.

Buse'nin sarılışına daha hızlı engel olmalıydın Hakan.

"Karım-" Kübra yanımdan geçip odasına girdi. Yine mi beni dinlemeden kendi kafasındaki tilkileri besliyordu. Elindeki dosyayla odasından çıktığında önüne geçtim. Sola adımladığında yine onu engelledim. "Kafandaki tilkileri sustur."

"Kafamda beyin var, tilki değil. Çekil." Ona bu sözü açıklamakla ona Buse'yi anlatmak arasında kaldığım için duraksadığımda yanımdan geçip çoktan merdivenin basamaklarını inmeye başladı.

Odama girerken üzerimdekileri çıkartmaya başladım. Gömleği koklamaya çalıştım ama is kokusu dışında hiçbir kokuyu ayırt edemediğim gerçeği yüzüme tokat gibi çarptı. Ali'nin öldüğü günden beri uzun zamandır aldığım tek koku yanan odunun kokusuydu.

Kübra'nın kokusunu alabildiğim bir iki sefer olmuştu. Çiçek kokuyordu, hangisi olduğunu bilmiyordum ama is kokusunu bastıracak kadar ferahlatıcıydı kokusu. Lavanta gibi geliyordu. Onun yanında dolaşıp işlerimi evden yönetmemin en büyük sebebi buydu. Onun kokusu benim nefesim olacak kadar ferahlatıcıydı ve ödüllendiriciydi.

Üzerimde temiz kıyafetlerimi geçirirken elimi yüzümü iyice yıkadıktan sonra aşağı indim. Buse'nin sarılışını ona açıklamakla açıklamamak arasındaydım.

"Zeliha, annenin uyanmasına sevindim." Kübra'nın neşeli sesiyle oturma odasında Zeliha'ya sıkıca sarılmış onu gördüm.

"Bende sevindim Kübra Hanım. İki gündür iyi olduğundan emin oldum." Geri çekildiğinde Kübra'nın sıcak gülüşünü gördüm. Bu kadın bu kadar hızlı duygu geçişleri yaşarken nasıl bu denli kontrollü sakinlikte davranabiliyordu ki?

"Annen için tekrardan geçmiş olsun." Zeliha, Kübra'dan bir iki adım uzaklaşıp başını eğdi. "Sağ olun Karanbey."

"İzin kullanmaya devam edebilirsin." Başını kaldırdı ve mahcup bir ifadeyle başını salladı. "Diğer kız kardeşimin ara tatil zamanı olduğu için döndü. Bana ihtiyaç kalmadı. Çalışmaya hazırım." Kendisi bilirdi. Arkasını dönüp mutfağa girdiğinde Douglas'la çarpıştılar. Douglas ağzının içinde geveleyerek özür dilediğinde Zeliha'nın çoktan onun elindeki sargıyı fark etmişti bile.

"Douglas, ne oldu?" Haberi yoktu. Dokunmak için elini uzatsa da Douglas refleksle kolunu çekti. Douglas'ın ona dokunması için izin vermeyeceğini biliyordu.

"Douglas?" Bakışları bana çevrildiğinde Zeliha başını eğip mutfağa gitti. Çoktan ağladığını biliyordum. Başımla Zeliha'nın gittiği mutfağı işaret ettim.

"Sonra patron." Oturma alanındaki Kübra'ya yaklaştı. "Bakayım yenge." Kübra elindeki kağıtları uzattığında Douglas kalçasını koltuğun kenarına yasladı.

"O gün-" Beş fotoğrafı sehpaya bıraktı ve diğerlerini dosyaya tıktı. "Bunlar nöbetteydi." Sehpaya yaklaştığımda Kübra'nın tam karşısındaki koltuğa oturdum. "Şu ikisi de Namık'ı kontrol etti. Getirdiği ilaçları ve üzerinde silah vs. var mı diye?" Bakışlarım yedi adamda gezindi. Hepsi yıllardır yanımdaydı. Hangisinin bana ihanet etme potansiyelinde olduğunu düşünüyordum.

"Sende nöbetteydin." Kübra'nın cümlesiyle başını kaldırıp ona baktı Douglas.

"Nöbetteydim." diye onayladı onu.

"Kimseye güvenmiyorsun. Namık'ı yalnız mı gönderdin Faruk'u kontrol etmesi için?" Douglas'ı sorguluyordu. Douglas, bakışlarını bana çevirdiğinde boğazımı temizledim.

"Douglas, normalde-"

"Ona sordum, Karanbey." Kübra bakışlarını Douglas'tan bir an olsun ayırmamıştı. Sesindeki uyarıcı tonlama sesimi kesmemi sağlamıştı.

Siktir Karanbey. Siktir.

"Korumayla beraber gönderdim çünkü kameranın önceden kaydedilmiş görüntüyle dönüp durduğunu fark ettim. Faruk'un yanına gidene kadar hızlıca hangi korumanın olması gereken yerde olmadığını anlamam gerekiyordu. En son üst kata çıktım. O zaman Namık yaralanmıştı. Bana sorarsan ikisi arasında bir anlaşmazlık çıkmış olmalı." Gözlerimi kıstığımda Douglas bana döndü. Gözlerinde sorgulanmaktan keyif alan ifadesi belirmişti. Bana sorgulamayı Kübra yapsın derken amacını şimdi anlıyordum. Kübra, benim aksine buradaki herkese uzaktı ve onlarla yakınlık kurmadan sorgulaması daha net ve mantıklı oluyordu.

"Kameralardan sorumlu olan sen misin?"

"Normalde Faruk." Douglas'ın güldüğünü duydum. Karımla dalga mı geçiyordu? "Sorun o gece değil. Değil mi yenge? Beni sorgulamanın diğer sebebini öğrenebilir miyim?" Kübra'nın kendinden emin ifadesinin çatırdamaya başladığını gördüm.

"Karıma gülme Doug." Kübra bana çevirdi bakışlarını, ellerinin titreyişini gizlemek için parmaklarını birbirine kenetleyip kucağına bırakmıştı bile.

"Araya girme." Kübra'nın tersleyişiyle gülüşümü genişlettim. Manyak hoşuma gidiyordu.

"Yengeyle alay mı ediyorsun, Patron?" Kübra gözlerini kıstığında Douglas'ın arkasına yaslandığını gördüm. Normalde ortalığı karıştıran Faruk olurdu ama Douglas onun yerini aratmıyordu.

"İkinizde beni küçümsüyorsunuz." Kübra ayağı kalktığında dosyaları işaret etti. "Kendi haininizi kendiniz bulun." Büyük adımlarla mutfağa yöneldiğinde iç çektim. Konuşmaya alınganlık yapıp gitmesinden hoşlanmıyordum. Sözde evlilikte konuşan olacaktı ama sinirlenince konuşmadan çekip gidiyordu.

Bakışlarımı Douglas'a çevirdim. Yine zipposunu çıkartıp üç kez çevirip açıp kapattı ve hareketi tekrarlarken omuzlarındaki gerginliği gözlemledim.

"Anlat." Bakışları bana çevrildiğinde zippoyu avucuna hapsetti. "Anlat Doug." Benden Melih'i saklamıştı. Enrico'yla çalıştığımı bile bile onun adamını saklamıştı. Niye?

"Neyi?" Kaşlarımı kaldırdım. Tek kelime etmeden ona bakmaya devam ederken bakışlarını çekti. Konuşmadı. İnatçı. Dirseğimi dizime yasladım.

"Karımı rahatsız eden ne? Biliyorsun. O söylemese de biliyorsun, değil mi?" Öne eğildim. Zippoyu çevirirken bakışları etrafta gezdirdi. Capo ailesinden oluşunu da yaptıklarını da bir gün olsun gizlememişti. Enrico'nun kuzeniydi, aileden atılmış olsa bile. Herkes onu ararken ve o maskeyle dolaşırken bile benden kim olduğunu gizlememişti. Dürüst oluşundan şüphem yoktu.

Kimsin sen diye sorulduğunda benim yanımda çalışan Douglas olduğundan bahsederdi. Ona hangi aileden olduğunu sorduğumda, işte o zaman Capo kanı taşıdığını söylerdi. Cins bir cevaplama mekanizması vardı ve yıllarca buna alışmıştım. Daima ona sorulan soruları cevaplamaktan çekinmezdi, sadece doğru soruların sorulmasından emin olmak gerekiyordu, yoksa eksik cevap verirdi. Sorduğum kadarını cevaplaması onun sevmediğim tek özelliğiydi.

Dürüstlüğü Melih'e kadardı. Melih'le aralarındaki problemin nedenini asla bana söylememişti. Sorduğumda 'vardır bir nedeni' diyerek geçiştirmişti. İkisi arasında olan bir olay olduğunu düşünerek umursamamıştım. Şimdi Melih'in, Enrico'ya çalıştığını öğrenmişken nedeni anlıyordum.

"Burada konuşamayız." Oturduğum yerden ayaklandığımda derin bir soluk alıp kağıtları topladı, dosyayı eline alıp ayaklandı. Ceketimi üzerime geçirirken kapıyı açıp dışarı adımladım. Peşimden geldiğini biliyordum. Bahçedeki korumalara bakarak arka bahçeye yöneldim. Yakınımızda kimsenin olmadığından emin olduğum alanda durdum. Buradan evi gözetlerken bir yandan korumaları inceleyebilirdim.

"Kübra'yı tedirgin eden ne? Anlat bana. Eksiksiz istiyorum."

"İtalyan caposunun kızının kaybolduğunu duymuş muydun?" Douglas tam karşımda durduğunda gözlerimi kıstım. Halamın capodan olan kızının ortadan kaybolduğunu duymuştum. Babam, halamı öldürürken o kızın peşine düşmüştü ama çoktan öldüğü haberini almıştım. Babamın, İtalyanlarla işi bitmişti. Bu yüzden bu işi devralırken çekinmemiştim.

Enrico, babasının tahtına otururken kardeşinin intikamını almak istediği haberi de diğer haberler gibi kulaklarıma ulaşmıştı. Kimi zaman kardeşi yerine tüm bu düzenden nefret ettiği için tüm bunları yaptığı söylenirdi. Tüm bunlardan hangisinin söylenti hangisinin gerçek olduğunu bilmiyordum.

Enrico'nun yüzünü görebilen kimse hayatta değildi ve sanırım Douglas dışında onu bilen de yoktu. Bu yüzden niyetinin de kim olduğunun da bir sır olduğunu biliyordum. Onunla yıllardır çalışıyordum, yine de hep aracılarla konuşmamızı sağlamıştı.

Enrico Lorusso, bir hayaletti.

"Kimisi kaybolduğunu düşünüyordu. Bazılarına göreyse Enrico, babasını öldürürken kardeşini de öldürdü. Kardeşini aradığını düşünenler kadar kardeşinin intikamını almayı arzuladığını da konuşanlar var. Hangisi Doug?"

"Kız kardeşi kaçırıldı ve öldürüldü, diyenler var." Kaşlarım çatıldığında eve baktı. "Ama gerçek bu değil. Kız kardeşi kaçırıldı, evet ama kayboldu. Kaçıranların elinden kaçtı veya başka biri tarafından saklandı." Bakışları beni bulduğunda gözlerinde anlamlı bir ifade belirdi.

"Kübra mı kız kardeşi?"

"Hayır. Caponun kayıp kız kardeşi değil." Rahatladım.

"Kübra'nın bağlantısı ne?" Rahatsızca kıpırdandı.

"Babam, Kübra'yı Türkiye'ye getiren kişi." Douglas'a olan şüphelerinde haklı mıydı? Onu gözlemek için mi Türkiye'de kalmıştı?

"Bu yüzden mi benimle çalışıyorsun Doug? Onu gözetlemeye daha yakın olmak için mi?" Onun hayatını kurtardığımdan beri yanımdan ayrılmamıştı, Çetin evini gözetlemek için yanımda kalmak onu güvende tutardı. Dikkat çekmeden ve fiilen varlığını belli etmeden onu pekâlâ gözetlerdi. Başını hızla sağa sola salladı.

"Seninle çalışmak istememin sebebi sana bir hayat borçluyum. Benim eski caponun yeğeni olduğumu bilmene rağmen ifşalamadın. Senin arkanda olduğum kadar sende benim arkamdasın. Bu konudan şüphelenme Karanbey. Sana ihanet edeceğim ihtimalinde bile kendime sıkarım." Zippoyu gösterdi ve üzerindeki kartal sembolüne baktım. Capoluğun eski sembolüydü ve adamlarında olan, dövme veya herhangi bir objeyle bu sembolü taşıyan adamlar tanımıştım.

"Bunu niye anlatmadın bana?"

"Sormadın Patron." Ters bakışlarımla derin bir soluk aldı. "Başta onun o olduğunu bilmiyordum ki."

"Anladığın anda bana söylemeliydin."

"Sormadın."

"Siktir git, başlatma yine. Sormam mı gerekiyor lan? Kübra'yla ilgili her şeyi araştırıyoruz günlerdir. Az kalsın öldürülüyordun. Toplu iğne ucu kadar bile bilgi öğrendiğinde anlatacaksın tabi." Bağırışım yankılanırken birkaç koruma bakışlarını çevirdi.

"Dönün önünüze!" Adımlarımı ormana doğru ilerlettiğimde peşimden gelmeye başladı. Etrafta bir hain vardı ve öfkeyle bağırışlarım dinlenecekti. Bunu istemiyordum, barakaya girip kapağı açıp merdiveni basamaklarını geçerek antrenman odasına girdim. Üzerimdeki ceketi çıkartırken içeri girip kapıyı kapattı. Burada kimse konuşulanları duyamazdı.

"Kübra'nın ailesini biliyor musun? Yalan yok Gerardo." Maskesini çıkartırken yüzündeki her bir kas gerildi. Onun gerçek ismini söylememden hoşlanmazdı. Ona sinirlenmediğim sürece İtalyan kimliğini dile getirmez, görmezden gelirdim. Şu an öyle bir zaman değildi.

"Bilmiyorum."

"Baştan anlat her şeyi." Kalçamı ağırlıkların dizildiği standa yasladım. "En ufak detayına kadar anlat." Kübra ona bakarken güvenemediğini dile getirmişti. Belki de hissetmişti. "Baban niye Kübra'yı getirdi? Amacı ne?"

"Bildiğim tek şey babam eski Capo'dan intikam almak istedi. Amcam Riccardo'nun oğullardan hatta hâkimi olduğu Capo'luktan daha çok önemsediği iki şey vardı. Halan ve ikisinin kızları." Halamı öldüren babamdı. Kendi erkek kardeşi onun sonu olmuştu. Kızıysa amcası tarafından kaçırılmıştı.

Güç yüzünden kurban edilen kaçıncı kadındı halam?

İntikam uğruna hayatı mahvedilen kaçıncı kız çocuğuydu, Nadia?

"Babanın Nadia'yı kaçırmasıyla Kübra'yı alıp Türkiye'ye getirmesi arasında ne gibi bir bağlantı olabilir?"

"Babam onu kaçırdı çünkü Enrico'nun kız kardeşini babamdan kaçıran karındı." Gözlerimi kocaman açtım. Ne yapmıştı? Ellerimi kaldırırken söylediklerini hazmetmeye çalışıyordum. Ne demek Kübra, Enrico'nun kız kardeşini kaçırandı?

"Kübra kaçırıldığında on, on bir yaşlarındaymış Doug. Küçücük çocuk dört, beş yaşındaki başka bir çocuğu babandan nasıl kaçıracak? Kafayı mı yediniz?"

"Babam anlattı. Ölmeden önce söylediği buydu. Nadia'yı Rusya üzerinden Türk mafyasına teslim etmek için gönderdiği adam kızı kaybetmiş. Başka bir kız çocuğuyla ormanda kaybolmuşlar. İkisini ararken Nadia'yı değil de onu götüren diğer kız çocuğunu bulmuşlar. Kübra'ya. Soru sormuşlar ama aklı yerinde değil gibiymiş, Gözleri boşluğa acı çekiyormuş gibi bakarken gözyaşları yanaklarından süzülmeye devam ediyormuş. Tek kelime etmemiş." Kaşlarımdaki çatıklık artarken elimi alnıma sürttüm.

"Sonra?" Sabırsızlığım büyüyordu. Tüm bunları bana ilk fark ettiği andan itibaren anlatmalıydı.

"Babam kızı konuşturmak için..." Bakışlarını kaçırıp rahatsızca etrafa bakındı. "Kübra'yı konuşturmak için bazı ilaçlar vermiş. Babamın dediğine göre konuşamayacak kadar hissiz bakan çocuk ilaçtan sonra kaybolmuş bakıyormuş. İlaçların onun zihnini tahrip ettiğini o zaman anlamışlar. Ne adı ne kimin kızı olduğu ne de Nadia'yı nereye sakladığı...Hiçbir şeyi bilmiyormuş." Göğsümden koluma yayılan sızıyla birkaç saniye gözlerimi sıkıca yumdum.

Eğer zaten hafızasını kaybetmişse Haldun niye ilaç vermeye devam etmişti?

"Ümit Karan bu işe ne zaman girdi?" Gözlerimi aralarken Douglas omuz silkti.

"Onu Ümit Karan'a nasıl verdiğini bilmiyorum. Haldun'un daha önce bahsettiğin ilaçları baban fark etmeden nasıl verdiğini de. Babam öldükten sonra yaşananlara hâkim değilim." Babası bunları anlattıysa eğer, Enrico'da biliyor olmalıydı. Kız kardeşini aradığına dair söylentiler kulağıma çalınmıştı.

"Enrico, bunu biliyor mu? Yani Kübra'dan haberdar mı?" Birkaç saniye duraksasa da başıyla onayladı.

Enrico, karımın peşine düşecekti.

Enrico, çoktan onun peşindeydi. Melih onun adamıydı.

"Melih'in, Enrico'ya çalıştığını bana neden söylemedin?" Öğrendiklerimin şaşkınlığıyla birleşmiş bir öfkeyle konuşmaya başlamıştım. "Melih, hala ona mı çalışıyor? Kübra'nın peşindeler değil mi?" Melih'in ısrarla Kübra'nın yanındaki varlığına anlam verememiştim. Şu an taşlar yerine oturuyordu.

"Patron, bu Melih'e ait bir bil-" Öfkemi kontrol edemeden yumruğumu Douglas'un suratına geçirdim.

"Bana söylemeliydin!" Douglas, geri çekilirken bakışlarını eğdi. Elimi yüzüme sürterken odanın içinde ileri geri yürümeye başladım.

Enrico'nun adamı Kübra'nın yıllardır yanındaydı.

 

Enrico, karımın peşindeydi.

🖤

Bölüm nasıldı?

İnstagram: ayseilhanl / #karanbey

TikTok: ayseilhanli / #karanbey

 

Bölüm : 02.05.2025 20:56 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...