18. Bölüm

18.Bölüm

Meri
ygnmeri

Satır aralarında buluşalım..

Aşkı tatmamış bir kadının kederini taşıyordum. Çok mu büyütüyordum bu illeti? Basit bir duygu muydu? Yaşanması gerekince mi yaşanılıyordu? Lise de bir çocuğu hatırladım bana çok aşık olduğunu ve onunla olursam mutlu olacağımı falan zırvalamıştı. Benim için zırvalıktı on altı yaşındaki bir kızın mutluluğunu kendisi mi sanıyordu? Anılarıma giden beynime gülümsedim. O zamanlar daha ketum ve vurdum duymazdım bana aşkını ilan ettiği için onu dövmüştüm. Şimdiki aklım olsa muhtemelen yine döverdim. Kahvaltı sofrasında gergin bir sessizlik hakimdi. Bu dörtlü ne zaman bir araya gelse gerginlik hava da pususunu kurup bekliyordu. Zeytinden bir tane daha ağzıma atarken tam karşımda kara gözlerini üzerime dikmiş Cihan ile kesiştim. Az kalsın zeytin boğazımda kalacaktı bakışları insanı derinden ürküten cinstendi ve aynı esnada dünkü halimiz aklıma uçuştu. Onun gözlerim zeytini dişlemekte olduğu dudaklarıma indiğinde özlerim kaçıştı ve karaların hapsinden kurtuldu. Dudaklarım bana düşman olup sızladı, hadi ama kaçmak benim hakkımdı.

"Bugün at binmeye ne dersiniz?" Eslem'in sahte heyecanlı sesiyle bir nebze olsun bakışlarının ağırlığından kurtuldum.

"Burada at mı var?" soru bana aitti merakım değil sadece dünkü olayı unutmaya çalışıyordum en azından kendimce.

"Elbette hatta Cihan abimin kara devini görmelisin!" içmekte olduğum çay boğazımda kaldı. Hızla bardağı masaya bırakırken öksürük krizine girdim. Gözlerim haddinden fazla açıldı Eslem telaşla yanıma gelip sırtıma vurdu. Tamam dün öpüşmüş olabilirdik ama şimdi Eslem'in böyle bir şekilde seslenmesini neden böyle yanlış anlamıştım? Utanç içinde yerin dibini boylamalıydım!

"Nalan, Nalan iyi misin?!" Barlas'ın uzattığı suyu tek dikişte içtim. Eslem'in yanık sırtıma vurmuş olmasını bir kenara ittim. Daha önemli bir sorun vardı mesela karşımda bana alayla bakan Cihan gibi. Salak saçma düşüncelerimi anlamış olamazdı değil mi, olmamalıydı. Eslem'in bahsettiği şey bir attı, asla Cihan'a ait bir uzuv değildi!

"İyiyim Eslem." Eslem birkaç kez daha yüzüme bakıp emin olduktan sonra rahatlayıp yerine oturdu.

"Dikkat et." uyarı Cihan'dandı ama ona bakmadım şuan utançtan yerin dibine girmekle ilgileniyordum. Kendi havamı dağıtmak adına konuya geri döndüm.

"At diyordun?" yine de elimde olmadan Cihan'a yandan bir bakış sundum hala alayla bana bakıyordu alçak herif.

"Evet mutlaka görmelisin."

"Yemekten sonra gideriz o halde." Eslem sevinçle ellerini çırptı. Bu haline tebessüm ederken Barlas araya girdi.

"Beni yok sayın." bakışlarımı ona doğrulttum.

"Bir günlük oyunbozanlık yapmasan?"

"Uzatma Nalan." bir şey söylemedim Barlas'ı ikna etmek epey zordu. Kahvaltı faslı bittiğinde bulaşıklar için mutfağa girdik Eslem ufak bir işi olduğunu söyleyip ortadan kaybolduğunda tek başıma kalmıştım. Bulaşık yıkamaktan nefret ederdim ve ne yazık ki burada makine yoktu.

"Daha fazla kaçamazsın." sert sesini duyduğumda sırtımdaki tüm tüyler şahlandı. Kuruyan boğazımı ıslatıp omzumun üstünden o'na baktım. Hemen buzdolabının yanında karizmatik duruşuyla bana bakıyordu.

"Pardon?" elbette duymuştum ama bugün ona istediği şeyi vermeyecektim.

"Salak bir kadın değilsin bu biliyorum ama unutma ki bende zeki bir adamım." elimdeki son bardağı koyup tamamen ona döndüm belimi tezgaha yaslayıp kollarımı göğsümde kavuşturdum.

"Neyden bahsettiğini anlayamadım? Senden neden kaçacakmışım?" dolabın yanından ayrılıp üzerime gelirken kıpırdamamaya çalıştım gerçi kıpırdasam nereye gidecektim? Parmak uçlarıma gelene dek durdu ben tepki de bulunamadan tezgaha yasladığım belimi tutup bedenine sertçe yasladı. Nefes aldıkça inip kalkan göğüslerimiz birdi. Heyecandan ne yapacağımı şaşırmıştım ilk kez böyle bir duygunun surlarındaydım. Boşta duran eliyle önüme düşen saç tutamlarımı çekti. Yine amansız bir pençenin eline düşerken kontrolümü kaybediyordum. Daha bir saniye önce istediğini vermeyecektim değil mi? Aynen.

"Hissediyor musun?" sesi ilahi fısıldar gibiydi. Gözleri beni içine çekerken dilim konuşmamak için diretiyordu. Her zerresini, her nefes alışverişini, her dokunuşunu hissediyordum.

"Ne yapıyorsun?" geri zekalı gibi kekelemiştim. Gülüşü dudaklarında peyda olduğunda elini çekti ama hala belimi tutuyordu. Asıl farkına vardığım ellerimin olduğu yerdi.. Ben ne zaman ellerimi onun göğsüne koymuştum? Acilen bu adamın karşısında hareketlerime çeki düzen vermem gerekiyordu? Neydi onun karşısında bu denli kendimi yitirmeme sebep olan şey?

"Geç kalma, kara dev bekletilmeyi sevmez. " deyip burnuma işaret parmağıyla vurup ansızın geri çekildi. Çabucak ardımdaki tezgaha tutunurken Cihan mutfaktan çıkmıştı. Deli gibi atan kalbimin üzerine elimi koyup nefeslendim. Benimle kedinin fareyle oynadığı gibi oynamıştı namussuz herif. Kendime birkaç dakika içinde gelirken mutfaktan çıkıp Eslem ile kaldığımız odaya yürüdüm. Hala bir şeylerin etkisindeydim ama yüz ifademin sabit olduğundan emindim. Odanın kapısını açmaya yeltendiğim de içeriden gelen ses beni durdurdu.

"Gelmeni istiyorum." ses Eslem'e aitti. Telefonla mı konuşuyordu?

"Sebep?" soruma karşılık gecikmedi Barlas'ın umursamaz sesini duyduğumda şaşırdım. Bu odada baş başa ne yapıyorlardı?

"Barlas neden sadece kabul etmiyorsun?" Eslem'den hiç beklemediğim bir cilvelikte gelen ses tonuyla tam anlamıyla dumur olmuştum.

"Bana bir sebep ver küçüğüm." aman Allah'ım! Kulaklarım sahiplenici ekini yanlış duymamıştı değil mi? İçimde tarifsiz bir mutluluk nüksederken üstümü değiştirmekten vazgeçtim. Kapının kulpunu bırakıp çıkışa yöneldim hem de suratımda patlayan kocaman sırıtışımla.

&&

At çiftliğine geldiğimizde bizi muhteşem bir görüntü karşıladı. Açıkçası heyecanlı beklediğim tek şey Eslem'in bahsettiği kara dev isimli attı. Cihan'ın sahibi olduğu bir at nasıl bir şeye benziyordu en çok bunu merak ettiğimi tabi ki kendimden bile saklıyordum.

"Seyis buradadır."

"Ben beyaz meleğe gidiyorum." Eslem el sallayıp atların bulunduğu ahıra ilerlerken Barlas peşin sıra arkasından ilerledi. Evet şaşırmayın Barlas ne olduysa! gelmişti. İçimdeki küçük mutluluğu bastırıp Cihan'a baktım yine baş başa kalmıştık. Mutfaktaki anlar beynimin içinde çalkalanırken bunu yüzüme yansıtmamaya çalıştım.

"Gidelim." önden o arkasından ben giderken temiz havayı bolca soludum. Böyle yerlere gelmeye bayılıyordum. Başka bir ahır bölmesine girdiğimizde ileride hemen siyah koca bir atı temizleyen bir adam gördüm. Cihan adamın yanına ilerlerken sessiz kaldım. Adam uğraştığı işten başını kaldırıp bizi gördüğünde kocaman gülümsedi.

"Cihan'ım!" yaşlı adamın sevecen sesi bende tebessüm hissi uyandırmıştı.

"Seyis nasılsın?" Cihan, yaşlı adamın ellerindeki pislenmiş eldivene aldanmadan elini sıktı.

"Şükür diyelim hayırdır senin yolun düşmezdi buralara?" derken yaşlı adamın bakışları bana kaydı konuşma ihtiyacı hissetmiştim.

"Merhaba." ben soğuk bir selam verdiğimde yaşlı adam benim aksine sıcacık karşıladı.

"Merhaba güzel kızım yoksa Cihan'ımın gelmesine sen mi vesile oldun?" açık imayı anlamıştım.

"Seyis!" Cihan sakin bir tonla uyardı. Gülümsedim. Oyun istiyorsa oynardık değil mi?

"Bir nevi." cevabım Cihan'ı şaşırttı ona bakmadım. Eğer ona bakarsam başladığım oyuna son vermem an meselesi olabilirdi. Yaşlı adam arkasındaki ata dönüp beni işaret etti.

"Gel güzel kızım kara devle tanış." atı görmenin heyecanıyla Cihan'ın arkasından çıkıp atın yanına ilerledim. At beni gördüğünde başını yukarı kaldırıp ses çıkardı. Bu hali beni uzaklaştırmak yerine ona daha çok dokunup sevme isteğiyle tutuşturmuştu. Atın gözleri de kendi yelesi gibi simsiyahtı bu beni ürkütmedi. Onu tedirgin etmeyecek şekilde yelesine dokundum ve yavaşça okşadım. At bundan hoşlanıp kafasını yana eğip bileğime sürtündü.

"Seni sevdi." Cihan şaşkın bir tonda bunu söylerken ona bir cevap vermedim. Hayvanlarla güçlü bağ kurma yeteneğine sahip olduğumu henüz bilmese de olurdu.

"Binmek ister misin?" Seyis teklifi sunduğunda kabul etmekten çekinmedim.

"Elbette." dedim heyecanla. İlk defa ata binecektim ve açıkçası heyecanım makuldü.

"Tek başına binemezsin." Cihan ona cevap vermediğim halde konuşmasına devam ettiğinde sesi itiraz istemez gibiydi.

"Korkmuyorum ki."

"Kara dev bildiğin atlara benzemez beraber bineceğiz."

"Beraber mi?"

"Yanımda sakat bir kadın taşımak istemiyorum."

"Sen ne-"

"Hadi güzel kızım beni takip et." Seyis kelimelerimi içime gömdüğünde Cihan'a laf yapıştıramamıştım. El mecbur Seyis'i takip ettim. Ahırın alanından çıkıp çiftliğin bahçesine geldiğimizde Seyis bana bir kask verdi.

"Tamam Seyis gerisi bende."

"Dikkat edin oğlum." adam bana el sallayıp giderken şaşkındım Cihan ata baya hakimdi. Cihan atın eyerine tutunup kendine yukarı çekti ve tek seferde oturdu. Bana elini uzattığında ona aval aval bakmakla meşguldüm.

"Hadi!" derken elini havada salladı.

"Kask takmadın."

"Sen de var." bendeki kaskın ona yararı neydi?

"Cihan, kasksız binmemelisin."

"İlk olmayacak." daha fazla direteceğim esna da beni kolumdan yakalayıp yukarıya çekti. Anın etkisiyle çığlık atıp sımsıkı tutundum. Arkasına yalap şaplak oturduğumda korkudan göğsüm çıkacak gibi atıyordu. Korkum ata bindiğim için değil bu derece tekinsiz davrandığı içindi. Neden ona bir şey olacak düşüncesi beni bu kadar korkutmuştu? Bu yer kesinlikle benim ayarlarımla oynamıştı.

"Ne yaptığını sanıyorsun?!"

"Zaman kayıplarından hoşlanmam." sonra at yürümeye başladı. Cihan'a tutunmayı bırakmıştım pekala ama nereye tutunacağımı bilmiyordum.

"Sakatlanma diye buradayım cesur kız!"

"Kendim binebileceğimi söylemiştim!"

"Bir kere katır inadını bırak ve sarıl!"

"Asla!"

"Tekrar etmem." cümlesi bittiği anda at hızlandı içimden lanet ede ede beline sarıldım. Kokusu burnuma dolarken yüzümü sırtına yaslamamak için zor duruyordum. Rüzgar tenimi sıyırıp geçerken aslında Cihan'ın haklı olduğunu anlamıştım bu at bildiğim atlara benzemiyordu. Bu hızda tek başıma binmiş olsaydım muhtemelen sakat kalmaz direkt diğer tarafa giderdim. Bir süre gezdik daha önce görmediğim güzellikleri gördüm. Keyifli anımızdan sonra ahıra yaklaşırken at yavaşlamıştı. Cihan ilk önce beni indirip sonra kendi indiğinde kafamdaki kasktan kurtuldum uzun zaman olmuştu kask takmayalı. Cihan, atı okşayıp bir şeyler geveledi.

"Ne dedin?" eli atın yelesinde dolanırken bana döndü.

"Asıl kara devle tanışınca ne yapacağını merak ettiğimi söylüyordum." yutkunuşum boğazımda tıkanırken terbiyesiz imasına şuan için anlam verememiştim.

"Asıl mı?" yatmak gerekirse salağa yatmayı severdim. Cihan gülümseyip atı yerine bıraktı bana döndüğünde yüzündeki alay duruyordu.

"Sandığın kadar iyi oyuncu değilsin güzelim." koca alaycı sırıtışıyla arkasını dönüp gitti. Çok fena rezil olmuştum.

&&

Eve geri dönmemizin üzerinden saatler geçmiş olmasına rağmen hala utanç içindeydim. Bu adam sürekli beni utandırmaktan zevk alıyor olmalıydı. Sıkıntıyla alnımı sıvazlarken salona Barlas giriş yaptı.

"Migren mi?" başımı elimde gördüğünde ilk söylediği bu oldu.

"Her zamanki gibi."

"Albay mesaj attı." elimi hızla indirirken yayıldığım koltukta toparlandım. Bakışlarım hemen salonun girişine kayarken Cihan'ın duymuş olma olasılığını hesapladım.

"Yavaş ol mimlenmek mi istiyorsun?" kızgınca Barlas'ı uyardım.

"Rahat ol kuzen kuzen manava gittiler."

"Manav mı?"

"Bu mu sorun? Albay diyorum kızım." baş ağrısı düşünme yetimi de kaybettiriyordu.

"Ne söyledi?" aklıma Deniz piçi düşerken baş ağrım iyiden iyiye arttı.

"Yarın İstanbul'da olmamız gerekiyormuş."

"Yoksa bulmuş mu bağlantıyı?"

"Bilmiyorum ama yüz yüze konuşmamız gerektiğini söyledi." kafam karışmıştı madem bu kadar çabuk dönecektik neden gözden kaybolmuştuk? İçim Albayı arama isteğiyle tutuşurken evin kapısı açıldı holde Eslem'in sesi yankılandı.

"Bir daha asla seninle bir yere gelmem." yeni bir kavganın eşiğine yürüyor gibi hissetmiştim.

"Abinle düzgün konuş." ayaklanıp onlara doğru yürüdüm ve görüş alanıma girmelerini sağladım.

"Ne oluyor?" ikisi de sesimi duymanın etkisiyle bana döndü. Bir saniye bu saniye yaşanmış gibiydi.

"Ne olacak Cihangir abi hiçbir şeyi bana seçtirmedi."

"Ne kadar zekiyim." Cihan'ın gereksiz böbürlenmesine göz devirdim.

"Bunun için mi bağırıyordun?" hayret içinde Eslem'e baktım. Cihan sorum üzerine parmaklarını şaklatıp beni işaret etti.

"Tam üstüne bastın." Cihan'ın tarafını tutmuş gibi görünsem de Eslem'in anlamsız çıkışlarına bazen dayanamıyordum.

"Nalan sende mi? İnanamıyorum artık!"

"Canım yanlış anladı-"

"Sakın benimle konuşmayın." anlam veremediğim hırçınlıkla arkasını dönüp kaldığımız odaya koştu. Şaşkındım çünkü bana neden kızdığına anlam verememiştim. Aynı şaşkınlıkla Cihan'a döndüğümde bana bakıyordu.

"Yardım etmeyi düşünüyor musun?" eşikte kalan poşetleri gösterdiğinde şaşkınlığı üzerimden attım. Eğilip poşetleri elime aldığımda neden bu kadar çok şey aldıklarını sorguluyordum. Ayrıca kimse bana yardım etmezken ben neden yardım ediyordum ki?

"Bu biraz abartı değil mi?"

"Yo, bir haftalık için yeter." bir hafta mı? Barlas ile yaptığımız konuşma daha tazeyken üstüne Cihan'ın bir hafta kalacağımızı belirtmesi hoş olmamıştı. Her zamanki gibi işin içinden çıkmak bana düşüyordu.

"Ne bir haftası yarın dönmeyi düşünüyorduk." tezgaha koyduğu poşetleri karıştırırken durup bana baktı şimdi tek kaşı havadaydı.

"Düşünüyorduk?" kesinlikle detaylara takılan bir adamdı.

"Yani yeterince dinlendiğimizi düşünüyorum."

"Ben düşünmüyorum." poşetlere geri döndüğünde sesindeki umursamazlık bariz belliydi.

"Cihan bir işimiz var unutmadın umarım." tek kozum buydu ve kullanmaktan da geri kalamazdım.

"Zaten işimiz için buradayım."

"Ne demek istiyorsun?" yine neyin peşindeydi bu adam?

"Deniz burada."

"Nasıl? Bizi mi takip etmiş?"

"Deniz ile nereden arkadaş olduğumu sanıyorsun?" bu bilgi benim için yeniydi. Kökleri buraya kadar mı uzanıyordu yani?

"Sence bilerek mi geldi?" bizi takip etme olasılığı yüksekti ama üzerinden çok gün geçmişti şimdiye kadar bir pislik çıkarmış olmalıydı.

"Hayır başka bir iş üzerinde."

"Ne biliyorsun?"

"Geçen gittiğimiz dağı hatırlıyor musun?" unutmam mümkün değildi hala silahımın varlığı elimde gibiydi.

"Tabi, neden ki?"

"Bu sefer yardakçılar yok asıl kişiyle buluşacak."

Dilsiz.

Sait piçiyle tekrar karşılaşmaya hazır mıydım? Bu kez onu ziyarete giden ben mi olacaktım? Umarım ki Deniz o it ile işbirliği yapmıyordur.

"Ne yapmayı planlıyorsun?" sebzeleri koyup güzel! bir salataya başlarken işine odaklıydı. Bende öylece yan tarafında tezgaha yaslı onu izliyordum. Bu anımız beni başka bir anıya teşkil etti. Cihan ve benim asla sahip olacağımız anılara.. Hayal aleminden çıkaran yine o oldu.

"Yapınca görürsün."

"Cihan?"

"Çok konuştuk artık git." dediği gibi onunla en uzun konuşmamız olabilirdi fakat bu sohbet neden beni mutlu etmişti? Sanırım onunla didişmeden sohbet edebilmek bana anlamsız bir keyif vermişti. Bir şey söylemeden yanından çekildiğimde bileğimden tutup durdurdu.

"Asla sensiz hareket etmeyeceğim bunu bil." gözlerindeki güven duygusu içime ilmik ilmik işlerken uysal bir kedi misali başımı salladım.

Bana hiç iyi şeyler olmuyordu.

Bileğimi bıraktığında apar topar mutfaktan çıktım. Ufacık bir dokunuşunun bile bende bıraktığı etki yangındı. Salona döndüğümde Barlas yoktu bu çocuk komando olmanın hakkını veriyordu. Ben onun kadar sessiz hareket edemezdim.

Barut 

Mert: Beni götürmemiş olmanıza kırıldım, gücendim.

Emir : Boşunu başka yerde yap.

Meyra : İkizim haklı bende kırıldım Cihangir abi.

Mert : Sonunda biliyordum bir gün herkesin beni tutacağını biliyordum.

Mert : Şimdi son kozumu oynuyorum.

 

 

BARLAS KİŞİSİ GRUBA EKLENDİ.

Gözlerim yanlış mı görüyordu? Barlas'ı sahiden bu gruba mı eklemişti? İyi de bunlar ne ara samimi olmuşlardı? Şaşkınlık içinde whatsapp grubundan gelen mesajları okumaya devam ettim.

Cihan: Mert.

Cihan: Canın sıkılsın istemezsin.

Mert : Ben de onu diyorum canım sıkıldı.

Barlas: Eyvallah Mert.

Cihan: Geldiğim de seni kaçacağın delik bile kurtaramayacak.

Mert : Niye öyle diyorsunuz beyefendi? Alındım, gücendim.

Mert : @barlas ne demek kardeşim her zaman.

Emir: Sen ölmüşsün Mert kardeş, ben atarım toprağını dert etme.

Mert : Görün görün dost görün.

Meyra : Harbiden çok boş yapıyorsunuz..

Emir: Çıkabilirsin .

Meyra : Seni ilgilendirmiyor.

Emir: Ben konuştuğuma göre?

Meyra: Gerizekalı.

Emir: Aptal kız.

Meyra: Beyinsizsin.

Emir: Seninle konuşurken ihtiyaç duymadığımdandır.

Mert : Tamam lan benden daha çok boş yaptınız dağılın.

 

 

Yönetici grup sohbetini kapattı.

Emir ve Meyra'nın anlamsız atışmalarına gülüp diğer bildirimlere bakma gereği duymadan telefonu kapattım. Sanırım şu birkaç günüm iyi geçmişti, sanırım. Tabi yarın yüzleşeceğim gerçeği bilsem bu kadar erken konuşmazdım.

Devam edecek..

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bölüm : 21.11.2025 17:14 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...