
Oy ve yorumları bekliyorum..
Bir şeyleri başarıya ulaştırmayalı epey uzun zaman olmuştu. Yangından önce görev ne olursa olsun üstesinden gelir ve başarıyla taçlandırırdım. Şimdi ise başarı kavramı lügatıma uzak düşüyordu, sebebi neydi? Engeller mi? İnsanlar mı?
Neticede engelleri de var eden insanlar değil miydi?
Bir cevabı iki soru da mı arıyordum?
Karışıktım, karmakarışık. Bu karmakarışıklığın içinde verdiğim kayıplar bana yakışmayan cinstendi. Albayın ölümünü atlatmış sayılmazdım keza bu atlatılacak bir durum da değildi. Sıkıntıyla önümde uzanan Antalya'nın bakarken bekliyordum, Albayın yerine atanan kişiyi bekliyordum.
Olay yerinden ayrıldığımda ekibi merkeze yollamıştım yapacak çok işleri vardı, batırdığımız işleri temizlemeleri gereken epey bir zaman.. Ayrıldığımdan beri Cihan ısrarla arıyor mesajlar bırakıyordu şuan da ona geri dönüt verecek bir ruh haline sahip değildim hoş şuan kimseyle muhatap olacak ruh haline de sahip değildim.
Fakat durum şu ki; emir demiri keserdi.
Olay yerinden çıktığımda beni görevdeyken rahatsız edenin kim olduğunu da öğrenmiş olmuştum; yeni atanan Albay. İsmi ya da nereden geldiği ile ilgili pek fikrim yoktu sadece uzatmadan tanışıp defolmak istiyordum.
"Nalan Ata?" oturduğum bankın hemen yanı başından gelen bir erkek sesiyle sıkıntılı bakışlarımı sesin sahibine çevirdim. Simsiyah bir takım elbiseyle karşımda neredeyse ellilerine merdiven dayamış bir adam bana bakıyordu. Sesi yaşının aksine daha genç ve toktu. Yüzündeki kırışıklar sizi, sesini duymadan yanıltmaya yeterdi.
"Evet?" rahatımı bozmadan konuşmama gülümseyip tam karşıma geçerek muhteșem manzaramı kesti.
"Ben Semih Kaya, yeni atanan Albay." kulağıma oldukça yakından gelen soyadla kaşlarımı çattım.
"Kaya?"
"Ferdi Kaya'nın öz kardeşiyim." o an gözlerimin odağı tam olarak neredeydi bilmiyordum fakat kulaklarım kesinlikle benimle değildi. Az önce duyduğum şey doğru olamazdı değil mi? Banktaki duruşumu dikleştirdiğim de yanımda boş kalan yere bedenini bıraktı.
"Bu bir tuzak mı?"
"Baban için mi? Kesinlikle." yüzü ciddiyken ses tonu alaycıydı bunu nasıl yaptığını bir an için sorguladım.
"Benimle dalga geçmeye mi geldiniz yoksa sizi gönderen o mu?"
"Fehmi benden şüphe edeceğini söylemişti." Albayın ismini duyduğum da ilgim daha da arttı.
"Anlamadım?"
"Şöyle ki Ata, Fehmi Albany babanı bulmamıștı, ben seni buldum." sinirlenmek üzereydim ki devam etti.
"Açıkçası ilk başlarda benim için koz olacak bir kızdın fakat sonra seni tanıdım."
"Beni koz olarak mı kullanacaktınız?" gülümsedi.
"Tek seferde anlaman benim için büyük bir minnet. Her neyse evet seni koz olarak kullanacaktım eğer Fehmi karışmamış olsaydı."
"O adam benim varlığımdan bir haberken nasıl koz olmamı planlıyordunuz?"
"Ben bu kadar emin konuşmazdım. Bahsettiğimiz kişi Ferdi Kaya, İstanbul'un fatihi sayılır." bu kez alayla gülen bendim.
"İstanbul'un tek fatihi var. "
"Konudan sapmayı sevmem. Fehmi ile yıllardır tanışıyoruz ama senden bana hiç bahsetmemişti. Seni bulduğumda önüme çıkan ilk engel o olmuştu. Başlarda bu işin beni çok zorlayacağını hatta silah arkadaşımı karşıma alacağımı falan sanmıştım. Sonra.." deyip bir saniye soluklandı. Albayın benimle ilgili tuttuğu defterde bunlar yazmıyordu.
"Sonra beni yakaladı, senin peşinde olduğumu öğrendiğinde beni öldüreceğinden emindim fakat babanı söylediğim de işler değişmişti. O'nu babanla tanıştırdım bunun karşılığında bende seni tanıdım. Ölümünden iki gün önce.." sözlerini yarım bıraktığında ölümünün onun içinde zor olduğunu anlamıştım.
"Ölümünden iki gün önce üslere dilekçe vermiş."
"Ne?"
"Benim onun yerine atanmam konusunda." öleceğini hissetmiş miydi?
"Tabi ki kabul edilmedi. Fakat Fehmi'nin şehit olması işleri değiştirdi, kurul en uygun kişinin ben olduğuna karar verdiğinde plan bizim işin işlemeye başlamıştı."
"Bir saniye bütün bunlar Albayın planı mıydı diyorsun?"
"Elbette. Bizi bir araya getirip Ferdi Kaya'yı bitirecek." bir süre sustuk. Albayın ölüsünün bile iş yapıyor olması beni şaşkınlığa çevirmişti. Yokken bile benim arkamdaydı bu gururu hiçbir şeye değişmezdim.
"Yani sen şimdi benim dayım falan mı oluyorsun?" ciddi adamın yüzü bir anda yumuşayıp kahkaha koy verdiğinde şaşırmıştım. Ne demiştim ki?
"Yoksa elti mi demeliyiz." kahkahalarının arasından film repliği yaptığında göz devirdim. Kocaman adam oturmuş espriler yapıyordu bir kişi de normal olamaz mıydı gerçekten?
"Ah Nalan senin kime çektiğini çok iyi anladım." kaşlarımı çattım.
"Kime?"
"Dayına."
"Nasıl yani?"
"İlk olarak şuna açıklık getirelim ben senin ne yazık ki amcanım. Ve tüm aileni tanıyorum." ilk kez bu kadar aileden biriyle karşı karşıyaydım. Ne hissetmeliydim kararsızdım. Karșımda geçmișim oturuyordu ama ben o geçmișe asırlar kadar uzaktım.
"Neden dayıma çektiğimi düşünüyorsun?" omuz silkti.
"Basit. O da senin gibi kaş çatar, somurtur ve asla espriden anlamazdı. Ve en önemlisi Kaya ailesinden nefret ederdi." ailemin geçmişini öğrenme zamanım mı gelmişti? O anki düșüncelerimle şuan bununla yüzleşemeyeceğime karar verip konuyu değiştirdim.
"Size neden inanıyım? Abinizi sahiden yakalamak istediğinizi nereden bileceğim? Belki de az önce söylediklerinin hepsi birer uydurma ve sende bana kurulmuş bir tuzak olabilirsin, sana inanman için bir neden ver bana." sözlerimi noktaladığımda bana gözlerinde farklı bir parıltıyla bakıyordu.
"Albay hakkında az bile söylemiş. Defteri buldun değil mi?" açık vermedim.
"Ne defteri?"
"Zeki kız. Albay'ın senin için tuttuğu defterden bahsediyorum üçümüzden başkasının asla bilemeyeceği kırmızı kapaklı defter." tamam ona inanmış sayılabilirdim ama benim için bu yeterli değildi. Aniden banktan kalktığımda bana ne yaptığımı sorgular gibi baktı.
"Yeterince tanıştık komutanım, yeni gelişmelerden haberdar edersiniz. İyi günler." cevap vermesini beklemeden arkamı döndüğümde seslendi.
"Ata!" bana soyadımla sesleniyor olması garip değildi. Garip olan soyadımı söylerken başka bir gurura bürünüyor oluşuydu. Omzumun üstünden ona baktığım da sanki ardımda kalmasına bozulmamış gibi konuştu.
"Eğer bir gün Ata ve Kaya ailesini merak edersen ben burada olacağım." oyalanmadan önüme döndüğüm de o günün hiç gelmemesini diledim.
Nalan Ata ilk kez yüzleşmekten kaçıyordu.
&&
"Komutanım yeni gelen Albay ile tanıştınız mı?" Cihan tarafından sakatlanan Azad Yıldırım hastaneden taburcu edilip mahkemeye sevk edilmişti. Çatışma sırasında kaçtığını aklımdan çıkarmayarak özellikle Sami Demir ile aynı koğuşa koyulmasını rica etmiştim. Yamuk yapmayıp kaçmasaydı bir ihtimal onları aynı koğuşa koymazdım. Bana yapılan yanlışları sineye çekmeyi bırakalı çok olmuştu.
"Komutanım?" Emrah masamın tepesinde kafasını eğmiş bana bakıyordu. Bu aralar çok gereksiz dalıyordum.
"Ne vardı Emrah?"
"Bir soru sormuştum komutanım ama komutanım her neyse iyi misiniz?" Emrah bana tedirgin bakarken halim Akın ve Gökalp'in dikkatini çekmiş olmalı ki işlerini bırakıp bana baktılar.
"Ne soracaksan sor Emrah!" sesimi yükselttiğimde kendine çeki düzen verdi.
"Yeni gelen Albay ile tanıştınız mı diye sordu komutanım." Emrah'ın sözcülüğünü Akın yaptığında kaşlarım hala çatıktı. Şu sinir halinden ne zaman kurtulacaktım?
"Tanıştık yakında siz de tanışırsınız."
"Emredersiniz komutanım!" işlerini geri döndüklerinde Emrah'a gereksiz yüklendiğimin farkındaydım lakin herkes rütbesini bildiğimden ondan gidip özür dileyemezdim. Önümdeki dosyayı hırsla masaya attığımda olduğum odanın içini gözlemledim.
Şuan ne mi yapıyorduk?
Albayın evinde oturmuş bize bıraktığı dosyalardan bir şeyler çıkartıp Ferdi Kaya için bir şeyler arıyorduk.
"Komutanım bir şey soracağım." Gökalp yumulduğu bilgisayar başından kafasını kaldırıp bana bakarken sormasını işaret ettim.
"Şimdi bu Helin'i size Azad Yıldırım söyledi değil mi?" devam et dercesine elimi salladım.
"Dediğine göre kız kayıp ve Ferdi Kaya'yı çağırmak için bunu kullandı." bildiğim şeyleri tekrarlarken söylendim.
"Sadede gel."
"Komutanım, ya kızı bu herif kaçırmış olmasın." bir saniye durdum uzun sürmedi.
"Götü yemez."
"Nasıl eminsiniz? Açıkçası bana da mantıklı geldi." Akın Gökalp'i desteklediğinde omuz silktim.
"Oradaydınız, Ferdi Kaya geldiğinde baba diye sayıklıyordu. Bu kadar paçasında dolandığı bir adama yanlış yapacak göt yok onda."
"Sami Demir olayı peki? Ortağını ihbar eden bir herif sonuçta bu." Emrah başka bir açıklık sunduğunda bu kez cidden düşündüm.
"Kendi kaçırsa bunu koz olarak kullanabilir miydi?"
"Belki de üstünde durmayacağımızı düşündü ki bizde öyle yaptık." Gökalp tezini savunduğunda oturduğum sandalyeden ayaklandım.
"Gökalp cezaevi müdürünü arayıp görüşme talep ediyorsun."
"Şimdi mi?!" derken şaşkınlıkla burnuna düşen gözlüğünü düzeltti.
"Yok geçen sene. Ne diyorsam onu yap!"
"Emredersiniz komutanım!" odadan hızla çıktığımda aklımda ele geçen bu koz vardı. Eğer Gökalp haklı çıkarsa bana bilmeden yardım etmiş olacaktı. Evin kapısını açıp dışarıya çıktığım anda bir bedene tosladım.
Oldukça yapılı, kokusuna müptala olduğum bir beden.
Cihan.
Gayet gündelik sportif kıyafetiyle çatık kaşlarıyla bana bakıyordu, işte başlıyorduk.
"Bana geri dönmedin?" sesi sertti.
"Şuan sırası değil."
"Umurumda değil!" hırsla bileğimi tutup beni arkasından çekiştirdiğinde şaşırmıştım. Sanki o an ilk tanıştığımız zamanlara dönmüş, Cihan'ın ardından oradan oraya savrulan kız oluvermiştim.
"Ne yaptığını sanıyorsun sen?!" hırçınlıkla bileğimi kurtarmaya çalışsam da buna engel oldu.
"En başından beri yapmam gerekeni yapıyorum!" Audi'nin ön yolcu koltuğunun kapısını açıp beni içeriye savurduğunda geri çıkmaya çalıştım fakat ayı herifin kapıları üzerime kilitlemesi akabinde gerçekleşmişti.
"Gerizekalı!" arabanın ön kaputundan dolanıp kendi tarafında geçerken ön camdan ona doğru haykırmıştım ama oralı olmamıştı. Kapıları açıp saniyesinde yerine yerleştirdiğinde kapılar tekrardan kilitliydi. Bir askeri tutsak edemeyeceğinin farkında mıydı?
"Bu yaptığın saçmalık!"
"Sen daha saçmalık görmemişsin. Uslu dur bu kez acımam."
"Sen beni tehdit mi ediyorsun?!"
"Ne anlıyorsan o!" yola çıktığımızı aramızda geçen kasırgadan ötürü daha yeni kavrayabilmiştim.
"Nereye götürüyorsun beni?"
"Soruları sadece ben soracağım." Cihan'ın bu tavrı beni daha da şaşırtırken buna sebebiyet verenin ben olduğumun da bilincindeydim. Benim hırçınlığım, onun kasırgasına sebep olmuştu.
"Şuan kendinde değilsin."
"Bir kere de ben kendimde olmayayım anasını satayım! Bir kere de benim ne yaptığım sorgulanmasın! Şu siktiğim dünyasında bir kere canım ne isterse onu yapayım!" tek eliyle direksiyona hızla vururken öfkesi dumanı tüten bir kahve gibiydi.
"Bana canın ne istersen yapamazsın!" biliyorum üstüne gitmemeliydim özellikle araba kullanırken fakat kullandığı kelimelerin nereye gittiğine de dikkat etmeliydi.
"Nalan sus!" gaza yüklendiğinde bedenim koltuğa birden yapışmıştı. Çenem o an için azardan nasibini alıp kapanmıştı, bu ona boyun eğişim değil gelecek olan fırtınanın sessizliğine haberciydi.
Yol boyunca hızı çoktu ve yanı başımda dumanı tüten öfkesi hiç dinmemişti. Direksiyonu sıkıyor, kısık kısık nefesler alıp sövüyordu. Bir öfke nöbetinin eşiğinde miydi bilmiyordum bu yüzden susmaya devam ettim. Taşlı bir alandan geçip muhteşem bir göl manzarasına sahip bir balık restaurantın önünde durduğumuzda Cihan kapıları açıp arabadan çıktı. Sakince bir nefes soluyup araçtan indiğimde Cihan çoktan restaurantın girişindeydi. Beni buraya zorla getiren herif şimdi hiç takmadan gidiyordu.
Bu kadar dengesizlik dengeme iyi gelmiyordu.
Restaurantın girişinden geçtiğim de genç bir kız beni karşılayıp Cihan'ın çoktan oturmuş olduğu masaya yönlendirdi. Beyfendi gölün hemen yanı başında bir masaya oturmuş göle bakıyordu. Kıza nazikçe teşekkür edip masaya ulaştığımda sertçe sandalyeyi çekip karşısına oturdum ve göldeki bakışları bana döndü.
Kuyular orada, kurbanını bekliyordu.
"Ne yapıyorsun Cihan?" sesim buram buram sitem doluydu. Bana cevap vermek yerine garsona el işareti yaptı. Hem getiriyor hem de konuşmuyor muydu? Sakin kalmak adına bakışlarımı göle çevirdiğim de garson gelmiş Cihan'ın verdiği siparişleri alıp gitmişti.
"Cihan seninle romantik bir yemek yemeğe gelmedim." alayla güldü.
"Sanki hiç gelmişsin gibi.."
"Ne?!"
"Benimle baş başa yaptığın ne var ki senin? Benden kaçmaktan başka yaptığın ne var?" şuan abartıyordu, onunla uyumam, ona hayatımı açmış olmam, onunla dans etmem.. Bunları hayatımda bir başkasıyla yapabileceğimi sanmadığım şeylerdi.
"Konumuz bu mu cidden?" garson masaya içecek ve salatayı bırakıp gittiğinde Cihan konuştu.
"Bana ne zaman söyleyecektin?" konu asıl yerine geldiğinde bakışlarımı saniyelik kaçırdım.
"Yeni öğrenmiştim ve vaktim yoktu."
"Her zamanki gibi değil mi?"
"Ne dememi istiyorsun Cihan? Ne halde olduğumu görmüyor musun?"
"Görmek? Kızım ben senin her halini yaşıyorum. Ulan seninle sevinip, seninle kahroluyor seninle sinirleniyorum! Bana yaptığın haksızlığı artık kaldıramıyorum." cümlenin sonunda gelen yılmışlık dolu ses tonu beni bir duvara çarptırmıştı.
"Bana izin vermeni söyledim."
"Hiç empati yeteneğin yok değil mi? Biliyor musun benim de yoktu ta ki seni tanıyana kadar. Seni tanıdığım da ilk kez karşımdaki birinin ne düşüneceğini ne hissedeceğini düşündüm." itirafı üzerine aramızda bir sessizlik kol gezindi. Bu sessizlikte garson gelmiş tabaklarımızı önümüze bırakmıştı.
"Albay babamı bulmuş."
"Nasıl yani senden gizlemiş mi?"
"Gizlemesi gerekmiş, malum kendisi pek de sağlam bir insan değil." bakışları az önceki tartışmamızdan nasibini almamış gibi yumuşamıştı.
"Ne hissediyorsun?" omuz silktim.
"Bir şey hissetmekten çok karmaşığım. Tek babamı değil sanırım geri kalan tüm ailemi bulmuş oldum."
"Açık konuş."
"Sevgili amcam artık komutanım." Cihan bir saniye de algılayamasa da duruşu değişmedi.
"Sence de bu kadar denk geliş şüpheli değil mi?"
"Denk geliş değil. Amcamın dediğine göre Albay babamı değil, kendisi beni bulmuş."
"Bir saniye defter çıkartıp not almalıyım sanırım? Bu iş haddinden fazla karışmış." balığımdan bir çatal alırken oldukça rahat bir tavırla cevap verdim.
"Daha da karışacak. Amcam birlik olup Ferdi Kaya'yı bitirmeyi teklif etti." Cihan iştahla yediği balığına ara verip bana dehşetle baktı.
"Tuzak olması çok yüksek Nalan."
"Farkındayım bu yüzden hemen kabullenmedim bana sağlam bir delil lazım."
"Aklında ne var?" ona cevap vermeye hazırlandığımda cebimdeki telefonum çalmaya başlayıp önünü kesti. Bir saniye izin isteyip telefonu çıkardığım da arayanın Gökalp olduğunu gördüm.
Hassiktir!
Tamamen unutmuştum.
"Komutanım görüş işi tamam üçte sizi bekliyor olacak." Gökalp telefonun ardından heyecanla konuşurken saate baktım, henüz iki buçuktu.
"Tamam Gökalp, sağ ol." telefonu hemen kapatıp sandalyeden kalktığımda Cihan da benimle hareket etti.
"Görev mi?" bir anda böyle anlayış içerisine girmesi beni şaşırtsa da renk vermedim.
"Sana söylemediğim bir şey daha var." nedir dercesine kafasını sallarken telefonu cebime attım.
"Bir kardeşim var ve kayıp. Sanırım onu kimin kaybettiğini bulduk."
"Kardeşin mi?"
"Uzun hikaye beni hemen cezaevine yetiştirmen lazım." Cihan cebinden bir miktar para çıkartıp masanın üzerine bıraktı.
"Yetişeceğinden şüphen olmasın."
&&
Yolda Cihan'a , Helin olayından bahsederken başkasını hayatını anlatıyor gibiydim. İlk kez kendi dünyama başka bir pencereden o an bakmış gibiydim. Bir sahne dönüyor, ben o sahnenin ortasına konulmuş pencereydim sanki. Özel görüş için ayarlanan odanın içinde bulunan masada Azad Yıldırım'ı bekliyordum. Dışarı da bir boğa gibi bekleyen Cihan vardı. Ona Azad Yıldırım ile görüşeceğimi söylediğim de delirse de sakin kalacağına dair yeminler ettirmiştim.
Kapı açılıp bir askerle birlikte içeriye giren Azad Yıldırım'ın hali hal değildi. Yüzünün sağ tarafı morluklarla doluydu ve bir ayağı topallıyordu bu armağan tabi ki de Cihan'dandı. Asker kapıyı kapatıp bizi odada baş başa bıraktığında Azad'ın yüzünde sevimsiz bir gülümseme oluştu.
"Ne çabuk özledin beni, eserine bakmaya mı geldin?" karşımdaki sandalyeye geçip oturduğunda alaycılığını korudu.
"Bu esere neyin sebep olduğunun gayet farkındasın Yıldırım. Ben o kazık attığın heriflere benzemem, intikamımı sıcak sıcak yerim." gülümsemesi solarken konuyu değiştirdi.
"Ne istiyorsun komutan?" cıkladım.
"Yine aynı hatayı yapıyorsun, ben senden bir şey istemem."
"O safhaları geçeli çok oldu. Artık Ferdi baba bana inanmaz." omuz silktim.
"O senin problemin. Fakat sende ona ait bir şey var ya hani işte bu dakikadan sonra o da benim problemim oluyor." Azad Yıldırım'ın yüzü, foyasının ortaya dökülmesiyle beraber iyice mor rengini almıştı.
"Neden bahsediyorsun komutan?"
"Benim vaktim kıymetlidir bu yüzden burada durup saatlerce seninle uğraşmayacağım. Bana yerini söyle bende senin bloğunu değiştireyim." Azad sıkıntıyla nefes verdi.
"Sana öttüğüm an öldüğüm an demektir."
"Sen her şekilde ölü bir adamsın."
"Blok yetmez beni başka şehre aldır." ayağa kalktığımda bana korkuyla baktı.
"O halde sana bol şanslar!" masaya vurup kapıya adımladığım da yine aynı tongaya takıldı.
"Tamam! Tamam söyleyeceğim." bana yaptığı ihanetten sonra Sami Demir ile onu uzaklaştırmazdım fakat yine de bu bilgi için bir yan bloğa aldırmaktan zarar gelmezdi. Geri döndüğümde konuşmasını bekledim.
"Sadece merak ediyorum nereden anladın?" salak insanlarla çalışmadığım için bir kere daha kendim ve Albay ile gurur duymuştum. Cebimden çıkardığım kalem ve kağıdı önüne bıraktığımda konuştum.
"Sana hiç bilmediğin bir şeyden bahsedeceğim; bir ülkeyi korumak, o ülkeyi dağıtmaktan daha zordur."
"Yani?" kağıda bir adres yazıp bıraktığında alıp cebime sıkıştırdım. Gerizekalının anlamayacağını bilmeliydim zaten.
"Yanisi senin gibi soysuzların ciğerini bilirim ben, hadi Allah kurtarsın!" kapıyı açıp çıktığımda tek hedefim Helin'i bulmaktı. Onu bulunca ne yapacaktım bilmiyordum kendimi hangi sıfatla tanıtacaktım onu da bilmiyordum.
Gerekli mevkilere Azad'ın bloğunun değiştirilmesi emrini verdiğim de artık cezaevinin dışındaydım. Cihan aracına yaslanmış sıkıntılı bir ifadeyle beni bekliyordu.
"Halloldu mu?"
"Aldım adresi."
"O piçe güvenmiyorum." ön yolcu koltuğun kapısını açarken söylendim.
"Benden başka medet umacağı kimse yok, bana güven yeter." adresi bizimkilere yolladığım da Cihan da kağıda bakmış yola çıkmıştı. Bizi nasıl bir karşılama bekliyordu bilmiyordum. Yine de sonuç ne olursa olsun her duruma hazırlıklıydım.
Kırk beş dakika sonra Antalya çıkışında bir deponun önündeydik. Kızı aylarca burada mı tutmuştu? Peki içeridekinin Helin olduğunu nereden bilecektim? Kıza dair tek bildiğim şey ismiydi.
"Kapıda adamlar var ve dolu gözüküyorlar." Cihan etraf kontrolü yaparken ben bambaşka aleme dalmıştım.
"Ekip çağırmalı mıyız?"
"Bu işi sessiz halledelim, Ferdi Kaya'nın ruhu bile duymamalı." haklıydı o öğrenirse elimizdekinin değeri kalmazdı. Cihan ile senkronize bir şekilde araçtan inip silahlarımıza davrandığımız da ilk önce bahçe girişinde bulunan adamları sessizce bayıltarak aştık. Bizim silahlarımız da susturucu mevcutken onlarda yoktu ve bu yüzden asla karşı tarafın silahı patlamamalıydı. Benden yaklaşık on santim uzun bir adamı boynundan tutup geriye çektiğimde şaşırarak çırpındı ona kolaylık sağlayıp bir kere de boynunu çevirip yere attım. Fakat asıl dikkatsizliğim o andaydı, karşımda bana doğru silah doğrultmuş bir adam vardı. Silahıma davranmam bir saniye geç sürmüştü, adam çoktan bağırmıştı.
"BURDA BİRİ VAR!" silahım susturucuyu aşıp patladı. Adam göğsünden yediği kurşunla yere serilirken söylendim, aptal herif bağıracağına bana sıksana! Etrafta bir kargaşa oluştuğunda artık bayılttığımız adamları kalkan olarak kullanıyorduk. İki kişi bir düzine herife meydan okuyorduk resmen.
"Tek gelmek hataydı."
"Geri dönebilirsiniz Toralı bey." Cihan kalkanı olarak tuttuğu bedenin yanından kendisine koşarak gelen adamı ıskaladığında güldüm.
"Şimdi beni tahrik etmenin sırası değil camgöz." ilk kez utanmadım hatta gülümsedim bile. Git gide arsız mı oluyordum? Deponun girişine yaklaştığımız da elimizde kalan kurşun sayısı yok denecek kadar azdı. Kapının önünde kimse yoktu fakat içeride ne ile karşı karşıya olduğumuzu bilmiyorduk.
"Tek kurşunum kaldı." Cihan boş şarjörünü çıkarıp yere attı. Kalkan olarak kullandığı bedeni yere atıp silahını aldı.
"Bunları kullanacağız mecbur." yerdeki silahı kavrayıp Cihan'ın kapıyı açmasını bekledim. Deponu kapısını iki yana açtığında bizi bambaşka bir evren karşıladı. Rengarenk ışıkların olduğu depo, artık depo demeye bin şahit ister nitelikteydi. Amerikan mutfak, televizyon ünitesi, koltuklar, yere serpilmiş tüylü halılar.. Dışarıdan gören birinin bu renklerden bir kızın yaşadığını söyleyebilirdi. Cihan içeriye temkinli adımlarla girdiğinde hemen ardındaydım. Deponun içine dolduran tıkırtı sesiyle kendime gelip silahımı doğrultup gelecek olan kişiye hazır bulundum. Tıkırtı sesi artıp üstüne ince cılız bir ses duyulduğunda Cihan ile gözlerimiz çakıştı.
"Nicolas nerede kaldın?!" karşımıza üzerine simsiyah saten bir yaz elbisesi giymiş bir kadın çıktığında silahımızın hedefi olmuştu. Esmer tenine yapışan elbisesi yeşil gözlerini tamamen ortaya çıkarmıştı. Tepeden tırnağı onu süzdüğüm de gelen tıkırtının sebebi anlaşılmıştı, neredeyse on santim boyunda giydiği topuklulardı. Kadın ellerini havaya teslim oluyorum vaziyetinde kaldırdığında alaycılıkla konuştu.
"Ups! Teslim oluyorum." kadında sevemediğim tek şey ses tonu olmuştu, insanın kulağını tırmalayan bir tona sahipti.
"Yukarıda kaç kişi var?" sorum üzerine bana döndü.
"Polis misin? Eğer öyleysen bu kurtuluyorum demektir!"
"Soruma cevap ver!"
"Kimse yok tekim." terslememe hiçbir tepki de bulunmamıştı sanki buna alışkınmış gibiydi. Deponun ortasını kolaçan ederken Cihan konuştu.
"Ben yukarıyı kontrol edip geliyorum." Cihan merdivenleri koşarak aşarken kadının bakışları Cihan'daydı. Beğeni dolu bakışları içimde bir düğmeğe bastığında kaşım seğirmeye başlamıştı.
"Hey, gözlerinin kime değdiğine dikkat et!" kadın seslenişimle yerinde zıpladı.
"Ne kadar asabisin!"
"Kimsin sen?!" havadaki elini indirip uzun dalgalı koyu kahve saçlarını savurdu.
"Ben Helin Kaya." kadınla aramızdaki mesafeyi azalttığımda gür kaşlarını anlamazmış gibi çattı. Onda Ferdi'ye benzer bir nokta aradığım da sonuç hiçti, sahiden de öz kızı değil gibiydi.
"Neden öyle bakıyorsun?" ne diyebilirdim? Bir saniye biyolojik babama benziyor musun diye bakıyorum falan mı? Telefonum cebimde ısrarla titremeye başladığında kadından uzaklaşıp aramaya devam eden Gökalp'i yanıtladım.
"Komutanım bilmeniz gereken bir şey var!" Gökalp'in sesi telaşlı çıktığında dikkat kesildim.
"Ne oluyor?!"
"Azad Yıldırım yeni bloğunda ölü bulunmuş."
"Ne?!"
"Asıl bilmeniz gereken, Ferdi Kaya oraya geliyor." daha fazlasını dinleyemedim. Hızlıca arkamı döndüğümde Cihan da merdivenleri iniyordu.
"Yukarısı temiz."
"Buraya geliyor!" çıkışım üzerine Helin bana tuhaf baktı.
"Kim?!"
"Bu nasıl olur?!"
"Hemen buradan çıkmamız lazım, hemen!" Helin'i bileğimden tutup kapıya çekiştirirken beni engellemeye çalıştı.
"Hey ne oluyor?! Siz kimsiniz?! Benim kim olduğumu biliyor musunuz ha?!"
"Kapa çeneni! " diye onu azarladığımda bana şaşkınca baktı.
"Benimle böyle konuşamazsın!"
"Susmazsan, sen hiç konuşamayacaksın!" deponun kapısına yaklaştığımda her şey için geç kaldığımızı o an fark ettiğimi sandım. Kapı ben davranmadan önce açıldığında elim çoktan silahıma gitmiş düşmanıma doğrulmuştu. Cihan bizi arkasına almaya yeltendiğinde kapı açık ve karşımda hiç ummadığım biri duruyordu.
Semih Kaya.
Onu en son gördüğüm kıyafetiyle karşımda eli belinde bana bakıyordu.
"Bu işte birlikteyiz sanmıştım Ata!" bileğini tuttuğum Helin benden bir çırpı da kurtulup Semih Kaya'ya doğru koştu.
"AMCA!" çoşkuyla Semih Kaya'ya sarıldığında, Semih Kaya onu sevecenlikle karşıladı.
"En sevdiğim yeğenim!" Helin gülerek geri çekildi.
"Hiç değişmemişsin amca, senin tek yeğenin var artık anla şunu." Semih Kaya ile gözlerimiz birleştiğinde ne söyleyeceğine karar verememiş gibiydi. Helin ve Semih kavuşması sona erirken bize döndü.
"Ee yakalanmak mı istiyorsunuz?"
"Bunları tanıyor musun amca?" Cihan daha fazla burada bulunmak istemiyormuş gibi konuştu.
"Kız bizle geliyor." Helin atıldı.
"Bana uyar." ama Semih Kaya, Helin'i duymamış gibiydi.
"Damat sen misin?" anlam veremeyerek amcama baktığım da Helin kıkırdadı.
"Amca dur daha yeni tanıştık sayılır." kan beynimde fokurdarken öne çıkıp ilerledim.
"Buradan gitmemiz gerek." amcam bana anlayışla baktı.
"Helin benimle gelecek merak etme istemediğin hiçbir şey olmayacak." gözlerimi kıstım.
"Sana güvenmiyorum Kaya."
"Ben sana güveniyorum Ata." Helin ile göz teması kurmadan Cihan'a bakıp dışarıyı işaret ettim.
"Gidelim." ben önde Cihan arkamda depodan çıktığımızda Helin ardımızdan bağırdı.
"Beni ara yakışıklı!"
Sabır, bu yolda tek arkadaşım olacak gibi görünüyordu.
Devam edecek..
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 11.57k Okunma |
2.19k Oy |
0 Takip |
39 Bölümlü Kitap |