15. Bölüm

15.Bölüm

Meri
ygnmeri

Satır aralarında buluşalım..

Kulüpte her zamanki alanımda işimi yapıyor gibi takılıyordum. Aklım karman çormandı sözleşme gözlerimin önünde kül olmuştu ve hayliyle ortaklık ortadan kalkmıştı. Bunun gerçekten işimize yarayacağından emin değildim. Belki de Cihan anlık bir öfkenin bedelini ödeyecekti. Peki ya Cihan neden hala buradaydı? Neden ortaklığın bittiğini söylemiyordu? Bu adamın asıl amacın kesinlikle öğrenmem lazımdı. Gerçi burası Deniz'e de kalabilirdi işin sonucunun nereye varacağını merakla bekliyordum. Mekandan içeri Mert girdiğinde bakışlarıyla etrafı süzüp beni buldu. Emin adımlarıyla yanıma gelirken önlüğümü çıkarıp masanın üzerine bıraktım. İşte başlıyorduk.

"Gidelim." elbet beni bulacak olan sona adımladım. Mert etrafın sessiz oluşunu fırsat bilip beni bu sessizlikten çıkardı. Yüz ifademi hiç bozmadan mekanın önüne park ettiği arabasına bindik. Yol boyunca birkaç kelime etmeye çalışsam da bana yanıt vermedi. Sanırım asıl gerçek ortaya çıkana dek konuşmamaya yeminliydi. Tanıdık veteriner kliniğinin önünde ulaştığımızda gergin bir nefes aldım. Bugün bu insanlarla son günüm olabilirdi. Ya da onların dışarıda aldığı son nefesleri olurdu.

Araçtan indik Mert sert adımlarıyla üç basamağı geçip kliniğin kapısını itip açtığında tanıdık şıngırtı kulaklarımızı doldurdu. Ben ardında öylece nefessiz durdum.

"Yavuz!" Mert, kliniğin içine seslenişte bulduğun da merdivenleri geçtim kliniğe girdim. Sıcak hava tenime değdiğinde veterinerin burada olduğunu anladım. Masa da duran yarım çay bardağı bunu daha da tescilledi. Üzerindeki duman hala tazeydi.

"Yavuz!" Mert sıkkın sesle bir kez daha seslendiğine kapı aralandı ve doktor göründü. Ellerini temizleyerek bize bakıyordu.

“Mert?” şaşırmıştı sanırım beklediği Cihan’dı.

"Konuşmamız lazım." doktorun bana bakışları ulaştığında şaşırmışa benzemiyordu ama bu kez kaşları çatıktı.

"Konuşalım kardeşim." Mert bir adım geri geldi artık yan yanaydık ama bedenin bir kısmı bana çevriliydi. Bir bana bir Yavuz'a baktı.

“Nalan’ı nerden tanıyorsun?” ve nihayet bomba düştü, fermanım imzalandı. Yavuz konuşmadı sadece baktı Mert Yavuz'a dimdik bakarken sinirleniyor gibiydi.

“Tanımıyorum.” Yavuz'dan hiç beklemediğim bir cevap gelirken şaşırmamak için zor durdum.

“Taşak mı geçiyorsun amına koyayım! Kağıda yazıkların ne?!" Mert'in giderek siniri artarken sakin kalan bendim. Acaba bu adam benimle mi eğleniyordu? Yüzüme bas bas bağırırken şimdi beni neden koruyordu? Yoksa arka plan da beni koruyan bir başkası mıydı?

"Mert her zamanki şakalarımdan işte." ne? Beklediğimden daha rezil bir yalancıydı.

"Siktirme lan şakanı! Cihangir bunu yer mi?" tamam Cihan asla yemezdi, hem Cihangir şaka yapılacak adam mıydı? Hiç sanmıyorum.

"Uzatma şakaydı kızla eğlenmek istedim sadece. Bir an için ondan hoşlandım." Eğlenmek? Seninle ben çok daha iyi eğleneceğim. Yavuz konuşma başında gözlerini benden çekmişti ve o andan itibaren bana bakmaktan kaçınıyordu. Şuandan itibaren gözlerime baksaydı kendine girecek bir delik aramak isteyecekti. Hoşlanma safsatasına inanmamıştım beni gizlemek için uydurduğu sikik yalanından biriydi.

"O kağıdı Cihangir'e verirken aklında ne vardı?" Mert sinirle saçlarını karıştırırken hiç istifimi bozmadım. Şuan ben haklıydım havaları çekmeye çalışıyordum.

"Şaka dedim abi ne uzatıyorsun?!" Yavuz gerilirken Mert onun üzerine yürüdü. Yumruk yaptığı elini havaya kaldırdığında artık rahat değildim. Uzun zaman sonra kavga iyi gelebilirdi. Ama beklenen olmadı Mert elini geri indirdi Yavuz bir mimik bile kıpırdatmadı. İşaret parmağını Yavuz'un yüzüne sallayıp tükürür gibi konuştu.

"Yazdım bunu doktor." arkasını dönüp bana göz değdirmeden klinikten fırtına gibi çıktı. Çıkarken kapıyı da çarpmayı ihmal etmedi. Şimdi doktorla baş başa kalmıştık. Kapının kenarından çekilip ona yürürken yüzü sinirden kaskatıydı. Nihayet benden kaçırdığı gözlerini gözlerime diktiğinde konuşmak için acele etti.

“Benden uzak dur.”

“Ne çeviriyorsun bilmiyorum ama öğreneceğim.”

"Seninle işim olmaz artık." sanki bir ayrılık konuşması yapıyorduk, geri zekâlı..

“Beni nereden tanıyorsun?” ilk görüştüğümüz andan beri sormak istediğim soruyu nihayet sorabilecek doğru anı yakalayabilmiştim. Cevap vermeden önce kenara çekilip masasına yürüdü.

“Gazi arkadaşına sor.”

Barlas.

"Seninle henüz işim bitmedi doktor aklında bulunsun." onun cevabını dinlemeden klinikten çıktım. Mert arabanın içinde sinirle beni bekliyordu. Kapıyı açıp arabaya bindiğimde bana döndü.

"Özür dilerim." sadece kafa sallamakla yetindim. Bu boş bir özürdü çünkü sahiden de bana dikkat etmeleri gerekirdi.

"Gidelim mi?" ılımlı yaklaşımıma az da olsa onu rahatlamışa benziyordu.

“Bundan sonra sana bulaşan kendini bana bulaşmış saysın!” şok içinde ona döndüğümde arabayı çalıştırıp yola düştü. Kendime başka bir kahraman daha yaratmışken aklımdan geçirdiğim tek şey, buna gerek olup olmadığıydı.

&&

Antalya’nın ayaklarımızın altına serdiği manzaraya karşı otururken Barlas'ı bekliyordum. Günlerdir birbirimize karşı pek sözümüz yokken Yavuz'u nasıl öğrenmişti anlamamıştım Barlas bazen mesleğini gereğinden fazla kullanıyordu. Bir bacak aksayarak görüş açıma girdiğinde Barlas banktaki boş tarafıma oturdu.

"Ne konuşacağız?" selam sabah elbette yoktu.

"Yavuz hakkında." hemen cevap vermedi. Sanırım biraz eşsiz manzaraya bakmak istemişti.

"Mert denen herifle konuşmanızı duydum." etrafta kimse yoktu nasıl duymuştu?

"Neden bana gelmedin?" Bunu sormalıydım çünkü ne ile karşı karşıya geleceğimi bana öncesinde bildirmeliydi.

"Sen neden gelmedin?" bilmez miydi ben işimi asla başkalarına bırakmazdım.

“Beni biliyorsun Barlas.”

"Hallettim gitti uzatma." can sıkkınlığı bana değil de başka bir şeye takılmış gibi duruyordu.

“Bizi nereden tanıyor?”

"Üç yıl önce Şırnak'ta dağlarda gezerken bir teröristin esir doktoruydu." hafızam zorlandı anılar kesik kesik önüme döküldü.

"Şu stajyer doktor mu?" adam üç yılda epey değişmişti.

“Aynen, ta kendisi.”

"Cihangir ile ne ilgisi olduğunu söyledi mi?" demir bacağı sızlamış olmalıydı ki onu ovaladı biraz.

"Hayır bir tek o konuda konuşmamakta ısrarcı. Her neyse öğrenmesi zor değil bizi açık etmeyecek ederse mesleğinden olacağını söyledim."

“Tehdit ettin yani.”

"Hayır, açık açık başına gelecekleri belirttim. Bak kızım artık asker değilim, değiliz. Beni tutan kanunlar yok herkes durması gereken yeri bilsin." öfkesini yüzüme savurduğunda neden bu acı diye ona sarılmak istedim. Kardeşim bilmediğim bir acı eşiğindeydi.

"Barlas biz ne yapacağız?" gözlerim manzaraya döndüğünde doluydu. Canımı vereceğim mesleğim artık yoktu yaşam için sebep neydi? Tek sebep, bizden alınanlar için boynumuza yüklenmiş bir intikam borcuydu.

"Biz, bu dünyadan acımızı söke söke alacağız."

“Nasıl olacak?”

"Sait burada." işte asıl bomba manzaramın üstüne düştü. Bir rüzgar savurdu geçmişi önüme. Orda ödettiğim bedeller sayfa sayfa açıldı.

“Albay nerede? Haberi var mı?”

"Görevde, dikkatli olmamızı söyledi ve ortada görünmememizi. "bu çok zordu çalıştığım yer herkes tarafından biliniyordu.

"Bunun olmayacağını biliyorsun Cihan seni evden kovdu." ses çıkarmadı ama bunun olmayacağını oda biliyordu. Sessizce güneşin batmasını günün bitmesini bekledik.

“İlk kez düşmanla yalnız kalmıyoruz Nalan. Hep bir çaresini bulduk yine bulup halledeceğiz.” yavaşça başımı sallayarak onayladım.

“Halledeceğiz.”

"Artık boş gezmek yok." kemerinden çıkardığı silahı görünmeyecek bir şekilde elime verdi. Direkt belime sokarken metalin soğukluğu içimi okşadı. O soğukluğu kucakladım. Sadist ruhum düşmanın canını almayı özlemişti.

“Eve gidelim.” beraber banktan kalkıp bir taksiye bindik. Yol önümüzde akmaya başladığımda aklıma kulüpten apar topar çıktığım gelmişti.

“Beni kulübe bırak sen eve geçersin.” Barlas ilk başta konuşmak için yeltense de bundan vazgeçip başını sallamakla yetinmişti. Taksi durduğunda Barlas'a veda edip mekana yürüdüm. Artık tanıdığım korumalara baş selamı verip gürültülü ortama giriş yaptım. Önümde sevişen bedenleri itip bar tezgahına ulaştığım da Emir'in yerinde Meyra'yı buldum.

“Bugün barmaid oldun!”

"Ne?" yüksek sesi aşıp bana ulaştırabilmek için bağırdı.

“Patron öyle emretti. Emir gelene kadar barmaid olacakmışsın.” Cihan neden böyle bir şey istemişti? Sorgulamayı sona bırakıp tezgahın altındaki kapıdan geçtim. Meyra'nın elime verdiği şişe ve bardakla gecenin akışına yuvarlandım.

"Votka!" tanıdık bir adamın sesiyle başka müşteriden oraya ilerledim. Deniz piç gülümsemesi ile bana bakıyordu. Olay olmaması adına isteğini yapıp bardağı önüne koydum.

"Demek bugün sen hizmet edeceksin bana." yavşak tarzı üzerinde bardak kırmak istiyordum.

"Başka bir şey istemiş miydiniz?" buradan bakılınca daha çok belasını arıyor gibi gözüküyordu.

"Hayatımızdan gitmen?!" gülerek söylediği cümle sinirlendirdi. Hayatımıza sonradan dahil olmaya çalışan kendisiydi.

"Bilirsin, itin duası kabul olsaydı gökten kemik yağardı!" yüksek sesle söylediğim cümle yanındaki birkaç kadının ona bakıp gülmesini sağladı. Yüzü bozarıp sinirlenmeye başlayınca bu kez gülen bendim.

"Az kaldı Nalan çok az." gözümün içine bakıp tabureden kalktı. Arkası dönüp gittiğinde aynı şeyi benimde ona söylemem lazımdı yazık ki Deniz hiç bir şeyden haberi olmayan yalancı kötü adamdı. Akşam kalabalık geçmişti ve ben feci halde yorulmuştum. Emir sahiden bu işe iyi dayanıyormuş bir an önce iyileşip işe dönmeliydi. Bende bu boş muhabbetten kurtulup Deniz'i bitirme planlarımı adım adım işleme koymalıydım. Mekan boşalıp saat gecenin dördünü vururken Cihan'ın odasına yürüyordum. Bugün onu hiç görmemiş olmak bedenimde farklı hisleri doğurmuştu. Sanki her gün içtiğin bir dal sigaranın bünyede bıraktığı bağımlılık hissi gibi. Adımlarım kendinden bir haber kapıyı çaldım ve yanıt gelmeden içeriye girdim. İçmeden sarhoş olmuş gibiydim. Uzun süre uykusuzluğa alışıktım ama bu kadar paslanmış olmama inanamadım. Belki de kabuslarımın beni artık uyutmadığının farkına varmalıydım. Cihan masasında elinde viski bardağı ile öylece oturmuş bana bakıyordu.

"Yorulmuş gibisin."

"Ben yorulmam." yalap şaplak verdiğim cevap hareketlerimle çok tezattı. Yamuk gülüşünü sunup viskisini yudumladı.

"O halde gidelim ayaklı cenaze." bana camgözden başka bir hitap kullanması hoşuma gitmemişti. Ayağa kalkıp masanın etrafında dolaşıp kolumu tuttu.

"İyi gözükmüyorsun, bir şey mi kullandın?" kullanmış mıydım? Tek hatırladığım ağzımın kuruluğunu yitirmesi adına içtiğim sıvılardı.

"İyiyim." derken yalan söylüyordum. Zaten Cihan'ın yüz ifadesi de inanmış gibi değildi. Ben ne olduğunu anımsayamadan bacaklarımdan tutup bir hamlede beni kucağına aldı. Neyse ki çığlık atmadan boynuna tutundum. O'na has büyülendiğim kokusu burnuma yerleşirken kalbim fazla hızlı atıyordu. Gözlerimiz birbirine yeminli gibi en içine baktı. Orda yatan bir şeyler duygularımı kabartıyordu. Beni düzeltmek amacıyla biraz zıplatıp tamamen sahiplendi. Anın etkisiyle korku içinde sıkı sıkı sarıldım. Cihan'ın yüz ifadesi anlamadığım bir tavra büründü.

"Kendini bastırmaya devam edersen bu işin sonu nerede biter emin değilim." tehlikeli ses tonu ile biraz geriye çekildim.

"Sapık mısın? İndir beni ben söylemedim taşımanı!" uykum artık başka diyarlardaydı.

"Bela istemiyorum adam gibi dur." odasının ışığını kapatıp odasından çıktığımızda kaçtığını sandığım uykum geri geliyordu. O'nun kokusuyla başım omzuna düşerken sert adımları durmadı. Sıcak yerden çıkıp soğuk dışarıyla buluştuğumda titredim.

"Şşt uslu kedi az kaldı." ninni gibi gelen sesi beni daha da mayıştırdığında beni tutan tek eli kayboldu. Sanırım arabasının anahtarını arıyordu. Başımı kaldırdığım esnada biri Cihan'ın omzuna dokundu. Cihan bir küfür savurup kendisine dokunan kişiye döndüğünde siyah şapka takmış yüzünü gizleyen bir adamla karşı karşıya geldik.

"Ne vardı?" Cihan sinirine rağmen sert yapmadı. Adam bize cevap vermeden öylece bakmaya devam etti. Gecenin karanlığında parıldayan gözler benim de kaşlarımın çatmasına sebebiyet vermişti. Başka bir düşman daha mıydı yoksa?

"Kardeşim ne istiyorsun?" Cihan'ın gerilen bedenini hissettiğimde başımı omzundan çektim. Adam inatla bakmaya devam ediyordu. Cihan pek sabırlı bir adam değildi ve konuşması kendi sağlığı açısından önemliydi.

"Siktir git gece gece." ve beklenen olmuştu Cihan'ın sabrı taştığında adama küfrü savurmaktan geri kalmamıştı. Cihan arkasını dönüp arabanın anahtarını bulmaya çalıştığında kendime engel olamadan başımı çevirip adama tekrar baktım. Benim döndüğümü gören adam şapkasının ucunu kaldırıp gecenin ışığında yüzünü gösterdi. Önce bir ayaz vurdu suretimize sonra şehrin sesi kendini sessizliğe bırakırken bedenim ruhumdan kayıp geçmişe karıştı.

Geçmiş rüzgarı beklemeden önüme aktı, sayfalar kapanıp sonunu yazdı.

Sait, tam karşımdaydı.

Devam edecek..

 

 

Bölüm : 17.11.2025 17:17 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...