19. Bölüm

19.Bölüm

Meri
ygnmeri

Yorum ve görüşlerinizi bekliyorum..

Isparta'nın muhteşem havasına uyandığımız yeni günde Eslem'in yine ısrarları sonucu ufak çaplı bir geziye çıkıyorduk. Uyandığından beri sayıkladığı tek şey Eğirdir gölüydü. Montlarımıza sarılıp botlarımızı giyerken bu soğukta gölde ne halt yiyeceğimizi sorguluyordum. Bana soran olsaydı buna gerek olmadığını kıçımızı devirip yatmamızı söylerdim ama kimse bana sormadı. Taşlık yolda ilerlerken önde Cihan, ardında ben ve benim ardımda Barlas ve Eslem vardı. Eslem yolun engebeli ve taşlı olmasından Barlas'a yardımcı olmayı seçmişti açıkçası mutluydum bu yönden. Soğuk havaya rağmen güneş hemen tepimizdeydi bu iyiydi yoksa donarken anın keyfini çıkarabileceğimi pek sanmıyordum. Ağaçlık bir alana girdiğimizde taşlı yol bitti dağların arasında sıkışmış yeşil renginden çok maviye dönmüş bir alan bizi karşıladı. Önümüze serilen göl, görülecek kadar değerliydi.

"Burayı özlemişim." Eslem coşkuyla göle koşarken durmuş onu izliyorduk. Biz kesinlikle ruhu ölmüş üç kişiydik.

"Hadisinize!" gölün başında bize el sallayan Eslem'e gülüp ona doğru yürüdüm. Cihan oturakları ve olta takımını yerleştirmek için düzenek kurdu Barlas yine bize seyirciydi. Gölün yanına geldiğimde Isparta'nın soğuğuna rağmen donmamış olmasına şaşırmıştım. Dağlarda terörist peşinde koşarken çok kez donmuş göllerle karşılaşırdık.

"Muhteşem değil mi?"

"Öyle." kesin ve netti cevabım. Donan ellerimi montumun cebinde sakladım şimdi suya dokunsam kesinlikle biterdim. Soğuya dayanıklı bir insandım zaten olmasanız bile dağlarda gezerken alışıyordunuz. Fakat böyle boş boş dururken içimi yakan bir ateş yokken üşümem kaçınılmazdı.

"Hadi, bir şeyler hazırlayalım." Eslem beni ardında bırakıp koşarak Barlas'ın yanına gitti. Barlas bıkkın bir tavırla ona yüklediğimiz eşyaları Eslem'e verdi. Ne kadar yüzünden memnuniyetsizim havası verse de gözlerindeki ışıltıdan burayı beğendiğini görüyordum.

"Bir işe yarayacak mısın?" Barlas ve Eslem'e o kadar dalmıştım ki Cihan'ın yanıma geldiğini bile hissetmemiştim. İrkilip geriye çekildim.

"Ne?"

"Bana yardım etmelisin."

"Ne yapacağım?" harbiden ne yapacaktım ki? Elinde tuttuğu oturakları ayak uçlarımı bıraktı. Daha sonra elindeki oltaya bilmediğim birkaç işlem yaptıktan sonra sapını bana doğru uzattı. Dik dik baktım.

"Balık tutmasını bilmiyorum."

"O zaman senin için pek faydalı bir gün olacak desene."

"Bunu istediğimi sanmıyorum."

"Öğrenmekten bu kadar korkma camgöz." daha fazla onunla inatlaşmanın bir işe yaramayacağını anladığımda oltanın sapını aldım. Benim sorularımı beklemeden arkama geçti. Şimdi nefesi enseme vuruyor ve bu soğuk günde bile beni terletiyordu. Az önce içimde bir ateş lazım demiştim değil mi? Yutkundum ama az daha tükürüğümde boğulacaktım. Kollarını kollarımdan geçirdi ve deyim yerindeyse beni sarmaladı. Çenesini omzuma koyup oltanın sapındaki ellerimin üzerine ellerini koyup oltayı dik tuttu.

"3 dediğimde fırlat!"

"Ne?" nasıl algılayabilirdim? Hemen arkamda duruyordu ve tek beden olmuştuk. Onu hissetmek bende bambaşka dünyalar yaratmıştı.

"Odaklan camgöz." onun sınırlarında bunun pekte mümkün olmadığını biri ona söyleyebilir miydi?

"3!" ve ben tabi ki odaklanamadan oltayı onun yönlendirmeleri doğrultusunda göle fırlattık. Oltanın makarasındaki ipi ileri saldı ve doğru bir şekilde tuttu.

"Hisset." yeterince hissediyorum diyemedim.

"Bence ben öğrenmesem de olur."

"Henüz çok başındasın pes etmemelisin." istemsizce başım, çenesini koyduğu omzuma döndüğünde aramızdaki mesafe sıfırlandı. Bakışları bakışlarımı mıhladı nefesi nefesimi dağladı. Kalbim kafesini dönerken dudaklarım bir çift kelime için direndi. Bu his, hiç hissetmediğim tutkunun doruğuydu. Bakışlarının koyuluğuna an ve an şahit olurken onun neler hissettiğini delicesine merak ettim. Gözleri dudaklarıma indi dünya bizim için tutkusunu önümüze serdi. Derin bir çığlık sesiyle bir kabusun eşiğinden uyanır gibi yerimden zıplayıp aynı anda geriye çekilirken olta elimden kaçtı ve bedenlerimiz ayrıldı. Yörüngesini kaybetmiş bir halde etrafıma bakınırken sadece görebildiğim Barlas ve Cihan'dı.

"Eslem? Eslem nerede?"

"Kozalak toplamaya gitti." Barlas soruma yanıt verdiğimde aklımda tek bir düşünce vardı, çığlık ona ait olamazdı değil mi? Cihan hızla sesin geldiği yöne koşmaya başladığında durmadım onun izinden koşmaya başladım. Ardımda Barlas'ı öyle bırakmak içime sinmese de Eslem'i görmek zorundaydım.

"Eslem!" bomboş alanda sesim yankılanırken Cihan duraksayıp bana döndü.

"Ayrılalım, sen diğer tarafı kontrol et." kabul edip dediği yöne koştum. Burada orman daha derinleşirken tek düşündüğüm onu sağ salim bulmaktı. Barlas nasıl onu yalnız başına göndermişti? Ahmak aklım tutkunun esiri olacak vakti bulmuştu. Hatayı en başından buraya gelerek yapmıştık, Deniz ve Sait belası başımızdayken bu kadar rahat olmamalıydık.

"Eslem!" orman bir kez daha sesime ev sahipliği yaptı. Çalıların arasında ilerlerken az ötede bir beden ilişti gözüme. Bir erkeğe ait olduğu belliydi aklıma dün Cihan ile konuştuklarımız üşüşürken o bedenin Deniz olabilme ihtimalini düşündüm. Eğer oysa umarım Eslem' in çığlığının sebebi sen değilsindir. Bedenin arkası dönüktü ve başına geçirdiği kapüşonu saçlarını gizlemişti.

"Olduğun yerde kal!" sesimi duyduğu anda kıpırdamayı bırakıp durdu.

"Yavaşça bana dön ve yüzünü göster! Tek bir hareketinde beynini uçururum." tamam arkası dönük olduğu için blöf yaptığımı zannedebilirdi Albay'ın uyarısından beridir silahımı yanımda taşıyordum. Namlunun ucu tam beynini hedef alırken bedenden erkeksi bir gülme sesi geldiğinde kaşlarımı çattım. Beni ciddiye almıyordu.

"Bir saniye içinde yüzünü göstermezsen şakam olmadığını anlarsın." silahın emniyet kilidini açtığımda ortamda klik sesi duyuldu. Sesin ardından durdu ve beni şaşırtacak o harekette bulunup yavaşça bana döndü. Şaşıracağım şey dönmüş olması değildi her şeye hazırlıklı bir şekilde duruyordum ama bu hesapta yoktu. Gördüğüm tanıdık yüz tüm sinir sistemimi alt üst etti. Daha bir hafta önce gördüğüm aynı yüz ve aynı kıyafetle karşımda duruyordu.

Sait.

Dilsiz orospu çocuğu Sait.

"Yine mi sen it?!" kelimelerim boştu bana cevap vermedi hoş istese de veremezdi. Öylece durup bana baktı.

"Canına mı susadın piç kurus-" sözlerim Sait'in bir anda yere devrilişiyle kesildi. Ne zaman geldiğini görmediğim Barlas silahının kabzasıyla ensesine vurmuştu.

"Bu orospu çocuğu burada ne arıyor?" benden daha çabuk şoktan kurtulduğu aşikardı. Sait yerde öylece uzanıyordu, bayılmamasına şaşırmıştım. Barlas sinirle Sait'e tekme attığında yakalanmamak adına onu durdurmaya yeltendim.

"Barlas dur!" ayrıca bize sağlam lazımdı Albay bunu hoş karşılamayabilirdi.

"Piçin evladı sana görüşeceğiz demiştim!" Barlas beni duymadı. Sinirle tekmelerine devam etti.

"Barlas, şimdi sırası değil kardeşim."

"Seni ibreti alem olasın diye sikeceğim şerefsiz!" tüm öfkesini sağlam bacağıyla Sait'i tekmeleyerek çıkardı. Onu tutup geri çektiğimde hırsımı üzerime kustu.

"Bu iti koruma!"

"Yakalanmak mı istiyorsun geri zekâlı! Kimseyi düşünmüyorsan Albay'ı düşün!"

"Siktirtme Albay'ını! Hayatım karardı lan benim!"

"Sadece senin hayatın mı lan? Sadece senin hayatın mı?!" avazımızın çıktığı kadar bağırıyor oluşumuz tehlikeli ve saçmaydı. Onu göğsünden itip uzaklaştırdım. Elindeki silahı alıp boş kalan belime yerleştirdim. Az önce şaşkınlıkla indirdiğim silahımı tekrar doğrultup yerdeki Sait itinin başına dayadım.

"Şimdi orospu çocuğu seninle buradan gideceğiz ve sen de paşa paşa geleceksin."

"Ben o kadar emin olmazdım." Barlas'ın arkasından gelen Deniz'in sesiyle tüm uzuvlarım sinirle uyarıldı. Pişkin herif kolunun altına aldığı Eslem ile birlikte bize bakıyordu. Barlas bir atakta bulunduğunda silahını kaldırıp Eslem'e dayadı. Bir saniye bile düşünmeden belimdeki silahımı çıkartıp Barlas'a geri verdim. Deniz iğrenç sırıtışıyla bu hareketimi onaylamaz şekilde cıkladı. Cihan denen herif nereye kaybolmuştu? Şu an hiç olmadığı kadar ona ihtiyacımız vardı.

"Bırak onu." Barlas benden aldığı silahıyla Deniz'i hedef alırken sesi az öncekine nazaran sakin ve sessizdi.

"Seninle işim yok sakat çocuk."

"Kızı bırakıp, neden çocuğun kim olduğunu göstermiyorsunuz erkek?!"

"Başka bir zaman belki ha? Şu an bu güzelliğin benimle olması lazım." gereksiz erkek muhabbetlerini kaldıracak bir psikoloji de değildim. Sait'i ceketinden tutup sürükledim bana itiraz etmedi bu sessizliğinin altında yatan pislikleri bekliyordum. Deniz'in önüne gelene kadar sürükledim nihayet karşı karşıya geldiğimizde Eslem'in ağlıyor oluşu gözümden kaçmamıştı. Tek bir damlanın bile hesabı sorulacaktı elbet.

"Nalan korkuyorum." Eslem ile gözlerimiz kesiştiğinde bana yardım et der gibi seslendiğinde içimde bir yerlerde duran ateş, alev aldı. Onu es geçtim, şimdi kendini koy vermenin zamanı değildi.

"Ne istiyorsun lan piç?" Deniz bana güldü Eslem'in saçını okşadı Barlas'ı kışkırtmayı çalıştığını anlıyordum.

"Dilsizi bana bırak Eslem'i al." yerde öylece duran Sait'e baktım. Tahmin ettiğim şeylerin gün yüzüne gerçek olarak çıkması dünyamı başıma yıkmıştı. Bir kez olsun haksız çıkabilmeyi istemiştim.

Anlaşma yaptığı dilsiz, Sait itinden başkası değildi.

"Daha iyi bir önerim var, Eslem'i bırak buradan sağlam çık?" diye ona bir fırsat sunduğumda güldü. Sürekli salak salak gülüyor oluşu sinirimi zıplatıyordu.

"Seni tanıdım ve bu yüzden kozlarımı açık oynadım."

"Ne anlatıyorsun amına koyayım?" soru Barlas'a aitti zaten bende farklı bir şey söylemeyecektim. Gözümüzün içine bakarak seslendi.

"Getirin!" elimizde iki silah oluşunun şansıyla ben silahı Sait itinin başından çekmezken Barlas da Deniz'e doğrultmaktan vazgeçmiyordu. Bizi neyin beklediğini merakla bakarken kulaklarımıza patırtı sesleri doldu ve o beklediğim ses duyuldu.

"Şerefsizim sikerim ecdadını, dokunma lan it!"

Cihan.

İzbandut iki adamın elinin altında tutularak bize getiriliyordu. Bizi kapana kıstırmış olması içimdeki nefreti kökledi. Şimdi etrafımız tamamen onun adamlarıyla sarılıydı ve tek savunmamız elimizdeki iki silahtı.

"E ne diyorsun atarlı? Benim anlaşmam daha cazip sanki?" şimdi elinde iki değer verdiğim insan vardı. İki kişiye karşılık bir kişi? Sait'in ondaki önemi bu denli büyüktü demek.

"Ne var bu piçte de bu kadar çok istiyorsun onu?" elbette ona uyuşturucuyla ilgili bildiklerimden söz etmeyecektim, kendini hala gizli sanması işimize gelirdi.

"Hayal bile edemezsin." beklemediğim bir şey olup Sait oturduğu yerden kalktı. Onu engellemedim ama silahımı da çekmedim.

"Buna pişman edeceğim seni Deniz." Cihan'ın öfkesi yakıcıydı ama Deniz bunu da umursamadı. Sait bana bakıp güldü sanki elimde rehin kalan o değilmiş gibiydi.

"Bu burada bitmedi, elbet görüşeceğiz." beni duydu arkasını döndü ve Deniz'e ilerlemeye başladı. Namlum hala ona doğruydu Barlas harekette bulunmak istese de onu engelledim. Sait Deniz'in yanına geçtiğinde Eslem'i bıraktı, Eslem koşarak bana doğru gelirken etrafta adam sayısı arttı sanırım Cihan'ın serbest kalması onları korkutmuştu.

"Buradan çıktığımızda Cihangir serbest kalacak."

"İstediğin kadar kaç, sonunda elimde olacaksın."

"Merak etme atarlı, o günün gelmesine pek kalmadı."

"Sana tavsiyem, sakın yalnız uyuma!"

"Dört gözle yolunu gözleyeceğim." ormanın çıkışına ilerlerken Eslem ile sımsıkı sarıldık. Şimdilik ellerini sallayarak gitmişlerdi bir daha ki sefere bunun olmasına izin vermeyecektim.

&&

Antalya'ya dönmemiz tam bir tufandı. Cihan'da oluşan öfkenin haddi hesabı olmazken Barlas da farklı değildi. Onun öfkesi Sait piçini serbest bırakmış olmamızdı ama Cihan'dan emin olamıyordum. Sadece ettiği tek kelime ' gidiyoruz' olmuştu. Ne bize o adamla ne yaptığımızı ne de kendinin nasıl yakalandığından bahsetmemişti. Açıkçası konuşulmamış şeyler içinde döndürdüğümüz oyunu boşluğa çeviriyordu. Bizi sorgulamamış olması tuhaftı bu da kafam da bazı sorulara neden oluyordu. Bizi biliyor muydu? Duvarlarım habersizce aramıza örülürken ona hem yakın hem uzaktım. Ve nedensizce içimdeki bir yerler bu histen hoşlanmamıştı.

"Bırakmanız daha iyi olmuş."

"Albay, canımı sıkıyorsun ve hiç mantıklı düşünmüyorsun." Barlas sinirle konuştuğunda önündeki her şeyi yok etmeye yeminli gibiydi. İlk fırsatımızı bulduğumuz anda kendimizi Albayın yanında bulmuştuk. Olan biteni sakinlikle anlatmıştım ama benim aksime Barlas da sakinlikten eser yoktu. Öfkesini bu denli diri tutmasının tek nedeni demir bacağıydı.

"Ne yapacağız? Artık bir şeylerden bahset." konuşan bendim en azından gergin havayı kesmek istemiştim.

"O zaman sizi yeni düşmanınızla tanıştırma vakti."

"Yeni düşman?" daha eskisinin kellesini uçuramamışken yenisini bulmak içimdeki öfke tohumlarını filizlendiriyordu.

"Takip edin." odasından çıktığında anlamsızca Barlas ile birbirimize baktık. Bakışmamıza son verebildiğimiz de Albayın arkasından gittik. Evinde bulunan gizli operasyon odasına girdiğimiz de karanlık bir oda bizi karşıladı.

"Dikilmeyin geçin bir yere oturun." emirlerine devam ederken ona uyduk ve dediğini yaptık. Odanın ortasında bulunan uzun geniş masanın önündeki sandalyelere rastgele oturduk. Albay masanın tam karşısındaki projeksiyonu açıp bize döndü.

"Sait'in kimlerle çalıştığını öğreneli çok olmadı sadece emin olmak istiyorduk ve olduk."

"Sadede gelecek misin?" Barlas sabırsızdı ve benim de öyle olmadığım söylenemezdi.

"Evlat, sabrımın sınırına çoktan ulaştım ibneliğe devam edeceksen git." bu Albayın son uyarısıydı artık Barlas'a müsemma göstermeyeceğini belli etmişti.

"Devam edelim." bu gerginliği bozma işi iyice üzerime yapışmıştı. Her an aman ağzımızın tadı kaçmasın moodun da gezemezdim. Albay projeksiyonun kumandasında bir düğmeye bastı ve sayfa değişti. O an ekrana yansıyan kişi Deniz itinden başkası değildi.

"Deniz Kuşçu. Hanzade holdingin tek varisi annesinin göz bebeği. Bu işlere beş sene önce babasının ölümünden sonra karıştı daha doğrusu karıştırıldı."

"Kim ve niye?" annesini hatırlıyor gibiydim evinize gittiğimiz de sanki o da oradaydı ama emin olamıyordum.

"Annesi. Hanzade Kuşçu." sayfa tekrar çevrildi ve karşıma emin olamadığımı zırvaladığım kadın çıktı. Bu mide bulandırıcı kadını unutmam çok doğaldı. Cihan'a sırnaşması hala gözlerimin önündeydi.

"Olayı ne bu kadının?" benim ilgim dağılırken Barlas'ın ki tam tersineydi.

"Yıllardır uyuşturucu içinde tabi sadece uyuşturucu demek bu kadın için ayıp olur. Her bok püsür bunda ve kocasındaydı. Koca öldü Hanzade başa geldi. Kocası Ekrem'in tek sınırı vardı teröristlerle işi olmazdı ama Hanzade yanlışı seven bir kaltaktı." Albayın şahane küfrü beni keyiflendirmişti. Orospu, orospu çocuklarını bulurdu değil mi?

"Nasıl yani? Bu kadın mı her şeyin başında?" Barlas'ın bu tepkisini kadını hatırlamadığına yordum.

"Aynen öyle. Teröristlerle iş birliği yapmak istedi ama kocası buna en büyük engeldi. Kocasını aradan çekti taht ona kaldı."

"Tahtını sikeyim." ağzımdan kaçıveren küfürle ellerimi pardon anlamında kaldırdım. Albay devam edip başka bir görüntüye geçti.

Dilsiz Sait.

"Şuan sadece dilsiz lakabıyla dolanan bu itle iş birliği içinde gözüküyor ama öyle değil dahası var. Bunları suç üstü yapmak basit ama yetmez kökünü kazımadığın her şey filizlenir." Albay haklıydı sadece bunları yakalamak bize bir şey kazandırmazdı.

"Plan ne?"

"Bakın size bu kadarını anlatmam bile suç planı anlatmam ayağıma sıkmak olur."

"Albay, sıkılacak bir ayak kalmadı planı anlat." Barlas'ın gözü kinden nefretten başka bir şey görmüyordu ona haksız diyemezdim buraya kadar gelmişken her şeyi boş verip dönemezdik.

"Bu işte yalnız değiliz, başkaları da var."

"Başkaları da kim? Bize anlatamıyorsun ama başkaları çoktan biliyor mu?!"

"Bakın bu herhangi bir operasyon değil, bir tim tam beş yıldır bu iş içindeler sona yaklaştıklarını söylüyorlar eğer batırırsak son nefesimiz olur."

"Kim bu tim Albay?"

"Gizli. Bu kadarını söyleyemem sadece onlarla iş birliği içindeyiz yaptığınız her hareket onları da ilgilendirecek." işler iyice karışmıştı. Yalnız yürümek her zaman daha iyiydi ama bu kez sona yaklaşan bir durum da iyi gelmiyordu. Albayın dediği gibi batarsak bu son nefesimiz olurdu.

"Ne yapmayı planlıyorlar?"

"Adamları bu itlerin içine yerleşmiş durum da sadece günü bekliyorlar. Bize düşense Sait'i avlamak onu bizden daha iyi tanıyan yok."

"Benden." dedim sessizce. Yıllarımı dağda bir piçi avlamakla geçmişti ve kimse avını avcıdan daha iyi tanıyamazdı.

"Sait'i avlayacağız ama bu işin sonunda onu bana bırakmayan kaçacak delik arasın." Barlas son sözünü söyleyip odayı terk ederken ne denli ciddi olduğu belliydi. Onun içi bu mesele tahminimizden daha önemliydi ve umarım ki diğer timdekileri Sait'i Barlas'tan önce yakalamak gibi bir hata yapmazlardı.

"Kırlangıç, Kurt'u asla yalnız bırakma." Kurdu kuşa emanet eden Albay'ı başımı sallayarak onaylamakla yetindim. Kafamda hala dönen koca bir Hanzade Kuşçu sorunu vardı. Az önce iç sesimle belli etmesem de o kadını gördüğümde hazinemde tek bir görüntü canlanıyordu; Cihan.

O kadınla arasında ne vardı?

Devam edecek..

 

 

Bölüm : 24.11.2025 17:12 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...