36. Bölüm

Özel Bölüm 2.

Meri
ygnmeri

Oy ve yorumlarınızı bekliyorum..

31 ARALIK 2020 YILBAŞI GECESİ.

Antalya yılın son gününü yağmurla karşılarken Cihan'ın evinin bahçesini izliyordum. Genelde yılbaşı günleri görev zamanımıza denk gelirdi, ekiple birlikte bir dağın tepesinde terörist soyunu bitirirken girerdik. Hayatım boyunca daha iyi bir yılbaşı yaşayabileceğimi sanmıyordum. Havuzun üstüne damlayan yağmur birikintilerini izlerken sessiz evin içini bir anda çoşkulu bir erkek sesi doldurdu.

Mert'in sesini.

"Ahali! Bu ne ölmüşlük ya bugün yılbaşı!" salona girdiğinde boynuna yılbaşı süslerinden takmıştı ve kafasında da yılbaşı şapkası vardı. Enerjik bir şekilde koltuğun üstünden atlayıp salonun orta yerine düştüğünde Meyra ve Eslem mutfaktan çıkmıştı.

"Bir yerini sakatlayacaksın." ona uyarı da bulunan ben olmuştum ama bana sadece gülmekle yetindi.

"Merak etma güzelim bana bir şey olmaz." deyip yılışık bir şekilde yanağımdan makas aldığında elini ittirdim. Etme yerine etma demesi de ayrı saçmalıktı hangi dildi bu? Ona kızmak üzereydim ki benim yerime bunu başkası yaptı.

"Lan! Kırdırtma parmaklarını adam gibi dur!" bu başkası Cihan'dan başkası değildi. Salonun girişinde öfkesinin heybetiyle durmuş Mert'e bakıyordu. Mert kuzu kuzu yanımdan uzaklaşırken ellerini de havaya teslim oluyorum der gibi kaldırmıştı.

"Yok abi bizde yanlış olmaz biliyorsun."

"Ben sana yanlış yapacağım şimdi. İki dakika adam gibi dur lan!"

"Ya bari yılbaşında ezme beni!" deyip kollarını göğsünde kavuşturup küçük çocuklar gibi küsme hareketi yaptı.

"Uğraşmayın benim bestimle." Eslem gülerek Mert'in omzuna koluna atıp sarıldığında o an başka bir bomba daha patladı. Barlas dalgın bir şekilde salona girmiş, Mert ve Eslem'i sarılırken görmüştü. Üstüne bombayı süslemek istercesine Mert Eslem'i yanağından şap diye öpmüştü. Șuan Barlas'ın içinde kopan kasırganın farkındaydım, o kasırga bizi yutarsa elimden bir șey gelmezdi.

"Aslanım be!" Barlas o an sadece durup bakmaktan öteye gidememişti.

"Tamam yılışma sende." Eslem kolunu indirip geri çekilirken yanağını sildiğinde nihayet kazık gibi dikilen Barlas'ı görmüştü. Fakat iş işten geçeli çok olmuştu. Cihan salonun girişinden içeriye girip üzerime yürürken dikkatim kaçmıştı. Bugün üzerinde takım elbise yerine günlük giydiği kot ve tişörtü vardı açık söylemek gerekirse adamın her hali başkaydı. Cihan tam omzumun bitişiğinde geçerken ondan bana yayılan has kokusunu içime çekmeye engel olamamıştım, arkamdaki koltuğa otururken bu kokuyu solumamam çok zordu.

"Emir nerede?" bu soruyu Cihan sorduğunda Meyra hemen cevapladı.

"Malzemeleri almaya gitti abi." kaşlarımı çattım.

"Ne malzemesi?" sorum gayet yerindeyken Mert şaşırarak bana baktı.

"Yüce Sezar! Bunun bana bir şaka olduğunu söyleyin lütfen!" derken elinin tersini alnına yapıştırıp gözlerini de geriye düşürmüştü.

"Ne dedim ki şimdi?" sahiden ne dediğimi anlamamıştım. Mert hışımla elini indirip bana dik dik baktı.

"Nalan hanım uzaydan mı geldiniz acaba?"

"Ne diyorsun be?!" diye çıkıştığımda Cihan konuştu.

"Kes zevzekliği Mert! Her yılbaşı bir arada olup yer, içeriz onun malzemelerini almaya gitti."

Her yılbaşı mı?

Onların rutinlerinde bizim işimiz neydi?

Bir an için biz yokken onların nasıl eğlendiğini görmek istedim.

"Eminim Nalan yılbaşı kutlamayan o ruhsuzlardandır." Mert üzerime oynamaya devam ettiğinde göz devirdim.

"Az daha konuşursan ruhsuzlar kervanın da sende katılacaksın."

"Cihan abim yetmiyormuş gibi bir de kadın versiyonu geldi başıma! Vur abla sende vur!" işi acıtasyona vururken sinirlenmek üzereydim.

"Abla sensin lan!" abla nedir yahu? O kadar yaşlı değildim ben bir kere.

"Hep orta yaş krizi bunlar biliyorum geçecek."

"Lan sus, geçireceğim sana şimdi." Cihan sesini yükselttiğinde Mert anında sus pus olup azar işiten çocuklar gibi koltuğuna çökmüştü. Meyra ve Eslem bu haline kıs kıs gülüp koltuklara serilmişlerdi. Ayakta yalı kazığı gibi dikilen ben ve Barlas kalmıştık.

"Barlas gelsene." daveti yapan Meyra olmuştu. Eslem şaşkınlıkla yanında oturan arkadaşına bakarken gözlerinden geçen kıskançlık kırıntılarına takıldım. Barlas başını sallayıp salona girdiğinde hemen Meyra'nın sağında kalan boş tekli koltuğa oturmuştu ve bu Eslem'i daha da sinirlendirmişti. Hala camın kenarında onları izleyen bir köşe saksı gibiydim kendimi oraya ait hissetmekle hissetmemek arasındaydım. Cihan kafasını kaldırıp bana baktığında içeriye sert adımlarla Emir girdi böylelikle bana ne diyecekse hava da kalmıştı. Emir poşetleri salonun girişine bıraktığında söyleniyordu.

"Lan bir daha markete ben gidersem şerefsiz evladıyım!" Mert durur mu? Asla.

"Zaten öylesin kanka."

"Lan!" iki adımda Mert'in oturduğu koltuğa gelmiş olsa da Mert çoktan koltuktan kaçmış salonun çıkışındaydı.

"Ya hep bir şiddet vallahi kendime koruma talep edeceğim!"

"Senin talebini sikeyim lan gevşek!" sanırım Emir sinirini had safa da yaşıyordu.

"Ağır ol koçum, kadınlar var burada." uyarıyı en başından beri hiç konuşmamış olan Barlas yapmıştı. Tüm gözler ona dönerken o sadece Emir'e bakıyordu.

"Pardon." asıl beklenmedik olan Emir'in davranışıydı. Genelde fevri bir adam olduğu için Barlas'a çıkışacağını sanmıştım ama beni yanıltmayı bilmişti.

"Yürü be Barlas başkan!" Mert kalesini Barlas'a almaya çalışsa da Barlas oralı olmadı.

"Yeter bu kadar, akşam olmadan yemekleri halledelim." Cihan ayaklandığında tekrar bedeni omzumun bitişiğindeydi. Yan yana dururken ben onun omzuna gelsem de karşılıklı durduğumuz da alnım dudaklarının hizasında bitiyordu.

"Abi mangal yakamaz mıyız?" Meyra umut dolu bir soru sorduğunda Cihan yanıtladı.

"Bu hava da delirdin mi kızım? Onu başka sefer yaparız artık." Cihan haklıydı dışarı da bırakın mangalı ateş bile yakamazdınız.

"Tamam abi." biraz üzülse de yapacağımız bir şey yoktu. Mutfağa gitmeye kalktığımda Cihan beni bileğimden tutup durdurdu.

"Nereye?"

"Mutfağa?"

"Bugün yemekleri erkekleri yapacak."

"Ama abi ben al-"

"Kes sesini!" Emir itiraz edeceği anda Cihan onu susturmasını bilmişti. Cihan bileğimi bıraktığında beni kalktığı koltuğa oturttu.

"Yürüyün!" Barlas harici hepsi mutfağa ilerlerken şaşkındım, resmen bize yemek mi yapıyorlardı? Şaşkınlığımı gören Meyra konuştu.

"Her yılbaşında bize yemek yaparlar geleneğimiz hale geldi artık." anladığımı belirtircesine başımı salladım.

Bu gece daha neler görecektim merakla bekliyordum.

&&

Yemek masasında herkes yerini almış erkeklerin hazırladığı balık, pilav ve salatasına üçlüsüne yumulmuştuk. Açıkçası aç olduğum için bu kadar iştahlı yediğimi düşünmüştüm fakat doyduğumu hissettiğim de bile lezzetli yemeği yemekten kendimi alamamıştım. Asıl armağan Emir'in yemeğin ortasında rakı çıkartıp gelmiş olmasaydı. Çakır keyif olmanın sınırlarında dolanırken bir harekette Mert'ten gelmişti. Elinde sallayarak getirdiği radyoyla şaşırmıştım. Radyo hala var mıydı?

"Eğlenmeye devamke!" Mert elindeki radyoyu masanın başına bırakıp bir düğmesine bastığında evin içinde yankılanan mezdeke melodisiyle gözlerimi büyüttüm. Fakat Mert zaten bunu bekliyormuş gibi bir anda kıvırtmaya başlamıştı ve aynı anda utanmadan şarkının sözlerini söylemeye çalışıyordu.

"Led bir' vele diştiri vela di sua dittiri" ya da söyleyemiyor demeliydim.

"Lan salak kapat şunu!" Emir yan tarafımdan çıkış yapıp söylendiğinde Mert onu hiç tınlamadan bir dansöz edasıyla kıvırmaya devam etti.

"Dil esvuyani hurra il esvuyani hurra" derken Eslem'in üzerine eğilmiş göğsünü titretiyordu. Kahkahamı içimde yutarken kıkırtım dışarı çıktı.

"Sikme başımızı." Cihan ilk uyarısını bir küfür aracılığıyla verse de Mert inat eder gibi radyonun sesini daha da yükseltti.

"Ye lil yelil ya el yelil li li lil ye lil ye'lil" Mert kalçasını da bize doğru sallamaya başladığında bu evdeki son nokta olmuştu. Cihan rakı bardağının yanındaki su dolu bardağın içini Mert'e doğru fırlattığında Mert'in sırtı ve kalçası tamamen su içinde kalmıştı.

"ANAMM!" dansına son verip bize doğru şok içinde döndüğünde Barlas radyoyu kapatmıştı. Bu hepimiz adına yaptığı bir iyilik olmuştu. Mert cebelleşerek sırtındaki ıslaklığa bakarken bize bakışı da üzgün ve öfkeliydi.

"Ama bu ne canım?! Bi ıslatarak dövmediğiniz kalmıştı."

"Başka fantezilerimi de duymak ister misin?" Cihan elindeki rakı bardağını sallarken bu cümleyi kurduğunda Mert ciddileşip geri kaçtı.

"Yok abi ben öylesine şey etmiştim."

"Ben sana şey etmeden otur lan yerine!"

"Abi bugün yılbaşı farkında mısın?"

"Yoksa ölüm günün mü olsun isterdin?" Mert bir şey demeden yerine otururken o ıslaklıkla üşütmemesini umdum. Bir saniye ben niye onu düşünmüştüm ki? Bu ekibi iyiden iyiye benimsemek yapacağım en büyük yanlışlardan biri olurdu. Bir sessizlik oluştuğunda Barlas tekrar radyonun tuşuna bastı ve bu kez oynak bir şarkı yerine dingin bir melodi bizi karşıladı. Şarkı ta eskilerden beri içimize işlemiş olan ve Atamızın da dinlemekten vazgeçmediği bir şarkıydı. Buruk melodi aramızdan sızdığında ilk olarak Barlas ile gözlerimiz kesişti. Elini radyonun üstünden çekip sesi de dozunda bıraktığında bu kez bakışlarım Cihan'ı aldı. Elindeki rakı bardağına dalmış, sanki şarkının içinde geziniyor gibiydi. Saksafonun sesi içimizi yakarken herkes de aynı duygu mevcuttu.

Kimseye etmem şikayet,

Ağlarım ben halime.

Namelerin ardından duyulan saksafonun melodisi miydi bizi içine çeken, yoksa şarkının bu kadar içimize işlemiş olması mıydı bilmiyorum. O an sadece tek hissettiğim bu şarkıydı.

Saksafonla beraber melodi son bulduğunda radyocunun sesi yankılandığında Barlas sadece sesi kısmakla yetinmişti. Hepimiz şuan az önce ciğerimize kadar işlemiş o sözlerde, o notaların arasındaydık.

"Atam esaslı adammış, şarkı zevki bile kusursuz." Mert böyle bir yorum getirdiğinde sadece tebessüm ettim. Cihan kafasını kaldırıp Mert'e bakarken kendine bir bardak rakı daha doldurmuştu.

"Adammış ne lan, adam diyeceksin."

"Abi lafın gelişi yani."

"Baş ağrıtma Mert. Eğlenmek istiyorsanız içeriye geçin." çocuklarını azarlayan bir baba edasıyla konuştuğunda Eslem sandalyeden kalktı.

"Abim haklı, hadi biz içeri geçelim." ve böylelikle Barlas da dahil olmak üzere hepsi içeriye yöneldiler. Masada tek kalan Cihan ve ben olmuştuk. Açıkçası ayaklarım bu masadan kalkıp içeriye gitmek istemiyordu. Cihan rakı şişesini kaldırıp bana uzatırken sordu.

"İçiyor musun?"

"Olur." bardağımı doldurduğunda şişeyi geri koydu.

"Babam içerken hep bu şarkıyı dinlerdi." birden konuştuğunda ne diyeceğimi şaşırmıştım.

"Sende dinliyordun öyleyse."

"Evet, sadece bu şarkıyı dinlemek için onun içme saatini beklerdim. Hoş günün her saati içerdi ama bana denk geldiği kısım geceleri olurdu." yüzündeki hüznü görebiliyordum çalan şarkı ona hiç iyi gelmemişti.

"Sende içer miydin onunla?"

"Asla." sesi artık daha netti. Kuyularını bana diktiğinde orada yaşayan küçük Cihangir'i görmüştüm.

"Bir şarkıyı daha dinlerdi fakat o şarkının bana asla hitap etmediğini düşünürdüm, şimdiye kadar." gözlerini gözlerimden çekmeden kurduğu bu cümle içimde bir yerleri uyandırmıştı.

"Neden şimdi?"

"O nedeni bana bir çift göz verdi." gözlerimi aniden kaçırmak zorunda kalırken içimde merak konusu olan soruyu sordum.

"Hangi şarkı o?" rakısından bir yudum aldı.

"Belki bir gün öğrenirsin." ve merakımı böylece boşlukta sallandırdı. O gün gelir miydi? Bir şey söylemeden rakımdan yudumlarken yanı başımızdaki radyodan şarkılar çalmaya devam ediyordu. Neyse ki hepsi melankolik şarkılardı, yine bir mezdeke vakasını çekemezdim. İçeriden gülüşme sesleri duyulduğunda yüzüm birden aydınlanıp tebessüme davetiye çıkardı. En azından bazılarımız hala mutlu ve gülebiliyorlardı.

"Neden onlarla gitmedin?" Cihan aydınlanan yüzümü görmüş olmalı ki bu soruyu sordu.

"Senin sebebinle aynı."

"Benden daha yaşlı olduğunu mu iddia ediyorsun yani?" yüzündeki hüzün bir nebze de olsa dağılmış yerine alay gelmişti.

"Asla beyfendi, sizi geçmek ne mümkün!"

"Bir ima seziyorum sayın Ata hanım." soyadımla bana hitap etmesi sebepsiz gülümsetirken alayla baktım.

"Siz bir şeyleri sezebiliyor muydunuz Toralı bey?." duraksadı.

"Bir daha söylesene." bunu kısık ama duyabildiğim bir tonda söylemişti.

"Neyi?"

"Bana bir daha soyadımla seslen camgöz." rakının verdiği nahoşluk onda tamamen hissedilir düzeydi.

"Bunu yapmayacağım." bana ağına düşürmek isteyen bir aslan gibi bakıyordu. Sanki şuan onun istediğini yapsam ona yem olacaktım.

"Rica ediyorum, bana öyle seslen." bu beklenmedik olmuştu işte. Onun kitabından rica kelimesini duymak bir lütuftu.

"Rica mı ediyorsunuz Toralı bey?" ses tonumda hissettiğim şehvet beni de şaşırtırken Cihan'ın koyu kahvelerinin siyaha dönüştüğünü gördüm. Tehlikeli bir harekette bulunmuştum, sonumuzu imzalamak ister gibiydim.

Bir şey söyleyecek olduğunda yanı başımızdaki radyodan yükselen sesle durdu. Bir romantik melodi etrafımızı kuşattığında Cihan masanın üzerinden elini açıp bana uzattı.

"Benimle dans et camgöz."

Dans mı?

Kararsız bir şekilde eline bakarken konuştum.

"Ben dans etmeyi bilmem."

"Başaracağından şüphem yok." avucuna elime bırakıp sandalyeden kalktığımda bilmediğim şarkı da sözlerine başlamıştı. Şarkının melodisi ben eski zamanlardan geldim diye bağırıyordu. Masanın etrafından dolanıp boş yere geçtiğimiz de iki elimi de Cihan'ın boynuna doladığım da beni belimden tutmuştu. Aramızdaki tek mesafe duygularımızdı. Belimdeki elleri tenimi yakıp kavurmaya yemin vermiș gibiydi.

Sana gönlümü verdim ey nazlı güzel

Seni almazsam gözlerim açık gider

Şarkının sözlerinin naifliğine odaklamaya zorlarken gözlerim Cihan'ın gözlerindeydi. Boynundaki elini sol göğsüne indirdiğimde karşılaştığım ritim sanki benim kalp ritmimdi. Aynı anda attığını hissettiğim ritim başımı döndürürken artık o anın içinde değildik. Boş siyah bir odanın içinde üzerine ışık tutulmuş iki figürandık.

Sadece o ve ben vardık.

"Yana yana kül olsam her an, yine de senden ayrılamam ,bin yıl yaşasam yine sana doyamam..." şarkıdan olduğunu düşündüğüm bir kısmı kulağıma fısıldadığında sarhoşluğun verdiği etkiyle elimi koyduğum yerden çekip başımı elimin iz bıraktığı yerine yasladım. Artık kalp ritmini hissetmiyor, duyuyordum.

Bu bizim Cihan ile ilk dansımız sayılmıştı, peki son muydu bunun cevabını veremiyordum.

Gözlerim camın ardına kaydığında patlayan havai fişekler saatin gece yarısına geldiğini gösteriyordu. Yeni bir yıla girmiştik fakat biz hala Cihan ile aynı konumda dans ediyorduk. Her șey o an için anlamını yitirmiști.

"Gece yarısı oldu camgöz, bu kez kaçarken bana kalbini bırak olur mu?" Cihan'ın sakince kurduğu bu cümleler beni geçmişe götürürken bileğimdeki bilekliğime baktım. Bu bileklik bana çok şey getirmişti ve getirmeye de devam ediyordu.

Yeni yıla nasıl girerseniz öyle gider derler, ben Cihan ile girmiştim. Fakat anlamadığım şey bir yılın değil, yıllarım onunla geçecek miydi?

 

Devam edecek...

 

 

 

Bölüm : 05.04.2026 18:13 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...