29. Bölüm
didom / KAYBOLAN YILLAR / KAYBOLAN YILLAR 26

KAYBOLAN YILLAR 26

didom
didido

 

 

Gün ve gün daha da büyüyor ailemiz hepinize çok çok teşekkür ederim canlarım .

 

Bu bölüm mutlu bir bölüm . Cihangir mutlu İnci mutlu daha ne isteyebilirim ki ..

 

Hepinize iyi okumalar dilerim . Bol bol yorum atmayı unutmayın.

 

 

'Unuttum desem de inanma sakın .

Anılarla yazdım seni kalbime .'

...

 

 

 

 

İNCİ AKKOR

 

 

Kapının alacaklı gibi çalınmaya başlamasıyla korkmuştum . Cihangir yanına anahtar alıp öyle gitmişti . Şimdi kapıyı alacaklı gibi çalan kimdi ki .

 

 

Mutafaktan hızlı adımlarla çıkıp aynı hızımla kapıyı açtım. Gelen Cihangir'di . Ama korkutuyordu şu an beni . Hem yüzündeki ifadeyle hem de kapıyı alacaklı gibi çalması korkutuyordu beni .

 

 

"Cihangir , bir şey mi oldu ? "

 

 

"Bir şey soracağım İnci ? Ama bana dürüst ol olur mu ? En azından bu kez dürüst ol ."

 

 

Korkutuyordu Cihangir beni .

 

 

"Cihangir bir şey mi oldu söylesene ? Korkutuyorsun beni.

 

 

 

"Beni tekrar bırakıp gidecek misin ? Günü geldiğinde beni tekrar bırakacak mısın ? "

 

 

Cihangir'in sorusuyla nasıl hissedeceğimi bilemedim . Her şeyi sormasını beklemiştim ama bunu beklememiştim .

 

 

Ben bırakıp gitmezdim ki Cihangir'i . Hem de hiçbir zaman bırakıp gitmek istemezdim . Benim Cihangir'den başka kimsem yoktu ki . Nasıl bırakıp gidebilirdim .

 

 

Cihangir bana git demediği sürece gitmezdim ben . Cihangir bana git demediği sürece evimi bırakıp gitmezdim.

 

 

"Sen bana git demediğin sürece gitmem ben Cihangir . Sen bana çık git demedikçe ben evimi bırakıp gitmem ."

 

 

Benden nasıl bir cevap bekliyordu bilmiyordum . Ama aldığı cevap karşısında yüzündeki değişime an ve an şahit olmuştum .

 

 

Sıra benim için önemli sorunun cevabındaydı . Cihangir'in sorusu bitmiş şimdi sıra benimkindeydi .

 

 

Cihangir ağzını açıp bir şeyler söylesin istedim . Ama ağzını açıp bir kelime etmedi sadece kollarını açıp sıkıca sarıldı . Hem de öyle sıkı sarıldı ki Cihangir beni hiç bırakmayacak zannettim .

 

 

Belki de hiç bırakmazdı Cihangir beni .

 

 

Elleri sıkıca belimi sarmıştı . Hissediyordum . Cihangir'in saçlarıma bıraktığı sayısız buseleri hissediyordum . Sanki her bir saç telimi öpmek istercesene buseler konduruyordu .

 

 

 

"Ben sana nasıl git diyeyim İnci . Benimle kalman için her şeyimi verecekken nasıl git diyeyim sana . Gidebilme ihtimalin canımı acıtırken nasıl git diyeyim ?"

 

 

O zaman gitmezdim ki ben . Cihangir 'de gitmemi istemiyordu o zaman hiç gitmezdim .

 

 

"Ben de gitmem Cihangir . İnsan evini bırakıp gidemez ki . Ben nasıl gideyim . Daha evime yeni kavuşmuşkan nasıl gideyim ."

 

 

Belimdeki ellerini çekip yüzüme yerleştirdi . Çenemdeki beni sevmek istercesine parmağıyla üzerine dokundu .

 

 

"Ben de evimi yeni buldum İnci . Bu ev varya senden önce dört duvardan ibaretti benim için . Eskinden birkaç günde bir uğrardım buraya . Ama sen gelince eve gelmek için saatleri sayar oldum İnci . Senin eşyalarını gördükçe mutlu oluyorum ben . Hele de beyaz panduflarını görünce çok mutlu oluyorum ."

 

 

Öleceğim zannettim . Cihangir böyle konuştukça öleceğim zannettim . O kadar yaşarken bunları duymaya hakkım yok gibi geliyordu ki öleceğim zannettim .

 

 

Hakkım varmış benim. Cihangir'e bir kere not bırakmaya da hakkım varmış . Cihangir'in terliklerinin yanına beyaz panduflarımı koymaya da hakkım varmış .

 

 

"Cihangir ."

 

 

"Daha açık konuşayım ister misin İnci tanem ? Ben canımdan çok seviyorum seni . Bu her zaman böyleydi . Küçükken de şimdi de . Sana kızgınken bile bu böyleydi ve inan bana hep böyle olacak İnci . Ben seni her zaman canımdan çok seveceğim ."

 

 

Canı gibi sevmek değildi Cihangir'inkisi . Canından çok sevmekti .

 

 

 

Bu sefer kesin ölecektim ben . Cihangir her konuştuğunda sanki bedenim ölüme hazırlanıyordu .

 

 

"Hani unutmuştun beni ? Hatıralarından da silmiştin ."

 

 

Duymak istedim . Biliyordum ama yine de duymak istedim .Seni hiç unutmadım diye haykırmasını istedim .

 

 

 

Yanaklarımdaki ellerini çekmeden alnını alnıma yasladı . Sıcacıktı anlı hâlâ az da olsa ateşi vardı Cihangir'in .

 

 

"Yalancıyım kızım ben . Seni unutmam mümkün mü ? Seninle ilgili her şeyi hatırlıyorum . Dün gibi hatırlıyorum. Seni herkesten ayırt edecek çenendeki beni , ıspanaklı börek sevdiğini , çorbanın yanında ekmek yiyemediğini her şeyi hatırlıyorum İnci . Senin kendinde farkında olamadığın şeyleri bile hatırlıyorum ."

 

 

Bu sefer kandırmamışlardı Cihangir'i . Gerçekten de yalancıydı .

 

 

"Bu sefer kandırmamışlar oğlum seni .Yalancısın sen "

 

 

Gözlerime bakıp kocaman gülümsedi . Hem de kocaman.

 

 

"Ee sen de söylemeyecek misin İnci ? "

 

 

"Neyi ? "

 

 

"Beni sevdiğini . Ben söyledim sen de söyle olmaz mı ?"

 

 

Cihangir tam olarak ne duymak isterdi bilemiyordum ama içimden gelenleri saklamadan söylemek istedim.

 

 

"Ben de seni seviyorum oğlum . Ben seni ilk tanıştığımız andan beri seviyorum ve inan bana hep seveceğim seni ."

 

 

"İnci tam şu an ne yapmak istiyorum biliyor musun ? seni öpmek istiyorum . Hakkım varsa seni tam şu an öpmek istiyorum ."

 

 

Vardı . Cihangir ne dese hakkı vardı .

 

 

Nasıl baktım gözlerine bilmem ama Cihangir cevabını almış gibi gülümsedi .

 

 

Sonrası bambaşka bir histi . Cihangir'in dudaklarını dudaklarımda hissetmek bambaşka bir histi .Gözlerim anın getirdiği hisle birlikte kapandı . Güzeldi . Cihangir'le öpüşmek güzeldi . Ellerinin yüzümü kavraması güzeldi . Cihangir her şeyiyle güzeldi .

 

 

"İnci ."

 

 

Gözlerim hâlâ kapalıydı . Gözlerimi açıp da bu anın bozulmasını istemedim .

 

 

"Seni seviyorum ."

 

 

Cihangir beni sevdiğini söylemekten asla bıkmayacaktı .

 

İyi ki de bıkmayacaktı .

 

 

...

 

 

"Cihangir . Hadi kalk yemek hazırladım . Yemeğini ye sonra ilaç içeceksin ."

 

 

 

Güneş saatler önce batmış yarın yeniden doğmak üzere yerini aya bırakmıştı .

 

 

Cihangir'le sabah konuşmamızın ardından nazlı hastamız tekrar kötüleşmiş yatak döşek yatıyordu .

 

 

"Cihangir hadi bak çorban soğuyacak ."

 

 

"İnci ben yemek yemek istemiyorum ."

 

 

Nazlıydı işte . Hem de çok nazlıydı bu Cihangir .

 

 

"Tamam yataktan doğrul ben tepsiye koyup getireceğim çorbanı tamam mı ? "

 

 

"Hı-hı "

 

 

Cihangir'i yatak odasında bırakıp hızlıca mutfağa gittim . Sanki koskoca adamla değil de üç yaşındaki bebekle ilgileniyordum . Şikayetçi olduğumdan değildi sadece Cihangir'i böyle savunmasız görmek garip hissettiriyordu.

 

 

Cihangir küçükken bile bu kadar savunmasız değildi . O minik bedeniyle beni abimden korumaya çalışırdı .

 

 

"Cihangir hadi kalk . Çorbanı iç sonra tekrar uyursun ."

 

 

Zorlukla gözlerini aralayıp yattığı yerden doğruldu .

 

 

"Bak böyle olmayacak Cihangir . Hastahaneye gidelim diyorum ona da razı olmuyorsun ."

 

 

 

"İyiyim İnci . Biraz daha dinlenirsem iyi olacağım . Meraklanma sen ."

 

 

Hâlâ meraklanma diyordu . Bir bilse onun canı yandığında benim ne kadar canımın yandığını ah bir bilse böyle konuşmaya utanırdı.

 

 

Sıcak çorbadan bir kaşık alıp Cihangir'e doğru uzattım.

 

 

"Aç bakalım ağzını ."

 

 

"Ben yerim . Sen zahmet etme İnci ."

 

 

Bir de naz yapıyordu . Çok nazlıydı bu Cihangir .

 

 

Kaşığı bırakmayacağımı anlayınca ağzını açtı ben de çorbayı yedirmeye devam ettim .

 

 

"Sen yedin mi yemek ? "

 

 

"Yok seni bekledim . Sen ye sonra yiyeceğim ben de ."

 

 

"Olmaz ki öyle . Ben yerim kendi yemeğimi sen de ye ."

 

 

 

Susmayacağı belliydi Cihangir'in . Bu yüzden Cihangir'in hasta olup olmamasını umursamadan kaşığını alıp bir kaşık çorba içtim .

 

 

"Oldu mu ?"

 

 

"Olmadı efendim . Hastayım ben sen niye benim kaşığımla içiyorsun çorbayı ."

 

 

"Canım bu kaşıkla içmek istedi olamaz mı ? "

 

 

Sanki hasta olsam sadece kaşıktan dolayı olacaktı . Her an dipdibe değilmiş gibi kaşığı suçluyordu .

 

 

Cihangir söylenmesini dinleye dinleyi çorbayı içmiştik . Tepsinin yanına koyduğum ilacı alıp Cihangir'e içirdim .

 

 

"Tamam şimdi uyuyabilirsin ."

 

 

"Sen nereye gidiyorsun ? "

 

 

"Uyuyacağım dedin ya Cihangir . Ondan odama geçecektim ."

 

 

" Ne demek odam ? "

 

 

Bu Cihangir hastalınca beynini kullanamıyordu galiba.

 

 

"Cihangir iyi misin sen ? Hangi odam olabilir . Uyuduğum odam var ya işte ."

 

 

"Öyle bir oda yok artık . Ben o odayı başka bir şey için kullanmaya karar verdim . Sen de benimle kalırsın . "

 

 

 

Ben de isterdim Cihangir'le kalmak . Ama şu an hastaydı . Dinlenmesi gerekliydi .

 

 

"Tamam sen dinlen . Sonra gelirim ben senin yanına . Yoksa iyileşemeyeceksin Cihangir ."

 

 

"Ben seninle dinleniyorum İnci . Sen yanımda olunca dinleniyorum . Benimle kalsan olmaz mı ? Zaten benim kaşığımla çorba içtin hastayım uzak dur evresini geçtik ."

 

 

"Kalırım . Ben seninle kalırım Cihangir ."

 

 

Yemek tepsisini komodinin üzerine bırakıp Cihangir'e yaklaşıp sarıldım .

 

 

"Uyuyacak mısın hemen ? Eğer uyumayacaksan biraz sohbet edelim mi Cihangir ? "

 

 

"Yok uyumayacağım. Sen anlat ben dinlerim seni ."

 

 

 

Aslında konuşmamız gereken çok konu vardı . Koskoca sekiz sene kolay geçmemişti ikimiz içinde . Birbirimize anlatacak çok şeylerimiz vardı .

 

 

"Cihangir hiç aşık oldun mu sen ? Yani biz ayrıldıktan sonra aşık oldun mu ? "

 

 

Sekiz yıl az bir süre değildi . Belki daha nice Selin'ler Cihangir'e aşık olmuştu .

 

 

"Aşık olmak nasıl bir şey ki İnci ? Ben aşktan bahsedeceksem sadece senin adını geçiririm . "

 

 

Olmamıştı işte . Cihangir bir bana aşık olmuştu .

 

 

"Sen ? "

 

 

"Ne ben ?"

 

 

"Sen aşık oldun mu ? "

 

 

"Ben de aşktan bahsedeceksem bir tek senin adını geçiririm Cihangir ."

 

 

Aşk tam anlamıyla nasıl bir şeydi bilmiyorum ? Ama benim Cihangir'e olan duygularımı aşk karşılar mıydı onu da bilmiyordum ?

 

 

Sanki aşktan fazlaydı bizimkisi .

 

 

Sankisi fazlaydı .

 

 

Bizimkisi aşktan fazlaydı .

 

 

"Cihangir , biliyor musun ben senin üniversiteyi hep İstanbul'da okuduğunu düşündüm . Her gün sana bir kere sinirleniyordum . Her gün bir kere İstanbul'da üniversite okuduğun için sinirleniyordum sana. Özür dilerim ."

 

 

"Dileme . Sanki ben suçsuz muyum İnci ? O yüzden özür dileme benden olur mu ? "

 

 

Suçsuzdu ki Cihangir . Bu hikayenin en suçsuzu Cihangir'di .

 

 

"Gidemedim ki İnci . Ben İstanbul'u seninle sevmiştim . Sensiz nasıl gidebilirdim söylesene ? "

 

 

Cihangir İstanbul'u benimle sevmişti . Bensiz İstanbul'u ne yapardı ki .

 

 

"İnci ."

 

 

Cihangir bir şey sormak ve sormamak arasında gidip geliyordu .

 

 

"Dinliyorum seni Cihangir . Hadi sor ne istersen ."

 

 

"Hani sana seni hatırlamıyorum dedim ya çok üzüldün mü o zaman ? "

 

 

 

Üzülmüştüm . Hem de o kadar çok üzülmüştüm ki . Canım acımıştı benim . Cihangir beni hatırlamadıkça canım dünyalar kadar acımıştı .

 

 

 

"Üzüldüm .Hem de çok üzüldüm biliyor musun Cihangir ? Benimle birlikte küçük İnci 'de ağlıyordu ."

 

 

"Özür dilerim bitanem . Özür dilerim İnci'm . O zaman sana kızgınlığı atamamıştım kalbimden . Sekiz yılı atamamıştım .Beni bile isteye bıraktığını düşünüyordum . Aklımca hatırlamadım dersem anlarsın diye düşündüm . Özür dilerim bitanem ."

 

 

Bitanem .

 

 

Fazla güzel geliyordu kulağa . Cihangir'in bitanesi .

 

 

"Artık üzülmüyorum ki Cihangir . Beni hatırladığını biliyorum ya üzülmüyorum ."

 

 

Cihangir belimdeki ellerini daha da sıklaştırıp başını iyice boynuma yaklaştırdı .

 

 

"Sen hiç üzülme İnci . Varsın ben üzüleyim ama sen üzülme ."

 

 

İkimizde üzülmesek olmaz mıydı ? İkimizde mutlu olsak olmaz mıydı ?

 

 

"İnci , ben bir şey sormak istiyorum ama korkuyorum cevabından . Yine seni üzücekse anlatma olur mu ? "

 

 

Cihangir belimdeki elinı yavaşça karnımdaki yaranın üzerine getirdi .

 

 

Yine o çirkin yara oradaydı . O çirkin varlığıyla hep orada kalacaktı .

 

 

"Acıyor mu ? "

 

 

"Acımıyor artık . Ama -"

 

 

"Ama çok acıdı değil mi ? "

 

 

Anlıyordu Cihangir beni . Ben konuşmasam bile anlıyordu .

 

 

"Neden yaptı bunu İnci ? O şerefsiz ne sebep buldu da kardeşini bıçaklayacak dereceye geldi ? "

 

 

Sadece sana gelmek istemiştim Cihangir . Sadece sana gelmek istemiştim .

 

 

"Sana gelmek istedim."

 

 

"İnci'm ."

 

 

İnanmıyordu Cihangir . Ya da bu kadarına inanmak istemiyordu .

 

 

" O zamanlar 21 yaşındaydım . Senden üç yıldır haber alamıyordum . Hem de hiçbir haber . O gece ansınız rüyama geldin Cihangir . Hiç rüyalarıma gelmezdin ama o gece geldin. Sanki beni çağıyordun . Affettim seni İnci diyordun bana ."

 

 

Gözümden istemsizce bir yaş düştü . Cihangir görmeden yaşı yok etmek istedim ama Cihangir narince sildi gözyaşımı .

 

 

"Ben de uyandığım gibi sana gelmek istedim . Nereye gideceğimi bilmeden sana gelmek için evden çıktım . Pijamalarımı bile değiştirmeden sana gelmek için evden çıkıyordum ama Faruk yakaladı beni . İlk başta dalga geçti benimle ama sonra kapıyı açtı ve git dedi ."

 

 

Daha fazla ağlamamak için dişlerimi sıktım .

 

 

"Ben de inandım ona . Aptal gibi inandım.O heyecanımla bütün yaptıklarına rağmen affettim onu . Nereye gittiğimi bilmezcesine sana geliyordum . Sonra o geldi arkamdan . Ben ne olduğunu anlayamadan bıçağı sapladı ve beni öylece o ıssız sokakta bırakıp gitti . "

 

 

Cihangir'in ellerinin buz kestiğini hissediyordum . O sıcacık elleri şimdi buz gibiydi .

 

"Ağlama bitanem . Yalvarırım ağlama . Ödeyecek sana yaptıklarını , bizim kaybolan sekiz yılımızın bedelini ödeyecek ."

 

 

"Ama karnımdaki yara çok çirkin Cihangir ."

 

 

Hızlıca olumsuzca başını yana salladı .

 

 

"Hayır hayır , çirkin değil İnci'm . Hiç çirkin değil . Sen çok güzelsin . Sen her şeyinle çok güzelsin . Sen dünyanın en güzel şeyisin İnci'm ."

 

 

Cihangir'e daha sıkı sarılıp yüzümü boynuna gömdüm . Sanki burası güvenli limandı benim için .

 

 

"Dayanamıyorum ki ağlamana . Ağlama artık olur mu ? Sen ağladıkça bir dakika bile durmadan o Faruk'un yanına gitmek istiyorum ."

 

 

"Gitme ."

 

 

Gitme dememi duymasıyla beraber daha sıkı sardı belimi . Sonra yavaşça saçlarımı okşamaya başladı . Yetmedi şakağıma öpücük kondurdu .

 

 

"Bir daha güzel saçlarından işe yaramaz saçlarım diye bahsetme , bir bilsen benim gözümdeki değerlerini utanırdın işe yaramaz demeye ."

 

 

Faruk işe yaramaz saçların diyordu Cihangir ise saçlarımın değerini bile ölçemiyordu .

 

 

"Söylemem bir daha ."

 

 

"Aferin sana ."

 

 

Cihangir'e bıraz daha yaklaşıp çenesine öpücük kondurdum . Güzeldi Cihangir'i öpmek hem de fazlasıyla güzeldi .

 

 

Benim Cihangir'i öpmeyi sevmem gibi galiba Cihangir 'de beni öpmeyi seviyordu ...

 

 

Bugün tam anlamıyla güneş bizim için doğmuştu . Küçük Cihangir ve İnci yıllar sonra çok mutlulardı . Tıpkı bizim gibi .

 

 

 

Zor zamanlar geçirmiştik . Belki de daha da geçirecektik ama artık yalnız değildim ben . Cihangir vardı yanımda . O yalnız bırakmazdı beni .

 

 

Bitanem demişti .

 

 

İnsan bitanesini hiç yalnız bırakır mıydı ? Tabiki de bırakmazdı ...

 

 

..

 

Bölümü beğendiyseniz yıldızımı parlatmayı unutmayınnn.

 

 

Artık küçük Cihangir ve İnci çok mutlu . Tıpkı İnci ve Cihangir gibii ...

 

 

Cihangir'in bitanesinin bir günlüğü olsa yüzlerce kez bugünü yazardı . Bıkmadan usanmadan heyecanla bugünü yazardı .

 

 

Diğer bölümde görüşene dek kendinize çok çok iyi bakınn.

 

 

Bölüm : 07.03.2026 15:56 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...