20. Bölüm

20.Bölüm

Meri
ygnmeri

Yorum ve görüşlerinizi bekliyorum..

**

3 Yıl Önce Şırnak, Çakır Söğüt

Yazar'dan

Vücudunun sızlanmasıyla uyanan genç kadın kendini karanlık bir alanın içinde bulmuştu. En son anımsadığı peşinde olduğu Sait denen teröristin onu gafil avladığıydı. Farkındalık sinir hücrelerine nüksettiğinde bırakıldığı yerde toparlanmaya çalıştı fakat it oğlu itler onu bağladığı için hareket etmesi zordu. Dizlerinin üzerinde zor bela doğrulurken yerdeki küçük taş parçalarını dizlerini ezmişti. Bu his Nalan için sinek ısırığından farksızdı. Dizlerinin üzerinde hemen sağ tarafına bırakılmış çantasına ulaşmaya yeltendi, aptallar. Barlas'ın hangi cehennem de olduğunu sorgulayıp duran aklını bir köşeye koyup tek bir şeyi düşündü, itleri avlamayı. Sürüne sürüne çantasının yanına geldiğinde bu kez eğitimde öğretilenler aklına geldi. Rehin alındığınız an ilk düşünmeniz gereken iplerden kurtulmak olmalıydı. Arkadan bağlanmış ellerini postallarının tabanına ipi kesecek şekilde ayarlayıp sürtmeye başladı. Bu hareket bileğini de tahriş edecekti lakin başka yol yoktu. Derken rehin tutulduğu mağara da bir çift ayak sesi yankılandı Nalan hareketini kesti kendini söve söve yana devirdi. Tekrar ayağa kalktığında ortalığın ağzına sıçacağına yemin verdi.

"Asker!" mide bulandıran sesi tanıdığında diş etlerini sıktı.

"Asker, kalk!" ona emir vererek konuşma cüretini kim verdiğini düşünmeden edemedi, sesini en kısa zamanda kesmeliydi.

"Ne istiyorsun it?"

"Hesap vakti." hesap? O kim oluyordu da hesap verecekti? Elinde tuttuğu meşale sayesinde Sait itinin sırıtan yüzünü gördü ona tiksintiyle baktı.

"Burada sadece sen hesap verirsin orospu çocuğu." Sait güldü askerin tam karşısına oturdu. Aklındaki süzgeçten ona yapacağı işkenceleri geçirdi biliyordu ki bu asker kadın onu fazla eğlendirecekti.

" Senin gibi bir bayana bu laflar hiç yakışmıyor bilesin." yarım yamalak Türkçesiyle konuşurken ona iğrenerek bakmak benim için vazgeçilmezdi, ne demişti o bayan? Zırtapoz.

"Sana ne lan? Ne istiyorsun laf kalabalığı yapma."

"Benim istediklerim bellidir sen ne edeceksin de hele."

"Benim ne edeceğim de belli." o anlar Nalan öfkeyle bir bütündü. Bu andaval karşısında sadece zaman öldürüyordu. Zaman ölürken Barlas'ın onu bulmasını da ummaktan geri kalmadı.

"Sen gibileri çok gömdüm bu dağlara."

"Gömüldüğümüz yerden diriliriz sen rahat ol." Nalan, Sait'in karşısında dimdik pes etmeksizin dururken Sait iyiden iyiye sinirlerine hakim olmakta zorlanıyordu.

"Ölüm eşeğinde olan biri için çok cesursun."

"Kimin eşikte olacağını göreceğiz."

"Ben o kadar emin olmazdım." paldır küldür içeriye iki kişi daldı. Sait istifini bozmadan karşısındaki esirine bakmaya devam etti.

"Size gelmeyen demedim mi?"

"Gomutan bak hele!" Sait keyfinin bozulmasına sinirlense de ayağa kalktı ve ona seslenen adamına doğru ilerledi. Onlar aralarında fısır fısır bir şeyler konuşurken Nalan çoktan ipten kurtulmuştu. Özgürlüğe kavuşan elleriyle hemen yanı başındaki çantasına sakladığı el tabancasını çıkardı beline soktu. Fark edilmeden tekrar eski yerine yerleşti. Sait iti aylak aylak tekrar yerine döndüğünde bu kez oturmadı.

"Zaman gelmiştir ha asker." sözlerini söylerken soru sormuyor, haber veriyordu. Nalan bu duruma yine anlam veremeyerek bakmıştı.

"Ne diyorsun yine?"

"Senin itler diyorum geldi." itler? Timine it demişti öyle değil mi? Nalan, o anda tüm şarjörü bu adamın boğazına boşaltmayı düşündü.

"Dilini keserim senin." şuh bir kahkaha attı.

"Boşa atmayı seviyorsun, de haydi." deyip arkasını döndü ve ilk hatasını o an yaptı.

Kural 1: Düşmana asla arkanı dönme!

Nalan saatlerdir uyumuş olmanın verdiği dinamiklikle ayağa fırladığında Sait'in boğazına yapışması saniyelerini aldı. Sait tek bir harekette bulunamadan elindeki silahı kaptı ve tam başının arkasına vurdu. Artık itin başı Nalan'ın elindeydi.

Ve Nalan yapmayacağı şeyi söylemezdi.

İt uyandığında artık bir Türk askerine hakaret edebileceği bir dili olmayacaktı.

Günümüz

Nalan'dan

Ash'da sersemce çalıştığım günün ortasında yudumladığım kahve ile geçmişe dönmüştüm. Sait'in beni ilk kez rehin alışı hayatının hatasını yaptığı o günü hatırlarken bir nebze olsun keyifleniyordum. Hele daha sonra Barlas ile o iti yaptıklarımız.. İşkence yapmaktan zevk aldığım falan yoktu ama bir itin dili bir Türk askerine değerse o dili kesmekten asla geri kalmazdım ki aynen de öyle olmuştu. Tabi bunu yapmış olmamız daha sonrasında Barlas'ın gazi olmasına sebebiyet vermişti.

"Nerelerdesin?" yanıma oturan Meyra ile odak noktamı değiştirdim. Her zamanki cıvıltısıyla bana bakıyordu üzerine giydiği mini siyah elbisesi onu cazibeli göstermişti.

"Gördüğün gibi." son yaşananlardan sonra Meyra'ya yakın olmak istemiyordum bu işin sonucunda bana karşı oluşturacağı hayal kırıklık yükünü kaldıramazdım.

"Sende bir şeyler var, anlatmak istersen dinlerim." bu kızın her şeyi anlaması huyu yok muydu.. Ondan bu konulardan kaçınmak cidden zorlayıcıydı.

"Bunu da nereden çıkardın?"

"Yüzündeki ifade beynini kemirip duran sorular olduğunu gösteriyor Nalan." artık ilk baştaki cıvıltısı yoktu onun yerine ciddi bir kadın duruyordu karşımda. Mekanın boş olmasından ve şüpheci Emir'in olmamasından yararlanıp konuyu açtım.

"Hanzade Kuşçu."

"Deniz'in annesi ne olmuş ona?" ilgisi artmış gibiydi. Kahvemden son yudumumu alırken bakışlarımı ona diktim.

"Ne biliyorsun onun hakkında?" duraksadı, konuşmakta kararsız kalmış gibiydi sonra devam etti.

"Pek çok şey, neden soruyorsun?"

"Neden belirtmesem?" tek kaşımı kaldırırken ters bir üslup takındığımın farkındaydım. Bana yardımcı olmak isteyen birine tersleyerek davranmakta tam benlikti değil mi?

"Nalan bundan emin değilim, zarar görmeni istemiyorum." tedirgin oluşunu her hareketinden anlıyordum. Neydi tedirgin eden? Kadının tüm pisliklerinden haberdar olduğunu mu gösterirdi?

"Korunmaya ihtiyacım yok ama bana yardımcı olmak istiyorsan bildiklerini anlatman yeterli olacaktır."

"Buna pişman olacak gibi hissediyorum."

"Unut gitsin yardım edeceğini ummuştum." kozumu öne sürüp sahte kırgınlıkla tabureden kalktım. Eğer tam tahmin ettiğim bir kadınsa beni durduracak ve bilmem gereken yere kadar anlatacaktı. Sert adımlarla ilerlerken arkamdan oturduğu tabureden kalktığına dair ses duydum dudağımın kenarı kazanmanın getirdiği gururla alayla yana kıvrıldı.

"Bekle!" durmadım, hemen ikna olmam inandırıcı olmazdı ama adımlarım onun yetişeceği hızdaydı. Bileğimi tuttuğunda durdum ve yan şekilde durdum.

"Yardım edeceğim." bileğimi kurtardım.

"Unut gitsin." trip işinde iyi gidiyor gibiydim.

"Lütfen Nalan, yardımcı olmama izin ver." her yanımdan kötülük akıyordu ama bu kızın böyle insanlarla işi olup ve engel olmaması onu da kötü yapıyordu.

"Pekala, son bir şans verebilirim." adımlarımı müşterilerin oturduğu locaya ilerletirken o da hemen ardımdaydı. Locaya otururken etrafı bir kez daha kolaçan etme gereği duyduğumda az öncekine nazaran etraf daha boş kalmıştı, bu işime gelmişti.

"Ne bilmek istiyorsun?" Meyra aceleyle söze girdiğinde o da birileri gelmeden bu konuşmayı yapmak ister gibiydi, zaten bildiğim şeyleri sormayacaktım.

"Cihan ile arasında ne var?" pat diye gelen sorum üzerine şaşırdı. Kararsız gözlerini okuyabiliyordum ama beni kaybetmemek için söyleyecekti. Nihayet bir şeyi uzamadan öğrenecektim.

"Nalan bunu bilmek istediğinden emin misin?" emin olmasam neden sorardım ki? Yine aynı kararsızlıkla bana bakarken sinirle soludum.

"Meyra." tonlamam konuşmazsan gidiyorum demek üzerine çıkmıştı.

"Tamam ama bak seni kıran ben olmak istemiyorum. Tek amacım bu." neden kırılmama bu kadar takmıştı? Ayrıca Cihan ile ilgili bir durumun beni kırması söz konusu bile değildi, yani en azından öyle zannediyordum.

"Beni kırmayacaksın söyle artık."

"Bir ara birlikte olduklarını duydum."

"Ne?" tek seferde söylediği kelimeler beynimde dönüyordu. Midemin çalkalanıp ağzıma ulaştığını hissettim.

"Üzgünüm." neredeyse aralarında yirmi yaş olan kadınla birlikte olması gerçeği başımı döndürdü. Sonra o gün kadının hareketleri geldi gözümün önüne midem daha beter oldu.

"Kaytarıyorsunuz yine, niye?" mide bulantısıyla öyle dalmış Meyra'ya bakarken Emir'in sesini duydum.

"Aloo kime diyorum?!" Meyra ayaklanırken ruhsuzca ona ayak uydurdum. Bu gerçeği kaldırmam için en azından beş dakika verebilirlerdi. Emir'in yanından geçerken beni durdurdu.

"İyi misin? Yüzün bembeyaz olmuş." gözleri yüzümü talan ederken gözlerindeki gördüğüm endişe kırıntıları beni tedirgin etti.

"İyiyim." deyip yürümeye devam ettim. Soluk soluğa mekanın lavabosuna girdiğimde kusmak üzereydim ama kusamıyordum. Bu his beni yaktı. İçimde ne varsa şu an çıkarmak istiyordum, belki de o kadına dokunduğu dudaklarla dokunmuştu bana. Hızla musluğu açıp dudaklarımdaki izini silmek için hırsla yıkadım.

Cihan'ın başka bir tene dokunuşları zihnime doldu.

Midem kasıldığında lavaboya öğürme başladım, gelen acı sudan başka bir şey değildi.Yüzümü soğuk suyla yıkayıp kendime gelmek için çabaladım. Bu ben olamazdım. Dağlardaki puştlar beni yıkamamışken bir adamın beni yıkmasına izin veremezdim. Cihan gözümü kör etmiş, bana her dokunduğunda beni büyülemişti.

Büyüyü bozan Meyra olmuştu.

Telefonumu çıkarıp Barlas'a mesaj yazdım.

Gönderilen: Barlas

Öğrendim.

Elimde telefon gelecek olan cevabı bekledim. Canım yanıyordu ama ben acıya bağışıklık kazanmış bir kadındım. Cihan bilmeden yanlış atı oynamıştı artık onunla ortak tek noktamız vardı; Hanzade.

Gönderen: Barlas

Başlıyor muyuz?

Gönderilen: Barlas

Başlıyoruz.

&&

Eve sabaha karşı döndüğüm de Cihan aklımın surlarındaydı. Tüm gün yüzünü görmemiştim ve deli gibi merak ediyordum. Onu hala merak ediyor olmama sinirlenip kendimi terasa attım. Hava soğuktu ama bana işlemiyordu. Gökyüzü sabahla gece arasındaki evresinde karşımda bir tablo gibi duruyordu.

"Burada ne yapıyorsun?" tam ensemde hissettiğim nefes tanıdıktı. Onu görmeye hazır mıydım? Gerçeklerin ağırlığı üzerimdeyken onunla yüzleşebilir miydim?

"Hiç." sesim kısıktı. Arkamdan çekilip yanıma geçtiğinde demirlere dirseklerini yaslayıp ileriye baktı. Ona şöyle bir baktığım da fazla karizmatik ve dağınık görünüyordu.

"Bu saatte burada hiç mi yapıyorsun, camgöz?"

"Neredeydin?" beklemediğim soru ağzımdan kaçtığımda bakışları bana döndü. Yüzü yorgun ve aynı zamanda şaşkındı. Onu ilk kez şaşırmış görüyordum. Beynimin içini kemiren merakım o kadının yanında olup olmamasınaydı.

"Hesap mı soruyorsun?" ne sorduğumu bende bilmiyordum, neden hala onunla muhatap olduğumu bilmediğim gibi.

"Her neyse boş ver." kızaran yanaklarımı görmemesi adına kaçmak için arkama döndüm ama ilerleyemeden sözleri adımlarımı kesti.

"Hanzade'nin yanında değildim." bir saniye? Bu nasıl olmuştu? Az önce ağzımdan kaçırma olasılığım yüzde kaçtı? O kadar da kendimin farkında olmamış olamazdım değil mi?

"Anlamadım?"

"Hanzade'yi neden sordun?" demirlerden uzaklaşıp karşıma dikildi yutkundum. Meyra'nın her şeyi söylemiş olması o kıza üzüldüğüm için aptal olduğumu bir kere daha kanıtlamıştı.

"Öyle, merak."

"Merak etme, kurcalama, sadece yapman gerekenlere odaklan camgöz."

"Buna sen karar veremezsin." sinirlenmiştim beni yok sayıp köle gibi emirler yağdırması içimdeki parçaları mideme batırmıştı. Ayrıca o kadına adıyla hitap edebilirken bana lakap takması da cabasıydı.

"Elbette ben karar veririm. Bu iş bitinceye kadar böyle."

"Hah ,kim veriyor bu hakkı sana pardon?" onun bu gece bambaşka bir yüzüne tanıklık ediyordum. Eğildi tutkusu olduğum dudaklarını dudaklarımın hizasına getirdi. Saatlerce izini silmek istediğim dudaklarıma usulca nefesini hissettirdi.

"Sen o hakkı bana geldiğin gün verdin camgöz." geri çekilmeden hemen önce kara gözlerinin derinliği bir kere daha beni hapsetti. Hem üşüyor hem terliyordum.

"Bu konudan uzak dur Nalan bir daha uyarmam." geri dönüp içeriye girdi ve görüş alanımdan çıktı. Kafam karman çorman olurken beni yeni bir soru dolambacının içine bıraktı. Hislerim, aralarında hala bir şeyler olduğunu bas bas bağırıyordu sanki. Ortada hala böyle bir ilişki varsa Cihan'da bu işin içinde olmalıydı hatta belki de Cihan çökerteceğimiz diğer çeteydi. Her şeyden emin olup bunu Albaya belirtmeliydim. İçeriye girdiğimde karanlıkta Barlas ile karşılaştım.

"Sorun var." zaten bir sorun olmasına şaşırmamıştım. Ortalık yerde konuşmamak için onun odasına ilerledim ama beni engelledi.

"Burada olmaz, dışarıda konuşalım."

"Neden?" odasına girmemem gerektiğini belirten yüz ifadesine baktım. İçeride bir şeyler saklıyor gibiydi.

"Dağınık."

"İlk defa görmüyorum Barlas." ona tuhaf tuhaf bakıp odasına yöneldim tekrar engelledi.

"Nalan olmaz dedim."

"Ne oluyor? Odaya kız mı attın?" aklıma artık böyle düşünceler üşüşmeye başladı. Yine de başkasının evinde böyle bir şey yapmayacağının bilincindeydim. Beklemekten sıkılıp koşarak odasına daldım. Karanlık odaya girdiğimde lambanın anahtarını bulup ışıkları yaktım. Ve az önce dalgasını geçerek sorduğum soru şimdi tam karşımda bir gerçek olarak duruyordu.

Eslem.

Barlas'ın yorganına sıkıca sarılmış yüzündeki huzurlu ifadeyle Barlas'ın yatağının içinde uyuyordu.

"Çıkalım." Barlas arkamdan uyarı da bulunduğunda ışıkları kapatıp kapıyı sessizce örttüm. Eslem'i onun yatağında görmemi istememişti. Dışarı çıkana dek bu konu üzerinde konuşmadım. Az önce Cihan ile konuştuğum yere döndüğümüz de direkt söze girdim.

"Aranızdaki şeyin farkındayım."

"Bir şey bildiğin yok."

"Bunu eninde sonunda sende kabul edeceksin Barlas." bana göz devirip cebinden telefonunu çıkardı. İki dakika bir şeyler kurcalayıp telefonun ekranını yan tutarak bana çevirdi.

"Şuan bunu düşünemem, tüm gün Cihangir'in peşindeydim."

"Ne? Bundan bana söz etmedin."

"Emin olmadan seni bulaştırmak istemedim. O kadınla buluşursa bir şeyler öğrenmeyi amaçladım ama olmadı. Fakat elime daha fenası geldi." telefonun ekranına döndüğüm de Emir ve Cihan'ın daha önce hiç görmediğim bir alanda karşılıklı ayakta duruyorlardı. Barlas videoyu yakınlaştırarak çektiği için etrafında neler olduğunu çıkaramıyordum tek gördüğüm yeşil bir alandı.

"Burası neresi?"

"İzle." video başladı Emir'in sesi duyuldu.

"Hanzade'yi öğrendi."

"Yapman gerekeni yap."

"Ona ne zaman söyleyeceksin?" Cihangir birkaç saniye sessiz kaldı.

"Cihan onu tehlikeye atıyorsun Hanzade anlarsa yaşama şansı yok." kimi tehlikeye atıyordu ve Hanzade kimi öldürecekti?

"Saçının tek teline zarar gelirse yakarım onu."

"Neden söyleyip kurtulmuyorsun?"

"Emir bu işe karışma nasıl biliyorsa öyle bilmeye devam edecek."

"Sonunda öğrenecek biliyorsun değil mi?"

"Öğrenmemesini sağlamak da senin elinde."

"Cihan-"

"Yeter, bu meseleyi bir daha açma." Cihan uzaklaştığında video sona erdi. Barlas telefonu indirdiğinde ona baktım.

"Sence ne saklıyorlar?"

"Umarım aklıma geleni değildir." bu imkansızdı her şeyi saklamıştık hakkımda tek bir bilgiye dahi sahip olamazdı.

"Nalan eğer asker olduğunu biliyorlarsa boşa kürek çekiyoruz demektir."

"Bu olamaz, başka bir şey var."

"Ne? Bildiğin bir şey mi var?"

"Şuan yok ama olacak."

&&

Sabah gözlerimi Cihan'a ait yatağında açtığım da bu alışmışlık hissine kapıldığımın bilincindeydim. Onun evinde onun odasında onun yatağında ve onun kokusuyla yaşamak benim için sıradan olmuştu ve bu yanlıştı. Ben bırakmadan gidemezsin diyordu ama bir şeyler yapıp bu evden ayrılmalıydım yoksa bu işin sonunda beni bir yıkımın beklediği aşikardı. Uykunun verdiği ağırlıkla yataktan çıkıp odanın içerisindeki banyoya ilerledim paspal bir haldeydim biraz toparlanmak bana iyi gelecekti. Banyonun kapısını uyku mahrumu gözlerimle açıp içeriye bir adım attığımda beklemediğim bir sıcak hava dalgası yüzüme savruldu. Kirpiklerim kırpışıp aydınlık alanda kendini bulmaya çalışırken karşımda beliren iri bedenle nutkum tutuldu. Beline sardığı havlu ve saçlarından göğsüne dökülen damlarla karşımda bir heykel duruyordu.

Bu sınırlarımı zorlayan bir andı.

Cihan kıstığı gözleriyle üzerime yürürken bir ahmak misali yerimden kıpırdayamıyordum. Tek kelimeyle tutulmuştum. Küçük ve sıcak alanda onunla bu halde kalmak nabzımı hızlandırmış içimde bilmediğim hislerimi uyandırmıştı.

"Camgöz.." sanki az seksiymiş gibi konuşması çabası olmuştu. Dudaklarım aralandı ama kendine ait sözcükleri seçemedi. Yaklaştı belinden düşmek üzere olan havlusunun kenarını tuttu. Gözlerim gitmemesi gereken yerlere giderken göğsüm çıkacak gibi atıyordu. Yanağıma düşen saç tutamımı boştaki eliyle kulağımın arkasına sıkıştırıp çenemi okşadı. Hislerim kabarırken onun kara gözlerine kapıldım. Anın çekimine kapıldığım da nerede olduğumun ne yaptığımın bilincinden çoktan çıkmıştım.

Eğildi beni çileden çıkacağım bir yavaşlıkla dudaklarımdan öptü. O an koptu. Ellerim ensesine tutundu o yavaş öpücüğü tutkulu bir hale büründürdüm. Hırçınlaşan öpücükle Cihan beni kalçalarımın altından tutup havaya kaldırdı ve aynı anda bacaklarını beline sardım. Sırtım sertçe banyonun fayansına çarparken tenime işleyen soğuk umurumda bile değildi. Ensesindeki saçlarını tutup çekerken dudaklarımın arasında inledi. Aramızdaki tek engel olan havlu sınırdayken o'nu tam anlamıyla kadınlığımda hissediyordum.

Birlikte olduklarını duydum.

Zihnimde Meyra'nın sesi yankılanırken odağım kaybolmuş gibiydi. Hala ateşli bir öpücüğün içerisinde savrulurken ses tekrar yankılandı.

Hanzade ve Cihan birlikteler.

İçimdeki alev büyüdü sinirle Cihan'ın dudağını dişledim. İnleyip acıyla geriye çekildiğinde koyulaşmış irisleriyle bana baktı.

" Ne yapıyorsun kızım?" yüzüm nasıl bir haldeydi bilmiyordum ama şaşkınlıkla baktı.

"Bırak beni, geri çekil!"

"Ne?"

"Geri çekil!" sesim bu kez yüksekti. Şaşkınlığından yararlanıp beline sardığım bacaklarımı çözüp beni sıkıştırdığı duvardan kaçtım. Tutkum ne kadar büyük olsa da öfkem şuan beni esir almış durumdaydı. Nasıl böyle bir gaflete düşüp ona sürüklenmiştim? Ben bu kadar iradesiz biri olamazdım, bu ben değildim. Sanki onunlayken benliğimi kaybediyordum.

"Seni incittim mi?" dolan gözlerimi görmemesi adına ona arkamı döndüm sesimi düz tutmaya çabaladım. İncinmek? Bir mafya bozuntusu için çok kibar bir tabir olmuştu doğrusu, ben olsam ağzıma sıçtın demekle yetinirdim.

"Çık!"

"Ne?" bana şuan kesinlikle anlam veremiyordu.

"Çık dışarı Cihan!"

"Bu halde mi?" sesi benim aksime yumuşak ve ılımlıydı. Onu bana karşı böyle görmek kalbimdeki oyuğu deşiyordu. Ama olmazdı, yeni edindiğim gerçeklerle olmazdı. Ona cevap vermemem üzerine sinirle nefes verdi.

"Pişman olacaksın." hayretle ona döndüğümde dolu gözlerimi görmesinin artık bir önemi yoktu.

"Asıl çıkmazsan pişman olacağım." sözlerim bir mıh gibi ona saplanırken bendeki açılan yaraların farkında bile değildi. Gözlerine yüklenen kırgınlık ve hayal kırıklığıyla bir süre dolu gözlerime baktı. Ve tek kelime etmeden fırtına gibi banyodan çıktı. Yüzüme kapanan sert kapıyla olduğum yere yenilmişlikle çöktüm. Çığlık çığlığa ağlamak istedim ama tek yaptığım sessiz iç çekişlerimdi. Cihan ile olan aramızda yaşanma ihtimali olan her şeyi az önce koparmıştım. Galiba gitmek için artık çaba vermeme gerek kalmamıştı. Islanan üstümü bir çırpıda çıkarıp musluğun önüne geçtim. Yan profilden baktığımda orada duran yanık izlerine ifadesizce baktım. Onu durdurmanın tek sebebi Hanzade değildi. Bu izler Cihan'ı tiksindirirdi, kusurlu bir vücudum olduğumu bilmesine gerek yoktu. Suyu ayarlamadan buz gibi suyun altına girdim. Dokunduğu her yeri tekrar yakmaması için sildim.

Ama ruhum çoktan onun önünde diz çökmüştü.

Devam edecek..

 

 

 

Bölüm : 25.11.2025 17:03 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...