
Satır aralarında buluşalım..
"Alfa timi tekrar ediyorum düşman görüldü.."
"Tekrar ediyorum, düşman görüldü." telsizden yayılan askerin sesiyle arabadaki hızım daha da arttı onlara çok uzaktık ve ben bugün şehit vermek istemiyordum.
"Yetişemeyiz planı değiştiriyorum." Barlas gizli telefonundan komutana mesaj gönderirken ayağımın altındaki gaza yüklendim.
"Şerefsizlerin dikkatini dağıtacağız."
"Sence o mu?" saniyelik ona baktım ve tekrar gözlerimdeki intikam yeminiyle yoluma döndüm.
"İnşallah o'dur." artık son hızda giderken üniformama yerleştirdiğim silahımı tek elimle çekip aldım. İçi kurşun doluydu ve şarjör boştaydı her an pusuya gelebilirdik artık bu dağlara ayak izlerimiz kazınmıştı. Dikkatim silahıma kaydığında araba tümsekten sarsılarak geçti kulaklarıma Barlas'ın sesi karışırken büyük bir patlama oldu.
Tenim cayır cayır yanıyordu.
Yanıyorduk.
Bedenimde yükselen ateşle aracın içinde parça parçaydım. Bağırsam duyulabilecek miydim? Her yerim oluk oluk kanarken nasıl yaşayacaktım?
Sırtıma dokunan ateşle arabadan dışarıya atladım.
Nefes nefese uyandığımda terden su içinde kalmıştım. Sırtım alev alev yanarken bağırmak istedim. Sızı oradaydı. Ve hep orada olacaktı. Üstümdeki yorganı itip yatağın ucuna oturduğumda tişörtümü çıkarıp attım. Öyle bir yanıyordum ki beni ne söndürecekti bilmiyordum. Şu anda can vermek istedim.
Anılarımın kabusa dönüşmesini kabul edemezdim. Aklım bana oyunlar oynarken devam edemezdim.
Gün, perdenin arkasından kendini doğurmuşken içeriye sızan ışık hemen karşımda dikili aynaya yansımamı sundu. Oradaydım, eğik bedenim çıplak vücudumu gözler önüne sundu. Yutkundum, yıkık halime utandım. Bir askere göre fazla çelimsiz ve güçsüzdüm. Pardon eski bir askere göre. Odanın kapısı izinsiz bir şekilde açılıp içeriye serin bir hava sunduğunda kara bakışlar üzerimde gezindi. İkimizde şaşkındık. İkimizde yutkunduk.
Bir; üzerimde sadece sutyen vardı.
İki; sırtımı görmesi hiç iyi olmazdı.
İlk toparlanan o olduğunda dışarı çıkmasını beklerken kapıyı kapatıp bekledi. Üzerimde gözenen yakıcı bakışlar bana sırtımı bas bas bağırdığında hızlıca fırlattığım tişörtü üzerime geçirdim.
"Ne halt ettiğini sanıyorsun?"
"Odama giriyorum." sakin ses tonu her zamanki gibi beni çıldırtmayı başardı.
"Burada ben kalıyorum kapıyı çalman gerekirdi." hırçınlığım beni çıplak olarak görmesinden değil sırtımdaki yarayı görmüş olma ihtimalindendi.
"Kendi odama kapı çalarak girmem." kendi odası mı? Bana kendi odasını vererek ne amaçlamıştı?
"Bana kendi odanı mı verdin Cihan?"
"Evet , bir şeyi defalarca söylemekten haz etmiyorum camgöz, bunu da defalarca söylemiştim gerçi değil mi?" durduğu yerden adımlayıp yatağın başında geldiğinde gömleğinin düğmelerini çözmeye başladı.
"Hop hop, dur bakalım ne iş?" hiddetle onu sorgularken o beni hiç umursamadan devam etti. Gömleğini çıkarıp yere attığında az önce uyuduğum yere uzandı.
"Yatıyorum." gözlerini kapattığında oda da nefes alışverişleri yankılandı.
"Başka yerde yat." gözlerini açmadı uyumadığını biliyordum zaten bu denli kısa süre de uyunmazdı.
"Başka yer yok." derken alaycı çıkıyordu sesi.
"Bana başka oda ver o zaman." sinirim kat kat artıyordu. Bana kendi odasını vermiş olması yetmezmiş gibi bir de yanımda mı uyuyacaktı? Daha neler!
"Başka oda yok." kısa cevapları kesinlikle çileden çıkmam içindi.
"Ben nerede kalacağım?" salonda yatmakta ısrarcıydım ama aksi bir şekilde bu yatağı sevmiştim. Gözlerini açıp tavana dikerken sıkılmış bir tonda konuştu.
"Sadece uyuyacağım çeneni sustur."
"Sen kim-"
"Kes artık kocaman oda ikimizin uyuması içinde yeterli." haklı mıydı? Evet bu yatak ve oda kocamandı ama bir erkekle özel alan paylaşmak pek tercihim değildi. Askeriyi de bile odam özeldi..
"Beraber mi yatacağız?" salak ve manasız sorum için diş etlerimi sıktım. Tanrım! Daha ne kadar gerizekalılaşabilirdim?
"Bu kadar kasma sevişmeyeceğiz sadece uyuyacağız." terbiyesizleşmesine göz devirerek yanıt verdim. Bir erkekle uyumak? Yok o eksik kalsın. Sinirle odadan çıktığımda hafızamdan az önceki muhteşem vücudunu silmeye çalıştım. Yunan tanrısı olmak bu adama biçilmiş kaftandı.
"Nalan iyi misin?" nereden çıktığını anlamadığım Eslem ile irkilip geri kaçarken garipsiysen bakışlarına maruz kaldım.
"Günaydın." diyerek onu geçiştirdim. Amerikan mutfağa girdiğimde Barlas sadece üzerindeki eşofmanıyla dolabın önünde dikiliyordu. Hey Allah'ım bu evde kızların yaşadığını biri hatırlayabilir miydi?
"Barlas bu ne hal?!" dolabın kapağını bırakıp bana döndüğünde küçümser gibi baktı.
"Ne varmış?"
"Ne yokmuş diyecektin herhalde! Git üstüne bir şeyler giy." beni umursamayıp yanımdan geçti. Eline aldığı sürahiyi kafasına dikerken oldukça umursamaz ve pislikti. Galiba o sürahiden bir daha içemeyecektim.
"Pislik misin acaba? Burası bir başkasının evi farkında mısın? Ve bu evde bir kız yaşıyor!"
"Bana karışmayı kes! Ayrıca sakat bir adamdan etkilenecekse çok yazık ona!" çarptığım duvar ağır hasar vermişti. Sözleri duvardı, gözleri yıkılmış bir bina. Kelimelerim lal olduğunda mutfağa Eslem girdi bakışları bende değil Barlas'taydı ve o bakışlarda gördüğüm hayal kırıklıkları canımı yaktı. Konuşmalarımızı duymuş olduğunu o gözlerde görebiliyordum.
"Kahvaltıya gelmiyor musunuz?" sesi cılız ve kırgındı. Canım arkadaşım kırgınlığını her yanında yaşardı. Barlas mutfaktan bir şey demeden ayrılırken gülümsedim.
"Sayende bin kilo olacağım." hiçbir şey olmamış havası yaratsam da Eslem duyacağını duymuştu. Bana cevap vermeden mutfağı terk ettiğinde yalnızdım. Şimdi iki yaralı savaşçının ortasında kalan duvardım.
&&
Ash'a adım attığımız andan itibaren gözler üzerimizdeydi geçen akşam yaşanan olayın baş kahramanı olmam bu gözlerin neden üzerinde olduğunun bir açıklamasıydı. Cihan önümde kasıla kasıla giderken ben oldukça rahat adımlarla peşindeydim. Üzerimde kot ve tişörtten başka bir eşya bulunmadığından rahatlığıma rahatlık katmıştım. Cihan, barın önünde durduğunda arkası bize dönük duran adama seslendi.
"Emir buraya bak!" adam bize döndüğünde silmekte olduğu bardağa son verdi. Adamın bakışları saniyelik bana değse de muhatabı Cihan'dı.
"Buyur abi."
"Yeni eleman aldım ona bugün işleri öğret."
"Deniz bun-"
"Ne diyorsam o!" Cihan kaba tavrını barmene de gösterdiğinde bana döndü.
"Emir sana her şeyi öğretecek mesai bitiminde odamda ol camgöz." ve sonra Emir denilen barmenle baş başa kalmıştık. Bana bulduğu iş barmaidlik miydi cidden? Sıkkın bir nefes alıp karşımdaki adama baktığımda zaten bana bakıyor oluşuyla boğazımı temizledim.
"Ee ne yapıyoruz?" bu adam bana bir yerden tanıdık geliyordu ama asla çıkaramıyordum. Nereden tanıyor olabilirdim? Kalın kaşlarını çatıp işine döndüğünde bu sırada onu gözlemledim. Sarışın saçları dağınık yüz hatları keskindi ve az önceden görebildiğim kadarıyla gözleri koyu kahveydi. Yakışıklı bir adamdı fakat benden küçük olduğuna yemin edebilirdim.
"Sen, Eslem'in arkadaşısın değil mi? Doğum günündeki çocuk." evet onu hatırlamıştım havuzun dibinde korkusuzca ve hiç konuşmayan çocuktu o.
"Aferin sana, şimdi masaları silmekle başlarsan iyi edersin."
"Ne?" sıkılmış bir yüz ifadesiyle bana dönüp elindeki bardağa yerine yerleştirdi.
"Çalışmak için burada değil misin?"
"Masa silmeyeceğim tabi ki."
"Derdini Cihangir abiye anlat. Haydi, orada öyle dikilecek misin tüm gün?" üzerime beyaz bir önlük attığında onu havada yakaladım. Anlaşılan bu çocuğu dövmemek için kendimle baya savaşacağa benziyordum. Önlüğü üzerime geçirdiğimde tezgaha bıraktığı bezi aldığım gibi köşedeki masalardan silmeye başladım. Albay bu halimi görseydi kesinlikle bana bir plaket verirdi. Saatler akıp gittiğinde bar iyice dolup taşmış ellerimde tepsilerle koşuşturuyordum. Şu ana kadar Emir'i dövmemiştim ama bu asla dövmeyeceğim anlamına gelmiyordu tabi. Barmaid olacağım zannederken kendimi bir anda garson olarak bulmam da bambaşka bir mevzuydu zaten. Bir masaya daha siparişini bıraktığımda yürümemin son demindeydim. Barın önündeki boş olan taburelerden birine otururken Emir hemen önümde bitti.
"Oturmuyoruz yalnız."
"Bunu hak ettiğimi düşünüyorum."
"Daha önce bir yerde çalışmamışa benziyorsun." derken gülüşü benimle eğleniyordu. Ona daha önce çalıştığım yeri söylesem muhtemelen benimle bir daha muhatap olmak istemezdi, hoş işime gelirdi.
"Sadece çalışmayalı uzun zaman oldu."
"Normalde bu kadar yorulmazsın Meyra'nın izinli gününe denk geldin."
"Meyra mı?"
"Evet ikizlerden unuttun mu?" ben dün ne yediğimi bile hatırlamazdım ki.. Önemsiz ayrıntılar asla beynimde kalıcı olmuyordu.
"Mert'te burada mı?"
"Hayır onun işi başka." gözlerindeki haylaz pırıltıyı yakaladığım da bu başka işin pis bir iş olduğu açıktı. Muhabbete son vermek adına ayaklandım, belki ilerleyen günlerde bu çocuğun ağzından birkaç lafı alırdım. Gözüne batmamak için tepsiyi alıp sipariş edilen masaya ilerledim. Aklımda tilkiler dört dönerken masadakilere bakmadan tepsiyi bıraktığım gibi uzaklaştım. Hemen bir şeyler bulmalıydım kaybedecek boşa oyun çevirecek zamanım yoktu. Karanlık o tanıdık hole girdiğimde yine sessiz ve alandaki müziğin sesi kulaklarıma boğuk gelmeye başlamıştı. Dikkatli ve sessiz olarak şansımı ilk gördüğüm kapıdan yana kullandım. Kapı açıldı ve beni karanlık bir oda karşıladı. Elimle duvarı yoklayarak ışıkları açtığımda siyah deri koltuklar ve çalışma masası açığa çıktı. Kapıyı kapatıp odanın içine sızdığımda buranın kime ait olduğunu anlamak için masanın etrafında dolaştım. Diz üstü bilgisayar ve birkaç dosyadan ibaretti her şey. Masanın çekmeceleri kilitliydi işte bu bir şeylerin saklanması gereğine işaret veriyordu. Dosyaları göz ucuyla incelerken masanın başındaki kart beni odanın sahibine götürdü.
Deniz Kuşçu.
Doğru odadaydım ama dışarıdan gelen sesler yanlış zamanda olduğuma işaretti. Dosyaları ve kartı aynı yerine bırakırken hızlıca odanın ışığını söndürüp kapının arkasına saklandım. Tamam oda küçüktü ve benim saklanma alanım yoktu. Adım sesleri yaklaşırken cama ilerledim. Panik anında yapılmaması gereken her boku yiyordum şu anda.
Atlasam kaç kemiğim sağlam kalırdı?
Umarım ölürdüm de Barlas'ın ya da Eslem'in başına kalmazdım.
"Her yeri arayın!." önce Cihan'ın sesi duyuldu sonra kapı açıldı. Şimdi holün ışığı odaya vuruyor ve pencerenin önünde salakça duran bana yansıyordu. Şirin görünmesini umarak el salladım. Rahatlamıştım Deniz gelseydi işler daha da batardı. Fakat rahatlamam uzun sürmedi.
"Cihangir odamda ne yapıyorsun kardeşim?" Deniz'in o itici sesini duyduğumda apışıp kaldım. Cihan benden akıllı davranıp kapıyı kapatıp odadan çıktı. Beni kurtarmıştı bakalım bay kahraman! bunun sonucunda benden neler isteyeceği artık tam bir muammaydı. Yaklaşık on dakika sonra kapıyı aralayıp odadan çıktığımda koridor boştu. Cihan'ın odasına gidip gitmemek arasında kalırken Emir'in sesi koridorda yankılandı.
"Bende seni arıyordum!"
"Neden ki?" derken sanki bir haltlar karıştırmamış gibi rahat davrandım.
"Bir saattir seni idare ediyorum müşterilere tepsiyi atıp gitmek ne demek?!" aman canım ne vardı tepsiden alsalardı istediklerini hem atmamıştım koymuştum.
"Acil bir işim vardı sadece."
"Bana bak, ilk iş günün diye bunu kimseye duyurmayacağım ama bu arkanı toplayışım ilk ve sondu." beni koridorda bırakıp gittiğinde içten içe güldüm. Eh Emir istemeden de olsa artık sende benim ortağımsın. Koridorun sonundaki odanın kapısı açılıp Cihan göründüğünde onda doğru ilerledim. Bakışları her zamanki gibi sertti ve tabi ki sakinliğinden ödün vermiyordu. Geriye çekilip beni içeri aldığında kapıyı ardımızdan sertçe kapattı sanırım sakinlikte bir yere kadardı.
"Ne halt ediyorsun?"
"Planlarımı uygulamaya çalışıyordum sadece."
"Tahmin ettiğimden daha kötü plan yapıyorsun." eski bir asker olduğumu bilse yine de böyle konuşur muydu acaba diye düşünmeden edemedim.
"Seni ilgilendiren tarafı?" sinirlenirken burun kemiğini sıktı.
"O güzel kıçını kurtaran bendim." güzel kıçım mı? Kıçımı incelemiş olamazdı değil mi? Burası neden sıcak?
"Teşekkür beklemen hata olur."
"Aksine teşekkürden çok karşılık bekliyorum." odanın ortasında onun çenesinin altında dururken neden bu kadar yakın olduğumuzu sorguladım. Geri çekilmeye yeltenirken dirseğimden tutup beni arkasındaki duvara yapıştırdı, sert değildi ama aceleci olduğu kesindi. Dirseğimi tutmasına izin vermiştim yoksa bana dokunamadan o parmaklarını kırardım, net. Yüzünü yüzüme yaklaştırdı nefesini tenimde hissederken kalbim ağzımda attı. Burnunu yanağıma sürterken nefesim boynuna vurdu.
Bu tarifi olmayan bir andı.
Yutkundum. Kokusu baruttu, kokusu ormanda kaybolmuş bir askerin barut kokusuydu. Hem orman hem barut kokuyordu.
Onu neden itmiyordum? Bu kokunun beni kendine çekmesine neden izin veriyordum? Aklım karman çorman, kalbim süratle koşan bir koşucu gibi pır pır atıyordu. İstemsizce kapanan gözlerim kulağıma o gıcık olduğum tonda fısıldadığın da bir kabustan uyanır gibi açıldı.
"Karşılığını gece alacağım."
Devam edecek..
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 11.57k Okunma |
2.19k Oy |
0 Takip |
39 Bölümlü Kitap |