
Satır aralarında buluşalım..
Eslem'den
Hayat, benim adıma güzel denebilecek kadar keyifliydi. Bana bir kardeş, abi ve aile bahşedilmişti. Ailem ile aram üniversite bölümümü seçtiğim an açılmıştı onlar hukuk okumamı isterken ben işletme okumak istemiştim ve okudum da. Hayat bizi benim seçimlerim için ayırmıştı bir tek abim arkamda durup beni sahipsiz bırakmamıştı. Sonra o geldi. Beni tecavüzün eşiğinden koparıp bana yeni bir hayat sunan kadın.
Nalan.
Beni dipsiz bir kuyunun içinde kayıp düşerken tutmuştu. Belki de hayatım boyunca unutamayacağım bir lekenin önüne geçmişti. O'na minnettarlığım sonsuz ve daim olacaktı. Hiç sahip olmadığım kardeşim, ablamdı. Aramızdaki yaş farkına rağmen benimle yaşıt bir arkadaşım gibi konuşabiliyordu. Mesleği gereği miydi bilmiyordum ama kalbi koca bir ülkeye yetecek kadar büyüktü.
"Biraz daha kek?"
"Hayır, teşekkürler yenge." abimler nihayet tatilden dönmüşlerdi ve ben de oluşan kaostan istifade yanlarına gelmekle bulmuştum çareyi.
"Cihangir'in yanına yerleşmişsiniz." abimin tehlikeli sorusu üzerine gülümsedim.
"Sağ olsun çok yardımı dokundu bize."
"Nalan böyle durumları kabul etmeyen birine benziyor, nasıl oldu bu?" Nalan'ı bu denli iyi tanımış olması benim yüzümdendi. Sadece bir kere yüz yüze gelmiş olmaları ayrı muammaydı.
"Çaremiz yoktu."
"Nalan'ın mı çaresi yok?" kaşları git gide tuhaf hale gelirken ne diyeceğimi bilemedim. Eğer Barlas sayesinde olduğunu söylesem işin içinden çıkamazdık.
"Kızı sorguya mı çekiyorsun?" Nesrin yenge beni durumdan kurtarmaya çalıştığında bir nebze olsa rahatladım.
"Yarın buraya gelin."
"Bilemiyorum, gelmek istemeyebilir."
"Geleceksiniz, kuzenimiz de olsa bekar bir erkeğin evinde daha fazla kalamazsınız." keşke bekar BİR tane erkek olsa demek isteyen dilimi ısırdım.
"Saçmalama abi Cihangir abi çok kızar bunu duymasın. Hem ev tutmamıza az kaldı." yalandan kim ölmüştü? Umarım ilki ben olmazdım.
"Gerek yok burada kalacaksınız." abimin sert ve net tavrı beni kuşkulandırdı.
"Hakan kaç yaşında kız hem kendi öz kuzenine mi güvenmiyorsun?" Nesrin yengenin koruyucu tavrına içim ısınırken abim geri durmadı.
"Ben babama bile güvenmem. Yarın buraya taşınıyorsunuz başka söz istemem."
"Nalan bunu kabul etmeyecek."
"Cihangir'i ettiğiyse bizi de edecektir." tabi küs olmasaydık.. Ne yapacaktım ben Barlas ve Cihangir abiyi baş başa bırakıp nasıl gelecektik?
"Bu arada yarın gün içinde şirkete gelmen gerekiyor."
"Neden?"
"Kızım sen neden her şeyi sorguluyorsun?" aile şirketine gitmeyeli uzun bir zaman geçmişti ve beklenmedik bir anda çağrılmak tabi ki sorgulayacağım bir durumdu.
"Abi asıl sen ne yapmaya çalışıyorsun?" sinirden kızardığım da oturduğum koltuktan kalktım. Hala beni küçük Eslem olarak görmesi onurumu zedeliyordu.
"Eslem kimle konuştuğuna dikkat et." bana oluşturduğu bu tavrı ilk kez görüyordum. İki haftalık tatil içinde ne olmuştu?
"Abi bu sen değilsin." artık abim de sinirlenip ayağa dikildiğinde Nesrin yenge iki düşman ülkeyi izler gibi izledi bizi. Sanırım karışmaya artık o da çekiniyordu.
"Yokluğumda yaşananlardan haberim var."
"Ne yaşanmış?" iç sesim bangır bangır Deniz ismini bağırdı.
"Sen gayet iyi biliyorsun. Bundan sonra benim kurallarım hüküm sürecek!" bana karşı doğrulttuğu işaret parmağıyla karşımda bir diktatör gibiydi. Artık karşımda abim değil, babamın bir kopyası duruyordu.
"Ben çocuk değilim artık!" sesimiz yükseldi Nesrin abla artık karışmak zorunda kaldı.
"Sakin olun, düzgünce konuşup halledebilirsiniz."
"Cihangir'in etrafında daha fazla kalamazsın." oysa Cihangir abinin başına bela açıp Deniz ile arasını bozan benken onu suçluyor olması haksızlıktı.
"Abi o bizim kuzenimiz hatta benim abim."
"Senin tek bir abin var, o da yeter de artar bile sana!" Cihangir abiden ne istiyordu? Deniz ile dost olması onu da mı düşmanımız yapmıştı?
"Bu kadar yeter ben gidiyorum." koltuğa bıraktığım ceketimi elime alıp ilerledim fakat yanından geçeceğim esnada beni dirseğimden yakaladı.
"Yarın gelmezsen babamı arayacağım bu son uyarım." benim tek kelime dahi etmeme izin vermeden dirseğimi bırakıp salondan çıktı. Gözlerim dolarken abim tarafından ilk kez tehdit edilip kırılmanın hissiyle yere çöktüm. Demiştim ya hayat benim adıma güzel denebilecek kadar keyifliydi.
&&
Cihangir abinin evine geldiğim de sessizlik hakimdi. Bu evin en sevdiğim kısmı her zaman sessiz ve sakin olmasaydı gürültüyü çıkaran bizler olsak da.. Ağlamanın vermiş olduğu yorgunlukla şöminenin önündeki koltuğa yığılıverdim. Başım düşünmekten çatlar hale ulaşırken parkeye vuran bir metal sesi düştü kulaklarıma. Artık bu sese aşinaydım.
"Küçük." o en sevemediğim tabiriyle salona giriş yapan Barlas'a baygın baygın baktım. Hala beni kandırmış olduğu siniri mevcuttu üzerimde.
"Bana söyle seslenme, ne istiyorsun?"
"Ağladın mı yine?" bu adamın beni hep ağlarken yakalaması da ilginçti. Ayrıca çok mu umurundaydı?
"Seni ilgilendirmiyor." aksayan bacağıyla koltuğun önüne gelip yüzüme dik dik baktı.
"O piç için mi açtın yeşil nehirlerini?" gözlerimin içine attığı bakış ruhuma aktı. İçimde anlam veremediğim bir şeyler oluşurken boğazımı temizledim.
"Tekrar ediyorum, seni ilgilendirmiyor."
"Seni ilgilendiren her şey beni de ilgilendirir."
"Ne hakla?" sinirlenmiştim. Üzerimde hüküm sürülmesi artık beni boğuyordu.
"Öğreneceksin."
"Benden uzak dur Barlas."
"Sen uzak durabiliyor musun küçük?" yutkunamadım, sözün doğruluğuna yutkunamadım. Nereye gitsem, dönsem o çıkıyordu karşıma. Sanki pusulam o olmuş gibiydi. Sessizliğim üzerine arkasını dönüp aksayan bacağıyla yavaş yavaş uzaklaştı.
Senden istesem de uzak duramam, demir adam.
Nalan'dan
Bakıyordum ama baktığımı göremiyor algılamıyordum. Peki beni tanıdığı ve açıkça haz etmediği belliydi sebep neydi? Onu yine el altından insan ameliyatı yaparken mi yakalamıştık? Yoksa bir teröristin tuttuğu doktor muydu?
"Konuşsana!." Mert az öncekine nazaran daha sakindi. Kağıttan kafamı kaldırıp suratına baktım.
"Bir yazıya güvenip beni sorguluyorsun neden?" biraz afalladı sanki bir anlığına bir yazıya güvenmesi ona da saçma gelmiş gibiydi.
"Yavuz boş yere böyle şeyler yazacak adam değil!"
"Ne kadar tanıyorsun? Beni yanınızda ilk defa gördü belki de asıl düşman hep oydu." kafasını karıştırmaya çalıştığımda kaşlarını çatarak baktı.
"Bunu şimdiye dek anlamaz mıyız sanıyorsun?" omuz silktim.
"Bence anlayamamışsınız."
"Ne ima ediyorsun, bir bildiğin mi var?"
"Baksana neden gidip Yavuz ile konuşmuyoruz? Direkt kendisine sorup bu işi kökten halledebiliriz." kendimi bile isteye ateşe atıyordum.
"Nasıl yani?"
"Duydun benim bir korkum yok sende Yavuz'dan bu kadar eminsin gidip konuşalım."
"Patrona söylemek lazım." işte bu olmaması gereken bir durumdu.
"Sence Yavuz'a gitmemize gerek kalır mı o zaman? Neden asıl düşmanı bulmak varken bir masumu ateşe atalım?" beni direk idam eden Cihan olurdu. Az buçuk tanıdığımı varsayarak ihanetten haz etmeyen tiplerden olduğu açıktı.
"Tamam, yarın öğlen bu işi halledeceğiz."
"Ne yapıyorsunuz?" Eslem yanımıza gelirken kuşkuyla bize bakıyordu onu yanıtlayan Mert oldu.
"Ayak üstü laklak."
"Emir vurulmuş." derken ki bakışları bendeydi. Demek onun yanından geliyordu.
"Oldu öyle bi'şeyler." yaklaşık beş saat önce kapısında ağlarken bu kadar rahat değildi oysa ki.
"Beni neden götürmediniz?" Eslem'in soruları Mert'i bunalttığında bize bakarak geri geri yürüdü.
"İhtiyacımız yokmuşsa demek ki." Eslem'in suratı bozulduğunda sustu. Aramızdaki soğukluktan sıkılıp içeriye adımlarken beni durdurdu.
"Biraz konuşalım." Mert bize el sallayıp gözden kaybolduğunda ikimizde havuzun kenarına oturduk.
"Özür dilerim, senin de haklı olduğun yanlar var."
"Biliyorum."
"Seni dinlemedim ve yaptıklarımın hepsi çocukçaydı. Barlas'ın beni böyle kandırabileceğini düşünemezdim. Nalan lütfen benden uzaklaşıp aramıza buzlarını örme." Eslem her zaman naif ve duygusal bir kızdı en çokta bende bulunmayan bu özelliğini seviyordum. Eslem de benim olmayan yanlarımı seviyordum. İkimiz parçası kırılmış vazo gibiydik. O gün, bir bant bizi birleştirmişti.
"Sana buzlarımı öremem ki." sıkıca sarıldığımız da aile duygusunu yeniden hissettim. Bazı arkadaşlar aile gibidir sözünü canlı canlı yaşıyordum. Onun göz yaşlarını silip ay ışığında neşeyle sohbet ettik. Gecenin kaçıydı emin değildim ama hala havuz başında oturduğumuz esnada bizi Cihan buldu. Her zamanki sert adımlarıyla yanımıza gelip bana kara gözlerini dikti.
"Sözleşme sendeymiş." hele şükür birilerinin aklına gelen sözleşmeyi koyduğum cebimden çıkarıp ona uzattım.
"Benimle gel." uzattığım sözleşmeyi almayıp arkasını döndü ve yürümeye başladı. Bu tavrı şaşırtsa da Eslem'e belli etmedim.
"İçeri geç hava soğudu." Eslem'e de uyarımı yapıp Cihan'ın arkasından yürüdüm. Kaldığımız odaya girdiğimizde kapıyı kilitledi. Ne?
"Ne yapıyorsun?"
"Bu aramızda kalmalı."
"Ne? Anlamadım." elimde kalmış olan kağıdı alıp gözümün önünde onlarca parçalara ayırdı. Onca emek, Emir'in vurulması gözümün önünde hiç olurken tepki gösterdim.
"Bunu neden yaptın?!"
"Ortaklığı yok ettim."
"Hayır, sen Emir'i yok ettin!"
"Büyütme, daha kötüsünü yaşadı. Kimse sözleşmenin fes edildiğini bilmeyecek." aklım karışmıştı bunu neden sadece bana söylemişti?
"İyi de bunu benle paylaşman çok mantıksız!"
"Teste hoş geldin camgöz." kağıtları ezip geçti kilidi açarken yetiştim.
"Ne saçmalıyorsun? Ne testi?" kapıyı açtı omzunun üstünden bana baktı.
"Yakında öğrenirsin." çıktı gitti. Öylece etrafa saçılmış kağıt parçalarıyla odanın ortasında kalakaldım. Bu iş sandığımdan daha garip bir hale bürünmüştü.
Devam edecek..
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 11.57k Okunma |
2.19k Oy |
0 Takip |
39 Bölümlü Kitap |