
Satır aralarında buluşalım..
Sessiz okuyucularım, yorumlarınızı yazmaktan çekinmeyiniz lütfen :)
3 Yıl önce Şırnak, Çakır söğüt
Vücudumda dolanan nefesim boğazımda can bulurken sırtımda 35 kiloluk çantamla önümdeki kayaya tutunup kendimi yukarı çektim.
"Alfa, durumunu bildir!" telsizden Albay'ın sesi yükselirken ona cevap vermem imkansız gibiydi. Kayanın üstüne çıktığımda artık tüm Şırnak ayaklarımın altındaydı. Keskin gözlerim yerlerine yerleşmiş olan askerlerime baktı. Her ne kadar operasyonun başında ben bulunmasam da emirlerime itaat da bulunurlardı. Sonuç, emir demiri kesmişti.
"Beklemedeyiz Albayım." telsizden Barlas'ın sesi yükselirken dudaklarımda ruhsuz bir tebessüm belirdi. Sesi sert ve sinirliydi. Onu ardımda bırakıp önden gitmiş olmam çileden çıkarıyordu fakat bu benim umurumda dahi değildi.
"Kırlangıç, durum bildir!" kamuflajımdaki telsizi tek seferde çekip çıkardığımda dirseğimi MPT-76 piyade tüfeğime dayayıp telsizi dudaklarıma yaklaştırdım. Yüzümdeki kar maskesi sesimi boğuk çıkarttı.
"Kırlangıç ava çıktı albayım, anlaşıldı." telsizden cızırtı sesi duyulup birkaç saniye sonra Albay konuştu.
"Kurt, sürüne sahip çık!" Barlas'a söylenen söze ithafen gülümseme büyüdü. Bu kızım sana söylüyorum gelinim sen anla demekti ama dediğim gibi umurumda değildi Telsizi geri yerine koyup silahıma davrandım. Artık it sürüsünün bölgesindeydim ve tetikte olmalıydım. Karargaha gelen bilgiye göre yeni bir eylemin peşindeydiler ve yarattıkları etki büyük olacaktı. Onları eylem yaparken yakalamak gerekti fakat sivili riske atmak bize yaraşmazdı. İt sürüsü tahminlerimin doğrultusunda iki dağın arasında kalmış bir mağarada yuva yapmıştı.
Yuva yıkılırdı, ama yurt yıkılamazdı.
"Kırlangıç durumun nedir?" Barlas'ın sesi tekrar yükseldiğinde sinirlerim oynadı. Neden bana güvenip beklemiyorlardı?
"Geziye çıktım komutanım!" onu tiye almamı hak etmişti benim üssüm olması artık sinirimi bozuyordu ve o bunu bile isteye böyle davranıyordu.
"Asker, emre itaatsizliğin sonucu nedir biliyorsun değil mi?" benimle oyun oynuyordu. Oynayalım bakalım.
"Biliyorum komutanım!" kayaların arkasında gezinirken gözüm bir saniye dürbünden ayrılmıyordu.
"Tek parça dön asker!" bu sözünün altında yatan sağlam dönmezsen siktim belanı yatıyordu. Ses kesildi işime odaklandım ve it sürüsünü avlamaya hazırlandım. Ben bir dağ kırlangıcıydım. Dünyanın hemen hemen her yerinde yaşayabilirdim, hava da karada hiç fark etmeksizin avımın daima peşindeydim. Bana bu lakabı Albay koymuştu ve açıkçası ilk defa kendi adıma bir şeyi benimsemiştim. Koca dağda sert rüzgarın sesi kulağımı es geçerken başka bir ses daha eklendi.
"Sait gelmeden halledelim."
"Öldürür bizi." açıkçası bu kadar düzgün Türkçe konuşmalarını beklemiyordum. Arkalarından komando taktiği ile sessizce ilerledim. Başlarına örttükleri bez yüzlerini kapatıyordu ve sadece gözlerini görmeye yetiyordu. Vücut hatlarına baktığımda ikisi de cılızdı ve saniyemi bile almazdı.
"Kızım her şeyden önemli."
"Bu işe neden bulaştığımızı unutmuş gibisin." aralarındaki konuşma daha ilginç bir hal alırken konuşmanın nereye varacağını merak ettiğim için onları avlamak için birkaç saniye daha verdim.
"Zaten bunun için çabalıyorum."
"Yanlış kabloyu koydun değil mi?" kafam iyiden iyiye allak bullak olurken bekleyemezdim, daha fazla beklemeye devam edersem yakalanacaktım. Tam arkalarında durduğumda gölgemi gören ilk cılız bir kadın oldu. Kafasını kaldırıp celladına merhaba dedi. Silahın kabzasını yüzünün ortasına geçirdiğimde yanındaki adam üstüme atıldı. Çevik bir hareketle geriye eğildim bunu göremeyip öne yalpaladı ve hata yaptı. Tam ensesine bir darbe indirdiğimde ikisi de yerdeydi.
"Kırlangıç!" telsizden ses yükseldi ama karşı tarafa cevap vermedim. Yerde yatan iki orospu çocuğunun üzerine tükürüp başımı kaldırdığımda artık yalnız değildim. Etrafımda çember oluşturmuş it sürüsü ve en önlerinde duran esmer bir adam yer alıyordu. Kaşları çatık elleri önünde birleşik bana bakıyordu.
"Bi xêr hatî eşker!" mide bulandırıcı ağzını açtığında tek anladığım asker demesiydi.
"Kırlangıç cevap ver!" Barlas çıldırıyordu ve bende karşımdaki bu piçleri elleyemediğim için çıldırıyordum.
"Ne diyorsun lan it?!" sessizliğimi bıçak gibi böldüm. Şerefsiz bundan haz alır gibi güldü ve sürüsünü ardında bırakıp yakınıma geldi. Şimdi karşı karşıyaydık ve aramızdaki mesafe hatırı sayılırdı. Bu kadar yakınımda iken ona dokunamamak iflahımı kesti. Beynimdeki sinyal noktam şarteli indirip tetiğe basmak için can atıyordu.
"Kod adın kırlangıç öyledir?" yarım yamalak Türkçesiyle benimle dalga geçti. Benim dilimle benim üzerime oynadı.
"Herkese orospu çocuğu denmez yadırgama." ona diklenmem öfkelendirdi ama suratındaki gereksiz sırıtışı soldurmadı.
"Karıştırmışsan bana Sait derler." sonunda olmuştu Sait denen itle yüz yüze gelmiştik. Telsizden hala sesler yükseliyordu ama şuan cevap vermemin imkanı yoktu. Herifin eli havaya kalktığında öne atıldım fakat arkamdaki köpekleri beni kolumdan tutup yere diz çöktürdü. Bir Türk, kimsenin önünde diz çökmezdi! Öfkem alev aldığında hırçınca kollarımı kurtarmaya çalıştım fakat itler güçlüydü. Sait iti önüme eğilip kaskımdan çıkan saçlarımı parmağına doladı. Kinim büyüdü ve yapabildiğim tek bir şeyi yaptım yüzüne tükürdüm. Geriye çekildi elinin tersiyle yüzünü sildi ve güldü.
"Şu gelinciğe bakın hele!" anlam veremeyerek ona baktım. Kendince bana yakıştırma mı yapıyordu?
"Ne zırvalıyorsun amına koyduğumun çocuğu!" sabaha kadar bu ite küfür edebilirdim.
"Sen dağda gezen bi gelinciksin." alayla sırıttım sırıtışım onu şaşırttı.
"Sait sen orospu çocuğusun, sülaleni bu dağa gömeceğim orospu çocuğu." yüzü ciddileşti ve yanında duran itinden silahı aldı.
"Yanlış dağda gezdin gelincik." silahının kabzını yüzüme vurduğunda sarsılmadım öylece karşıya baktım. Biz her eğitimden geçerdik bize yıkılmamayı öğretirlerdi bunlardan daha ağrını yaşadığım için öylece dimdik yıkılmadan durdum. Yüzüme akan kan beni öfkelendirdi beni böyle yıkamayacağını anlayan it eline tutuşturulan bir iğneyi omzuma bastırdı. Silahımı aldı, çantam çekildi bacağımda bir dokunuş hissettiğimde gözlerim kaydı.
Son hatırladığım Barlas'ın telsizideb hala bana sesleniyor olmasıydı.
Günümüz
"Ben size ne demiştim?"
"Albay-"
"Sıçtırtma Albayına. Neden beni dinlemiyorsunuz lan? Eşek başı mıyım ben?!" Albay odanın içinde volta atarken oturduğum koltukta gergindim. Elime geçen mektup daha fazla beklememem gerektiğini gösteriyordu. Mesai biter bitmez soluğu Albayın evinde almıştık.
"Albay tamam geldik işte." Barlas bıkkınca konuşurken ona göz devirdim. Adamı daha da delirtmek istiyordu.
"Aaa Barlas efendi lütfen ölünce gelseydiniz bu erken olmuş!" üzerimize titreyişi içimi ısıtıyordu bu duygu bende hala tazeydi. Barlas ileri uzattığı bacağına vurup gülümsedi.
"Zaten ölmüş birini öldüremezsin." vurduğu bacağı platin olandı. Yutkundum, konumuz bu değildi.
"Albay, ne yapacağız?" bohemli havayı dağıtmaya çalıştığım da Albay bana döndü.
"Daha önce de söylediğim gibi gideceksiniz."
"Kaçacaksınız demek istiyor." Barlas yine ters yaptığında bıkkınca soludum. Barlas bugün sınırları zorlamak istiyor gibi görünüyordu.
"Bu çözüm değil, burada bulduysa her yerde bulur. Ben artık bu işe son vermek istiyorum planı değiştirsen iyi olur."
"Artık asker değilsiniz onunla savaşmak suç olur. Bırakın işi kanunlar halletsin."
"Asıl onunla savaşmazsam suç olur, bak ben bu orospu çocuğunu dünyadan silmeden rahat nefes almam." Barlas haklıydı o it bu dünyadan silinmedikçe bize gün yüzü yoktu.
"Bak evlat sizi korurum ne pahasına olursa olsun ama bu it sandığımızdan daha kudurmuş durumda."
"Ne biliyorsun?" Albayın yüz ifadesi bilmedikleriniz var der gibiydi.
"Uyuşturucu işine girmiş ülkeyi kökten kazımak istiyor şerefsiz."
"Götünü kazıyacağım orospu çocuğunun!" Barlas hırçınlaşıp ağzını bozduğunda bir an o anı hayal eder gibi oldum.
"Bir bağlantısı var öyle değil mi?" soruyu sorarken aslında cevabı biliyor gibiydim. Eğer Deniz piçinin ismi bugün şu an da elime geçerse onu yok edecektim.
"Araştırıyoruz fakat İstanbul'un sayılı gelenleri de bu işin içinde." yazık ki beklediğim fırsat elime geçmemişti. Bir an için o ismi Albay'a ben vermek istemiştim ama bunu şimdilik kendime saklamayı tercih ettim, her şeyden önemlisi emin olmalıydım.
"Kodamanlar teröriste yanaşıyorsa halimiz hal değil." Barlas'a bir kere daha hak verirken düşündüm artık mesele kişisel olmaktan çıkmıştı. Mesele ülkeyse gözümüz bir başkasını tanımazdı.
"Ne planlıyorsun?" Albay birkaç dakika bana baktı. Bu sessizlik tabi ki Barlas'ı durdurmamıştı.
"Albay planı söyle yoksa iti gördüğüm yerde öldüreceğim." Barlas fitili ateşlediğinde Albay pes etti.
"Bağlantıyı birkaç güne öğrenmiş olacağız size haber vereceğim." birkaç gün sonra Deniz piçi ellerimin arasında olacaktı.
"Albay bak bizi oyalama-"
"Henüz oğlumun katil olmasını istemiyorum." sözleri kalbimi incitti. Barlas'ın bakışları donuktu yutkunduğunda oynayan adem elması onda da derin yaraları sızlattığının bilincindeydim.
"Ama birkaç gün göz önünde olmayın kaçın demiyorum sadece kalabalıklar da bulunmayın sivili riske atıyorsunuz." biz can damarımızdan vurduğunda sessizce kabullendik. Albayın evinden ayrılıp Antalya'nın yollarına karıştığımızda sessizdik.
"Sence bana da aynısını mı yapacak?" sessizliği bozan benim kelimelerim oldu. Bu soruyu sorarken aslında Sait piçini gördüğümden beri düşündüğüm tek şeydi.
"Saçının teline bile dokunamayacak." kolunu omzuma dolayıp beni göğsüne yasladı. Bir ağabeyin korumacılığını hissediyordum onda bu çok tuhaftı çünkü bir ağabeyin koruyuculuğu nasıl olurdu bilmiyordum. Eve geldiğimizde saat kaçtı bilmiyorduk ama Eslem salondaki koltukta öylece oturuyordu. Bizi gördüğünde hızlıca kalkıp yanımıza geldi.
"Nihayet geldiniz." Barlas tuhaf tuhaf baktı.
"Hayrola?"
"Cihangir abim delirdi." Barlas'ın ilgisini çekmemiş ola ki bizi es geçip odasına doğru devam etti.
"Sebebi neymiş?" Cihan her zaman delirmek için sebep arar gibiydi zaten.
"Sana bugün bahsettiğim konuyu ona söyledim ve asla bu evden çıkamayacağımızı söyledi." en azından sadece benim gidemeyeceğimden bahsetmemişti.
"Başka bir şey yok mu, emin misin?"
"Abim onu arayıp tehdit etti bu onu çıldırttı ne yapacağız Nalan abim bizi bekliyor ama Cihangir abi sözünden dönmez." sıkıntıyla ofladım. İtlerle uğraştığım yetmiyor bir de başıma bunlar çıkıyordu.
"Sana gidemeyeceğimi söylemiştim neyse bunu hallederiz daha mühim bir mesele var." Eslem merakla kaşlarını çatarken Barlas odasından çıkıp tekrar yanımıza gelmişti.
"Bitmedi mi kızın dedikodunuz?" onu umursamadım.
"Bizi birkaç günlüğüne il dışına çıkarman gerek."
"Ne?"
"Sebep?" ikisi aynı ses tonunda sorguladığında gülmeden edemedim. Fark etmeden birbirlerine mi benziyorlardı?
"Duydunuz, Eslem kullanmadığınız bir yer var mı?" bunu düşünmek için araba da geldiğimiz yol yeterli bir süre olmuştu. Albay haklıydı sivilleri riske atıyorduk birkaç gün göz önünde bulunmamız gerekiyordu.
"Bana kaçtığını söyleme!"
"Şuan zamanı değil Barlas."
"Küçük bir kızdan mı medet umuyorsun?" Barlas Eslem'i alaya aldığında inanamadım. Barlas normalde etrafındaki insanları ciddiye alır önem verirdi şimdi karşımda Eslem'i küçümsemesi çok garibime gitmişti.
"Hallederim Nalan birkaç yer var ama bu çam yarması da gelmeyecek değil mi?" derken işaret parmağıyla yanında duran Barlas'ı gösterdi. Dudaklarım kendine ihanet edip birkaç kıkırtı düşürdü. Barlas kendi kendini kaşıtıyordu resmen.
"Ne yarması? Doğru konuşmalısın küçük kız." aralarına girdim.
"Yarın yola çıkmış olalım sana güveniyorum." arkama dönüp Cihan ile olan odamıza yürüdüm. Odamıza derken sahiplenme eki kullanmak hoşuma gitmese de şimdilik düzen bunu gerektiriyordu. Barlas arkamdan hala bir şeyler söylenirken onu pek önemsemedim, istemeye de olsa onu hiç bilmediği bu yola sokmuştum.
&&
Güvenim boşa çıkmadı sabah gözlerimi açtığımda Eslem'in yönlendirmeleri ile hazırlık yapmış Cihan'ın Isparta'daki dağ evine gitmek üzere yola çıkmıştık. Eslem bir yer bulacağını söylerken kesinlikle Cihan'ın da bu işin içinde olacağını düşünmemiştim. Onu nasıl ikna etmişti bilmiyordum ama bu işimize bir nokta da yarayabilirdi ne kadar düşmanda olsak yanında kaldığım insanları riske atamazdım. Cihan'ın arabasında ben Eslem ve Barlas dörtlüsü yer alıyordu bu görüntü bana ilk zamanları anımsatmıştı o zamankinin aksine şuan da isteyerek burada bulunuyordum. İyi haber Barlas da bizleydi hem de ikna etmeme gerek kalmadan.
"Her şey çok güzel olacak!" Eslem şakıyarak konuştuğunda tebessüm ettim ve evet yine aramızda tek mutlu olan kişi oydu.
"Sırf abinin aklı başına gelsin diye yapıyorum bunu." Cihan'ın bıçak açmayan ağzı ilk defa o an açıldı. Gerçi sadece bana konuşmuyor gibi görünüyordu. Gözlerini dikiz aynasına sabitleyip tahminimce Eslem'e baktı. Eh şey bu kez ön koltukta oturan bendim sebebi kesinlikle Cihan'ın öyle istemesiydi.
"Seni sevdiğini biliyorsun." Eslem'in sesi kısılırken Cihan'dan bir yanıt gelmedi sanırım bu şu an konuşmak istediği bir konu değildi. Çakıl taşlı bir yoldan geçip dağın hemen bitişiğinde duran bir evin önünde durduk. Bahçesi yeşilliğini halen koruyordu ve verandasındaki çiçekler cıvıl cıvıldı. Kar henüz buraya uğramamıştı. Cihan arabadan inip bagaja yöneldiğinde akabinde bizde indik. Ellerimize birkaç eşya alıp evin bahçesine giriş yaptık. Hafif serin hava yüzümü okşadı bu hisse bayılıyordum. Cihan arkamızdan arabayı kilitleyip geldi evin verandasına çıkıp tahta kapıyı açıp girdi. Bizi görmüyor muydu yoksa yokmuşuz gibi yapmak işine mi geliyordu?
"Çok özlemişim burayı." Eslem iç geçirip eve girdi, Barlas ve ben yabancı bir yerin rahatsızlığından gergindik. Cihan, Amerikan mutfaktan çıkıp yalı kazığı gibi kapının eşiğinde dikilen bize baktı.
"Rahat olun kendi eviniz gibi." sözlerini gözlerimin içine bakarak söylemişti. Barlas istediğini almış gibi elindekileri ayak ucuma bırakıp içeri yöneldi, onunda medeniyeti buraya kadardı. Söylenerek dış kapıyı kapattım elimdeki poşetlere Barlas'ın yere bıraktıklarını da ekleyip Cihan'ın dikildiği kapıya yürüdüm. Bu erkekler centilmenlik ne asla bilmiyorlardı. Kabul, otuz beş kiloluk çanta taşımış insandım ama nihayetinde arada kız olduğum hatırlanabilirdi. Cihan'ın omzuna dokunmadan teğet geçip mutfağa girdiğimde elimdekileri tezgaha bıraktım.
"Dinlen sonrasına bakarız." halime acıyan Cihan'a bayık bayık baktım.
"Nerede kalacağım?" benim için dinlenmek uyumaktı. Bir süre bana baktı.
"Benim odamda?" cidden burada da mı? Hiç mi kişisel alanıma saygı diye bir şey olmayacaktı?
"Sen nerede kalacaksın peki?" çünkü baygın bakan gözleri biraz sonra uyuyacağının habercisiydi. İçimden bir ses sadece başka bir yerde kalması için yalvarırken diğer ses aynı odada kalacağımızı bağırıyordu.
"Odamda?"
"Ben başka bir yerde kalırım." omuz silkti.
"Başka bir yer yok." sonra eşikten ayrılıp gitti. Bu adam cidden ruh hastasıydı derdi neydi? O kimdi ki her yerde onunla aynı odada kalmak zorundaydım? Sinirim tavan yaptığında mutfaktan çıktım etrafa göz gezdirdiğimde Barlas ve Eslem görünürde yoktu. Ne diye onunla kalacaktım ki? Eslem ne güne duruyordu? Kendi kendime temkin verip salonu inceledim. Karşılıklı çift kişilik krem rengi kanepeler ve hemen kanepelerin arasında şömine vardı. Yerde halı yoktu mecburen ayakkabıyla dolaşacaktık. Duvarlar kiremittendi ve bu ortamı daha da sıcak bir hale getirmişti. Koltuklardan birine oturduğumda deri olduğunu hissettim. Hemen başlıkta bulunan pikeyi üzerime alıp koltukta kıvrıldım, dediğim gibi ben her yerde yaşardım.
Saatler sonra büyük bir gürültünün ortasına uyandığımda gözlerim akşamın karanlığına alışmaya çalıştı. Üzerimdeki pikeyi atıp oturur pozisyona geçtiğimde sırtımın tutulduğunu ve boynumun feci bir ağrı eşiğinde olduğunu anımsadım. Boynumu ovalarken gürültüler peş peşe geldi.
"Hay sikeyim!"
"Abi, acaba ben mi yapsaydım?"
"Git başımdan Eslem!" merakla koltuktan kalkıp ışığın vurduğu yere ilerlerken görüş alanıma ilk giren Eslem oldu. Mutfağın girişinde korkuyla bir yere bakıyordu, Cihan'a.
"Neler oluyor?" benim sesimi duyan Eslem bir anlık rahatlamış gibiydi.
"Felaket oluyor Nalan."
"Eslem!" Cihan, kuzenini sert bir tonda uyardığında gözlerimiz buluştu. Ne yapıyordu o? Mutfağa girdiğim de her yere dağılmış eşyalar ve ağzı sonuna kadar açık bir dolap beni karşıladı.
"Sanırım Eslem haklı." istemsizce sarf ettiğim kelimeler Cihan'ı daha da öfkelendirmişe benziyordu.
"Bana bakın akşam açlıktan ölmek istemiyorsanız çenenizi kapayın." güldüm.
"Her iki türlü de ölecekmişiz gibi duruyor." bana ters ters baktı ama umursamadım şuan bu durum beni acayip keyiflendirmişti.
"Mangal hazır." nerden çıktığını anlayamadığım Barlas elinde yelpazeyle bize baktı. Yüzü gözü kömür içindeydi ve açıkçası çok komik duruyordu. Gülümsememi bastırmak için elimin tersiyle dudaklarımı kapattım.
"Bu halin ne?!" Eslem tam anlamıyla cırladığında neredeyse kahkaha atacaktım.
"Ne bağırıyorsun kızım?!" eğer Barlas'ın bu halini timdekiler görseydi bir ay rakı masası malzemesi olacağı kesindi.
"Halinin farkında mısın acaba?" Eslem tezgahtan ıslak mendil alıp Barlas'ın yüzüne uzandı. Ne olduğunu o an kimse algılayamadı. Eslem tüm ciddiyetle Barlas'ın yüzünü temizledi Barlas dona kalırken tek gördüğü Eslem'in gözleriydi. Gülüşümü sildim. Eslem geriye çekildiğinde ortamdaki sessizliği yeni fark etmiş gibiydi. Utanarak bize baktı.
"Ben yardım amaçlı şey etmiştim-"
"Etler ölmeden baksan iyi olur birader." Cihan ketum sesiyle Eslem'i böldü Eslem koşarak çıkışa gitti Barlas birkaç saniye öylece yere baktı sonra aklına bir şey gelmişçesine geri dönüp kapıdan çıktı. Az önce izlediğim sahne, kesinlikle kelebeklerin ilk kıpırtısını işaret etmişti.
Büyük uğraşlar sonucu yemek sofrasını kurmuştuk her ne kadar götümüz donacak olsa da masayı verandaya kurmuştuk bu eşsiz görüntüyü kaçırmak haksızlık olurdu. Sofra da her şey tamamlandığında Cihan elinde iki yetmişlik şişe rakıyla geldi. Belli ki bu gecenin sonu uçurum olacaktı.
"Aranan kan bulundu." Barlas inanılmaz bir çoşkuyla ellerini birbirine sürttü. Eslem ile servisleri yapıp yerimize oturduk. Açıkçası etler hiç de iyi pişmemişti yine bu an için pişmemiş aş bile yenirdi.
"Keşke etler ölseydi birader." ben ses etmesem de Cihan memnuniyetsizliğini dile getirmekten kaçınmadı.
"Senin kabuklar da konuşmasa iyiydi." salatadan bulduğu domates kabuğuna güldüm. Sahiden de tüm bir kabuk duruyordu ikisi de mutfak işinde beceriksizdi. Akşamımız sandığımdan daha keyifliydi Cihan bitirdiğimiz bardaklara rakı şişesinden yenilerini ekliyor Mert'in yaptığı salaklıklardan bahsediyordu. Onu ilk kez bu denli konuşkan gördüm sanırım içki onun çenesini çözüyordu.
"Hay sıçayım!" sessiz olduğumuz bir anda Barlas küfretti.
"Ne oldu?" merakım da benim gibi çakır keyifti.
"Siktiğimin bacağı ne olacak!" sinirle ayağa kalkıp içeri yöneldi. Dengesi yerindeydi ama yine de onu yalnız bırakmamak için ayaklandım Eslem aynı esnada kolumu tuttu.
"Sen kal ben bakarım zaten uyumaya gidecektim." açıkçası geri çeviremedim ve sakince geri oturdum. Eslem boş tabakları eline alıp bize gülümsedi.
"İyi geceler."
"İyi geceler canım." ona yanıt veren tek ben oldum Cihan sadece kafa sallamakla yetindi. Eslem içeri girip bizi yalnız bıraktığında gerginlik üzerime çöktü. Bakışlarımız gecenin ayazında bir oldu Cihan karşımdaki yerinden kalkıp yanıma oturdu artık aramızda mesafeler yoktu. Bu hareketine anlam veremesem de şuan hiç sorgulayasım yok gibiydi. Rüzgar saçımı savurduğunda bir el saçımı rüzgarın tutsağından kurtardı. Parmakları saçımı narin bir cisimmiş gibi tuttu bu an, başka bir anı tetikledi. Teröristlerin elinde tutsak olduğum o gün.. Geri çekilmek tükürmek istedim ama zaman kendini kavradı kişiler yer değiştirdi. Korkarak ona döndüğümde yüzünde daha önce hiç görmediğim bir ifade mevcuttu.
"Merak ediyorum." sesi kısık ama içtendi. Rakının kokusu buram buramdı ama kendine has kokusu hala yerini koruyordu.
"Neyi?" sesimin tedirginliğine küfrettim. Neden bu adam alıcılarımın ayarlarıyla oynuyordu? Karşısında tamamen uysal bir kediye dönmüştüm şuan da.
"Bilekliğinin hikayesini." bakışlarım masada duran elime kaydı. Bileğim açıktı ve gümüş bilekliğim ortadaydı. Bakışlarımı tekrar ona çevirdiğimde benden almamıştı gözlerini.
"Bir hikayesi yok." güldü ama içten değildi.
"Yanılıyorsun onun iki hikayesi var ben ilkini merak ediyorum." birden nereden çıkmıştı bu? Sanırım ikimizde alkolü haddinden fazla tüketmiştik yoksa bu durumumuzu açıklayabilecek başka bir sebep bulamamıştım, ya da bulmak istememiştim.
"İki hikaye derken neyi kastediyorsun?"
"Ona ikinci hikayesini ben verdim." yüzlerimiz bu denli yakınken konuşmak zorunda mıydı? Dudaklarım amansız bir sızlamanın içine düşerken neredeyse beni öpmesi için yalvaracak kıvama gelmiştim. Bu nasıl bir etkiydi? Rakı içmiş olmama rağmen onun rakıyla harmanlanmış barut kokusunu alıyordum. Sonsuz gelen saniyeler arasında kelimeleri dışarı saldım.
"Neden daha önce vermedin?" bakışını çevirdi elinde tuttuğu bardağından iki yudum alıp bardağı masaya geri bıraktı. Hiç beklemediğim anda yanımdan kalktığında bileğinden tuttum şimdi bende onun gibi ayaktaydım. Bu kez bedenlerimiz birdi. Neden kaçıyordu? Bir anda sımsıcakken bir an sonrasında neden bizi buz kütlesine hapsediyordu?
"Cevap vermeyecek misin?" merakım taptazeydi ve öğrenmeden bırakmaya niyetim yoktu. Bileğine baktı sonra tekrar içine düştüğüm gözlerini gözlerime çevirdi.
"Bana gelmeni bekledim." sessiz itirafı bende depremden farksızdı. O düğüne gittiğimde aslında ona gittiğimi mi ima ediyordu? Kafa karışıklığı ile elimi çektim yerime oturmak üzereydim ki bu kez bileğimi tutan taraf o olmuştu. Bu bir oyun muydu? Ben neyin içine çekilmiştim bilmeden? Kendimi çözümü olmayan bir girdaba soktuğumda düşüncelerime bir yenisini daha ekledi.
"Ne diyorsun ben hiçbir şey anlamıyorum."
"Demem o ki bundan sonra olacaklardan ben sorumlu değilim Nalan." ismim dudaklarından çıktığında kalbim de aynı zamanla yerinden oynamıştı. Dudaklarımı şaşkınlıkla araladım ama kelimelerimin dışarı çıkmasına fırsat tanımadan beni diğer eliyle belimden yakalayıp bedenine yasladı. Sonrası artık beklemeye tahammülü olmayan bir adamın şehvetiydi. O'nun dudakları dudaklarıma kapandığında nefesim içimde kaldı. Bir rüzgar daha estirdi saçlarımı o rüzgar dudaklarımı konuşturdu. Bedenim ve dudaklarım benden izinsiz onun şehvetine eşlik etmişti.
Ve biz ilk kez o gece dudaklarımızı mühürledik.
Devam edecek..
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 11.57k Okunma |
2.19k Oy |
0 Takip |
39 Bölümlü Kitap |