28. Bölüm

27.BÖLÜM

Meri
ygnmeri

 

Yorum ve oylarınızı bekliyorum..

Uzun süredir uğramadığım Ash'ta bugünlük görevim bar arkasıydı. Dün Barlas ile yaşadığım anlar tekrar zihnime ulaşırken elimdeki bardağı temizliyordum. Silah arkadaşının ihanetine önce inanmadı fakat bunun kanıtlarını göstereceğimi söylediğim de işin rengi değişmişti. Tanıdığım Barlas gibi hiddetlenip onu öldüreceğini hatta daha fazlasını ölmek için yalvartacağını söyledi. Haksız sayılmazdı, onun yüzünden geleceğinden, geçmişinden, şimdisinden mahrum kalmıştı. Silah arkadaşımı, can dostumu şimdi nasıl eskisinden daha iyi edebilirdim bilmiyordum. Onun merhemi bende değildi, onun merhemi evi terk edip abisinin evine yerleşen Eslem'den başkası değildi. Barlas'a darbe üstüne darbe gelmişti.

Bir dünya yıkıldı altında Barlas kaldı.

Üzgünlükle iç çekerken bar tezgahına bir elin vuruşunu işittim. Şu an Emir ile uğraşacak havamda değildim bu yüzden duymamış gibi yaptım. Ama ne yazık ki Emir vazgeçmeden vurmaya devam etti. Yönümü tezgaha çevirdiğimde saydırmak üzereydim ki gördüğüm yüz beni durdurdu. Bunun burada ne işi vardı?

"Bakar mısın?" ses tonundaki alay kulaklarımı karıncalarken en ters bakışımla karşılık vermekten kaçınmadım.

"Kapalıyız." yalan değildi gündüz vakti kimse uğramazdı. Yavuz bu hiç umurunda değilmiş gibi omuzunu silkti.

"Şu an açık görünüyorsunuz ama."

"Söz konusu sen olunca kapatma kararı aldık." elimdeki bezi omuzuma atarken bardağı yerine yerleştirdim. Boşta sallanan ellerimi belime yerleştirip gevşekçe gülen Yavuz'un karşısına dikildim.

"Ne istiyorsun, ne işin var burada?"

"Her insan gibi eğlenmeye geldim." palavrasına göz devirmekten öteye gitmedim.

"Açıkça konuşmaya ne zaman başlayacaksın?" alaycı gülüşünü gerçek bir gülümsemeye çevirirken bar tezgahında eğilip fısıldadı.

"Gayet açık konuştuğumu düşünüyordum oysa. Bir sözün vardı unuttun mu?" tek kaşımı kaldırırken bu işe yaramaz herifle uğraşmak canımı fena sıkmaya başlamıştı. Rüyasında gördüğü palavraları sıkmaktan bir türlü usanmamıştı.

"Neden gidip eğlenecek başkasını bulmuyorsun?"

"Sen daha cazip geliyorken mi? Hiç sanmıyorum."

"Ne sanıyorsun? Söylediğin palavralara inanıp seninle takılacağımı falan mı?" pat diye her şeyi yüzüne karşı saydığım da gülümsemesi silindi bu denli bir açık sözlülük beklemediğinden geri çekildi.

"Aslında bakarsan sanmıyorum öyle olacak."

"Kimsenin canı sıkılmadan git buradan!"

"Ne istediğini biliyor musun Nalan?" kovuşumu dikkate almayıp saçma sapan sorulara yönelmişti.

"Evet buradan siktirip gitmeni!" sonunda ağzımı da bozmuştu.

"Cihangir'i istiyor musun? Kendinden başka bir şey düşünmeyen adam sana ne verebilir?"

"Yavuz!" sol tarafımızdan gelen bir gürlemeyle ikimizde şaşkına döndük. Bakışlarımız barın sol yanında öfkeyle orada dikilmiş Cihan'daydı. Yavuz'a öyle bir bakıyordu ki sanki gözleriyle mezarını kazmış gibiydi.. Yavuz'un son söylediği saçmalıkları duymuş olmalı ki şimdi buraya doğru hırsla gelişi tescilliyordu.

"Cihangir?" Yavuz tabi ki yavşaklığından ödün vermeden konuşmuştu.

"Ne arıyorsun burada?" Cihan selam sabahı hiç aldırmadan direkt konuya damladığında kendini zor tuttuğu her halinden aşikardı.

"İadeyi ziyaret diyelim." derken iki adamın bakışları birbirindeydi. O an gözlerinden geçen sessiz savaşa şahittim.
"O zaman ziyaretin kısası makbuldür diyelim mi koçum?" derken bir elini Yavuz'un omuzuna koymuş dostane! bir tavırla sıkıyordu. Yavuz yüzünü acı içinde sıkarken omuzunu kurtarmaya çalışıyordu.

"Şimdilik öyle olsun diyelim." pes ettiğinde Cihan elini çekti. Yavuz son kez barın arkasında hala eli belinde öylece kalmış bana bakıp arkasını dönerek gitti. Cihan onun arkasından birkaç saniye bakıp bana döndüğünde şimdi beni içine hapsettiği dipsiz kuyularıyla karşı karşıyaydım.

"Hazırlan, bir yere gidiyoruz."

"Nereye?" sesim beklediğimden umursamaz çıkmıştı.

"Basmamız gereken bir davet var." bu andan sonrasını sorgulamadım. Bezi bırakıp arka odaya astığım deri ceketimi üzerime geçirdim. Mekanda sadece biz olduğumuzdan dolayı tüm ışıkları söndürdüm. Cihan mekanı kilitleme gereği duymadan Audi'sine bindiğinde bende aynı davrandım. Araç yola çıktığında aramızda süren sessizliği sonlandırdım.

"Neyin nesi bu davet?" Cihan yoldaki bakışlarını saniyelik bana çevirdiğinde gözlerindeki parıltıları yakalamıştım.

"Kuşçular ortaklarıyla bir davet veriyor."

"Sait iti?" olumsuz anlamda başını salladı.

"Sait'in başındakiler." işte bu beklemediğim bir şey olsa da av için gerekliydi.

"Sence ortaya mı çıkıyorlar?" keskin kahveleri yola odaklıyken dudaklarından saliselik bir tebessüm geçti.

"Yanılmıyorsam orada olacak, ki ben yanılmam." iddialı sesine göz devirirken benim gerçekliğim ortaya çıktığında nasıl yanıldığını o zaman görecekti. Bir şey dememe fırsat verilmeden bir butiğin önünde durduğumuzda ona baktım.

"Kıyafet içinse boşa zahmet etmişsin, yeterince var."

"Olabilir, şimdi de benden bir tane olacak."

"Buna gerek var mıydı?"

"İn camgöz." arabadan indiğinde gözlerimi devirip onu takip ettim. Arabayı kilitleyip butiğin kapısına ilerlerken muhatabım gerilen sırt kasları olmuştu. O'na kara dev demekle sahiden haklıydım. Butiğin kapısını itip içeri girdiğinde arkasından sıyrılıp yanına geçtim. Sarışın bir kadın kalçalarını sallaya sallaya yanımıza gelirken ortamda yankılanan topuklu ayakkabı sesine yüzümü buruşturdum. Hanzadeler ölmüyor, şekil değiştiriyordu.

"Hoş geldiniz beyefendi." cilveli sesle konuşan kadına bayık bayık baktım. Beyefendi mi? Alo hani ben de buradaydım ya..

"Bize bir gece elbisesi lazım." Cihan kadının sözlerini es geçip direk konuya girdiğinde sarışın kadın bozulur gibi olmuştu.

"Tabi, beni takip edin." kadın saçlarını Cihan'ın yüzüne doğru savurup önden kalçalarını sallayarak yürüdü. Havada uçuşan saçlarını yakalamam bir saniyemi bile almazdı, yine de böyle bir insan için değmezdi. Ellerimi yumruk yaparken kendimi sakin kalmak için telkinliyordum. Kadın elbiselerin olduğu bir askı grubunun önünde durduğunda Cihan'a döndü.

"Kardeşiniz için mi bakıyorsunuz?" derken alaycı gözleri bendeydi.

"Niye nüfusuna mı alacaksın?" bu sözler çenesini tutamayan bana aitti. Şimdi sahiden kıskançlık krizinin sırası mıydı? Kadın benden böyle bir tepki beklemediği için şaşırdı.

"Ne alakası-"

"Gerisini biz hallederiz gidebilirsin." Cihan kadının konuşmasına izin vermeden konuştuğunda kadının beyaz teni kızardı. Gülmekle gülmemek arasında gidip gelirken kendimi frenledim Cihan'a bu hazzı tattırmazdım.

"Peki bir şeye ihtiyac-"

"Olmaz." bu kez kadının sözünü ben keserken daha fazla dayanamadan hızlı adımlarıyla yanımızdan uzaklaştı, gerçi o topuklular ile ne kadar hızlı olacaksa.. Cihan kadının gidişiyle askılara yöneldiğinde arkasında dikilmekten başka bir şey yapamadım. Eli kırmızı bir elbisenin üzerinde durduğunda onu almamasını diledim, kırmızı benim rengim değildi bir kere. Fakat benim dileklerim kabul olmazdı, elbiseyi çekip karşısında tutarken iyice inceledi.

"Unut onu." sesim iğrenmiş gibiydi. Cihan elinde elbiseyle bana döndüğünde elbiseyi elime tutuşturmaya çalıştı.

"Dene."

"Kırmızı olmaz." derken elbiseyi almamaya çalışıyordum. Gözlerindeki keyifli parıltılar bu elbiseyi zorla da olsa deneteceğini bildiriyordu.

"Yoksa benim mi giydirmemi dilersin?" yutkundum. Bu korku değildi, bu bana dokunmasının vereceği deli şehvetti. Elbiseyi çekip kabinlere ilerlerken arkamdan ne kadar keyif aldığımın bilincindeydim. Elbiseyi kapısının arkasındaki askılığa koyup üzerimdeki kıyafetlerden sadece botum ve iç çamaşırlarım kalana kadar kurtuldum. Elbiseyi askıdan alıp üzerime geçirip aynadan gördüğüm kadarıyla fermuarımı kapattım. Hafif bir kısmı açıkta kalmıştı fakat saçlarım zaten görülmesini engelliyordu. Kabinin içindeki aynaya tamamen döndüğümde gözüme ilk çarpan göğsümün birleşim yerine kadar açık olan gerdanımdı. Bembeyaz tenim bir ziyafet için sunulmuş gibi ortadaydı. Elbise botlarımın ucuna dek uzanıyordu yalnız baldırımın üzerinden başlayan yırtmaç kesimi bambaşka bir dünyaydı. Kırmızı rengim değildi doğru fakat bu elbise sanki vücudum için dikilmiş gibiydi. Cihan'ın vücudumu bu kadar iyi bilmesi beni şaşırmıştı.

Kabinin kapısı tıklandığında hemen ardında Cihan'ın sıkılmış sesini duydum.

"Sonsuza kadar orada kalamazsın." sesimi düz tutmaya çalıştım.

"Tamam oldu bu."

"Dışarı çık camgöz." zaten gideceğimiz yerde görecekti neden burada da görmek istiyordu?

"Cihan-"

"Kapıyı kırmamı mı istersin?" yenilmişlikle kapıya döndüm ve kilidi açtım. Kapıyı çekip kabinden çıktığımda Cihan'ı hemen orada buldum. Kabinimin yanındaki duvara yaslanmış direk karşıya bakıyordu, kabinin karşısında bulunan boy aynasına. Beni orada gördüğünde durdum, nefes alışverişim hızını arttırdı. Elbiseyi yeni fark ediyormuş gibi inceledim. İnce askılarını, gerdanımı öne koyan göğüs kesimini, belimi saran kemerini.. Cihan duvardan ayrılıp aynadan gözlerini çektiğinde kımıldadım. Şimdi aramızda şehvetimi keşfeden ayna yoktu. Gözleri vücudumda değil, gözlerimdeydi. Cam mavilerimdeydi.

Karşı karşıya nefes nefese durduğumuzda bu çekimin bizim sonumuzun olacağının bilincindeydim. Uzun parmakları omuzuma düşen saçlarımı arkaya ittiğinde dokunuşu içimi titretti. Gözlerim kısık ne yapacağını bekliyordum, beni nasıl delik deşik edeceğini bekliyordum. Fakat o beklediğimin aksine köprücük kemiğimde kalmış elini geri indirdi sonra umursamaz tavırla arkasını döndü.

"Alıyoruz." kabinlerin olduğu kısımdan çıkıp giderken tek dediği bu olmuştu. Bu yaptığı şey; beni şehvetin sınırına getirip bırakması artık sabrımı taşırıyordu. İçten içe biliyordum ki onu banyoda reddedişimin intikamını böyle oluyordu.

Öyleyse hodri meydan Cihangir Toralı.
&&

İstanbul'un serin havası elbisemin üstüne geçirdiğim deri ceketimden geçip beni üşütmeye çalıştı. Üst kısmım o kadar üşümese de alt kısımdan kesinlikle yediğim soğuk misliyle çıkacağa benziyordu. Cihan'ın kolunda kırmızı halı da yürürken kendimi film artistleri gibi hissetmiştim. Patlayan flaşlar, soru sormaya çalışan magazinciler, konfetiler..
"Biraz gülümsemeyi dene camgöz." hemen kulağımın üst kısmında Cihan'ın fısıltısı patlarken ona yan bir bakış sundum.

"Bana diyene bak, mahkeme duvarı seni." son kelimelerimi beklemiyormuş gibi anlık afalladı. Bozuntuya vermeden mekanın içerisine girdiğimiz de bir otelin lobisinde olduğumuzu o an anladım. Açıkçası beklediğimden iyi dizayn edilmişti ve sanki uyuşturucu baronlarının değil de sosyetenin bir daveti gibi duruyordu.

"Yerimizi aldık abi." kulağımdaki kulaklıktan Meyra'nın sesi yükseldiğinde Cihan yavaşça başıyla onayladı. Meyra ve Mert garson rolünde davetteydi Emir ise bulduğu kamerayla davete gelenlerin fotoğrafını çekiyordu. Burada en çok görev düşüyordu her gelenin fotoğrafını çekip bizi bildirmesi ne ile karşılaşacağımızı söylemliydi. Işıl ışıl ortamda en arka köşede kalmış stant masasına Cihan ile geçtiğimiz de kolundan çıktım. İçerinin vermiş olduğu sıcaklıkla deri ceketten kurtulduğumda Cihan homurdandı.

"Üstünde kalmasını yeğlerdim."

"Önüne bak yüzbaşım." bana ters bir bakış atıp önümüze konulan kokteylden içti. Ben içme taraftarı değildim ayık olup her anı kollamalıydım, özellikle Cihan'ı. İnsanlar her masayı doldurduğunda Mert'i beyaz gömleğin içinde servis yaparken görmüştüm. Kısa bir an göz göze geldiğimizde aptal herif bana göz kırpmıştı.

"Bu herifi hala neden yanımda tutuyorum ki?" Cihan Mert' e doğru bakıp sessizce mırıldandığın da gülümsedim. Sonra gözlerim başka bir yere geçtiğinde Emir'i oldukça güzel bir kadını çekerken buldum. Tam bu esna da aklıma başka bir isim üşüştüğünde Meyra'yı Emir'i sinirle izlerken gördüm. Her ne kadar elinde tepsiyle işini yapıyor gibi gözükse de az sonra tepsiyi Emir'in başına geçirecek gibiydi. Olumsuz anlamda başımı sallayıp önüme döndüğümde Cihan bir kere daha homurdandı.

"Kuşçuların hedefindeyiz hazır ol." bakışlarım Cihan'ın dimdik baktığı yere baktığımda Hanzade ve Deniz'in bize doğru yürüdüğünü gördüm. Sürtük kadın simsiyah mini bir elbise giymişti dudaklarına sürdüğü on kilo rujla dudaklarını büzerek Cihan'a bakıyordu, ya sabır! Deniz yavşaklılığı ile dibime geldiğinde boşta duran elimi tutup dudaklarına götürdü.

"Çok şıksınız hanımefendi." elimi sertçe geri çekerken kusmamak için zor durdum. Hanzade Cihan'ın hemen dibine tünemiş bir elini de omzuna atmış resmen yaslanıyordu ve gözümüze sokarcasına sergilediği göğüslerini de Cihan'ın koluna dayadığı gerçeğini göz ardı edememiştim.

"Sizi beklemiyorduk." Hanzade kuşkulu sesiyle bir sohbet açtığında kıskançlık dolu bakışlarını bana çevirdi. En son beynini dağıtmak üzereydim, bana böyle bakması cesaret isterdi doğru.

"İşimi yarım bırakmayı sevmem." onun üzerine oynadığım da bu kez bakışlarını kaçırdı, cesareti buraya kadardı. Deniz olaya müdahale olmak istercesine bana hitaben konuştu.

"Lütfen hanımlar bugün savaş günü değil sonra çekeriz silahlarımızı."

"Sanki çekebilirmişsin gibi." ona da üstten konuştuğumda ciddiyetini ele alarak bir şey demekten kaçındı. Fakat beni şaşırtan şey Cihan olmuştu. Koluma dokunup beni kendine çevirmeye çalıştığında dudaklarından dökülenleri duymamış olmayı diledim.

"Bugün sorun istemiyorum Nalan."

Nalan?

Camgöz nereye gitmişti?

Boğazımdan bir kor indiğin de Hanzade alayla güldü. İşte bu vermek istemediğim bir zaferdi. Sessiz kaldım, bilmiyorlardı ki Nalan'ın sessizliği ölümcül olurdu. Bu Deniz'in de beklemediği bir şey olacak ki bana biraz tuhaf bakmıştı, üzülür gibi. Hah, en son isteyeceğim şey düşmanımın bana üzülmesiydi. Omuzlarımı dikleştirip sahneye çıkan adama baktım. Sahnenin ortasına konulmuş mikrofona eğilip vurduğunda mekan birden sessizliğe bürünüp dikkat kesilmişti.

"Bayanlar baylar hepiniz Azad Yıldırım'ın davetine hoş geldiniz!" genç çocuk çoşkuyla mikrofona anons yaptığında kulaklarım daha önce duymadığım bir isimle tanıştı. Bakışlarımı Cihan'a çevirdiğimde sahneye öfkeyle bakıyordu. Sanki şuan bir engel olmasa burayı yakıp yıkacakmış gibi..

Aradığını bulmuştu.

Bilmiyordu ki sadece bulmakla yetinecekti.

Hanzade abartı bir coşkuyla gülümserken Deniz'e baktı.

"Geleceğini söyledi değil mi?" Deniz umursamazca omuzunu silkti.

"O ne yapacağını söylemez bilmiyor musun?" Deniz'den duyduğum kadarıyla kibirli bir herifle karşı karşıyaydık.

"Sait de burada olmalıydı." Hanzade hiç beklemediğim bir şey söylediğinde gözlerim onunla çarpıştı. Bunu bile isteye söylediğini anladığım da onun her şeyi bildiğini gördüm. Taviz vermedim.

"Felç olmuş diye duymuştum, yazık!" alaycı bir üzüntüyle pasımı attığım da konuşmamı beklemiyormuş gibi duruldu. Zavallı kuşçu, her kuşun etinin yenmediğini öğrenecekti. Sahnedeki adam birkaç zırvalık daha söylediğin de inmişti. İnsanlar tekrar kendi aralarında sohbete daldığın da gözlerimle etrafı taradım. Cihan'dan önce o adamı bulup kaldırmalıydım fakat adamın daha neye benzediğini bile bilmiyordum ki.. Cam mavisi gözlerim dev salonda gezintiye çıktığında sahnenin kenarında takım elbise giymiş bir adamla çakıştı. Beni görür görmez gözlerini kaçırıp kulağına dokundu, muhtemelen kulağına taktığı kulaklıkla birine haber uçurdu. Adam sahnenin yanından çıktığın da masanın üzerindeki çantamı aldım.

"Lavaboya gidiyorum." deyip adamın izinden gittim. Cihan ardımdan bir şeyler söyledi ama çokta umursamadım. Ben giderken Hanzade ve Deniz de gördüğü tanıdıklarıyla ilgilenmeye başlamıştı, bu iyiydi bir de peşimden gelip onlarla uğraşamazdım. İnsanların arasından akıp adamın girdiği dar koridora girerken burada kimsenin olmadığını fark ettim. Ya beni bir tuzağa çekiyordu ya da kaçıyordu. Her ihtimale karşı hazırlıklıydım. Adam koridorun sonunda sağa saptığında ayaklarımdaki gümüş rengi topuklularımla elimden geldiğince hızlı oldum. Şuan postallarımı giymek için nelerimi vermezdim. Adamın döndüğü köşeye geldiğimde ten rengi jartiyer çorabımın içine sakladığım bıçağımı çıkarıp elime aldım. Çantamdaki silahımı kullanmak bu alanda dikkat çekerdi bu yüzden her ne yapıyorsam sessiz olmalıydım. Duvara dayanıp sola döndüğümde bir beden üzerime düştü. Bıçağı seri hareketle savururken bir el beni engelledi. Gözlerim bunu yapan kişiye çevrildiğim de tanıdığım kuyular beni kızgınlıkla yakaladı. Kendimi saldığım da nefes nefese duvara yaslandım. Cihan üstüme eğildiğinde dudaklarımı araladım fakat avucunun içine ağzıma bastırıp beni susturdu. Sonra şiveli bir ses işittim duvarın ardından.

"Dilsiz bu gece halletmemizi söyledi."

Kaşlarımı Sait'in lakabını duyduğum gibi çattım. Sait burada mıydı? Cihan elini dudaklarımdan ayırmadan bana iyice yaklaştığında boşta kalan elinin parmak uçlarını yırtmacımdan gözüken baldırımda hissettim. Ansızın iğne yemiş gibi dikleşirken gözlerinde gezen pırıltılar nefesimi kesti.

"Kadın beni gördü diyorum anlamıyor musun?" bu ses sahnenin yanında gördüğüm takım elbiseli adama aitti. Demek fark ettiğimi anlamıştı peki aptal takip ettiğimi nasıl anlamamıştı? Cihan tek kaşını kaldırıp bana sorarcasına bakarken gözlerinin içine bakmaktan ötesine gidemedim.

"O senin salaklığın Azad geldiğin de bitiriyoruz bu işi." Cihan'ın duygusu bir kez daha değiştiğin de konu şimdi onun için daha ilgi çekiciydi. Yine de baldırımda gezinen elinden vazgeçmedi. Artık huylanmaktan bir hal olurken elimi elinin üstüne koyup ittim.

"Azad daveti mahvettiğimiz için bizi gebertecek."

"Sikerim onu da Sait'i de yeter, o asker kadını öldürüp gideceğiz." en başta konuşan adam hiddetle yükseldiğinde kaşlarım daha da çatıldı. Demek hedef bendim, gerçi Sait'in olduğu bir yerde hedefin ben olmaması şaşırtıcı olurdu.

"Yanındaki adamı ne yapacağız?" takım elbiseli adam konuştuğunda Cihan ile bir savaş içerisindeydim. Ben elini ittikçe o benim elimi itiyordu. Duvar dibinde durmuş resmen bir sevişme için savaş veriyorduk.

"Onu bizimkiler oyalayacak dert etme." Cihan'ın oyalanacak olması beni gülümsetirken dudaklarımın üzerindeki elini çekip yırtmaçlı bacağımı kıvırdı ve beklemediğim bir hamleyle beline yasladı. Şimdi bembeyaz bacağım boydan boya açıkta ve Cihan'ın kor gibi yanan ellerindeydi. Tutunma gafletiyle ensesine yapıştığımda resmen hiçbir şey yapmadan ayakta sevişiyor gibi gözüküyorduk.

"Cihan seni arıyordum bende." Hanzade'nin sesi koridorun öteki ucundan duyulduğunda bu hamleyi neden yaptığını anlamıştım. Sanırım Hanzade'nin geldiğini görmüştü ve burada ne yaptığımızı anlatacak tek seçenek olarak bunu görmüştü. Cihan bedenini oynatmadan Hanzade'ye doğru başını çevirdi.

"Gördüğün üzere meşgulüm." elbisemle aynı renk olmama ramak kalırken bir de boğuk sesiyle söylediği sözler beni yerin yedi kat dibine gömmeye yetmişti. Hanzade'nin sesi artık kulağa kırık geliyordu.
"Ama ben-"

"Kaybol Hanzade." öyle bir nefretle söylemişti ki bunu ben bile yok olmak istedim.

"Cihan-"

"Git dedim!" sesi artık tahammül sınırlarının sonundaymış gibi çıkmıştı. Hanzade'nin topuk sesleri koşmayı andırdığında Cihan geri çekildi. Elbisemin yırtmacını düzeltip bıçağımı eski yerine koyarken Cihan söylendi.

"Yalnız hareket etmemen gerektiğini kaç kere söylemem gerek?!" sesi kısıktı telaşla duvarın kenarından arkaya baktığımda boş bir koridorla karşılaştım, adamlar gitmişti.

"Onları bulmalıyım."

"Yanlış, bulmalıyız." bir saniye soluklandığım da arkasını dönüp koridorun çıkışına doğru yürüdü. Bundan sonraki adımı neydi bilmiyordum fakat aklından Azad Yıldırım için planlar yaptığının bilincindeydim. Onu takip edip insanların arasına tekrar karıştırdığımızda kolonun yanına konulmuş stand masanın yanında durdu ve bakışlarını sahneye dikti. Hemen arkasında durduğunda sahne de mikrofonun önünde durmuş yaşlı adamı gördüm. Saçları ve sakalları bembeyazdı ve sağ yanağında uzun bir çizik mevcuttu. Esmer tenini gizlediği takım elbisesi ortama tezat bir şekilde lacivertti. Yaşlı adamın gözleri salonda dolandı sonra sanki görmek istediğini görmüş gibi sırıttı. Yüzünün aldığı kırışıklık artarken önümde duran Cihan'ın gerildiğini gördüm.

"Sevgili konuklar bu mutlu günümde beni yalnız bırakmadığınız için saygılarımı sunarım." yaşlı adam mikrofona konuştuğunda sesinin verdiği yıllanmışlık hissini duydum. Salonda bir alkış tufanı koparken Cihan çekinmeden konuştu.

"Saygını sikiyim." yanımızda bulunan insanlar ona dönüp tuhaf tuhaf bakarken koluna dokundum. Beni hissetmedi tek hedefi sahnedeki adamdı.

"Bu daveti çok sevdiğim ortağım Hanzade Kuşçu ile yeni aldığımız bir iş için vermek istedik." konu ilgimi çekmişti. Topluluğun merakı arttığında sesler çoğaldı. Yaşlı adam elini kaldırıp salonu susturduğunda herkes ona dikkat kesildi.

"Fazla merakta bırakmadan açıklayayım. Artık emlak sektöründe bu iki ismi duyacağınızdan şüpheniz olmasın!"

Kaçak inşaat eksik kalmıştı zaten.

Azad Yıldırım sahnede tüm tebrikleri kabul gördüğünde sahneden indi. Cihan adamın her hareketini beynine kazır gibi izledi. Masamıza Mert geldiğinde elindeki kokteyli önümüze bıraktı.

"Abi alıyor muyuz?" derken kafasıyla Hanzade ile konuşan Azad Yıldırım'ı gösterdi. Telaşımı içimde gizleyerek Cihan'a baktım gözleri yine o adamdaydı.

"İşaretimi bekleyin." Mert kafasını sallayıp masamızdan uzaklaştığında Cihan'ın aklından neler geçtiğini bilmiyordum. Nihayet adamdan gözlerini aldığında salonda bir piyano sesi yankılandı. Herkes bunu bekliyormuş gibi sahneye akın edip romantik bir dansın eşiğine kapıldılar.

"Silahın yanında mı?" sahnedeki insanlara şaşkınlıkla bakarken Cihan sanki bunun olacağını biliyormuş gibiydi.

"Evet ne yapacaksın?"

"Güzel beni takip et asla yanımdan ayrılma."

"Bir dakika Cihan, ne yapacağını söyle." bana bir saniye bile beklemeye tahammülü yokmuş gibi bakarken konuştu.

"Açık değil mi? Onu öldüreceğim."

"Ne?" yalancı bir şaşkınlığı dudaklarımdan özgür kıldım.
"Bak Nalan buradan çıktığımızda sana her şeyi anlatacağım şimdi sadece yanımda olmana ihtiyacım var." gerçekleri bilse hala bana ihtiyaç duyar mıydı?

"Bu kadar sivilin içinde onu nasıl öldüreceksin?" kendi aramızda fısıldaşıyorduk zaten yankılanan piyano sesinden bizi duymaları zordu.

"Burada kimse sivil değil."

"Nasıl?"

"Buraya gelen herkes orospu çocuğunun teki, hiçbiri temiz değil. Rahat ol yanlışlıkla öldürsen bile dünyadan birkaç tane pislik temizlemiş olacaksın." normal zamanda yani asker olduğum zamanlar bu dediği beni mutlu ederdi fakat bu durumum da beni kahretmekten başka işe yaramıyordu.

"Planın ne?" onu durdurmam için neyle karşılaşacağımı bilmeliydim. Bakışları sahneye kaydığında Hanzade ve Azad Yıldırım'ın dans ettiğini gördü. Kulağımızda Mert'in sesi eş zamanlı yankılandı.

"Adamlarını indirmeye başladık abi."

"Aptal işaretimi bekleyin dedim!"

"Emir'i fark etmişler şansımız yoktu." Cihan sinirle bir yerlere vurmamak adına yumruğunu sıkıp ısırdı. Eminim şuan Emir ve Mert'i parçalara ayırmak istiyordu. Aklımdan bin bir fikir üşüşürken tavana açılan bir silah sesiyle her şey saniyeler içerisinde darmaduman oldu. Anlık refleksle masanın altına eğilirken piyona sesi kesilmiş insanlar bağırarak kaçıyordu. Çantamın içinden silahımı çıkarıp çantamı yere fırlatırken Cihan'ın ateş açan kişiyi aradığını gördüm.

"Çık ortaya asker!" bu ses koca salonun ortasından geliyordu. Sesin sahibini tanımam zor olmamıştı Cihan ile gizlice dinlediğimiz adamlardan birine aitti. Cihan silah sıkan adamla uğraşa dursun benim hedefim Azad Yıldırım'dı. Herif sahnenin kenarında pusmuş etrafına bakınıyordu muhtemelen aciz bir halde adamlarının yardımına muhtaçtı. Dudaklarım sinsi bir gülümsemeyle kıvrılırken silah sesleri devam etti. Bu kez mekandaki insanlar silah sıkana karşılık verirken bu çatışmanın ortasında kalan Cihan olmuştu. Masanın kenarından saklanarak sahneye ilerlemeye çalışırken Cihan'ın beni aramamasını ümit ediyordum. Fakat bu ümidim çok geçmeden yıkıldı.

"Camgöz dur orda!" içimden söverken çaktırmayarak ona döndüm.

"Azad itini alıp arka kapıdan çıkıyoruz."

"Ne?"

"Duydun hızlı olacağız bizimkiler bu salakları oyalayacak." itiraz fırsatı sunulmadan onun komutuyla ilerledim. Yere saçılmış masaların ardına gizlenerek sahnenin arkasında kaldığımız da tam önümüzdeydi Azad Yıldırım. Cihan adamın ensesine namlunun ucunu bastırdığında adam irkildi.

"Bir harekette bulunduğun an beynini patlatırım." hoş bir harekette bulunmasa da beynini patlatacaktı. Azad Yıldırım Cihan'a döndüğünde yüzünde korkudan başka bir şey yoktu.

"Siz de kimsiniz?"

"Azrail'in orospu çocuğu." Cihan adamın konuşmasına müsaade vermeden ceketinin yakasından tutup kaldırdı. Hızlı adımlarla sahnenin arkasından ayrıldığımız da koridora saptık. Salonda hala bir çatışma sürüyordu bu bize sunulmuş bir fırsat olmuştu. Cihan ve Azad önümde ilerlerken fırsatımın şuan olduğunu hissettim. Silahımı kaldırdığım esnada koridorda bir ses yankılandı.

"Asker dur!" hepimiz aynı anda durduğumuzda şokla arkama döndüm. Sahnenin yanında gördüğüm takım elbiseli adam silahını doğrultmuş duruyordu. Önünü sonunu düşünmeden tetiğe basacağım anda adam hiç beklemediğim bir şekilde arkasından darbe alıp yere yığıldı. Elim öylece tetikte beklerken karşımda tamamen siyaha bürünmüş bir kadın buldum. Bu siyahlığının arasından parlayan yemyeşil gözleriyle bana doğru koşar adım yürüdü. Boyu tahminen 1.70'i gecikti ve siyah saçları sert mizaçlı yüzüne ayrı bir güzellik katmıştı.

Serseri bir güzellik.

Kadın yanımıza geldiğinde az ötemizde kalan kapıyı gösterdi.

"Beni takip edin." sesi görünümüne göre naif ama emindi. Elinde yeni fark ettiğim silahına bakarken işkillenmiştim.

"Sen kimsin?" soru Cihan'a aitti. Hala elinde hırpaladığı Azad Yıldırım ile meşguldü. Kadın bozuntuya vermeden ilerlemeye başladı.

"Yaşamak istemiyor musunuz?"

"Sen kimsin?" bu defa aynı soru benden gelmişti. Kadın yeşil gözlerini bezmişlikle devirip kapıyı dışarı doğru ittiğinde gecenin karanlığına yol aldı.

"Benim bir önemim yok, merak etmeyin sizi yemem." yaşının yirmiden fazla olmadığını düşündüğüm bu kadına göre fazla cesur verici sözlerdi.

"Camgöz sen öne geç." Cihan ona inanmış gibiydi yine de beni kurtardığını hatırlayarak öne geçip kadının peşinden ilerledik. Bir ormanlık alanına açılan kapıdan çıktığımızda hemen çıkışa park edilmiş siyah mercedesi gördüm. Kadın arabanın içine bakıp etrafında döndüğünde sesi gergindi bu kez.

"Nerde bu gerizekalı?" Cihan sabırsızlandı.

"Bir numaran yoksa oyalama bizi." kadın sinirle arabanın tekerine vurduğunda sinirlenmişti.

"Burada buluşacaktık." kaşlarımı çattım silahımı artık daha kuvvetli tutuyordum.

"Kimle?" soruma cevap tam arkamdan gelmişti.

"Benimle." duyduğumuz ses hem alaycı hem de sert çıkmıştı. Cihan şaşkınlıkla arkama bakarken elindeki adamı yere bıraktı.

"Lan sen nasıl?!" doğru kelimeleri bulamamış gibiydi.

Gerçeklerin gün yüzüne çıktığı ocak ayının son günündeydik. Beni nasıl bir Şubat bekliyordu bilmiyordum. Olacakları bile bile arkama döndüğüm de adamın bakışları benimle kesişti. Sonra suratında alaycı bir tebessüm gezindi.

"Resmen tanışmamıştık değil mi Nalan?" konuşmasın istedim, sadece lanet arabaya binelim gidelim istedim. Unuttuğum bir şey vardı; benim isteklerim kabul olmayalı çok olmuştu.

"Ne diyorsun lan sen?" Cihan hırsla ona yürürken adam onu tınlamadan bana elini uzattı.

"Ben Barut, Barut Kayahan. Ve sen bu geceden itibaren teğmen Nalan Ata'sın."

Devam edecek..

 

 

 

 

Bölüm : 03.01.2026 18:31 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...