

Oy ve yorumlarınızı eksik etmeyiniz..
Medya; Nalan.
Birini korumak, saklamak kelimelere sığdırdığımız kadar kolay bir iş değildi. Hele ki koruduğunuz kişi bir katil ise. Ruhum yanlış yaptığımı doğrudan saptığımı acımadan haykırırken, benliğim tek doğrunun bu olduğunu fısıldıyordu. Araf da kalmak böyle bir şey miydi? Siyahla beyazın ortasında kalmak gibi miydi? İçinde bulunduğum evin duvarları üstüme gelirken camı açıp İstanbul'un kar soğuğunu içime çektim. Arkamda beni izleyen dört gözün farkındaydım bir şeyler söyleyip içinde bulunduğumuz durumu anlatmamı bekliyorlardı.
"Teğmenim pardon komutanım şimdi siz komutanımız mı oldunuz?" Emrah'ın şaşkın dolu sesiyle sorduğu saçma soruya göz devirdim. Sadece iki dakika durup soluklanamaz mıydım? Pencereye sırtımı verip onlara döndüğümde ilk göz göze geldiğim kişi Barlas olmuştu. Barlas'ın gözlerine bakarak Gökalp'a bir soru yönelttim.
"Kamera kayıtlarını temizledin mi?" gözlerimi Barlas'tan alıp Gökalp'a çevirdiğimde elindeki mini dizüstü bilgisayarında hızlıca birkaç tuşa basıp bana baktı.
"Hallettim komutanım."
"Cidden komutanımız oldunuz!" bu kez şaşırma sırası Akın'dandı. Herkesin bir açıklamaya ihtiyacı olduğunu bildiğimden daha fazla uzatmadım.
"Beni iyi dinleyin bu açıklamayı bir kere yapacağım ve bunun hakkında soru duymak istemiyorum. Anlaşıldı mı?!" üç erkek sesi koro halinde
"Anlaşıldı komutanım!" dediğinde sıra bendeydi.
"İki gün önce Albay Fehmi Yavuz tarafından Alfa timinin komutanı olarak atandım. Kalemimiz kırılmadığı süreçte bu yolda birlikteyiz."
"Hoş geldiniz komutanım."
"Valla iyi ki geldiniz önceki komutan affedersiniz ağzımıza ediyordu."
"He ya etmediği kalmadı herifin." gözümün önünde eski komutanlarının dedikodusunu yapmalarına göz devirdim.
"Beyler sizi güneşli günler bekliyor demedim." sözlerimin üzerine üçü de sus pus olurken birbirlerine korkarak bakıyorlardı. Bu konuyu daha sonra halletmek üzere rafa atarken Barlas'a döndüm.
"Birlikte ilk görevimiz Barlas'ı kurtarmak olacak." Barlas yerdeki bakışlarını gözlerime diktiğinde itiraz oradaydı.
"Unut bunu."
"Bir süre bu evde kalacaksın seni sorgulamak için bulduklarında da ifadeni halletmiş olacağız." onun itirazını hiçe saydığımda ayağa kalktı.
"Nalan ben şimdi gidip teslim oluyorum sende işine bakıyorsun."
"Komutanın bende olduğunun farkındasın değil mi?" ona diklendiğimde yüzümde alayla harmanlamış silik bir gülümseme oluştu.
"Ama senin erin değilim."
"Bu benim için bir şeyleri değiştirmez."
"Değiştirir!" diye gürlediğinde Akın, Emrah ve Gökalp oturdukları yerden ayaklanıp olacak kasırgayı sezip salonun çıkışına kaçarak ilerlediler.
"Barlas şuan da sağlıklı düşünemiyorsun."
"Sen ne düşündüğünün farkında mısın peki?! Mesleğini geri almak için neler yaptığının farkında değil miydim sanıyorsun?!" birden pat diye yüzüme bir gerçek savurduğunda kalakalmıştım. Ama o gün depoda neden öyle davranmıştı?
"Ne? Bana her şeyi bildiğini mi söylüyorsun?"
"Nalan senin gördüğünden daha fazla kötülük gördüm bu yüzden seni anlamış olmama şaşırma." sessiz kaldığımda kalktığı koltuğa geri oturdu.
"Ama o gün depoda neden öyle davrandın peki?"
"Bunu bir ihanetçiden değil, senden duymayı yeğlediğim içindi." haklılık payı yüksekti ama yaptıklarımı bilip de susması içimden bilmediğim başka yerleri oyuyordu. Her şeye rağmen, çevirdiğim dolaplara rağmen beni bir an olsun satmamıştı.
"Neden bir şey söylemedin?"
"Söylenecek bir şey yoktu senin doğru zamanı beklediğini biliyordum." beni bu kadar iyi tanıyıp, ondan bir şey saklamama rağmen yanımda kalmış olması onu korumam için gerekçeleri arttırıyordu.
"Peki bana kızgın mısın?"
"Salak mısın kızım?! Bizim hayatımız bu, hayatını geri aldığın için sana kızma hakkım yok." böyle bir adamı hak etmek için ne yapmış olabilirdim? Yaşadığım onca acının ödülü müydü Barlas?
"Barlas dediğimi yapmak zorundasın. Gökalp kamera kayıtlarını temizledi cesedi gömdüğün yeri senden başkası bilmiyor ve bilmeyecekte. İfadeni hazırlayıp verdiğimiz de bu iş bitecek."
"Bu kadar kolay olmadığını sende biliyorsun."
"Bu kez bu kadar kolay olacak sadece bana güvenmeni istiyorum." onun karşısında dimdik kendine güvenen bir halde dururken beni ret etmesin istiyordum.
"Geri dönmüşken böyle büyük bir olaya kalkışmamalısın."
"Bunun için geç kaldık Barlas." salonun kapısı tıklanıp aramızdaki sohbet resmi olarak olmasa da son bulmuştu bunun devamını getireceğimizi biliyordum. Gökalp elinde tuttuğu bilgisayarıyla bize bakıyordu.
"Komutanım bunu görmeniz gerek." sesindeki tedirginlik beni de gererken gelmesi için elimle işaret verdim. Gökalp'in ardından Emrah ve Akın da girdiğinde olayın büyük olduğu belliydi. Gökalp yanıma geldiğinde birlikte iki kişilik koltuğa oturduk bilgisayarın ekranına baktığımda ise bir videonun durdurulmuş olduğunu gördüm. Emrah ve Akın da koltuğun tepesine dayandığında dışarıda kalan kişi Barlas olmuştu.
Gökalp tuşa bastı, video başladı.
"Üç Mart Salı günü akşam saatlerinde son dakika olarak verdiğimiz habere dönüyoruz şimdi de. Eski asker B.Y tarafından kaçırılan Cihat Aksoy'dan ekipler hala bir iz bulamadı. Kırk sekiz saatin ardından bir iz bulunamamış olması yetkililere tek bir soru getiriyor; Cihat Aksoy öldürüldü mü?"
Spiker kadın cümlesini bitirdiğinde haber ajansı verdiği müzik efektiyle halkı daha da işkillendirmeyi amaçlamıştı, belliydi. Barlas ortaya çıkmadığı sürece şüpheli olmaya devam edecekti ama bu haberden sonra da ortaya çıkması da ayrı bir sorun olurdu.
"Ne yapacağız komutanım?" Emrah'ın sorusuna derin bir nefes alırken Gökalp bilgisayarın ekranını indirdi.
"Bunların olmasını bekliyorduk fakat biz plandan şaşmayacağız Barlas birkaç gün daha tanık koruma evinde kalacak siz de ona eşlik edeceksiniz." hepsi kafasını onaylar anlamda sallarken odanın içini amansız bir sessizlik kapladı.
Emrah Avcı; timdeki en iyi sniperdı. Hedef aldığı şeyi vurmadan o silahını indirmezdi bu yüzden Albay ona nişancı lakabını vermişti. Akın Kor; timin eli ayağıydı. Ne görev verilirse hemen yapar asla aksatmazdı. Rütbesi Çavuş olsa da yaptıkları en üst rütbeye eş değerdi. Bu yüzden Albay ona da şipşak lakabını vermişti. Gökalp'a özel olarak verilmiş bir lakap yoktu fakat tim içinde ona gözlük derlerdi. Sessizliğin esip geçtiği salonda telefonum çaldığında herkesin bakışı anlık olarak bana kaymıştı. Cebimdeki telefonu çıkarıp kimin aradığına baktığımda kesinlikle beklemediğim biriydi. Ayağa kalkıp salon çıkışına giderken Barlas'ın sesini duymuştum.
"Şipşak aslanım bize bir çay koy."
"Hemen komutanım!" onu hala komutanları olarak görmeleri çok güzeldi. Evin içindeki çalışma odasına girdiğimde ardımdan kapıyı kapattım. Ve nihayet kapanmak üzere olan çağrıyı yanıtladım.
"Meyra?"
"Nalan, dinle fazla vaktim yok." sesi nefes nefeseydi koşuyordu pekala nereye?
"Ne oldu iyi misin?"
"Cihangir abi bir plan yaptı ve bizi de peşine taktı. Nalan çok kötü şeyler olacak."
"Bana haber vermedi!" aptal kafam tabi ki haber vermezdi onunla uyudum diye beni affettiğini falan mı sanıyordum?
"Biliyorum bu yüzden ben haber vermek istedim. Sana adresi atacağım lütfen çabuk ol çünkü Cihangir abi hiç iyi değil." odanın kapısını hızla açıp salona ilerlerken çoktan onun önünde kalkan olacağımın farkındaydım.
"Geliyorum Meyra." salona hızlı bir giriş yaptığımda tüm bakışlar bana döndü. Aynı esna da telefonu da kapatmıştım.
"Ne oldu?"
"Akın arabanı getir!"
"Nereye gidiyoruz komutanım?"
"Tek gideceğim siz Barlas ile kalın." Barlas susmaktan vazgeçip konuştuğunda Akın arabanın anahtarını vermişti.
"Ne oluyor? Bizsiz gitmeniz tehlikeli olabilir."
"Sorun teşkil edeceğini sanmıyorum sizin burada kalmanız daha güvenli."
"Dikkatli ol."
"Sende."
Sonra evden beni neyin beklediğini bilmediğim bir kaosun içine koştum.
&&
Meyra'nın attığı adrese neredeyse geldiğim de buranın terk edilmiş bir benzinlik olduğunu anlamam uzun sürmedi. Burada ne gibi bir şeyin olacağı hakkında pek çok tahminim vardı özellikle Azad Yıldırım üzerine. Adamı darp ettikten sonra serbest bırakmamız onun lehine olmuştu bu yüzden yapacağı her hamleye hazırlıklı olmalıydık. Benzinliğe yaklaşırken belimdeki silahımı çıkarıp elimde hazır bulundururken ayağımı gazdan çekip önce ne ile karşılaşacağıma hazır olmak istedim. Benzinliğinde girişinde park edilmiş iki range vardı ve karşı tarafta üç tane park edilmiş mercedes ve önlerinde bekleyen takım elbiseli adamlar.
Dejavu.
Yine bir teslimatın tam ortasındaydık.
Büyük çınar ağacın altına aracı gizlediğim de bizimkilerin nerede olduğunu merak ediyordum. Şimdi Meyra'yı aramak vardı fakat bu tehlikeli bir hareket olurdu. Onları bile bile tuzağa itemezdim. Benzinliğin tam ortasında konuşan karşılıklı bedenleri izlerken daha başka bir detay o an da radarıma girmişti.
Dilsiz.
Oturduğu tekerlekli sandalye de hiç kıpırdamadan karşısındakilere bakıyordu. Onu yaraladığımdan beri görmüyordum ve şimdi böyle görmek ölmüş annemin hatırasını canlandırmıştı. O'nu her gördüğüm de yaşadığım iğrenti ve sinir yine vücuduma akın etmişti. Kapının koluna yöneldiğim de Sait'in yanında oluşan hareketlilik beni durdurdu.
Azad Yıldırım.
Yüzü darmadağın halde Sait itinin yanında dikeliyordu.
Cihan'ın geliş sebebi artık netleşmişti. Bugün suç üstü yapıp her şeye bir son vermek istiyordu. Kapının koluna asılıp kendimi asfalt zemine bıraktığımda hala kimse tarafından fark edilmemiştim. Sağ elimde silahımla ağaçların arkasına sığınarak ilerlerken adamların hararetli bir konuşmanın içerisinde olduğu aşikardı. Range roverun arkasına geldiğimde eğilip etrafa kısa bir göz gezdirdim ve işte o anda Emir'i terk edilmiş marketin içerisinde cam kenarında tünemiş beklerken gördüm. Silahını tek bir kişiye kilitlemiş tetikte bekliyordu.
Teslimatın bitmesini bekliyorlardı.
Onların işine karışmayacaktım fakat Sait'i benim almam gerekiyordu. Tıbben felçli olduğu için onun tutukluluk durumu zordu ve her işten olduğu gibi bu işten de yırtmasını istemiyordum. Olası bir kargaşa haline kendime hazır getirdiğimde adamlardan birinin gür sesini işittim.
"Malları getir!" kendi adamına emir veren yaşlı adama baktığım da içimden nedensiz bir tanıdıklık hissi geçti. Sanki hayatımın bir kenarında bu adama rastlamış gibiydim. Ak saçlarını geriye taramıştı ve yüzü yaşına nispeten çekici duruyordu. Soğuk mavi gözleri o kadar boş bakıyordu ki karşınızda kendinizi bir hiçmiş gibi hissedebilirdiniz. Emir verdiği adam aracına gittiğinde etrafta bir aracın korna sesi yankılandı. Dikkatim saniyelik bocaladığında olan olmuştu.
Her yerden çıkan Deniz buradan çıkmıştı.
"Azad atla!"
"Ne?!" Azad şaşıra dursun Cihan ve timi saklandıkları kuytu köşelerden çıkmış silahlarını doğrultmuşlardı.
"Kimse kıpırdamasın! Yat yere!" Azad Yıldırım Cihan'ı dinlemedi. Vurulmak uğruna da olsa Deniz'in geldiği araca koştu. Bu esnada silahlar patlamaya başladığında Azad Yıldırım'a bir kurşun da benden armağan bırakılmıştı.
"Bin arabaya bin!" mavi gözlü yaşlı adam kaçarak araçlarına gittiklerinde onlara da birkaç kurşun sıkmadan geçememiştim. Azad Yıldırım araca binmeden önce biri tarafından vurulmuştu fakat ne yazık ki ölümcül bir darbe değildi. Mavi gözlü yaşlı adamın, elemanlarından birkaç kişi tutuklanırken diğerleri kaçmayı başarmıştı. Geriye sadece Sait ve adamları kalmıştı.
Saklandığım arabanın arkasından çıkıp postallarımın ıslak zeminde ses çıkararak ilerlemesine sebep verdim. Silahımı belime takarken büyük bir rahatlıkla Sait'in karşısına geçtim.
"Beni öldürmek istiyormuşsun." bana boş boş bakarken ondan bir cevap beklediğim yoktu.
"Merak etme senin ölümün babanınki kadar kolay olmayacak." tiksinircesine konuştuğumda yüzünün aldığı sinir hoşuma gitmişti.
"Nalan!" arkamdan Meyra'nın sesini işittiğimde önümdeki piçe son kez bakıp Meyra'ya döndüm. Biraz gerimde durmuş nefes nefese bana bakıyordu.
"Azad kaçtı." dediğimde
"Cihan delirdi, Emir arkada onu sakinleştirmeye çalışıyor." diye endişeyle konuştu. Yerde kelepçeli yatan adamlara bakıp Meyra'ya yaklaştım.
"Siz bunları halledin ben ona bakacağım."
"Emin misin?" gözlerindeki tedirginliği okuyabiliyordum ama artık kalp kırılmasının bu dünya üzerinde pek hükmü kalmamıştı.
"Dediğimi yap Meyra." onun yanında geçip giderken marketin arkasına dolandım. Duvarı sinirle yumruklayan Cihan, onu tutmaya çalışan bir Emir gördüğümde baya hareketli anların bizi beklediğini anladım. Zavallı Emir ara sıra vurulan yumruktan nasibini alsa da bu pek de önemli değilmiş gibi duruyordu.
"Cihan!" boş arazide sesim yankılandığında zaman o salise durmuş oldu. Cihan duvara vurduğu eli havada kalırken Emir şaşkınca olduğum tarafa döndü. Sonra Cihan çabuk toparlanıp Emir'i itti.
"Siktir git şuradan Emir!" beni duymazdan gelip yoluna devam etmeye çalıştı. Emir geriye çekildiğinde Cihan omzuna çarpıp hızla ilerlemeye başladı. Boş boş beklemekten nihayet vazgeçtiğimde gitmekte olan yolunu kestim. Bir duvara toslar gibi durduğunda alev alev yanan kuyuları buğulanan cam mavisi gözlerimle buluştu. Gözlerimde kendi kuyularını görmek ona biraz sarsıntı verdi.
"Çekil!" dilinin içinde çevirdiği kelime üzerime nefret savurduğunda hiçbir şey yapmadan bekledim. Öfkeyle yana geçip gitmek istediğinde onunla birlikte hareket ettim. Sinirle gözlerini yumarken beni tongaya düşürmek ister gibi önce sağ sonra sola gittiğinde onunla beraber hareket ettiğim için istediğini alamadı.
"Ulan çekilsene!" artık tamamen bağırıyordu. Üzerine oynarken Emir yanımızdan sessiz sedasız uzaklaştı. Artık kendi mahkememiz de yalnızdık.
"Nalan, seni parçalamak istemiyorum." az önce bağırışına göre ses tonu şuan daha normaldi.
"Kimseyi parçalamayacaksın." sonunda konuşmuş olmam onu rahatlatsa da bunu belli etmekten kaçındı.
"Bu işe karışma."
"Bunu karışmamış halim sanıyorsan, yazık."
"Sana uzak durmanı söyledim!" sesi tekrar haddini aştığında neredeyse burun burunaydık. Bir adım ötemde duran dolgun soluk dudaklar beni günaha davet ediyordu.
"Durdur durabiliyorsan." ona karşı diklenmem ne kadar hoşuna gitse de asla kendinden ödün vermek istemiyordu.
"Beni sınıyorsun camgöz." fısıldayarak söylediği kelimeler içimdeki yangına benzinle gittiğinde kendime engel olamadım. Postallarımın ucunda yükselip yanağına tutuğunda o an o hurdaya çıkmış benzinlikte dudaklarına kapandım. İçimde patlayan bir havai fişeğin parıltıları etrafımızda yankılanırken beklemediğim şey onunda öpüşüme karşılık veriyor oluşuydu. Her ne kadar bu yolu onu sakinleştirmek için seçsem de çöldeki serabın suya tutunduğu gibi tutunmuştuk birbirimize. Nefeslenmek için geri çekilmek istediğimde beni belimden hırçınca tutup kendine bastırdı. Ağzımdan kaçan iniltiler onu daha da kamçıladığında işin dozunu kaçırdığımızın farkındaydım. Burası olay yeriydi, olay yerinde öpüşülmezdi.
Dudaklarımızın bağı artık nefes almamız gerektiği bir an da koptuğunda alnını alnıma yasladı. Şiddetle inip kalkan göğüs kafemiz birbirine çarpıyordu. Ona sarılmayalı, onu tatmayalı epey olmuştu. Aramıza her mesafe girdiğinde onu bu denli özlemem normal miydi?
"Sen delisin." boğuk çıkan sesiyle fısıldayarak konuştuğun da dudağımı ısırdım. Sadece gözlerine baktım, bu konuşmamdan daha fazla şey ifade etti. Asıl gerçekliğe dönüşümüz ısrarla çalan telefonumla oldu. Cihan öfkeyle bir şeyler mırıldandığında kollarının arasından kopup cebime tıktığım telefonumu çıkardım.
Israrla arayan kişi, bizi birleştiren Eslem'di.
"Nalan!" ağlamaklı çıkan sesiyle yüreğim sıkışırken bu telaşımı Cihan'a yansıtmamak istedim.
"Ne oluyor?!" gözlerimi Cihan'dan kaçırırken çoktan fark ettirdiğimi anladım.
"Nalan çok kötü bir şey oldu." ağlayan sesinden kelimelerini zar zor seçiyordum.
"İyi misin ne oluyor?! Neredesin oraya geliyorum!"
"Hayır, ben geliyorum yanına."
"Ne oluyor Eslem?!" artık sınırım kalmamıştı.
"Yengem, bebeğini kaybetti." acı içinde söylediği kelimeler bedenime giren bir kurşun etkisi bıraktığında Cihan ile gözlerimiz çakıştı. Ben bir şeyler söyleyemeden Eslem konuşmaya devam etti.
"Nalan çok kötü şeyler olacak beni Barlas ile görüştürmeni istiyorum." hıçkırıkların arasından Barlas'ın ismini duyduğumda kaşlarımı çattım.
"Ne? O ne alaka şimdi?"
"Yengem haberleri gördü sonra fenalaştı ve bebeğini kaybetti. Abim, Barlas'ı bulduğu yerde öldürecek!" günden güne kendimize düşman kazandırmamız cidden inanılmazdı.
Harika!..
"Sana adresi atacağım yarım saate buluşuruz." telefonu kapattığımda merakla beni bekleyen bir Cihan vardı.
"Sana anlatmam gereken şeyler var." gözlerini kıstı.
"Eslem'e bir şey mi oldu?" kafamı olumsuz anlamda sallarken kelimelerimi acı içinde yutkundum.
"Nesrin abla bebeğini kaybetmiş." kelimeler ağzımdan çıktığında Cihan kısa bir anlığına boşluğa baktı.
"Çıkan haberler, Hakan'a izletmemesini söylemiştim. Bir saniye siz o gün Barlas-"
"Barlas Cihat'ı öldürdü." pat diye gerçeği ona verdiğimde öfkeyle saçlarını karıştırdı. Tamamen bokluğa batmıştık.
"Ulan o gün o kadar darmadağındım ki ne halt ettiğinizi bile umursamadım! Tek yönüm Azad itini öldürmek olmuştu."
"Cihan senin bir suçun yok bunu Barlas ile biz yaptık." ona başka bir gerçek daha açıkladığım da durdu.
"Siz derken?"
"Olay yerini temizledik ve cesedi gömdük."
"Lan sen yeni görevine dönmedin mi?!" çileden çıkmış gibi bağırdığında kollarından tutup sakin olmasına yardım etmeye çalıştım.
"Bir önemi yok o an yapılması gerekeni yaptım."
"Nerede o herif?"
"Neden soruyorsun?"
"Gidip teşekkür edeceğim. Tövbe kızım bu işten öylece yırtmasına izin veremem." bir an için söylediğime pişman olmuştum.
"Beni pişman etme Cihan."
"Olmalısın da. Ne olacak sanıyorsun? Adam devlete çalışıyor öylece kapatılır mı sanıyorsun?!"
"Var planım sadece bunu senden saklayamazdım." diye söylediğim de bir an için sustu. Bizim için konuşmanın burada sonlandığına kanaat verdiğimde yanından geçtim fakat gidemedim. Kolumdan tutup beni kendine çevirdiğinde konuştu.
"Yardım edeceğim."
"Ne?"
"O herif benim için bir şey ifade etmiyor fakat işin içinde sen varsın." bunu o kadar içten söylemişti ki sarılmamak için kendimi tuttum.
"Buna gerek yok." kolumu bırakıp yanımdan geçti ve yürümeye başladı.
"Bırak gerek olup olmadığına ben karar veriyim." arkasından ilerlerken telefonu çıkarıp Eslem'e Barlas'ın kaldığı evin adresini mesaj atmıştım. Bir sorun bitmeden diğeri çıkıyordu, bu işin sonunu artık göremez olmuştum.
&&
Tanık koruma evine Cihan ile girdiğimiz de Barlas öfkeliydi. Cihan'ı getirmiş olmam ve her şeyi ona anlatmam Barlas'ı fena delirtmişti. Yine de her şeyi Barlas için yaptığımı savunmaya devam edecektim.
"Bu herif burada ne arıyor?" Barlas nefretle Cihan'ı işaret ederken göz devirdim.
"Yardım edecek."
"Ondan yardım istediğimi hatırlamıyorum." Cihan Barlas'ın ısrarla susmaması üzerine konuştu. Eh, onunda sabrı kısa süreliydi.
"Çevremden birini öldürdün sana zaten istesen de yardım etmem." sıkıntıyla ofladım. Hala Cihan'a anlatmamın hata olduğunu düşünüyordum.
"Dikkat et bir sonraki sen olma."
"Heyecanla bekliyorum."
"Beyler, sizin saçma tartışmanızdan daha önemli meselelerimiz var." çıkışım üzerine sustuklarında evin kapısı çalındı. Ayakta bekleyen Emrah seri adımlarla kapıyı açmaya gitti. Barlas'a baktığımda oturduğu koltukta rahat bir tavırla oturmuş sadece Cihan'a bakıyordu.
"Komutanım arkadaşınız geldi." Emrah salonun girişinde konuştuğunda gelmesi üzerine el işareti yaptım. Barlas anlamayarak bana baktığı anda gözlerimi kaçırdım ona Eslem'in geleceğini söylememiştim. Salondan içeriye dağılmış bir Eslem girdiğin de oturduğum koltuktan kalkıp üzerine gittim. Bana sıkıca sarılırken kollarımda titreyen bir yavru güvercindi. Birini kaybetmenin ne demek olduğunu çok iyi biliyordum, hele ki hiç kavuşamadığın birini.
"Güzelim."
"Nalan." titreyen sesi ona ağlamanın eşiğine getireceğinin habercisiydi. Geri çekildiğim de göz pınarlarını silip silikçe güldüm.
"Başın sağ olsun." teşekkür anlamında başını salladı. Ben yerime geçerken Cihan kalkıp kuzenini sarmaladı. Eslem abisine sarılırmış gibi Cihan'a sarılırken ağlama şiddetti arttı. Bu esnada sessizce koltukta oturan Barlas'a baktım. O kadar dağılmış görünüyordu ki buna yaptığımı da pişman olmuştum. Ama artık bir şeylerin gizlenip saklanmasından yorulmuştum. Bir aile isek sır olmamalıydı.
"Abi."
"Şşş tamam." Cihan Eslem'in sırtını sıvazlarken içim daha kötü olmuştu. Eslem bu halde ise Nesrin ablayı düşünmek bile istemezdim. Cihan ve Eslem ayrıldığında Gökalp, Emrah ve Akın'a dışarı çıkmasını emrettim. Artık tamamen biz bize olabildiğimiz de Cihan ve Eslem yan yana Barlas'ın karşısındaydı.
"Barlas." Eslem'in yorgun çıkan ses tonu vicdanımı daha kötü etkiledi. Barlas gözlerini Eslem'e dikip sessiz kalırken Eslem konuşmaya devam etti.
"Yalnız konuşabilir miyiz?"
"Hayır." bu sert cevap Cihan'dan başkasına ait değildi. Eslem korkarak yanında duran adama bakarken konuştu.
"Ama-"
"Ne konuşacaksan burada konuş gizli saklı bir şeyler dönsün istemiyorum." bu kez haklıydı. Eslem mecburen durumu kabullenirken tekrar Barlas'a konuştu.
"O'nu yani Cihat abiyi öldürdün mü?" Barlas, o herifin ismini duyduğunda verdiği ilk tepki yumruğunu sıkmak oldu. Ölüsünden bile nefret ediyordu. Kim olsa bu dünyada yarım kalmasına sebep olan birinin tırnağının ucundan bile nefret ederdi. Barlas zorla yutkundu ve hiç tereddütsüz konuştu.
"Evet." tek kelime Eslem'i can yuvasından vurmaya yetti.
"Bunu nasıl yaparsın?! O benim ailemden biri!" Eslem kaybının acısıyla diline hakim olamazdı ama bilmediği şeyler olması da ona böyle bir hak tanımazdı.
"Eslem." onu uyarmaya çalıştım susmadı.
"Neden bu kadar kötüsün?! Neden sürekli birilerine zarar verme peşindesin? Niye bana acı çektirmeye çalıyorsun?!" Eslem oku birden kendine çevirirken şaşırmıştım. Barlas sıktığı yumruğunu gevşetirken ayağa kalktı. Artık bize tepeden bakıyordu.
"Sana acı mı çektirmeye çalışıyorum? Hah, sen acının ne demek olduğunu biliyor musun ki?" ikisi de çok acımasız olmaya başlamışlardı. Karışmak istediğimde Cihan'ın uyaran bakışlarını gördüm. Eslem ayağa kalkıp Barlas'ın karşısına dikildi.
"Sadece sen acı çekebilirmişsin gibi davranmaktan vazgeç!" ses tonu yükselmişti.
"Bana bak kızım benim böyle ucuz duygularla uğraşacak vaktim yok." sinirle gözlerimi yumdum. Neden düzgünce anlaşılıp konuşulamıyordu?
"Ucuz mu? Ya benim aileme zarar verdin sen!"
"Senin ailen de bana zarar verdi!" Barlas dilinde tuttuğu gerçeği bıraktığında Eslem durdu.
"Ne?"
"Tek bana değil, kardeşin diye gördüğün kadına da zarar verdi." bunu söylemeye bilirdi. Sinirle ona baksam da bir şey demedim. Eslem'in bakışları bana dönerken gözlerimi kaçırdım ne denirdi ki?
"N-ne demek istiyorsun?" artık bağırmıyordu. Barlas öfkesini dizginleyip yerine otururken ayakta kalan Eslem oldu.
"Bizi yakan, benim sakat kalmama sebebiyet veren ailem dediğin o kişi." Barlas tükürürcesine konuştuğunda Eslem gerçekliğin altında kaldı.
"B-ben bilmiyordum." onu suçlayamazdık da zaten.
"Bir önemi yok, sen bencil düşünmeye devam ederdin." Barlas daha da yüklenirken Cihan durması adına genzini temizledi.
"Evet Barlas bencil düşünürdüm çünkü bu, onu öldürmen gerektiği anlamına gelmiyordu." Eslem'in de durmaya niyeti yok gibiydi. Ortada dönen pinpon topunu izler gibi izliyorduk bu savaşı.
"Bak işte bende tam bundan bahsediyordum. Ne yapsaydım lan ne?! Gidip tebrik edip teşekkür mü etseydim it oğlu ite!"
"Beni hiç mi düşünmedin?" Eslem'in sorduğu soruya kaşlarımı kaldırarak tepki verdiğimde Cihan da kaşlarını çatmıştı. Sanırım küçük kuzeninden böyle bir soru beklemiyordu.
"Seni düşünmediğim an yok. Yine de bu benim için bir şeyi değiştirmedi." Barlas'ın Cihan'ın burada olup duymasına rağmen korkusuzca verdiği cevaba hayran kaldım. Nihayetinde bir keresinde bunun için kavga etmişlikleri vardı.
"Bir bağımızın olduğunu biliyor muydun?"
"Elbette." Eslem sorusunun cevabını aldığında kalktığı koltuğa kuzeninin yanına geri oturdu.
"Eslem burayı kimse bilmemeli." onların arasındaki sorun biraz yatıştığında konuya giriş yapmıştım. Eslem üzgün gözlerle bana döndü.
"Merak etme kimsenin daha fazla canı yansın istemiyorum." bu okun Barlas'a gittiği bariz belliydi.
"Peki abimi ne yapacağız? " Eslem bir soru sorduğunda dakikalardır susan Cihan düşünceli bir sesle konuştu.
"Hakan bulana kadar durmayacaktır. Şu an canının nasıl yandığını düşünebiliyorum, Hakan canı yandığın da canını yakanın canını yakmadan durmaz." herkes bir şekilde kendi adaletini sağlamaya bayılıyordu.
"Gideceğim."
"Ne?" Barlas'ın söylediği sözlere şaşkınlıkla tepki veren bendim. Umarım yine teslim olmakla ilgili gitmekten söz etmiyordur.
"Beni bulamayacağı bir yere giderim. İş çok karıştı siz daha fazla karışamazsınız."
"Unut bunu" diye itiraz ettim. Ki oda da tek itiraz eden de benim. Eslem de gitmesini istiyor olabilir miydi? Gerçi bunun için onu asla suçlayamazdım.
"Belki de en iyisi bu olur." Eslem'in kurduğu cümleye şaşkınlıkla baktım. Sahiden gitsin mi istiyordu? Aşk, can yakmayı iyi biliyordu.
"Seni güvenli bir yere göndereceğim." Cihan konuştuğunda atıldım.
"Ne saçmalıyorsun? Öyle bulunması daha kolay olur. En azından yanımızdayken güvende olur. "
"Hayır olmayacak. Barut'un yanına göndereceğim." şaşkınlıkla baktım.
"Barut da itiraz etmeden kabul edecek öyle mi?"
"Merak etme o kısım bende." bana güven veren bir hisle bakarken ne diyeceğimi bilemedim. Bu Barlas'ı bile bile ateşe atmak olmaz mıydı?
"Ben kabul ediyorum Nalan." Barlas'tan gelen sözlerle bana başka bir söz hakkı kalmamıştı. Barlas'ın bakışları Eslem'e artık kırgın bakıyordu sanırım gitmesini istemesi onu yaralamıştı.
"Pekala birkaç gün içinde gidip ifade verirsin sonrasında zaten bir şey bulamayacakları için seni serbest bırakacaklar. Ertesi gün yola çıkmış olacaksın bunlara hazır mısın?" planı herkese açıkça belirtip son sorumu Barlas'a yöneltmiştim.
"Artık benim için endişelenme."
"Bu imkansız, senin için her zaman endişelenirim."
Zaman akşama evirildiğin de Eslem ve Cihan gitmişti. Tanık koruma evinin salonunda öylece oturmuş sessizce düşüncelere dağılmıştık. O kadar olaylı bir gün olmuştu ki neresinden tutsam elimde kalacak gibiydi. Barlas ile ayrı kalacak olmamız da başka canımı sıkan bir durumdu. Bu yaşımıza kadar hiç ayrıldığımızı hatırlamazdım. Yüreğim bu özlemi kaldırabilecek miydi emin değildim.
Sait meselesi nihayet devlet için son bulmuştu. Bugünün tek iyi yanı sanırım buydu, benim için Sait defteri Sait ölene kadar kapanmayacaktı. Benim yaşadıklarım ona yaşattıklarımın yanında hiç kalırdı. Aklıma bugün gördüğüm mavi gözlü adam düştüğünde onların da kim olduğunu bulmam gerektiğini aklıma not düştüm. Sonuçta yasa dışı bir iş peşindeydiler ve Albayın dedikleri üzerine bu şehirdeki pislikleri temizlemeden bana dönüş yolu yoktu. Gözlerim yorgunlukla kapanmak üzereyken evin içini dolduran zil sesiyle yerimden sıçradım. Akın, Gökalp ve Emrah ne yapacağını bilmez bir halde bana bakarken Barlas konuştu.
"Birini mi bekliyorduk?" olumsuz anlamda kafamı salladım.
"Hayır. Odaya gir ve ben gelene kadar çıkma." göz devirip oturduğu koltuktan kalktı. Barlas odaya girdiğinde silahımı yanımda saklayarak kapıya ulaştım. Delikten baktığımda akşamın karanlığında bir şey göremedim.
"Kim o?" diye düz bir sesle sordum. Kapının ardından duyduğum sesle elimdeki silahla kendimi vursam daha iyiydi.
"Aç kapıyı aç!" silahı belime sokarken kapının kilidini açıp kapıyı kendime çektim. İstanbul'un karanlığında Albayın öfkeli yüzü bir başka oluyordu tabii.
"Albay?"
"Siz beni mezara sokmadan rahat etmeyeceksiniz değil mi?"
Gün, henüz bizim için bitmemişti.
Devam edecek...
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 11.57k Okunma |
2.19k Oy |
0 Takip |
39 Bölümlü Kitap |