

🎵 Camila Cabello - Shameless 🎵
Selammmmm. Ben geldim.
Nasılsınız? Neler oldu hayatınızda?
Alıntıda uyarmıştım ancak tekrar uyarayım. Bu bölümde +18 sahneler yaşanacak ve başına sonuna ⚡ (yıldırım) işareti bırakacağım. Okumak istemeyenler atlayabilir.
Bölüm 3 parttan oluşuyor ve partlardan birinde ⚡ işaretine denk gelebilirsiniz
Olurda Karanbey kitap olursa devamındaki mafyalara kalmadan bu kitap kendi başına üç kitap olacak gibi görünüyor. Daha 13 bölümümüz var yahu. Bölümlerim kısa değil, anlaşalım :D Kısa yazdığınızda sahneleri derinleştirirken ve ekleme yaparken buluyorum kendimi (Bundan zevk alıyorum yalan yok)
Yine de kısa bölüm demeyin lütfen. Çünkü değil.
Keyifli Okumalar <3
🖤
17. BÖLÜM - YILMAZ
KÜBRA
Yine yerde uyumama rağmen yatakta açmıştım gözlerimi. Çetin evindeyken uykularım hafifken burada Hakan'ın beni kaldırıp yanına yatırışından bile uyanamıyordum. Belki de geceleri korkacak nedenim kalmayacak kadar güvende hissettirdiğim için derin uyumaya başlamıştım.
Başımı sola çevirdim. Gözleri kapalıydı ve göğsü belirli ritimde hareket ediyordu. Onunlayken deliksiz uyumak ve huzurlu sabahlara uyanmak kolaydı. Şu an bunun tam tersi bir şekilde huzursuz hissediyordum.
Hatice'nin çaresizliğini umursamamalıydım, onun benimkini umursamadığı gibi. Ama yapamıyordum. O asla diz çökmezdi. Yalvarmazdı. Zihnimde oluşmuş karakterinin aksi şekilde davranması garip bir merhametle çevrelenmeme neden olmuştu. Yine de bu merhamet Bekir'i kurtarmamı sağlayacak kadar büyük değildi.
Hatice'ye arkamı dönüp içeri girdiğimde Melih'i görmüştüm. Kaşları çatılmış bir şekilde Hatice'nin onun vurulmasını umursamayışını dinlemişti. Geldiğimi fark edince arkasını dönüp revirin olduğu kapıya yönelmişti.
Hatice'nin kardeşini korumak isteyişine asla kızmamıştım. Hayır. Doğrusu buydu. Sadece bunu benden yapmak için özgür olduğum eve gelmesine kızgındım. Bekir'in bana ne yaşattığını biliyordu, nasıl evlendiğim adamdan yardım isterdi? Nasıl onu ikna etmem için bana dert yanardı ki? Kızdığım ve kırıldığım şey buydu. Beni görüp elinden bir şey gelmediği zamanları unutmuş gibiydi. Dünyanın en güçlü insanı olsaydım bile Bekir'i korumazdım ki.
Derin bir soluk alıp düşüncelerimden sıyrılmak için bakışlarımı tekrar Hakan'a çevirdim. Bedenimi ona doğru kıvırırken elimi göğsünün üzerine yaslayıp kalp atışlarını saymaya başladım. Zihnimdeki düşünceler tamamen yok olurken alnımı koluna değdirip gözlerimi yumdum.
"Ona yardım etmediğimiz için beni kötü biri olarak görmedin, değil mi?" Fısıldarcasına konuşurken iç çektim. "Hatice kendi için yardım istese yemin ederim, ona her şekilde yardım ederdim. Ama kardeşini kurtarmamı istemesi...Yapamam ki." Gözlerim tekrar sulanırken dudaklarımı ıslatıp duraksadım. "Ben kötü biri olmak istemiyorum."
Haldun haklıydı, zihnim hala onlara tutsaktı ve kurtaramıyordum kendimi. Bir şekilde özgürlüğümde bile karabasan gibi üzerime çöküyorlardı. Ne zaman zihnimdeki hapisten kurtulacağımı bilmiyordum. Hakan uyumuyorken her şey daha kolaydı. Bakışı, gülüşü, sesi, sarılırken hissettirdiği güven...Her şey daha kolay oluyordu. Ama yalnız kaldığım zamanlar zihnimdeki düşünceler beni ele geçiriyor ve Haldun'un zehri düşüncelerime bulaşıyordu.
Avucumu göğsünden çekip başımı kalp atışlarını hissedebilmek için göğsünün tam ortasına yasladığımda göğsümde oluşan o batma hissini bastırmaya çalıştım. Hakan'ın kokusu rahatlatıcıydı, yine de onun sarılışına ihtiyacım vardı, zihnimdeki zehrin panzeriydi o.
"Karım?" Sesi uykulu ve boğuktu. Kıpırdanmam onu uyandırmış olmalıydı. Kolları bedenime usulca dolanırken rahatlamak için derin bir soluk aldım. "Uyuyamıyor musun?"
"Kâbus gördüm." Hatice'nin diz çöküşü vicdanımı sızlatmış, kabuslarımın uykumu kaçırmasına neden olmuştu.
"Beni uyandırmalıydın." Bedenimi tamamen üzerine çektiğinde sakalları alnıma sürtündü. Bekir'i anlattığımda kâbus gibiydi demiştim. O da her kabustan uyandığımda beni rahatlatacağından bahsetmişti. Şu an yaptığı buydu. Parmakları saçımda gezinmeye başladığında iç çekti.
"Saçlarımla oynamanı seviyorum." Göz kapaklarım ağırlaşmaya başlamıştı bile. Ne zaman saçlarımla oynasa sakinleşiyordum. "Ne yapıyorsun?" O kadar yavaş ve rahatlatıcı dokunuştu ki bedenim usulca gevşedi. Uykulu gülüşü kulaklarımı doldurdu.
"Uyuman için saçlarınla oynuyorum. O zaman rahatlayıp uyuyorsun." Saçlarımla oynanınca uykuya dalan biri miydim, hiç bilmiyordum. Saçlarım daima çekilmişti. Saçlarıma taparcasına okşayan ilk ve tek kişiydi. Bu yüzden göz kapaklarım ağırlaşırken bunu benden önce keşfetmesinin şaşkınlığını yaşayamadan uykunun beni ele geçirmesine izin verdim.
Güneş ışınları göz kapaklarıma ulaştığında odada yalnızdım. Yataktan çıkarken üzerimdeki miskinlikten kurtulmak için hızla duş aldıktan sonra aşağı indim. Revire yönelirken Faruk verandadan içeri girmişti.
"Sabaha doğru gitti." Kaskatı kesildim. Gideceğini söylemişti ama tamamen iyileşerek gideceğini varsaymıştım. Dün bile dikişleri patlayacak kadar hassas bir durumdaydı ve vedalaşırız diye düşünmüştüm.
"Acil gitmesi gerekiyormuş, öyle söyledi." Faruk cebinden çıkarttığı kutuyu bana uzattı. "Sana bıraktı." Kutuyu dikkatle elime alırken kapağını açtım.
"Özgürlüğünün tadını çıkart. Bir daha hapsolmayacaksın. Bundan emin olacağım."
~Melih~
Kâğıdın altındaki yılan şeklindeki parıltılı taşlarla çevrelenmiş bilekliğe baktım. Yılan kuyruğunu ısırmak için ağzını aralamış gibi duruyordu. Kutuyu kenara koyarken bilekliği taktığımda parmak ucumu taşlara değdirdim.
Çok zarif bir hediyeydi.
"Kâğıdın arkasına bak." Dediğini yapıp kâğıdı çevirdiğimde Rusça bir yazı vardı.
"Kardeşimi bulsan da bulmasan da daima Capo'nun kız kardeşi olacaksın. Kocanı da öldürmemek için çabalayacağım. Bundan pek emin olamıyorum, fazlaca dik başlı. Bunu okuduktan sonra kâğıdı yak ve söylediklerimi unut. (Gerçekten unutma. Bir daha sana ben Enrico demeyeceğim.)"
~E.L. ~
"Çakmağını alabilir miyim?" Sorgusuz verdi cebindeki çakmağı. Elinden alıp alt kattaki banyoya girdim ve dediği gibi kâğıdı yakıp lavaboya attım. Ateş kâğıdı tutuşturup küle çevirirken Faruk kollarını çaprazlayarak kapının pervazına yaslanmıştı. "Kâğıtta ne yazıyor diye sormayacak mısın?"
"Bana anlatman için bekliyorum. Yoksa banyo kapısında deli gibi kâğıt yakan bir kadın niye beklenir?" Çakmağını ona uzattığımda alıp cebine attı ve kapının önünden çekildi.
"Bana seni öldürmemi emretti. İlk fırsatta deşeceğim ciğerini." Verandaya yöneldiğimde yanımda yürümeye başlarken hafifçe güldü.
"Nasıl öldüreceksin beni?" Göz ucuyla ona baktığımda düşünür gibi gözleri kısılmıştı bile. "Kafamı duvara duvara sürtsene. Ölmeden önce unuttuğum piçi hatırlarım hem." Gözlerini kısarken hafifçe başını kaşıdı. Hafızasının geri gelmiyor oluşu rahatsız ediciydi. Ne ona saldıranı hatırlıyordu ne de Ali'yi öldüren her kimse onu niye gizlediğini de.
"İyi fikirmiş." Verandaya çıkmadan montumu giyindim. Yanımda korumammış gibi yürümeye devam ediyordu. Arka bahçeye yöneldiğinde yürüyüşümüzün gidişatını ona bıraktım. "Koluna girebilir miyim?" Halsiz hissediyordum ve bunun tüm gece sürekli kesik kesik uyumaktan kaynaklandığının farkındaydım. Hatice'yi düşünmeden uykuya dalmak imkansıza yakın olduğundan uyanıp durmuştum.
"İyi misin?" Kolunu uzattığında sıcak bir gülüşle ona bakarak koluna girdim.
"Enerjim düşük biraz. Kendime geleceğim." Sadece birinin koluna girmeye ihtiyacım vardı. Faruk, Hakan'la konuşmayı kestiğim zaman destekleyici bir arkadaş gibi yanımda olmuştu. Şimdi onunla yürürken koluna girmeye ve destek oluşunu hissetmeye ihtiyacım vardı.
"Konuşmak ister misin?" Derin bir nefes alırken başımı sağa sola salladım. Hatice'yi konuşmayacaktım. Geçmişin karanlık anıları yüzünden yeteri kadar kaygılanırken geleceği umursamak istemiyordum.
"Boktan bir durum ve ne iyi gelir buna biliyor musun?" Bakışlarımı ona çevirdiğimde parmaklarını şıklattı.
"Ne iyi gelir?" Çay diyeceğini içten içe bilsem de merak ediyormuşum gibi sordum. Dudakları sinsi bir gülüşle kıvrıldığında konunun çay olmadığını anlamış oldum.
"Normalde çay derim. Ama bugün dövüşen Douglas ve Hakan diyeceğim. Onları görünce rahatlayacaksın, gel." Adımlarımızı barakanın olduğu yöne doğru yönlendirdiğinde sessizce ona eşlik etmeyi sürdürdüm.
"Çay dışında heyecanlandığım bir diğer şey onların dövüşmesini seyretmek. Bayılacaksın."
"Dövüşmenin neresi heyecanlı?" Bunu kınamak için sormamıştım. Gözlerinde cidden heyecanlı parıltının sebebini anlamak içindi sorgulayışım.
"İnan bana, onların kavgaları için daima etrafımızdaki adamlar iddiaya girerler. Eğlence burada." Anlamadığım bir şeydi, bu yüzden sustum. Bakışlarını bana çevirirken gözlerindeki parıltı silindi ve yüzü ciddileşti.
"Hatice'ye kırgın mısın? Kızgın mı?"
"İkisi de. En çok kırgın. Sadece Bekir ölmeden Ali'nin katillerini bulmak istiyorum. Sen Sibel'le barıştın mı?" Suratı asılırken ormandaki ağaçlarda gezdirdi bakışlarını. Sibel ile Burhan yüzünden konuşmaması onun savunma mekanizmasıydı. Görebiliyordum.
"Sibel'le ilgili değil ama ailesiyle ilgili problemler var Kübra. Ne yapacağım? Görmezden mi gelmeliyim? Sibel'e hayvan gibi aşığım. Yine de mantığım bazı bilinmeyen soru işaretlerimin aşkımın önüne geçmesine neden oluyor. Zaten Hakan, öğrenince Burhan'ı öldürecek. O zaman imkânsız olacağız."
"Niye böyle düşünüyorsun ki?" Ciddi miyim diye kaşlarını kaldırdığında omuz silktim. "Gerçekten seviyorsanız, Hakan'ın intikamından sorumlu olan sen olmazsın ki. Yani Hakan çıktı Burhan'ı vurdu diyelim, bu onun kararı olur. Sibel seni bunun için suçlar mı?" Duraksadığında elimi koluna vurdum. "Tam tersi senaryoyu düşünelim." Bedeni gerilse de konuşmaya devam ettim. "Eğer o patlamada Hakan ölseydi ve bunun suçlusu Sibel'in abisi olsaydı, Sibel'i bırakır mıydın?"
"Hakan ve ben biriz, bunu hepsi biliyor. Ona yanlış yapan bana yapmış olur, tam tersi bana yapan da ona. O yüzden evet, bırakırdım. Zaten Burhan ölünce Sibel'de kızacak bana. Hakan'ı durdurmadığım için suçlayacak. Tam tersi senaryoda, evet Sibel beni terk ederdi. Ailesi onun önceliği." Kaşlarım hafifçe çatıldı.
Oydu.
Ailesine öncelik vermesi tabi ki olması gerekendi, yine de Faruk'la saldırıya uğradığımız hafta bizi ziyaret ettiklerinde Sibel, Hakan'ı suçlamıştı. Faruk kendi kararıyla Hakan'ın yanında olduğu yıllar boyunca alınan her bir zararın suçlusu Hakan'dı. Şimdi abilerinden biri suçluydu. Öğrenince bunu saklar mıydı? Yoksa destekler miydi?
"Ümit Karan'ın evine gittiğimiz zaman Ferhat'la denk geldik. Sibel ile ayrıldığınızı bilmiyordu." Başını aşağı yukarı salladı.
"Hakan söyledi."
"Sorun o gün seninle buluşacağını söyleyerek evden çıkması." Adımları durduğunda kolundan çıkıp karşısında durdum. "Sibel'i benden iyi tanıyorsun Faruk. Abilerine gerçekleri anlatacak kadar dürüst olduğundan bahsetmiştin daha öncesinde. Peki sence niye seninle ayrıldığını anlatmadı abisine?"
"Bilmiyorum."
"O gün evdeydin, değil mi?" Başıyla onayladı. "O zaman kiminle buluşmak için senin adını kullandı ki?" Bakışları donuklaşırken kaşları ağır ağır çatıldı. "Sibel'le birlikte olsaydınız bunu ona sorardın." Tekrar koluna girip onu çekiştirdiğimde adımlarıma uyum sağladı.
"Aklındaki ne?" Şüpheyle yüzümü incelediğinde dudaklarımı kıvırdım.
"Bugün beni Yılmaz ailesine götürebilir misin?" Meriç'in ve adını hatırlayamadığım diğer abisinin sesini duymamıştım. Onları da test etmeli ve Bekir'le çalışan beş kişiyi bulmalıydım. Faruk'sa Sibel'i görüp kısa bir anlığına onunla konuşup gerçekleri öğrenmenin bir yolunu bulabilirdi. Ondan ayrıldığından beri hiçbir şeyi hatırlamamıştı. Sibel onu rahatlatan dayanak noktasıydı, görebiliyordum. Onun yanındayken düşüncelere boğulmuyordu, hatırlamak için çırpınıp zihnindeki düğümü büyütmüyordu.
"Hem sende Sibel'le konuşursun." Öfkeli bir homurdanmayla cık cıkladığında elimi sert olmayacak şekilde koluna vurdum. "Zamanın sana bazı şeyleri göstermesine izin ver. Her şeyi kontrol edemezsin. Bu açıdan inatçı Hakan gibisin. Akışa bırak ve zamanın sana gerçekleri yaşatmasına ve göstermesine izin ver."
"Ne için? Gelecekte var olan bir sonuç var. Hakan asla Ali'nin katillerini sağ bırakmayacak. Burhan her halükârda ölecek." Hakan, kardeşini öldüren adamları sağ bırakmayacaktı. "Sibel geçen seninle konuşurken bile vurulmamın sebebini Hakan'a bağlamamış mıydı? Burhan ölürse Hakan'dan nefret edecek. Onunla konuşmamı bile istemeyecek belki. O zaman ne olacak? Kardeşimle aşkımın arasında mı sıkışacağım?"
"O kararı Sibel'den ayrılarak vermedin mi?" İç çekip başını sağa sola salladı.
"Hayır. Ali'nin katillerini bulduktan sonra gideceğim. Asya'yla yaşayacağım." Şaşkınlıkla ona bakakaldığımda başını salladı. "Aynen öyle. Ne Sibel'le olacağım ne Hakan'la kalacağım. Bu da benim cezam."
Ali'nin katilleri bulununca Faruk, Hakan'ı terk edecekti. Tıpkı ailem bulunduğunda gideceğim zaman olduğu gibi. Hakan yine yalnız kalacaktı. Tamda Ümit Karan'ın istediği gibi.
Anlaşma yaparak evlenmiştim onunla, beni koruyacağına söz vermişti. Ailemi ararken onun kardeşinin katillerini aramıştım. Tanıştığımız ilk günden bugüne yaşadıklarımızı düşündüğüm zaman anlaşmadan sapalı çok olduğunu görebiliyordum.
Ailemi bulduğumda gidebileceğimden emin değildim. Bu dünyada kalmak için hevesli de... Bu topraklarda on dört yılım acıyla ve yapayalnız endişeyle yitip gitmişken ömrümün kalanını bu dünyaya kurban edemezdim.
Konu Hakan'la olmak değildi, bu karanlık dünyada kalabilmekti. Bir gün Bekir gibi biri eline silah alarak Hakan'ı öldürebilirdi. Bunun yaşanacağı ana kadar gözlerimi kapatıp her şey yolundaymış gibi mi davranmalıydım?
Karanbey'i seviyordum, o beni o evden çıkarandı. Yine de karanlıktı. Eli kanlıydı, acıyla beslenmiş biriydi. Hapsolduğum evde onunla ilgili duyduğum her bir olayı gururla dinlediğimi hatırlıyordum. Karanbey benim kahramanımdı, başkasına ölüm ve işkence getiren adam bana özgürlüğümü vermişti.
Karanbey benim kocamdı, onu başından beri bu karanlıkla aydınlığı dengelediği haliyle benimsemiştim. Ömrümün kalanında benimsemeye devam edebilir miydim bilmiyordum. Çünkü onun da bu karanlığa hapsolduğunu görebiliyordum.
Faruk onu terk edecekti. O zaman ne olacaktı Hakan'a? Onu aydınlıkta tutan kim kalacaktı? Daha kötü biri mi olacaktı? Babasından daha adi bir adama mı dönecekti? Güç onu da mı ele geçirecekti?
"Niye kendini cezalandıracaksın ki?" Hakan'ı terk edişini kafamda oturtamamış, kendisini niye cezalandırmak istediğini anlayamamıştım.
"Bilmiyorum. Birkaç gündür suçlu hissediyorum. Sanırım şu Bekir'i tehdit etmiş olduğum anları hatırlamak, Hakan'a yalan söylediğim anlamına geldiği için kendimi berbat hissetmemi sağlıyor. O zaman intikam alsa şu an olduğu acıyı çeker miydi? Hiç sanmıyorum."
"Kendi odasında eziyet çektirmesinden mi bahsediyorsun?" Faruk irkildi.
"Neden bahsediyorsun?" Adımları durduğunda karşıma geçti. Kaşları merakla çatıldığında dikkatle inceledi yüzümü. "Yaraları sızlıyor, ondan mı bahsediyorsun?"
"Hakan'ın odasına girmedin mi?" Şaşkındım.
"Çoğu zaman ofis dışında üst kattaki odalarla ilgilenmiyorum Kübra. Hakan, Douglas'la ofise bizi çağırdığında odasının kapısını kilitler." Ondan gizliyor muydu? "Yaralarının sızlamasından bahsetmiştin, ona şahit oldum. Düzenli ağrı kesici alıyor, bir boka yaramıyorlar. Uykusuzluğu var, bunun için ilaç alıyor. Bahsettiğin eziyet bunlar mı?" Bilmiyordu.
Hakan acılarını da işkencesini de kendine saklamıştı. Ah. Her şeyi kendine saklayıp etrafındakilere yetişmek için çabalaması yıpratıcıydı.
"Odasında aynalar var."
"Tamam. Güvende hissetmek için yaptırdığından bahsetti. Kapıya arkasını dönse bile aynadan kapıyı görmek için, demişti." Bakışları yüzümde gezinirken dudakları şaşkınlıkla aralandı. "Yanık izlerine bakıyor, değil mi?" Başımı onaylarcasına salladığımda elini şakaklarına sürerek birkaç adım geriledi. "Her şeyi kendi başına yaşa, amına koyayım." Fısıldayarak öfkeli bir soluk aldı, bakışlarını yukarı kaldırıp derin soluk alıp verdi.
"İkiniz birbirinize çok benziyorsunuz." Bakışları beni bulduğunda gözlerinde acıdan başka hiçbir duygu yoktu. "Problemleri kendi başınıza çözmek için acılarınızı birbirinizden gizliyorsunuz."
"Bana her şey yolunda dedi. Vücudundaki yaraları iplemiyor gibi davranıyordu. Sadece uykusuzluk problemi vardı. Başka bir sorundan bahsetmedi, piç."
"Kocama küfretme."
"Kocanın kafasını duvara sürteceğim." Öfkeyle konuşurken elini yüzüne sürttü. "Kimi korudum lan ben? Ali'nin katilini saklayacak kadar kafayı yiyecek kimi gizlemek istedim?" İleri geri yürümeye başladı. "Burhan'ı gizlemiş olabilir miyim, diye kendimi sorgulamaya başladım. Kim bu pezevenk? Ona ihanet eden biri daha olmak istemiyorum." Bunu dalgınca söylemiş gibiydi.
"Başka kim ihanet etti?" Adımları durduğunda tam karşısına geçtim. "Faruk?"
"Kim ihanet etmiş?" diye sordu şaşkınca.
"Sen söyledin. İhanet eden biri daha olmak istemiyorum, dedin." Gözleri kısıldı. Kafası karışmış gibiydi. Gözlerime bakıyordu ama bakışları düşünceli bir ifadeye bürünmüştü.
"Öyle mi dedim?" Benimle uğraşıyor sanıyordum ama ciddiydi. Elleri rahatsızca ensesine sürtünürken bakışlarımı bir saniye olsun ondan ayırmadım.
Ona ihanet eden biri daha olmak istemiyorum. Kimden bahsediyordu?
"İhanet eden biri...Hatırla piç herif." Kendi kendine mırıldanırken elini yüzüne sürttü.
"Tamam. Sakinleş." Bakışları benimkilerle kesişirken huzursuzluğunu buradan hissedebiliyordum. Geçmişimi hatırlamak için kendimi ne kadar zorlarsam o kadar hatırlamam zor oluyordu. Bunu yıllarca tecrübe etmiştim. Faruk'un tecrübe edeceği uzun yıllarımız yoktu.
Oydu, dediği her kimse bir an önce hatırlayarak parçaları birleştirmesi gerekiyordu.
"Bugün seni Yılmaz evine götüreceğim." Başını sallarken derin bir soluk aldı. "Ferhat'ın Hakan'la işi olacak. Kısa oturacağız ve sen Ali'nin katillerini o evde avlayacaksın."
"Tamam. Hadi dövüş izleyecektik." Başını dalgın bakışları eşliğinde salladığında yanımda yürümeye başladı.
Ali'nin katillerini ararken aynı zamanda Faruk'a saldıranları da bulmamız gerekiyordu. Evdeki hainlerden bahsetmiyordum bile. Faruk her şey bitince gidecekti ve bende olmadığım zaman Hakan tüm bu akbabalarla çevrili dünyada yalnız mı kalacaktı? Onun gücünden şüphe ettiğimden değildi tüm endişem. Babasına dönüşecek kadar karanlıkla çevrelenmesinden korkuyordum.
"Sustun." Derin bir nefes aldım. Dilim sussa da zihnim konuşmaya devam ediyordu.
"Sen gidersen ne olur diye düşündüm?"
"Sen de gideceksin." Diye iç çektiğinde başımla onayladım. "Herkes kendi ailesine gidecek." Adımlarım durdu. Hakan'ın ailesi bizdik. Kanından olanlar toprağın altındaydı. Bir tek biz kalmıştık.
"Onun ailesi biziz." Diye mırıldandığımda Faruk ellerini cebine koyarak başını salladı. "Sen onun kardeşisin. Ben de karısıyım. Onu bu karanlıkta tek başına mı bırakacağız?"
"Hakan'ın burada kalmaya devam edeceğini mi düşündün?"
"Nasıl yani?"
"Hakan burada kalmaz. O da gidecek. Bu hayata babasına karşı olarak girdi. Babası geberince o da gidecek." Bu rahatlatıcıydı. O da yıllar sonra özgürce dilediğini yaşadığı bir hayata başlayabilecekti.
"Belki yeniden evlenir." Ne saçma sapan fikirdi bu. Öyle bir şey olamazdı.
"O zaten evli." Faruk sola doğru yürümeye devam ettiğinde peşinden koşuşturdum. Hep bunu yapıyordu. Uyuzun tekiydi. "Elinde benim yüzüğümü taşıyor. Başkasıyla evlenemez."
"Sen yeni koca yapacaktın kendine. Bırak o da yeni karısı olan biriyle olsun." Kalbim sıkışırken duraksadım. Hakan'ın hayatına başka bir kadının girmesini istemiyordum ki.
Ona yeni koca istiyorum, diye bağırırken iyiydi ama değil mi?
"Niye ya? Hayatına birini almak istemiyor belki."
"Ömür boyunca sana sadık mı kalacak? Sen başka bir ülkede hayatına bakıp evlenince o senin yasını mı tutmalı?" Ben tekrar evlenmeyecektim ki. Söyledikleri kulağıma bencilce geliyordu. Tabi ki bunu istemezdim.
"Ama o benim kocam." Sesimdeki çocuksu itiraza engel olamadım. Parmağımdaki yüzükler oynarken Hakan'ın olmadığı bir anı düşünemediğimin farkındaydım. Eskiden dilediğim ailemdi ama şimdi dilediklerim çok farklıydı.
"Aileni bulunca gidecektin. Belki ikiniz beraber gidersiniz." Omzunun gerisinden baktı. "Tekrar biriyle tanış, evlen falan. Uzun işler bunlar. Birbirinizi bulmuşsunuz işte. Ne gerek var yeniye." Yapmaya çalıştığı şeyi anladığımda yürümeye devam ettim.
Hakan'ı terk etse de onun hayatında kalmamı istiyordu. Kendisini cezalandırdığı gibi Hakan'ın da yapayalnız kalmasını istemiyordu.
"Sen iyi bir dostsun."
"Biliyorum." Kibirli bakışlarla beni süzüp önüne döndü. "Bilmediğim bir şey söyle." Hakan'la ikisinin kendini beğenişleri ortaktı ve alışmıştım. Sessizce onunla yürürken Hakan'ın bana dövüş eğitimi verdiği o barakadan bozma alana geldiğimizi fark ettim. İçeri girip kapağı açtı ve merdivenden indiğinde onu takip ettim.
"Hakan'la Douglas dövüşteler." Antrenman yapılan odanın kapısından içeri girdiğimizde tam ortadaki dövüş minderinde dövüşen iki adamı gördüm. Douglas maskesini çıkartmış siyah bir atletle eşofman altı giyerken Hakan'ın üst tarafı çıplaktı. Terlemiş ve vücudundaki yara izleri kızarmıştı.
"Sana yalnız gel demiştim." Hakan'ın cümle sonrasında Douglas'ın karnına yumruğu geçirdiğini gördüm. Douglas onun geri çekilmesine izin vermeden suratına yumruk attı.
Geldiğimizi nasıl anladıklarını sorgulayamadan kenardaki kamera kayıtlarını gösteren monitörleri fark ettim. Douglas bu yüzden maskesizdi anlaşılan. Geleceğimizi önceden görmüşlerdi.
"Aşk olsun. Her gün beni ringe yapıştırırken buraya gelmemi sorun etmiyordun. Douglas seni döverse fiyakan bozulur diye mi, korkuyorsun." Hakan birkaç adımla Douglas'tan uzaklaşıp derin bir soluk alarak gri harelerini bana çevirdi.
"Beni döverse mi?" Sesindeki hayret ve sinirli tınıyla masum bakışlarla başımı aşağı yukarı salladım.
"Söz kaybedersen boşamam seni." Göz kırptığımda Faruk ıslık çalıp güldü.
"Kaybedersen dul kalacaksın Karanbey." Faruk elini birbirine çarparken keyifli bir sırıtışla baktı Hakan'a.
"Yenge, kaybedecek." Hakan kaşlarını çatarak Douglas'a döndüğünde Douglas kocaman gülümsedi. "Hadi ama Patron, daha önce de söyledim. Öfkelisin bana ve öfkeli olunca kaybediyorsun."
"Siktir lan." Hakan'ın öfkesinin arttığını görebiliyordum. Gözlerim ağır ağır kısılırken Faruk birkaç adımla ringe adımladı.
"Yine kaybedecek misin Hakan?"
"Sende siktir git lan." Bilerek yapıyorlardı.
"Karanbey?" İrkildi, ona böyle seslenmemden hoşlanmıyordu. Bakışları tekrar beni bulduğunda kaşlarımı kaldırdım. "Önce Douglas'ı sonra Faruk'u haşat et."
"Benim suçum ne ya?" Faruk'un itirazına rağmen bakışlarımı Hakan'dan ayırmadım. Kaybetmeyecekti ve kazanacaktı. Gözlerimde bunu görmesi için bakarken gri harelerindeki öfke silindi, yerini dinginlik aldığında dudaklarımı kıvırdım.
"Yaparsın moy muzh." Kocam.
Hakan arkasını döndüğünde Douglas kaşlarını çatarak bana bakıyordu. Yok öyle Hakan'ı delirtip yenmek. Dağ gibi karısı var onun arkasında. Gerçi bu odadaki adamların yarısı kadar bile yoktum, ufak bir tepecik kadar arkasında dikilebilirdim. Sorun yoktu.
"Bu hile resmen." Douglas elini yumruk haline getirdiğinde omuz silktim.
"Bende seni desteklerim. Il mio dolce cagnolino." Benim tatlı küçük köpeğim.Douglas'ın kaşları çatılırken Hakan kahkaha attı. Ne söylediğini bilmesem de Douglas'ın hoşuna gitmemişti anlaşılan.
"Vaffanculo, Faruk." Siktir git, Faruk.
"Senin için İtalyanca öğreniyorum ettiğin küfre bak, il mio dolce cagnolino." Douglas ringden inmek için hareketlendiğinde Faruk arkama saklandı, Hakan, Douglas'ı tutup çekiştirdi.
"O ne demek?" diye fısıldadım.
"Benim tatlı küçük köpeğim. Dün tüm gün bunu ezberlemeye çalıştım." Sesindeki eğlenceli tınıyla dudaklarım kıvrılarak bakışlarım Douglas'ı buldu. Hakan, onun önüne geçmese gelip Faruk'u dövecekmiş gibi bakıyordu gözleri.
"Kocan kaybedecek." Faruk'a bakışlarımı çeviremeden Douglas, Hakan'ın suratına yumruğunu geçirdi. Hakan aynı şekilde onunla dövüşmeye başladığında Faruk ellerini cebine koyarak arkamda saklanmayı bırakıp ringe yaklaştı.
"Hadi bastır, il mio dolce cagnolino." Douglas öfkeyle yumruğunu Hakan'a geçirdiğinde kaşlarım çatıldı. Douglas'ı delirtiyordu.
"Douglas'ın tarafındasın sanıyordum." Kafam karışmıştı hem Douglas'ı destekleyip hem de onu kışkırtıyordu. Yanıma gelip dirseğini omzuma yasladı.
"Douglas, Karanbey'den farklı dövüşür Rus Bakıcı. Hakan'ın aksine Douglas öfkelendiğinde sakin halinden daha da hayvana döner. Kocan kaybedecek dedim ya." Bu hile sayılırdı.
"Hile yaptın."
"Kocanı sakinleştirmek için seni buraya getirmek...Sen burada olduğun için öfkeden deliren Douglas'la yeteri kadar dövüşemeyecek. Evet hile." Adi oyunbaz.
"Bu adice. Çıkarın ne senin?"
"Onlar her dövüştüğünde bahse gireriz korumalarla. Bugün Douglas'a yatırdım paramı." Hakan, dirseğini Douglas'ın karın boşluğuna geçirdiğinde onun nefesini kesti.
"Benimle de bahse gir." Kollarımı göğsümün üzerinde çaprazlarken Hakan'ın yumruk yediğini gördüm.
"Douglas kazanırsa bir hafta ayak işlerimi yapacak kölem ol." Faruk kadar takıntılı ve problemli biriyle daha tanışmamıştım. Vurulduğu ve hareketi sınırlı olduğu zamanlarda bile illallah etmiştim. Hakan kazanmalıydı.
"Hakan kazanırsa?" diye sorduğumda bakışları beni buldu.
"Hiç şansı yok. Douglas barut şu an." Hakan kazanacaktı.
"Hakan kazanırsa Douglas'ın bir hafta ayak işlerini yapan kölesi ol." Kaşları çatıldığında çenemi dikleştirdim. "Douglas ne derse yapacaksın ama." Ben ona kıyamazdım, Douglas canına okurdu.
"Olmaz. Herifi delirttim. Mahveder beni." Kıkırdayarak ringe baktım.
"Korkak Faruk. Hani Hakan kaybedecekti." Birkaç saniye kararsız bakışlarla ringi seyretti. "Hile yapmana rağmen yanlış ata mı oynadın?"
"Douglas'a at mı dedin sen?" Hafifçe güldüm. Bu sözü hep kullanmak istemiştim. Medine abla çok sık kullanırdı.
"Bahse var mısın yok musun?"
"Varım." Uzattığı elini sıkıp ringe döndüm.
"Douglas bizden gerçekleri sakladı." Hakan yumruğunu daha sert Douglas'a vurduğunda ıslık çaldım. "Bizi kandırdı." Douglas gelen yumruktan kaçarken kaşlarını çatmıştı.
"Sussana." Faruk kolumdan tutup ringden uzaklaşmamı sağlamaya çalıştı. O hile yapıyorsa bende yapabilirdim. Gerçi bu hile sayılmazdı. Tezahürat yapıyordum.
"Ağzını burnunu dağıt Kocam." Faruk ağzımı kapatırken gülmeye başladım. Adrenalinin damarlarımda dolaşabildiğini hissedebiliyordum. Şiddet daima korkutucu olan olmuştu benim için ama şimdi bundan zevk alıyordum.
Dönüşüyordum. Olduğum hayata uyum sağlayıp kabulleniyordum. Hoşuma giden tarafları olduğunu benimsiyordum. Ruh hastası manyak olduğumu başından beri biliyordum.
"Yaparsın Kocam." Faruk'un ağzımı kapatmaya çalışan elini sertçe ısırmamla beni serbest bıraktı. Ellerimi birbirine çarpıp tezahürat yapmaya başladım.
"Ya videl Zelikhu. Odin iz okhrannikov podaril yey tsvety." Zeliha'yı gördüm. Korumalardan biri ona çiçek hediye etti. Douglas aniden durduğunda Hakan'ın yumruğundan kaçamadı. Bir anlık dikkatsizliğini toparlamaya çalışsa da Hakan ona artarda vurmaya başladı.
"Ne dedin? Douglas'a ne yaptın?" Faruk şaşkınlıkla ringe yaklaşırken Douglas çoktan yere sırt üstü düşmüştü bile.
"Kocam Bey?" Hakan, Douglas'ın üzerinden kalkarken bana döndü. "Kazanmana sevindim."
"Hile yaptın." Faruk kaşlarını çatarken elini beline yaslamıştı. "Ne dedin ona? Hilekâr Rus." Kaybedince çirkefleşiyordu anlaşılan.
"Bahis mi oynadın yine?" Douglas yerden kalkarken bıkkınca baktı Faruk'a.
"Ne kadar yatırdın?" Hakan bakışlarını benden ayırıp nefes nefese bakıyordu ona. Faruk birkaç saniye ikisi arasında götürüp getirdi bakışlarını, en sonda bana çevrildi gözleri.
"Kübra'da bahis oynadı."
"Sen gerçekten ufak bir çocuksun, Faruk." Beni şikâyet ettiği için kaşlarım çatılmıştı. Douglas ve Hakan'ın tepkilerinden anladığım kadarıyla onlar üzerinden bahis oynamasına karşılardı ve pislik adam benim bahsimi de açıklamıştı.
"Senin yüzünden kaybettim."
"Kocam güçlü olduğu için kaybettin. İspiyoncu köpek."
"Bahis mi oynadın?" Hakan'ın konuşmasıyla Faruk sinsi bir sırıtışla göz kırptı. Adi pislik.
"Bir parça oynamış olabilirim. Douglas'ın bir hafta kölesi olacak." Douglas'ın kaybettiğinden ve ona Zeliha'yla ilgili söylediğim kışkırtıcı cümleden sonra kaçan keyfi yerine geldiğinde gülüşü genişledi.
"Hem ben senin dikkatini dağıtayım diye getirmiş beni. Hile yaptı."
"Adil bahis oynamayacaksan neye oynuyorsun, dalavereci."
"Adil bahis mi?" Faruk, Hakan'a kahkaha attığında Hakan ringden indi ve Douglas'a baktı. Douglas başını onaylarcasına sallarken Faruk'a döndü. Konuşmamışlardı ama kendi aralarında anlaşmışlardı.
"Ringe çık Faruk." Faruk'un gülüşü bıçak gibi kesilirken Hakan duvara asılmış havlulardan birini alarak tenindeki teri temizlemeye başladı.
"Siktir. Yaralıyım ben."
"Yaran iyileşti prenses. Çık karşıma." Douglas'ın tehditkâr sesiyle Faruk yardım dileyen bakışlarını bana çevirdi. Ben ne yapabilirdim ki? Doug, az önce kocamı yumruklayabilmişken ona nasıl ben karşı çıkabilirdim?
"Çık ringe kölem." Douglas'ın alaylı ses tonu dudaklarımdaki gülüşün genişlemesine neden oldu.
"Siktir git. Hileli bir bahisti. Sayılmaz."
"Mızıkacı." Ellerimi belime yasladığımda gözlerini kırpıştırarak baktı.
"Mızıkçı olacak o. Hem hilekâr hem de Türkçe konuşmayı beceremiyorsun." Hakaretiyle çenemi dikleştirdim.
"Mızıkçı olmayı kes. Ben kaybetseydim bir hafta kendine köle edecektin." Gözleri kocaman açılırken Hakan'ın havluyu asan elleri havada kaldı. Biz konuşana kadar gömleğini üzerine geçirmiş, düğmelerini bağlayamamıştı.
"Faruk!" Hakan'ın bağırışıyla koşarak ringe girdi. Hakan, Douglas'tan daha korkutuyordu anlaşılan.
"Ölürsem suçlusu sensin, hain Rus Bakıcı."
"Doug?"
"Emret Patron."
"Eti de kemiği de senin." Faruk suratını asarken üzerindeki ceketi çıkarttı.
"Yemin ederim mahvettiniz beni. İkinizin arasında bittim tükendim. Vicdansız adamlar." Faruk söylene söylene Douglas'ın karşısına geçerken cezasını kabullenmiş bir suçlu gibiydi. Aniden kolumda hissettiğim dokunuşla bakışlarım Hakan'a çevrildi.
"Senin cezan bende." Ceza çekecek ne yapmıştım ki? İyi niyetimle onun kazanmasını sağlamıştım. Bir parça hileyle.
"Önce gömleğini ilikleyelim." Kolumu elinden kurtarıp masum bakışlarımla gömleğini yavaşça iliklemeye başladığımda bakışları elimi buldu.
"Duş alacağım, Karım." Onu umursamadan iliklemeye devam ederken kıkırdadığımda bakışları gözlerime çevrildi.
"İliklediğim gibi düğmelerini açarım, söz."
"Yine yapıyorsun." Dudaklarımı birbirine bastırıp son düğmeyi ilikledikten sonra ondan uzaklaştığımda ringde çoktan dövüşe başlamış adamlara baktım. Faruk hızla yumruklardan kaçarken Douglas'ı sinir edecek şekilde gülüyordu.
"Hadi atışlarını görelim." Hakan ilerlerken antrenman odasından çıktı ve o sonsuzlukmuş gibi ilerleyen koridorda ilerlemeye başladı. Sessizce onu takip ederken sağdaki kapıyı açıp içeri girdi ve ışıkları yaktı. Atış yapmak için düzenlenmiş hedef tahtaları dizilmişti.
"Silahını seç." Hakan duvardaki kilide anahtarı takıp sağa sola çevirip açtı ve kapıları kendine çekti. Dolap kapısının iç kısmı dahil her boş alanda silahlar çeşit çeşit dizilmişti. "Sana silah getirteceğim, hangisini daha iyi kullandığından emin olalım." Hakan konuşmaya devam ederken bakışlarımın takılı kaldığı silaha adımlayıp yavaşça elime aldım.
Büyülenmiştim.
"O Rus yapımı bir silah." Biliyormuşum gibi hissediyordum. Bu silahı daha öncesinde görmüştüm.
"Yarı otomatik tabanca." Diye mırıldandım.
"Ben silah kullanmak istemiyorum." Zihnimde yankılanan cümleyle tabancayı nazikçe okşamaya başladım.
"Ben yoksam kendini savunmayı bileceksin. Her zaman ben mi kurtaracağım seni? Savaşmayı öğrenmelisin Volk."
"Ne oldu?" Bakışlarımı kaldırıp Hakan'a baktığımda zihnimde yankılanan cümleler yavaşça boğuklaşarak yok oldular.
"Bu silahı daha önce gördüğümü anımsar gibi oldum." Silahı sıkıca tutarken okşamayı bıraktım. "Nereye ateş edeceğim." Hakan hedef tahtalarından birini işaret edip kulaklığı gösterdi. Kulaklığı takmak için silahı masaya bıraktığımda Hakan'ın bedeninin sıcaklığını sırtımda hissettim. Kulaklığı takarken iki elimi silahı tutmak için sıkıştırdığında nefes alışverişim hızlanmaya başladı.
"Bana yakın olmak için bahane mi arıyorsun?"
"Bahanelere ihtiyacım yok. Karıma istediğim yerde ve istediğim sebeple yakın olabilirim." Dudaklarımı kıvırırken silahımı kaldırdım. Eli karnıma değdiğinde hedefi ıskalayacağımı bildiğimden ateş etmedim.
"Dikkatimi dağıtma, Karanbey."
"Atışı kaçırma Karan Hanım." Kıkırdamaya başladığımda kollarının tamamen karnıma dolanmasına izin verdim. Elimde bir silah vardı ve tetikte olmalıydım, yine de güvenli, huzurlu hissettiriyordu.
"Kaçırırsam ne olur?" Yanağını yanağıma sürterken çenesini omzuma yasladı. Düşünür gibi bir ses çıkartırken kolları sıkılaştı.
"Eğer hedefe üç kez-" Silahı üç kez ateşlerken hedef tahtasının kırmızı noktalarında siyah delikler belirdi. Dudaklarım memnuniyetle kıvrıldığında silahı ve kulaklığı masaya bırakıp omzumun gerisinden ona çevirdim bakışlarımı. Şaşkındı.
"Üçünü de ıskalamadım."
"Görüyorum." Sesindeki hayranlık bakışlarının hedef tahtasında gezinmesiyle artmıştı. Gri hareleri beni bulduğunda kollarından çıkıp ona döndüm. "Enrico mu öğretti?" Başımı sağa sola salladım. Bir gece kaçarken Melih'in silahını alacak kadar kendime güvenmiştim ve ona ateş edemeyeceğimi düşündüğü an omzundan vurmuştum onu. Anılarını hatırlamadığım ailem bana göstermiş olmalıydı.
"Sanırım anılarımın tamamını unutmadım. Geçmişten kalan bir yetenek olarak varsayıyorum." Ailem bana silah kullanmayı gösterecek kadar tetiktelerdi belli ki. Öğretecek kadar düşmanları varsa öldüğümü düşünüp beni aramamış olabilirler miydi? Silahla çevrelenmiş bir hayatları varsa hayatta kaldığıma inanmayıp kendi hayatlarına devam etmiş olamazlar mıydı?
"Eğer hedefe üç kez?" Cümlesinin devamını getirmesi için beklediğimde gülüşüm genişledi.
"Seni kaçıracağım." Bana bir adım yaklaştığında kalçam arkamdaki masaya değdi. Elini iki yanıma yaslayıp beni hapsederken yüzünü yaklaştırdı.
Hatice'nin benden yardım istemesi, Melih'in ölümden dönmesi, sürekli saldırıya uğramamız veya birilerinin ölmesi...Hakan beni özgürlüğüme kavuşturmuştu ama yine de etrafımızda dönen dramaya mahkûm bırakılmıştık.
"Herkesten ve her şeyden uzağa götüreceğim. Kısa bir tatil gibi düşün." Buna ikimizin de ihtiyacı vardı. Belki de ona açıldığım gibi bana açılmak istediği özel bir zaman dilimi yaratmak istiyordu.
"Nereye?"
"Buradan çok uzak değil. Güvenilir. Kimse bizi orada bulamaz." Eli bacaklarıma kayıp masaya oturacak şekilde beni kaldırdığında kolumu boynuna dolayıp masaya yerleştim. Silahı alıp gözlerimin içine bakarken hedefe doğrulttu.
"Şu an şov yapıyorsun." Dudakları kıvrıldı ve üç el ateş etti. Gözleri bir saniye benden ayrılmadan ve hedefi kontrol etmeden yapmıştı bunu.
"Bahse girerim üçünü de kaçırdın." Diye mırıldandım. Kontrol etme gereği duymadan ukala bir gülüşle dudaklarını kıvırdı. Başımı çevirdim, kesinlikle üçünü de kaçırmamıştı. Benimkilerin ulaşamadığı diğer kırmızı noktaları vurmuştu.
"Bahsi kaybettin." Sesi boğuk bir tınıdaydı. Yanağımdaki sıcak nefesi bakışlarımı ona çevirmeme neden oldu. Boştaki elini boynuma sarıp dudaklarımızı birleştirdiğinde gözlerim yarı yarıya kapandı. Başlangıçta onunla aramızdaki değişen ilişki beni utandırsa da buna artık uyum sağlayabilmek ve keyfini çıkarmaktan memnundum.
Babası geberince o da gidecek.
Faruk'un cümlesi zihnimde yankılanırken alnımı alnına yasladım. Kendimi yalancı biriymiş gibi hissediyordum. Biliyordu. Biliyorduk. Gidecektim. Ailemi bulunca ve ona Ali'yi verince gidecektim.
Gitmek istemiyordum. Ona hapsolmak istiyordum.
"Beni ne zaman kaçıracaksın." Sıcak nefesi dudaklarımı yalayıp geçerken elimi yakalarına kaydırdım.
"Oylama için toplantıya katılmalıyım." Geri çekildiğinde onu serbest bıraktım. Silahı tekrar aynı yerine asmadan önce kurşunlarını yenileyip dolabı tekrar kilitledi. Ne için oylama yapılacaktı? Sorup sormamak arasında kalırken bakışları beni buldu.
"Bekir kadınların olduğu yerde silah sıktı. Bu affedilmez. Masadakiler onun cezalandırılmasını isteyecek." Gözlerimin önüne Hatice'nin çaresizliği gelirken kaşlarım ağır ağır çatıldı. Onun için Bekir'i kurtarmak falan istemiyordum.
"Sonra ne olacak?" Sorumun cevabı bende netti. Umarım geberirdi.
"Bekir'in muhtemelen toplantılara girişine yasak getirecekler. Fazlasını oylamazlar. Haldun, Ümit Karan'ın sağ kolu ve masadaki gücünü göz ardı ederek onu karşılarına almak istemezler. Hepsi onunla ortak bir pazarda ve Haldun'un arkadan iş çevirmesi meşhurdur." Haldun'un, Ümit'in gölgesinde ilerleyen bir adam olarak küçümsemekle hata yapıyordum sanırım. O da en az onun kadar güçlü ve pisliğin tekiydi.
"Douglas'ı sorguya çektim." Hakan ağır ağır yüzümü incelerken konuşmaya devam etmekten başka çarem yoktu. "Masadakilerin seni sorunlu lider gördüğü zamanlardan babana kafayı taktıkları zamanlara geçmişsiniz. Baban bundan sonra nasıl bir hamle yapıp üzerindeki bakışlardan kurtulacak? Bunu düşünmemiz lazım." Hakan'ın üzerine oynanan entrikaların babasına yönelmesi için plan yapmamız gerekiyordu. Hayır tahtı sallanırken tamamen yıkılmalıydı. Dudakları ağır ağır kıvrılırken eli iki yanıma yaslandı ve başını eğdi.
"Aklındaki plan ne Karan Hanım?"
"Alay etme Hakan. Cidden bir plana ihtiyacınız var." Başını sola yaslayıp keyifli ifadesiyle beni seyretmeye başladı. Onunla beyin fırtınası yapmaya hevesli oluşum mutlu ediyordu onu, belli ki.
"Planlarım tamam. Babam bir yerde Haldun'un arkasında durmayı bırakacak." Elinin tersini yanağıma sürdü. "Senin planın var mı? Varmış gibi parıldayarak bakıyor gözlerin." Elimi omzuna sürterken başımla onayladım.
"Haldun hafızam için bana ilaç veriyordu." Keyifli ifadesi silinirken ciddileşti. "Babansa benim hafızamın geri gelmesini bekliyor. Beni kaçıran baban ama Haldun babana yakalanmaktan korkuyordu, bu da ortada bir karışıklık olduğunu gösteriyor. Ümit Karan beni ona verdiyse ve saklaması için emrettiyse Haldun niye Ümit Karan öğrenmesin diye çırpınıp durdu? Onunla anlaşmamdan hoşlanmamıştı bile. Sanki yıllardı beni saklayan oydu ve Ümit Karan'ın öğrenmesini istemiyor gibi davrandı." Kaşları düşünceli bir şekilde çatıldı.
"Haldun bir kukla mı? Düşündüğün bu mu?" Başımı onaylarcasına salladım. "Babam onu da kandırmış olabilir. Ama yine de sen oradayken tedbiri elden bırakacak biri değil. Haldun'a o farkına varmadan bu görevi bir şekilde vermişse bile onu gözetlemek için birini mutlaka gizlice bunu kontrol ederek haber vermesi için görevlendirirdi." Haldun'u gözetleyecek kadar yaklaşan bir adamını hatırlamaya çalıştım veya beni gözetleyen. Yoktu.
"Korumaların bana yaklaşması yasaktı, Hakan. Bekir onları öldürüyordu. Değil yaklaşmak, bahçede beni görüp baktıklarında bile infaz ediliyorlardı."
"Babam hiçbir şeyi şansa bırakmaz. Dediğin gibi hatırlamanı istiyorsa ve Nadia'yı yakalamak için kafayı bozduysa seni göz hapsinde tutması gerekiyor." Elini çenesine sürerken başını sağa sola salladı. Düşünmeye başladım. İçeriden bilgi taşımaya cesaret eden bir tek Melih aklıma geliyordu. Bekir'in veya Haldun'un infaz etmesine gücünün yetemeyeceği ve Ümit'ten asla korkmayacak biriydi.
"Melih?"
"Enrico?" dedik aynı anda.
"Haldun'un sağ kolu Melih'i araştırırken onun zamanında Haldun ve Ümit'in depolarında çalışıp güven kazandıktan sonra Çetin evine koruma olarak devam ettiğini okumuştum. Babam o ara onun güvenli bir köstebek olacağını düşünmüş olabilir." Bu olasıydı. Ümit Karan geldiğinde dışarıda olmama daha çok kızardı Melih. Sanki bir şeyden kaçmamı bekler gibiydi. O zaman bile beni Ümit'ten mi koruyordu?
"Bir süre sonra ilaçlarımı veren Melih'ti. Eğer Ümit, bunu öğrenseydi, beni o evden çıkartır ve hatırlayana kadar gizlerdi." O zamana kadar da ölürdüm. Melih'in beni evden kaçırdığı anıları anımsamıştım ve hepsinin sonu koşarken aniden bayılmamla sonlanıyordu, gözlerimi tekrar açtığımda serum bağlanmış bir şekilde odamda oluyordum. Bana günlerce baygın kaldığım söyleniyordu. Melih, beni kaçırmayı bir noktada bırakmıştı, ilacı vücudumdan kontrollü bir şekilde atmak içindi. Ümit Karan, bunu yapmazdı. Sabretmezdi.
"Bunu Enrico'yu arayıp doğrulayacağım. O muydu yoksa başka biri mi emin olalım." Telefonunu çıkartıp Melih'i arayıp kısaca konuştuktan sonra kapattı ve cebine koydu. Oydu, bakışlarından görebiliyordum. "Babamın içeride güvendiği adam olmuş. Bir bakıma seni hem babamdan hem de Haldun'dan korumuş."
"Pislik İtalyan." Homurdanmamla keyfi yerine gelmişti.
"Bende ona sinir oluyorum. Ama bana karımı getirdiği için garip bir sempati beslemeye karar verdim." Ellerini cebine koymuş çapkın bir gülüşle yüzümü incelemeye başlamıştı. Böyle baktığı zaman nefesim kesiliyor, heyecandan tüm bedenim titriyordu.
"Yine o bakış. Kabul et benden hoşlanıyorsun."
"Asla inkâr etmedim Karanbey." Bakışları yoğunlaşırken zihnimden geçen düşünceler gitgide onun bakışlarıyla rayından çıkıyordu. Nefeslerimi özgürleştirirken bakışlarıyla beni kendine tutsak edecek kadar aklımı bulandırıyordu.
"Güzel. İnkâr etmene izin vermem." Eli belime sürtünürken bakışları dudaklarıma kaydı, kalp atışlarım göğsüme şiddetle çarparak nefesimi hızlandıracak o anı seçti. Bu eve ilk geldiğim o andan itibaren beni ona çekenin ne olduğunu bilmiyordum. Özgürlüğüm bile ona esirdi ve bu rahatsız etmek yerine seve seve kabullendiğimdi.
"Toplantıya giderken..." Burunlarımız birbirine sürterken az önce iliklediğim düğmelerden biriyle oynama başladım. Bedenim kendi özgürlüğünü eline almış zihnimi ve kalbimin hızlanışını umursamadan karşımdaki adama çekiliyordu. "Dikkatli ol."
"Olurum." Oynadığım düğmeyi açarken avucumu çıplak göğsünün tam ortasına yasladım. En az benimkiler kadar ritmini şaşırmıştı kalp atışları.
"Karanbey?" Eli boynuma sarılıp baş parmağıyla çenemi yukarı kaldırdığında dudaklarımızı birleştirdi. Hızlanan nefes alışverişim dudaklarında son buldu. Bu her zamanki öpücükten çok daha yoğun ve arzu doluydu.
Bir düğmeyi daha çözdüğümde dudaklarımı talan eden dudakları hırçınlaştı. Elimi gömleğin açıklığından içeri kaydırdığımda boynumu bırakıp belime kaydırdı ellerini. Aralanmış bacaklarımın arasına usulca girdiğinde bacaklarımı kalçasının üzerine sardım.
"Karım?" Önce alnımızı birleştirdi, daha sonra yanağını yanağıma yasladı. Sıcak nefesi kulağımı yalayıp geçti. "Bana Karanbey dememen konusunda anlaştığımızı sanıyorum." Ama bu hoşuna gidiyordu. Onu Karanbey olsa da benimseyişimden hoşlanıyordu. İtiraf etmekte zorlanabilirdi ama görüyordum.
"Hoşuna gitmese," Yanağına dudağımı değdirdim. "Bağırıp çağırabilirsin. Yapmıyorsun." Bir düğmeyi daha araladığımda belimdeki dokunuşunu kalçama kayıp onu hissetmemi sağlayacak kadar kendine yaklaştırdı. Gözlerim hafifçe kapanırken elim göğsünde kıvrıldı.
"Sana bağırmak mı?" Gözlerimi neredeyse kapatmamı sağlayan o zevk dolu noktaya kasıklarındaki şişkinliği bastırdığında başımı geriye attım. Hafif iniltiyi andıran bir ses döküldü dudaklarımdan. "Senin bağırmanı tercih ederim."
"Hakan." Onun söylediğinin aksine fısıldarcasına çıkmıştı sesim.
"Bununla da idare edebilirim." Dudaklarımız tekrar birleştiğinde kalçalarım onun hareketi için kıpırdanıp duruyordu. Merakım beni ele geçirirken sadece onun baskısıyla hissettiğim bu hazdan daha fazlasını isterken buluyordum kendimi.
Hakan'ı istiyordum. Yatağımda. Gömleğini tamamen çıkartmış bir şekilde onu istiyordum.
Dudakları yanaklarımdan boynuma kaydığında uzaktan bir yerden gürültü duyuldu. Hakan uzaklaşmadan önce köprücük kemiğimin olduğu tenime dudaklarını değdirdi.
"Hakan?" Faruk'un sesi uzaktan duyuluyordu. "Gitti mi lan o?"
"Kardeş katili yapacak bir gün beni." Yüzünü boynuma gömerken o haz verici baskısı uzaklaştı ve derin bir soluk aldı.
"Borcun olsun." Elim hala gömleğindeydi, kaydırıp saçlarına daldırdım. "Sözün olsun." Sesimdeki arzu ne istediğimi gösterdiği için geri çekilip bakışlarındaki arzuyla gözlerime baktı.
"Seni kaçırdığım zaman borcumu öyle güzel ödeyeceğim ki." Ses tonundaki açık uçlu o vaadi şu an yerine getirmesini dilerken buldum kendimi.
Sende dünden razıymışsın Kübra.
"Toplantıya giderken Faruk'la Yılmaz evine gideceğiz." Yüzündeki arzu dağıldı ve kaşları çatıldı. Elimi omzuna sürerek yüzüne kaydırdım. "Sibel'le aralarındaki problem ve diğer aile fertlerini duymak için." Ali'nin katillerini aradığımın ikimizde farkındaydık ve suçlu suçsuz herkesin sesini duymaya ihtiyacımız olduğunu da biliyorduk. Ona bu yüzden yalan söylemek manasız geliyordu. Araştırmaya devam ettiğimin bilincinde olsa yeterdi. Kimi bulduğumu ve olayların ne denli karmaşık olduğunu çözene kadar onun bilmesine gerek yoktu. Babasına ve Meksikalı karteller onu yeterince sıkıştırıyordu.
"Olurda duyduğun bir ses tanıdık gelirse orada belli edemezsin." Sesinde endişe kırıntıları olsa da yüzü hala sertti. "Hatta bekle. Toplantım bitsin beraber gideriz."
"Toplantı sonrası Douglas'la işleriniz vardı." Elini alnına sürdü. "Faruk'la güvende olacağım ve kimseye bir şey çaktırmayacağım. Sadece gitmeden önce Sibel'i aramak yeterli olur mu? Yoksa evine gitmek için aile reisi Ferhat'ı mı aramalıyız?"
"Senin aramana gerek yok." Sertçe baktı. "Ben ararım." Kıskanç manyak. Kıkırdayarak yanağına öpücük kondurduğumda yüz ifadesi yumuşar gibi oldu.
"Hakan?" Faruk'un sesi daha yakınlardan geliyordu. Bacaklarımı çözdüğümde Hakan benden uzaklaştı, kalçamı kaydırıp masadan indim. Faruk işte o an içeri girmeyi seçti.
"İki iki bir kötü haberim var." Bakışları Hakan'dan bana kaydı. "Siz niye poligondasınız?"
"Seni vurmak için atış çalışıyordum." Faruk küçümsercesine baktığında onun gibi bir yüz ifadesi takındım.
"Senin bana garezin var zaten. Yazıklar olsun. Bakıcı dedim olmadı. Rus yengem var dedim. O da olmadı. Karanbey'in eşi değil misin? Hepiniz aynısınız." Hepimiz. Onun bir tek eşi vardı. Niye çoğul kullanıyordu ki? Buse'yi de sayıyorsa cidden Faruk'u topuklarından vurmak farz olmuştu.
"Aynı bakışlar. Kocanla takıla takıla onun gibi öldürmek istercesine bakıyorsun."
"Yok topuklarına sıkmakla ilgili düşünüyordum." Kaşlarını yukarı doğru hareketlendirirken elini göğsünün tam ortasına yaslayıp dramatik bir bakış attı.
"Faruk?" Hakan sabırsızca onun ismini telaffuz edince ciddileşti. "Önce kötü haber."
"Bekir yok." İrkilirken Hakan'a çevirdim bakışlarımı. Şaşırmamış gibiydi. "Haberin var mı?"
"Hatice buraya geldiği zaman aslında dikkatimizi dağıtmış. Kamera kayıtlarını incelediler, en son havalimanında görüntülendi." Kaskatı kesildim. Buraya diz çöküp yardım isterken bile bir planı vardı.
Hatice Çetin'in daima b planı olurdu.
"Ona yine üzüldüğüme inanamıyorum." Elimi yüzüme sürterken tüm gece hissettiğim huzursuzluğu anımsadım.
Hatice bir şekilde benimle olmuştu ve ben bana acı çektiren kardeşini kurtarmak istemediğim için vicdan azabı çekmiştim tüm gece. Kurtarmak için can atmıyordum. Gebermesi işime gelirdi. Yine de Hatice içindi huzursuzluğum. Ben ailemi kaybetmiştim, Hatice'nin ailesi babası ve Bekir'di. İki adam da ölmek için sıra bekliyorlardı ve Hatice illaki onları kaybedecekti.
Biliyordu.
"Doğrusunu istersen bence Haldun kaçırdı onu. Hatice eve döndükten sonra ikisinin tartıştıkları duyulmuş. Hatice apar topar çıkıp havalimanına gitmiş. Tabi sonrasında eve dönmüş ama buradaki halinden çok daha kötü görünüyormuş." Onun için üzülmüştüm. Hatice'nin en büyük şansızlığı Çetin ailesinin kızı olmaktı ve Bekir gibi biriyle aynı kanı taşımaktı.
"Kızından habersiz mi kaçırdı yani?" Faruk'un meraklı ses tonuyla Hakan başını salladı.
"Bekir'in havalimanına girdiği görüntü sonrası tüm kameralar arızalanmış ta ki Hatice gelene kadar. Bir buçuk saatlik boşluk var ve ister inanın ister inanmayın o sırada hava koşullarından dolayı uçak kalkmadı."
"Bekir kaçamadı o zaman." Diye mırıldandım.
"Veya kaçmasına izin verilmedi." Faruk cümlemi tamamladığında kaşlarım ağır ağır çatıldı. Bekir'i korumak için bir planı olamaz mıydı? Haldun kurnaz bir adamdı ve bu bile bir plan olabilirdi.
"Hiçbirine inanamıyorum." İkisinin bakışları bana kaydı. "Hatice de Haldun da ona bir şey olmasına izin vermezler. Hatice buraya gelerek yardım istedi, tamam. Haldun onu güvenli bir yerde saklamaya başlayıp kızına bile yalan söylemiş olabilir. Hatta belki de her şey öylesine bir gösteriydi." Hatice ölse diz çökmezdi, herhangi bir plan için bile yapmazdı bunu. Haldun, Bekir'i saklamışsa bile bundan Hatice'nin haberi yoktu, en azından buraya geldiği zaman.
"Hatice'den kimse gözünü ayırmasın." Faruk kaşlarını kaldırırken cümlemle gülüşleri genişledi.
"Emredersin Karan Hanım." Dedi alayla.
"Faruk ya. Emir olsun diye demedim." Başını sola yaslayıp kahkaha attı. "Yemin ederim ya." İnanmıyormuş gibi başını sallarken ceketini iliklermiş gibi yapıp başını eğdi.
"Karan Hanım, emriniz bir emirdir benim için." Yardım etmesi için Hakan'a baktığımda arkasındaki duvara yaslamış keyifle Faruk'un benimle uğraşmasını seyrediyordu. "Kocandan alışkınım yenge." Başını biraz daha eğdi.
"Ya Faruk."
"Emret Karan Hanım." Elini yumruk yapıp göğsüne yasladığında abartılı bir şekilde başını tekrar eğdi.
"Diğer haberler ne?" Hakan'ın cümlesi Faruk'un abartılı oyunculuğunu bırakmasına ve ciddileşmesine neden oldu.
"İyi haber şu, Douglas beni öldürmedi ve hayattayım." Göz kırptı. "Diğeri ise tahminin doğru çıktı. Depona polis baskın yaptı. Evdeki haini hala bilmesek de iştekini bulduk."
"İşinizde de mi vardı?" Hakan'a döndüğümde ağır ağır salladı başını.
"Gelen teslimatın adresini farklı depolar olacak şekilde şüphelendiğim kişilere ayrı ayrı söyledim. Hangi depo baskın yerse suçlu kendini ifşalamış olacaktı." Bu aşırı zekiceydi. Bakışları benden Faruk'a kaydı, merakla çevrelenmişti ifadesi. "Kimmiş?"
"İbo." Hakan'ın yüzündeki ifade tehlikeli bir enerjiye bulanırken kaşları çatıldı. "Biraz araştırdım. Karısıyla oğlunu kaçırmışlar. İki aydır onu tehdit ediyorlar."
"Niye söylemedi bana? Ben demiyor muyum hepsine? Bir sorun varsa gelin çözeyim demedim mi?" Elini yüzüne sürdü. "Kadını ve çocuğun yerini bulabildiniz mi? Kimmiş bunu yapan? Kime çalışıyor?"
"Ümit Karan."
"Orospu çocuğu piç!" Hakan öfkeyle bağırdığında olduğum yerde sıçradım. "Kadınla çocuğu buldunuz mu?" Ona ihanet eden adamının ihanetine rağmen önce tehlikede olan masum iki kişiyi düşünmesi bile ona olan düşüncelerimi kanıtlıyordu.
"İbo yakalanınca baban infaz etmiş onları." Hakan kaskatı kesildi. Faruk ona yaklaşırken kaşlarını çatmıştı. "Senin suçun değil. Kafanda kurma yine." Hakan cevap vermedi. Kendini mi suçluyordu? Hakan niye tüm dünyada olan olumsuzlukların sorumluluğunu omuzuna yüklenip kendine acı vermeye hevesliydi bu kadar.
"Yılmazlarda Kübra'yı gözünün önünden ayırma." Onun yanından geçerken kaşlarını çattı ve odadan çıktı. Gözlerinde geçen deliliği fark eden bir tek ben değildim. Faruk onun peşinden çıktığında adımlarım onları takip etmek için hareketlendi.
"Hakan. O deliliği hiç sevmedim. Masadakiler tam da babana karşı şüpheyle bakmaya başlamışken tüm okları kendine tekrar döndüremezsin." Faruk'u dinlemeden merdiveni çıkmaya başladığında adımlarımı hızlandırdım.
"Sakinleşmeden gidemezsin." Faruk onun arkasından bağırıyordu. Hakan delirmişti ve hıncını babasından çıkartırken tekrar dengesiz ve güvenilmez birine dönecekti. Tüm avantajını yerle bir edecekti.
🖤
Bölüm nasıldı?
Aklınıza takılan ve gelecek bölümde merak ettikleriniz neler?
Karanbey dışındaki serilerin sıralamasını vermek istiyorum. En azından ilk beş. Sadece isim vereceğim ve sizin mutsuz mu mutlu son mu olduğunu tahmin etmenizi bekleyeceğim. Kabul mü?
KARANBEY (Anlaşmalı evlilik, intikam)
ENRİCO (Zoraki evlilik + nefretten nefrete sonra aşka sonra nefrete :D )
GERARDO (Ajan kız + mafya adam, ihanetler)
RASCOL (Rus Mafyası, Hırs ve taht savaşları)
YILMAZ (Hangi yılmaz sizce?)
Karanbey gibi uzun uzun olmayacaklar. Hepsi tek kitapta bitecek. Başka kitaplar da var ama bunlar kadar olayları belli ve net değil. O yüzden beklemede kalalım.
İnstagram: ayseilhanl / #karanbey
TikTok: ayseilhanli / #karanbey
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 136.26k Okunma |
7.78k Oy |
0 Takip |
59 Bölümlü Kitap |