
Satır aralarında buluşalım..
2 ay önce 21 Eylül
Genç kadın kardeşi gibi gördüğü arkadaşını doğum günü için amansız bir heyecanın içindeydi. Bugüne şükrediyordu eğer bugün olmasaydı bu peri kızıyla hiç tanışmayacaktı. İçinde bulundukları araç ormanlık bir alana giriş yaptıklarında navigasyon geldiklerini bildirmişti o an gözlerine ışıl ışıl parlayan bir ev çarptı.
"Muhteşem!" Eslem hayranlıkla eve bakarken Nalan da farklı değildi. Evin içinden ağaçlar geçiyor çatısı hasırdan kaplamaydı. Villanın hemen yanından bir köprü uzanıyordu. Genç kızlar arabadan inip köprüye yaklaşırken hala şaşkındılar. Böyle mükemmel bir şey mümkün müydü? Köprüye bakan tarafında bulunan havuz ve havuzun hemen bitiminde aşağıya uzanan orman.. Ev yüksekte kalıyor bu daha da hoş olmuştu.
"Hoş geldiniz kızlar!" Eslem'in okuldan arkadaşı olan Mert kızları sıcak bir şekilde karşıladı. Mert yaşıtlarına göre oldukça çocuksu bir ruha sahipti.
"Mert inanamıyorum bu nasıl mümkün olabilir?" Mert Eslem'e omuz silkti.
"Kuzenim sağ olsun yazdırırsın artık." Nalan ne dilde konuştuklarını takmayıp onlar için açılmış evin kapısından girdi. Evin ahşap zemini spor ayakkabısını gıcırdattı. Ferah bir ortamdı hemen köşede şömine ve şöminenin üstünde yanan mumlar.. Hava soğuk değildi bu yüzden şömineyi yakmaya gerek duyulmamıştı. Nalan evin içindeki şık beyaz koltuklardan birine oturduğunda hemen karşısındaki dev camdan ormanın muhteşemliği seriliyordu. O sıra gözüne havuzun ucunda yürüyen bir erkek ve havuza ayaklarını sokmuş oturan bir kız ilişti. Sanırım bunlar diğer arkadaşlardı o çocuk nasıl oluyor da düşmekten korkmuyordu?
"Hadi Nalan, dışarı gel bunu kaçırmak istemezsin." Mert'in onu çağırması üzerine koltuktan kalkıp sürgülü kapıyı itip dışarı çıktı. Havuzun kenarındaki kız, ona sevimli bir gülüş sunup el salladı.
"Selam ben Mert'in ikizi Meyra."
"Nalan." demekle yetindi genç kadın. Havuzun kenarında yürüyen adam ise onu hiç takmamış gibi yürüdü durdu ve manzaraya baktı Mert olaya dahil oldu.
"Sen Emir'e takılma biraz soğuktur."
"Seni duyuyorum." Nalan için hava hoştu ona bulaşılması en son isteyeceği şey bile değildi.
"E doğum günü kızı başlıyor muyuz?!"
"EVET!" o andan sonrası tam bir karmaşaydı, Mert havuza atlamış tüm suyu Nalan'ı üzerine sıçratmıştı. Nalan ne kadar sinirlenmek istemese de bildiği bütün küfürleri Mert'e sunmuştu. Nalan hariç herkes havuzun keyfine doymuş şakalara gömülmüştü. Genç kadın izlendiğinden bihaber ormana bakıyordu. Gecenin ilerleyen saatlerinde pasta kesilmiş içkiler içilmişti. Nalan bu evin kime ait olduğunu ölesiye merak ediyordu. Çünkü böyle bir ev asla zevksiz bir insana ait olamazdı. Tüm gece ormanı izlemişti o kadar dalmıştı ki onu izleyen bir çift gözü fark edememişti.
Genç adam tüm eğlence anında odasından çıkmamış sadece içecek bir şeyler almak için mutfağa uğramıştı. O kadını ilk gördüğünde çatık kaşları ve cam mavisi gözleri bilinmedik bir etki hissetmişti. Yüzü bir duvar kadar sert ve yıkılmaz duruyordu.. Cihangir, sanki kendisini bulmuş gibiydi. Tekrar mutfak için odasından ayrıldığında o kızı gördü. Havuzun yanı başında hararetli bir şekilde telefonla konuşuyordu Cihangir fark edilmemek için kapının köşesine sıkıştı. Bu hallerine ne demeliydi bilmiyordu ama şuan için sorgulamak istemedi. Genç kadın telefonu kapatıp sinirli ve bir o kadar da üzgün halde saçlarını karıştırdı. İçeriye arkadaşlarının yanına girdiğinde bir şeyler söyledi ama içerideki salak müzik sesinden dolayı duyamadı. Genç kadının sesini duymayı istedi. Sonra genç kadının bir hışımla evden çıkışını izledi.
Cihangir sıkıştığı köşeden çıkıp az önce kızın durduğu yere ilerledi. Gecenin karanlığında ay gibi parlayan bir cisim onu kendine çekti. Havuzun hemen dibinde yere düşmüş olan gümüş bilekliği eline aldığında belli belirsiz gülümsedi.
Camgöz, ona hediyesini bırakmıştı.
Şimdiki zaman
Hafızam anılarımı önüme serdiğinde onu gördüğüme dair bir işaret bulamadım emindim onu ilk defa düğün gecesi görmüştüm. Ya gördüysem? Görmeme rağmen onu unutabilme ihtimalim var mıydı? Eğer o evin içinde olmuş olsaydı gözümden kaçırmak gibi bir ihtimalim olmazdı, olamazdı. Onca eğitim küçük bir an işe yaramamış olamazdı.
"Yalan söylüyorsun." güldü gülerken sandalyesinden kalkıp masasının arkasından çıktı.
"Yalan? Bu ne işime yarardı?" omuz silktim.
"Bilmem, bunu sen söyleyeceksin."
"Yine emir veren sözler, sana olanı söylüyorum hepsi bu. Aklından sakın başka şeyler geçirme!"
"Bak sana ayıracak vaktim yok bu yüzden gerçekleri söyle."
"Ne zannediyorsun kızım sen? İstediğini inanmakta özgürsün benden gerçekleri istedin bende verdim." daha fazla dayanamadım odanın kapısını açıp dışarıya çıktım. Loş koridorda sinirle yürürken düşüncelerim ağırlık yapıyordu. Gerçekten orada mıydı? Sanırım bu öğrenebilmemin tek yolu Eslem'di. Tekrar kalabalığa karıştığımda barmenle göz göze geldik. Beni sorgulan bakışlarına göz devirip yolu gözledim. Fakat o an da olanlar oldu bir kol boğazımı hapis aldı bir el havaya ateş açıldı. Kulağımın dibinde patlayan silahın sesine kulağım alışıktı.
Tepkisizdim ama bakışlarımda bir şaşkınlık olduğu gerçeğini biliyordum. İnsanlar bağırıp bir yerlere saklanırken başıma silah dayamış adamla pistin tam ortasındaydık. Tek bir hamleyle esirinden kurtulmam sadece saniyelerimi alacakken kulağımın dibinde hiddetle bağırdı.
"Abinizi çağırın!" kulağımın dibinde böğüren geri zekalıya karşı yüzümü buruşturdum. Boynumu sıkmaya devam ederken artık buna bir son vermem gerektiğini anladım bu kadar güç gösterisi ona yeterdi.
Fakat bir saniye sonra bundan vazgeçtim eğer şimdi kendimi kurtarırsam birçok soruya maruz kalacaktım ve bu da istemediğim bir şüpheye gebe olacaktı. Adamın kolunu tutup geriye çekmeye çalıştığımda boğazıma daha çok sarıldı, geri zekalı. Yönümüzü Cihan'a arkamızı çıkış kapısına verip şahane kahverengi gözlere hapsolduk.
"Hapları ver kızı al." dumur oldum, nefesimi yuttum.
Hap?
"Anlaşmamız belliydi Yaser görüyorum ki sen bunu bozmak istiyorsun." Cihan her zamanki gibi rahat, elleri cebinde alayla adama bakıyordu asla gözleri bana değmiyordu. Yutkundum sanırım biraz korkmuş gibi yapmam gerekiyordu.
"Bırak beni!" adama çemkirdiğim de gözleri yine bana dönmedi fakat bana hitaben konuştu.
"Bir şey yapamaz, sakin kal."
"Yapamam mı? İstediğimi alamayınca ne kadar kör olduğumu en iyi sen bilirsin Toralı."
"İstediğin bende onda değil. Kızı bırak!" Yaser denilen herif silahı iyice alnıma kazırken sıkıldım, şimdiye çoktan paket etmiştim. Korkak bir kız gibi davranmak bana ağır geliyordu.
"Şimdi aynen şöyle yapacağız Toralı, sen malı getireceksin bende kızı bırakacağım."
"Bunu neden yapayım?" bence de yapması için orta da bir sebep yoktu.
"Neden mi? Mekanın da bir ceset istemezsin sanıyordum." haklı olabilir miydi?
Bir nebze.
"Seni öldürmemin zor olmayacağını biliyorsun Yaser, bu yüzden yanlış ata oynama." bir dakika buradaki at ben olmuyordum değil mi?
"Kes artık , hapları hemen buraya getir!" sinirlenen Yaser boynumu kırmak ister gibiydi sanırım az sonra nefes almayabilirdim. Adamın kolunu geriye çekmeye çalıştığımı gören Cihan ellerini cebinden çıkarıp koyulaşan gözleriyle Yaser'e baktı.
"Ben tekrar etmeyi sevmem şansın tükendi." gözlerini kırpmadan bakarken anlamadığım bir nedenden dolayı boynumdaki kollar geriye çekildi ve ben öne doğru savruldum tam düşüyorum derken bir çift kol beni yakaladı. Sarsıntının etkisiyle kollara sıkı sıkı tutunurken hayatımda hiç duymadığım bir koku beni mest etti. Bakışlarım kolun sahibini bulduğunda kendimi Cihan'ın kollarında bulmak pekte isteyeceğim şeyler arasında değildi, hele kokusuna mest olmuşken.
"İyi misin?" sesi her zamanki gibi sertti ama biraz da merakta işin içindeydi sanki. Kafamı sallayıp iyi olduğuma dair bir yanıt belirttiğimde doğrulduk. Onun kollarından kurtulup biraz kenara çekildiğimde hala etkisi üzerimdeydi. Garip bir heyecan dalgasıyla boynumu ovuştururken onun bakışları bendeydi.
"Odama gidelim." itiraz etmedim çünkü hem şaşkın hem de binlerce soruyla doluydum. Odasına girdiğimizde beni tekli koltuğa oturturken kendisi dolaplarını kurcalıyordu.
"Ne yapacaksınız ona?" araması durmadı ama beni de cevaplamadı. Hadi ama hem adamın yüzünü hiç görememiş hem de nereye gittiğini anlayamamıştım. Zaten güçsüz yardıma muhtaç biri gibi görünmek benim için yeterince acı vericiydi.
"Seni ilgilendirmeyen şeylere burnunu sokma."
"Ne yapacaksın ona?!" bu sefer konuşmadı beyaz bir kremle önüme gelip eğildi. Ben koltukta otururken o önümde eğilmiş kremin kapağını açıyordu.
Bir saniye, ne oluyordu?
Kremi parmağını sürüp benimle göz göze geldiğinde ikimizde yutkunduk. Gözleri bir girdabın sonu gibi beni içine çekti nefesimi durdurdu. Parmağına sürdüğü kremi boynuma sürmeye başladığında bakışlarımız hala birleşikti. Nefesi boynuma çarpıyor kalbimi amansız bir hızla çarptırıyordu.
Aramızdaki çekim ikimizi de kül edecek cinstendi. Elini çekti ama ayağa kalkmadı hala birbirimize bakıyorduk.
"Nefes al camgöz." o ana kadar nefesimi tuttuğumu bile bilmiyordum. Gülerek ayağa kalktığında aramızdaki elektrik son buldu. Ne yapıyordum ben? Bana dokunmasına nasıl izin vermiştim? Buna sonra kızmaya karar verip ayağa kalktım.
"O'na ne olacak?" nihayet derinlerde bulduğum sesimle konuşabilmiştim.
"Seni ilgilendirmediğini tekrar etmek istemiyorum ayrıca burada olan burada kalacak Eslem'in veya bir başkasının haberi olmamalı."
"Şaka mısın? O kadar insan şahit oldu." eski bir askeri suçlarına neredeyse ortak edeceklerdi.
"Orasını düşünme sen, eğer kulağıma ulaşırsa sonuçlarını düşünmem."
"Ne hapı?" kapıya giden adımları durdu.
"Çok fazla konuşuyorsun, yürü seni eve bırakacağım." odadan çıkıp gittiğinde aklımda cebimdeki haplar vardı. Onlarla gezmem büyük bir suçtu ama her an bulacağım bir ipucu için bana olacak kaynaktı. Eğer bu haplar Cihan'ın ise işler sarpa saracak gibi duruyordu. Odadan çıkıp kalabalığa karışmayı beklerken bir adam beni daha önce gördüğüm herhangi bir kapıdan sokup itti. Kendimi dışarıyla buluşmuş bulurken önümdeki Range Rover'da şoför koltuğunda bekleyen Cihan ile göz göze geldik, beni beklemekten sıkılmış olmalıydı. Arabaya bindim ve Antalya'nın sokaklarına karıştık. Bir plan yapmam lazımdı şuan da en büyük uyuşturucu baronun arabasında olma ihtimalim yüksekti. Bu göreve geri dönüş değil vatana olan borçlarımı ödeme şeklimdi.
"Evimin adresini sormadın?"
"Gerek yok, biliyorum."
"Artık şaşırmıyorum."
"Aklından ne geçiyor bilmiyorum ama Eslem de seninle yaşıyor." arabadaki son sözler bunlar oldu. Evet bir anlığına aklımdan çıkmış olabilirdi ama onu Eslem ile çok sıkı fıkı gördüğüm söylenemezdi. Araba evimin önünde durduğunda inmek için kıpırdandım.
"Dediklerimi unutma ve Deniz'den uzak durun." kapıyı açtım ama çıkmadan bekledim.
"Bende sana teklifimi sundum, her şey senin elinde Toralı." 'Toralı' derken özellikle baskın söylemiştim. Konuşmasına izin vermeden arabadan çıktığımda evin yanan ışıkları Eslem'in beni beklediğine işaretti. Kapıyı tıklayıp ceketimin fermuarını çeneme kadar çektim muhtemelen kızarıklık sorun yaratacaktı. Kapı açılırken arkamdaki araba hızla yerinden uzaklaştı.
Kapı açıldı Eslem göründü her şey iyiydi ta ki arkadan çıkan Barlas'a kadar.
Devam Edecek..
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 11.57k Okunma |
2.19k Oy |
0 Takip |
39 Bölümlü Kitap |