16. Bölüm

16.Bölüm

Meri
ygnmeri

Satır aralarında buluşalım..

 

Barut timi grubuna eklendiniz.

054******: Bu ne aqü

053*****:Tim ne alaka?

Mert: Sakin olun beyler bayanlar, gerekli açıklamayı avukatım yapacak fgjdhskhw

Telefonumun ekranına düşen saçma mesaj dizelerine bakarken Mert'e numaramı verdiğim için pişmanlık duymaya başlamıştım bile. Açtığı whatsapp grubu tam bir travmatikti. Tim mi? Veterinere gerçekten de kulak asmalılardı dalga konusu olan şey benim her 'şey'imdi. O esnada bir bildirim daha düştü.

0501*******: Ben sikmeden sen sil istersen yoksa gerçekten bir avukata ihtiyaç duyacaksın.

Baştaki ilk iki mesaj Meyra ve Emir'e aitti ama bu kimindi fikrim yoktu çünkü kendisi ismini yazma gereğinde bulunmamıştı. Numaranın üstüne tıklayıp özel mesaj yerine gittiğimizde fotoğrafının da olmadığı ya da gizlendiği sonucu ortaya çıktı.

Kimdi bu? Aklımda geçen tek bir isim vardı o da Cihan'a aitti.

 

Mert, grubun ismini Barut olarak değiştirdi.

Mert: Sildim abi.

Galiba tahminim doğru çıkmıştı mesajı atan ve numaranın sahibi Cihan'dı. İstemsiz Mert'in kaçışına gülsem de gelen bildirimleri okumaya devam ettim sanırım uzun süredir telefonla bir bağım yoktu.

Emir: Bu saçmalık ne Mert?

Mert :Operasyon grubumuz kankacığımm

Meyra : Ay bu çok iyi oldu, sonunda işe yarayan bir fikir üretmişsin ikizimm

Emir: Ay bu ne sikime yaradı?

Emir, Meyra'yı tiye alırken göz devirmekten geri kalmasam da Emir'e hak vermemek elde değildi alt tarafı bir kerelik bir şeydi neden her zaman yapıyormuşuz gibi davranmıştı ki? İşte aklıma yine o soru düştü bir kerelik mi yoksa bu sonu olmayan bir yol muydu?

Cihan: Kesin şu zırvalıkları.

Cihan burada bile Cihan'lığını gösterip herkesi susturdu. Telefonu bir köşeye atıp yatakta uzanmaya ve düşünce denizinde kulaç atmaya devam ettim. Sait'i görmek işleri düşündüğümden hızlı hale sokmuştu beni bulmuştu, yerimi , kimlerle olduğumu biliyordu. Ve en önemlisi artık asker olmadığımın da farkındaydı. Bu bizi kanunlar önünde eşit iki düşman yapıyordu. Sağlam ve hazır olmalıydık Sait dinmeyen kuyruk acısını feci çıkaracaktı. Kapı çalınmadan açılıp içeriye Cihan girdiğinde rahatımı bozmadım nedensizce onunla aynı odaya sahip olmaya alışmıştım.

"Gidiyoruz." yine bir yere sürükleniyordum. Ve üstelik yine hiçbir ayrıntı belirtilmeden. Dün gece beni kucağında buraya getirmiş olması bir şeyleri değiştirmemişe benziyordu, hoş neyi değiştirecekti ki?

"Anlaşmamızı unutmuş gibisin. Herkes kendi işine bakacaktı."

"Gayet aklımda." yatağın karşısındaki dolabın kapaklarını açıp oradan kendine bir deri ceket aldı. Gömleğinin üzerine ceketini geçirip bana döndü. Her dakika gömlekle gezinmekten sıkılmıyor muydu?

"Oyalanma, yavaş insanlardan haz etmem."

"İşime gelir." alaycı tavrım onu keyiflendirse de benimle uğraşma gününde değil gibiydi.

"Yürü camgöz." yine emrini verip odadan çıktı. Bir gün o dudaklarından ismin dökülebilecek miydi sahi? İstemeyerek oflayarak yataktan çıktım ve gece köşeye bırakılmış montumu üzerime geçirdim. Saçlarımı aynaya bakma gereksinimi olmadan elimle düzelttim. Güzel görünmek isteklerimin arasında yoktu. Odadan çıktığımda salonda Mert Emir ile uğraşıyordu.

"Ya bir siktir git!"

"Bir kereden bir şey olmaz, naz yapma hadi!"

"Bir kereden ne olduğunu göstermemi ister misin kardeşim?" Emir, Mert'i eliyle geri iterken Mert hiç vazgeçmeden elinde tuttuğu telefonundan zorla bir şeyler gösteriyordu. Umarım tahmin ettiğim şey değildir..

"Yaa iğrençsiniz." Meyra buruşturduğu yüzünü benim olduğum tarafa çevirdi ve beni gördü. Sevinçle ayağa kalkıp yanıma resmen koştu.

"Yardım et Nalan!"

"Ne oluyor?" bu tavrına sahiden şaşırmıştım. Beni kolumdan çekiştirdi ama ben milim oynamadım bu kez şaşıran o olmuştu yine de bunu göz ardı edip dalaşan ikiliyi eliyle şikayet edercesine işaret etti.

"İğrenç iğrenç konuşuyorlar." şuan gözümüzde ilkokul öğrencisini andırdığının farkında mıydı? İstemsizce gülerken Mert isyan etti.

"İkizim sana gitmeni söylemiştim."

"Beyler ayıp oluyor." Meyra'nın masum haline üzülüp uyarma gereğinde bulunmuştum. Gerçi hala ne hakkında konuşulduğunu çözemesem de erkeklerin bu hallerine alışıktım ilk başlarda bende kusacak raddeye geliyordum ama insan ya her şeye alışıyordu.

"Ama Emir'in kısmetini kapatıyorsunuz olmaz ki böyle."

"Sikeceğim kısmetini!"

"Heh ben de onu diyorum işte kardeşim!"

"Oha artık!" bu kez rahatsız olan ben olmuştum. Mert'in bu yüzünü görmek hoşuma gitmemişti gözümde hala salak şakalar yapan insan olarak kalabilirdi. Çıkışım üzerine Mert nihayet Emir'i saldı.

"Sen hayatına gay olarak devam et."

"Gay mi?" Meyra'nın şaşkın dolu nidası dikkat çekti. Bu kızın bu derece saf olabilmesi olağandışıydı.

"Bak oğlum cidden elimde kalacaksın."

"Hadi kardeşim hadi sen o şansını kaybettin benden de sana ekmek çıkmaz." Mert'in son sözü Emir'in son noktası olmuştu. Uzandığı koltuktan bir hışım kalkıp Mert'in boğazına yapıştığında Meyra ile adeta üzerlerine koşmuştuk.

"Lan dur!" Emir'i omzundan tutup çektiğimde elime bulaşan sıvıyla onun yarasını unuttuğum gerçeği yüzüme vurdu. Resmen çocuğun yarasına tuz basmış gibiydim ama bu kadar haylaz ve arsız olmalarının sonucu bu olacaktı.

"Emir, yaran kanıyor bırak." kulağının dibindeki uyarıma karşı Mert'i bıraktı. Mert fırsattan istifade kaçarken Emir'i koltuğa oturttuk.

"Sargı bezi getir Meyra dua edelim dikişi patlamamış olsun." Meyra ne yapacağını bilmez halde geri dönüp koştu.

"Gerek yoktu, ben hallederdim." Emir bakışlarını bana diktiğinde gömleğinin düğmelerini çözmesini istedim.

"Halledebileceğim bir şey." gömleğinin düğmelerini çözüp yaralı omzundaki tarafı indirdi. Eski bandajı çözüp dikişlerini ortaya çıkardım neyse ki sağlamdılar.

"Ne dönüyor burada?" yaraya dikkatli bakarken Cihan'ın sesi ile hazırlıksız yakalanıp sendeledim neyse ki Emir belimden tutup olası bir düşüşün önüne geçti. Emir'den destek alıp Cihan'a baktım.

"Emir'in yarası kanadı."

"Yani?" sesindeki belirsiz öfke kaşlarımı çattırdı. Ve bize attığı bakış ikimizi birden yok etmek ister gibiydi.

"Yanisi bu, yardım ediyorum."

"Sana gelmeni söylemiştim anlaşılmıyor muyum?" öfkesinin nedeni gelmemiş olmam mıydı? Bir şey söyleyeceğim esnada Meyra koşarak geldi.

"Getirdim." sargı bezini bir anda can havliyle üzerime bıraktı. Bu insanlara bugün ne oluyordu? Emir koltuktan kalkıp elimdekileri almaya çalıştı izin vermedim.

"Sen git halledeceğimi söylemiştim."

"Olmaz, kendin yapman riskli olabilir."

"Ben yaparım!" Meyra yine bilindik çıkışını yaptığında Cihan kendi varlığını bizlere hatırlattı.

"Kimse bir şey yapmıyor. Meyra Mert arabada seni bekliyor, hadi."

"Ama patr-"

"Anlamadım?" Cihan'ın gerilen yüzüne Meyra el mecbur kabullenip salondan ayrıldı Emir bezi elimden çekip aldı.

"Siz gidin, arkanızda olacağım."

"Sen gelmiyorsun." Cihan bir itiraz daha buyurduğunda Emir bunu beklemiyormuş gibiydi.

"Anlamadım abi, neden?" Emir fazla şaşkın ve üzgün görünmüştü. Doğrusu bende şaşırmıştım bu duruma her pis işi bu ikisi yapıyor gibi görünüyordu.

"Basit gelmiyorsun, yürü camgöz!" Emir sinirle bezi yere fırlattı.

"Sikeyim!" Emir, Cihan'ın arkasından küfrünü savururken ona yardım etmek için son bir adım daha denedim.

"Emir yardım-"

"Git!" yüzüme doğru bağırdığında geri çekildim. Öfkesinden nasibimi alıp tek bir kelime daha etmeden çıktım. Galiba yardımım bile enkaz getiriyordu.

&&

Mert'in şoförlüğünde Antalya'nın dağlık ve ormanlık yollarına karışmıştık. Arabaya bindiğimizden beri kimse konuşmuyordu gergin hava canımı sıktığında camı indirip soğuk havayı soludum.

"Bir görüşmeyi izlemeye gidiyoruz." Cihan boğucu gerginliği delip konuşabilmişti. Dışardaki gözlerimi ona çevirdiğimde zaten bana baktığını gördüm.

"İzlemeye derken abi?" Mert dikiz aynasından arkaya baktı. Fakat Cihan sorunun cevabını yine bana bakarak verdi.

"Gerçek anlamda izlemeye bir girişimde bulunmayacağız."

"Peki abi." Mert Cihangir'de ki sinirden nasip almamak adına bu kez lakayt takılmadı.

"Ne görüşmesi?" merak zincirimi dilime döktüğümde zaten baktığı gözlerimin en dibine bakıp cevapladı.

"Deniz ve işbirlikçisinin." herifin adını duyduğum anda gerildi bedenim. Deniz ile düşman mı dost mu çözemiyordum. Meseleyi hani bana bırakmıştı? Neden şuanda benim yolumdaydı?

"Ne için görüşecekler?"

"Çok soru sordun." deyip gözlerini gözlerimden çekti. Madem beni bir yere sürüklüyordu neden bir şeyler anlatmıyordu, bu iş benimse bana her şeyi anlatmalıydı.

"Bu mesele benimdi neden bunun içindesin? Ayrıca bir şey anlatmayacaksan neden buradayım?"

"İntikam deyip durmuyor muydun? Sana bir fırsat veriyorum ama benim şartlarım altında." arabadaki son konuşma bu olmuştu. Eğer daha fazla bir zaman içerisinde olabilseydik bu lafları ona yedirmekten gocunmazdım. Araba ormanlık yolda ilerledi bilmediğim bir dağ şölenine açıldı. Mert'in usta şoförlüğü sayesinde başımıza kaza bela gelmeden aştık dağ sınırını.

"Burada dur." Cihan'ın talimatı ile Mert arabayı büyük ağaçların arasına park etti.

"Neredeler?" ön koltukta oturan Meyra merakla etrafına bakındı. İkizi Mert onu kolundan tutup arkasına yaslandırdı.

"Salak mısın kızım megafon da ister misin? Yerimizi belli edeceksin." bu sözü üzerine ikisi de ceketlerinin şapkasını başına geçirdi. Ben asla öyle bir harekette bulunmazken Cihan benim yerime ceketimin şapkasını kafama tek harekette geçirdi, tepki bile verememiştim. Şaşkınca ona bakarken burnumun ucuna parmağını vurdu.

"Fare olma zamanı." arabanın kapısını açıp indiğinde Meyra ve Mert de onu taklit etti. Hani belli olmak istemiyorlardı? Kararsızlıkla arabadan indiğimde Cihan elleri kotunun cebinde ağaçların arasından karşısına bakıyordu. Baktığı yere baktığımda onu gördüm, Deniz'i. Sessizce yanına gidip bekledim.

"Kiminle görüşecek meraktan ölüyorsun demi?" ses etmedim merakım açıktı.

"Merak kediyi öldürmesin diye susuyorum." bakışlarım ona döndüğünde hala Deniz'deydi kahveleri. Nedendi bu inat? Beni bu denli köşelere sıkıştırmasında yatan asıl sebepler, gerçekler neydi?

"Ne zaman söyleyeceksin?"

"Ne zaman ölmek istersen." cevabı netti, asla. Bu cevap ona göreydi bana sorulsa şuan da bile olsa ölmek cezbediciydi.

"Meyra arabada kal, siz benimle gelin." Cihan'ın verdiği talimat ile Meyra arabaya geri bindi Mert ile Cihan'ın arkasından sessizce ilerledik. Sanırım onları daha net duyabilmek adına yaklaşıyorduk. Cihan her gün ormanda yürüyormuşçasına yürüdü. Çıkıntılara alışıktım ama Cihan'ın alışık olması daha tuhaftı. Plaza beyi ormanda koşu mu yapıyordu yoksa avlanıyor muydu? Cihan önümüzde yürürken ara sıra başını çevirip benim yürüyüp yürüyemediğimi kontrol ediyordu.

"Sandığımdan iyi çıktın." bir şey demedim bu biraz hoşuma gitmemişti anlaşılıyor muydum? Cihan bir çalı yığının önüne gelip eğildiğinde eğildik. Deniz artık yalnız değildi arkası bize dönük iki adamla konuşuyordu. Adamlar takım elbiseli değildi ve giydikleri kıyafetler eski püsküydü. Böyle adamlardan mı alıyordu uyuşturucuyu? Hararetli konuşuyorlardı ve sesler zor duyuluyordu. Net duyabilmek adına biraz daha yaklaşmak zorunda kalmıştım Cihan'a. Bu yaklaşmam hiç de benim hayrıma değildi, yine o sizi sizden alan kokusunu duyuyordum.

"Geri alacağım diyorum!" duyduğum ilk net ses Deniz'e aitti.

"..."

"Biraz daha zaman versin!" Deniz'in çırpınışı uyuşturucu için miydi? Çözemiyordum Cihan'a baktığımda gayet rahat ve her şeyden haber görünüyordu. Sessizce biraz daha ona sokulmuş olmanın verdiği etkiyle konuştum.

"Deniz neyden bahsediyor?" bana baktı ama sonra tekrar hedefi onlardı.

"Çok sabırsızsın, bekle."

"Abi ben duyamıyorum." çırpınışlarıma Mert de dahil olduğunda Cihan'ın bu pek umurunda olmamıştı.

"Siktirme kulağını yerinde kal." yine seviyesiz küfrünü savurmakla yetindi. Neyse ki daha beyin fırtınalı küfürler duymuşluğum vardı.

"Abi ama-" sözünü yarıda kesen dengesini kaybetmesi oldu. Ne olduğunu anlayamamıştım bana çarptı onu tutamadan çalıların arasından yuvarlanmıştı. Çıkan büyük patırtı istemediğimiz bir olaya davetiye çıkardı.

"Geri zekalı herif!" Cihan söylenerek Mert'i kolundan tutup kaldırdı.

"Kim var orada?!" Deniz'in olduğumuz tarafa bakmasıyla Cihan bizi büyük ağacın arkasına fırlattı. Belinden silahını çıkarıp yerini alırken Mert de ondan geri kalmadı. İkisi ağacın bir yanında hazır halde duruyorlardı ben ise ortalarında öylece dikiliyordum. Bir saniye sonra elim belimdeki metalin soğukluğuna dokunurken başka bir ses aramıza katıldı.

"Yalnız gelmeliydin dilsiz bundan hoşlanmayacak!" Türkçesi bozuk bir adamın sözlerini duymuştuk. O andan itibaren aklımdan geçen tek şeyin tesadüf olmasını diledim.

Dilsiz Sait.

Burada da karşıma çıkma olasılığı ne kadardı?

"Yalnız geldim adamlarına söyle etrafı tarasınlar." Deniz'in bunu bağırarak söylemesi çok ahmakçaydı yakalanacağımız varsa artık hiç yakalanmazdık.

"Mert hatırlat seni dinlene dinlene döveceğim!" Cihan'ın sesiyle kendi düşüncelerimden ayrılırken belimdeki elimi çektim bu ortamda silah çıkarmam başka bir şüpheye gebe olabilirdi.

"Tamam abi." Mert'in korku dolu bakışına gülmek istedim.

"Yürü git gelen var mı diye bak!" Mert hemen yanımızdan uzaklaşıp kolaçan ederken Cihan kolumdan tuttu.

"Sakince arabaya yaklaşalım." onun beni kahraman edasıyla koruma eşliğinde ilerlerken silahı hep yukarıda ateş etmeye hazır durumdaydı. Belimdeki silahın varlığı ile rahattım açıkçası. Yine de herhangi bir tehlikeye karşı kullanmaktan geri kalmazdım.

"li vir kesek heye! " ardımızda duyduğumuz bir sesle Cihan ile üzerimize yağan kurşunlara rağmen çimenlerin içine yuvarlandık. İç sesim, şom ağızlı bir akrep olabilir miydi? Sadece kendini sokan bir akrep.

"Ne diyor lan?" Cihan'ın kendi kendi konuşmasına içimden cevap oldum.

Burada biri var.

Dağlar size sadece düşman vermiyordu yeni bir şeyler de öğrenebiliyordun. Cihan tüm şarjörünü boşaltıp arkasına sığındığımız kayaya teslim oldu.

"Kahretsin yedek almamışım." üzerimize yağan bunca kurşuna artık sessiz kalamazdım. Madem bu yola bir amaç için başvurmuştum bedeli ne olacak olursa olsun ödemeye hazırdım.

"Neyse ki ben varım." dediklerime anlam veremeyerek baktığı esnada belimden silahımı çıkarıp düşmana doğrulttum da roller değişti bu kez korunan Cihan oldu. Bunun vermiş olduğu hazla herkesi tek tek avladım. Bu halim dağlarda düşmanın peşinde koştuğum günlere götürmüştü beni.

"Sen, sen manyak mısın kızım?!" Cihan'ın sözleri yüzümdeki gülümsemeyi arttırdı, bu daha neydi ki? Ayrıca ne vardı bunda alt tarafı birkaç can almıştım.

"Geri çekilin, dilsiz geri çekilin dedi!" ulusa seslenir gibi konuşan adamla birlikte bana sıkmaya çalışan dağ yarmaları toz oldu. İçimdeki akrep, dilsizin Sait olduğunu bas bas bağırıyordu. Gerçekten gittiklerine emin olduğumda kayanın arkasına yaslandım sağ elimde silahım hala duruyordu ve onu kullanmayı özlemiştim. Nefes nefese birbirimize bakarken onun dudaklarında tek bir kelime vardı.

"Beni delirtiyorsun!"

&&

Mekana geldiğimizde Mert kaçmış Cihan onu kovalamakla uğraşmamıştı. Açıkçası Cihan'ı birini kovalarken görmek garip olurdu. Hava daha yeni kararmaya yüz tuttuğundan dolayı mekan sessizdi beni şaşırtan durum Emir'in bar arkasında oluşuydu. Cihan, Emir'i gördü ama tek kelime etmeden odasına yürüdü. Bir şeyler konuşma ihtiyacı hissetmiştim sonra bana neyse diye boş verip önlüğümü üstüme geçirdim. Bezi alıp masaları siliyormuş gibi yaptığım esna da biri koşarak içeri girdi.

"Nalan!" feryat figan ismimi telaffuz eden kişi Eslem'di. Dikleştim.

"Ne oldu?" hayli telaşlı görünüyordu.

"Konuşmamız gerek önemli." yüz ifadesi bunu zaten bas bağırıyordu. Bezi bırakıp yolu gösterdim. Mekanın arka kapısından çıkıp çalışanların sigara içtiği bölümüne çıktık. Etrafı kolaçan edip bana döndü.

"Taşınmamız lazım."

"Anlamadım? Bu acele de neden?" kesinlikle beklemediğim bir konu olmuştu.

"Sebep abim, kuzenimin yanında daha fazla kalmamı istemiyor."

"Pardon? Kuzenine mi güvenmiyor?" bana kalsa Hakan yüzde yüz haklıydı ama Cihan'ın ben istemediğim sürece gidemezsin naraları hala kulağımdaydı.

"Olanları öğrenmiş ve senin de gelmeni istiyor." bana ne hakla karışmıştı ki? Bu insanlar bu aralar üzerimde fazla söz hakkı sahibi olmaya çalışıyorlardı.

"Ona gelmeyeceğini söyledim ama Cihan'a giden bana da gelir dedi." adam yine haklıydı zeki oluşunu sevmiştim. Fakat beni oradan oraya sürüklenebilen biriymiş gibi görmesi hoşuma gitmeyen kısımdaydı.

"Sen git, ben gelmeyeceğim."

"Ne? Beni yalnız mı bırakıyorsun?"

"Gelemem Eslem ama senin abinle de arana girmek istemiyorum." bulabileceğim en iyi yalan buydu, olaya başka bir açıdan baktığımızda belki Eslem'in bizim yanımızdan uzakta oluşu onu koruyabilirdi.

"Nalan!" yine biri ismimi telaffuz ettiğinde arkama döndüm, bu kez Barlas'tı. O ne arıyordu burada? Bugün kabul günüm falan mıydı?

"Ne işin var burada?" bana bakıp Eslem'e doğru konuştu.

"Bakıcılık falan." Eslem ile birlikte geldiklerini mi iddia ediyordu? Tanırım, etrafımda dönen olayların hızına yetişemez olmuştum.

"İşe dönmem gerek sonra konuşuruz." kaçış yolumu bulduğum da Barlas kolumdan tutup beni durdurdu.

"İki dakika gel." Eslem'i ardımda bırakıp Barlas'ın yönlendirmesi ile başka bir köşeye çekildim. Sabır, dileyebileceğim tek şeydi.

"Ne var Barlas?"

"Sait peşimizde bugün buraya gelirken karşıma çıktı." şaşırmadım o geceyi hala unutabilmiş değildim ve bugünü de saymazsak tabi..

"Biliyorum."

"Biliyor musun? Kızım şaka mısın?! Oyun mu bu?! " ses tonu haddini aştığında kolundan tutup üstüme çektim.

"Kes sesini. Yalnız değildim büyütme."

"Eğer öğrenirlerse bir dakika bile burada barınamayız." barınmayı bırak yaşayamazdık bile.

"Kimsenin öğrendiği yok bak Barlas bir şekilde neler döndüğünü öğreneceğim lütfen bu süre de işimi zorlaştırma." kolunu serbest kıldığında bir süre yüzüme baktı.

"Seni hiç yalnız bırakmamalıydım. Sana ne kızım? Artık asker değilsin. Bir şeyleri kurcalamaya son ver."

"Korumam gereken biri var gerisine karışma." arkamı dönüp Eslem'in yanına giderken ardımdan bağırdı.

"Asıl korunması gerekeni unutuyorsun." Eslem'in yanına geldiğimde tuhaf bakıyordu.

"Aranız kötü mü?" omuz silktim.

"Her zamanki biz, boş ver."

"Abim meselesini konuşmalıyız."

"Eve geldiğimde konuşalım, yapmam gerekenler var." Eslem bu konuda ısrarcı olacağa benzese de ben nettim, bu iş bitmeden kıpırdayamazdım. Nihayet yakamdan düşüp kabullendiğinde onu yolcu edip işime koyuldum. Aklımda kırk tilki dolanırken kuyrukları birbirine dolanmamak için çabalıyorlardı. Meyra mutfakla, Emir de her zamanki bar kısmıyla ilgileniyordu. Dolan mekanda bardak yetiştirmeye çalışırken bir bedenle çarpıştım. Tüm bardaklar yere serilip gürültü koptuğunda küfrettim. Çarptığım bedene baktığım da yoktu muhtemelen sarhoşun birine denk gelmiştim. Sinirle kırılan parçaları tepsiye dizip bara geri döndüm.

"Yenile!" Emir uzattığım tepsiye baktı.

"Maaşından kesilecek." derken kırılmış olan bardakları kastetmişti ama bilmediği bir şey vardı bu sikimde bile değildi.

"Yenile!" onu umursamadan tekrarladığımda Emir tepsiyi alıp ters ters baktı.

"Biraz dinlen solgun görünüyorsun."

"Yenile şunu artık!" şuan hiçbir şey düşünmeden çalışma isteğiyle doluydum.

"Dinlen Nalan." cevap hakkı tanımadan arkasını döndü. Bu tavrı iyiden iyiye tepemi attırırken ayaklarımın hatırı için arka kapıdan havalandırmaya çıktım. Yangın merdivenlere oturup cebimden bir dal sigara çıkardım. Normalde pek tükettiğim bir şey değildi ama şuan ihtiyaç duyduğum bir şeydi. Çakmak için ceplerimi yokladığım esnada elime bir kağıt parçası ilişti. Sigarayı dudaklarıma yerleştirip kağıdı çekip aldığımda ikiye katlanmış olduğunu gördüm. Kağıdı açtım ve beni bekleyen o kanlı günlere yol açtım.

Leşkerê dema civînê.

Kavuşma zamanı asker.

Devam edecek..

 

 

 

Bölüm : 18.11.2025 17:36 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...