
Yorum ve görüşlerinizi bekliyorum..
Zaman benim için hırpalanmış anılarımdan öte değildi. Asker olmaya ilk karar verdiğim de on iki yaşındaydım normal bir çocuk olduğum söylenemezdi o yüzden diğer çocuklar gibi doktor, avukat olmak gibi hayallerim olmamıştı hiç. Barlas. Bana vatan sevgisini aşılayan ilk ve tek insandı. Tanıdığım çocuklardan çok öteydi o. Benden iki yaş büyük olmasına rağmen o yaşlarında bile vatan türküleri dinlerdi. Benimki gibi bir acılı hayat hikayesi yoktu sadece annesi tarafından kundaktayken kurumun kapısına bırakılmış bir çocuktu. Onunla tanışmamız tam bir fiyaskoydu. Aslında ilk aşklar değil; ilk dostlukların kavgayla başladığını anlamıştım o zaman. Sarı saçlı küçük bir bez bebeğim vardı annemden bana kalan tek hatıraydı ve kaybetmemek için sımsıkı sarılmış bir köşede ağlıyordum. Barlas, o gün yine asla çekilmeyecek bir günündeydi ve Barlas 'lığını yaparak aynen bana şu cümleleri kurmuştu;
"Zırlamayı kes bütün gün seni çekemem."
Dokuz yaşındaki bir çocuktan daha fazla bir olgunluğa sahipti. Ona cam mavisi gözlerimi açıp korkarak bakmıştım fakat ben uslanmazdım ağlamayı kesmedim. Bu onu daha da sinirlendirdiğin de yüzüme peçete paketi fırlatmıştı, burnumun acısını yeniden hisseder gibi oldum.
"Başımı ağrıtıyorsun kapa çeneni."
Başını falan ağrıtmıyordum yüzündeki o acı çeken ifadesi başka bir şeyden rahatsız olduğunu belli ediyordu, ağlama sebebimden rahatsız olmuştu. İnat bir kızdım o beni ötekileştirdikçe ağlamaya devam ettim. Duvar dibine çökmüş o ufacık kızı kolundan tutup kaldırdığında şok olmuştum o Muhsin itinden sonra hırpalanmak beni öldüresiye korkutuyordu. Çırpındım bağırdım o gün orada sinir kriz geçirdim. Tekrar uyandığım da başımda Barlas'ı bulmak beni korkutmuş kaçmaya çalışmıştım. Beni bırakmadı. Beni kollarının arasına alıp sımsıkı sardığında kıpırdayacak yer bulamamıştım, bir erkek çocuğuna göre fazla güçlüydü ya da ben kurtulamayacak kadar güçsüzdüm.
"Artık benim kanatlarımın altındasın asena."
Bu sözlerden sonra hayatıma sert bir giriş yapmıştı.
Açık kapıyı itip hole girdiğimde evdeki boş sessizliği tuhaf buldum asıl tuhaflık zaten kapının açık olmasından başlıyordu. Belimdeki silahı çıkarıp yan şekilde tuttuğumda elim tetikteydi. Adımlarım parkede yankı uyandırmaması için yavaş ve temkinliydi. Gün ışığının yarım geldiği bir odayı es geçtiğimde Albay'ın nerede olduğu sorusu kafamın içindeydi. Birkaç gündür ondan haber yoktu ve açıkçası açığa alındıktan sonra onu neler beklediğinden çok emin değildim. Albayın hayattaki tek gerçeği buydu.
Sırf mesleği için sevdiği kadından vazgeçen adamdı o.
Bir insan kaç defa kaybederdi?
O'nun odasının önüne geldiğimde kapının aralık olduğunu gördüm. Olabilecek her şeye karşı kendimi hazırlarken tahta kapıyı itip odayı gözlerimin önüne serdim. Albay sallanan bir sandalye de arkası kapıya dönük bir şekilde oturmuş camdan dışarıya bakıyordu. Bu hali beni ürküttü.
"Albay?" sallanması durdu ama bana bir cevapta bulunmadı. Silahımı belime geri koyarken odanın içine girip ona ilerledim. Parkede postallarımın sesi yankılanırken onu böyle bulmanın hissi beni mahvetti. Hemen yan profiline geçtiğimde bakışları direkt karşısındaki manzaradaydı.
"Albay seni aradım."
"Konuşmamız gerekenler var." bakışları yavaşça beni bulurken gülümsedi.
"Daha ne konuşacağız ki Nalan?" sesi vazgeçmiş gibiydi, oysa o vazgeçmek ne bilmezdi.
"Son olanları bilmen gerek işler karıştı."
"Benim sorunum değil." kestirip attı. Bakışlarını tekrar benden alırken inanamadım.
"Beni çağırdığın günü hatırlıyor musun?! Sana beni karıştırma dediğim günü?"
"Hataydı, unut ve arkana bakmadan git!"
"Benim kolay pes etmediğimi unutmuş olmalısın." bakışlarının titrediğine şahit oldum. Sandalyesini tekrar sallandırdığında bana bir cevap vermekten kaçındı.
"Sait'i vurdum yani bir nevi." bakışları aniden beni bulurken az önce ruhsuz adam birden ayaklandı.
"Ne yaptın dedin?!" hiddeti açıktı ve ben az önce ölmek olan birine kalp masajı yapmış olmalıydım. Rahatlığımdan taviz vermeden omzumu silktim.
"Ölmedi sadece sakat." yani öyle umuyordum hala elimize net bir bilgi gelmemişti fakat ölseydi büyük bir yankının doğacını biliyordum.
"Siz beni manyak ettiniz. Kızım sen ne yaptığının farkında mısın?"
"Sakin ol Albay her şeyin farkındayım çocuk yok karşında."
"Ya sabır, siz ikiniz aynen Barlas ve sen benim ecelim olacaksınız." abartı davranışına göz devirdim.
"Tövbe estağfurullah."
"Anlat başka ne boklar yediniz." artık az önceki bohemli havasından sıyrılmıştı sanırım kapıdan girdiğimde bunları söylesem işim daha kolay olurdu.
"Bir teslimata engel olduk." pat diye söylemiştim bu işi Barlas'ın bana tek başıma yaptırmasına içten içe sövüyordum. Aklınca bana ceza kesiyordu.
"Ne?! Lan siz lan siz var ya siz!" konuşamadı. Aklar düşmüş saçlarını sinirle karıştırırken odanın içini turladı.
"Bence fazla tepki gösteriyorsun hedefimiz tepedekileri indirmek sonuçta."
"Kızım, Nalan'ım, Kırlangıç'ım siz beyninizi nerede bıraktınız ha?!" beni hem sevip hem kızması şuan biraz hoşuma gitmiş gibiydi. Bundan mı zevk alıyordum ne?
"Albay bana güvenmelisin."
"Bunun için bir şey yapmıyorsun bak ben bir şeyler buldum fakat bu dakikadan sonra sana nasıl gösterebilirim bilmiyorum." büyük masanın başında durmuş alnını ovarken kaşlarımı çattım.
"Albay neden burada durup sana olanları anlatıyorum?" bu bana güvenmesi için yeterli nedendi. Bir dakika durup bana baktığında gözlerinde endişe kırıntılarını gördüm hemen sonrasında pes edip konuştu.
"Karargaha giren kişiyi tespit ettik." konu bambaşka bir yere yol aldığında sırtım ateşe değmiş gibi dimdik oldu.
"Bombayı yerleştiren kişiyi biliyorsun." gözlerini benden kaçırıp yavaşça başını sallarken az sonra dudaklarından çıkan isim her şeyi değiştireceğini söylüyordu.
"Kim? Bizi yakan kim?" gözlerini tekrar bana çevirdiğinde çığ düştü.
"Cihat, Cihat Aksoy."
Barlas'ın rakı masası dostu, cephe de çoğu kez omuz omuza verdiği Teğmen Cihat Aksoy.
"O herif gitmişti, olaydan bir ay önce başka karargaha gitmişti nasıl girmiş?" hazmetme işini sonraya bıraktım. Haz etmediğim insanların beklediğim şeyler yapması beni artık şaşırtmıyordu hoş artık beni hiçbir şey şaşırtmazdı.
"Karargahta herkes onu tanırdı gelmiş olması kimseyi şaşırtmadı kurnaz herif." doğruydu ben hariç herkesle iyi anlaşırdı. Sanırım kimle dost olunması gerektiğini bilen biriydim.
"Onu buldunuz mu?"
"Açığa alındığım için elimdekiler işe yaramaz." hoşuma gitmiş gibi güldüm.
"Güzel."
"Nalan Barlas'a bunu söyleyemezsin. O bacakla çok bile çabalıyor." doğruydu unuttuğu tek şey hiçbir sırrın gizli kalamadığıydı.
"Uygun bir zaman diliminde söyleyeceğim."
"Güvenmemi söylüyorsun fakat şuan yaptığın?" omuz silktim.
"Güvenmesi gereken tek kişi sen değilsin Albay. Barlas'ı bende düşünüyorum fakat hala bir yerlerde o herifin dostu olduğunu düşünmemesi gerek."
"Neden böyle bir hainlik yaptı sence?" konu tekrar Cahit'e geldiğinde adımlarımı çıkışa yönlendirmek üzereydim.
"Basit, Barlas'ın gücünü Alfa timini yönetmesini hep kıskanırdı."
"Basit bir kıskançlıktan fazlası olduğunu hissediyorum." gözlerimin içindeki keskinliği bastırdığımda kendim de emindim.
"Cihat basit bir adam ondan fazlasını beklemek aptallık olur." ve ayrıca kandırılması kolay da biriydi bazı zamanlar nasıl teğmen olduğunu sorgulardım. Sait itinin onu avuçlarının içine alması eminim hiçte zor olmamıştır.
"Nalan bunu Barlas'a söyleyemezsin, felaketimiz olur."
"O felaket çoktan oldu Albay, mesleğe geri dönmeye bak yoksa onu durduramayız." ihanetin sillesini yemiş bir adamı cehennem azabı bile korkutamazdı. Bu hayat beni en başından yakmıştı fakat Barlas yanmaya çok geç başlayan bir adamdı. Bazı şeylere en başından alışmak kolaydı fazla etkilenmiyordunuz umarım Barlas beklediğimden daha fazla bir tepkide bulunmazdı.
Umarım.
&&
Akşam olup tüm ailenin toplandığı o akşam yemeklerine hiç ait olmamıştım ben. Düzgün bir beslenme stilimin olduğu da söylenemezdi zaten. Şimdi Hakan abinin evinde toplanmış bize söyleyeceklerini bekliyorduk. Albayın evinden çıktığımda Eslem aramış çabucak abisinin evine gelmemi söylemişti nedenler yine yoktu.
"Yenge yardım ister misin?" Eslem geldiğimizden beri masayı donatmaya çalışan Nesrin ablaya doğru konuştu.
"Hayır tatlım siz bugün misafirimsiniz." onun söylediklerine tebessüm ederken iki katlı evin merdivenlerinde bir çift ayak sesi işittik. Muhtemelen Hakan abi aramıza katılmak üzereydi. Nesrin abla masaya tabakları koyup arkasına döndüğünde suratında kızgın bir ifade vardı.
"Sonunda geldin beyefendi."
"Abla, başlama yine!"
Abla?
Gelen Hakan değil miydi?
"Misafirlerle tanış sonra dalaşırız."
"He abla he." oldukça tanıdık gelen bu sesi görmemi engelleyen ortamızdaki kolondu. Yine de meraklı gelin gibi davranmayı kesip onun içeriye gelmesini bekledim. Benim aksime Eslem beklemeden gelen kişiye doğru resmen koştu.
"Yavuz! Buradasın inanamıyorum!" yıllardır görmediği dostunu görmüşçesine sevinmişti. Yavuz ismi bana nerden tanıdık geliyordu?
"Sakar kız epey uzun zaman oldu değil mi?"
"Nerelerdesin kaçak?" daha fazla oturamadığım da sanki mutfağa gitmek için kalkmışım gibi davranarak kolonun yanında geçtim ve geçtiğim anda buna pişman oldum. Sesi nereden tanıdığımı biliyordum, bu ses beni ele vermeye çalışan veteriner Yavuz'dan başkasına ait değildi. Yavuz ile gözlerimiz birbirini tanıdığında kaşlarını şaşkınlıkla kaldırdı böyle bir karşılaşma beklemediği aşikardı, hoş bende beklemezdim.
"Nalan, yengemin kardeşi Yavuz ile tanış." Eslem büyük bir coşkuyla Yavuz'u bana tanıtırken bozuntuya vermeden elimi uzattım. Bu adamla daha kaç kere tanışacaktık Tanrı bilirdi.
"Merhaba Yavuz." Yavuz birkaç saniye böyle bir şey beklemediğinden olsa gerek duraksa da elini uzatıp sıktı.
"Merhaba Nalan."
"Yavuz veteriner genel de doğu görevinde oluyor o yüzden düğüne katılamamıştı." gözlerimi kısıp ona kaçamak bir bakış sunarken Eslem'e tebessümden öteye gidemedim. Beni pek de ilgilendiren bir detay olduğunu söyleyemezdim.
"Siz nasıl tanışıyorsunuz?" Yavuz en başından içinde tuttuğu soruyu sorduğunda ben cevapladım.
"Epey uzun zamandır."
"Gençler neden orada dikiliyorsunuz, Eslem bir bakar mısın tatlım?!" Eslem yengesinin seslenişiyle bize eliyle bir dakika beklememizi söyleyip yengesinin yanına gitti. Ayakta beklemenin saçmalığının farkına vararak salona geri döndüğümde Yavuz da arkamdan gelmişti. Bana bakışlarındaki farklılıkları görüyordum ama bu bir şeyi değiştirmezdi.
"Seninle iyi bir başlangıç yapmadık." bir cevap vermedim bunun üzerine devam etti.
"Belli ki daha sık görüşeceğiz tekrardan başlamaya ne dersin?" tek kaşımı sorgularca kaldırırken sesimde bir ima mevcuttu.
"Ne görüşmemiz için ne de iyi bir başlangıç yapmamız için bir sebep yok."
"Bu kadar emin olmazdım." geri adım atmaması daha da can sıkıcı olurken bu tavrındaki değişikliği anlayamıyordum. Sürekli karşılaşmamızı kendine bir koz edinmiş olabilir miydi?
"Ne geçiyor aklından?" sorularım açık ve netti.
"Sadece iyi bir başlangıç, hepsi bu." pekala düşmanını daha yakın tut demişlerdir atalarımız.
"Öyle olsun, iyi bir başlangıç yapalım." kabullenmeme şaşırsa da yüzündeki gülümseme açıktı. Onca işin arasında umarım bu aptal veterinerle uğraşmazdım.
"Beni kurtardığın günü hatırlamıyorsun değil mi?" omuz silktim.
"Dağda çok sivil kurtardım hepsini not alamam ya." bu onun yüzündeki gülümsemeyi silse de vazgeçmeye niyeti yok gibiydi.
"Beni kurtarırken yaralanmıştın seni ben tedavi ettim."
"Çok doktor tedavi etti hepsini not alamam." aynı cümlemi farklı bir versiyonla ona sundum. Konuşmanın sonunun nereye varacağına dikkat kesilmiştim.
"Yoksa kollarımda acı çekerken bana verdiğin sözü de mi not almadın?" alnım çatıldı.
"Ne? Ne saçmalıyorsun?" rahatlıkla arkasına yaslanırken bacağını kırıp erkeksi bir tavırla diğer dizinin üzerine attı.
"Saçmalamak? Neden seni ele vermeye çalıştım sanıyorsun? Sözünü tutmadığın için." güldüm.
"Doktor musun palavracı mı?"
"Bana kurtulduğumuzda yemeğe çıkma sözü vermiştin. Bekledim ama sen hiç gelmedin. Hiç gelmeyecek birini beklettin bana." hafızam neden onu yok sayıyordu? Neden bir türlü anılarım onu hatırlamak istemiyordu?
"Başkasıyla karıştırdın veteriner."
"Hiç sanmıyorum, bu yüzü asla unutmam." sohbetimizi evin zil sesi bir kılıç gibi ortadan ikiye böldüğünde Eslem kapıya koştu. Bu andan yararlanıp onunla sohbetime son verebildiğimde içeriye giren Cihan ile daha da şaşırdım. O da mı gelecekti?
"Hoşgeldin kuzen." Eslem kuzeninin üzerindeki ceketi alırken Cihan ona kafa sallamakla yetindi. Ölümcül derecede bakışları Yavuz ve benim aramda sekti.
"Hoşgeldin abi." Yavuz koltuktan kalkıp ona selam verdiğinde Cihangir tersleyecek gibi de olsa selamını kabullendi.
"Hoşbuldum Yavuz." iki adamın arasında anlamsız bir gerginlik oluştuğunda içeriye giren Hakan abi ile bu gerginlik bir nebze kırıldı.
"Hoşgeldiniz gençler, sofraya geçelim hemen." Hakan abi bizi sofraya buyur ederken Cihan önden geçip bir sandalyeye oturduğunda kendimi onun karşısına koydum. Yavuz hemen yanımdaki sandalyeye otururken Cihan'ın bakışları daha da keskinleşti. Anlaşılan beklediğimden daha beter bir akşam olacaktı. Hakan abi geniş masanın en başındaki yerini alırken Nesrin abla ve Eslem tabaklarımıza çorba koymaya başladı. Bu ortamda en abes kaçan bendim özellikle Hakan abinin beni kendilerinden görüp çağırması gururumu okşamıştı. Yemekler konulduğunda Nesrin abla masanın diğer başındaki yerini alırken Eslem de kuzeninin yanına oturmuştu.
"Yemeğe başlamadan önce sizinle bir şey paylaşmak istiyorum." herkes dikkatle Hakan abiye bakarken Cihan ısrarla bana ve Yavuz'a bakıyordu. Aptal Yavuz oturacak başka yer mi kalmamıştı?
"Ne oluyor abi?" Eslem endişeyle abisine bakarken Hakan abi kardeşinin elini tutup gülümsedi.
"Korkma cananım, bu iyi bir haber."
"Hayatım uzatmadan söyle istersen." Nesrin abla onu uyardığında Hakan abi anlayışla başını salladı.
"Bir çocuğumuz olacak." sevinçli bir şaşkınlık beni bulurken hemen sağımda kalan Nesrin ablaya döndüm.
"Tebrik ederim abla."
"Teşekkürler kuzum."
"Tebriklere sonra devam edersiniz başka bir konu daha var." bu kez konu Cihan'ın dikkatini çekmiş gibiydi.
"Nedir?"
"Nesrin'in hamileliği oldukça riskli olacak bu yüzden yardıma ihtiyacı var."
"Kimi istersen gönderirim kuzen biliyorsun." Cihan Hakan abiye oldukça kardeş canlısı yaklaştığında içim sıcacık olmuştu.
"Sağol aslanım biliyorum fakat ben başkasını istemiyorum Eslem'i istiyorum." Eslem ile sofranın ortasında bakışlarımız çakıştığında bana bakışlarında zaten bunu bildiğini bildiriyordu.
"Tehlikenin hala geçmediğini biliyorsun." Cihan koruma iç güdüsüyle Eslem'e bakarken Eslem Cihan'ın masanın üstünde duran elini tutup sıktı.
"Kuzen bunu halledebilirim."
"O herifin seni unuttuğunu sanmıyorum Eslem."
"Cihan kardeşimi elbette bende kollayabilirim ve eğer Eslem gelmek isterse ona engel olamazsın." en başından beri sus pus olan Yavuz konuya dahil olduğunda bakışlarım ona döndü.
"Uzun bir süre buradayım Eslem'i bende korurum Cihan abi." Cihan tenezzül etmiyormuş gibi Yavuz'a bakarken içine göçmüş yanaklarından dişlerini sıktığını gördüm.
"Düşmanı hafife almayın."
"Öyle bir şey yaptığımız yok, hem Eslem'in ne istediği de önemli." tüm bakışlar Eslem 'e döndüğünde gözlerinde süzen hüznü yakaladım. Nedense içimden bir ses bu hüznün Barlas'a ait olduğunu söylüyordu.
"Sanırım yeğenimin sağlıklı doğmasına yardım etmek istiyorum."
"Herkesi tehlikeye soktuğunu unutma." bu sözden sonra Cihan kimseye aldırmadan çorbasına içmeye başladı. Hakan abi ona onaylamaz bakışlar atarken Eslem'in gözlerindeki hüzün arttı.
"O halde herkese afiyet olsun." Nesrin ablanın seslenişi ile bizde yemeklerimize başlamıştık. Lezzetli bir tavuk suyu çorbasından sonra tabaklarımıza konulan haşlanmış tavukla midemin büyüdüğünü hissettim. Uzun zamandır bu kadar yediğimi hatırlamıyordum. İlerimde duran sürahiye uzandığım esnada bir el de benimle uzanıp tutundu. Yavuz'un eli sürahiyi tutan elimin üzerinde kaldığında şaşkınca ona döndüm.
"Yavuz!" refleksle elimi geri çekerken Cihan'ın resmen azarlar tonda Yavuz'a seslenmesiyle Yavuz'da sürahiden elini çekmişti.
"Efendim abi?" sesi rahattı. İçemediğim su boğazımda kalmış gibi hissettim, Cihan'ın bakışları dipsiz kuyusunda beni ateşe atmak ister gibiydi. Gözleri masada duran elimde sabit kaldığında sanki elimi söküp atmak ister gibiydi. Cihan geriye yaslanıp boğazını temizledi.
"Uzun süre burada kalacağından bahsettin sebep?" Cihan bakışlarını benden çektiğinde Nesrin ablanın uzattığı su bardağını alıp bir dikişte içtim. Ona minnettardım.
"Klinikle ilgilenmem gerekiyor."
"Doğu'yu severdin sen ne oldu?" Yavuz'un gözlerini yan profilimde hissederken bakışlarım Cihan'daydı.
"Burayı da sevdiğimi fark ettim abi." Cihan dudaklarının arasında bir şeyler söylediğinde anlaşılmamıştı. Bundan sonrasında yemek sessiz ve hızlı geçmişti. Erkekler salona çekildiğinde bizde Eslem ile Nesrin ablaya sofrayı toplamasına yardım da bulunduk. Eslem makineye bulaşıkları yerleştirirken Nesrin abla iki dakika da Türk kahvesi yapmış tepsiyi elime tutuşturuvermişti.
"Sen bunları dağıt güzelim." hamile kadına karşı gelemeyeceğimden ötürü kabullenip mutfaktan çıktım. Kolonun arkasına geldiğim sırada Cihan'ın sesi beni durdurdu.
"Yavuz çok tehlikeli sularda yüzüyorsun, boğulursun."
"Anlamadım abi?" Yavuz'un sesi harbiden de anlamadığını destekler nitelikteydi.
"Diyorum ki aslanım gittiğin yol, yol değil. Seni o yola gömmemi istemiyorsan uzak dur." ima etmeye çalıştığı şey ben miydim? İçeriye girmek istedim bunları duymak istemedim fakat yine de kendimden ödün veremedim.
"Cihangir sen benim hep savaşmamı söylerdin hatırlıyor musun?" kaşlarım şaşkınlıkla kalkarken 'abi' kelimesinin artık aralarında olmadığını fark ettim.
"Sikimde değil."
"Aynen öyle yapacağım, savaşacağım."
"Lan sen-" olası bir kavganın önüne geçmek için kolonun arkasından çıkıp içeriye girdim. Cihan oturduğu tekli koltuktan hafif bir şekilde kalkmış hemen çaprazında oturan Yavuz'a diklenmiş haldeydi. İçeriye benim girmem ile tekrar yerine yerleşirken bakışlarımı hiç bir şey duymamışım gibi tutmaya karar verdim. Hakan abi içeride değildi sanırım Cihan en doğru zamanı bulmayı beklemişti. Kahveleri onlara verdiğimde kendimde boş bulduğum bir koltuğa oturdum. İki adamın bakışları eşliğinde Türk kahvemi yudumladım. Onlara baktığımda hala bana bakıyor oluşları sinirime dokunmuştu.
"Ne var?!" bana cevap veremeden içeriye Eslem, Nesrin abla ve Hakan abi girmişti. Bakışlar benden uzaklaştığında artık daha rahattım. Yavuz'un amacı beni tavlamak mıydı yoksa başka bir işin parçası mıydı bilmiyordum. Sadece bu adama daha çok dikkat etmem gerektiğini biliyordum.
Kahvelerimizi içip az da olsa keyifli bir akşam sohbetini geride bıraktığımızda dış kapıda gitmek üzereydik. Yavuz şaşırtıcı bir centinmenlikle ceketimi giymem için tuttu. Ceketimi elinden almaya kalkıştığımda geri çekildi.
"Lütfen izin verir misin?" nezaket bir tında söylediği kelimeleri duymamış gibi yaptım.
"Ne yapıyorsun? Ver ceketimi!"
"Yardımcı olayım bırak da."
"Elim gayet tutuyor ceketimi ver." ceketimi çevik bir şekilde elinden tutup çektiğimde hazırlıksız yakalanıp öne geldi ve bu aramızdaki mesafeyi kapattı. Bu kadar yakınıma gelmesini beklemediğimden şaşırdım ama kendimi hemen geri çektim. Gerçi her şey için çok geçti Cihan göreceğini görmüştü. Yavuz'u omzundan tutup sert bir hareketle arkaya attığında Hakan abi Yavuz'u yakaladı.
"Yavuz ne yapıyorsun koçum?!" Hakan abi elinde tuttuğu Yavuz'a anlamsızca sormuştu bunu. Ceketimi hızla üzerime geçirirken sanki Cihan'ın bir şeyler söylemesini engellemek için çabuk davrandım. Nesrin ablaya sıkılıp tekrar tebrik ederken neyse ki Cihan bir şey demedi. Herkesle vedalaşıp kapı üzerimize kapanmak üzereyken Yavuz son golünü attı.
"Sana adresi mesaj atarım Nalan." ve kapı kapandı. Üzerime kapanan kapıya şaşkınlıkla kapanırken arkamdaki cehennem zebanisi beni tuttu kendine çevirdi. Sinirden alev alev yanan kahveleri beni korkutmadı sadece o alevin beni ele geçirmesi tedirginlik yaratıyordu.
"Ne diyor bu gevşek?"
"Saçmalıyor gidelim." kolumu tuttuğu elini bıraktırdığımda asansöre yöneldim bu kez beni tutmadı ama konuşmaya devam etti.
"Onunla ne konuştun? Hem ne bu samimiyet?" Cihan'ın dilinden akan kıskançlık sözleri açık açık hoşuma gidiyordu. Bir erkek tarafından güç olarak değil de başkası tarafından ilgi gördüğüm için kıskanılmayalı epey olmuştu.
"Samimiyet falan yok abartma." asansör geldiğinde hemen bindim Cihan zemin kata basarken ona bakmamaya çalıştım çünkü bakarsam güleceğimi biliyordum.
"Bu hoşuna gidiyor değil mi?" gülmemek için dişlediğim dudaklarımı salarken ona baktım.
"Ne demek istiyorsun?"
"Seni kıskanmam hoşuna gidiyor değil mi?" hep derdim Cihan bu konularda fazla cesurdu.
"Alakası yok. Sen beni mi kıskandın?"
"Aptal kadın değilsin, bende hormonlarına sahip olamayan bir ergen değilim. Kıskanırsam bunu belli etmekten kaçınmam." gözlerimi kaçırırken asansör kapısı açıldı. Ona ne demem gerektiğini bilmiyordum birkaç gündür üzerimde kullandığı güzel cümlelere karşılık verememek beni mahcup bırakıyordu. Mahcubiyetim ondan sakladığım yalanlarımdı.
Mahcubiyetim onun için asla doğru kişi olamayacağım içindi.
Arabaya bindiğimiz de Cihan ısıtıcıyı çalıştırdı hala benden bir cevap beklendiğinin bilincin de olup nihayet dişlenmiş dudaklarımı araladım.
"O kıskanacağın biri değil." arabayı çalıştırıp siteden çıkarken bakışları sadece yoldaydı.
"O'nu değil seni kıskanıyorum zaten."
"Ortada kıskanacağın bir durum yok Cihan. Ben kime nerede duracağını gösteririm."
"Bundan şüphem yok, peki bana gösterecek misin?" Yavuz konusu ardımızda kaldığın da hazırlıksız gelen soruya ne diyeceğimi bilemedim.
"Seni anlayamıyorum."
"Basit bir soruydu bana da nerede duracağımı gösterecek misin camgöz?" sorusunu yinelemesi ona cevap vereceğim anlamına gelmiyordu. Gecenin geri kalanını da kafamda sadece bu soru vardı; gün gün kalbime işleyen Cihan'a zaten nerede duracağını göstermemiş miydim?
&&
Eslem abisinin evine gittiğinde Cihan'ın dolabından eşyalarımı alıp Eslem'in odasına yerleştirmiştim. Artık kendime ait bir özel alanın olması bana gereksiz bir mutluluk vermişti. O odada sık karşılaşmamıştık ama yine de karşılaştığımız anlarda da tam bir felaket oluyordu. Aradaki çekimi hissetmek beni geriyordu. Tek kişilik yatakta uzanmış beyaz tavana bakıyordum. Aklımdan türlü türlü şeyler geçiyor bu işin sonucunun nereye gideceğini düşünüyordum. Göz kapaklarımı indirip kendimi zifiri bir karanlığa teslim ettiğimde odanın kapısı 'pat' diye açıldı. Herhangi bir refleks de bulunmadan göz kapaklarımı tekrar açtığımda kapının eşiğinde bana anlamsızca bakan Barlas vardı.
İşte başlıyorduk.
"Ne yapıyorsun?" sesindeki şaşkınlığı gizlememişti. Yataktan doğrulduğum da içeriye girip odanın kapısını kapattı. Yatağın ayak ucuna geldiğinde ayaklarımı yataktan sallandırıp oturur duruma geldim.
"Eslem nerede?"
"Gitti."
"Abisinin yanına." kaşlarını çatarken cevabımın arkasına sorusunu yapıştırdı.
"Ne zaman gelecek?"
"Bir daha gelmeyecek."
"Ne?" bu beklediği bir şey değildi farkındaydım. Kırgın gözlerini tekrar sakladığın da umursamaz tavrına bürünmeye yeltendi fakat geçti ben ne gördüğümün farkındaydım. Orada dokuz yaşında terk edilmiş bir erkek çocuğu vardı.
"Yengesi riskli bir hamilelik geçiriyormuş ona bakması lazım." omzunu silkti.
"Her neyse seni bulduğum iyi oldu." Eslem konusunu daha fazla konuşmak istemiyordu biliyordum ki yalnız kaldığı ilk anda düşüneceği tek şey buydu, onu düşünmeden gidişi.
"Ne oldu?"
"Sait itinin haberi yayıldı, yaşıyor pezevenk." içime koca bir kova su serpilirken bir yanım onu öldürememiş olmamın gazabına kurbandı.
"Ne durumda?"
"Dediğin gibi felç olmuş ama bu bize ne kazandırır bilmiyorum." karamsar tavrına anlam veremedim.
"Açık konuş."
"Birkaç devrem bu durumun üsttekileri sinirlendirdiğini söyledi."
"İyi de kimin yaptığını biliyorlar mı?" yanıma oturduğunda rahattı.
"Hayır muhtemelen de buna deli oluyorlardır." beni bulmaları zordu çünkü depo alanın da kameraların kapatıldığından emindik. Eh tabi biri haber uçurmazsa beni bulacaklarını da sanmıyordum. Dudaklarımı araladığım da cebimdeki telefon titredi Barlas yüzüme bakarken cebimden telefonu çıkarıp ekrana baktım.
"S" arıyor...
Ekranı saklamamamın salaklığına yanarken Barlas'ın şüpheli sesi kulağımın hemen yanındaydı.
"S mi?" ona cevap vermeden ayağa kalktığım da arkamda şüphe tohumlarını içine yerleştiren bir dost bıraktığımın farkındaydım. Odadan dışarı çıkıp hemen karşımdaki banyoya girdiğim de kapıyı kilitledim. Bu kız neden arıyordu? Çağrıyı yanıtladım.
"Neye sebep olduğunun farkında mısın?" Selin'in öfkeli sesini kıstım.
"Ne oluyor?"
"Sana bir girişimde bulunmaman gerektiğini söylemiştim dinlemiyor musun beni?" sinirle gözlerimi yumdum. Sait'in haberi sandığımdan hızlı yayılmıştı.
"Mecbur kaldım diyelim."
"Üsteğmen bundan hoşlanmadı haberin olsun."
"Umurumda değil olması gerekiyordu ve oldu." ona karşılık vermeden susamazdım bu benim mizacıma tersti.
"Bundan sonra her hareketini bize bildireceksin yoksa anlaşmayı unut." ve telefon yüzüme kapandı. Hırsla banyodan çıkıp artık benim olan odaya girdiğimde Barlas'ı ayakta beni beklerken buldum. Benim yalanlar dolu yüzüme bakan dostuma o an tek bir gerçeği söylemek istedim.
"Ne çeviriyorsun sen?" öğrendiğinde hiç bilmemiş olmayı dileyeceksin Barlas.
"Bugün bir şey öğrendim." sormadı ama kaşlarını çatışı ne söyleyeceksem söyleyeyim öfkeleneceğini belirtiyordu.
"Aracımıza bombayı yerleştiren kişi bulduk." bir an için onun karşımda yakıp kül oluşuna, bir an sonrasında onu artık kimsenin yakamayacağına emindim.
"Cihat, Cihat Aksoy."
Artık Barlas için her yer düşman hattıydı.
Devam edecek..
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 11.57k Okunma |
2.19k Oy |
0 Takip |
39 Bölümlü Kitap |