
Yorum ve görüşlerinizi bekliyorum..
Bedenime binlerce cam parçası girmiş gibi hissettiğim de gözlerimi soluk bir beyaz ışığa açtım. Burnuma tanıdık koku gelirken hareket etmek istedim. Sesler yoktu, sadece görüyor ve koku algılıyordum. Soluk beyaz ışık yok olduğunda yerini beyazlar içinde saçını topuz yapmış bir kadına bıraktı. Kadının solgun pembe dudakları kıpırdıyordu fakat ses yoktu. Neden ses yoktu? Telaş peşime takıldığında belimi dikleştirmeye çalıştım fakat kadın omzuma bastırarak bana engel oldu. Bunu yapmasına şaşırdım çünkü gücüm onu hiç etkilememiş gibiydi. Hafızam kendini tazelerken en son pikabı sürdüğümü hatırlıyordum ve saniyeler içerisinde bir alev topuna dönüşümüzü. Dudaklarımı kıpırdatıp Barlas'ın ismini sayıkladım ama sesim kulağıma ulaşmadı. Neden duymuyordum? Bana bir şeyler söyleyen kadına baktığımda onun bir hemşire olduğunu o anladım.
Artık nerede olduğumun bilincindeydim, bir hastane.
Kadın durmuş hala bana bir şeyler anlatmaya çabalarken kulağımda bir sinyal sesi yankılandı. Kaşlarımı çattım bu sesi takip ettim kafamı sağıma çevirdiğimde hemen yanımdan gelen monitördeki sese odaklandım. Bu ses kalbimdendi. Kalbimin ritmine amansız bir gürültü eşlik ettiğinde artık duyabildiğimi fark ettim.
"..doktorumuzu bekleyin lütfen." nihayet yarım saattir kafamda konuşan kadını duymuştum.
"Barlas nerede?" boğazım kuruydu bunun üstüne sesim kül yutmuş gibiydi.
"Doktorlarımız ilgileniyor lütfen kalkmayın ve dikişlerinizi açmayın." tuhaf baktım. Dikiş mi? Dikilmiştim öyle mi? Çıplak bedenimde sırtımın sol yanında bir soğukluk hissettim, bahsettiği dikiş bu olmalıydı.
"Bana ne oldu?"
"Ağır bir ameliyat geçirdiniz Nalan hanım, sırtınızda üçüncü derece yanıklar mevcut."
"Dikiş ne alaka? Başka ne oldu?" söylemek istemiyor gibiydi ama bir yanda da buna mecbur olduğunu biliyordu.
"Buraya geldiğinizde sol böbreğiniz parçalanmıştı, üzgünüm." can evim bir kibritle ateşe verildiğinde ölümün soğuk yüzüyle burun burunaydım.
Artık tek böbrekli bir askerdim.
Tenimden yayılan bir ürpertiyle gözlerimi açtığımda karanlıkla baş başaydım. Ellerimde ve ayak bileklerimde bir ipin varlığını hissediyordum. Hatırladığım kadarıyla en son birileri kafama bez geçirip iğneyle bayıltmışlardı.
"Barlas?" sesim ortam da yankılanırken soğuğu hissetmemek mümkün değildi. Sanki biri beni alıp kutuplara koymuş gibiydi.
"Nihayet uyandın." onu göremiyordum çünkü bulunduğumuz yerde ışık namına bir şey yoktu. Sesi hemen karşımdan geliyordu.
"Kaçırıldık ve evet ben yine bayılmadım." hayvan gibi herifti ben değil de o bayılacak değildi ya..
"Neredeyiz? Bir şeyler duydun mu?" boşluğa bakmak aptal gibi hissettiriyordu.
"Hayır her kimseler dillerini yutmuş gibiydiler, tek bir kelime bile konuşmadılar." dil yutmak.. Aklıma direk Sait'i getirmek tuhaf mı olurdu?
"Aynı şeyi mi düşünüyoruz?" cıkladı.
"Piçin dalağını almışken başkasını beklemek salaklık olur." dalak mı? Onu kurtardığımız gün baya harap içindeydi fakat dikkatli bakmadığım için hangi organının yok olduğunu görememiştim. Altında biriken kan gölü bunu açıklıyordu.
"Bacağına karşılık dalak ha?"
"Aslında böbrek borcunu ödedi diyelim." yüzümde sevimsiz bir durum oluşurken uyanmadan önce gördüğüm rüyam tetiklendi. Aslında rüya değildi gerçekliğimin esiriydi.
"Bu durum için bir planın var mı Kurt?"
"Hesaplarımda yoktu o yüzden bekleyeceğiz bu arada bir soğuk oda deposunda olduğumuzu da anlamışsındır umarım."
"Ne?"
"Aynen. Bokumuza kadar donacağız." soğukluğun nedenini şimdi biliyordum. Şuan ölmek hesaplarımın arasında değil acilen kurtarılmalıydık.
"Kimse gelmedi mi?" sesim bir umudun olmasını ister gibiydi.
"Buraya fareler bile girmez Nalan." yaslandığım şeye yaslanmaya devam ettim. Neye yaslanıyordum bilmiyordum fakat buz gibiydi.
"Uyanık kalmalıyız."
"Ölümü uyuyarak karşılamayı yeğlerim." Barlas'ın sesi birinin bizi kurtaracağını sanmıyor gibiydi.
"Yokluğumuz elbet fark edilecek biliyorsun değil mi?"
"Belki kurtuluş budur Nalan." gözlerim bir anlığına bulanıklaştığında bayılacağımı hissettim. Soğuk böyle bir etki yapar mıydı? Sol kolum aniden hissini kaybettiğinde göğüs kafesim endişeyle çırpındı.
"Barlas sanırım donuyorum."
"Aksini beklemek salaklık olur."
"Aptal gerçek anlamda donuyorum sol kolumu hissetmiyorum." sürtünme sesi geldi sonra sesinde bariz heyecan vardı.
"Bu imkansız geleli daha bir saat olmadı." vücudum bu denli mi dayanıksızdı?
"Ne yapacağız?"
"Soğu düşünme seninle on sekiz yaşında gittiğimiz Sahra çölünü hatırla. Nefret etmiştin."
"Şuan çok pişmanım." derken sesimde keder mevcuttu. O zamanları özlüyordum üniversite sınavından sonra neredeyse dünyayı turlamıştık.
"Soğuktan uzaklaş diyorum. Güneşin varlığını teninde hisset, güneş sen ol." başımı geriye yaslarken gözlerim kaydı ve bedenim hafifledi. Dudaklarım titrerken olduğum yerden uzaklaşıp kendimi Sahra çölünde bulundum. Kumun sıcaklığı tenimi kavururken rüzgar saçlarımı savurdu.
"Deveyi hatırlıyor musun?" sesim kısıktı ama zaten yankılandığından bunu dert etmedim.
"Senin ilk defa bir şeyden korktuğuna şahit oldum nasıl unuturum!" sesi alaycıydı ama tedirginlikle oradaydı.
"Beni savuracağını sanmıştım." derken halsizce kıkırdadım. Dudaklarım kupkuruydu bir damla su için Sahra çölüne mevcuttum.
"Oysa sana bir şey olmasına asla izin vermezdim, vermem."
"İyikimsin Barlas, canımdan can oldun bana."
"Neden sikçe bir veda konuşmasına başladın?" sağ omzumu silktim sanki görmesi mümkünmüş gibi.
"Buna fırsatım olmamasından hep korkardım."
"Ağzını dikmek istiyorum şuan."
"Başladığımız işi bitir Barlas ve Eslem'i daima koru. Birbirinize ihtiyacınız olacak." yavaşça yutkunurken nabzımın yavaşladığını hissediyordum. Soğuk artık yoktu, sanki bu bambaşka bir şeydi.
"Senden başka kimseye ihtiyacım yok benim."
"Gördüm Barlas onun senin için bir kurtuluş olduğunu gördüm. Zaten seni ondan başka kimse kurtaramazdı." sustu. Aslında susmasın istedim son dakikalarımın kenarında yüzerken onun sesini duymak istedim.
"Hey! Siktiğimin aptalları buraya bakın!" bana cevap vermek yerine bağırdığında dudaklarımda tebessüm oluştu. Kurtulmak isterken bile küfrediyordu.
"Daha kibar olmayı denemelisin."
"Beyinlerine aletimi geçirdiklerim açın kapıyı lan!" deha küfrüne göz devirdim. Barlas böyle söverek kapıyı açmalarını birkaç kez daha tekrarladı.
"Ulan korkak piçler sizi üst üste gömmeyene adam demesinler!"
"Barlas son bir şey daha." karanlığa hapsolurken içimde birikerek gitmesin istedim. Bunu ona borçlu olduğumu hissettim.
"Sus, sırası değil."
"Ben bir yol buldum." sesim boğazımda düğümlendi.
"Sus dedim kızım sana!"
"Ben aslında sizi kand-" sözcüklerimi yarıda kesen art arta patlayan silah sesleriydi. Mermi kovanları zeminde ses bırakırken adım sesleri onlara eşlik etti.
"Açın lan gelin it oğlu itler gelin!" buradayız demek istedim ama tek kelime etmeye mecalim kalmamıştı. Gürültülü bir ses oda da yankılandığında artık bedenim boşluktaydı sanki. Kısık gözlerimin arasından bir umut ışığı belirdiğinde zemine sert basan adım sesleri birbirini takip etti. Aralık kapıdan giren siyah giyinmiş ve maskeli bedenlere halsizce baktım.
"Rehineler burada yüzbaşım!" genç bir adamın sesi zihnimde yankılanırken kapı ardına kadar açılıp biri daha içeriye girdi. Tekinsiz nefes alışverişini kendimi kaybetmeme rağmen duymuştum. Barlas siyah giyinmiş bedenlere bir şeyler söyledi. Sonra bir el beni sağ kolumdan tutup kaldırdığında neredeyse yığılacaktım. Kapanmış gözlerimi tekrar açtığımda onu gördüm, Cihan'ı. Ya da gördüğümü sanıyordum. Aynı diğer bedenler gibi simsiyah bir üniforma giymişti onu tanımamı sağlayan tek fark yüzünde maske olmayışıydı.
"Siz iki geri zekâlı her şeyi bok ettiniz." zihnim bulanıklaşırken son hatırladığım kelimeler ona aitti.
&&
Gözlerimi hapsolduğum karanlığın esaretinden açarken Cihan'ın yatağındaydım. Ne yaşamış olursam olayım her defasında kendimi burada bulmuş olmam tuhaftı. İlk hissettiğim şey sol kolumdu ve bedenim de uyuşukluğa dair bir iz yoktu. Karmakarışık bir şekil de yatakta doğrulurken perdenin izin verdiği kadar geçebilen güneşe baktım. Gündüzdü, nihayet ışık görebilmek iyi hissettirmişti. Üzerimdeki siyah saten çarşafı itip yataktan ayaklarımı sarkıttım. Vücudum yeni doğmuş gibi ağrısız ve hafifti. Nedeni derin bir uyku çekmem miydi? Odanın kapısını aralayıp dışarıya baktığımda sessizlik hakimdi. Ayaklarımı sürüye sürüye salona ilerlerken şömineden gelen çıtırtıları takip ettim. Biri oradaydı ya da birileri. Adımlarım serileşirken görüş alanıma ilk giren Barlas oldu. Elinde tuttuğu viski bardağıyla şöminenin başında dikiliyordu. Salona girdiğimde Eslem oturduğu koltuktan kalkıp koşar adımlarla yanıma gelip boynuma sarıldı.
"Nalan! Uyandın çok şükür!" alnım gerildi. Sanki uyanamam mümkün değilmiş gibi konuşmuştu. Kollarında tutup kendimden ayırırken sordum.
"Ne oldu?" varlığını yeni fark ettiğim Cihan , karşısındaki koltuğa oturmamı işaret etti.
"Üç gündür uyuyorsun."
"Nasıl?"
"Sait piçi seni zehirledi panzehri bulmamız kolay olmadı." kaşlarımı çattım.
"İyi de bir şey yemedim ki."
"Seni nasıl bayılttıklarını hatırlıyor musun?" şömine başında tek eli cebinde bana bakan Barlas'a döndüm, iyi gözüküyordu.
"Koluma vurulan iğneyi hatırlıyorum."
"Sana bayılmadığımı söylemiştim Nalan, bana iğne vurmadılar kafama darbe aldım sadece." bu beklenmedik itiraf sonrası sol omzumu açıp baktığım da orada duran iğne izine baktım açıkçası etrafındaki morluklar da bunun iyi bir şey olmadığını gösterir gibiydi. Omzumu kapatıp bakışlarımı yere düşürürken bayılmadan önceki son anlar geldi akıl süzgecime. Bir adam bizi buldu, hayır bir grup maskeli bizi buldu. İçlerinden birinin yüzbaşı diye seslendiğini hayal meyal hatırladım. Yerdeki bakışlarım Cihan'ın gözlerine ulaştığında sanki ne düşündüğümü anlamışçasına konuştu.
"Bir şey daha var." o şeyin ne olduğunu biliyordum sanırım. Benden sakladıklarını, bizi kandırışını, ona zaman zaman inanmayışımı hatırladım. Bu beni incitti ama aynı zaman da rahatlattı. Onun yanlış adam olmayışı beni rahatlattı.
"Dinliyorum Yüzbaşım." emindim, yüzbaşı oydu. Kucağındayken gördüğüm rütbesini unutmam mümkün değildi.
"Bunu öğrenmemeniz gerekiyordu fakat işleri o kadar karıştırdınız ki sizi saf dışı bırakmak durumunda kaldım." elindeki viski bardağından bir yudum alırken bakışlarını benden almadı.
"Saf dışı kalmak gibi bir konu söz konusu değil."
"Bundan sonra benim emrim altındasınız camgöz." yüzbaşıyken bile bana camgöz diye sesleniyordu, ne adam ama.
"Senin askerin olduğumuzu falan mı sandın?"
"Albayınızın tekrar göreve dönmesini istiyorsanız olmak zorundasınız." kaşlarımı çatarken gözlerim Barlas ile buluştu. Benim şok bakışlarımı omuz silkmekle geçiştirdi.
"En başından beri her şeyi biliyormuş ve evet Albay'ın bahsettiği timin ta kendisi." konuşmak istedim ama doğru kelimeler benim için öne çıkmadı.
"Bizi tehdit edemezsin."
"Gayet de ederim, beni durduracak bir güç göremiyorum."
"Sana yardım edeceğiz." beklenmedik sözler Barlas'tandı. Ona ne yaptığını sorgular gibi bakarken beni kıçına takmadı tek hedefi Cihan'ı ikna etmek üzerineydi.
"Böyle bir şey istediğimi hatırlamıyorum."
"Ama isteyeceksin, Sait itini bizim kadar iyi tanımıyorsun."
"Tanımam pek zaman almaz gibi."
"Sana biraz yardımcı olayım o halde, bu it yalnız değil."
"Kuşçulardan bahsetmiyorsun." kadehi elinden bırakırken bu kez daha ciddiydi. Barlas, ilgisini çekmişe benziyordu.
"Ve emin ol bulunmak istemeyen birini bulamazsın." Barlas ip ucuyu Cihan'ın ellerine bırakırken ondaki değişimi gördüm. Cama doğru ilerlerken evdeki tek ses onun adımlarına eşlik eden ateşti. Aklımın sınırları onun asker oluşunu hazmederken soru kitlesi büyüktü.
"Tek bir hatanızda biter. Kendinizi sınırın dışında bulursunuz." Cihan'ın camın ardından bakarken kurduğu kelimeler bizim için yeniden yazılmış bir başlangıçtı. Bizim hikayemiz işte tam bu andan itibaren başlamıştı. Tekrar bu ana dönmek istesem, yaptığım hataları ödemek isterdim. Akşama kadar herkes kendi sessizliğinde korundu Eslem kuzeninin asker oluşunu zor hazmetti ama onurlanması yerindeydi. Mutfağa girdiğim bir anda Barlas'ı masada su içerken buldum. Keyifsizdi.
"İyi misin?" bardağı bırakırken bana baktı.
"Bu olmamalıydı Nalan."
"Bir şeyler mi biliyorsun?"
"Bu bizim savaşımızdı ortak bulmak dikkati bozar." karşısındaki sandalyeye otururken düşüncesini garipsedim. Kendisi Cihan'a yardım etmemiş miydi?
"Asıl düşmandan eminiz, artık işimiz daha kolay."
"Yanılıyorsun."
"Niye?"
"Herifin gözlerinde başka bir şey gördüm, o gözlerde intikamın hırsı yatıyordu." zorla yutkunurken açık vermemeye çalıştım. Bazı anlar kendimi ele vermekten korkuyordum. Herkesi çözen Barlas, beni de çözer miydi?
"Bence yorgunluktan ne dediğini bilmiyorsun."
"Bak Nalan eğer tek hedefi bu çete değilse biteriz. Unutma biz asker değiliz." doğru söze bir şey denmiyordu Barlas'ın zeki bir adam oluşunu hep unutuyordum.
"Sanmıyorum Barlas ama yine de dikkatli olalım." Barlas bir şey söylemedi ama aklı hala orada dolandığı barizdi. Masadan kalkerken onu kendi haline bırakmaya tercih ettim. Uyandığım odaya giden adımlarım telaşsızdı aynı zamanda biraz daha uyku için çabalıyor gibiydi. Kapıyı açıp loş odaya girdiğim de Cihan'ı banyodan çıkarken yakaladım, neyse ki bu kez giyinikti.
"Konuşmalıyız." sesi ılımlıydı. Ne konuşacağımızın bilincindeydim. Kapıyı ardımdan örterken aynanın karşısındaki yatağın ucuna oturdum. Beni takip etti ama oturmadı.
"Neden sustun?" merakım buydu, her şeyimi bile bile ona neden yalan söylememe izin vermişti?
"Seni korudum sadece."
"Anlamıyorum, beni neden korudun ki?"
"Seni en çok kendimden koruyordum aslında, seni Eslem'in doğum gününde tanıdığımda uzak durmam gerektiğini biliyordum ama yapamadım işte. Araştırdım, neler yaşadığını tek tek hissettim. Sonra kendini benden sakladın ve bu çok doğru gelmişti. Çünkü bende kendimi senden saklıyordum." bakışlarının bu kadar naif bakmasını ilk kez karşılıyordum.
"Kim biliyor peki?"
"Mert ve Meyra benim timimden." kaşlarımı çattım ya Emir?
"Emir?" bakışları siyaha çalarken yanıma oturdu. Şimdi dizlerimiz birbirine değen iki yalancıydık.
"Emir kaybolmuş bir çocuk."
"Her şeyi biliyor ama değil mi?" cebinden bir dal sigara çıkarttığında omuz silkti.
"Mert ve Meyra'dan daha çok işe yarıyor." Emir zeki ama bir o kadar da derin adamdı.
"Ya bir köstebekse?" onu kışkırtmak istediğimde bana göz devirdi.
"O kadar cesur yürek değil."
"Ya öyle görmeni istiyorsa?"
"Sakin ol Sherlock kimse kuyumu kazmayacak." sigarasından bir nefes çekip bıraktığında o ciğerimi sızlatan kokuyu çektim. Duman yüzümü es geçerken bakışlarını yüzünden almadım. Biz birer iki yalancıydık. Fakat birinin yalanları yolun sonunu bulurken öteki daha derine kazıyordu.
"Aklının surlarında benden başka sakladığın ne var?" kaşlarını öne doğru çattığında alnı kırıştı ama bu kırışıklık onu daha çekici kıldı.
"Daha fazla sır yok."
"Biraz hava alacağım." onu ardımda bırakıp kendimi dışarı attığımda aklım başımda değildi. Bir son göremiyordum aynı labirentte dolanıp duran o kadındım. Evin bahçesine çıktığımda buz gibi hava suretime üflendi. Telefonumu çıkarıp beni kimsenin duymayacağından emin olduğum bir köşeye geçtim. Rehberimdeki kayıtlı olan ' S ' harfine basıp onu aradım, uzun çalıştan sonra açtı.
"Umarım ölüyorsundur." sözünü kestim.
"Mesele önemli."
"Ölmediğin sürece aramamalıydın kırlangıç."
"Bana böyle seslenme dedim sana! İstediğiniz her şeyi yaptım artık sıra bende."
"Zamanı gelince istediğini alacaksın."
"İşler değişti artık, durdurmamın imkanı yok. Ben sözümü tuttum, sıra sende." bir süre yanıt vermedi bu sırada bakışlarımı eve çevirdiğimde görünürde bir haraketlilik yoktu.
"Öyleyse aramıza hoş geldin dağ kırlangıcı."
Ash'ta ilk gece
Kendimi insan yığının ardından çektiğim bir anda sigara için kendimi dışarı fırlattım. Dağların yalnız kırlangıcıydım ben, kalabalık ortamlar bana gelmiyordu. İçeriden gelen yüksek sesin eşliğinde ateşi yaktım ve geceye bir duman üfledim. Soğuk içime işleyip ellerim buz tutana kadar sigara içtim. Dalgındım aynı zamanda düşünceli. Bir el omzuma dokunduğunda kendimi koruma iç güdüsüyle eli tutup büktüm fakat arkamdaki kişi ben kadar tetikteydi beni geri püskürttü. Geri dönüp arkama baktığımda karşımda tanıdık bir yüz beklemiyordum.
"Sen?"
"Böyle karşılanmak hoş olmadı." karşımdaki kişi bizi Deniz'in elinden kaçtığımız gün arabasına alan Selin'den başkası değildi. Onu görmek planlarımın arasında yoktu.
"Burada ne işin var?"
"Unuttun mu ben Cihangir'e çalışıyorum." sert çehresine bir alay bulaştı.
"Benden ne istiyorsun?" yüzüne yapışmış o sinsi ifade tam da benden faydalanmak isteyen bir gölgeydi.
"Söylentiler doğruymuş." parmaklarımın arasındaki sigarayı yere bırakırken aramızdaki mesafeye kapattım ondan uzun olmanın avantajıyla üstten baktım.
"Ne anlatıyorsun kızım?"
"Sana bir teklifleri var." kaşlarımı çattım.
"Teklifleri? Bilmeceleri geç bu Cihan'ın beni vazgeçirme çabasıysa bilsin yemiyorum." omzuna vurup yanından geçerken beni kolumdan tutup durdurdu onu engelleyebilirdim ama daha ne saçmalayacağını merak ederek durdum.
"İşin aslı şu ki kırlangıç, Cihangir'i vazgeçiren sen olacaksın." kolumu elinden kurtarıp bu defa onu tutan ben oldum. Arkasındaki duvara hırsla sırtını yapıştırırken elimin altında hiçte etkilenmeden duruyordu.
"Ne dedin sen!" o hitabı duymak beklediğim bir şey değildi. Burada dönen şey, hiçte hoş değildi.
"Sakin ol teğmen, kimse sırrımızı bilmiyor." kolumun dışıyla boynuna bastırırken bana direnmedi.
"Ne biliyorsun?" fark etmeden boynuna bastırırken koluma tutunup beni ittirdi.
"Geri çekil." itmesi bir etki yaratmasa da kendim geri çekildim. Boynunu tutarken bana iyi bakmıyordu, güzel artık ciddi olabilirdi.
"Konuş!"
"Cihangir senin eski asker olduğunu biliyor."
Bu doğru olabilir miydi? Her şey başlamadan bitmiş miydi?
"Bu çok saçma bilmemeliydi!"
"Çok üzülme Cihangir de asker olmasa zaten bunu bilemezdi." şaşkınlıktan tutulmuş bir halde ona bakarken ne diyeceğimi bilemiyordum.
"Ne saçmalıyorsun?"
"Her şeyi öğreneceksin Nalan ama önce kabul etmen lazım."
"Biraz daha açık olmayı dene."
"Cihangir'i intikamından vazgeçireceksin!"
"Ne intikamı? Deniz mi?"
"Deniz mi? O gözümüzde bir hiç. Zamanla anlayacaksın." kafam allak bullak olurken Selin'in neler çevirdiğini anlayamıyordum. Bizi yoldan alan basit kızın bana neler çevirdiğini anlamıyordum.
"Albay da bu işin içinde mi?"
"Beni Barut timi gönderdi, daha önce duymadığına eminim Nalan. Biz bilinmeyiz, bizi kimse göremez, bizi kimse bulamaz. Biz şehrin hayalet askerleriyiz. Varız ama aynı zaman da yokuz."
"Bana neler anlatıyorsun? Kafanın güzel olduğuna inanmaya başladım." inanmak istemiyordum.
"İnanmayacağını biliyorlardı o yüzden sana bir teklifle gönderildim."
"Ne teklifi?"
"Mesleğine geri dönmek istemez misin kırlangıç?" beni yaramla mı vurmaya çalıyordu?
"Bu kadar saçmalık yeter." arkamı dönüp exit yazılı kapıya ilerlerken arkamdan seslendi.
"Dediklerini yaparsan bu işin sonunda tekrar teğmen olacaksın Nalan." bu imkansızdı ben resmi belgelerle görevden alınmıştım. Akıl sağlığımın artık bu mesleğe ait olmadığına dair belgeler.. Adımlarım durdu omzumun üstünden ona bakarken yüz ifadesi ciddiydi.
"Ne işsin sen?"
"Ben asteğmen Selin Şen." daha da fazlasını yapıp cebinden kimliğini çıkarıp uzattı. Oradaydı, hasret olduğum arma oradaydı. Bedenimi ona çevirdiğim de karasızlıkta oradaydı.
"Ona engel olmak kolay olmayacak."
"Senden kolay bir görev istemek aptallık olur. Sana başta hiçbir bilgi vermeyeceğiz yoksa açığa çıkman beklediğimizden daha önce olur. Asla kimseye açık vermeyeceksin, Albay'a bile."
"Albay-"
"Bu işten kimsenin haberi olmayacak yoksa veda edeceğin tek şey o küçük umudun olmaz." sustum ama gerçekleri göremeyecek kadar değil.
"Ne zaman başlayacak?" geri geri yürürken ellerini iki yana açıp kaybolmadan önce o son kelimelerini söyledi.
"Başladık bile."
Devam edecek..
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 11.57k Okunma |
2.19k Oy |
0 Takip |
39 Bölümlü Kitap |