
Yorum ve görüşlerinizi bekliyorum..
Nalan'dan
Daha önce geldiğimizi anımsadığım evin önünde durduğumuz da araçta kimseden ses çıkmıyordu. Bu insanlarla neden buraya gelmiştik bilmiyordum ama bundan hiç hoşlanmamıştım. Araçtan hepimiz ayna anda indiğimizde durup önümdeki iki katlı eve baktım. Bu adamın sahip olduğu ev sayısını artık hafızamda taşıyamıyordum.
"Burayı özlemişim." Hanzade'nin gelen sesle bakışlarımı ona çevirdim. Durduğu yerden eve gerçek bir özlemle bakıyordu.
"Göz önünde bulunmayın, bugün burada saklanın." Cihan'ın sözleri kaşlarımı çattırdı. Onları korumak için mi buraya getirmişti? Deniz arabanın arkasından dolaşıp yanımda dikilen Cihan'ın omzuna dostane bir şekilde vurup güldü.
"Sağ ol kardeşim." tekrar dost mu olmuşlardı? Benim düşmanlığım ne olacaktı? Bugün hiçte hoşuma gitmeyen şeyler oluyordu.
"Siz de gelin bir kahve yapmak isterim." Hanzade'nin yapmacık tavrına sadece göz devirmekle yetindim. Hiç hamarat bir kadına benzemiyordu oysa.
Onun elinden bir kaşık su bile içmezdim.
"Bana uyar." tam anlamıyla şok içerisinde kalmamı sağlayan kelimeler Cihan'dan gelmişti. Sahiden demiş miydi? Bunu kanıtlarcasına eve yürümeye başladığın da Hanzade zafer kazanmış gibi gülümseyip Cihan'ın hemen ardından ilerledi. Araba da haykırdığı gerçekler, gerçek miydi sahi? Sinsi Deniz yanıma yaklaşıp bakışlarını benim gibi önde ilerleyen Cihan ve Hanzade'nin üzerinde tuttu.
"Sence de yakışmıyorlar mı Nalan?" sesindeki alay yanak içimi ısırttı. Annesini kendince yaşça küçük, üstüne bir de kardeşim diye geçindiği adamla yakıştırması mide kaldırıcıydı. Ona bir cevap vermeden eve yürümeye başladım o kadınla Cihan'ı yalnız bırakamazdım. İçimdeki bir his bunu kabullenemezdi. Cihan evin kapısını açıp kimseyi beklemeden ilerlerken sinsi kadının kapıyı kapatmasını fırsat vermeden ayağımı koyup kapıyı iteledim. Sahte bir gülüş sundu.
"Ah pardon tatlım unutmuşum seni." parmaklıklar ardında hatırlayacak çok günü olacaktı elbette. Ters bir bakış atıp Cihan'ın izinden gitmeye devam ettim. Şu lanet kahveyi içip defolup gitmek istiyordum. Salona geçmek üzereyken montumun cebindeki telefonum titredi hiç bakacak havamda olmasam da telefonumu bulup çıkardım. Arayan Albay'dı, zamanlaması kötüydü ama ısrarla aramaya devam etmesi iyi gitmeyen bir şeyler olduğunun göstergesiydi. Kimsenin gözlerinin hedefinde olmayışımındın yararlanıp ilk gördüğüm koridora girdim ve aramayı yanıtladım.
"Nalan!" sesi öfke kusuyordu.
"Ne oluyor?!"
"Geberteceğim onu! Bu sefer kurtulamayacak!" ses tonu ahizeden dışarıya çıkıyordu. Arkama bakıp kimsenin gelmediğinden emin oldum.
"Kim Albay? Kim ne yaptı?"
"Barlas beni bayıltıp Sait'i kaçırdı."
"Ne? Ama bu nasıl olur?!"
"Öldürecek onu biz bittik bizi bitirdi sonunda!" Albay'ın korkusunu ve öfkesini şimdi daha net anlamıştım. Eğer bu işi batırırsak hepimizin sonu olacağını söylediği sözleri dün gibi aklımdaydı.
"Sakin ol onunla konuşup bu işi çözeceğim."
"O veledi bulduğunda kendine bir mezar kazmasını da ilet!" ve telefon suratıma kapandı. Albay'ı kızdırmak bu hayatta isteyeceğim son şeylerden biriydi ve sağ olsun ki Barlas bunu yapmıştı. Sıkıntıyla oflayıp Barlas'ın numarasını çevirdim ve beni şaşırtıp ilk çalışta açtı.
"Haberlerim İslamiyet'ten çabuk yayılıyor demek." alaycılığı üstendeydi bu onun ne kadar keyfinin yerinde olduğunun belirtisiydi.
"Neredesin Barlas?" arkadan bir hışırtı sesi geldi, kapı kapandı rüzgar uğultusu karşı ahizden bana uğradı.
"İntakımın pençesinde."
"Barlas bu işte beraberiz bana yerini söyle."
"Kendine işine bak kırlangıç."
"Şuan tam da kendi işime bakıyorum bana yerini söylemelisin Barlas." güldü.
"Üzgünüm bu iş fazla uzadı, bugün her şeyi bitireceğim." ve dejavu gibi telefon yüzüme kapandı. Parmaklarımın arasındaki telefonu tuzla buz etmek istedim. Sakin kalıp onu tekrar aradığım da artık telefonu tamamen kapalıydı. Çok fazla oyalandığımı fark edip koridordan çıkıp salona giderken üzerimdeki asabiliği atmaya çalışıyordum.
"Sait kaçırılmış." salonun girişinde mıh gibi çakılmamı sağlayan sözler Deniz'dendi. Kapının girişinde put gibi dikilmem ilk olarak Cihan'ın dikkatini çekti.
"Nereye kayboldun?"
"Lavabodaydım." basit bir yalandı ama Cihan bunu kurcalamadı.
"Ne demek kaçırılmış? Siktir! Her şey mahvolacak." Hanzade tedirginlikle salonun ortasında dolanırken Deniz onu sakinleştirmeye çalıştı.
"Anne sakin kal, çok geçmeden onu buluruz."
"Anlamıyorsun adamın şartını unuttuğunu söyleme bana."
"Biliyorum zaten bu yüzden onu bulacağım." tedirgin bir biçimde yutkunurken hala dikilmeye devam ediyordum. Sait kayıptı, Barlas onu kaçırmıştı, ortakları onu bulmanın peşindeydi ve bingo benim de Barlas'ı bulup Sait'i öldürmesini engellemeliydim. E bu denklem de yalnız kalan y mi olacaktı?
"Cihangir yardım et lütfen." camın önünde dışarıya bakarak kahvesini yudumlayan Cihan Hanzade'nin çağrısını umursamadı.
"Beni karıştırmayın."
"Lütfen Cihangir o adam bize canlı lazım." Cihan sinir bozucu bir sakinlikle kahvesini yudumlayıp camın önünden uzaklaştı. Adımları salonun çıkışına yani bana doğru geliyordu.
"Hanzade beni sinirlendirmek istemezsin." Hanzade'nin önünden geçerken bitirdiği kahvesini onun eline bıraktı. Sonra tam bana ilerledi ve aynen şunu söyledi.
"Yukarıda işlerim var birazdan dönerim." sonra da gitti. Hanzade kendini harap ede dursun Deniz öfkesiyle üzerime gelip kolumdan tuttu.
"Yürü!" kolumu elinden kurtarıp dikilmeye devam ettim.
"Hayırdır?"
"Konuşacağız."
"Seninle mi?" derken alay barından bakışlarımı üstten yönelttim.
"Seni açık etmemi mi istersin?" bu kez eğlenen o olmuş gibiydi. Zaten hala neden ötmediği ayrı bir merak konusuydu. Yine de ne zırvalayacağını merak edip salondan çıkıp az önce telefonla konuştuğum koridora yürüdüm. Koridora girer girmez Deniz dibimde bitti.
"Ne var?"
"Cihangir'i ikna edeceksin." kaşlarımı şaşkınlıkla kaldırdım.
"Bunu niye yapacakmışım?" üzerime eğildiğinde geri kaçmadım duruşum hala karşısında eğilmezdi.
"Çünkü atarlı, annem senin ne olduğunu bilmiyor ve benim istediğim sürece de bilmeyecek." Hanzade'nin benim eski asker olduğumu öğrenmesi demek Cihan'a yetiştirmesi demekti.
"Neden?" bu başka bir soruydu. Elindeki kozunu neden çıkarıp kullanmıyordu? Deniz güldü geriye çekilirken eğlenerek ellerini iki yana açtı.
"Zeki bir adamım ve zaafları kolayca bırakmam." koridordan çıkıp gittiğinde öfke tüm bedenimdeydi. Bitmez tükenmez bir öfkem vardı ve sürekli bu öfkeyi dindirmek zorlamaya başlamıştı. Ayaklarım istemeye istemeye merdivenleri tırmanırken bu işin tek taraflı olmadığına kendini inandırmaya çalıştım. Barlas Sait'i öldürmeden bulmalıydım. Kapısı kapalı bir odanın önünde durduğum da burada olduğunu varsayarak kola tutundum fakat arkamdan gelen ses kapıyı açtırmadı.
"Ne yapıyorsun?" kolu bırakıp arkama döndüğümde Cihan'ı kaşları çatık dipsiz kuyuyu andıran gözleriyle bana bakıyordu. Gözlerinde yakaladığım bir ifade beni şüphelendirdi. Sanki o kapıyı açacağım için tedirgin gibiydi.
"Seni arıyorum."
"Buldun."
"Yardım etmelisin bu bizim işimize gelebilir." bakışları şimdi sorgulayıcıydı.
"Deniz sana bir şey mi dedi?" bu adamın müneccim olduğuna neredeyse emin olacaktım.
"Alakası yok, onun sözüyle hareket etmem ben. Farkındayım onlarla arayı iyi tutup planı ilerletmek istiyorsun bu kozu da kaybedemeyiz." omuz silkti.
"Canım birini bulmak istemiyor." bu adam bilerek mi yapıyordu bunu? Az önce kahve teklifini kabul ederken gayet yardım sever biriydi.
"Mantıklı düşün Cihan, zaman canımızın istediklerini yapmanın zamanı değil." bana yaklaştı aramızda bir adımlık mesafe bıraktı.
"Öyle bir zaman var mı?" konudan sapıyordu.
"Cihan o adamı bulmalıyız."
"Bana borçlanacaksın camgöz bunu istiyor musun?" mesafeyi kapattı. Artık ayakkabılarımızın burunları birbirine değiyordu. Kaşlarımı çatarken gözleri gözlerimde asılı kaldı.
"Bu ilk olmaz."
"Bunu sen istediğin için yapacağım." bu şaşırtıcıydı Cihan'ın ben istedim diye bir şey yapacak olması beklenmedik bir olaydı. Yutkundum.
"Plan için istediğimi biliyorsun."
"Borcunu kabulleniyor musun camgöz?" ah Tanrım istemediğim şeyleri yaptıran bu adamı ne zaman kurşuna dizebilirdim?
"Dediğin gibi olsun." biraz üzerime eğildiğinde geri çekilecek gibi olsam da sadece baktı ve aniden geri çekilip mesafemizi açtı.
"Arabada bekleyin." sonra tam arkasında kalan odaya dönüp girdi.
&&
Talan ettiğimiz bilmem kaçıncı depodan sonra herkes de oluşan gerginlik gözle görülür düzeydeydi. Deniz her depodan boş çıktığımız da beni sıkıştırıp tehditlerine devam ediyordu. Açıkçası kırk beşlik silahımı çıkartıp kurşunları boğazına dizmeme ramak kalmıştı.
"Nerede bu herif?!" ve evet Hanzade hayatının aşkını kaybetmişçesine hala söyleniyordu. Arka koltukta onun sesini yine duymanın verdiği etkiyle yumruklarımı sıktım. Sülük kadın arkada midem bulanıyor bahanesiyle öne oturmuş beni Deniz piçiyle aynı yere sokmuştu. Cihan'ın buna müsaade vermesi de ayrı olaydı tabi, belki de yardım istediğim için cezasını kesiyordu.
"Bana bak atarlı tahammülüm kalmadı." benzinlikte durduğumuz bir vakit Deniz yine fırsatını bulmuşken bana sokulup küçük beyniyle tehdidini sundu.
"Bu tehditlerini Cihan'a savurmaya ne dersin?!" öfkemden nasibini almak istiyorsa seve seve verirdim. Akşamın karanlığında arabaya doğru gelen Cihan'ı gördüğümde Deniz de görmüş olmalı ki hemen benden uzaklaştı. Cihan sürücü koltuğuna geçtiğinde söze koyuldu.
"Buldum."
"Ne?" Hanzade resmen cırladığında artık kulaklarımı aldırmak istediğime kanat getirdim. Deniz koltukların arasından başını öne uzattı.
"Şehrin çıkışında terk edilmiş biz mezbaha da tutuluyor."
Mezba.
Barlas'ın yaratıcılığını tebrik etmek lazımdı.
"Hadi elimizi çabuk tutalım."
"Parçalarını bulma ihtimalimiz yüksek." derken arabayı çalıştırdı. Tabi eğer alındığı organı kalbiyse bitmiştik. Cihan tam adres vermediği için bildiğim kadarıyla Albay'a mesaj attım. Barlas hala telefonunu açmamıştı ve gittiğimiz de onu bulursak nasıl koruyacağımı nasıl bu işin altından kalkacağımızı bilmiyordum. Bizi çıkmaz bir yola sürüklemişti. İçim karara karara yolu geride bırakırken etraf ıssızlaştı ve sanırım bahsedilen mezbahaya ulaşmıştık. Karşımızda eski yıkık dökük aynı zamanda görüntüsünün aksine neon ışıklarla yazılmış tabelaya baka kaldım.
İntikamın Pençesi..
Barlas..
İronisine sıçtığımın çocuğu.
Benimle bir güzel eğlenmişti bir de değil mi? Bunun hesabını da ayrı keseceğimi unutmayı ihmal etmedim.
"Kaç kişiler bilgin var mı?" Deniz bu soruyu arabayı kenara çekip ineceğim esnada sormuştu. Araçtan indik. Aracın arkasından dolanıp Cihan'ın yanına geldiğim de bakışları saniyelik bana dokundu.
"Tek kişi olduğu söylendi her şeye hazırlıklı olmalıyız." derken belindeki silahını çıkarıp emniyetini açtı. Hanzade ve Deniz de ona ayak uydurup silahlarına davrandıklarında Cihan tekrar bana baktı.
"Sende kullansan iyi olur." nereden biliyordu? Yoksa hep farkında mıydı? Tuhaflığımı belli ettirmedim. Belki de ormandaki çatışmayı hatırladığı için bunu söylemişti, üzerinde durmadım.
"Öyle yapacağım."
"Güzel, bizimle geliyorsun neyle karşı karşıyayız bilmiyoruz." Deniz bana baktı ama umursamadan tekrar mezbahanın kapısına ilerlemeye başladı. Kapının sağ tarafını Deniz sol tarafını Cihan alırken Hanzade'nin hemen Cihan'ın arkasına geçmiş olması gözümden kaçmadı. Kırk beşlik elimdeydi beni tutan neydi? Deniz beni arkasına çağırsa da onu siklemeyip mezbahanın kapısının kenarlarından tutup itiraz sesi dinlemeden kapıyı iki yana açtım. İçeride bana düşmandan çok dost vardı.
"Aptal mısın sen?" Cihan söylenerek yanımda yerini alırken ışıl ışıl fabrika bomboştu. Sadece orta yerde sandalyeye bağlı kafası öne eğilmiş bir adam duruyordu. Oturduğu sandalyenin altındaki kan gölü onun ölümün kıyılarında gezdiğinin ispatıydı. Barlas neredeydi? İçeriye girdiğimde Cihan kolumdan tutup dikkatimi kendinde topladı.
"Aptalsın."
"Burası boş." kaşlarını çattı.
"Bildiğin bir şey mi var?" Hanzade ve Deniz koşarak ortada duran adama giderlerken dikkatim onlara katıldı. Deniz etrafı kolaçan ederken Hanzade adamın ellerini çözdü ve yere dönük yüzünü kaldırdı. Midemi bulandıran sıfat, karşımdaydı. Sait piçi ağzı burnu kaymış ve neredeyse tanınmayacak bir haldeydi ama ben onu tanımıştım. Teni gibi kara gözlerini açıp beni gördüğünde gözleri büyüdü olduğu yerde korkuyla çırpındı.
"Sakin ol!" Hanzade onu tutmaya çalışırken Deniz ona yardımcı oldu. Şuan bir teröristin özellikle birinin gazi olmasına sebep olmuş bir teröristi kurtardığıma inanamıyordum. Kendinden tiksinmişlik hissi bedenime kavuştuğunda olduğum yerde geri döndüm.
"Burada işimiz bitti." fabrikadan çıkarken kendimi Barlas'ı düşünmeye zorladım. Albay fabrikayı bulmuş olabilir miydi? Öyle olmasını umdum.
"Camgöz." Cihan beni arabanın önünde yakaladığında sorguluydu.
"Yoruldum."
"O adam seni tanıyor."
"Ne? Ne saçmalıyorsun?" niçin gözünden bir şey kaçmıyordu? Neden bu kadar dikkatliydi?
"Seni gördü ve korktu, seni nereden tanıyor?" yalancı bir umursamazlık takındım.
"Sana öyle gelmiş herif şokta." artık ona adam demeye dilim varmazdı.
"Çok dikkatsiz davrandın, ölebilirdin." ani konu değişimi beni dumura uğrattı. Benim için endişe mi duymuştu?
"Abartma, hala tek parçayım."
"Ben hiçbir işimi riske atmam, yaptığın aptalcaydı."
"Bak o an öyle olması gerekiyordu oldu artık uzatmayalım." bu geri zekâlı anne ve oğlu hala içeride ne yapıyorlardı?
"Borcunu öde."
"Şimdi mi?" deliydi sanırım.
"Şimdi ve daima." kafam allak bullak olurken nihayet asalaklar fabrikadan çıkmıştı.
"Hiçbir şey anlamıyorum."
"Borcunu ölmeyerek ödeyeceksin külkedisi. Benim için yaşayarak ödeyeceksin."
Harika, yaşayan bir ölüden daha ne istenebilirdi ki?
&&
Sabahı Cihan'ın odasında zor ederken Albay günün ilk ışıklarında beni aramış ve acilen gelmemi söylemişti. Henüz kimsenin uyanmamasını fırsat bilip evden çıkıp Albay'a gitmiştim. Gece boyu Barlas'a ulaşmaya çalışmıştım ama tek bir iz yoktu. Hangi cehenneme girmişti?
Albay evin kapısını açtığında yüzünde gördüğüm ilk ifade yorgunluktu. Bana tek kelime etmeden arkasını dönüp gittiğinde kaşlarımı çattım. Bana da mı trip atacaktı? Kapıyı ardımdan örtüp toplantı salonuna geçerken evde ölüm sessizliği hakimdi. Toplantı odasına girdiğim de Barlas'ı masanın en başında otururken bulmayı beklemiyordum.
"Barlas!" benim seslenmem üzerine kafasını çevirip baktı.
"Telaşa gerek yok hala yaşıyorum." sonra ensesine bastırdığı buzu gördüm ve artık yüz yüzeydik.
"Ne oldu sana? Neredeydin?" hem sakin hem de sinirliydim.
"Anlatırım."
"Otur Nalan." Albay her zaman oturduğum yeri gösterirken üstelemeden oturdum. Barlas elindeki buzu masaya fırlattı.
"Piçin işini bitirmek üzereyken birileri geldi."
"Kim?"
"Dinle. Onlarla başa çıkardım ama tarzları değişikti yani böylesini hiç görmemiştim. Aptallar şaşkınlığımdan yaralanıp beni bayılttıklarını sandılar." kaşlarımı çattım.
"Sandılar derken? Yine rahat durmadın değil mi?"
"Aynen öyle sandılar. Tarzları farklıydı düşmanımı tanımıyordum bu yüzden bayılmış numarası çektim, yediler. Beni siyah bir cipe bindirdiler hepsinin yüzünde maske vardı ve siyah giyimlilerdi. Profesyonellerdi anlıyor musun Nalan?"
"Ne demek istiyorsun? Diğer tim seni mi engelledi?"
"Bende öyle sanıyordum ta ki onun ismini duyana kadar."
"Kimden söz ediyorsun?"
"Cihangir'den bahsettiler. Tek duyabildiğim ismiydi sonra da zaten uyumuşum." derken rahatça arkasına yaslandı. Uyumak mı? Kafam allak bullaktı muhtemelen uykusuzluğumun etkisi bunda büyüktü.
"Seni Cihan'ın mi kaçırdığını söylüyorsun?"
"Bilmiyorum işte biz de bunu öğreneceğiz." eğer onu Cihan kaçırdıysa aynı anlamda onu Cihan'ın kurtardığına geliyordu. Oraya gideceğimizi biliyordu ve Barlas'ın da orada bizi beklediğinden.. Bütün bildiklerine rağmen neden susup benimle kedinin fareyle oynadığı gibi oynamıştı?
"Cihan her şeyi biliyordu."
"Nasıl?"
"Mezbahaya gittik yeri Cihan buldu yani biz seni bulmadan seni oradan çıkarttı."
"Siz mi?" Albay da olaya dahil olduğunda dosdoğru anlatmam gerekti.
"Hanzade ve Deniz Sait'i kurtarmanın peşindeydi Cihan da onlara yardım etti. Her şey birbirine dolandı ne yapacağız?" Cihan artık Sait ile bir şekilde düşman olduğumuzun farkındaydı. Albay'ın telefonu çaldığında susmamızı işaret etti ve telefonu açtı.
"Emredin Komutanım!" demek yukarıdan arıyorlardı bu iyi bir şeye benzemiyordu. Albay bir süre konuşmadan karşı tarafı dinledi. Yüz ifadesi iyiden iyiye kararırken Barlas'a hiçte iyi bakmıyordu.
"Bununla ilgilenebilirim Komutanım." bize arkasını döndüğünde belirsizlik içinde Barlas ile birbirimize baktık.
"Anlaşıldı komutanım." ve telefonu kapattı. Birkaç saniye bize dönmediğinde yutkunup seslendim.
"Albay ne oldu?"
"Açığa alındım." bu sözleri söyledikten sonra odadan çıktı. Bu haksızlıktı, onun gibi bir adamı açığa almaları haksızlıktı. Bakışlarım Barlas'a döndüğünde öylece oturmuş dışarıya bakıyordu.
"Benim yüzümden." bana bakmadan konuşuyordu.
"Bizim yüzümüzden." her zaman olduğu gibi yine işleri sıçıp batırmayı başarmıştık, onu çok zorladık olmadık işlere burnumuzu soktuk ve ihanet sevgimiz ona bedel ödetti.
"Kafamı sikeyim!" derken avcunun içiyle alnına sertçe üç kere vurdu. Albay ile araları ne kadar iyi gözükmese de aralarındaki bağı iyi bilirdim. Baba-oğuldan farksızdılar. Yanlış, bir baba-oğuldan daha fazlasıydılar.
"Bunu düzelteceğiz, gerekirse canımızı vereceğiz ama bunu düzelteceğiz."
"Bana güvenmişti ama ben umursamadım." Barlas kendini yiyip bitiriyordu. Onu durdurmam işe yaramazdı ama denemek zorundaydım keşkeler ile vakit öldüremezdik.
"Beni dinle, her şeyi düzelteceğiz."
"Düzelteceğim." göz bebeğine yerleşen karanlıkla sandalyeden kalktığında beklemeden odadan çıktı. Onu yalnız bırakmanın büyük bir hata olduğunu bildiğimden peşin sıra koştum. Evden çıkışımız fırtınaydı Albay'ı yalnız bırakmıştım ama şuan beni de görmek isteyeceğini sanmıyordum.
"Barlas bekle!" boş arazide arkasından koşarken beni dinlemedi.
"Barlas!" ikinci çağrım onu durdurdu. Bana sert bir ifadeyle döndüğünde ölüm elçisi gözlerindeydi.
"Bu kez karışmayacaksın Nalan!" öfkesini üzerime kum misali fırlattı.
"Aptal! Çoktan bu işe karıştım görmüyor musun?!"çenesini sıkarken dilini tuttuğunu biliyordum. Kendine edemediği hakaretleri bana etmek istemiyordu.
"Nalan git, yanacaksın."
"Zaten yanmadık mı?" göz bebeklerimde cayır cayır yandığımız anı düşündüm. Sırtımdaki sızı her gün kendini belli ediyordu zaten. Sessiz bakışmamız çalan telefonum üzerine bölündü kimin aradığına bakmadan yanıtladım.
"Sahada olmak istiyorsun değil mi?"
Arayan Cihan'dı.
"Ne?"
"Plandan uzak kalmak istemiyorsun dediğimi yapacaksın." sesi bir güz akşamı soğuğunu andırıyordu. Onda bir şeyler vardı.
"Dinliyorum." derken telefonu kulağımdan çekip hoparlöre aldım. Sır yoktu, bu işte birlikteydik. Eğer Albay'ı kurtaracaksak sır olmamalıydı.
"Deniz, malı heriflere yetiştirmek üzere." ekledim.
"Ama sen yetiştirmesin istiyorsun."
"Aynen öyle atacağım adrese git ve ona engel ol. Eğer başarırsan gün sonunda odamızda seni bekliyorum." tamam bu kısmı Barlas duymasa da olurdu. Bana olan bakışlarını hissediyordum ama bakmaya cesaretim yoktu. Sahiden odasından, odamız diye bahsetmesine gerek var mıydı?
"Halledeceğim." dedim ve aramayı sonlandırdım. Bana bir ima yapmaması için direkt konuya girdim.
"Bu işi kendi yolumuzla halledeceğiz var mısın?" baktı düşündü bıkkınca nefesini verdi.
"Bitirelim şu sikik işi." Barlas Albay'dan ödünç aldığı araba sayesinde yola koyulmamız uzun sürmedi. Cihan adresi attığında Barlas'a gösterdim.
"Bir planın var mı?"
"Tamamen bodoslama ilerleyeceğim."
"Güzel, bana bırak." derken vitesi değiştirip hızını arttırdı. Onu adamlara ulaşmadan önce yakalamalıydık kalabalık bir grupla şansımız daha az olurdu.
"Ne planlıyorsun yine?"
"O adama güvenme."
"Ne ilgisi var şuan?" oda muhabbeti önüme çıkmaz sanıyordum, yanılmışım.
"Cihangir'e güvenme onda bilmediğimiz birçok şey var gibi duruyor."
"Ne demek istiyorsun?" yoldaki bakışlarını anlık bana çevirse de yine de önüne bakmaktan vazgeçmedi.
"Sana kendinden bahsetti mi hiç?" bu sorular nereden çıkıyordu şimdi?
"Biraz. Bunu neden soruyorsun?"
"Onu araştırıyorum Nalan ve bulduklarım hiç hoş şeyler değil." içim bir tuhaf olurken odağım tamamen kaymıştı.
"Ne gibi şeyler mesela?" aklıma Cihan'ın anlattığı muhtarın pis işleri üşüşmüştü.
"Yirmi üç yaşına kadar kayıp olduğunu biliyor muydun?"
"Nasıl?"
"On sekiz yaşından yirmi üç yaşına kadar kayıpmış. Hiçbir iz yok, yaşam belirtisi yok. Kalan tek ailesi yani kuzeni onu on beş yaşına kadar görmüyor. Beş yıldır neredeydi?" sorusu bana değildi ama bana bir şey anlatmaya çalıştığı açıktı. Bana hikayesini anlattığı zamanı hatırladım. Köyü gözleri önünde yok edilmişti ve o on sekiz yaşında bir adamdı. Beni sağ bıraktılar demişti anlatmadığı diğer kısım onu kaçırmalarında mıydı? Onu kendi gibi olmalarını mı sağlamışlardı? Cihan bir terör örgütü bireyi olabilir miydi? Yada daha fazlası örgütün lideri..
Hikayenin diğer kısmında neredeydin Cihan?
"Bunu konuşacağız önce şu adamı halledelim." deyip konun üzerini kapattım. Barlas cevap vermedi ama durumumun farkında olduğunu biliyordum.
"Sanırım ona yaklaştık plakası bu mu?" derken belli bir mesafede önümüzde ilerleyen aracı gösterdi. Plakayı okudum.
"O. Planın ne?" bana cevap vermeden direksiyonu kırdığında başka bir yöne saptık.
"Yüz yüze gelemeyiz bizi tanıyor ve yalnız dolaştığından da emin değiliz." bu doğruydu aracın camları filmliydi ve içeride kaç kişi olduklarını da bilmiyorduk.
"Ne yapacaksın?"
"Bu yolu tanıyorum geçeceği yerleri de. Uzaktan halletmeye çalışacağım ama bu kısa süreli bir plan. Uzun vadede etkisini yitirecektir."
"Kimseye gözükmeden alabileceğim bir uzunlukta olursa iyi olur."
"Risk fazla, kaç kişiler bilmiyoruz." keşke Cihan odamızda beklediğini söylemek yerine kaç kişi olduklarını söylese en azından bir fayda sağlayabilirdi.
"Öğreneceğiz." Barlas'ın arabayı tenhaya çektiği yerde bagajdan M16 keskin nişancı yarı otomatik tüfeğini çıkarıp büyük taş parçalarını arasına yerleşti. Taşlar sayesinde görünmesi zordu. Onu açık etmemek için arkaya saklandığımda araba boş oto yolda göründü. Barlas beklemeden iki el ateş ettiğinde direksiyon başındaki her kimse çok leş bir sürücüydü. Hakimiyeti toparlayamadan kendilerini bir ağaca toslarken buldular. Barlas gömüldüğü taşların arasından çıktığında sırıtarak arabaya bakıyordu.
"Umarım dünyadan bir piçi daha silmişimdir." bu çok yerinde bir duaydı. Arabanın kopartası açılmış ve dumanlar çıkmaya başlamıştı. Kapılar açıldı ve içeriden üç adam çıktı, Deniz yalnız değildi.
"Kendine tehlikeye atmayacaksın, unut bunu." deyip arabaya ilerledi. Tozu Deniz'den almalıydım bir yolunu bulup şuan gidebilirdi.
"Hayır, o zehri alacağım." Deniz olduğunu varsaydım bir adam elinde telefonuyla hararetli bir konuşma içerisindeydi. Öte yandan diğer iki adam etrafı kolaçan etmeye başlamıştı bile.
"Deniz'in dikkati dağınık sen diğerini ben arabanın başında bekleyen salağı halledeceğim. Toz belli ki orada ayrılmak istememesinden belli. "
"Çok aptal bir plan." bu sıralar bana aptal denmesi hoşuma gitmemeye başlamıştı.
"İlk olmayacak." Barlas istemeye istemeye kabullenip planıma dahil oldu. Hızımızı arttırıp onlara yaklaştığımızda silahlarımıza davrandık. Yolun iki tarafında ağacın arasında durmuş birbirimizden işaret bekliyorduk. Kel olan adam Barlas'ın tarafına yaklaştığı anda işaret verdim. Adamın arkasının dönük olmasından faydalanıp boğazına sarıldığında hiç fırsat vermeden silahın kabzasını ensesine gömdü. Sessizlik çöktü. Diğer adam arabanın başında arabayla ilgileniyordu geri zekâlı Deniz ise hala arabanın uzağında telefonla konuşmakla meşguldü. Arabası kurşuna dizilmişken açıkta durması aptal cesaretiydi. Barlas adamı halletiğinde sıra bana gelmişti. Arabanın içerisinde bir şey kurcalayan adamın arkasından sinsice yaklaşıp fark etmesine izin vermeden silahın kabzasını ensesine gömdüm. Acı bir inilti koyup kapıya yığıldı. Adamın neyle uğraştığını o an anlamıştım torpido gözünden çıkarttığı tozu bir poşete koymaya çabalıyordu. Vakit kaybetmeden tozu aldım ve arkamı döndüm. Deniz'in fark etmesi an meselesi olabilirdi ve bu yüzden hızımızı arttırıp araca koşmaya çalıştık.
Çalıştık çünkü her şey saniyeler içerisinde olmuştu yarı yolda önümüz siyah bir arabayla kesildi. Şok olmamıza izin verilmeden kafamıza bir bez geçirildi sonrasında hissettiğim kolumun ucuna bastırılan bir iğnenin sivri ucuydu.
Devam edecek..
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 11.57k Okunma |
2.19k Oy |
0 Takip |
39 Bölümlü Kitap |