
Oy ve yorumlarınızı bekliyorum..
Neyin doğru neyin yanlış olduğuna karar vermeye dün gece ara vermiştim. Tenimde hala hissettiğim sızı, Cihan'ı ve yaşadıklarımızı unutturmuyordu. Özellikle ormanlık alanda attığım her adım kasıklarımda küçük acılar yaratıyordu bu olması gereken miydi hiç bir fikrim yoktu. Albay av tüfeğiyle en önde ilerlerken arkasında ben ve hemen arkamda Cihan vardı. Kimseden tek ses çıkmıyordu. Albay ne düşünüyordu bilmiyordum ama Cihan'ın dün geceyi düşündüğüne dair teorilerim vardı.
"Albay!" en nihayetinde ses çıkaran ben olmuştum. Yavuz Albay'dan sonra başkasına Albay demek bana zor gelse de hayat bunu gerektiriyordu. Semih Albay durmadan devam etti ama bana cevap vermeyi de ihmal etmedi.
"Dinliyorum." sesi kulübedeki kızgınlığından kurtulmuş gibiydi.
"Nasıl kurtuldun?" bu yol boyunca düşündüğüm başka bir durumdu. Tüm gece ona ulaşmaya çalışsak da başarısız olmuştuk.
"Biri kaldığım evi kundakladı." bunu gayet olağan bir şeymiş gibi söylemişti.
"Ne? Anlamadım?"
"İçinde bulunduğumuz ev ateşe verildi, Ferdi'nin adamları küle dönerken kaçtım."
"Bizi nasıl buldun?" Cihan sohbetimize dahil olduğunda kasığıma bir ağrı daha saplandı. Acı çektiğimi belli etmemek için yanak içimi ısırdım. Albay , Cihan'ın konuşması üzerine olduğu yerde durup yan bir şekilde döndü. Onun durmasıyla bizde kesilirken elini cebine götürdü.
Cihan'ı vurur muydu?
Ne saçmalıyordum vurmak istese zaten elinde bir tüfek mevcuttu.
Elini cebinden aradığını bulduğunu çıkardığında ikimizin de görebileceği bir şekilde yukarı kaldırıp salladı. Ve şimşek bir kez daha orada beni gafil yakaladı.
Bilekliğim.
Cihan'ın bana bulup getirdiği bilekliğim. Yine benden kopup gitmiș, karșıma bașka bir adamın ellerinde çıkmıștı. Dejavu bu ana mı deniyordu sahi?
"Bu nasıl?" nasıl bir cümle kullandığımın bile farkında değildim.
"Kaldığınızın ağaç evin altına düşürmüşsün." kaşlarımı çattım.
"Bana ait olduğunu nasıl bildin?"
"Hep bileğindeydi fark etmek zor olmadı." kaşlarımı çatıp elinde salladığı bilekliği yakaladım. Bu bileklik ne zaman beni bırakmaya son verecekti bilmiyordum. Albay önüne dönüp yolun geri kalanına devam ettiğinde ona ayak uydurduk. Avucumda bilekliğim kasıklarımda kramp ağrısıyla bir yol kat ettik.
Ormanlık arazinin ucunda görülen ana cadde bugünün en iyi yanıydı. Cihan yol boyunca tek kelime etmemişti fakat ana caddeyi gördüğündeki yüz ifadesi değişmişti. Hala ona söylediklerimde mi kalmıştı? Yoksa içten içe pişmanlık mı duyuyordu? Belki de albayın söz ettiği ' evlilik' meselesi onu korkutmuştu. Ana caddeye az bir mesafe kaldığında oluşan çıtırtı sesleriyle olduğumuz yerde kaldık. Semih Albay av tüfeğini doğrulttuğun da kalan son bıçağıma davrandım.
"Temiz!"
"Arazinin her yerini arayın!"
"Emredersiniz komutanım!"
Komutanım?
Üçümüzün bakışları birbirimizde kaldığında Albay ilerleyip caddeye çıktı. Gördüğümüz askeri araçlar nihayet derin bir nefes aldırdığında Gökalp koşarak üzerimize geliyordu.
"KOMUTANIM!" öyle bir çoşkuyla seslenmişti ki sanki yıllarca görüşmemiş hissi yaratmıştı.
"Gökalp?" sesim, kasıklarımdaki sancı nedeniyle zayıf çıkmıştı. Bu durumum Cihan'ın dikkatini çekmiş olmalı ki bakışlarını yüzümde hissettim. Gökalp yanımıza ulaştığında otuz iki diş sırıtarak bize bakıyordu.
"Komutanım her yerde sizi arıyorduk!"
"Aradığını bulamamışsın gibi."
"Komutanım-"
"Aracı getir asker!" Albay, Gökalp ile aramızda geçen diyaloğu böldüğünde Gökalp hazır ola geçip asker selamını verdi.
"Emredersiniz Albayım!" hızla yanımızdan ayrıldığında birkaç asker yanımıza gelip su verdi. Açıkçası o ana kadar suyun iyi geleceğinin farkında bile değildim. Kana kana içtiğim suyun ardından Cihan dayanamamış olmalı ki kolumu tutup konuştu.
"İyi misin?" yalan söyleme gereği duymadım.
"Ağrım var sadece."
"Hastaneye gidiyoruz."
"Hayır eve gideceğim."
"Unut bunu!"
"Cihan, eve gitmek istiyorum. Dinlenmem yeterli olacaktır." o an asla dememesi gereken bir şey dedi.
"Seni çok mu zorladım?" gözlerim açılabildiği kadar açıldığında Semih Albay resmen kükredi.
"Lan gevşek! Ulan hala utanmadan konuşuyor musun sen?!" Cihan'ı bu kez kolundan tutan ben olduğumda onu Albayın yanından uzaklaştırdım.
"Albay öyle bir ş-"
"Bana bak hele sen! Sen bu kızı sahipsiz falan sandın ama yok öyle bir şey."
"Albay ne di-"
"Ya edebinle gelip istersin ya da bu kızın yanına bir daha yaklaşamazsın!" bu kez beni susturmasını izin vermedim.
"Albay bunlar ne yeri ne de zamanı."
"Dün gece baya yeriymiş oysa ki." beni bir duvara çarpttırdığın da Gökalp araçla yanımıza ulaşmıştı.
"Sence de amcan fazla havaya girmedi mi?" Cihan yanımda kısık sesle konuşurken ona boş boş baktım. Ne diyebilirdim ki, etrafımda bir tane akıllı insan kalmamıştı.
Araca binip yol boyu sessizlik yemini verdiğimizde kasıklarımdaki ağrı da biraz hafiflemişti. Sanırım yürümem iyi gelmemişti. Gökalp, Barlas ve Helin'in saklandığı evin bahçesine arabayı park ettiğinde ilk inen Semih Albay oldu. Uzaktan gören biri şuan onun ne denli öfkeli olduğunu anlayabilirdi.
Eve girdiğimiz ilk anda duyduğum ses Helin'e aitti.
"Amcacığım!" cırtlak bir tonda bağırışı kafamı bellerken gözüm Barlas'ı aradı.
"Güzel kızım, nasılsın?"
"Amca neredesin sen? Hem babam gelmeyecek miydi?" babasının konusu geçtiğinde içim sıkılırken mutfaktan çıkan Barlas'ı gördüm.
"Barlas!" sesimi duymasıyla bakışları bana dönerken kaşlarını çattı.
"Neredesin lan sen?" öküzlüğü yerinde olduğuna göre gayet iyiydi demek.
"Merak etmiş gibisin?"
"Kızım ne merak edeceğim? Başıma bir bela bıraktın gittin." söylenirken hayli bıkmış görünüyordu.
"Tahmin ettiğimden daha mı kötü?"
"Kötü? Kötü bunun yanında iyi kalır be! Bir daha asla bu kızla yalnız kalmam." derken kendine tembihliyormuş gibiydi.
"Abartma istersen ne yapmış olabilir ki?"
"Abartıp abartmadığımı onunla bir gün geçirerek denemeye ne dersin?" şimdi düşününce aslında haklı olduğunu fark etmiştim. Helin ile yalnız bir gün.. Sanırım o günden sonra kendime gelmem zor olurdu.
"Dağdaki piçler bu kadar değil lan. Bu kızı benden uzak tut!" gülmemek için kendimi sıkarken Cihan aramıza dahil oldu.
"Ne o? Mahvolmuş bir halin var." Cihan'da bir darbe Barlas'a vurduğunda Barlas göz devirdi.
"Ulan bak uğraşmayın benimle."
"Hayırdır bir gergin gördüm seni."
"Sana ne lan? Kendi işine bak sen."
"İstersen başka yer bulurum sana." Cihan, Barlas'ın aksine uzlaşımcı yaklaştığında şaşkınlıkla kaşlarımı kaldırdım. Barlas böyle bir şey beklemediğini belli eder gibi duraksadığında Cihan gülüp devam etti.
"Ama merak etme Helin'i de alırız." istemsizce kıkırdarken Barlas kötü kötü bakıp
"Hasbinallah!" çekip içeriye girdi. Ardından gülerken aslında onun için de seviniyordum. Böyle olaylarla meşgul olup kendine odaklanmıyordu ve bu onun için iyi bir şeydi. Gülümseyerek Cihan'a döndüğümde gözlerindeki parıltıyla karşılaştım.
"İyi misin?" kasıklarımdaki ağrı artık yok gibiydi.
"İyiyim. Cihan sabah söyle-"
"Bu konu hakkında konuşmayalım. Sadece kendine dikkat et olur mu?"
"Cihan ama-"
"Camgöz, ne sen bir şey söyledin ne de ben bir şey duydum. İlk defa bir şey mahvolmasın diye çabalıyorum." sahiden çabalıyor muydu? Sabah ki tepkileri hiç de öyle der gibi değildi.
"Emin ol bende."
"Güzel." bir süre susup gözlerimizle konuştuğumda Semih Albayın sesi yükseldi.
"Nalan!" aceleyle geri döndüğümde bizi basmamıştı, içeriden sesleniyordu. Rahat bir nefes alıp içeriye adımlarken Cihan da arkamdaydı. İçeriye girdiğimiz de durum şuydu; Gökalp bilgisayarının başında, Helin ve Barlas karşılıklı koltuklarda birbirine ölümcül bakışlar atıyor, Semih Albay ise elinde telefonla bana bakıyordu.
"Neler oluyor?"
"Arıyor." kimin olduğunu sormadım, çünkü düşmanımı artık dostumdan iyi tanıyordum.
"Kim arıyor amca?" Helin'in aksine. Barlas koltukta dikleştiğinde Semih Albay ona izin vermeden konuştu.
"Helin şimdi senden konuşma boyunca sessiz kalmanı istiyorum."
"N-neden?" sanki başına gelecekleri hissetmiş gibi titremişti.
"Lütfen kızım bana yardımcı olacağını biliyorum." Helin sessiz kaldığında, Gökalp konuştu.
"Konumu hallettim komutanım!" Gökalp'tan aldığı işaretle aramayı yanıtladı ve o an evin içinde yıllanmış gür sesi işittik.
"Ecdadını sikeceğim lan senin!" Helin babasının sesini duymasının verdiği etkiyle koltuktan kalkarken Barlas hızlı bir atakla Helin'i tuttu.
"Sakın!" sesi fısıldarken bile sertti.
"Abicim bu ne hoş bir sürpriz!" Albay alaycı bir şekilde konuştuğun da bu Ferdi Kaya'yı daha da delirtti.
"Bana bak ulan bana! Ben bunca seneyi heba etmem anladın mı?!"
"Helin buna değmez mi demek istiyorsun yani?" bu kez kışkırtmaya geçmişti.
"Helin için ülkeyi ateşe vereceğimin farkındasın, sikik sikik konuşma!" bu adamın küfür etmediği tek bir anı bile düşünemiyordum. Helin, babasının küfürlerini işitirken hem şaşkın hem de ne yapacağını bilemiyormuş gibiydi. Barlas'ın elini sıkı sıkı tutuyor öylece amcasını izliyordu.
"Her neyse ne yaptığın değil ne yapacağın beni ilgilendirir. Beni kaçırdın, ölümle yüzleştirdin şimdi hamle sırası bende." Semih Kaya ciddileştiğinde bende ona dikkat kesilmiştim.
"Yaptığın hamleyi elinde patlatırım."
"Hiç sanmıyorum. Sana yirmi dört saat veriyorum eğer yirmi dört saat içinde teslim olmazsan kızını bir daha asla göremeyeceksin!" Semih Albay'ın yüzünde blöfe dair iz yoktu, sahiciydi. Helin konuşmaya çalıştığında Barlas onu susturdu.
"Bana bak pezevenk eğer kızımın canı yanarsa-"
"Yirmi dört saat Ferdi, süren başladı bile." deyip telefonu kapattı. Telefonu gelişi güzel salladığında Barlas artık Helin'i tutmuyordu. Helin hırsla amcasının üzerine yürürken kimse bu işe karışmak istemiyor gibiydi.
"Amca sen ne yapıyorsun?!" sesi her zamankin aksine cırtlak çıkmamıştı.
"Helin, babanla ilgili bilmediğin şeyler var."
"Nasıl bir daha beni göremeyeceğini söylersin?! Amca derhal beni bırakıyorsun!"
"Yapamam."
"Ne?!! Beni burada zorla tutamazsın!"
"Helin seni bulmam çok zor oldu şimdi benden öylece bırakmamı bekleme."
"Sakın amca sakın! Sakın bana önemliymişim gibi davranma!"
"O nasıl söz? Elbette önemlisin!" Semih albayın sesi şaşkın ve kırgın çıkmıştı.
"Sen beni hiç aileden görmedin ki!"
"Helin bu çok öncedendi biliyorsun."
"Hayır bilmiyorum çünkü artık bunun bir önemi kalmadı!" Semih albay oturduğu koltuktan kalktığında Helin ile aralarında mesafe yoktu.
"O da ne demek?"
"Şu demek; bundan sonra seni amcam olarak görmüyorum demek. Madem ki ben burada rehineyim ona göre davranacağım!"
"Helin k-"
"Sakın! Sakın bir daha bana kızım deme. Bana kızım diyebilecek tek kişi babam duydun mu? Senin çocuğunun olmamış olması babamın suçu değil, artık bunu anla!"
"HELİN!" Semih albay gürlediğinde hepimiz irkildik. Helin kelimelerinin nereye gittiğini unuttuğunda sustu, bir şey söylemek istese de artık kendi dili buna izin vermezdi. Semih albay Barlas'a dönüp bir saniye bile tereddüt etmeden konuştu.
"Odaya götür ve kilitle, kaçmayacağından emin ol."
"Amc-"
"Bu dakikadan sonra bu evin içinde benim kurallarım geçecektir herkes böyle bilsin."
Bu, salonda geçen son konuşma olmuştu.
&&
Saatler sonra Cihan işlerini halletmek üzere evden ayrılmış bende en nihayetinde bir duş alabilmiştim. Evin bahçesindeki çardakta tek başıma oturur haldeydim, kasıklarımdaki sızı kaybolmuştu bunun için lokma bile dağıtabilirdim. Kendimi bildim bileli regl sancısından nefret eden biriydim şimdi böyle bir sızıyı çekmek nefretimi daha da taze tutmuştu.
"Ata?" Semih Albayın sesini yanı başımda işittiğim de daldığım gökyüzünden bakışlarımı çekip ona yönelttim. O da kendine bir çeki düzen vermiş, üzerine rahat bir şeyler giymişti. Ona bir cevap vermediğimde hemen karşımda yerini aldı. Gözleri yorgun, yüzü solgun duruyordu.
"Sormayacak mısın?" benimle bir şeyler paylaşmak istediğini bu sorusuyla açıkça belli etmişti.
"Sen anlatacak mısın?" Helin'in neden öyle konuştuğunu merak etmiyor değildim.
"Göreve başlayalı üç yıl olmuştu. İlk görev yerim Şırnak'tı, ilk başlarda Ferdi mesleği bırakmamı istedi. Bu mesleğin karşılaşacağı her pislikle karşılaşmış bir adamdı. " konu biyolojik babama uğradığında gergindim. Ne tuhaftır ki karşılaştığı pisliklere dönüşmüş bir adamdı o. Konuşmadan beklediğim de devam etti.
"Şansa bak ki abimin komutan olduğu birliğe atanmıştım. Fakat bunun şans değil bir sınav olduğunu daha sonra anlamıştım. Ferdi'nin düşmanları çoktu bu yüzden asla takip edemezdin, bende o düşmanlardan birinin kızına aşık oldum." bir balyoz alnımın çatasına dank ettiğinde irkildim.
"Ne?!"
"Evet bir teröristin kızına aşık oldum." herkesten bekleyebilirdim pekala ama Semih albay aklıma gelecek bir isim bile değildi.
"Kız babasının terörist olduğunu bilmiyordu gerçi başlarda bende bilmiyordum Ferdi sağ olsun öğrenmiş olmuştum ama her şey için çok geçti." kaşlarımı çattım.
"Her şey için derken?"
"Sahra benden hamileydi." tamam Barlas'a hak vermem gerekirdi böyle şak diye gerçekleri öğrenmek bünyeye hiç iyi gelmiyordu.
Sahra..
"Ferdi elbette bunu da öğrendi ve ilk iş Sahra'yı öldüreceğini söylemişti. İlk o zamanlar kendini kaybetmişti, artık vatanına sadık bir asker değildi." kızgınlık her yerimi ele geçirirken düşüncelerim boğuktu, hamile bir kadını öldürecek miydi sahiden?
"Sonra onu koruduk."
"Koruduk?"
YILLAR ÖNCE, ŞIRNAK
Semih, abisinin dehşetinin haberiyle oradan oraya savruluyordu. Sevdiği kadını, Sahra'sını hiç acımdan öldüreceğini söylemişti.
O Ferdi Kaya'ydı.
Acıma duygusu yoktu.
Aklına gelen tek bir isim vardı, ne kadar nefret etse de ismini her işittiğin de kalbi sıkışsa da başka bir seçeneği kalmamıştı. Tuşlu telefonunun rakamlarına basarken parmakları titriyor, her an vazgeçmeye çalışıyordu. Numara çevrildiğin de her şey için çok geçti, kader yazılmaya başlamıştı.
"Ne arıyorsun lan beni?" alışık olduğu kızgın ses tonunu duyduğunda içinden kendini sakinleştirdi Semih.
"Neredesin?"
"Sana ne lan göt?!" karşısındaki adam hiç sakin kalmıyor üsteledikçe üsteliyordu.
"Bir konu var." Semih çabalamaktan asla vazgeçmedi.
"E bana ne amına koyayım?"
"Konu Sahra." Semih, sevdiği kadının ismini telaffuz ettiğinde karşı taraftaki adamın sesi soluğu kesilmişti. Bir yutkunma sesi, ardından az öncekine nazaran sertliği kaybolmuş ses konuştu.
"İstanbul'dayım."
"Adresi verecek misin?"
"Otogardan karşılarım." deyip telefonu kapattı. Konuştuğu adam, çocuğunu taşıyan kadına yıllardır vurgun olan bir adamdı.
Sahra, onun çocukluk aşkıydı.
Bu yüzden asla sorgulamaz her ne yaşanmış olursa olsun ilgilenmekten goçunmazdı.
Semih bir çözüm bulmanın sevinciyle sevdiğine koşarken aslında bir felakete gittiğinden habersizdi.
Semih ve Sahra bir gün sonra kendilerini İstanbul'un otogarında adamı beklerken buldular. Semih'in işten izin alması ne kadar zor olsa nihayetinde başarmıştı.
Tamamen siyahlara bürünmüş bir adam karşılarında dikildiklerinde Sahra'nın yüreği pare pare olmuştu. Genç kız onları kurtaran kişinin bu adam olması kendini daha suçlu hissetmesine neden olmuştu.
"De-"
"Beni takip edin." kara kaşlı kapkara gözlü adam ikisinin de konuşmasına fırsat vermeden ilerlemeye başladı. Genç adam iki aşığın önünden ilerlerken her adımında sırtına geçirilen bıçakları canlı canlı hissetmişti. Tek düşündüğü Sahra'yı korumaktı. Hepsi birden genç adamın arabasına yerleştiklerinde Semih daha fazla susmaya dayanamadı.
"Demir, bulunmamamız gerek." Demir Ata, dikiz aynasından Semih'e gözlerine diktiğinde orda yanan yangının farkındaydılar.
"Tereddüt mü ediyorsun?"
"Sadece dikkatli oluyorum."
"Burası benim şehrim, buradan benden habersiz kuş bile uçamaz." Demir'in sözleri üzerine Semih sessizce ardına yaslandı.
Demir Ata, İstanbul'un en büyük mafyalarından birinin lideriydi. Semih her ne kadar asker olarak onu yakalaması gerekse de şuan Sahra için her şeyi görmezden geliyordu. Yol akıp İstanbul'un gürültüsünde kaybolduklarında Demir artık sorması gereken sorulara geçmişti.
"Ne oldu?"
"Abim, Sahra'yı öğrendi." Demir, elinin altındaki direksiyonu sıkarken gözleri sadece yola odaklıydı.
"Öldürecek." Demir'in ağzından çıkan tek kelime bu olmuştu. Sahra söndüğü koltukta camdan dışarıya bakıyor, özlediği İstanbul ile hasret gideriyordu. Semih Kaya bir an için Sahra'nın hamile olduğunu söylemek istese de bundan vazgeçmişti, Demir yeterince sinirliyken daha da çıldırtmaya gerek yoktu. Araba bahçeli bir evin önünde durduğunda Semih ve Sahra'nın bakışları her yerdeydi. Demir bir şey söylemeden arabadan çıktığında genç çift de onu takip etti.
"Burası kime ait?" soru Semih'tendi, Sahra sanki konuşmaya yemin etmiş gibiydi.
"Benim." Demir Ata bir an bile tereddüt etmeden konuştuğunda kaşlarını çattı.
"Seninle yaşayamaz." Semih'in içini bir kıskançlık avladığında Demir'in eve giden adımları duraksadı.
"Seninle nasıl yaşadığını da gördük."
"Ona bir şey olmasına asla izin vermem!" Semih bir çırpınış içerisine girdiğinde Demir evin kapısını açıp onlara döndü. Sahra, Semih'in arkasında öylece durmuş eve hayranca bakıyordu.
"Ev benim üzerine kayıtlı fakat parasını sen ödeyeceksin."
"Sen burada yaşamıyor musun?"
"Hayır, dün aldım." derken bakışları Sahra'ya kalmıştı. Genç adam içinden cümlesini devam ettirdi ' Sahra için aldım.' Sahra, Semih'in ardından çıkıp korkmadan, ürkmeden çocukluk arkadaşına ilerledi. Demir, kendine adım adım yaklaşan güzeller güzeli papatyasına içi giderek baktı.
Sarı papatyasıydı o, hep öyle kalacaktı.
Sahra, Demir'in önünde durduğunda minnettar bir ses tonuyla konuştu.
"Teşekkür ederim Demir." Demir o an nasıl yutkunacağını bile bilmiyordu. Yine de asla yıkılmaz duruşundan ödün vermeden başıyla onaylayıp kendini evin içine attı.
Yanıyordu.
Öyle ki sanki cehennemi şimdi yaşıyordu.
Sevdiği kadın gözlerine bakıp sadece teşekkür ediyordu ama Demir Ata öyle bir aşkın pençesine düşmüştü ki tek bir kelimeyle bile mahvoluyordu. O akşam Demir onların yanına hiç çıkmadı. Çıksa ne olacaktı? Gözlerinin önünde dönen aşka şahit olmaktan başka ne yapabilirdi ki?
Demir Ata, Sahra'ya beş yaşından beri aşıktı. Aynı mahallenin çocuklarıydı onlar yedikleri içtikleri ayrı gitmezdi. Hatta kız kardeşi Nazlı onu delicisine Sahra'dan kıskanırdı.
Nazlı..
Demir'in yaralı miniği..
Anneleri Nazlı'yı doğururken vefat etmişti o andan beri sadece Demir, kardeşine analık babalık etmişti. Demir sabaha kadar uyumayıp olanları, olacakları düşündü. Ferdi Kaya'nın burayı bulması uzun sürmezdi bu yüzden kendilerine yeni bir yol çizmek zorundaydılar. Demir salona girdiğinde Semih ve Sahra'yı sarılırken bulduğunda koskoca adam neredeyse bayılacaktı.
"Konuşmamız gerek." sessiz salonda yankılanan gür sesiyle çift birbirinden ayrıldı. Demir kendini karşılarındaki tekli koltuğa bıraktığında pür dikkat onu izlediler.
Demir Ata.
Sözünün geçmediği kimse olmayan adamdı.
Sadece kalbi, kalbi söz dinlemiyordu.
"Ne oluyor sabah sabah?" Semih merakla konuştuğunda Demir konuya girdi.
"Ferdi'nin burayı bulması uzun sürmez. Bu yüzden başka bir yer bulmalıyız."
"Başka yer olmaz Demir, kimseye güvenemeyiz." Semih çıkış yaptığında Demir göz devirdi.
"Sen nasıl asker oldun ben hala şaşıyorum ya neyse. Kızı öyle bilmediğimiz bir yere bırakacak halimiz yok birkaç gün Nazlı'nın yanında kalırsınız." dediğinde Sahra atıldı.
"Olmaz! Bu kez babam bulur, Nazlı'yı tanıyor." Demir öfkeyle dişlerini sıktı. Kendisi ne kadar iyi bir adam olmasa da bir teröristin kardeşini tanıması canını sıkmıştı.
"Buradan başka yere gidemeyiz Demir." Semih üsteledi, Demir sinirden bambaşka bir dünyaya karıştı. Demir başka bir plan arayışına geçtiğinde her şeyin boşa olacağını sadece birkaç saniye sonra kavrayabilecekti. İçi içine sığmadığında oturduğu koltuktan kalktı, evi gezindi Sahra'ya uzun uzun baktı.
Sanki son kez baktığını hisseder gibi baktı.
"Galiba buldum." Semih bulduğu fikri heyecanla anlatmak üzereydi ki her şey için çok geç kalınmıştı. İçinde bulundukları kapı ardına kadar açılıp etrafları sarıldıklarında ne Demir ne de Semih silahlarına davranabilmişlerdi.
"Yat yere lan it!" Ferdi Kaya, Demir Ata'ya doğrulttuğu silahıyla tepeden bakarken kaygısızdı. Ve geleceğine baktığından bi'haberdi.
"Yatırsana puşt!" diye resmen tükürdü Demir.
"Abi yapma!" Semih, abisine yalvarırken çaresizdi. Sahra, iki adam tarafından tutulmuş evin ortasında dizlerinin üstüne çökmüş bir halde ağlıyordu.
"Sana dedim Semih, bu kızı ve bebeğini öldürmeden bana gün yüzü yok dedim!" Demir bir an ne işittiğini algılayamadı.
Bebeğini mi?
Demir'in gözleri Sahra'nın karnına kaydığında genç kızın sıkı sıkı sarıldığını gördü. Sevdiği kadın, başka bir adamdan olan canı içinde taşıyordu. Yüreği buz keserken artık aşkın kapısını kilitlemiş kini kendine görev edinmişti.
"Bana bak lan ibne, sıkıyorsa gel bana sık!" Demir kendini öne attığında onu tutan adamlarla onunla sarsıldı. Demir zayıf kuru bir adam değildi, aksine kalıplıydı ve bir devi andırıyordu.
Kara devi.
Ferdi Kaya komik bir olay varmışcasına gülmeye başladığında Demir dişlerini sıktı.
"Havlama lan it!"
"Söyle adamlarına bıraksın, o zaman kim miyavlıyor görürüz." diye diş gösterdiğinde Ferdi Kaya kendine edilen kedi imasıyla şuurunu yitirdi.
"Demek oyun istiyorsun pezevenk, al sana oyun!" Demir Ata'nın tam topuğuna bir kurşun sıktığında acıyla inledi. Sahra gördüğü görüntü karşısında çığlık atarken yakardı.
"DEMİR!!" Demir acıyla inlerken Semih olanları kavrayamıyordu.
"Abi ne yapıyorsun sen kendine gel! Sen askersin, terörist değil!"
"Bana ne yapacağımı söyleyemezsin! Sen bu kızı kaçırdın ya işte o zaman bizim kardeşliğimiz bitti lan!" Semih abisinin kendisini silmiş olmasına bir anlam yüklemedi, zaten böyle birine abi demeyi artık kendine yediremiyordu.
"Buradan çıktığında peşinde olacağım." Semih'in ilk gözünü kararttığı an o andı. Ferdi Kaya bu sözlerle daha da hırslandığında bu kez namlunun ucu Sahra'daydı.
"Bana bak lan şerefsiz! O kıza dokunursan seni sike sike anırtırım!" Demir acısına rağmen sevdiği kadını korumaya çalışsa da nafileydi.
"Abi yapma!" Semih, tutulduğu adamlardan kaçmaya çalışsa da boşaydı. Sahra kendine tutulmuş namluya ilk defa korkmadan, ürkmeden baktı.
"Semih." sesi ağlayan haline rağmen düz çıkmıştı. Sahra öleceğini, bu hayattaki son nefesinin olduğunun artık farkındaydı.
"Gülüm korkma, hiçbir şey olmayacak." Semih bir çocuk gibi ağlarken çaresizdi.
"Semih eğer kızım olsaydı adını ne koyacaktım biliyor musun?" Sahra bambaşka bir şey söylediğinde Demir ve Semih şaşkındı.
"Ne?" bu bir soru değil şaşkınlık ifadesiydi fakat Sahra bunu anlayabilecek bilinçte değildi.
"Nalan."
Silah patladığında, herkesin kulağında tek bir kelime yankı yapıyordu.
Nalan..
GÜNÜMÜZ
"Kiminle korudunuz Semih albayım?" Semih Albay gözlerimin içine dalıp gitmişken sesimin tonunu yükseltmiş kendine gelmesini sağlamıştım. Semih albay bir transtan uyandığında hayliyle dalgındı.
"Albayım iyi misiniz?" etrafına bakındı sonra burada olduğunu anlayınca derin bir soluk verdi.
"Ne oldu?"
"Bir soru sordum sonra daldınız gittiniz." kaşlarını çattı.
"Ne sormuştun?" tekrar sormak içimden gelmemişti açıkçası. Sanki geçmişe gitmek onu kötü etkilemişti.
"Dinlenin isterseniz." ayağa kalktığımda evin içinden gelen zil sesiyle kaşlarımı çattım. Cihan dönmüş olabilir miydi? Semih Albay da benimle birlikte ayaklandığında konuştu.
"Birini mi bekliyorduk?" omuz silktim.
"Hayır, Cihan gelmiş olmalı." beraber bahçeden çıkıp evin içine geçtiğimiz de homurdandı.
"Bu herif hep yanında mı dolanacak?"
"Neden?"
"Haz etmiyorum heriften." derken yüzünü buruşturmuştu. Dayanamayıp kıkırdarken kapıya gelmiştik bile.
"Oysa ki o size bayılıyor." kapıyı açıp kendime çekerken Cihan'a bakmadan konuştum.
"Öyle değil mi Cihan?" bakışlarım Semih Albayda iken, onun bakışları kapıya dönmüş tebessüm eden yüzü düz bir duvara dönmüştü. Bu bakış, Cihan'ı gören bakışlar olamazdı. Hızla önüme döndüğümde karşımda ellilerin ortasında bir adam, elleri paltosunun cebinde Semih albaya bakıyordu. Adamın kara gözlerinden hiç bir ifade geçmezken yıkılmaz görüntüsü de ayrı bir hava katıyordu.
Bu yaşta böyle görünmesi mucizeydi.
"Semih Kaya?" sessizliği bozan ilk o olmuştu. Kalın sesi sert ve emreder tondaydı. Eğer Semih değilsen öldürürüm der gibiydi.. Semih albay kendi yaşadığı andan çıktığında yanımdan geçip görüş alanımı kesti.
"Burada ne işin var?"
"Yıllar sonra böyle karşılanmayı beklemiyordum." düşmanı falan mıydı?
"Albayım bir sıkıntı mı var?" ne kadar karışmak istemesem de duramamıştım. Albayın arkasından çıkıp adamın görüş alanına girdiğimde kara gözlerin hedefindeydim.
"Albay oldun demek." derken alaycıydı. Semih albay bana dönüp konuştu.
"Sorun yok, içeri geç Nalan."
"Aslında bir sorun var, Nalan." Semih albayın hemen ardından konuştuğunda bir adım daha atıp dibimizde bitti.
"Siz kimsiniz?" derken bulmuştum kendimi. Bunu söylediğimi fark etmem çok sonra da olsa iş işten geçmişti. Adam cebindeki elini çıkarıp bana uzattığında geçmişin elini sıkmayı huy edinmeye başladığımı o an anlamıştım. Geçmișten gelen el, bu kez geleceğimi tașıyordu.
"Ben, Demir Ata."
Devam Edecek…
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 11.57k Okunma |
2.19k Oy |
0 Takip |
39 Bölümlü Kitap |