

Fatma Turgut - İkimizden Biri
Selammmmm. Ben geldim. Sizde hoş geldiniz.
Bu hafta iki bölüm geleceğini ve kısa bir ara vereceğimizi söylemiştim. (Gerçek hayat koşuşturmasında ihtiyacım olan bu :D) Umarım çok bekletmem sizi <3 Anlayışınız için teşekkürler ve keyifli okumalar <3
🖤
15. BÖLÜM - İHANETİN CEZASI I
KÜBRA
8 yıl önce…
Şiddet, filizlenen en korkunç dramadır. Eninde sonunda iki taraftan birinin sonunu kazan bir lanettir. Şiddetle ilk ne zaman tanıştım, hatırlayamıyor, hatıralarım ilk ne zaman benden alındı bilmiyordum. Bildiğim tek şey bu evde şiddetin beni hayatta tuttuğuydu. Ölmek istemiyorsam benden nefret etmelerini sağlayıp dayak yemeliydim. Ama aynı zamanda beni öldürecek kadar nefretlerini arttırmamalıydım.
Yaşamaya devam etmek için çabalayacaksam Bekir’in benden nefret etmesine izin vermeliydim. Onun sevgisi yoktu, takıntısı vardı. Beni istiyordu, biliyordum. Bu evde çocukluğumdan bugünüme kadar hapsolmuşken söz hakkım olmadığının farkındaydım. Birkaç hafta öncesine kadar hiçbir yolum yoktu ama artık yolumu bulmuştum. Haldun benden tiksiniyordu. Sanki bu evde kendi isteğimle yaşayıp Bekir’i baştan çıkarmaya çalışıyormuşum gibi nefret ediyordu benden. Oğlunun bir Rus ile birlikte olması ihtimaline bile katlanamıyordu. Hele ki hapsettiği kız çocuğuna saplantı duymasına anlam verememek onu delirtiyordu.
Haldun, Bekir’i benden uzak tutacak hamleydi. Sadece bunu biraz daha kesinleştirmenin bir yolu olduğunu fark etmiştim. Haldun, oğlunun hayatına veya yatağına girecek kadınlara bile karışıyordu. Buna da karışacaktı. Eğer onun sağ koluyla birlikte olursam benden iyice nefret edecek ve beni Bekir’e yasaklayacaktı. Çünkü tutsak bir Rus’un, sağ kolunun yatağına girmesiyle oğluna uygun kalitede olmadığını düşünecekti. Oğluyla aynı havayı almamı bile yasaklayacaktı, Haldun’u artık iyi tanıyordum.
Mide bulandırıcıydı. Ama denemeye değerdi.
Tüm yaptığım planların Bekir tarafından fark edilmemesini ummuştum. Yusuf’la birlikte olmanın onun eziyet çekerek ölmesiyle bağlantılı olacağını kestiremeyecek kadar kurtulmak istemiştim Bekir’den. Benim yüzümden canını almadan önce eziyet çektirdiği o anları seyrettirmişti bana.
Midem bulanıyordu ve aklımdaki düşüncelerim bulanıklaşarak düşünmemi engelliyordu. Önümde yatan ölü bedene bakmak ruhumu yaralıyor ve içimdeki kız çocuğunun saklanarak hıçkırmasına neden oluyordu.
Ağlamıyordum. Bana ne yaparsa yapsınlar ağlamazdım. İstedikleri o tatmini yaşamalarına izin vermezdim. Kazanabildiğim tek savaştı bu.
Biri ölmüştü. Bu evde Bekir’in bana dokunmasına izin vermemek için kullandığım biri öldürülmüştü. Canının yanışını seyretmiştim, onu öldüren Bekir’di ama kanı eline bulaşan bendim.
“Bekir!” Haldun’un sesini duyduğumda gözlerim hala Yusuf’un kanlar içindeki bedenindeydi. Yerde yatan Yusuf’a bakarken hissizleştiğimin farkındaydım. Ona karşı bir hissim olmamıştı ama yine de vicdan azabı duyuyordum. Benim yüzümdendi. Kendimi korumak için onu kullanmıştım. Sonu ölümle bitmişti.
“Ulan bitmedi mi senin şımarıklıkların? Sen kim oluyorsun da aptal bir kız için en güvenilir adamımı öldürüyorsun?” Aptal bir kızın hayatını mahvetmişlerdi.
“Baba dur. Öldüreceksin onu.” Hatice’nin çığlığıyla çenem titremeye başladı. Bekir’in arkasını kollayan bir babası vardı. Onu her türlü zarardan koruyan bir ablası vardı. Ben niye kendi kendimi korurken benimle beraber yanımdakiler de zarar görüyordu ki?
“Öldürüp rahatlayacağım. Bu kaçıncı adam? Lan sen bana bela mısın?”
“Güvendiğin adam onu yatağına aldı. Kübra’yı gözetlemesi için görev verdiğin adam ona dokundu.” Sesindeki saplantıyla zihnimdeki çığlıklar sustu, çenemi dikleştirip baktım onlara. “Buna izin vermem!”
“Siktir git, elimde kalacaksın Bekir!” Tokat attı.
“Sana söyledi-”
“Kes sesini!” Attığı tokat bir parçamın Haldun’un tepkisine umutla bağlanmama neden oldu. Bekir’i benden uzak tutacaktı. “İster buradaki tüm adamlar bunu yapar. Sana ne lan?!” Peş peşe tokat atarken hıncını alamayan Haldun öfkeli bakışlarını bana çevirdi. Çenemi dikleştirdim. Artık oğlu kendini gebertse bile beni ona vermeyecekti. Bunu görebiliyordum. İstediğim buydu.
“Baba, tamam.” Hatice, ikisinin arasına girerken endişeli bakışları babasındaydı. “Bir daha Kübra’ya yaklaşmayacak. Ben izin vermeyeceğim.”
“Abla,” Hatice, Bekir’e döndü. Bekir susarken Hatice, kaşlarını çatıp babasına döndü. “Bir daha ona yaklaşmayacak. Yemin ederim.” Haldun gülerek eliyle adamını gösterdi.
“O adam İtalyanlarla Ruslar arasındaki dengemi sağlamıştı. Kübra’ya yaklaşmışmış. Sen kimsin lan? Gerekirse sesini kesecek sen onlara itaat edeceksin it.” Tekrar Bekir’e adımladığında Hatice elini babasını engellercesine onun göğsüne yasladı.
“O kadına her yaklaştığında-” Başını salladı arkamdaki korumalara. Kollarımdan tutulup ayağı kaldırılırken beni tutanlardan kurtulmaya çalıştım. “Onu öyle bir dövdüreceğim ki gerekirse onu öldüreceğim. Yine de onunla bir geleceğin olmayacak. Anladın mı beni?!”
“Baba bu çözüm değil.” Hatice, geldiğinden beri ilk kez bana bakıp tekrar babasına dönerken onu sakinleştirmek için kolunu tutmaya çalıştı. “Onun zaten hayatını aldın. Neden daha fazla zarar vermen gerekiyor ki?” Sesindeki beni önemseyen tını, babasını veya Bekir’i bana karşı yapacakları hamleleri konusunda durdurmak içindi. Aşinaydım.
“Aptal kardeşin ondan uzak dursun diye onu öldürebilirim bile.” Beni tutan ellerden kaçmak için çırpınmaya başladım. Ölmek istemiyordum. Yaşayıp ailemin yanına dönmek istiyordum.
Sakin ol, korktuğunu belli edersen buna devam ederler.
“Oğlunun ilgisini ister gibi bir halim mi var?! Israrcılığından en az senin kadar tiksiniyorum. Bana bu kadar kafayı taktığı için onu gebert.” Haldun bana adımladığında Hatice önüne geçmeye çalıştı. Hatice’yi kolundan tutup Bekir’e doğru ittiğinde ablası düşmeden tuttu onu. Haldun daha da yaklaştı.
“Senin kuyruk sallamaların bana kaç adama mal oldu, biliyor musun?” Çenemi tutup başımı sarstığında kaşlarımı çattım. Bu cehennemden kaçmak için çırpınırken en son düşüneceğim şey bir adamı hayatıma almak olurdu. Buradaki her bir adam benim esaretime destek olmuş kulaklarını bana kapatmışlardı. Ben bu evde görülmüyordum, duyulmuyordum.
Oğlunun yıkımlarının suçlusu nasıl ben olabilirdim ki?
“Adamlarında oğlun gibi orospu çocuğu o zaman.” Yanağımda çarpan tokatla gözlerimi sıkıca kapattım.
Sakın ağlama, adın her neyse. Ağlama.
“Kızı götürün. Ölene kadar dövün ama ölmesin.” Gözlerimi araladığımda çenemi sarstı. “Bu evde patron benim ve sorun çıkaranlardan da hoşlanmam.” Sorun çıkaran Bekir’di ama dayağı ben hak ediyordum.
Haldun, Bekir’in yaptıkları için beni cezalandırmaktan bıkmamıştı. Ölen her adamını öldüren benmişim gibi davranırken Bekir asla durmuyordu.
“Baba, Bekir’in yaptığı bir şeyin cezasını ona kesemezsin.” Hatice bize yaklaştığında Haldun, çenemi serbest bıraktı.
“Evet yapabilirim. Onun acısı Bekir’e bir ders olacak. Sonraki adımım onu öldürmek olacak.” Başını Bekir’e çevirdi. “Ona yaklaştığın gün Kübra ölecek. Dene.” Bekir’in kaşları çatıldığında Haldun başını salladı. “Kızı götürün.”
“Oğlunun manyaklığının bedelini bana mı ödetiyorsun? Ublyudok. YA nenavizhu i tebya, i tvoyego syna.” Orospu çocuğu seni. Oğlundan da senden de nefret ediyorum.
KARANBEY
Günümüz
Gözlerim kana susamıştı ve Bekir’i öldürecek kadar öfkeyle dolup taşıyordum. Karıma elini uzatmıştı. Kısa da olsa karımın saçına elini dolamıştı. Sikerler.
Kübra saçını uzatmak istemişti, korumamı dilemişti. Arkamı döndüğüm ilk fırsatta onun saçlarını çekerek canını yakmışlardı. Zihnimdeki tüm sesler susmuş tek bir düşünce yanıp sönüyordu.
Kübra’nın saçlarına uzattığı eli kırmak yetmezdi. Kan görmeliydim. O eli hançerleyip kanını akıtmalıydım.
Elimi cebime atarken hançerimi çıkardım. Karıma uzattığı elini zaten kırmıştım, yine de hıncımı alamayıp yere yasladım, hançeri tam ortasına sapladığımda bağırışı bahçede yankılandı.
Kimse. Karıma. Dokunamazdı.
Kafam silah yaslanması umurumda değildi, beni durduran karımın, babamın adamlarından birini haklayıp bacağındaki hançeri çekerek, görüş alanımdan çıkmasıydı. Nereye gitti bu deli?
“Kocama uzattığın silahı indir.” Omzumun gerisinden başımı çevirdiğimde onu gördüm. Haldun’un boynuna hançeri yaslamıştı ve gözlerinde şeytanı bir parıltıyla boştaki eliyle Bekir’in ona yaptığını yapıp saçlarını çekiyordu. “Silahını indir, dedim. Ty, sukin syn.” Hasiktir.
Öfkem hızla dağılırken yerini keyifli bir gurura bıraktı. Kübra Karan, kıçımı kurtaracak kadar gözü karaydı. Karım hoşuma çok fazla gidiyordu.
“Herkes silahını indirsin!” Korumalardan birinin Kübra’yı hedef aldığını gördüm. Babamın bağırışı bakışlarımı onlardan ayırarak Bekir’in takımının mendiliyle elimi silmeye başlamama neden oldu. Niye bu kadar kan akıyordu ki? Alt tarafı ufak bir dokunuş yapmıştım.
“Merak ettiğim bir şey var.” Kanlı mendili Bekir’in üzerine attım ve yerden doğrulmak için yavaşça hareketlendim. “Toplantılara silah getirmek yasak değil miydi?” Kübra’nın elindeki hançerdi. Hançerler silahtan sayılmıyordu. Bu yüzden kuralı çiğneyen bir tek Haldun’du.
“Kan akıttın. Beynini uçurmam için hakkım var.” Bir bok yapmaya hakkı yoktu. Oğlu karıma dokunmuştu ve öldürmediğime dua etmeliydi.
“Karıma dokunan olursa ne olacağını masada tüm liderlere anlatırken orada değil miydin? Oğlunu eğitemiyorsan samanını ver, eve bağla.” Tamamen ayaklandığımda Haldun’a döndüm. Bir adım yaklaştığımda namlunun alnımın tam ortasındaki rahatsız baskısını hissettim. Kübra tereddüt dolu bakışlarla bana bakarken başımı hafifçe sola yasladım. Haldun’un korkusunun sahibi oydu, bunu göremeyecek kadar benim için endişeleniyordu.
“Bu şekilde mi cezanı kesiyorsun? İki kardeşin arasındaki soruna ne zamandan beri dahil oluyorsun?” Babam benim Kübra’nın hapsedilmiş olduğunu bildiğimi ona söylememişti anlaşılan.
“İki kardeş…” Dudaklarım tehlikeli bir gülüşle genişlerken göz ucuyla Kübra’ya bakarken göz kırptım. Soğukkanlıydı ve hedefi Haldun’muş gibi tetikteydi. Gözlerindeki en ufak korku, Haldun’un cümlesiyle yok olmuş yerini tiksinmeye bırakmıştı.
“Biz bir aileyiz, Haldun.” Bakışlarım tekrar onu buldu. “Aile içinde akan kanın lafı olmaz diye düşünüyorum.” Annem ondan yardım isterken ona arkasını döndüğü zamanları anımsamak kanımı kaynattı. Aile arasındaki sorunu aile içindekiler çözer, demişti. Karım benimdi ve sorunu çözüyordum, canını sıkan neydi ki?
“İndirin silahınızı!!” Babamın daha da yaklaştığını gördüm. Kübra’ya silah doğrultan korumalar silahını indirse de Haldun bunu yapmadı. “Evimde bu saygısızlığa izin vermiyorum.” Babama çevirdim bakışlarımı. Hala anlamıyor muydu? Onu umursadığımız falan yoktu.
“Silahını indir.” Kübra’nın sesiyle Haldun’un yüzündeki her bir kas gerildi. Ondan nefret ediyordu. Bunu göstermekten asla çekinmiyordu. Piç.
“Beni ortalama ne zaman öldüreceksin Haldun? Oğlun geberiyor.” Haldun’un bakışları yerde kıvranan oğluna kaydı. “Annemin bastığı topraklarda birini öldürmeyeceğime yemin ettiğim için şanslısın.” Kübra’nın varlığı öfkemi bastırmamı sağlıyor, sakinleştiğim için kendimi durdurabiliyordum.
Bu durdurmuş halin mi Karanbey?
“Haldun! Oğluma doğrulttuğun silahı indir.” Babamın otoriter ses tonuyla Haldun bocaladı.
“Önce o başlattı. İki kardeşin kavgasına girilmez.”
“Bildiğimiz gerçeklere yalanla devam mı edeceksin? İkimiz de biliyoruz, onu hapsettiğini.” Onun duyabileceği tonda konuştuğumda irkildi. “Bir daha kardeş olduğu yalanını bu kadar rahat söylersen dilini kopartırım.”
“Babanla anlaştığını da anlattı mı?”
“Her şeyi anlattı, senin yaşattıklarının çoğunu biliyorum Haldun. Annem dışında başka birine daha sessiz kalışın ve eziyet edişin şaşırtmadı.” Bakışları annemden bahsetmemle yumuşadığında kaşlarımı çattım. Annem söz konusu olduğunda bakışlarında aynı bakış belirirdi ve bundan nefret ediyordum.
“Ben sıkıldım.” Kübra, elindeki hançeri daha derine bastırırken Haldun elindeki silahı bırakıp elini iki yana açtı. “Bıraktım silahı. Bırak.” Öfkeli homurdanması Kübra’nın onu bırakmasına neden oldu. Hançeri sıkıca tutmaya devam ediyordu.
Haldun geriye adımlarken ikimize hiddetli bakışlarını atmaktan çekinmemişti. Bakışları bir anlığına yerdeki silaha kayarken hızla yere eğildi, Kübra benden önce diz çökerek elindeki hançeri Bekir’e yaptığım gibi Haldun’un eline sapladı.
“Sıkıldım dedim sana.” Haldun, Bekir’in aksine bağırmadan dudaklarını birbirine bastırdı, Kübra’yı öldürecekmiş gibi bakıyor olmasına rağmen Kübra silahı alıp yerden kalktı.. Şaşkınlıkla ona bakarken silahı bana verdi.
“Artık işin bittiyse eve gidelim mi?” En az benim gibiydi, deli ve sınır tanımıyordu.
“Seni oros-” Kübra, benden önce davranıp dirseğini Haldun’un burnuna çarptığında kaşlarımı yukarı doğru kaldırdım. “Kadınların yanında küfretme diye seni uyardılar.”
“Bu saçmalığa bir son verin. Evimde buna müsaade etmem.” Babam, tam yakınımda dururken kaşlarını çatmış bir şekilde yerdeki Çetin’leri inceledi.
“Haldun Çetin’in masada silahı olduğunun farkında mıydın?” Osman konuştuğunda babam hızla ona döndü. Kontrolünü kaybediyordu, tıpkı benim bu gece yapmamı arzuladığı gibi.
“Önce Meksikalı meselesi şimdi de bu. Silahın olduğu ortama ailemi niye getirmeliyim, Ümit Karan? Silahım olmadan silahı olanların bana silah doğrultmasına izin vererek senin boktan bir lider oluşunu kanıtladın.” Mensur konuşurken çıkışa yöneldi.
Liderlerden birkaçı daha bir şeyle söyleyip giderken bahçede Yılmaz ailesiyle yalnız kalmıştık.
“Bu sorunu çıkarmak zorunda mıydın?” Her zamankinden çok daha yorgun ve tükenmiş ses tonuyla konuşmuştu. Sinirlenemeyecek kadar tükenmiş haline bayılıyordum.
“Karıma dokunanların bedel ödeyeceğini senin liderliğini yaptığın masada gayet net bir şekilde açıklamıştım. Onları öldürmedim,” Ona bir adım yaklaştım. “Annem ve Ali’nin hatırasına saygım var ve bu ev bir dönem onlara aitti. Senin yaptığın gibi karanlığımı buraya katmayacağım. Ama söz en kısa sürede onları öldüreceğim.” Kübra’ya çevirdim bakışlarımı, elimi uzattığımda boştaki elini elime bıraktı ve Haldun’un üzerinden atlayıp yanıma geldi. Kübra’nın elindeki silahı alıp belime taktım.
“İkinizde kiminle uğraştığınızı bilmiyorsunuz.” Onu umursamadan Bekir’in eline sapladığım hançerimi çekip aldım. Bekir sırt üstü yere düşerken yaralı elini tutup kıvrandı. Aynısını Haldun’a yaparken göz ucuyla bahçedeki korumalara baktım.
“Sende bilmiyor gibisin.” Hançerdeki kanı Haldun’un ceketine sürdüm. Hançeri komple ateşe atıp yok etme ihtiyacı duyuyordum. Hançeri kılıfıma geri gizlerken doğruldum. “Bugün getirdiklerinin sana müttefik olmasını istiyordun. Ama hata üzerine hata yaptın. Sanırım ilişkilerin sallantıda.” Tam karşısında durdum. Sinir her bir zerresine bulansa da elleri cebinde sakince bana bakmaya çalışıyordu. Güzel. Bu onun iplerinin kopmaya yaklaştığı anlamına geliyordu.
Babamı umursamadan elimi Kübra’nın beline kaydırıp desteklediğim sıra göz ucuyla Çetin ailesinde göz gezdirdim. Birini ben diğerini karım indirmişti. Bu durum manyak derecede hoşuma gidiyordu.
"Aile toplantısı için kan akıtmak mı? Daima beni şaşırtıyorsun Karanbey." Ferhat Yılmaz, bana adımlayıp yerdeki kargaşaya kısa bir süreliğine bakarken iç çekti. Aile toplantısı falan değildi. Babamın yandaşlarını da alarak etrafa gülücükler saçmak adına yaptığı aptal bir yemekti. Onun lehine olacağını düşünmüştü ama oklar ona çevrilmişti bile.
"Neyse ki kan dökülmeden karnımı doyurdum." Bakışları babama kaydı. "Biftek lezzetliydi. Aşçın tarifi benim aşçıma verir mi dersin?" Babamın onu öldürmek isteyen bakışlarını umursamadı. Ferhat Yılmaz'ın umursadığı tek şey kardeşleriydi. Onun için dünyanın geri kalan kısmı, sorun haline getirebileceği kadar önemli değildi.
"Söylemek istediklerimi söyleyip evime gitmek istiyorum. Bir daha ticaretime Meksikalı birini bulaştırırsanız oğlunuzun beni durdurmasına izin vermeden sizi gebertirim ve sonrasında yaşanacaklar umurumda bile olmaz.” Babam onun ceketine uzandığında Ferhat birkaç adım gerileyip tebessüm etti.
“Misafir geldiğim evin sahibini öldürmek gibi bir saygısızlığı yapmayı tercih etmesem de sakın sınırımı zorlamayın. Yemek için teşekkür ederim." Omzunun gerisindeki Burhan'a bakıp başıyla gitmesi için işaret verdi.
"Karanbey," Bakışlarını benden Kübra'ya çevirdi. "Karan Hanım." Arkasını dönüp Burhan'la arabaların olduğu garaja adımlarken uzaklaştılar.
Karan Hanım mı?
"Ona hançer mi verdin? Ne için?" Babamın sesindeki sert tonlama Kübra'nın hançerle içeri girip sağ kolunun boynunu az kalsın kesecek olmasından mutlu olmadığını gösteriyordu.
“Korkma seni kendime saklıyorum.” Göz ucuyla Kübra'ya baktığımda gözleri yerde kıvranan Çetin ikilisindeydi. Onların yerde oluşunu, garip bir tatmin duygusuyla izlerken bir yandan ellerinin titrediğini kolumun üzerindeki elinden hissedebiliyordum. Onu, uzun bir süredir istismar eden iki adamım bu denli acı çekmesi ve bunda büyük bir payının olması onun tüm sinir sistemini çökertecekti. Kriz geçirmesi an meselesiydi.
Onu buradan uzaklaştır Hakan.
"Hadi gidelim Karım." Kübra'nın bakışları benimkilerle buluştuğu anda rahatladı ve başıyla beni onayladı. Babamla daha fazla konuşmak için hevesli olmadığımdan arabamın olduğu kenara doğru yürümeye başladık.
"Onu yaralamam senin için bir problem oluşturur mu? Sadece kibirli konuşmasından bıktım." Derin bir soluk alıp verdi. "Onu bıçakladığım için kötü bir şey olur mu?" Olumsuz bir ses çıkarttım, hala eli titriyordu.
"Kübra Karan, olarak yapman gerekeni yaptın. Ne demiştim sana? Hatırlıyor musun?" Açılan araba kapısından içeri girmesi için bekledim. Gözlerini kırpıştırarak birkaç saniye duraksadı. "Karım ne yaparsa yapsın gözlerini kaçırmadan ve başını eğmeden omuzları dik bir şekilde ne isterse yapabilir. Özgürce."
"Sadece Haldun'un canının yanmasını istedim." Canının çok fazla yandığına emindim. Ve bu beni üzmek yerine mutlu ediyordu.
"Kızmadın mı?" Kübra'nın cesaretle yaptığı şeyden bile pişmanlık duyup cezalandırılacakmış gibi korkmasının en büyük sebebi o piçlerdi. Kübra'nın, Haldun'u yaralanmasına sinir olmuyordum. Sinirlerimi bozan tek şey karımın, özgürken bile onlara esirmiş gibi korkuyor oluşuydu.
"Canının istediğini yaptığın için mutluyum." Göz kırptım. "Çoğu zaman yaptığım bu ve tam da bana layıksın." Yanaklarında kendini gösteren bir pembelik belirdiğinde bu evden her ayrıldığımda hissettiğim o tarifsiz ağırlık hafifledi.
"Evimize gidelim." Bunu dile getirdiğinde elimdeki hançerini alıp bacağındaki kayışa geçirdi ve kaçarak arabaya girdi. Evimi, ailesine kavuşmadan önce duraksadığı bir güvenli bölge olarak gördüğünü biliyordum. Yine de 'evimiz' deyişi göğsünde garip bir sızının artmasına sebep oldu.
Arabaya binerek uzaklaşmak istiyordum buradan. Eskiden yuvam olan bu karanlık evin hissettirdiklerini silebilmek için Kübra’nın olduğu evime gitmek için can atıyordum. Orası siyah değildi. Kübra'nın yanağındaki pembelik kadar renkliydi, sıcaktı.
Arabaya binmek için hamle yaptığımda Bekir’in korumanın biri tarafından arabaların olduğu tarafa getiriliyor olduğunu gördüm. Arabaya girmeden göz göze geldiğimizde acısını büyük bir nefretle seyretmeye başladım.
“Sıradaki sensin.” Güç bela konuşurken elinden akan kan üzerine bulaşıyordu. Gözleri arabanın camına kaydı, Kübra’yı göremezdi. Araba camları filmle kaplıydı.
“Kocana anlatmadın mı? Yusuf ve Melih’ten sonra yatağını ısıtacağın adama da söylemelisin geçmişini.” Kaşlarım ağır ağır çatılırken Bekir’in bakışları beni buldu. “Korumalarına dikkat et. Kübra’nın listesi kabarık.”
“Oğlum canını mı alayım istiyorsun lan?!” Ona doğru yöneldiğimde babamın adamları önüme geçti. “Dilini mi koparayım Bekir?!” Bağırışım yankılanırken Bekir’in acısına rağmen kahkaha attığını gördüm. Arsız piçin tekiydi.
“Sor ona. Doğru söyleyeceğimi anlayacaksın. Yusuf’u niye öldürdüm sanıyorsun?” Haldun’dan para kaçırıyor denilmişti. “Sor Kübra’ya. Yusuf niye öldürdüğümü sor? Melih’i hangi sebeple öldüreceğimi sor!” Bekir’in gözlerindeki bakış tamamıyla saf kıskançlıktı.
“Seni gelecekte neden öldüreceksem o sebeple öldürdüm Yusuf’u.” Arabaya baktı. “Benim olana yaklaştınız, dokun-” Sikerler.
Beni tutan adamı itip Bekir’in üzerine atladığımda kimse onu benim elimden alamazdı. Yumruğumu suratına geçirirken öfkem dilimde ve bedenimde zehrini akıtıyor gözümü karartıyordu.
“Patron?” Siktir git Doug.
“Öldüreceksin.” Yumruğumu tutarken Bekir’in üzerinden kalkmama neden oldu. Douglas’ın beni arabaya çekiştirmesine engel olmayacak kadar güçlüydü piç.
“Bırak beni. Öldüreceğim zaten.” Bekir’e tekrar yönelmeye çalıştığımda Douglas beni daha kuvvetle geriye doğru itti. Geriye sendelerken gözlerim Kübra’yı gördü. Arabanın kapısının olduğu kısma oturmuş elini göğsüne yaslamıştı. Korku dolu bakışlarla Bekir’e bakıyordu.
Sor Kübra’ya. Yusuf niye öldürdüğümü sor? Melih’i hangi sebeple öldüreceğimi sor?
Gözlerinde korkunun haricinde gerçekleri duymaktan tiksindiğini gösteren bir ifade belirmişti. Bekir’in söylediklerini öğrenmemi istemiyor gibiydi.
Gözlerimi sıkıca kapatırken sakinleşmeye çalıştım.
Bekir itine güven olmazdı.
Zihnimdeki tilkilerin beni kışkırtmasına güven olmazdı.
Karanbey’in öfkesine güven olmazdı.
KÜBRA
Bekir’in söylediği her bir cümle zihnimde tekrar tekrar yankılanırken yanımda gerginlikten her bir zerremi geren adamla tek kelime etmeden geçirmiştik yolculuğu.
“Bir erkek, asla şüpheyle yaşamaz. Hele Karanbey, asla.”
Geçmişimi hatırlamak isterken niye hatırlamak istemediğim detayları hatırlamak zorunda bırakılıyordum ki? Kim olduğumu, adımı, ailemi bulamayacaksam hatta hatırlamayacaksam bile on dört yılı unutamaz mıydım?
Araba durduğunda Hakan’dan önce inerek eve adımlamaya başladım. Niye her şey benim için tam da iyileşmeye başlarken tekrar acı verecek raddeye geliyordu ki?
“Kübra.” Hakan’ın sesindeki tonlama merdivene yönelen adımlarımı durdurdu. “Konuşacağız.” Sesindeki hiçbir duygu yoktu, buz gibiydi ve onun bu soğukluğu bedenimi titretmişti. Korktuğum içindi, ondan değildi bu korkum. Bekir’in söylediklerinin hangisine inanmıştı? Karanbey ona inanır mıydı?
Ona çevirdim bedenimi. Hakan’ın gri gözlerindeki ifadesizlik nefesimi kesiyordu. Konuşmadan bana bakmaya başlarken ne konuşacağımızı gayet iyi bildiğimden susmuştum onun gibi.
“Kübra,”
“Bana Kübra demeyecektin. Onların verdiği isimdi hani.” Ellerim titrerken tırnaklarımı avuç içime batırdım. Bana bir adım yaklaştığında refleksle geriye adımladım. Ondan korktuğumdan değildi, sadece anlamaya çalışıyordum. Bekir’e inanarak yakıp yıkacak mıydı?
“Bekir’in anlattıkları doğru mu?” Söylediklerimi umursamadan sormuştu. Gözlerini okuyamıyordum, ona inanıp inanmadığını göremiyordum. “Bekir’in söyledikleri şeyler gerçek mi?” Gerçek suratıma tokat gibi çarparken birkaç adım daha geriledim.
Ona inanıyordu.
Bekir’e inanıyordu.
O evde yaşadıklarım Hakan’ı ilgilendirmez, diye bağırmıştım ve yalan oluşu şu an hissettiğim duyguların hüsranıyla tescillenmişti. Hayatımı cehenneme çevirmiş adama inanıyordu.
“Sen…Sen ona inanıyorsun.” Nefesim kesilirken hissettiğim hayal kırıklığı kulaklarımın uğuldamasına neden oldu. “Ona inandın.” Gözlerim yanarken gülmeye başladım.
“Kübra-”
“Benim adım Kübra değil!” Bağırışım on dört yılın hayal kırıklığından çok daha hayal kırıklığı olan adama inattı. Bana inanmamıştı. Bekir’in anlattığına inanarak doğruyu duymak istiyordu.
“Ben Kübra değilim. Adım yok benim.” Sesimdeki çaresizlikten tiksinmiştim, gri harelerin ifadesizliğinden nefret etmiştim. Ben Bekir’den daha az güvenilir miydim? Bekir onun düşmanıydı. Nefret ettiği adamdı. Ona inanıp yanındaki bana mı güvenmiyordu? Ben onun düşmanı bile değildim. Nasıl inanmazdı?
Geldiğim andan beri ona yalan söylememe rağmen onun söylediğine mi inanıyordu?
“Bekir’in anlattıkları doğru.” İşaret parmağımı kaldırıp onu göğsünden ittim, yerinden kıpırdamadı. “Ne anlattıysa hepsi doğru.” Değildi, inanmayı tercih ediyorsa doğru kabul ederdim. Ona inanıyorsa benim doğrularımı öğrenmeye hakkı yoktu.
“Ona inanmıyorum.” Bakışları ağır ağır yüzümde gezindi.
“Yalan söyleme. Bir erkek kuşkularla yaşayamaz, değil mi? Sorman lazım. Acaba sorusu aklında kalmamalı.” Kalbim o kadar ağrıyor ve nefesim kesiliyordu ki kolum kanadım kesilmişte kırık bir kafese kapatılmış gibi hissediyordum. Kafesten çıkacak kadar özgür, esir kalmaya devam edecek kadar çaresiz…
“Anlat bana orada yaşadıklarını. Paylaş benimle.” Hak etmiyordu.
“İnan. Ne dediyse inan. Bende böyle bir kadınım işte.” Kaşları çatılırken gözlerindeki öfkenin yerini alan pişmanlıkla ilgilenmiyordum. “O evde yaşadıklarımın da yaptıklarımın da tek birinin bile hesabını hiçbirinize vermeyeceğim. Neye inanıyorsan, doğrudur. İnan.” Arkamı döndüğümde kolumu tutup beni kendisine çekti.
“Bırak!”
“Ona inanmıyorum!” Benim gibi bağırdığında kolumu çekiştirip ondan uzaklaşmaya çalıştım.
“Yalan söyleme.” Omzunu ittim, kolumu serbest bıraktı. “Bekir’in anlattıkları doğru mu, dedin.” Sırtı duvara çarpana kadar onu omuzlarından ittiğimde bana engel olmadı. “Sen ona bile güveniyorsun, inanıyorsun. Bana niye bu kadar kolay inanmıyorsun ki?” Cümlelerim kesilse de yanaklarımdan süzülen yaşları durduramıyordum.
“Beni niye hiçbiriniz görmüyorsunuz? Niye duymuyorsunuz?” On dört yılın hayal kırıklığı, çaresizliği, yenilgilerin yaşattığı tüm o hüsran, Hakan’ın bir sorusuyla dağılışımı tetiklemişti. Kızdığım Bekir’di, Haldun’du, Ümit’ti, hapsolmama neden olan kim varsa onlardı.
Hakan’aysa kırgındım. Kalbimde kanayan yaradan oluk oluk kan akıyordu, bunu yine ve yeniden yalnızca ben hissediyordum. Beni duymuyor, görmüyor diye bağırdığım adam bir kez mezarlıkta görmüştü ve yardım istemeden alıp çıkarmıştı o evden beni. Şimdi niye beni hiç görmemiş gibi davranıyordu. Niye bu kalbimi Bekir’in bile başaramadığı kadar paramparça ediyordu.
“Ben yaşadım o cehennemde. Beni sorgulamaya hanginizin hakkı var? Geçmişimi ve yaptıklarımı ben sorgulamıyorken sen kimsin sorguluyorsun? Canımı yakmaktan çekinmemiş hala kabuslarıma giren ona inanıyorsun. Seni kandırdım mı ben? Bana inanmayacağın ne yaptım da nefret ettiğin adamın söylediğinin doğruluğunu teyit etmek için beni sorguluyorsun?”
Bakışlarındaki pişmanlık yüzündeki afallayış…Hiçbiri umurumda değildi.
“Bana açıklamadığın bilinmezliklerle dolu bir geçmişin var. Ne yaptığın değil ne yaşadığını umursuyorum.” Artık ben umursamıyordum. Onun düşüncesini de sesindeki sıcaklığı da artık umursayamıyordum.
“Hata yapan kendini açıklar demiştin. Ben hata yapmadım ve bir açıklamayı hak edecek en son kişisin.” Arkamı dönüp merdivene yönelirken basamakları çıkmaya başladım. Tuttuğum hıçkırığım dudaklarımdan sıyrılırken odama girene kadar ağlamayı reddediyordum.
“Bir erkek, asla şüpheyle yaşamaz. Hele Karanbey, asla.”
“Allah belanı versin Bekir.” Kapının ardımdan kapatırken kapının önüne çöktüm. Dizlerimi kendime çekerken yüzümü dizlerime gömüp ağlamaya başladım.
Elimde Yusuf’un kanı vardı, yaptığım hatanın bedelini canıyla ödemiş biri vardı. Gözümün önünde öldürülmüştü.
Kime sığınırsam ya yanıyordu ya da beni yakıyordu. Her halükârda yanan ve acı çeken bendim. Artık yanan olmaktan yorulmuştum. Bitmiştim.
Hıçkırıklarım göğsümde şiddetle çarpan kalbimin kırıklıklarından süzülüyordu dudaklarıma. Elimi dudaklarıma kapattım, ağlamamı durdurmaya çalışıyordum ama olmuyordu. Çetin evinde ağlamadan duygusuz kalabiliyordum. Burada bunu niye yapamıyordum?
Hakan’ın verdiği özgürlük canımı çok yakıyordu.
Buz gibi olmak her duyguyu yaşamaktan çok daha kolaydı. Acılarımı bile kabul edecek özgürlüğüm vardı. Ağlayacağım, kahkaha atacağım, bağıracağım…Özgürce yaşayacağım duygular canımı çok yakıyordu.
Özgürce hissettiğim her duygu hayal kırıklığıyla ruhumu yaralıyordu.
🖤
Bölüm nasıldı?
Aklınıza takılan ve gelecek bölümde merak ettikleriniz neler?
İnstagram: ayseilhanl / #karanbey
TikTok: ayseilhanli / #karanbey
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 136.26k Okunma |
7.78k Oy |
0 Takip |
59 Bölümlü Kitap |