
Yorum ve görüşlerinizi bekliyorum..
"Hiç bir şey geçmedi aranızda yani?"
"Ne geçsin isterdin Meyra?"
"Ne biliyim güzel bir hata yapardınız belki." derken şirin olduğunu düşündüğü bir sırıtış sundu. Ona gözlerimi devirip masamı silmeye devam ettim.
"Bana anlattıklarından sonra mı?" onu arkama aldığım için artık nasıl bir yüz ifadesinde olduğunu bilmiyordum. Dün gece Cihan'ın dediği gibi kendime bir oda seçtim ve uyudum açıkçası tüm günün yorgunluğundan sonra daha fazla tartışmaya mecalim kalmamıştı. Seçtiğim oda da uyandığım da Cihan gitmemiz gerektiğini söylemiş ve beni mekana bırakmıştı. Neler olduğunu defalarca kez sordum ama beni her zaman ki gibi yanıtsız bıraktı. Bu işte benim de olduğumu unutmaya başlamıştı hatırlatmanın vakti gelmiş geçiyordu bile. Meyra'nın isteği kesinlikle Cihan ile aramızda bir şeyler geçmesi üzerine olması beni şaşırtıyordu, bana anlattıklarından sonra nasıl onunla bir şeyler yaşayabilirdim ki?
"Masa aşındı artık." Emir'in sesini kulağımın dibinde hissettiğimde masayı bırakıp ona döndüm.
"Sonra arkamdan laf etme, ne istiyorsun?" son izlediğim videodan sonra artık ona karşı daha dikkatli davranıyordum, düşman mıydı dost mu çözmekle çelişkideydim.
"Bu sinirinin nedenini merak ettim sadece "
"Abinin nerede olduğunu biliyor musun?" kollarını göğsünde kavuşturup omzunu silkti. Ona Cihan'ı sormamı bekliyormuş gibi hiç şaşırmadı.
"Bilmiyorum ayrıca bunu neden sana söyleyeyim?"
"Önemli bir mesele olmasa sormam."
"Dediğim gibi bilsem de sana söylemem." elimdeki bezle boğazını sıkmama ramak kalmıştı, Cihan'ın nerede olduğunu eşek gibi biliyordu amacı beni kıvrandırmaktan başka bir şey değildi. Yine de herkesin sağlığı için sinirimi yutup ondan uzaklaştım. Cihan'ın çocukluk hikayesi hala beynimin içindeydi hikayesinin bilmediğim kısmında neler yaptığını deli gibi merak ediyordum. Beynimdeki soru kitlesiyle işime devam ederken, Mert aceleci adımlarıyla bara giriş yaptı.
"Selam millet ve güle güle!" ne yaptığını anlamak için ona döndüğümde barın arkasından bir şey aldı ve koşarak kapıya gitti. Fırsat bu fırsat deyip üzerimdeki önlüğü bile çıkarmadan arkasından hızla ilerledim. Emir söylemese de Mert'ten öğrenmesini bilirdim.
"Nereye?!" arkamdan Emir ve Meyra'nın bağrışlarına kulak asmadım. Mert aracına binmeden önce onu yakalayıp kolundan tuttum. Bugün daha meraklıydım ve asabiydim.
"Hey, ne oluyor?"
"Cihan nerede? Ona mı gidiyorsun?" sorum netti ve istediğim cevapta öyle. Kolunu benden kaçırmak istediğinde daha sıkı tuttum kurtulması mümkün değildi.
"Abim mi? Bi-lmiyorum." sesi titremişti ve açık açık şaşırdığını belli ediyordu. Bu şaşkınlığı Cihan'ı sormama mı yoksa onu hırpaladığım için miydi kestiremiyordum.
"Elbette biliyorsun. Yalan söylemekte pek iyi değilsin, öt!"
"Bak beni zora sokuyorsun bilmemen daha iyi."
"Benim için neyin iyi olup olmadığına ben karar veririm. Şimdi arabaya biniyoruz ve beni Cihan'a götürüyorsun."
"Ne? Sen delirmişsin!"
"Bin!" deyip onu yolcu koltuğuna geçirdim. Delirdiğimi söyleyen ilk kişi değildi bu yüzden ona pek kulak asmıyordum. Kendim hızla şoför koltuğuna yerleşirken Mert telefonu çıkarmakla uğraştı. Ondan önce davranıp telefonunu kaptığım gibi cebime attım.
"Şimdi sen tarif ediyorsun ve az önceki gibi asla yanlış bir harekette bulunmuyorsun."
"Nalan sen iyi misin?" gözlerimin karardığını hissederken ona susmasını emrettiğim bakışımı sundum. Sinirliydim. Bu sinir sürekli oyunun dışında bırakılmamın yanı sıra artık belirsizliklerden de yorulmaya başladığımın resmiyetiydi. Eğer Cihan sabah sorularıma cevap vermiş olsaydı şuan bu durumda olmayacaktım.
"Hiç olmadığım kadar."
"Abim bundan hoşlanmayacak."
"Abinin neden hoşlanacağını umursuyor gibi miyim?"
"Sormaya korkuyorum ama menstrual döngünde falan mısın? Hiç senlik hareketlerde bulunmuyorsun."
"En başta yapmam gerekeni şimdi yapıyorum, hak ettiğiniz gibi davranıyorum." derin bir sessizlik yaşansa da yolu tarif etti. Umudum beni yanlış yönlendirmemesiydi yoksa ona iyi bir dayak atabilirdim.
"Ne aldın oradan?"
"Ne?" bu adamın bugün beni anlamazlıktan gelişleri sinirime dokunuyordu.
"Bir daha sormayacağım, barın arkasından ne aldın?" uyarımı baştan yaptığımda ciddi olduğumu anlamak için yüzümü ezberledi. Nihayet pes etti.
"Deniz'in malını." hızım yüz sekseni aşarken Mert koltuğa sıkı sıkı tutundu. Onu korkutmayı istememiştim sadece işin içinde neler döndüğünü anlarken zorluk çekmekten nefret ediyordum.
"Deniz'in malı mı? Sahiden orada mı saklıyor?" Mert güldü ama komik olduğu için değildi gülüşü.
"Hayır, sattırıyor." aylardır gözümün önünde mi dönüyordu yani?
"Kime?" içimden bir ses Emir dese de imkan vermek istemiyordum. Barda o duruyor diye onun satacağı anlamına gelmezdi değil mi?
"Geldik." dediğinde kendimizi bir balıkçı restoranın önünde bulmuştuk. Hızlı bir manevrayla arabayı otoparka park ederken Mert de ki endişe gözle görülürdü. Araçtan indiğimizde bir adım gerimden geliyordu. Ya az önceki olacaklardan kaçıyordu, ya da benden.
"Konuştuklarımız aramızda o kişinin kim olduğunu bana söyleyeceksin."
"Bunu yapabileceğimi sanmıyorum."
"Göreceğiz." camdan kapıyı itip balık kokan mekana girdiğimiz de içerisi bomboştu. Ciddi anlamda boş garson bile görünür de yoktu. Beni kandırma ihtimalî hala orada yatıyordu.
"Beni yanlış yere mi getirdin?" öfkeyle Mert'e döndüğümde arkamda bir çift topuklu ayakkabı sesi duyuldu.
"Üzgünüm."
"Sen gidebilirsin Mert." arkamdan tanıdık bir kadının sesini duyduğum da Mert üzgün gözleriyle mekandan çıktı. Yönümü kadına çevirdiğimde karşımda kanlı canlı duran Hanzade'den başkası olmadığını gördüm. Tüm kadınsılığıyla ile karşımda durmuş dudaklarına sürdüğü on kilo kırmızı rujla bana gülümsüyordu. Gülüşü sahte, yüzündeki kırışıklıklar yaşadığı yaşı hayatı ele veren cinstendi.
"Yöntem için kusura bakma seninle tanışmak istedim. " gerildim ama korkudan değildi. Aklımdaki düşünceler netti ona baktıkça Cihan'ı görmek içimdeki nefreti köklüyordu.
"Sebep? Söylesen gelirdim ucuz numaralara gerek yoktu." sesim istediğim gibi sert çıkmıştı. Camın yanındaki bir masanın önündeki sandalyeyi çekip oturdu mini eteğini umursamadan da bacak bacak üstüne attı. Bu kadar rahat oluşu beni bile rahatsız ederken onun hiçbir şey yokmuş gibi davranması tuhaftı. Cihan'ın yanında da mı böyleydi? Bir saniye, konumuz kesinlikle Cihan olmamalıydı.
"Otursana uzun bir sohbet bizi bekliyor." postallarım zeminde sert ses çıkararak kadının bulunduğu masaya ilerledi. Bu ortamda iki zıt kadındık ve şimdi karşı karşıya gelişimiz absürt bir komediyi andırıyordu. Ne tesadüf ki onunla tanışmayı bende istiyordum. Sandalyeyi zeminde ses bırakarak kenara çektim ve tam karşısına oturdum onun aksine bacağımı kırıp diğerinin üstüne erkeksi bir tavırla attım.
"O gün evimize geldiğinde tanışma fırsatı yakalayamamıştım nihayet yüz yüze gelebildik."
"Bu merak neden?" ne istiyor olabilirdi ki? Benimle tanışmak onun için neden bu kadar önemliydi ya da sadece oğluna düşman bir kızı kendi halledecekti.
"Cihangir'in nasıl bir kızla beraber olduğunu bilmek istedim."
"Beraber derken?" şaşkınlık sesimdeydi. Ayrıca ona neydi? Mesele oğlu olması gerekmez miydi? Gerçi böyle bir kadının anneliğine şaşmamak gerekirdi.
"Tatlım, Cihan'ın yanında kadın taşıdığı görülmemiştir o genelde silah taşımayı tercih eder. " neden sağ yumruğumu yüzüne geçirip her şeye son vermiyordum? Böylelikle beyin felciyle öteki tarafa giderek ülkeye de derin bir nefes verdirmiş olurdum.
"Bu seninle konuşacağım bir konu bile değil. Sade de gel asıl amacın ne?"
"Çok asabisin aynı Cihangir gibi. Birbirinizin sonu olmadan ondan uzak durmanı rica edeceğim." şaka mıydı bu? Kadından oturup ilişki tavsiyesi mi alacaktım? Sahiden dağdaki teröristleri özlediğimi hissediyordum. En azından açık oynuyorlardı.
"Pardon? Bunu sana soracağımı düşündüren nedir? Saçma salak muhabbetini bir kenara bırak ve benimle açık konuş." suratındaki sahte gülüş silinip benim gibi ciddileşti.
"Buradan gideceksin."
"Yine buna sen karar vermiyorsun tabi ki. Öyle bir şey olmayacak."
"Cihan'ın aklını bulandırıyorsun buradan git yoksa olacaklardan sen sorumlusun." bas baya beni tehdit ediyordu değil mi? Bacağımı indirip bedenimi öne indiğimde ona yaklaştım.
"Hodri meydan!" sonra bir hışım sandalyeden kalktım, kadın ona meydan okumama öfkelendi.
"Pişman olacaksın küçük kız Cihan eninde sonunda ait olduğu yere yani bana dönecek." kapıya giden adamlarım durmadı pislikle pislik olacak değildim. Kapıyı itip dışarıya çıktığımda Barlas'a çabucak buranın adresini yolladım. Burası işimize yarayabilirdi bir balık restoranından fazlası var gibi duruyordu. Mert'in de beni satıp gittiğine düşünerekten taksi durağa aramaya koyuldum fakat önümde duran tanıdık araba bu arayıştan vazgeçirdi.
Cihan.
Şoför koltuğunda oturmuş dışarı sarkıttığı koluyla camdan tüm siniriyle bana bakıyordu. Arabanın önünden dolanıp yolcu koltuğuna geçtiğim de beklemeden sürdü.
"Rahat durmayacaksın değil mi?" Albay'ın da birçok kez bu soruyu sormuşluğu vardı.
"İstediğimi vermezsen almasını bilirim."
"Sadece bekleyecektin bunun nesini anlamadın."
"Bekleyemem sabrım kalmadı." öfkem her şeyeydi ve birazdan bu öfke Cihan'a patlayacak gibi duruyordu. Kesinlikle karşıma çıkmak için yanlış zamanı bulmuştu.
"Ne konuştun onunla?" güldüm.
"Sevgilinle mi? Hiç, ayak üstü lak lak."
"Sana ne anlattı?" neyi bu kadar sorguluyordu? Aşk hikayesinin ortaya çıkmasından mı korkuyordu yoksa?
"Seni ilgilendirse sana anlatırdı."
"Camgöz bugün hayli sınıyorsun beni." öfkeyle saçlarımı karıştırırken kendime hakim olmaya çalıştım.
"Bak unut tamam mı? Sadece işimize odaklanalım bu saçmalıklardan çok sıkıldım!"
"Sıkıldın öyle mi?"
"Aynen öyle, sıkıldım!" sesimizin volümü arttığında Cihan hızını arttırdı ve beklemediğim bir anda frene asıldığında kendimi az daha ön camdan fırlamış bulmak üzereydim. Kolumdan tutulup şok gözlerimle ona çevrildiğim de arkamızda duyulan korna sesleri bu anı hiç etkileyecek gibi durmuyordu.
"Dinle o zaman, sıkılmak neymiş gör!"
"Ne saçmalıyorsun-"
"O kadınla bir ilişkim olmadı! O kadına dokunmadım! O kadını korumadım! O kadını öpmedim! O kadını saç telinden bile kıskanmadım!"
"Ne? Ama-" gözlerinde yanan bir kıvılcım beni ruhuna hapsetti. Yüzündeki acı dolu ifadeyi dün görmüştüm, annesini anlatırken ki ifade yine oradaydı, korunmaya muhtaç bir çocuk gibi bakıyordu.
"Bazı şeyler duyulduğu gibi kalmalı. Bunu bil ama hatırlama."
"Neden? Ne saklıyorsun?"
"Bilmeni gerekeni biliyorsun işi bitireceğiz herkes kaldığı yerden hayatına devam edecek." kolumu bırakıp tekrar gaza yüklendiğinde hala ona bakıyordum. Yine bana bilmem gerekeni anlattığında yine merakım bilmediğim kısma ilişmişti. Onu birçok kez kırmış olabilirdim ama kırdığım kadar da kırılmıştım. Boğazım düğümlenirken geri yerime döndüğüm de aklımda dönen tek bir cümle vardı.
O kadını saç telinden bile kıskanmamıştı, peki kimi öyle kıskanmıştı?
&&
Uzun bir sessizlik içerisinde yol alırken Cihan son sözlerinden sonra konuşmamaya yeminli gibiydi ama benim sorumlarım onu umursayacak durumda değildi.
"O kadınla ne ilgin var peki?"
"Kurcalama diyorsam bildiğim vardır." nihayet ölümcül sessizliğini bana bıkkınca cevap vererek bozmuştu.
"Beni ona Mert götürdü farkında mısın?" bu ayrı bir konuydu onunla hesaplaşmam gerekiyordu.
"Farkındayım."
"Buna rağmen izin mi verdin? Siz ne iş çeviriyorsunuz cidden?"
"Bak etrafımda gördüğün herkes ona çalışır bu yüzden şaşırmayı bir kenara bıraksan iyi edersin. Sadece kimseye güvenmemen gerektiğini bilsen iyi olur." etrafımdaki herkes demişti ya o? Sende mi ona çalışıyorsun?
"Ya sen?" sorumu içimde tutamadım.
"Ben ne istersem onu yaparım unuttun mu?" unutmak mümkün müydü? O anda aklıma bir soru daha düştü.
"Deniz'in malını ne yapacaksın?" güldü. Yoldaki bakışlarını bana çevirirken gülümsemesi silindi.
"İşte bunun cevabını birazdan öğreneceksin." soru yağmurum tükenmemişti henüz.
"Malı kim satıyor?" Mert'e güvenmeyi artık bir kenara bırakıyordum peki Cihan'a güvenmek mantıklı mıydı?
"Meyra." hiç beklemediğim bir anda dürüstçe bana ismi verdiğinde nutkum tutulmuştu. Herkes olur da da Meyra? O melek yüzünün altında bir şeytan mı yatıyordu?
"Ne? Buna izin mi veriyorsun?" şaşkındım Meyra'nın uyuşturucu satacağı aklımın köşesinden bile geçmezdi.
"Sorularına ara ver şuan daha önemli bir işimiz var." cümlesini bitirdiğinde eskimiş bir deponun önünde durduk.
"Arkamda kal ve sessiz ol." kemerimi çözüp onu umursamadan arabadan indim, bir şeylerin sonrasında kalmak yeterince canıma tak ettirmişti. Beni koruyacağını falan sanıyordu ama bilmiyordu ki ben koca ülkeyi koruyan kadındım. Depoya onun yanında emin adımlarımla ilerlerken bana ters ters baktı. Sesimi alçak tutarak konuştum.
"Burada ne arıyoruz?"
"Bir anlaşmamız vardı, onu faaliyete dökme zamanı." hiç beklemediğim bir anda elimden tutup deponun sağ tarafına döndüğünde ona itiraz etme fırsatım kalmamıştı. Dediği gibi beni arkasında tuttu. Eğilerek arka tarafa dolandığımız da deponun arka girişinde olduğumuzu anladım. Bir koli yığının ardına sığındığımız da neyi beklediğimizi bilmiyordum. Bu bilmeyişler beni korumasız kılarken garip bir şekilde kalkanım hep Cihan oluyordu.
Ben koruyan taraftım hiç korunan olmamıştım.
"Cihan ne yapıyoruz?" sesim artık fısıltıydı.
"Deniz'in çuvallamasını izliyoruz." kutuların bıraktığı açıklıktan baktığımda Deniz ve Hanzade'yi olduğumuz yöne ayakta dikilirken buldum. Arkalarında korumaları birini bekliyor gibiydiler. Cihan pür dikkat onlara bakarken cebimden telefonu çıkarıp diğer tarafıma alıp gizliden mesaj yazmaya çalıştım. Eğer burada bir takas söz konusuysa Albay'ın bilmesi gerekiyordu. Albay'a adresi atıp ve acil olduğunu bildiren birkaç kelime yazıp gönderdim.
"Bingo!" deponun içine iki araç giriş yaptı Deniz ve Hanzade aralarındaki sohbete son verdi.
"Bunlar kim?" Cihan ile olan aramızdaki sessizliğe son verdim.
"Alıcılar. Aynı zaman da bugün eli boş dönecek kişiler." Cihan'ın yüzündeki keyif gözle görülürdü. Aklım sürekli karışıyordu madem bu insanları sevmiyordu neden onca yıldır çalışıyordu? Bakışlarımı ondan çekip tekrar olay yerine diktiğimde Deniz'in adamı çantayı karşı tarafa sundu.
"İşte başlıyoruz." adamlar çantayı alıp tam açacağı esnada depoda patlayan silah sesiyle şok oldum. Korkmadım ama beklenmediğim bir tepki yüzünden tökezledim. Cihan beni kolundan tutup arkasına çekti bir nevi kendini siper yaptı. Beline yerleştirdiği silahını çekip kutuların arasında pozisyonunu aldı. Aynı esnada belimdeki silahıma davranmak için hareketlendiğimde beni kolumdan tutup engel oldu.
"Bu olmamalıydı." silah seslerinin arasında Cihan'ın sesini zar zor seçtiğimde aklıma Albay'ın gelmiş olması düştü. Bu kez silahı boş verip telefona bakmak için yeltendiğimde Cihan kolumdan tutup başka yöne çekiştirdi.
"Ne oluyor burada tam olarak anlatacak mısın?"
"Bilmiyorum sevkiyat olacaktı ama başka bir şey dönüyor." yine çapraz ateşte kalmayı başaran ikili olarak kutuların ardından arabamıza ilerlemeye çalıştık. Şuan belimde duran silahımı çıkarıp sıkmamak için zor duruyordum. Gerçi beni engellemeseydi tam olarak düşündüğüm şeyi uyguluyor olabilecektim.
"Arabaya git ve kapıları kilitleyip beni bekle!"
"Ne? Unut bunu yanından ayrılmayacağım!" korkak gibi kaçacak mıydım? Ayrıca onu bu ateşin içinde kesinlikle yalnız bırakamazdım.
"Camgöz hiç sırası değil, ikiletme beni hadi!" deyip tuttuğu kolumdan arabanın yönüne savurdu. Dişlerimi sıkarak ve kendimi olası bir kaza kurşunundan sakınarak araca ilerledim. Burası kör noktaydı görmeleri zordu ama Cihan'ın orada kalmış olması başka bir mantıksızlıktı. Kimin tarafındaydı? Yoksa durup Hanzade'yi mi kurtaracaktı? Arabaya bindim fakat dediği gibi kapıları kilitlemedim ölüme gidecek olan ben değildim. Telefonumu çıkarıp baktığımda bildirim yoktu Albay mesajımı almamış mıydı? Cihan'ı olmamasından yararlanıp Albay'ı aradım ilk çalışta açtı.
"Kırlangıç?!"
"Mesajı aldın mı?"
"Evet ama iş bizden çıktı."
"Anlamadım? Ne demek istiyorsun?" karşıdan bir süre ses gelmedi.
"Albay ne oluyor?" kendimi tekrarladığımda konuştu.
"Kendine dikkat et, gereken yapıldı."
"Neyden bahsediyorsun? Kim yaptı?"
"Size söylemiştim bu işte sadece biz yokuz demiştim beni neden ciddiye almıyorsunuz?!"
"Ne çeviriyorsun bilmiyorum ama öğreneceğimden emin olabilirsin!" bana kızmasına ve gereksiz öğütler vermesini beklemeden telefonu yüzüne kapattım. Sinirle depoya baktığımda Cihan'ı ve yanında gelenleri gördüğümde beynim başka bir şok dalgası eşiğine düştü.
Hanzade ve Deniz tam olarak bulunduğum araca doğru geliyordu.
Cihan gayet normal bir şeymiş gibi gelip arabanın kapısını açtığında bakışları direkt beni buldu. Ben ona şaşkınca bakarken o bana kaşlarını çattı ve sonra tüm sorunumuz buymuş gibi kükredi.
"Sana kapıları kilitlemeni söylemiştim!" onu umursamadım çünkü tek odağım arka tarafa binen Hanzade ve Deniz'di. Şok içinde arkaya döndüğümde Deniz piçimsi gülüşünü yapıp el salladı.
"Selam atarlı!" Hanzade' de oğluna eşlik etmekten geri durmadı.
"Merhaba tatlım, bugün ne çok sık görüştük değil mi?!" ona göz devirip Cihan'a döndüğümde arabayı çalıştırmıştı. Ne yani orada durmasının sebebi cidden onları kurtarmak mıydı? Sinirim yükselirken Deniz susmak bilmedi.
"Kardeşim burada ne işin olmadığını söylemedin?" kardeşim kelimesi bir insanda ancak bu kadar iğrenti durabilirdi. Cihan'a yan profilden baktığımda cebinden bir poşet çıkarıp arka koltuğa fırlattı.
"Bunu unutmuşsun." Deniz şok içinde kucağına düşen uyuşturucu paketine bakarken de annesi de ondan farksız değildi.
"Nasıl?" Hanzade'nin sesi kızgın çıkmıştı.
"Malınız eksikti ama adamlar fark etmedi."
"Henüz." Deniz'in sesindeki alaycılık artık yoktu. Çantanın hala adamlarda olduğunu düşünürsek yine de bu işten karlı çıkan onlardı.
"Gelenler kimdi Cihangir?" soru Hanzade'dendi. Cihangir yola odaklanıp tek bir kelime etti.
"Öğreneceğim."
Barlas'dan
"Alfa timi, ses ver!"
"Alfa orda mısın?"
"Kurt cevap ver!" hissizlik belden aşağımı vurduğunda kulağım çınlıyordu ve görüş açık değildi. Nerede uzanıyordum belden aşağıma ne sikim olmuştu bilmiyordum tek bildiğim arabanın içinde Nalan'la ilerleyişimizdi. Ona yine uyuzluk yapma peşindeydim sonrası yoktu sonrası siktiğimin bir hiçliğiydi. Görüşüm zar zor netleştiğin de onu gördüm, Nalan'ı. Yanan pikabın içinden kendini atışını alevlerin onun ardından gelişini izledim.
Sadece izledim.
Çünkü hareket etmeye kalktığım anda hissizlik önümde bir bariyer kurmuştu. Sırtımı dikleştirdim Nalan'a seslenmek istedim onun hala nefes aldığını bilmek istedim ama engeller peşimi bırakmadı. Ve gördüğüm şey netti, sol bacağımın yerinde yeller esiyordu.
Neden hala nefes alıyordum?
Ölmeliydim.
Bunun ne demek olduğunu biliyordum.
Bu benim hikayemin bitişi hayallerimden koparılışımın anıydı.
"Barlas!" biri sesleniyordu siktiğimin acının içerisinde tanıdığım bir ses adımı haykırıyordu.
"Barlas!" sesi tanıdım ama onun burada olması imkansız değil miydi? Bunu görmesini beni böyle görmesini istemem. Sonra beyazlar içinde bana koşan o kızı gördüm, sarı saçları rüzgarda uçuşan o küçük kızı.
"Barlas!"
"Lan!" nasıl uyandığımı bilmedim sadece kendimi tehlike de hissettiğimi bildim. Ellerime yapışan boynu yok etmek istedim. Acımı bu boynu kırınca alacağımı sandım ama gözlerim gerçekliğe uyandığında vücudumun altında hapsettiğim Eslem'i boğduğumu gördüm. Bileğime yapışmış son kalan canı için çırpınıyordu. Elektrik çarpmışçasına geri çekildim. Üzerinden kalkıp yataktan çıktığım da su gibiydim siktiğimin kabusları yine peşimdeydi. Eslem'in öksük krizleri sürerken ona sırtımı dönüp odanın içerisindeki banyoya yürüdüm. Ona ne demeliydim? Özür bekliyorsa daha çok hayal kırıklığı yaşardı. Banyoya girip lavabonun önündeki çeşmeyi açıp buz gibi suyu yüzüme çarptım.
"B-barlas?" arkamda onun varlığını hissetmem uzun sürmemişti. Aptal küçük kız acıyı mı seviyordu? Havluya yüzüme silip ona döndüm gözleri yaşlı boynu kıpkırmızıydı. Uyanmasam kesinlikle boğazını parçalardım.
"Sana uzak dur dedim." evet dedim ama ondan uzak durmayan bendim. Gözlerini çekmedi, saflığına kattığı inatçılığı ona fazla yakışıyordu.
"Bağrışını duyduğumda korktum, seni öyle bırakmak istemedim. Rüyanda ne gördün?" bunu sormamalıydı beni önemsememeliydi.
"Seni alakadar etmez." havluyu kenara bırakıp onun yanından tenine değmeden banyodan çıktım çok uzun sürmeden peşim sıra geldi.
"Sayıklıyordun Barlas bana anlat lütfen." sinirlendim ama ona belli etmedim. Bir de sayıklamalar mı başlamıştı? Harika boka iyice batıyordum. Yatağın ucuna oturduğum da yere fırlattığım kazağımı alıp tek seferde başıma geçirdim Eslem pes etmedi ve yatakta yanıma oturdu. Onu boğmuşken bu kadar yakınımda durması şaşırtıcıydı.
"Eslem ne istiyorsun?" sesimin özellikle bıkkın çıkmasını sağladım. Üzgün gözlerinin üzerinden bana baktı.
"Benimle konuşmanı, sana yardım etmek istiyorum."
"Bana yardım edemezsin."
"Nereden biliyorsun? Hiç denedin mi?"
"Bak küçük kız ben senin hayır işleyeceğin bir adam değilim, ben sana kötü şeyler yapacak olan o adamım. Git, durma, beni kurtarma, bana yardım etme!" yataktan hışımla kalktığım da sözlerimin onun incitmesini istedim. Bu işin sonucu nereye giderdi bilmiyordum ama bu iş bittiğinde giden ben olacaktım.
"Beni uzaklaştırmak için yapıyorsun biliyorum ama ben uzaklaşmak istemiyorum Barlas." ona sırtım dönüktü ama yataktan kalkıp bana doğru yaklaştığını hissetmiştim.
"Bir kere sen umurumda falan değilsin!"
"Kötü bir yalancısın."
"Ben yalan söylemem." bu kadar inat onun küçük bedenine fazlaydı.
"Aynı Cihangir abi gibisin." kaşlarımı çattım ne alakası vardı şimdi? Ona arkamı dönmeyi bırakıp yüzümü gösterdiğim de ifadesi mahrumdu.
"Ne alakası var?"
"Onu çok geç tanıdım ilk zamanlar da o da senin gibiydi."
"İlk zamanlar derken?" kabul etmem gerekirse bu konu bir nebze ilgimi çekmişti. Eslem yatağa geri oturduğunda ben karşısında dikilmekten vazgeçmedim.
"Onu on beş yaşımda tanıdım bir kuzenim olduğunu bile bilmiyordum. Sanırım şu aileler arasında olan küslük biz de de vardı ama Cihangir abinin ailesi ölmüştü." bu beklemediğim bir şeydi bu konuyla Nalan ilgileniyordu ama sanırım benim de bir el atmam gerekecekti.
"Onca zaman tek başına mıymış?"
"Bilmiyoruz yani bizi yanında hiç istemedi sadece emin ellerde olduğunu söylüyordu. Yılda bir ya da iki kere görürdük ne yaptığını asla kimseye söylemezdi."
Aslında kimsin sen Cihangir Toralı?
"Şimdi neden burada?" madem o kadar yıl yoktun neden şimdi ortadaydı?
"Bunu her sorduğum da öyle olması gerektiğini söylüyor ve açıkçası son üç yıldır onun yanımda oluşuna alıştım."
Üç yıl..
Uyuşturucu ticaretinin hükmettiği üç yıl..
Timin üzerinde üç yıldır çalıştığı operasyon..
Hangisisin sen Cihangir?
"Barlas iyi misin?" daldığım düşüncelerden onun sesiyle uyandığım da Albay ile buluşmam gerektiğini fark ettim. Şimdilik Nalan'a bir şeylerden bahsetmeyecektim ama eğer şüphelerim doğruysa bu ortaya çıktığımızın resmiyeti olurdu.
"Gitmem gerek."
"Nereye? Neden?"
"Sarışın geri geleceğim ama beni takip etmekten vazgeç." koltuğun üzerinden deri ceketimi alıp üzerime geçirirken kapıya ilerliyordum.
"Barlas iyi gözükmüyorsun yanında olmalıyım." kapıyı açıp önünde durduğum da karşı karşıya ve çok yakın duruyorduk. Onu öpmek için neler vermezdim.
"Peşimden gelme seni pişman ederim." daha fazla ona bakmayarak evden çıktım. Arkamda kalbi dağılmış bir kız bıraktığımın farkındaydım.
Barlas Yılmaz bunu da umursamadı.
&&
Albay ile her zamanki buluşma yerinde buluştuğumuz da gergindi.
"Acil olan ne?" direkt konuya girmesi ondan beklemediğim bir davranıştı.
"Sen de bir şey var." kaşlarımı çattım. Boğaz manzarası bizi karşılarken bakışlarını benden kaçırdı.
"Vaktim dar evlat, söyle." hem bacağım hem de başımda inanılmaz bir ağrı mevcuttu bu yüzden gereksiz polemikler canımı haddinden fazla sıkıyordu.
"Önce sen söyle Albay."
"Lan sen çağırdın beni!" pekala konumuz bu değildi.
"Beni siktir et sende olanı dökül."
"Bir bok söylemiyorsan gidiyorum."
"Cihangir hakkında daha kapsamlı araştırma istiyorum." kaşlarını çattı böyle bir şey beklemediği açıkça belliydi.
"Bu iş Nalan'ın değil miydi?"
"İş hala onda sadece bir şeylerden emin olmaya çalışıyorum."
"Nalan'ın haberi var mı?" sinirle nefes verdim.
"Amma kafa ütüledin araştıracak mısın onu söyle!" bana ters ters baktı sonra ansızın çalan telefonuyla gerginliği daha da arttı. Ne kadar iyi bir Albay olsa da benden bir şey saklarken hep çuvallıyordu. Aramayı reddedip bana döndüğün de bakışlarımı çözmüştü ama bir şey demedi.
"Tamam bakacağım ama bir şey çıkmaz."
"Sebep?"
"Adam iyi korunuyor zaman alabilir." telefon tekrar çaldığında küfredip aramayı yanıtladı. Kendisi konuşmadan karşıyı dinledi.
"Beceriksiz herifler! Takibi bırakmayın geliyoruz!" telefonu kapattığında bana dökülmesini bekledim.
"Yardımın lazım." istemsiz sırıttım ya da sikeyim bilerek güldüm.
"Fark ettim Albayım."
"Senden bir söz almam lazım öncellikle." bu tuhaftı işte.
"Açık ol."
"Bir delilik yapmayacaksın." omuz silktim.
"Bir deliden daha ne beklersin ki?" bana onaylamaz baba bakışları atsa da hızlıca sahilden ayrıldık. Onun aracında son sürat giderken hala neyin peşinde olduğumuzdan bahsetmemişti.
"Kimin peşindeyiz Albay?"
"Bilmemen daha iyi."
"Albay bilmediğim adamı yakalayamam." sıkıntıyla nefes verirken hızını daha da arttırdı. Sonra telsizden bir ses yükseldi.
"Alfa timinin dikkatine dilsiz Zeytin köyde görüldü! Tekrar ediyorum şüpheli Zeytin köyde! " bakışlarım alev alırken hedefi Albay'dı. Telsizi kapatırken bakışlarını bana değdirmedi. Saklamak için artık çok geç kalmıştı.
"Sait piçini mi yakalıyorsun lan?!"
"Bak açıklayacağım ama şimdi sırası değil evlat!" öfkem kabardı sonra sabah uyandığım kabusu hatırladım. Hayır kabus değildi o benim gerçeğimdi.
"Ne açıklayacaksın lan? Ne saklıyorsun amına koyayım! Bizi yemleyip arkamızdan iş çeviriyorsun?!" arabada sesim yankılanıyordu beynim algılamıyordu.
"Onu gördüm!"
"Nerede amına koyayım nerede?!"
"Öndeki siyah passat onun arabası. Bak bu meseleyi halledeceğiz ama önce şu iti alalım."
"Lan sen demedin mi beklememizi? Şimdi ne sik iş yapıyorsun albay!"
"Kurt, sadece şuan yardım etmene ihtiyacım var onu sadece sen alırsın." doğru onu sadece ben alırdım ve öyle de olacaktı.
"Önünü kes!"
"Bu tehlikeli olur."
"Tehlike benim Albay dediğimi yap." istemese de dediğimi yaptı ve ani bir manevrayla aracın önün kesti. Belimdeki silahı çıkarıp kilidini açtım ve Albay' döndüm.
"Sana güveniyorum." sözler benim için artık anlam ifade etmiyordu. Silahı tek seferde elimde ters çevirdim ve Albay'ın ensesine kabzasını saniyeler içerisinde indirdim. Bu suçtu ama beni anlayacağını biliyordum.
"Pardon albay, kişisel algılama." sözlerimi duymadı çünkü duymasını istemedim. Arabadan indiğim de Sait piçi direksiyonda durmuş bana bakıyordu. Benden kaçamayacağını biliyordu. İnsan felaketinden kaçabilir miydi? Ölüm sessizliğini andıran adımlarla arabasına ilerledim. Her adımım yüzündeki ifadesini değiştirdi. Şoför koltuğunun bulunduğu cama geldiğimde tıklatıp camı indirmesini söyledim. Korku dolu ifadesine rağmen camı indirdi.
Hedefine ulaşan bir katil gibi gülümsedim.
"Beni özledin mi güzelim?"
Devam edecek..
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 11.57k Okunma |
2.19k Oy |
0 Takip |
39 Bölümlü Kitap |