
Oy ve yorumlarınızı bekliyorum..
Önümüzde akıp giden yolda sıfır yedi plakalı beyaz mercedesi takip ederken sinir her hücremdeydi. Helin'in ciyaklayan sesi kulaklarımda hala yerini koyarken onu Semih Kaya ile göndermiş olmam ne kadar doğruydu emin olamıyordum. Her an bir kazık çekip sırtıma saplaması an meselesiydi.
"Tetiği çekecek misin?"
"Ne?" arabaya bindiğimiz andan itibaren sadece önümüzde giden mercedese bakıyordum, ne Cihan bir şey demişti ne de ben.. Şimdi beklemediğim bir şekilde lafa karıştığında şaşırmıştım.
"Gözlerinle öldürmen yetmedi artık tetiği çekecek misin diyorum?" benimle alay geçtiğini fark ettiğimde çatık kaşlarım daha da çatıldı.
"Sence bu olanlar komik mi?"
"Onunla gitmesine sen izin verdin, burada sinirlenmenin bir manası yok." ansızın konuştum.
"Sinirlendiğim şey onunla gitmesi değil." Cihan bir saniye durduktan sonra konuştu.
"Ne?" dilimi ısırırken gözlerimi başka tarafa çevirdim.
"Boş ver."
"Bir saniye, yoksa sen-"
"Önüne bak Cihan." boynum hafiften kızarırken Cihan resmen kıkırdadı.
"Sen beni kıskandın!" ne kadar bozulsam da renk vermemeye çalıştım.
"Ne saçmalıyorsun? Önüne bak!" asla ondan tarafa bakmasam da yüzündeki eğlenen ifadeyi tahmin edebiliyordum. Kıskanmış olabilirdim ama bunu onun bilmesine gerek yoktu.
"O senin kardeşin o gözle bakmayacağımdan emin olabilirsin." hayretle kendime engel olamadan ondan tarafa döndüğümde zaten bana bakıyor oluşunu yakaladım.
"He yani kardeşim olmasa bakacaksın!" gür bir kahkaha koy verdiğinde sakallarının ardına saklanmış gamzelerini görebilmiştim, meğer benden bir cenneti saklamıştı.
"Kıskanıyorsun kızım sen beni!" gözlerimi gamzelerinden zor bela çekerken önüme dönüp mercedese odaklanmaya çalıştım.
"Ne dediğini bilmiyorsun sen."
"Neden her halin beni tahrik etmek zorunda ki?!" sitemli çıkan sesiyle gözlerim fal taşı gibi açılırken ona bakamadan edemedim. Bu adam günden güne arsızlaşıyordu, cidden.
"Sapık mısın acaba?"
"Senin sapığınım." göz devirip önüme bakarken Cihan keyifle gülmeye devam etti. Mercedes bir sapağa saptığında ormanlık bir alan içine girmiştik. İçim içimi yese de bir yanım bu adamın beni tuzağa düşürmeyeceğini söylüyordu. İlk defa o yanıma güvenip sarmalamak istedim. Mercedes iki katlı bir villanın bahçesinde durduğunda Cihan arabanın arkasına yanaşıp durdu.
"Hala Antalya sınırları içerisindeyiz." Cihan konuştuğunda Mercedes'in şoför kapısı açılıp Semih Kaya dışarıya çıktı. Kapısını kapatıp bizden yana döndüğünde eliyle gelmemizi işaret etti.
"Her şeye hazır mısın?" cevabını bilsem de bu soruyu Cihan'a sormuştum işte.
"Seninle her şeye hazırım." bu cümlesinin altında yatan imaları bir kenara itip arabanın kapısını çekip açtım, bir rüzgar, açık kapıdan bana ulaştığında kiremit rengi toprağa ayak bastım. Aynı anda mercedesin ön yolcu kapısı açılıp içinden Helin, saçlarını savurarak çıktı.
"Amca burada ne işimiz var?!" çıkmasıyla çenesinin de açılması aynı anda olmuştu.
"Sabret Helin, gençler içeri gelin!" Semih Kaya bize hitaben konuşmaya devam ettiğinde Cihan ile bakışlarımız birleşti. Arabadaki eğlenen halinden eser kalmamış eski düz duvar Cihan olmuştu bu hali Helin'in yanında daha iyiydi. Cihan arabayı kilitleyip yanıma geldiğinde derin bir nefes çekip iki katlı eve ilerlemeye başladım. Helin ve Semih evin kapısını açıp içeriye girerlerken aralarında bir konuşma geçmişti fakat gerilerinde kaldığım için ne konuştuklarını duymamıştım.
"Bir cinayet işleyeceksen haberim olsun camgöz." Cihan etrafın boş olmasından faydalanıp dalgasına devam ettiğinde göz devirdim.
"Tabi yaşıyor olursan neden olmasın?" derken sırıttım, tamamen samimiyetten uzak şekilde. Cihan'ın suratı düştüğünde evden içeri girip sesleri takip ettim. Helin ve Semih ikilisi salondaki koltuklara yerleşmiş bizi bekliyorlardı.
"Geçin çocuklar." Semih Kaya'nın referans ettiği koltuklara oturduğumuzda Helin'in gözü yanımda oturan Cihan'daydı.
"Burayı benden ve dayından başka kimse bilmiyor Nalan."
"Anlamadım dayım mı?"
"Evet, Demir Ata ile ortak evimizdi burası."
"Bir saniye seni sevmediğini söylemiştin?" kafam iyiden iyiye karışırken içime şüphenin tohumları tekrardan serpiliyordu.
"Bunlar karışık konular elbet konuşacağız şimdi bir önceliğimiz var." derken karşısında oturmuş tırnağına törpü yapan yeğenine baktı.
"Sana hala güvenmiyorum."
"Daha iyi. Güven rahatlık verir rahat olmamamız lazım." karşımda Albayın başka bir versiyonunu görüyor gibiydim. Onunla da ilk başlarda böyle sürtüşürdük ve ona da güvenmezdim.
"Burada Helin ile kalamazsın."
"Ben kalmayacağım zaten sizin belirlediğiniz adamlar kalacak." şaşırsam da belli etmedim kartlarını açık oynuyordu.
"Peki aklında ne var?"
"Muhtemelen Ferdi Kaya şuan da delirmiştir ve terör estiriyordur. Kızına ilk kez bu denli yaklaştı." Helin bir anlığına bize baksa da oralı olmayıp tırnak törpüsüne devam etti.
"Durmayacaktır. Her yeri arayacaktır." sohbetimize Cihan dahil olduğunda Semih Kaya, Cihan'ı bir güzel sözdü.
"Barut timindensin." Semih, Cihan'a ithafen konuştuğunda bu bir soru değil teğit etmeydi.
"Evet komutanım."
"Rüzgarını çok duymuştum fakat tanışmak nasip olmamıştı."
"Estağfurallah." Cihan'ın bir anda bu denli kibarlaşması beni şaşırtsa da yüzümü sabit tuttum.
"Neyse konumuza dönelim. Evet Ferdi durmayacaktır, kanın kokusunu duydu mu peşini bırakmaz it oğlu it!" kendi babasına da sövdüğünün farkında mıydı acaba?
"Bugün bizi ipten aldın Kaya ama bundan sonrasını bana bırakmanı istiyorum." kararlı bakışlarıma gururla bakıp tebessüm etti.
"O kapıdan çıktığımız andan beri artık bu işte ortağız."
"Ama-"
"Seni görevden almak istemiyorum Nalan, ama beni zorlarsan işler istemediğim yere gidecek."
"Tehdit ediyorsun öyle mi?"
"Yaparsam bu tehdit olmaz." artık o babacan tavrı yoktu, karşısında gerçekten iş yapacağı bir kadın görüyordu.
"Seninle ortak olmam sana güveneceğim anlamına gelmez."
"Rahat ol, ben de kendime güvenmem zaten huyum değildir." deyip güldü.
"Şimdi onu aramanı istiyorum."
"Ne?"
"Onu arayıp kışkırt, düşmanının kim olduğunu bulduğunu sanacak ama gerçek ortaya çıktığında yaşadığı hayal kırıklığını büyük bir zevkle izleyeceğim." Semih Kaya büyük bir ciddiyetle bana bakarken kararsızdı.
"Bunun bir savaş çağrısı olduğunun farkında mısın?"
"Ben o savaşı başlatalı çok oldu, ben savaşı bitirmek üzereyim."
"Bunun dönüşü olmaz."
"Daha döndüğüm görülmedi." ceketinin iç cebinden telefonunu çıkartıp rehberden numaraya tıkladı.
"Hakkımızda hayırlısı olsun." yana kaydırıp aramaya başladığında Helin'in salondan çıkıp yukarı gittiğini gördüm. Sesi hoparlöre verdiğimizde çağrımız yanıt buldu.
"Ne istiyorsun lan?!" Ferdi Kaya'nın sesi gergin ve sinirliydi.
"Kardeşinin telefonlarını böyle mi açıyorsun?" Semih işi alaya vurduğunda Ferdi ahizenin karșı ucunda daha da köpürdü.
"Siktirme ecdadını ne söyleyeceksen söyle!"
"Şerefin gibi terbiyeni de kaybetmişsin abi!" deyip güldü Semih Kaya.
"Bak oğlum hiç üşenmem gelir kafana sıkarım, ne sikime arıyorsun lan beni?! Bitti lan benim sizinle işim kopun benden!" avaz avaz bağırıyordu. Tahmin ettiğimden daha fazla çıldırmıştı gerçekten Helin onun için bu kadar değerli miydi?
"Koparsam Helin'de kopar." Semih Kaya bombayı orta yere bıraktığında ses kesildi. Hepimiz birbirimize ne olacağını sorar gibi bakarken ahizeden kısık bir ses yükseldi.
"Ne diyorsun lan?"
"Helin aylardır o evde yaşıyordu, o evde nefes alıyordu. Bugün verdiğim bir kararla yeğenimi gezmeye çıkardım." Semih Kaya'nın sesi ne kadar alaycı olsa da yüzü pare pareydi sanki kendisini yiyeceği küfürlere hazırlar gibiydi.
"Yo yo sen değil, Azad iti kaçırdı onu. Ben buna düşmem Semih!" inanmak istemiyordu, ne yazıktı.
"Tüh Azad'a yazık oldu desene, sence Azad kaçırsa Helin şuan orada olmaz mıydı?"
"Lan! Bana bak lan! Anama ana demem, yedi ceddini sikerim! Bana bak Semih aldığın nefesi soluk boruna geri tıkarım lan!"
"Üf hep bir küfür, hep bir şiddet. Bana maval okuma, icraat göster."
"Lan sen yürek mi yedin oğlum? Lan sen neyine güvendin piç!" Cihan bıyık altından gülerken neredeyse bende gülecektim, Ferdi Kaya'yı yeni tanımıştım ama ilk kez bu haline tanıklık ediyordum.
"Neyse abi sohbetine doyum olmuyor ilgilenmem gereken bir yeğenim var sana sonra dönerim!" deyip telefonu tamamen kapattı.
"Sence inandı mı?" derken ciddiydim. Belki de blöf yaptığımız falan sanmışta olabilirdi.
"İnanmak mı? Aradığım andan beri benim olduğumu anlamıştı."
"O kadar eminsin yani?"
"Şuan bütün üstüme kayıtlı olan arazileri arayışa koyuldu fakat burası benim üstüme değil."
"Dayımın üstüne değil mi?"
"Aynen öyle. Zaten Demir buraya hiç uğramaz." dediğinde kaşlarımı merakla çattım.
"Neden?"
"İyi anıları yok bu evde sevmez burayı." anladığımı belirtircesine kafamı salladığımda merdivende ayak sesleri duyuldu. Hepimiz Helin'in salona girişine baktığımızda Helin, bize anlamayarak baktı.
"Ne oldu?" Semih Kaya oturduğu koltuktan kalkıp Helin'in yanına ilerledi.
"Bir süre burada kalman gerek Helin."
"Neden? Hem babam neden gelmedi?" derken sesi neredeyse oyuncak isteyen bir kız çocuğuna benzemişti.
"Baban bir süre daha yanında olamayacak."
"Yine mi o adamlar? Onlardan kurtulduğumuzu sanmıştım."
Hangi adamlar?
Meraktan kasılsam da bir kelime edememiştim.
"Sen meraklanma, askerler seni koruyacak." Helin'in gözleri yanımda rahatça oturan Cihan'a düştüğünde otuz iki diş sırıttı.
"Gerçekten mi?! E tamam o zaman babam beni merak etmesin o beni çok iyi koruyacaktır!" derken işaret parmağıyla Cihan'ı göstermişti. Kaşım seğirirken oturduğum koltuktan kalkıp yanlarına yaklaştım.
"Öncelikle açıklık getireyim koruyacak askerler biz değiliz." Helin'in yüzü düşerken benimki yukarı çıkmak üzereydi, neredeyse.
"Ama-"
"Ve bir daha devletin askerine böyle tavırlarda bulunma." bence gayet iyi bir savunma yapmıştım. Helin bozulmuş bir şekilde susarken Semih Kaya'nın gülerek bakan yüzü de beni bozuyordu.
"Herkes anlaştığına göre ben gidiyorum."
"Ne zaman geleceksin amca?" bu sorunun kime ait olduğunu anlamak güç değildi.
"Yarın uğramaya çalışacağım güzelim." deyip Helin'in başının üstünden öptü. İçimde bir şeyler kopup giderken Semih Kaya bana bakmadan salondan çıktı.
Hayat, kime merhamet göstereceğini bilmeyen bir yanılgıydı.
Barlas'dan
Ankara, kurbanımın cenazesini kaldırdığım şehir. Ergenlik yıllarımı avuçlarına kustuğum şehir. Ayazı, kalbimden bile sıcak olan şehir. Şimdi bu şehirde kaderinden kaçan bir tutsaktım. Hakkını vermem gerekirdi ki Barut iti bana iyi bakıyordu yemediğim yemekleri veriyor, içmediğim suları içirtiyordu. Keyfime soracak olursanız buradan üç adım atmak için bile yol almazdı. Ama hissiyatım bu yerden siktir olup gitmemi söylüyordu. Sıkıntıyla bana verdikleri kulübe evin bahçesine çıktığımda ha hava yeni kararmak üzereydi. Sigaramın ucunu ateşleyip derin nefesi içime çekerken baygın gözlerim karşımdaki boş arazideydi. Sadece rüzgarın getirdiği esintinin sallantısı vardı önümde.
Nalan'ı yalnız bırakmış olmak içim içimi yese de Albay'ın ona gözü gibi baktığından emindim. Ne beni ne de Nalan'ı bu zamana kadar kendi öz evlandından ayırmadan sevmişti, ne kadar belli etmese de. Huysuz falan ama iyi adam Albay.
Buraya geleli ne kadar zaman geçmişti bilmiyorum fakat aklım hala Antalya'da yaşıyordu. Ara sıra Barut'a beni götürmesini istesem de herif ağzıma sıçıp gidiyordu. Burada ne yapıyordu onu da anlamış değildim ama çözmem uzun sürmezdi. Neyse, bana neyse amına koyayım.
Sızlayan bacağımı ovalarken kulübenin önüne attığım sandalyeye oturdum. Sıçtığımın bacağı bana eziyetten başka bir bok vermiyordu. Sigaramın son demlerini içime çekerken gözüme önümde uzanan boş yeşil arazi de bir beden ilişmişti. Bembeyaz bir elbisenin içinde sapsarı saçlara sahip bir kadın bana doğru geliyordu.
Evet sonunda serap da görmeye başlamıştım.
Sinirle gözlerimi ovuşturup tekrar aynı yere baktığımda beden daha da yaklaşmış kadının simasını neredeyse tanıyacak olmuştum. Ya bir rüyadaydım ya da beynim benimle taşşak geçiyordu. Sigarayı yere atıp oturduğum sandalyeden kalkıp serabın adım adım bana gelmesini izledim.
Serap, Eslem'den başkası değildi.
Aramızda az bir mesafe kala durduğunda yeşil gözlerindeki ıslanmışlığa baka kaldım.
Buradaydı, tam karşımda dolu gözleriyle bana bakıyordu.
"Sen?"
Bir rüya mıydı? Siktir, ben rüya görmezdim ki! Kabuslarla dolu hayatımda rüya kavramı eksenime uğramazdı.
"Ben geldim Barlas." sesi hala naif hala kalbimde bir yerleri kıpırdatacak kadar güzeldi.
"Neden? Hem sen beni nasıl buldun ? " ağzımdan çıkan tek kelime buydu. İçim ne kadar gardını indirirse, dışım o kadar kuşanıyordu. Gözlerinin doluluğu artarken yüzü de artık düşmüştü.
"Çünkü seni özlüyorum." tebessümden uzak bir şekilde güldüm. İçime sorarsanız; acı bir gülüştü bu.
"Her düşmanını özler misin böyle?" o tanık koruma evindeki sözleri hala kulaklarımdaydı.
"Barlas, buraya gelmem hiç kolay olmadı."
"Yani? Alkıș mı bekliyorsun?" katılığım karşısında iyice bozguna uğramıştı.
"Ben sanmıştım ki mutlu olursun-"
"Senin sanmalarına ihtiyacım var gibi mi duruyor?" içim yüzüme okkalı bir yumruk savururken dışım bir duvardı.
"Böyle olmak zorunda değil."
"Böyle olmak zorunda!" kendime sinirimden sesimin volümü arttığında Eslem bir adım geriledi.
"Bana bağırma buraya senin için geldim."
"Senden böyle bir șey istemedim.''
"Yapma, bunu bize yapma." içim kan ağlaya ağlaya güldüm. Hayatımda ilk kez istemediğim bir şekilde davranıyordum.
"Biz mi? Ne kuruyorsun kızım sen kafamda? Biz diye bir şey olmadı, olamaz." boğazımdaki nefesim beni öldürmeye yeltendiğin de bakmaya doyamadığım yeşillerden damla damla yaşlar aktı.
"Hayır bu defa senin istediğin olmayacak." kaşlarımı çattım.
"Ne zırvalıyorsun?" neden dönüp gitmiyordu? Neden ikimizi de mahvetmeye yeminliydi?
"Benimle konuşana kadar buradayım!" beni kenara itekleyip az önce kalktığım sandalyeye oturdu. Mani olamadığım bir şaşkınlıkla ona bakarken hanımefendi bacak bacak üstüne atıp iyice yerine yerleşti.
"Senin çocuk hareketlerinle uğraşamam. Git buradan!" evet içim kendimi boğazlamak üzereydi.
"Hiçbir yere gitmiyorum!" bana karşı çıktığında hemen yanında bitip kolundan tutup sandalyeden bir hışımda çekip kaldırdım. Canını yaktığımı gözlerindeki hayal kırıklığından net bir şekilde anlayabiliyordum.
"Benim sabrımı sınama sarışın!" bir adım ötemde kana kana içeceğim dudaklarına kapılmamak için kendimi tutuyordum. Ne kadar da güzeldi, delirmeme sebep olacak kadar.
"Canımı yakıyorsun!"
"Güzel, o halde git!"
"Git-"
"Çek lan elini!" Eslem'in sözlerini kesen, boş araziden gelen bir erkek sesi olmuştu. Yeşilleri bırakıp sesin geldiği yöne bakarken Eslem de benimle birlikte hareket etmişti. Yaşı otuzların ortasında takım elbise giymiş bir adam elinde tuttuğu silahıyla bize öfke soluyarak bakıyordu.
"Abi!?" Eslem'in yanı başımdan şaşkınlık dolu gelen sesiyle kendime gelip tek hamlede onu arkama aldım.
"Geri de dur." ona uyarımı yapıp öne çıktığım da adam da bize doğru ilerlemeye başlamıştı.
"Kimsin?!"
"Duymadın mı? Hırpaladığın kızın abisiyim!" diye böbürlendiğinde neredeyse göz devirecektim. Nihayet meşhur abiyle karşı karşıya gelebilmiştim demek. Alayla güldüm.
"Ee yani?"
"Barlas sen misin?!" bunu öyle bir sormuştu ki sanki ben değilim desem bile beni vuracaktı.
"Kimin sorduğuna bağlı."
"Katili olduğun Cihat Aksoy'un eniştesi soruyor, yeterli mi puşt?!" gürlemeye başladığında Eslem arkamdan bağırdı.
"Abi yapma!"
"Sen karışma! Seninle işim daha sonra." kendi kardeşine bir tehdit savurduğunda boynumdaki damarların çekildiğini hissetmiştim. Sakinlikle boynumu kıtlatırken herife daha da yaklaştım. Herif yaklaşmam üzerine yere doğrulttuğu silahını kaldırıp göğsüme çevirdi.
"Öncellikle diline sahip ol, Eslem'in saçına bile dokunamazsın!" bu kez alayla gülen o olmuştu.
"Yok ya, kim karar veriyor buna? Sen mi pezevenk?!!" ettiği küfürler kulağımın arkasını kaşındırmaktan başka bir işe yaramıyordu.
"Nefes almak istiyorsan defol buradan."
"Namlunun ucundayken ne kadar mertsin öyle! Patlamasından korkmuyor gibisin?"
"İnsan, hayatından korkar mı lan?" kaşlarını çattı.
"Ne alaka?"
"Bak oğlum sana burada oturup bir şeyler anlatacak değilim, silahını sok nerene sokuyorsan ondan sonra defol git!" gayet ve yeterince kibar konuşmuştum bence.
"Cihat'ı neden öldürdün puşt?!!" omuz silktim.
"Keyfim istedi." sinirden kudurmaya başlarken arkamdan Eslem'in yapmayın nidaları geliyordu.
"Lan ben senin yüzünden doğmamış çocuğumu toprağa verdim lan!"
Etkilenmiş miydim?
Hayır.
"Olaya nereden baktığınıza göre değișir. Ben hepimiz için bir iyilik yapıp, bu dünyadan bir pisliği temizledim.''
"Lan gevşek ne diyorsun lan sen?!" anlaşılıyordu sinirini küfürlerle geçiren gerizekalının tekiydi.
"Lafı bir kere söylerim senin için alt yazı geçemem."
"Tamam lan bunu sen istedin! Belki pişman olmuşsundur diye buraya geldim ama sen zaten ölümü kucaklıyormuşsun!" keyfim işte şimdi yerine gelmişti.
"Ha şöyle! Az gerçeklerden bahset ya sabahtan beri tavuk gibi bıt bıt." emniyeti açıp içindeki şarjörü kontrol ettikten sonra silahın ucunu artık alnıma yöneltmişti.
"Abi!" Eslem arkadan koşarak yanımıza geldiğinde sol kolumla önüne bir engel oluşturup onu durdurdum.
"Geri de dur dedim sana!"
"Abi yapma!"
"Eslem karışma geride kal!"
"Bağırma lan kıza!" diye öne doğru hırladığımda silahın soğuk ucu alnımdaydı. Gözlerim karşımdaki simsiyah gözlere dikmiş tek saniye kırpmadan bakıyordum. Eslem artık tamamen arkamda ve kolumun esiri altındaydı.
"Bırak beni! Abi dur yapma nolursun!" ne kadar çırpınsa da kurtulamazdı.
"Sık lan! Sık hadi sık!"
"Sana bu dünyada bir nefes daha aldıran orospu çocuğu olsun!"
"Aynen öyle hadi!" parmağının ucu tetiğe dokunduğunda gözlerinin en içine, öldüğümde bile beni unutmaması için bir anı bıraktım.
Silah patladı.
Fakat dağılan beynim olmamıştı.
Korkarak kaçışan kuşlarla beraber herif sendeleyerek arkaya gitti.
"Abi!" ne olduğunu anlamak için etrafa bakındığımda Barut'un eli hava da bize doğru geldiğini gördüm.
"At silahını!" herif bu kez silahı Barut'a doğrulttu.
"Sen de kimsin?!"
"Türkiye Cumhuriyeti'nin üsteğmeni yetti mi gevşek?!" herif şaşırarak silahı indirdiğinde Barut adamın indirdiği silahı alıp beline soktu.
"Seni buraya getirmem hataydı." bu sözleri Eslem'e bakarak söylemişti. O mu getirmişti? İşte bu şaşırtan bir hareket olmuştu.
"Ben onu şehir dışında sanıyordum."
"Neyse artık iş işten geçti." bana dönüp sözlerine devam etti. " Artık burada kalamazsın yerini biliyorlar."
"Biliyorum, gerisini ben hallederim eyvallah."
"Yok öyle bir şey benim verilmiş bir sözüm var." diye itirazda bulundu. Bu esnada elinin altında kıvranan Eslem'in abisini tutmaya çalışıyordu.
"Sen o sözü fazlasıyla tuttun kardeşim."
"Antalya'ya dönüyorsun."
"NE?!" bu heyecanlı çıkış Eslem'dendi.
"Nalan bunu hoş karşılamaz."
"Ben bu kadar emin olmazdım, sana ihtiyacı var." kaşlarımı çattım.
"Anlamadım?"
"Benden bu kadarını bil yeter, hazırlan gidiyorsunuz." itiraz ve sorularıma izin vermeden tuttuğu adamla birlikte geri döndü. Eslem'in abisi laf kalabalıklarına devam ederek uzaklaşırken aklımda tek bir şey vardı; Nalan.
Ne olmuştu?
Nalan'dan
Bir rüzgarın etkisinde oradan oraya savrulan kendine yuva bulmaya çalışan bir kırlangıçtım ben. Eskiden evim dağlarken, şimdiki evim belirsizlikti. Semih Kaya'nın dediğine göre dayımın üzerine olan evde oturmuş Helin hanımı izliyorduk. Neyse ki Cihan acil işleri olduğunu söyleyip yanımdan ayrılmıştı yoksa bu kadınla aynı alanda bulunacak olması beni delirtiyordu.
"Hey asabi baksana!" ormanın eşsiz manzarasına dalmışken arkamdan cırtlak tonlu bir ses geldi. Neden ben yokmuşum gibi davranmıyordu? Ondan tarafa dönmeden konuştum.
"Ne istiyorsun?"
"Aslında en çok merak ettiğim şey şu yakışıklı askerin evli olup olmadığı ama neyse onu başka zaman öğrenirim." sabrımı sınamak istermiş gibi devam etti. " Burada olmamızın asıl amacını bilmek istiyorum." kollarımı göğsümde kavuşturup ondan tarafa döndüğümde karşımdaki tekli koltukta bacak bacak üstüne atmış oturuyordu.
"Amcan sana gerekli açıklamayı yaptı."
"Hayır burada başka şeylerin peşindeydiniz, söylesene babamı mı yakalamaya çalışıyorsunuz?" ilk kez doğru noktaya parmak basmış olması beni şaşırtsa da renk vermedim.
"Neden? Yoksa baban yakalanması gereken şeyler mi yaptı?" beton duvara çarpma hissi yarattığım da kendini silkelemeye çalıştı.
"Şey yani hayır sadece ben aa bu ne canım sorgu da mıyım?!" diye saçmaladığında alayla sırıttım. Dönebeçli yolları bilmeyen aptal kızın tekiydi.
"Peki sen devletin memurunu niye sorguluyorsun?"
"Yok ben sadece-"
"Kes! Ne yapmak istediklerin umurumda değil. Uslu bir kız olup bekle ben sabırlı biri değilim." sesimi yükselttiğim de korku dolu gözleriyle bana baktı.
"Bana bağıramazsın!"
"Sana istediğim her şeyi yaparım!"
"Bu ne cüret??!"
"Hala konuşuyorsun, sus!" sinirle salondan çıkıp mutfağa ilerlerken yandığımı hissediyordum. Biyolojik babamın bana tercih ettiği kıza inanamıyordum, bu kızda ne görmüştü de evlat edinmişti? Mutfağa girdiğimde ısrarla çalan telefonuma küfür savurarak açtım.
"Ne var ne?!"
"Teğmenim?" tanıdık ses tonuyla kaşlarımı çatıp ekranı kulağımdan uzaklaştırıp baktım, arayan kişi Barut'du.
"Pardon komutanım bakmadan açtım." bir de bununla mı uğraşacaktım şimdi?
"Antalya'dayım teğmenim." doldurduğum su bardağını içemeden tıkanmıştım. Antalya'da mı?
"Hayırdır komutanım mesele nedir?"
"Gelince konuşuruz bana adresini at. " ve anında telefonu suratıma kapattı. Üssüm olmasa asla taviz vereceğim biri değildi. Sinirle konumu atıp içemediğim suyu tek seferde diktim. Olaylar sırayla değil, sürüyle geliyordu. Salona geri döndüğümde Helin'i magazin programı izlerken buldum. Şu Gökalp'lar gelse de bende artık buradan kurtulsam. Koltuğa oturduğumda bakışları bendeydi.
"Bu asabiyet seni hasta eder." her şeye bir yorumu vardı değil mi?
"E seni ilgilendiren tarafı?"
"Neden düzgünce sohbet etmeyi denemiyorsun? Bu öfken kime? Hayata karşı bu öfken fazla değil mi?" sinirle gülüp başımı salladım.
"Yaşadıklarımın çeyreğini yaşasan bu hayata kan kustururdun." kaşlarını çattı.
"Yaşamadığımı nereden biliyorsun?"
"Bir bakalım, zengin bir adam tarafından evlat edinilip sayısız okullarda okuyup mimar oldun. Sadece baban değil tüm ailesi seni sevip saydı, erkekler peşinde pervana oldu falan fistan. Ben senin hayatında zorluk kavramını göremiyorum." yüzündeki tebessüm silinip bir hüzün yerleşti.
"Her şey göründüğü gibi olmuyor malesef. Yurda verildiğim de yedi yaşındaydım, öz babam tarafından tecavüze uğramıştım." nefesim soluk borumda tıkandığında o an dünyanın ayağımın altından çekildiğini hissetmiştim. Bu kez aynı beton duvara ben toslamıştım. Annemin kaderi karșımda oturuyordu, o anları tekrar tekrar yașıyordum sanki. Sessiz kaldığımda buğulu gözleriyle devam etti.
"Herkes bende bir virüs varmış gibi davranıyordu, kimse yanında istemiyordu. Sanki tecavüze uğramayı hak etmişim gibi tavırlar sergiliyorlardı. Oysa daha yedi yaşındaydım, tek hissettiğim acıydı. Hakim o adama iyi hal indirimi verdiğinde kimsenin umurunda değildim." boğazı düğümlendiğinde aynı hissi bende yaşıyordum. Bir kelime etsem nefessiz kalacak gibiydim.
"Sonra o geldi, Ferdi Kaya. Hayatımın içine ansızın dalıverdiğinde ona tutunmaktan başka şansım yoktu, onun da öyle." kaşlarımı çattım.
"Onunda mı?"
"Kızını yeni kaybetmişti onun yokluğunu unutmaya çalışıyordu." beynimin ortasına bir darbe indiğinde ayağa nasıl kalktığımdan bir haberdim.
Beni öldü olarak mı biliyordu?
Yoksa bilmediğimiz başka bir kardeş daha mı vardı?
"Ne oldu? İyi misin?" Helin bana endişeyle bakarken ona cevap vermeden salondan çıktım. Semih Kaya'dan en yakın zamanda her şeyi öğrenmeliydim, her şeyi. Yoksa gerçekleri tek tek öğrenmek benim açımdan hiçte iyi olmuyordu.
Saatler sonra düşüncelerin içinde yüzerken bulunduğumuz evin kapısı çalındı. Helin ayağa kalkmaya yeltendiğinde ona ters bir bakış atıp kapıya ilerledim. Gelenin bizim çocuklar olmasını umut ederek kapıyı açtığımda karşılaştığım yüz, benden adres isteyen Barut'tan başkası değildi.
"Teğmenim?!"
"Üst-" diyemedim. Çünkü Barut'un arkasından çıkan beden bana sözlerimi, yerimi, yaşımı unutturmaya yetmişti.
Barlas Yılmaz.
Kanlı canlı karşımda yüzünde o özlediğim gıcık ifadelerinden biriyle duruyordu.
"Barlas?!"
"Bir hoş geldin yok mu?"
"Barlas sen burada ne arıyorsun?" sorumu beni kapıdan iteleyerek cevap verdi.
"Belamı arıyorum ne arayacağım başka." kendi eviymiş gibi içeri daldığında şaşkın bir halde peşindeydim.
Barlas burada, Antalya'daydı.
"Amca sen mi geldin?!" salona girerken bize eşlik eden ses ile her şeyin sarpa saracağını ancak o zaman fark edebilmiştim. Barlas anlamsızca, salonda ayakta bekleyen Helin'e bakarken konuştu.
"Amca mı? Biraz alınmış olabilirim." Helin için aynı bakışlara sahip olduğunu söyleyemezdim. Aksine Barlas'a bakışı bambaşka ve pırıltılıydı.
Eyvah, rota yeniden hesaplanıyordu..
Konuştuğunda ise düşüncelerimde ne kadar haklı olduğumu anlamıştım.
"Sanırım aşık oldum."
Devam edecek..
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 11.57k Okunma |
2.19k Oy |
0 Takip |
39 Bölümlü Kitap |