
Yorum ve oylarınızı bekliyorumm.. Bu bölüm Nalan ve Cihangir'e ithaf edilmiştir!.
Ankara..
Şimdi bir mercedesin içinde koca şehri arkamızda bırakmış yüksek hız aşımında ilerliyorduk. Cihan'ın beni hızla korkutabileceğini sanması komikti, bir aracın içinde canlı canlı yanan biri hız korkutabilir miydi? İçimden gülüşüm yüzüme yansıdığını arabanın camında fark etmiştim. Gülümsememi silmeye çalışamadan kayboldu, aklıma gelen Barlas ile bu çok kolay olmuştu. Ne yapmıştı? Onu öylece hala olayın etkisindeyken bırakmam doğru muydu? İkilemlere düşmek bana hata yaptırabiliyordu. Mart ayının ayazına rağmen camı biraz indirip rüzgarın yüzümü yalayıp geçmesini izledim. Soğuk içime işleyip biraz beni uyandırdığında Ankara'dan çıkmıştık.
Bakışlarım hiç konuşmayan Cihan'a döndüğünde elinin altındaki direksiyonu sıkarak tuttuğunu gördüm. Yol boyunca uzanan lambalar sayesinde gördüğüm yüzünün sinirden kaskatı olduğunu ve kasılı çene kemiklerine öyle baktım. Ne demeliydim? Özrümün bir kıymeti olur muydu? Dudaklarım mührünü bozacağı sırada Cihan radyoya uzanıp sertçe tuşa bastığında sanki beni susturmak ister gibiydi. Sesime tahammülü kalmamış mıydı? Radyodaki kadın gelen selamları salak saçma bir neşeyle söylerken bedenimden yükselen sinire engel oldum.
Bize ne kim kime selam yolluyorsa..
Bakışlarımı Cihan'dan alıp önüme çevirirken daha makul bir zamanı bekledim. Lakin radyocu kadın buna fırsat vermedi.
"Şimdi sıradaki şarkı sevip de kavuşamayanlara değil; mecbur bırakılanlara gelsin."
Anonsun saçmalığına gülmeme ramak kalmışken bir yanda da merak etmiştim nasıl bir şarkı çıkacağını. Sonra radyocu kadın sustuğunda bir melodinin ilk versesi duyuldu ardından tanıdık erkek sanatçının sesi.
Sana yanığım ama bu ateşi harlama
Nalan
Sözleri duymamla birlikte Cihan'a bakmam eş zamanlı gerçekleşmişti. Onun yolda olan bakışları ilk önce çalan radyoyu sonra beni bulmuştu.
Sen bahçesin, ben kasırga
Çiçeklerin kopar burada
Yapma Nalan
Kimse radyoyu kapatmaya yeltenmezken arabanın hızı git gide düşmüştü hatta artık tamamen yolun sağ şeridinden gidiyorduk sanki birazdan kenara çekecek gibiydi.
Bak, ben yara gibiyim
Gönlünde bi' yara gibiyim
Nalan, sal beni gideyim
Ömründe bi' kara meleğim Nalan
Sanatçı nakaratı tamamladığında Cihan kendine gelmiş radyonun tuşuna basıp buna son verdi. Ne demişti radyocu; mecbur bırakılanlara gelsin demişti, bilmeden bize gelmişti bu sözler.
"Neden kapattın?" sesim, sessiz ortamda bir kışın gelişini andıran soğuklukta çıkmıştı. Sözlerimin üzerine Cihan arabayı sağ şeride çekti, artık hareket etmiyorduk. Bir otoban yolundaydık ve gecenin bu saatinde çok araba geçmesi beklenilmezdi.
"Söylesene; hiç mi bir şey hissetmedin?" Cihan'ın kırgın çıkan sesi beni bozguna tutarken çekinerek ona baktım. Yıkılmış bir beden görmek şuan için kaldırabileceğim bir şey değildi.
"Seni duygusal olarak kandırmadım Cihan." ona ilk kez böyle sesleniyordum. Bunu fark ettiğinde birkaç saniye duraksadı.
"Bunu bilemem Nalan, şuan her söylediğin kelimden bir art niyet ararım."
"Neden yaptığımı çok iyi biliyorsun, önceliklerimi öğrendin. Nasıl sana duygusal olarak ihanet edebileceğimi düşünürsün?" şaşırmıştım ama bunu beklememem de saçmalıktı.
"İhanet, ihanettir. Peki ya bana dokunman da ihanetinin bir parçasıydı? Beni kendine gün ve gün çekmen? Seni öpmeme izin vermen? En önemlisi ben senin yaralarını öptüm Nalan, aynı yerden yara alacağımı bilmeden." son kelimelerinde sesi daha kısık çıkmıştı belki o an kendine söylediğini sanmıştı. Emniyet kemerimi bir seferde çözüp bedenimi özgür kılarken Cihan'a başka bir söz hakkı tanımadım. Çevik bir hareketle aramızdaki vites ve el freni engelini aşıp kendimi direksiyonla onun arasında kalan arafa bıraktım. Şimdi kucağında ona dolanmış bir şekilde şaşkın suretiyle yüz yüzeydim. Afallamanın eşiğinden çıkabildiğinde bileklerimi yakalamaya çalıştı keza ondan evvel davranıp bileklerini tutup yüzümü yüzüne daha da yaklaştırdım. Beni itmeye kalkıştığında engelledim, güçlü bir kızdım fakat karşımdaki benden güçlüydü.
"Ne yaptığını sanıyorsun?!" alev taşan gözleriyle bana öfkesini yöneltirken dudaklarımı dudaklarının hizasına getirdim.
"Şşt sadece bekle." fısıltıyla dudaklarına üflerken zorlandığını görüyordum.
"İn üstümden Nalan!"
"Öğrenmek istemiyor muydun?" sorum ne kadar alaycıysa sesim de bir o kadar ciddiydi. Başımı yana doğru eğip dudaklarımızın arasındaki mesafeyi yoka indirmek üzereyken gevşemiş bedenini fırsat bilerek büyük elini göğüs çizgimin sol hizasına tam kalbimin ritim bulduğu yere koydum. Cihangir ayılmış gibi bir gözlerime bir de elinin konulduğu yere bakarken sessiz kaldı.
"Duyuyor musun? Sence her şey yalan olsa kalbim hala böyle atar mıydı?" elinin üstündeki elimi sıkarken hızlanan nabzımın bende farkındaydım. Ona bu denli yakın durmak her seferinde nefesimi kesip kalbimin ritmini kaybetmesine yetiyordu. Yüzüne düşen saç tellerimi diğer bıraktığım eliyle tutarken özellikle narin davranır gibiydi. Saç tellerimi narince okşayıp onlara çözemediğim bir bakışı sunarken birden bana döndü.
"Şu cesaretin var ya, adamı önünde diz çöktürür." ben yalpalarken son kalan elini de benden kurtarıp birden belimden tuttuğu gibi beni yan koltuğa devirdi. El freni belimi teğet geçse de canımı yakmaya yetmişti neyse ki bu sorun edebileceğim acılardan değildi. Bacaklarımı kendi bölgeme çekerken beni böyle kendinden uzaklaştırması yine canımı sıkmıştı.
"Fakat Nalan ben o adam değilim." sözlerinin bitmediğinin arkasından söylediği sözlerle desteklemişti. Ona nasıl bakacağımı bilmeden bakarken kontağı çalıştırdı.
"Bu ne demek oluyor?" sesim masum bir şaşkınlıkla çıkıvermişti. Arabanın farları yanıp yavaşça ivme kazanırken bana bakmadan konuştu.
"Şu demek oluyor; benden uzak durmanı söylemiştim ya hani o hala geçerli demek oluyor."
"Senin dediklerini yapmayı bıraktım."
"Göreceğiz."
&&
Yol hiç beklemediğim bir sıkıcılıkla ilerlerken Cihan'ın tek hedefi önümüzdeki yoldu. Kaybettiği hızını tekrar yükselttiğinden beri onun dikkatini dağıtıp konuşmak istememiştim ama bu benim açımdan zarar olmuştu. Bunalmışlıkla üflerken araba hızını kesti ve öne yalpalayarak durdu. Göğsümde kavuşturduğum kollarımı şaşırarak açtığım da Cihan duraksayan arabanın kontağını çevirdi. Araba garip kaba bir gürültü çıkartıp resmen hırladı, dağ başında bilmediğimiz bir yolda mahsur kalmış olamazdık değil miydi?
"Hay sikeyim ya!" Cihan sinirle direksiyona vurup kapısını açtı. Araçtan öfkeyle indiğinde merakıma yenik düşerek bende indim. Cihan arabanın kaputunu açıp yukarı kaldırdığında bir duman kafilesi dışarı çıktı. Dumanı eliyle dağıtmaya çalıştığında belirsizlikten korkup konuştum.
"Ne oluyor?" Cihan benim arabadan indiğimi fark etmemiş gibi önce şaşırdı sonra tekrar umursamaz haline büründü.
"Ne olmuyor ki?" bilmeceli bir cevap verdiğinde gözlerimi devirdim. Şimdi bana laf sokmanın sırası mıydı cidden?
"Cihan ne oldu diyorum?" ona tekrar böyle seslendiğimde o garip bakışlarını yakaladım.
"Bilmiyorum tamam mı? Arabalardan o kadar da iyi anlamam hararet yapmış olabilir." harika, arabalardan anlamayan adamın çeşit çeşit arabası vardı.
"Ne yapacağız?" Cihan soruma cevap vermeden tekrar direksiyon başına geçip çalıştırmayı denedi.
Sonuç; hüsrandı.
Tekrar kaputun başına geldiğinde arabadan getirdiği bezle ne işe yaradığını bilmediğim bir demir çubuğu sildi. İşini öyle ciddiyetle yapıyordu ki gören sahiden bildiği bir şeyi yapıyor sanırdı.
"Ne yaptığını biliyor musun?"
"Hayır." Oflayarak gecenin karanlığına bakarken hiç araba geçmeyen ormanlık yolda otostop çekmeyi düşündüm. Cihangir arabanın kaputunun sertçe kapatıp küfrederken cebinden telefonunu çıkardı.
"Sinyal de yok, ne güzel anasını satayım."
Bir araya geldiğimiz de talihsizlikler silsilesi peşimizi bırakmıyordu. Cihan aracın camlarını kapatıp arabaya kilitlediğinde üstüne deri ceketini geçirdi.
"Ne yapıyorsun?" bu soru dilimde papağan olmuştu artık.
"Burada duramayız."
"Buraları biliyor musun?"
"Hayır sinyalin çektiği bir yer bulunca timden birilerini çağıracağım." başka bir alternatif kalmadığından onu takip etmeye karar kıldım. Yolun sağ şeridinde Cihan'ın yanında yürüyordum. Ayaz hava çoktan ellerimizi buz kesmişti ama hareket halinde olmamız bir nebze soğuğu kesiyordu. Yan yana yürürken bazen çarpışan ellerimiz bu soğuk havada beni yakmaya yetiyordu. Her çarpışma da bana değen bakışlarında bir şeyler söylemek istediğini görüyordum ama vazgeçiyordu. İlk defa Cihan'ın bu konu da çekimser kaldığına şahit oluyordum. Ve bunun sebebinin de ben olduğumun farkındaydım. Daha fazla kimseyi zor durumda bırakmamak adına ellerimi montumun cebine soktum böylelikle onun işini kolaylaştırmış oldum.
"Ne zamandır beri?" sessizliğin içinden hiç beklemediğim bir soru sorduğunda kaşlarımı çattım.
"Ne?"
"Ne zamandır beri onlarla çalışıyorsun?" onca şey arasından merak ettiği bu muydu? Omuz silktim.
"Önemi var mı?"
"Fikrini sormadım." bir duvarın arkasından konuşur gibi çıkan sesiyle canım iyiden iyiye sıkıldı. Onunla konuşmak için gelmişken neden şimdi sussun istiyordum? Söyleyeceklerinin canımı yakmasından bu denli mi korkuyordum?
"Ash'da çalışmaya başladığım ilk geceden beri." artık saklayacak bir şey var mıydı? Sanırım biraz oturup düşünsem kesinlikle bulurdum. İçim bir dolu sır dünyasıydı.
"Benim asker olduğumu en başından beri biliyordun." cevap vermedim zaten soru da sormamıştı. Gözlerim üzgünlükle gecenin karanlığını izlerken bir ormanlık yolun içerisindeydik.
"Sana, seni kaybetmekten korkuyorum derken ciddiydim. O gece bir şeyler bizim için iyi olabileceğini düşünmüştüm." tükürüğüm boğazımda düğümlenirken arabada konuşmak istemeyen adamın ne oldu da konuşası gelmişti?
"Seninle yaşadığımız hiçbir şey yalan değildi Cihan."
"O şekilde hitap etme!"
"Neden?" artık ağaçların arasında kalmış karşılıklı birbirimize bakıyorduk. Aramızdaki mesafe bir nefes kadardı fakat Cihan'ın bizim için biçtiği mesafe bir uçurum doldururdu.
"Bana sadece en yakınlarım öyle hitap edebilir." aklıma bir Hanzade'nin aynen böyle seslenmesi düştü. O kadın onun en yakını olamazdı.
"Öyle değil miyim?" buğulanan gözlerim kuyularına tutunurken bana ne diyeceğini bilemez gibiydi. Sadece cam mavisi gözlerime bakıp sustu. Bu susmasını öyle olmadığıma yormaktan başka bir şey yapamadım. Yanımdan geçip yola devam ederken artık nereye tutunacağımı bilmiyordum. Sanırım Cihan'ın kalbini ne denli kırdığımı anlamaya başlıyordum. Arkasından yürürken ormanı gözlerimle talan ediyordum buradan nereye çıkacaktık bir fikrim yoktu.
"Nereye?"
"Kalacak bir yer arıyorum, daha fazla ilerleyemeyiz." harika, sadece altı saatlik diye çıktığım yol tüm geceyi devirip sabah edecekti. Yanlış zamanı mı seçmiştim?
"Dağ başında kalacak yer arıyorsun, daha mantıklı ne olabilirdi ki?" diye kendi kendime söylendim.
"Sizin dahiyane fikrinizi duymak isterim küçük hanım." benimle alay geçerek konuştuğunda göz devirdim. Artık ona yetişmiştim arkasında değil yine yan yana yürüyorduk. Anlık bir cesaretle koluna tutup onu durduğumda karşı karşıya kalmıştık.
"Dinlemeni istiyorum." bir şey demeden beklediğinde dinleyeceğini anladım.
"Sadece kaybetmekten korkan sen değilsin, bazen geleceğimizi ön göremeyiz anlıyor musun? O zamanlar sana hissettiğim şeyleri hissetmiyordum." kendimce küçük bir itiraf bıraktığımda siyah kuyularında gizlediği parıltıları yakalamıştım. İçim o an anlamsız çırpınışlara kucak açarken intihar eden kelebeklerim son anlarında hayata tutunmak üzereydiler.
"Buldum."
"Ne?" afalladığım da beni bileğimden tutup yönümü üç yüz altmış beş derece çevirip peşin sıra sürükledi. Şaşkınlıkla ona hayır diyemeden hızla ilerlerken neyi bulduğunu bir adımımız sonrasında anladım.
Bir kulübe.
Peki söylediklerimin bir önemi yok muydu?Kulübenin önüne geldiğinde tahta kapıyı birkaç kez çaldı sonra daha fazla oyalanmadan kapıya Cihan'a göre hafif diyebileceğim bir şekilde tekme vurup açtı. Karanlık kulübenin içerisine girdiğimiz de bir ampulün varlığını yokladım fakat yoktu. Cihan telefon fenerinin yardımıyla bir gaz lambası bulup yaktığında ortam artık aydınlıktı.
"Bu geceyi burada geçirelim." kulübe o kadar tozluydu ki terk edilmiş olduğu apaçık belliydi. Kırık camın hemen dibinde tek kişilik bir yatak ve yatağında karşısında sandalye ve masa mevcuttu. Cihan ardımdan kapıyı kapatırken bizi ısıtabileceğin tek şeyin yatağın üzerinde duran battaniye olduğunu gördüm. Cihan masanın yanındaki sandalyeye kendini bırakıp başını da arkasındaki duvara yasladı. Kollarını göğsünde birleştirip gözlerini yumduğunda ne yaptığını anlamıştım.
"Orada uyuyamazsın." sesim boş kulübede yankılanmıştı. Gözlerini açmadan konuştu.
"Seni ilgilendirmiyor."
"Sabah senin huysuzlanmanla uğraşamam." deyip çemkirirken yatağın üzerindeki battaniyeyi kaldırdım. Açık kalan kısma oturup postallarımın bağcıklarını çözmeye başladığımda Cihan'ın gözlerinin bende olduğunu hissediyordum. Bağcıkları çözme işlemini bitirip yatağın içine kıvrıldığımda kendimi biraz duvar dibine itmiştim. Cihan'ın yarı açık gözleriyle karşı karşıya kaldığımda bakışları yine umursamazdı.
"Gelebilirsin, merak etme seni yemem." elimle yanımdaki boşluğu işaret ettiğimde sesimdeki alay bariz belliydi. Onu taklit etmiş olmam onu da güldürdü.
"Rolleri değiştiğimizi falan mı sandın?"
"Belki, olabilir." battaniyeye sımsıkı sarılırken Cihan yerinden kıpırdamamıştı.
"Uyu Nalan."
"Bu kadar da nefret etmiş olamazsın değil mi?" ona küçük bir oyun oynadığımda başını dayadığı duvardan ayrılıp sandalye de öne geldi. Biraz olsun bakışlarıma kırgınlık katıp ona baktım ve son kozumu oynayarak ona arkamı döndüm. İçten içe işe yaramasını dileyerek gözlerimi yumarken o kadar yorgundum ki hemen uyuyabilirdim. Sadece birkaç dakika kendimi tutabileceğimi zannederken karanlığın beni içine çekmesini izledim. Vücudum kendini salıp gevşerken uyku ile uyanıklık arası bir dilimde arkamda bir bedenin varlığını hissettim. Arkamdaki boşluk çöküp yerini bir bedene bırakırken bunun kendi uydurmam olduğunu düşünmeden edemedim. Sonra bedenin elini sırtımda tişörtümün üzerinde gezinirken hissettim.
"Başka bir evrende, en güzel halinle.." kulağıma Cihan tarafından fısıldanan bu sözler beni uykunun pençesinden çekip çıkardı. Elini bel oyuntumdan geçirip bana sarıldığında küçücük yatakta onun bedeniyle sıkışıp kalmıştım. Saçlarıma konulan buseyle nefesimi tutmamak için çabaladım. Onu beni böyle sevmesini özlediğimi kendime bile itiraf edememiştim oysa.
"İyi uykular, cesaretinin önünde diz çöktüğüm kadın."
Hiçbir uykuyu bu denli arzulamamıştım.
Devam edecek..
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 11.57k Okunma |
2.19k Oy |
0 Takip |
39 Bölümlü Kitap |