
Oy ve yorumlarınızı bekliyorum..
Hayat hep beni doğru sandığım yanlışlarımla vurmuştu. Kafamın dikine gitmeyi severdim, orası benim gitmeyi en sevdiğim yerdi. Ruhum, çoğu kez bu huyumu sevmese de alışıktı, bilindikti. Sırlarıma sır katarken Selin'in sözleri her gün beynimde yenileniyordu. İsteği basitti; Cihan'ın yanında olup onu olduğu yoldan uzaklaştırmaktı. Planın bir kısmını onun evinden ayrılmayarak gerçekleştiriyordum çünkü ev asla terk edemeyeceğimiz yerdi. Benim evim yoktu - gerçek bir evden bahsetmiyorum- manevi anlamda onun evi bu yerdi, bu şehirdi. Onu durdurma kısmına gelirsek sanırım aklının sınırlarını karıştırarak yavaşlatmıştım fakat şu son olaydan sonra artık duracağını sanmıyordum. Her neyin peşindeyse onu alacaktı. Barut timinin başındaki asıl kişiyle resmi anlamda tanışmamıştım. Sadece onunla irtibatımız Selin'di. Bana neyin peşinde olduklarından bahsetmemişlerdi onlara göre bunu bilmem her şeyi açık etmem demekti. Albay bir timden bahsettiğinde onların olduğunu anlamamam uzun sürmemişti. Şimdi Cihan'ın büyüdüğü evde toplanmıştık. Saçmalıklardan uzakta, hedef odaklıydık. Cihan elinde viski bardağıyla tam karşımdaki tekli koltukta oturuyordu ve bakışlarını elindeki bardaktan çekmiyordu. Onu artık tanıyordum, bu hali bir şeyleri düşündüğünü dile getiriyordu yine bizi dumura getirecek bir planın peşindeydi. Mert ve Meyra resimlerin konulduğu yüksek bir dolabın üzerine dayanmış bekliyorlardı. Emir ormanı gösteren dev pencereden arkası bize dönük dışarıya bakıyordu. Ve o, Barlas. Şöminenin başında dikilmiş eksik bacağını ovalıyor ama ateşten gözünü çekmiyordu. Ne zaman bacağı ağrısa bunu yapıyordu salak adam, acı çekmek istercesine ağrı kesicilerini reddediyordu. Ben ise Cihan'ın karşısındaki çift kişilik koltukta onları gözlemleyerek oturuyordum. Her hareketleri hafızamın eksenine kayıt oluyordu, bu boğucu sessizliği bozan Mert oldu. Bana göre onun bu zamana kadar susmuş olması bile mucizeydi.
"Abi planın ne?" sesi onda hiç rastlamadığım bir ciddiyetteydi. Cihan Mert'i duydu mu bilmiyordum ama ona bakmadı bile bakışları hala elindeki viskideydi. Ne çok içiyordu bu aralar.
"Sessizlik işimize gelmez." bu sözler şömine başında duran Barlas'a aitti. Sanırım sıkılmaya başlamıştı, yine. Cihan gözlerini bardaktan alıp bana baktığında derin bir çukur görmüş gibiydim. Gözlerinin koyuluğu kalbimi hiddetlendirirken ondaki bu mahmurluğunum sebebi bu ev olduğunun bilincindeydim. Gözleri gözlerimi delip geçmek isterken bende ondan odağını hiç kesmeden konuştu.
"İki gün sonra bir teslimat olacak." ateşin çıtırtısı sanki gelecek bir kıyametten haberdar gibi yükseldi. Bakışlarımı ondan çekmek istesem de yapmadım, bir savaşın başlangıcı gibi meydan okudum.
"Meyra'nın bahsettiği teslimat mı?" Emir konuşurken pencereden ayrılıp bize döndü hedefi direkt olarak ben olmuştum.
"Aynen öyle, ekiptekiler kamyonun bilgilerini bugün ulaştıracak." konuşma sırası bendeymiş gibi hissettim.
"Suç üstü yapıyoruz öyleyse." soru sorar tarzda değildim fakat Cihan bunu bir soru olarak algılamış olmalıydı ki üstüne konuştu.
"Hayır, batmalarını sağlayacağız." gözlerindeki derinlik kaybolmak üzereyken onu yakaladım. Barlas hiddetlendi.
"Ne demek istiyorsun?!" bu asi çıkış şaşırmama neden oldu. Sanırım işin uzamasını istemiyordu. Ya da hala Sait itine ulaşamamış olmak.
"Beyninizi kullanın, sadece onları yakalamamız bir işe yaramaz. Sen demiyor muydun dilsizin arkası boş değil diye işte bizde o arkayı ortaya çıkaracağız." haklılık payı vardı ama tek hedefinin o olmadığını açık ediyordu.
"Aklından ne geçiyor?" Barlas sorum üzerine bu kez bana yükseldi.
"Nalan, onu desteklediğini söyleme." omuz silktim. Ama içten içe Barlas'ın tarafında durmamak beni yaraladı, mesleğim uğruna Cihan'ın tarafındaymış gibi görünmek kötü hissettiriyordu. Onları kandırmak beni mahvediyordu.
"Beynimi kullanıyorum Barlas." bana öyle bir baktı ki, az önceki kelimelerim bir bir boğazıma dizildi.
"Kavganın sırası değil arkadaşlar, şu boktan işi çözelim sonra söz sizin yerinize kafalarınıza sıkarım." Emir ortamın gerginliğinden hoşnut olmadığını bildiren sesiyle konuştuğunda göz devirdim Mert atıldı.
"Kafa bizi kesmez kardeşim."
"Sende olmadığı için normal, kafasız!" herkes ayrı bir gergindi. Cihan sıkılmış bir ifadeyle elindeki viski bardağını beni şaşırtarak yere atmak yerine orta sehpaya bıraktı. Bu onun için fazla insancıl olmuştu.
"Çok boş yaptınız işinizin başına!"
"Ne yapıyoruz patron?" Meyra da aramızda olduğunu bildirdiğinde Cihan'ın bakışları keskinleşti.
"Sesinizi kesseniz düşüneceğim." koltuktan belimi doğrulttuğumda bakışları bende asılı kaldı. Nefesimi düzenledim şeytani bakışlarımı yarım gülüşümle ona sundum.
"Bir planım var." şaşırdı ama hemen akabinde toplandı. Mert heyecanla sordu.
"Sen ve plan? Neymiş merak ettim açıkçası."
"Çok eski bir taktiği kullanacağız muhtemelen gerizekalılar hala bunun yapılıyor olduğundan bile bihaberlerdir." Emir beni sevmediğini belli eden bakışlarını üzerimden çekmeden konuştu.
"Açık konuş, hepimiz asker değiliz ya hani." emir vermesini sesli bir solukla karşıladım.
"Bana bir kamyon dolu toz şeker bulabilir misiniz?" Cihan ne yapmak istediğimi anlayan bakışlarını sunduğunda kaşlarını çattı.
"Tadına bakmazlar mı sanıyorsun?"
"Ben de bakmalarını istiyorum zaten." şeytanla aynı masaya oturmak akıl karı değildir.
"Orada infaz ediliriz."
"Beni öldüremezler." Barlas şaşırarak konuştu.
"Sen derken?"
"Bakın bana bir kamyon dolusu toz şeker bulun yeter ayrıca kamyonun geldiği yolun koordinatları da lazım."
"Aptalca bir plan." Emir'in sözlerini göz ardı ettim.
"Buyur bir de senin olmayan planlarını dinleyelim."
"Çuvallarsan Barlas ile bu işten çekileceksiniz." Cihan bana bir teklif sunduğunda onu vurmak istedim. Sürekli bizi saf dışı bırakma isteği onu ele veriyordu.
"Kabul!"
"Ne?!" Barlas'a bakmadım muhtemelen elinde bir silah olsa bugün kesinlikle beni vururdu.
"Koordinatları aldığımda hazır olun." salondan çıkıp gittiğinde herkes bana tuhaf bakıyordu. Meyra dolabın yanından çekilip yanıma geldiğinde koltukta kaydım, oturdu.
"Kendini ateşe atıyorsun değil mi?" sorusuna cevap vermedim ona yeni bir soruyla geldim.
"Teslimattan nasıl haberdarsın?" ona yeni bir soru sormam üzerine dudak bükse de cevaplamaktan da geri kalmadı.
"Mal almak için Deniz'e gittiğim de biriyle görüşme içerisindeydi salak not aldığı kağıdı açık bir şekilde bırakmıştı. Neyden bahsettiğinden emin değildim ama adresi gördüğüm de emin oldum. Zeytin köy illegal işlerin tek adresidir." onun da güçlü bir kadın oluşuna içten içe seviniyordum. Kadınların hakim olduğu bir ülke asla yıkılmazdı.
"Rütben nedir asker?"
"Ben astsubayım. Mert ise Astsubay Çavuş ama kendisine Çavuş denmesinden yana." Mert eğlenerek yanımıza geldiğinde havası üzerindeydi.
"Zaten öyleyim ikizim."
"Bu Astsubay olduğun gerçeğini değiştirmiyor." Emir sessizliğini koruyarak kendini az önce Cihan'ın kalktığı koltuğa attı. Bu kez hedefim oydu.
"Sen bu hikayenin neresindesin?" sorum cüretkardı. Bana bakmadan uzandığı yerden bakışları tavandaydı.
"Her yerinde, tam içinde." göz devirdim. Bana kalırsa tamamen ego ve kibirdi.
"Sen ona bakma askeriye alınamadığı için tüm dünyaya bu kibri." Meyra hüzünle Emir'e bakarken kurmuştu bu cümlesini.
"Neden?" Emir bizi duyuyordu ama bir an olsun bakışları es vermiyordu.
"Sol kulağı yüz de elli hasarlı." kalbim bu gerçeği kaldırmaya çalışırken ona olan bakışlarım değişti. Sanırım Emir ile bir nokta da buluşuyorduk tek fark onun bu hayatta bir umudu yoktu. Bakışlarım sessiz duran Barlas'a döndüğünde bana baktığını gördüm ama bu bakış biraz garipti. Hüzün ve sinirin bir arada buluştuğu gariplik. Onlara kendimizden bahsetmedik zaten en başından ne olduğumuzu biliyorlardı.
"Nalan içeri gel." Barlas arkasını dönüp bir kelime etmeme izin vermeden kapısı ardına kadar açık olan koridorun son kısmında kalan odaya girdi. Nefes verip ayağa kalktığımda Meyra bileğimi tuttu.
"Kavga etmemeye çalışın." gülümsedim, bu imkansızdı. Bileğimi bıraktığında odaya ilerledim arkamda Mert ve Emir'in atışma sesleri eşliğinde odaya girip ardımdaki görüntüyü kapıyla kapattım. Şimdi gün ışığının vurduğu boş bir odada Barlas'ın sorgu alanındaydım.
"Ne yapmaya çalışıyorsun?" sesi gergindi sanırım beni kırmamak için çabalıyordu.
"İşleri yoluna sokmaya çalışıyorum."
"Böyle mi?! İntikamımızı unutarak mı?" gözlerini sinirle yumdu.
"Saçma sapan konuşma, unutmuş olsam burada işim olmaz." onun aksine ılımlı olmaya çalışıyordum.
"Adam ne diyor farkında mısın? Suçu görelim ama bunu yok sayalım."
"Olaya nereden baktığına bağlı. O suçu görüyor ama daha fazlasını istiyor Barlas intikam gözünü kör etmek üzere." üzerime doğru eğilirken geri kaçmadım hırçınlaşmış gözlerine kitlendim.
"Aynen öyle kör oldum ama salak değilim. Dediklerimi unutuyorsun Nalan biz asker değiliz onlar asker bir şekilde yırtarlar yanan biz oluruz." ya da belki de sadece seni yakıyorumdur Barlas. Her şeyi bilseydin yine de yanımda olur muydun?
"Askerler bizi ateşe atar mı aptal! Bir sivili yakamazlar."
"Bu kadar emin konuşma hayal kırıklığı sana ağır gelir." yüzündeki öfkeye öyle bakarken ne kadar yıprandığının farkındaydım. Bu ağrı onu günden güne yıpratıyordu fakat Barlas kendinden ödün vermemeye devam edecekti.
"Tek amacın Sait iti değil mi? Onu öldürmeden durmayacaksın." sinirle güldü. Bakışları yüzümü alay ederek dolaştı sanki o an söylememem gereken bir şey söylemiş gibiydim.
"Benden bir şey çalındı Nalan ve bilirsin ben, benden çalınanı alana kadar durmam."
"Sadece senden çalınmadı."
"Buradan baktığımda hala iki ayak üzerindesin." kalbimde bir oyuk açılırken üzerimdeki varlığını geriye çekti. Barlas kırıldığında kırmaktan gocunmazdı.
"Bu andan itibaren kararların beni ilgilendirmiyor. Sait itini geberttiğim de siktir olup gideceğim işte o zaman nerede durmak istediğine kendin karar vereceksin." dudaklarımı bir itiraz seleksiyonuna açtığımda ardımdaki kapı bir anda açılıp Meyra'nın heyecan sesi duyuldu.
"Koordinatları aldık!" dudaklarım kapanırken Meyra'ya dönmedim Barlas bir şeyler söylememem üzerine yanımdan geçip gittiğinde ardında yıkık bir dost bıraktığından habersizdi. Bu yıkım, dostluğumuzun bitişine doğru atılan ilk darbeydi.
İki gün sonra
Saat 04.30
Gökyüzünün rengine karar veremediğimiz bir vakitte Cihan'ın daha önce görmediğim bir aracının içindeydik. Audi r8'e araç demek biraz tuhaf olurdu üst düzey bir arabaydı fakat beni şaşırtan bunun Cihan da ne aradığıydı sanırım yüzbaşı maaşına iyi bir zam yapılmış olmalıydı. Mesafeyi koruyarak takip ettiğimiz kamyonete baktım.
"Daha fazla dikkat çeken bir araba olsaydı ya."
"Gösterişi severim." ukala tavrıyla bana cevap verirken tek eli direksiyonda yola bakıyordu. İki gün önce planı inşa etmeye başlamıştık bu süre zarfında Barlas ile küslüğümüz devam ediyordu. Kulaklığımda Meyra'nın sesi yükseldiğinde Cihan'dan bakışlarımı kaçırıp önümdeki kamyonete tekrar baktım. Kamyonetin içinde silahlı üç kişi bulunuyordu ve hepsi de Sait'in eğitti adamlardı gelen bilgiye göre Sait teslimat yerinde olacaktı.
"Elli kilometre sonra yolda hazır haldeler." Meyra'nın bilgilendirmesini Cihan da duyduğunda yoldaki bakışları bana düştü. Aynı anda başımızı sallayıp sessizce onay verirken belimdeki TP9'u elime alırken hassas davrandım. Bu bir özel kuvvetler silahıydı ne kadar kendi silahımı kullanmak istesem de Cihan bunu kullanmamın uygun olacağını söylemişti. Siyah ceketimin kapüşonunu başıma geçirip saçlarımı gizlerken önüme uzatılan siyah maskeye baktım. Bu şeyi takmak zorunda mıydım?
"Yüzünü görmemeliler." onun gibi olmak bana tuhaf hissettirecekti. Cihan'ın uzattığı maskeyi alıp yüzüme geçirirken tam oluşu dikkatimden kaçmamıştı. Önümüzdeki kamyonet yavaşça durduğunda planın başladığını hissettim. Cihan da aynı şekilde maskesini takıp araçtan indiğinde onu takip ettim. Bu kez beni korumuyordu. Bu kez aynı tarafta yer aldığımızı biliyordu. Kamyonetin arkasına durduğumuzda araçtan iki kişi inmiş yerde motorun altında sere serpe yatan Emir'e yaklaşmışlardı. Adamların elinde M71 tüfeği vardı ve Emir'in üzerinde bulunan silah bunu savuşturacak güçte değildi.
"Hey!" en önde ağzı burnu bir şalla kapanmış olan adam Emir'in dibine girip bağırdığında Emir harekette bulunmadı. Yola serpiştirilen yalancı kanlar durumu gerçek kılar nitelikteydi.
"Dilsiz durmamamız gerektiğini söyledi." düzgün bir Türkçe ile konuşan arkadaki adama bakakaldım. Sanırım hepsi dağda yetişmiyordu.
"Bekle hele!" fakat önde Emir'e yakın olan adam için aynı şeyi söyleyemezdim, Türkçeyi katledecek cinsten kötü konuşuyordu. Cihan kamyonetin diğer tarafına geçip ön yolcu koltuğuna ilerlerken bende aksi yönde şoför tarafına ilerledim. Emir inler gibi bir ses çıkardığında başındaki herif Emir'in yanına çöktü. Diğer adam bundan haz etmemiş gibi etrafına bakındığında şoförü çabuk halletmemiz gerektiğine kadar verdim, herif kıllanmışa benziyordu.
"Kardaş iyi misen?!" gırtlaktan gelen kalın sesine yüzümü buruşturup şoför koltuğundaki adamın beni dikiz aynasından fark etmesini bekledim. Yaşlı bir herifti gözleri ne kadar görürdü bilmiyordum ama beni hemen görmesi lazımdı.
"Y-yardım" Emir'in zar zor çıkarttığı sesine gülmemek için yanak içimi dişledim, kesinlikle oyunculuğu denemeliydi. Şoför koltuğundaki herif dikiz aynasından beni fark ettiğinde ağzını bağırmak için açtı fakat Cihan çevik bir harekette ön yolcu koltuğunun kapısını açıp tek harekette atıldı. Silahı adamın ensesine tereddütte bulunmadan geçirdiğinde adamdan küçük bir inilti çıktı. Sıranın bende olduğuna kanaat getirdiğim de Emir'in yanındaki adamın hala bir şeyler zırvaladığına bakıp hemen önümdeki adamı pençelerime kıstırdım. Benden yaklaşık beş santim uzun olmasından dolayı önce arka dizine bir tekme savurduğumda sarsıntıyla yalpalayıp öne çuvalladı kendisini savunmasına fırsat vermeden boğazına sarıldım aynı zamanda eldivenli ellerimle ağzını kapatıp çenesini susturdum. Birkaç saniye debelenmeye çalıştığında onu daha fazla yormamak adına silahın kabzasını ensesine geçirdim. Herif kollarımın arasına yığılırken onu yola savurdum. Her şey önümde saniyeler içerisinde gerçekleşmişti. Emir motorun altından çevik bir harekette belini kaldırıp adamın kafasını bacaklarına kıstıracak bir şekilde zeminde ters takla attı. Adam acı içinde bağırdığında muhtemelen birkaç kemiğinin kırıldığını anlamıştım. Adam altta kaldığında Emir hiç beklemeyeceğim bir şey yapıp adamın boynunu tek seferde çevirip kırdı.
Ve saniyeler içerisinde kendini katil yaptı.
"Hey!" o asker değildi az önce bile bile katil olmuştu. Adamın üstünden kalktığında tozları temizledi benim seslenişim üzerine bilmiş gibi baktı.
"Beni gördü, artık yaşayamazdı." haklılık payı yok değildi ama yine de katil olduğu gerçeği açıkça orada duruyordu.
"Az önce katil oldun."
"Benim sıradanlarımdan biri de bu, alışsan iyi edersin."
"Kıpırdayın gün başlamadan yüklememiz lazım." Cihan maskesini çıkarmış bir halde yanımıza ulaştığında onun gibi yüzümdeki maskeyi çıkarmak yerine sadece alnıma kaldırdım. Ona maskenin altından baktığımda bir an için bana güleceğini sandım.
"Herifleri nereye koydun?" Emir'in sorusu üzerine arkamı döndüğümde benim bayılttığım adam ve şoför yerinde değildi. Cihan sıkılmış gibi baktığında
"Uzatmayın attım bir yere, nerede kaldı bu gevşek herif?!" diye sinirle soludu. Gevşek herif olarak bahsettiği kişi Mert'ten başkası olamazdı. Emir bir şeyler söyleyeceği sırada rahatsız edici bir korna sesi tam arkamızdan duyuldu. Üçümüz aynı anda sesin geldiği yöne baktığımız da Mert kafasını kamyonetten çıkarmış bir eli direksiyondaki kornada çalarak geliyordu. Ve ayrı olarak pişmiş kelle gibi gülüp el sallamayı ihmal etmiyordu. Cihan sinirle kafasına vururken ona tuhaf baktım.
"Gerçekten mal bu herif! Mal!"
"Asla büyümeyecek." Emir ve Cihan onun için güzel! düşünceler de bulunurken elimde olmadan gülümsedim. En azından içimizden biri eğleniyordu. Mert kamyoneti diğer heriflerin kamyonetinin yanına park ettiğinde zıplayarak indi. Simsiyah giyinmişti ve elindeki eldivenler sanki onu cinayet işlemeye hazır bir konuma sürükler gibiydi, gerçi karakteri tam aksini söyler nitelikteydi.
Bana verdiğin bir sözün var unutma, yaşayacaksın.
Sert görüntüsünün altında yaratan merhameti sanki benim için uyanıyordu. Aklımın bir köşesi onun bana kurduğu cümlelere kayması beni tereddütte getireceğinden düşünmeyi yasakladım. Fakat ona bu denli alışmış olmam yasaklarımı hiçe sayıyordu.
Teslimat yerine yaklaşırken hala alnımın üzerinde konumlandırdığım maskeyi yüzüme geçirdim. Kapüşonum saçlarımı kapatırken üzerime geçirdiğim siyah bol ceket göğüslerimi örtüyordu. Erkek gibi davranmak beni zorlamazdı, bildiğim bir tipti. Depo kiralama alanının bulunduğu yere girerken kapıdaki güvenlik aracı görür görmez kapıları açtı, satılmış köpek. İnsanlar buraya güvenip eşyalarını saklıyorlardı fakat bunun gibi haysiyetsizler güveni boşa çıkarmak için varolurdu. Nabzım sinirlenmem üzerine yükselirken sakin olmam için telkinledim kendimi. İçeriye girerken hemen sağ tarafa saptım ve ayakta arabalarının hemen önünde dikilen üç ayrı beden gördüm. Bir kadın, iki erkek. Uzaktan yalnız oldukları sanılsa da adamları her an her yerdeydi. Aracı, kontrolümü kaybetmeden onlara yakın diyebileceğim bir mesafede durdurdum. Sait'in gözleri direkt cam mavisi gözlerimdeydi.
Beni ele verecek tek şey, gözlerimdi.
Sait düşmanını gözünden tanıyacak bir piç miydi görecektik.
Kapıyı açıp araçtan postallarımın üzerine düştüğümde bakışların hedefindeydim. Sait'i göz temasımdan ayırmadan aracın ön kısmına geçip onları karşıma aldım. İlk konuşan Deniz oldu.
"Diğerleri nerede?!" sesindeki şüphe onun korkusunu ele vermişti.
"Bu yüzündeki saçmalık ne?" Hanzade'nin takıldığı ayrıntıyı umursamadım, bugün yine kokuşlar gibi giyinmişti. Maskenin ardından sesimi aksanlı çıkartarak konuştum. Kendim gibi konuşsaydım, beni tanırdı.
"Ew reviyan, ez xwe wusa diparêzim" ( Kaçtılar, kendimi böyle koruyorum.)
Sait Kürtçe konuşmam üzerine tek kaşını kaldırıp iyice beni süzerken geri durmadım. Deniz ve Hanzade Sait'e bakarken Sait beni odağından kesip Hanzade'ye döndü. Eliyle önden buyurmasını ifade ederek reverans yaptığında göz devirmemek için kendimi zor tuttum. Hanzade sahte bir tebessüm sunup topuk tıkırtısını tüm dünyaya duyurmak ister gibi kamyonetin arkasına ilerlemeye başladı. Sait ve Hanzade ilerlerken Deniz sanki ben bir tehditmişim gibi bekledi, hoş ben tehditlin ta kendisiydim.
"Bizi anladın neden Türkçe konuşmadın?" sesindeki sorguya baktım, boştu.
"Tenê ji ber ku ez fam dikim." ( Sadece anladığım için.)
Ona Nalan olarak cevap verseydim eğer her şey şuanda biterdi. Daha fazla sinirlenmemek adına kamyonetin arkasına ilerledim. Sait kamyonetin arka kapılarını açtığı esnada gözlerim herkesin yerini kontrol etti. Kulağımdaki kulaklık haşırdadı ve Cihan'ın sesi duyuldu.
"Tek saç teline zarar gelirse neler olacağını biliyorsun camgöz." burayı yakıp yıkacağını açıkça belirtmişti. Ona cevap vermeden Sait ve Hanzade'nin arkasında durduğumda Deniz gelip kamyonetin arkasına çıktı. Yere serilmiş kutulardan birinin kapağını açtığında kalbim gümbürdedi belimdeki silahın soğukluğu kendini tetikledi. Elim belime gittiğinde Sait bir anlık bana baktı ve o esnada beni tanıdığını açıkça belli etti. Silahı kavradım aynı esnada silahına davrandığında Deniz, poşetin içindeki malı eline almış elindeki bıçakla paketi delmişti. Parmağının ucuyla toza dokundu, fakat bunu yaparken ki bakışları zaten bir terslik olduğunu belli eder cinsteydi. Parmağını diline değdirip aynı zamanda yüzünü buruşturdu.
"Şeker lan bu!" Deniz dehşetle Sait'e bakarken Sait silahını üzerime doğrulttu şuan Deniz umurunda değilmiş gibiydi. Gözlerindeki sorgu bunu nasıl yaptın der gibiydi.
"Neler oluyor Sait?"
"Bizi mi sikiyorsun lan sikik!" Sait hala bana doğrulttuğu silahla dururken Deniz ve Hanzade'yi takmadı, hoş taksa da onlara bir cevap verebilecek dile ihtiyacı vardı. Sait gibi insanları merakta bırakmamak adına yüzümdeki maskeyi tek seferde çıkarıp belimdeki silahı çekip Sait yerine Hanzade'nin üzerine doğrulttum.
"Hay amına koyayım yine mi sen lan?!" Deniz tabi ki bana çemkirmekten geri kalmadı.
"Ağzını diktirtme bana şerefsiz." namlunun ucunu Hanzade'ye tutarken arkamdan hiç beklemediğim sesi duymam beni sarstı, Barlas.. Burada olmamalıydı. İki gün boyunca tek kelime etmediğim Barlas şuan arkamdaydı. Etkilenmemiş pozu çizerken Barlas Sait'in doğrulttuğu silahın ucunda durdu ve güldü.
"Sık görüşüyoruz değil mi güzelim?" cevabını beklemeden kısa bir manevrayla elindeki silahı alıp Sait'i dımdızlak bıraktı. Sait ona doğru bir hamle yaptığında bu kargaşanın başladığı an oldu. Deniz'in adamları etrafımızı sarıp bizi çapraz ateşe aldığında Deniz silahını çıkarıp bana doğrulttu. Çabuk davranıp Hanzade'yi kendi kollarıma esir aldığımda Deniz ne yapacağını bilemedi. Namlunun ucunu Hanzade'nin şah damarına dayadım, kollarımda adeta titredi. Bu kadar pisliğe batmış birinin kollarımda titremesi gülünçtü.
"Bırak onu!" Deniz'in gözleri sanki elindeki tek şeyi almışım gibi bakıyordu.
"Teslim olun Kuşçu."
"Unut bunu, gerekirse buradan kimse sağ çıkmayacak!." sinsice güldüm, kimle konuştuğundan bir haberdi. Tetiği çektiğim de gözlerindeki korku titredi kulağıma Barlas'ın yumruk sesleri ulaşırken en azından onunla uğraşmak zorunda kalmadığıma sevinmiştim. Boş alanda silah sesleri yankılandığında bizimkilerin gelmiş olduğunun anladım. Kulaklıktan Meyra'nın sesi duyuldu.
"Mert araçla önünüze geliyor hızlı olun." olmadı. Deniz'i kışkırtmak onu korktuğu yerden vurmak istedim. Hanzade'yi saç köklerinden tutup önümde diz çöktürdüğümde artık namlumun ucu onun beynindeydi.
"Son kez söylüyorum teslim ol!"
"Bırak onu!"
"Eğer teslim olmazsan beynini patlatırım." ellerini yukarı kaldırıp silahını boşa çıkardı bu sırada Hanzade ciyak ciyak bağırıp debeleniyordu. Bu kadın kendini güçlü sanan erkelerin arkasına sığınan zavallının tekiydi.
"Annemi bırak meselen benimle!" kendini öne sunuyordu oysa ondan istediğim intikam bir ifade etmiyordu. Kolumdan tutup hızla geriye çekildiğim de Hanzade elimden kaçıp Deniz'in yanına koştu, onu vurmaya çalıştığım da bir el bunu engelledi. Öfkem yakıcı bir hale geldiğinde gördüğüm gözler beni duvara toslattı. Cihan alev yakan gözleriyle bana ne yaptığımı sorgular gibi bakıyordu. O an ne yaptığımdan emin değildim, damarlarımda tek bir şey geçiyordu.
Her şeyi bitirme isteği.
Konuşmadan kolumdan tutup beni çekerken arkamızdan silah sesleri duyuldu artık Deniz silahını kullanıyordu. Barlas Sait itini bir yere sürüklerken onun savunmasız kalışı beni tedirgin etti.
"Ne yaptığını sanıyorsun?!" bariyer bidonun arkasında durduğumuzda Cihan maskenin ardından öfkesini kustu.
"Barlas'ı almamız lazım." aptallıktı, onu yalnız bırakmam aptallıktı.
"Her şeyi bok ettin!"
"Bana sonra kızarsın Barlas'ı almamız lazım."
"Sana sonra ne yapacağımı biliyorum camgöz, şimdi senin için kahraman olacağım ve sen buradan bir yere ayrılmayacaksın."
"Ne?!" ona inanamaz bir şekilde baktım. Resmen geride kalmamı istiyordu, yine.
"Buradan hiçbir yere adım atmıyorsun duydun mu?! Yoksa Barlas umurumda dahi olmadan buradan gideriz." bana tehdidini savurup arkasını döndüğünde dilimi ısırdım. Avaz avaz küfretmemek için zor duruyordum. Arsız adam silahımı da alıp beni resmen savunmasız kılmıştı. Silah sesleri yankılanmaya devam ederken ortama bir arabanın bağırtısı girdiğinde bakışlar değişti ve Mozart'ın Türk marşı melodisi yankılandı. Bu delinin kim olduğunu tahmin etmek zor değildi. Mert ani bir manevrayla arabayı hemen önüme kırarken camdan kafasını çıkarıp göz kırptı.
"Atla yenge!" bu durumda bile yenge demesi beni feels geçirtirken kaputun üstünden atlayıp ön yolcu koltuğuna yerleştim. Arabanın içinde bangır bangır çalan müziğe burun bükmeme izin vermeden gaza bastı.
"Gösterişi seviyorsun değil mi?!" resmen gırtlağım parçalana kadar bağırmıştım. Bana yan bir bakış atarken direksiyonu hiç beklemediğim bir anda sağa kırdı ve hızla ona doğru savruldum.
"Aman yenge, sıkı tutun!"
Senin yengene şimdi..
Marş hızlandığında gözlerim savaş alanında dolandı ve yerde Sait'in üzerinde duran Barlas'ı gördüm.
"Barlas'a doğru sür!"
"Neeğğ anlamıyorumm! " sinirle direksiyonu diğer yöne kırdığım da Mert çabucak toparlanıp Barlas'ın olduğu tarafa sürdü. Birkaç kurşunun hedefi olurken başımı eğiyor koruyordum. Mozart bu yolda bize eşlik ederken kurşunların geldiği yönü tespit etmek zordu. Barlas'ın yanına yaklaştığımızda Sait itinin kurtulduğunu gördüm. Yere baktığımda ise Barlas'ın bacağını tutarak uzanıyor oluşu öfkemi harladı. Mert'in durmasını beklemeden Mozart'ın verdiği aksiyonun ateşiyle kapıyı açtım kendimi yola bıraktım.
"YENGE!" Mert'in sesini benden başka kimse duymadı. Düştüğüm yerden hemen toparlandığımda koşarak kaçan Sait'ti tek hedefim. Ayağımın ucuna temas eden cisimle duraksadığımda parıl parıldayan bıçaktan başkası değildi. Düşünmedim, bıçağı eldivenlerimin arasına alırken kanımdaki adrenalin etkisiyle koştum. Bir araca yaklaştığını gördüğümde artık elimde tutuğum bıçak bir intikamın alınışına vesileydi.
Bıçak elimden çıktı.
Mozart son notalarını piyanoya vurdu.
Yayından gerilmiş bir ok gibi Sait'in omuriliğine isabet ettiğinde olduğu yerde kaldı. Kulağımın dibinden geçen kurşunlar beni korkutmazken onu öldürmek üzere olmak beni korkuttu. Dizlerinin üzerine düştüğünde yanına yaklaşan araçtan çıkan adamlar onu saniyeler içinde kaldırıp arka koltuğa yatırdılar. Hemen müdahale edilirse ölmezdi, fakat bundan sonraki hayatında iki ayağının üzerinde durabileceğini sanmıyordum. Gerçekliğe dönüş yaptığımda kurşunların hedefi olmak üzereydim. İçimdeki çelik yelek beynimin patlamasını koruyamazdı. Bariyerlerin arasından saklanarak geçtiğimde Barlas hala yerdeydi. Koşarak onun yanına gittiğimde bakışları beni yakaladı.
"Kaçtı piç." kolundan tutup ayağa diktiğimde kalıcı bir hasarın olmamasına sevindim.
"Hadi gidelim buradan." az önce yaptığım şeyi görmemiş olması adına bakışlarımı ondan kaçırdım. Bu tabi ki dikkatinden kaçmadı ama sorgulamadı da. Mert Mozart müziğini yeniden başlattığında yanımızdaydı. Barlas ile arka koltuğa geçerken Cihan zaman kaybetmeden ön koltukta yerini aldı. Üstünde ve maskesinde kanlar vardı bu onu rahatsız etmiyor gibiydi. Aynada bakışlarımız kesiştiğinde iyi olduğuma emin olmak ister gibi bakıyordu. Ardımızda kurşunlar içimizde Mozart'ın melodisiyle depo alanını terk ederken içime çöken bir yük vardı. Mert keyifle son sürat arabasını sürerken bir anda pat diye beklemediğim kelimeleri söyleyiverdi.
"Yalnız yenge tam on ikiden vurdun helal olsun!" Mozart'ın notaları yükseldi bedenim yay gibi gerildi bakışlarım isteksizce Barlas'a kayarken Cihan'dan ses soluk yoktu. Sanırım onu vurduğumu görmeyen tek kişi Barlas'tı. İlginç gelirmişçesine sordu.
"Kimi?" Mert patavatsızlığına devam etti.
"Sait itini, artık onu iki ayağının üstünde göreceğimizi sanmıyorum." hiddetle Mert'e baktığımda eğlenmeye devam etti. Barlas sustu bu suskunluğu onu öldürmüş olmama sandığına verdim. Mozart son notalarını vururken içimden bir ses Cihan'ı amacına ulaştırdığımı söylüyordu. Sait'i öldürmediğime güveniyordum pekala onu felçli bırakacak olmam başka bir şeydi.
İnandığım tek şey; yakında Cihan'ın neyi amaçladığını bulacak olmamdı.
Devam edecek..
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 11.57k Okunma |
2.19k Oy |
0 Takip |
39 Bölümlü Kitap |