11. Bölüm

11.Bölüm

Meri
ygnmeri

Satır aralarında buluşalım..

Ash'da çalışmaya başlamamın üzerinde üç büyük gün geçmişti. Yavaş yavaş buradaki ritme ayak uydurmaya başlamıştım fakat amacım hala netti. Bazı anlar kovalıyor Deniz'in odasını karıştırıyordum şuana dek elle tutulur bir şey bulamamıştım can sıkıntım tam gaz devam ediyordu. Albay ile iki gündür iletişimimiz kopuktu böyle bir durumda asla bunu yapmazdı tahminlerim gizli bir göreve çağırıldığı üzerineydi. Masayı silerken düşünceler aleminde geziniyordum beni bu alemden çekip çıkaran Meyra olmuştu.

"Hey, dalmışsın!" masayı bırakıp arkamda gülümseyerek bakan Meyra'ya tam aksi şekilde somurtarak baktım.

"Dalmadım, çalışıyorum."

"Biraz molaya ne dersin?" bakışlarımın hedefi bu kez barın arkasında duran Emir'deydi.

"Bizi ispiyonlamasın?" derdim Cihan'a ötmesi değildi sadece dikkat çekmemem gerekiyordu.

"Onu takan kim? Hadi gel!" bileğimden tutup ardından götürmeye çalışırken diğer elimdeki bezi önlüğümün kenarına asıp bileğimi de kurtardım. Bu davranışıma takılmak yerine gülüp mutfak kapısından koşarak girdi. Bara gidip taburelere oturduğumda Meyra elinde büyük bir tabakla geri geldi.

"Bu ne?" asla eskitmediği gülümsemesiyle tabağı tezgaha koyup Emir'e seslendi.

"Hadi çatal kap gel!"

"Bana emir mi verdin?" Emir elindeki bardağı bırakıp sinirli gözükmeye çalışarak Meyra'ya diklendi.

"Yani şey gelir misin?" Meyra'nın değişimi beni sinirlendirse de aralarındaki meseleye karışmak istemedim. Yeterince göze batıyordum daha fazlası olmamalıydı. Emir yanımıza üç çatalla geldiğinde tabaktaki pastadan birer dilim alıp yemeye başladık. Tadında uzun zamandır yemediğim tuhaf bir şey yakaladım.

"Bunun içinde ne var tam olarak?" lokmamı yuttuğumda Meyra'ya sorduğum sorunun cevabı beni hiç memnun etmemişti.

"Kara dutlu." sakince çatalı masaya bırakırken yuttuğum lokmamı kusma isteğinde bulundum.

"Beğenmedin mi? Nalan iyi misin?" Meyra şaşkınca bana bakarken cevap verdim.

"K-kara duta alerjim var."

"Ben çok özür dilerim bilmiyordum. Hastaneye gitmeli miyiz?" nereden bilecekti? Hayatta kaç kişinin kara duta alerjisi olurdu? Boğazım yanmaya başlarken midem de ekstra bulantısını sergiliyordu. Halimi fark eden Emir telaşlandı.

"Nalan, iyi misin?"

"S-su." alelacele önüme bardak konulduğunda suyu içmeye çalıştım. Bir iki yudum anca alsam da faydası yoktu boğazım şişmişti. Ellerim boğazımı tutarken sandalyeden yalpalayarak kalktım ciğerim çıkmak ister gibi öksürürken görüş alanım bulandı. Meyra kolumdan tutuyor düşmemi engelliyor Emir önüme geçmiş bir şeyler söylüyordu. Şişen boğazım kulaklarımı tıkamıştı adeta. Öne eğilip öksürürken gözümden yaşlar boşaldı. Başım dönüyordu bu alerjik etki değil aşırı öksürmenin verdiği bir durumdu. Başka bir el beni belimden yakalayıp kucağına aldığında itiraz etmeye lüksüm bile yoktu. Öksürmekle o kadar meşguldüm ki kim olduğunu bile bilemedim. Bir kapı açıldığında serin hava vücuduma nüfus etti bu bir nebze olsun nefes almama yardımcı olmuştu.

"Beni duyuyor musun?" Cihan'ın sesini işittiğimde onun kucağında olduğunu anlamıştım. Zar zor nefes alırken başımı sallayarak ona onay verdim.

"Şimdi hastaneye gideceğiz, dayan!" telaşlı sesine arabanın kapısının açılması sesi eşlik ederken şuan hastaneden çok öteki tarafa gidiyor gibiydim. Beni yolcu koltuğuna oturur pozisyonda yerleştirdiğinde hiç vakit kaybetmeden kendi de sürücü koltuğundaki yerini aldı. Yol boyunca bana bakıyor, benimle konuşup uyanık tutmaya çalışıyordu. Nefes borum artık işlevini yitirecekken arabayı ani bir frenle hastane girişinde durdurdu. Koşarak yanımdan çıktığında giriştekilere bağırarak emir veriyordu. Başka bir zamanda olsa benim için bu kadar endişe duymasını garipseyebilirdim ama şuan onu bile düşünecek durumda değildim. Bilincim yitip giderken yine en son onun sesi kulaklarıma ilişti.

"Dayan camgöz, yeni bulmuşken seni kaybedemem!"

&&

Gözlerim hastane tavanına açılırken artık nefes alıyordum ama boğazımda inanılmaz bir ağrı vardı. Bu ağrıya yüz buruştururken gözlerimi etrafta gezdim. Perdesi çekilmiş bir acil bölümünde sedyede tek başıma yatıyordum. Koluma takılı serum zımbırtısına sesli bir nefes verirken bir karadut parçasının beni düşürdüğü duruma küfür ettim. O an kendime bir söz verdim, bir daha tatlı yemeyecektim.

"Uyanmışsın." serumla olan bakışmama ara vermemi sağlayan Cihan'ın sesi olmuştu. Üzerindeki gömleğinin yaka kısmındaki ilk iki düğmesi açılmış, gömleğinin kolları kıvrılmış ve saçları darma duman halde bana bakıyordu. Değişmeyen tek şey gözlerindeki o boş ifadeydi.

"Sağ ol." ona diyecek başka bir şeyim var mıydı bilmiyordum ama hayatımı kurtarmıştı.

"Seninle daha çok işimiz var, belki sonra ölmene izin verebilirim." böyle bir durumda bile alaycılık bayrağını elinden bırakmaması beni de güldürmüştü. Buz gibi dudaklarımda silik bir gülümseme oluşurken ona eşlik etmekten gocunmadım.

"Sana borçlandım." omuz silkti.

"Borçtan çok bir barış antlaşması olarak görüyorum bunu." kaşlarımı çattım.

"O ne demek?"

"Tekrardan başlayıp son üç günü unutacağız." günleri mi saymıştı?

"Bunu neden yapacakmışız?"

"Çünkü birbirimize mecburuz." kollarını gövdesinde birleştirdiğinde çıkan kaslar odak noktamı yitirecekken kendimi dizginledim. O'na mecbur olmak mı? İstesem bir saniye içinde elindeki her şeyin yok oluşunu izleyebilirdim ama beni tutan asıl neden neydi bilmiyordum. Sessizliğimizin içine düşen hemşire bana gülümseyerek yaklaşarak serumu kontrol etti.

"Baya toparlanmışsınız serumunuz da bitmiş, çıkış işlemlerinizi tamamlayabilirsiniz. Geçmiş olsun!"

"Teşekkürler." hemşire beni serumdan kurtardığında yattığım yerden doğrulup oturur pozisyona geçtim.

"İşlemleri halledeceğim, çıkışa tek gidebilirsin değil mi?" Cihan beni kontrol eder gibi incelerken git dercesine elimi salladım.

"Hallederim."

"Umarım." son lafını da sokup gittiğinde postallarımı ayağıma geçirip hızla ayaklandım. Bu kadar hastane ziyareti yeterliydi değil mi? Perdeli acil bölümünden çıkıp çıkış kapısına ilerlerken cebimden telefonumu çıkartıp kontrol ettim. Sadece bir arama vardı, o da Barlas'a aitti. Onu sonra aramayı aklıma not ederken hastanenin kapısından çıkıp soğuk havanın bedenimi ele geçirmesini izin verdim. Antalya'nın en çok bu havasını seviyordum, sizi alıp götürüyor ve olduğunuz andan uzaklaştırmasını iyi biliyordu bu şehir.

"Öyle dikilmeye devam edecek misin?" Cihan bir kaç adım önümde durmuş çatık kaşlarıyla beni izliyordu. Ne zaman çıkıp beni geçmişti? Serum bana cidden iyi gelmiyordu. Adımlarım onun adımlarını takip ederken bir senkronize halindeydik. Araca bindiğimizde ikimizden bir konuşma girişimi olmamıştı, hoş ne konuşacaktım bu manyak herifle. İki lafından birinde bana sadece laf sokmakla uğraşıyordu. Araba hareket ederken amansız bir görüntü hafızamın önüne gelirken bayılmadan önce duyduklarım beynim de çınladı.

"Dayan camgöz, yeni bulmuşken seni kaybedemem!"

Bir an için bunu kendi hayal dünyam zannederken, böyle bir şeyi neden hayale edeceğimi sorgularken buldum kendimi. Bana o sözleri söylemişti bundan emindim. Peki neden? Neden beni kaybedemezdi? İçimden bir ses bunun bir mecburiyetle alakası olmadığını söylüyordu. Aklım bana oyun oynamadan bu meseleyi onunla konuşup çözmem gerekiyordu. Bakışlarımı ona yönelttiğimde tamamen yola odaklanmış durumdaydı.

"Beni neden kaybedemezsin?" bakışlarını bana çevirme gereği duymadan alakasız bir cümle kurdu.

"Takip ediliyoruz."

"Ne?" hızla yan aynadan arkama bakarken siyah bir jipin az gerimizde tam arka hızımızda ilerliyordu.

"Emin misin?"

"Hastaneden beri peşimizde." kahretsin! Bu jip Sait piçine de ait olabilirdi şuan yanımda silah olmaması, savunmasız olmam çok kötüydü.

"Tanıyor musun takip edeni?" bir umut onunla ilgili olsun istedim.

"Hayır ama bir tahminim var."

"Kim?"

"Deniz ibnesi." bakışlarım tekrar aynayı bulurken burnumdan soluyordu. Zaten mekanda dibinde duruyorduk ne boka takip ettiriyordu? Cihan tekrar konuştuğunda sesi anlam veremediğim şekilde ılımlıydı.

"Korkma, birazdan izimizi kaybettireceğim." korkmak?

"Korktuğumu kim söyledi?"

"Yerinden çıkacak gibi atan kalbinin üstündeki göğüs kafesi." derken gözleriyle tişörtümün açıkta bıraktığı göğüs kafesimi göstermekten geri kalmadı. Üstümü çekiştirirken bana bakmıyorken beni böyle bilmesine uyuz olmuştum. Bu adamın yanında her hareketimi mayın tarlasında yürüyor gibi ayarlamak zorundaydım.

"Sadece önüne baksan!"

"Öyle yapıyorum zaten." sırıtıyordu adi pislik! Sanki takip edilen biz değilmişiz gibi birbirimizle bir sohbet havası içerisindeyken Cihan ani bir manevrayla direksiyonu sola kırıp yolu ağaçlık bir alana çevirdi. Tam aynı esnada bir tır arkamızdan karşı şeride geçtiği için siyah jipin görüş alanı kesilmişti. Cihan dikiz aynasından arkayı kontrol etti ve bu kez direksiyonu sağ kırdı. Artık arkamız temizdi.

"Atlattık rahatlayabilirsin cam göz." şöyle beni telkin etmesi yok muydu, acayip uyuz oluyordum.

"Rahatım."

"Belli." atışmamıza devam etmek adına konuşacakken aracı iki katlı bir evin bahçesinde durdurdu. Burası neresiydi? Hava henüz aydınlıktı bu yüzden şanslıydım ki geldiğim yollar aklımdaydı. Cihan arabayı park etti inmemi işaret edip arabadan çıktı. Tedirginlik içinde arabadan indim. Tedirginliğimin sebebi o değildi, Barlas yalnızdı ve yanıma silahımı almamıştım. Cihan eve girerken peşinden gittim. Bu ev de mi onundu? Yani aslında buraya sürerken bilinçli miydi?

"Buraya neden geldik?"

"Biraz konuşacağız."

"Neden burası? Mekanda veya evde konuşabilirdik."

"Yalnız konuşmak için. Çok soru soruyorsun peşimizdekiler bizi fark etmeden içeri gir." göz devirip dediğini ikiletmeden! yürüyüp bizim için açtığı evin kapısından içeri girdim. Onun teklifini beklemeden salondaki çiftli beyaz deri koltuklardan birine yerleştim. Bu adamın neden her şeyi deriydi?

"Bir şey içer misin?"

"Su." demekle yetindim. Hala boğazımdaki sızı yerini korurken onu rahatlatabilen tek şeyi tercih etmiştim. Su getirmedi bardağına aldığı viskiyle karşımdaki tekli siyah deri koltuğuna oturdu. Şaşırmadım, onun inceliği buraya kadardı. Belki de bir şeyler içmekten kastı alkoldü. Bir bacağını diğerinin üzerine erkeksi bir tavırla atıp sigarasını yaktı. Bu kez ikramda bulunmadı. Sigarasını içerken gözleri daima üzerimdeydi. Bir asker olarak bundan rahatsızlık duymazdınız pekala ama bir kadın olarak duyuyordum.

"Konuşacak mısın?" ağır bir şekilde viskisini yudumladı.

"Ev aramaya devam edin Deniz şüphelenmesin."

"Zaten edeceğiz."

"Sadece aramakla yetineceksiniz o evden çıkamazsın cam göz." bana karşı emir vererek konuşmaya devam etmeye yeltendiğinde gerçekten kendimi çok zor tutuyordum.

" Ne saçmalıyorsun? Sen kovdun bizi. Ayrıca emir vermeye son ver." bu herifin ayarları bozuktu net.

"Seninle bir barış antlaşması yaptık. Kalıyorsunuz."

"Hayır, zaten bir yer bulunca gidecektik unuttun mu?" neydi bu ısrar? Bardağındaki viskiyi kafasına dikip bardağı umarsızca yere attı. Bardak saniyeler içinde tuzla buz olurken duruşumu bozmadım.

"Unuttum. Çok istiyorsa abin gider ama sen kalıcısın." ben kalıcı mıydım? Tansiyonum kaçtı? Beni bilerek mi kızdırıyordu? Seçemiyordum bu adamı seçemiyordum. Normalde olsa asla bana böyle emirler vermesine izin vermezdim. Söz konusu vatanken çıktığım yolda her şey mubahtı.

"Sebep?" bana bir sebep lazımdı. Ayağını indirip sigarasını parmağında tutup oturduğu koltuktan kalktı. Kırık cam parçalarını ezip yürüyüp geçerken ortama bambaşka bir ses, erkek sesi dahil oldu.

"Tamam getireceğim." Cihan hızlı ve sessiz adımlarla yanıma gelip beni koltuktan kaldırdığı gibi kolonun arkasına beni sıkıştırıp üzerime eğildi. Gözlerim şaşkınlıktan beş karış açılmış hiçbir tepki de bulunamamıştım. Bizi bulmuşlardı. Bizi takip eden Deniz miydi?

"Kes, bulunca haber ederim." sanki karşısında biriyle değil de telefonla konuşuyor gibiydi.

".."

"Cihan buna bulaşmaz."

".."

"Ortaklığı bozmak mı istiyorsun salak!"

".." uzun bir sessizlik oldu. Gözlerim o'nun gözlerine hapisken nefesim boğazımda hızlandı. Bedenlerimiz birbirine yapışıktı ve her zerresini hisseder gibiydim. Bitmekte olan sigarasından içine çekip dumanını yüzüme üfledi. Tepki vermedim öksürmek istedim ama artık öksürecek gücüm yoktu. Sigarayı ayaklarımın ucuna attı. Bedenim benden izinsiz o sigara izmaritini ezdi. Başı yavaşça alanımı istila ederken ses yeniden duyuldu.

"Tamam bir yolunu bulacağım kızı izlemeye devam et." adım sesleri birbirini takip ederken salona giriş yapıldığını hissettim.

Kahretsin, yerdeki cam parçalarını görecekti!

Tabi o kadar zeki olduğu meçhuldü.

Sanki Cihan da benim gibi düşünmüşçesine bakışlarını benden alıp yan tarafıma baktı. Adım sesleri etrafta gezindi bir cam ezilmesi duymayı bekledim ama olmadı. Deniz geldiğinin aksi bir sessizlik ile evi terk etti.

Ne aramıştı?

Evde sadece ikimizdik ama hala bedenlerimiz tekti. Çıkmak istediğim de elini önüme bir pranga görevi verip duvara koydu. Üzerime iyice eğildiğinde dudaklarımız arasında bir santim vardı. Ellerimi göğsüne koyup onu iteceğim esna da dudaklarımın üzerine konuştu.

"O evden sadece ben istersem gidersin cam göz." aniden üzerimden çekilip askeri andıran sert adımlarıyla salonu terk etti. Bu düşüncesinin boşa çıkacağını en yakın zamanda öğrenecekti.

Bu adam benim tüm bildiklerimi yıkıp, ezberimi bozuyordu.

Onu alt etmem saniyelerimi bile almazdı ama neden karşı koyamıyordum?

"Buraya gel." salonun dışından duyulan sesiyle yapıştığım duvardan koptum. Oldukça dalgın bir halde evin içinde onu ararken bir odanın kapısından çıkıp tüm siniri ile bana baktı.

"Alçak puşt." sen kime küfrettiğini sanıyorsun demek üzereydim ki engel oldu. Bir an için bana küfrettiğini sanmam aptallıktı.

"Sözleşmeyi çalmış."

"Hangi sözleşmeden bahsediyorsun?"

"Neden? Bunu neden yapsın?" sanki söylemek istemiyor gibiydi ama iş işten geçmişti. Bu kara deliğin içinde artık bende vardım. Dediği gibi birbirimize mecburduk.

"Uyuşturucu için." uyuşturucu? Tabi ya.

"Biliyordum şerefsiz.!" benim çıkışım onun ilgisini çekti.

"Nasıl alacağız?" sorusunu görmezden gelmemi es geçtiğimde ikimizin adına konuşmuş olmam onu şaşırttı.

"Önce buradan çıkalım ne yapacağımızı biliyorum." evden ayrıldığımızda az önceki halimiz üzerimizde bıraktığı etkiden iz kalmamıştı. İkimizin de tek derdi Deniz itini bitirmekti. Artık emindim, o düşen torba Deniz'e aitti. Cihan garip bir adamdı ve aramızda dönen bu şey ne her neyse onu da garip bir hale sokacağa benziyordu.

Devam edecek..

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bölüm : 11.11.2025 17:38 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...