37. Bölüm

Alıntı

Sude ben
sudenoloji

                                                    

 

💦🔥

      

Korte İnfial (alıntı)

 

Hazan Kandemir, belirsiz zaman

 

Altın zamandayım. Tüm yaralarım iyileşmiş ve işlenmemiş bir altın gibi değerli ama bir o kadar da bulunduğu madenin akışına uyum sağlamışım. İşlenerek diğer insanların gözüne güzel görünmek adına kendime acı çektirmek gibi bir hedefim yok. Zira göründüğüm halimle mükemmel olduğuma beni inandıran bir adam var hayatımda; kocam.

 

Acılarımı çektiğim, yaşamaktan dahi soğuduğum günlerin üstünden hayli çok zaman geçti. Şimdi bir zamanlar adını anmamak için yeminler ettiğim adamın uykusuzluktan kızaran yorgun gözleriyle kızımıza masal okuyuşunu dinliyorum. Ne çok şey yitirdim bu an için. Aslında ne çok şey kazandım. Hayatım yerinden kaydı belki. Bedenim acıyı soluk sandı. Lakin son buldu her şey. Bütün o hepsi karşımdaki manzarayı gördüğüm ilk an geçti.

 

Alparslan çok güzel bir baba oldu. Tüm dünyayı dize getirecek kadar öfkeyi içinde barındıran o adam; Tetikçi şimdi kızının tek bir lafını duyabilmek için yavru kedi misali ona sırnaşıyor. Kızının deyim yerindeyse kulu kölesi oldu.

 

Bakışlarımı yaslandığım kapı pervazında dikleşerek onlarda tutmaya devam ederken tattığım o hayranlığı gözlerimdeki bakışla onaylıyorum.

 

Alparslan bebeğimizin yatağının yanında iki büklüm bir şekilde oturuyor. Bir elinde masal kitabı var. Diğer eli ise meleğimin minik eline yaslı. Alya’nın bir gözü açık. Mırıldanarak dinliyor babasını ama esasen uykuya dalmak üzere. Alparslan ise büyülenmiş bir aşkla izliyor onun yüzünü.

 

“Kül Kedisi’ne pabuç tam olmuş babacığım.”

 

Sesi prensten bahsetmek zorunda kalacağı her an çatallaşıyordu. Daha şimdiden kızına bir erkekten bahsetmeye çekiniyordu. Küçük kızım baba konusunda çok şanslı olsa da gelecekte oldukça çok zorlanacaktı. Alparslan asla kızının hayatında bir erkek olmasını kabullenemeyecekti.

 

“Şonra ne olmuş?”

 

Alya peltek sesiyle mırıldandığında istemsizce kıkırdayarak başımı tekrar pervaza yasladım. Normalde her gece bizimle uyurdu. Ancak babası bugün onun odasını mora olan aşkı yüzünden yenilemişti. Alya da kendi odasında uyumak için heveslenmişti. Doğrusu ben bile onun yerine heveslenmiştim. Zira odasında morun her tonu vardı. Tek bir eksiği bile yoktu. Alparslan kızına belki de yüzlerce oyuncak almıştı.

 

Kızının sorusuna yutkunup kaşlarını ciddiyetle çatıp kitaba bakarak cevap verdi. Masalın en ilginç kısmı şimdi geliyordu. Alparslan okuduğu her prenses masalının sonunu prensle prensesi kavuşturup kızının aklına beyaz atlı prensi sokmamak için bir şeyler uydurarak tamamlıyordu.

 

“Sonra…” A harfini uzatarak boğazını temizledi ve ciddiyetle devam etti. “Kül kedisine pabucu hediye etmişler babacığım.” Kıkırdayarak dudaklarımı ısırdığımda onları izlediğimi fark ederek anlık bakışlarını bana çevirse de devam etti. “Sonra da onu o evden çıkarıp güzel bir okula yazdırmışlar. Kül kedisi çok zeki bir kızmış. Okulunu birincilikle bitirip doktor olmuş.”

 

Alya tüm uykusuna rağmen doktor kelimesini duyduğu an heyecanla öne atıldı. “Teyşe gibi mi?”

 

Alparslan heyecanını görerek eğilip yanaklarını öptü. İçli birer nefes çekti saçlarının arasından. Kızına olan sevgisini gördüğüm her an ona benden daha çok âşık olduğunu hissediyordum.

 

“Teyzen gibi inci tanem.”

 

Alparslan kızını çoğunlukla böyle seviyordu. Bazen baharım, bahar çiçeği de diyordu. Lakin sanırım en sevdiği hitap buydu. Onun narin, eşsiz ve onun için tek olduğunu anlatıyordu.

 

Yeniden iç çekerek daldım dünyanın en güzel manzarasına. Sevgilim kızımızın elini daha sıkı tutarak dudaklarına götürüyordu. Alya ise babasına yan dönmüş ve uzanan bedeniyle bakıyordu. Başı yastıktaydı. Gözlerindeki yarım açıklıkla gamzelerini gösteriyordu ona. Babasının tek bir dokunuşu dahi onun gülümsemesine sebep oluyordu.

 

“Babaya iyi geceler öpücüğü yok mu?” oturduğu yerden kalkıp kızımızın yatağına oturarak devam etti. “Öyle mi küçük hanım?”

 

Alya ağzının içinde mırıldanarak kıkırdadı ve cevapladı onu.

 

“Yok.”

 

Gamzelerini daha çok göstererek yorganı başına çekti. Bu sefer babası da gamzelerini gösteriyordu.

 

“Ne demek yok?” ağzının içinde cık yaparak yatağa doğru eğildi. “Neredeymiş benim çiçek kızım!”

 

Alya daha çok kıkırdayarak yorganın altındaki bedenini çevirmeye başladı. Güldüğü için dengesini kuramıyordu. Alparslan ise onu daha çok güldürmek için elleriyle görmeden bedenini gıdıklıyordu ama sanırım Alya hareket ettiği ve yorgan üstünde olduğu için güldürmek için hayli zorlanıyordu. Ancak buna rağmen öylesine güçlü kahkahalar atıyordu ki sanki ömrünün tek anını yaşıyordu.

 

“Allah Allah! Nerede benim kızım?”

 

Alya gıdıklanmanın etkisiyle yorganın altından kıkırdayarak nefes nefese yanıtladı onu.

 

“Buyda…”

 

Peltek ve çoğu kelimeyi yanlış telaffuz ederek konuşuyordu. Aslında ilk geldiğinde bu konu için tereddüt etsek de doktor kontrolünden sonra normal olduğunu ana dilini bilse de bir yabancıdan öğrendiği için yanlış telaffuzun ve yaşı gereği peltekliğin normal olduğunu öğrendik.

 

Alparslan bir kez daha kahkaha atarak bakışını bana çevirdi ve göz kırparak sorgular bir tınıyla konuştu.

 

“Bir kedi miyavlıyor sanki. Sen de duydun mu baharım?”

 

Başımla onu onaylayarak odanın içine doğru bir adım attım. “Evet. Ben de duydum sevgilim. Sanırım evimize kedi girmiş.”

 

Alya daha çok kıkırdadığında Alparslan onu gıdıklamayı aniden bırakarak derin bir nefes verip ayaklandı.

 

“İnci tanem de kayıp. Kedi girmiş kızımın yatağına!”

 

Omuz silkerek iç çektiğimde Alya hareketlerini durdurmuştu. Birazdan huysuzlanmaya başlayacaktı. Zaten babası da bunun için son kozunu yaptı.

 

“Ben de kediyi öpeyim o zaman. Ne yapalım?”

 

Tam da beklediğim gibi kızımın huysuzluğu o saniyede nüksetti. Alya yorganı üstünden hiddetle itip doğrularak kollarını önünde birleştirdi.

 

“Buydayım ben!”

 

Alparslan ise ona gözünün ucuyla bakarak kıkırdadı. Ardından bakışını bana çevirdiğinde gözlerimdeki hayranlığı görerek kızına yöneldi. Yatağa tekrar çöktüğünde gerçekten bir inciye dokunuyor gibi hassastı.

 

“Burada mıydın sen kızım?” Alya tekrar salladı başını ancak suratı asıktı. Alparslan ise kıkırdayarak ona biraz daha yaklaştı. “Biz de annenle seni kedi sandık. Tüh!”

 

Alya daha çok somurtarak kaşlarını çattı. “Kedi deyilim ben!”

 

Alparslan dudaklarını yalayarak iç çekti. Kızının en çok bu hallerini seviyordu. “Değilsin benim inci tanem.” Alya tekrar omuz silkince yanağını okşayıp devam etti. “Neredeymiş öpücük, kediye mi kaçmış?”

 

Alya tekrar omuz silkince gülümseyerek yeniden öne atıldı. “Öpücük yoksa gülücük var! Gel bakayım buraya!”

 

Tekrar gıdıklamaya başladı onu. Alya bu kez fena yakalanmıştı. Zira Alparslan onu gördüğü için en çok gıdıklandığı yerlere rahatlıkla ulaşıyordu. Keza bunun sonucunda kızımız odayı inletecek kadar yüksek seste gülmeye başlayarak kıvrandı. Tufanlı da gülüyordu. Gamzeleri kızının yanında benim bile göremediğim türde bir şekil alıyordu. Onun gülüşüyle sanki bütün dünyası duruyordu.

 

Birkaç dakika boyunca Alya kahkahalarla odayı inleterek kıvrandı. Ancak sanırım sonra karnı ağrıdığı için pes etmeye başladı.

 

“Baba Duy! Yetey açıyo!”

 

Alparslan başını olumsuz anlamda sallayarak gıdıklandığı için sola çevirdiği başıyla açıkta kalan sağ boynunu öperek yanıtladı onu.

 

“Olmaz! Durmam küçük hanım! Öpücük vereceksin. Kaçışın yok!”

 

Alya yeniden gülerek ellerini ona doğru attı. Gözünden neredeyse yaş gelecekti. “Duy tamam tamam!”

 

O kadar tatlı bir tınıda tamam diyordu ki Alparslan oynadıkları oyunun etkisinden saniyeler içinde çıktı. Hayranlıkla kızını izleyerek iç çekti. Alya ise dağılan saçını başını toplayarak doğrulmuştu.

 

“İyi geceler öpücüğü?”

 

Sorgular bir tınıyla sorusunu sorduğunda Alya minik tombul işaret parmağıyla yavaşça yanağını işaret etti. Alparslan ise elini çekmesine bile fırsat vermeden yanağına sulu bir öpücük bıraktı. Öptüğü an sanki kalbi çıkacakmış gibi bir hareket yaparak elini göğsüne attı. Alya buna kıkırdayarak yanıt verirken de vakit kaybetmeden diğer yanağına atıldı. Ancak kızımız elini uzatarak durdurdu onu.

 

“Duy, bi tane dedik!”

 

Alparslan tekrar bana bakıp kıkırdayarak şaşkın bir tınıyla cevapladı onu. “Allah Allah! Ne zaman bir dedik kızım?” Alya omuz silkerken o dudaklarını büzüyordu. “Ben bir taneyle doymam ama. Bal o yanaklar… Aç mı uyusun baban?”

 

Alya tekrar omuz silktiğinde kıkırdayarak diğer yanağını çevirdi ona. Babasının onunla böyle ilgilenmesine bayılıyordu. Diğer yanağına da sulu ve içli bir öpücük bırakıldığında minik gözlerini kapatıyordu. Lakin Alparslan durmayıp boynunu da öptü. Bu kez de gıdıklanarak kıkırdadı. Alparslan gıdıklandığı için aynı yeri tekrar tekrar öpüp saçlarını okşayarak yüzüne baktı.

 

Dünyanın en mutlu adamıydı şu an. Kızının varlığı yetiyordu onun mutluluğuna. Benim kadar çok yanmasa da Alparslan çok acı çekmişti. Evladını bulmak için kendinden çok şey feda etmişti. Bütün bunları kızının gözlerindeki tattığı mutlulukla her bakışında silerek yerine mutluluk ekliyordu. Yutkunup tebessüm ettiğinde o tebessümün ne manaya geldiğini bakışından anladım.

 

“Babayı öpmek yok mu bahar çiçeği?”

 

Alya başını aşağı yukarı sallarken omzunu biraz düşürdü ve kızının onu öpebilmesi için başını eğdi. Alya ise hiç beklemediği bir şey yaparak minik kollarını boynuna dolayıp yanağına sulu bir öpücük bıraktı.

Normalde bu öpücüğü vermek için uzun uzun nazlanırdı. Alparslan belki de ilk defa dil dökmeden tattığı bu mutluluğun şaşkınlığıyla birkaç saniye duraksadı. Daha sonra kızının küçük bedenini sararak kucağına çekti ve kokusunu içine aldı.

 

“Baban kurban olsun sana!” Onu sıkı sıkı sarmalayıp tekrar yanağını öptü. “Güzel kızım benim…” yeniden öptüğünde Alya sessiz sessiz başını boynuna gömmüştü ve kucağına sinerek mayışmıştı.

 

Onların bu haline daha fazla dayanamadım. O kadar güzellerdi ki deminden beri baba kız saadeti bozulmasın diye uzaktan daldığım manzaranın içine girmek istedim.

Alparslan’ın yanı başına yavaşça çökerek kızımın babasının omzundaki küçük elini öptüm.

 

“Kıskanıyorum ama ben anneciğim!” Alya’nın gözleri sözlerimi işittiği an kapalıydı. Pili çoktan bitmişti. “Beni kimse böyle öpmüyor.”

 

Alparslan başını değil de yalnızca bakışlarını çevirerek fısıldadığında kızımızdan erken davranıyordu.

 

“Ben öpeceğim birazdan seni.”

 

Yutkunarak bakışlarımı ondan kaçırdım. Zira evlendiğimizden beri tek bir gece bile sarılıp uyumamıza izin vermemişti. Gece uykularından mahrum yaşıyordum uzun süredir. Lakin bundan asla şikayetim yoktu. Huzurum varken uykusuz olmam mühim değildi. Zaten Nare belki anladığı ya da aynı evde olduğumuz için maalesef duyduğu için sabahları Alya ile ilgileniyordu. Bize de bu sırada uyumak için vakit kalıyordu.

Alya başını kaldırmadan gözlerini hafifçe araladı. Bakışlarıyla eminim ki beni zar zor seçiyordu.

 

“Şeni de öpeyim anni!”

 

Ses tonunun uyku haliyle mayışarak iç çektim. Çok tatlıydı benim aşk böceğim. Çok sevecendi. Çektiğim tüm acılara sesindeki şu tını bile bedeldi. Başımı hafifçe kaldırıp babasının omzundaki kafasına yaklaştım ve tombul yanağından öperek saçlarını okşadım. Artık uyuması gerekiyordu.

Alparslan da kızımızın daldığını anlayarak onun bedenini inci kadar hassas bir nezaketle yatağa tekrar bıraktı. Bu sırada bebeğimin gözleri hafif aralanmıştı.

 

“Anneciğim çişin var mı?”

 

Alya başını olumsuz anlamda sallayarak huysuz bir mırıldanışla reddetti beni. Uyku mahmuru olduğundan biraz çatılmıştı kaşları.

 

“Portakal suyumuzu içip dişimizi fırçaladık annesi. Prensesim uyumaya hazır.”

 

Bana bakarak konuşan kocama gülümseyerek göz kırpıp Alya’nın saçlarının arasından öptüm tekrar. Yalnız uyuyacak olması huzursuz ediyordu beni. Odası için heveslenmişti ama yine de bana geldiğinden beri her gece göğsümde uyuduğundan içimde tuhaf bir sızı vardı.

 

“Bebeğim uyuyamazsan seslen. Babanla yan odadayız.”

Alya başını hafifçe sallayarak iki elini de yastıkla yanağı arasına yaslayıp gözlerini sıkıca kapattı. Alparslan da sözlerime eklentide bulundu.

 

“Yatağındaki küçük düğmeye de basabilirsin babacığım. Superman olup gelirim yanına.”

 

Alya ona da aynı onayı göndererek gözlerini daha da sıkıca kapattı. Bu sessiz bir uyku protestosuydu. Göz göze gelerek anlatmak istediğini anlayıp yataktan ileri birer adım attık. Tekrar kızıma bakıp iyi geceler demek için ağzımı araladım sonra. Fakat onun çoktan uyuduğunu görerek dilimi ısırdım.

 

Alparslan da zaten çıkmam için elini belime atmıştı. Yavaş ve sakin adımlarla odadan çıkıp kapıyı kapattık. Yan odaya doğru bir adım atmak için ayağımı havalandırdım. Lakin onun sıkıca elimi kavramasıyla durmak zorunda kaldım. Bakışlarımda şaşkın bir ifade vardı.

 

“Ne oldu?”

 

Alp hınzırca gülümseyerek iki elini birden belime yasladı ve bedenimi kendine çekti.

 

“Özledim…”

 

Yutkunarak ellerimi göğsüne yaslayıp başımı kaldırarak gözlerinin içine daha yakından baktım.

“Öyle mi?”

 

Kafasını onaylar anlamda sallayarak iç çekti ve başını boynuma gömerek ıslak öpücükleri daha şimdiden oraya bırakmaya başladı.

 

“Öyle…”

 

Ses tonu çok kısık ve t*hrik ediciydi. Dudaklarımı birbirine bastırarak kollarımı boynuna doladım. Kokusu dolmuştu ciğerlerime. Dünyadaki huzuru bana tattıran koku buydu. Zira huzurun kokusu güvendi. Sığınacak güvenli limandı. Alparslan Tufanlı ise bunun sözlükteki karşılığıydı benim için.

Başını kaldırarak bana baktığında ben zaten onun boynuna dolandığımdan oldukça yakın bir konumdaydık. Bu yüzden bakışlarını direkt olarak dudaklarıma eğdi ve iç çekti.

 

“Delirtiyorsun beni…”

 

Sözlerini tamamlarken bir kısmını dudaklarıma saldırarak yuttu. Öpüşünü daha ilk saniyeden derinleştirmişti. Hatta elleri elbisemin altından çamaşırımı çıkarmak için kavramıştı bile. Fakat koridorda olmamızın etkisiyle ben dudaklarından koparak nefes nefese konuşmaya başladım.

 

“Olmaz burada.”

 

Alparslan iç çekerek başını salladı sözlerimle. Kardeşimi kardeşi gibi görüp sevse de evin her yerinde tenime karışamadığı için özellikle geceleri Alya uyuduğunda huzursuz bir çocuğa dönüşüyordu.

Kalçamda tuttuğu bir elini belime getirerek tek hamlesiyle bedenimi havalandırdı. Ben kıkırdayarak kollarımı ona daha da sıkı doladım. Adımları kızımızın odasının hemen yanındaki bize ait olan odada son bulmuştu. Benim zevkime göre döşenmişti burası. Daha doğrusu benim zevkime ve Alparslan’n hayal dünyasına göre. Dışarıdan bakıldığında gayet normal bir yatak odasıydı. Bunun nedeni kızımızla beraber uyumamızdı. Ancak onun olmadığı anlarda kullanmak için ses yalıtımının olduğu ayrı bir oda yaptırmıştı. Ona özel olarak dans etmemi istediği için direk dahi vardı bu odada. Ancak bahsettiğim oda normal zamanlarda kilitliydi. Şu an da Alparslan’ın o odayı açacak kadar sabrı yoktu.

Kapıyı zar zor kapattığında kilitleyecek vakti dahi olmadı. Bedenimi hızla ters çevirerek elbisenin fermuarına attı elini.

 

(Çok küçük +18)

 

Tek eliyle hızla onu çıkardığında nefesinin sesi kulaklarımdaydı.

 

“Küçük a*cığını özledim yavrum.” Derin bir nefes verip kulak mem*mi emerek başımı boynuna gömmemi sağladı ve devam etti.

 

“İ*leyecek misin kocanın altında?”

Onu başımı sallayarak onayladığımda eli çamaşırın üstünden k*dınlığımı bulmuştu ve ok*amaya başlamıştı. İnl*yerek dudaklarımı ısırdım ve hiç düşünmeden arkamı dönerek elimi gömleğinin düğmelerine atarak gözlerine bakındım.

 

“Bu gece altta olmak istemiyorum.” Alparslan tek kaşını havalandırarak sırıttı ben de t*hrik olması için bilerek dudaklarımı yalayarak devam ettim. “ Emirleri ben vereceğim.”

 

Düğmeler bittiği için iç çekerek ellerimi çıplak göğsüne dayadım.

 

“Sen vereceksin demek?” Başımı sallayarak onayladığımda sütyenin kopçasını çekip çıkararak devam ediyordu. “Ne emrediyorsunuz bahar hanım? Köleniz sizin için ne yapsın?”

Kıkırdayarak düğmeleri açık olan gömleği bedeninden sıyırıp yere bıraktım. Bu sırada Alparslan gözlerimin içine kemerini çıkararak bakıyordu.

 

“Sana daha önce en sevdiğim p*izyonu söylemiş miydim?”

Yutkunarak ağzının içinde cık yaptı ve beni reddetti. Ben de sırıtarak çıkardığı kemeri yatağa fırlattım. Ona az sonra ihtiyacımız olacaktı. Elim sürgüsüne gittiğindeyse sözlerim kulaklarına fısıltıyla ilişiyordu.

 

“Kuc*ağında olmayı seviyorum.” Yutkunduğunda göz bebeklerinin büyüdüğünü gördüm. “Ama…” dudaklarımı uzun uzun y*layarak elimi açtığım sürgüden içeri atıp devam ettim. “Ayakta…”

 

Kaşlarını çattığında birkaç saniye ne demek istediğimi anlamak için duraksadı. Lakin daha sonra hiç olmadığı kadar çok sırıtarak dudaklarıma kısa ama yakıcı bir öpücük bıraktı.

“Öyle mi küçük sevgilim? K*cağımda seni z*platmamı mı seviyorsun?” Onu başımla onayladığımda elim çamaşırının üstünde olduğundan derin derin nefesler alıp veriyordu.

“Ama bunun için emirleri benim vermem gerekecek. Madem…” bir eliyle b*ğazımı hafifçe sıkararak dilini dudaklarımda gezdirdi ve devam etti. “Seni en sevdiğin p*zisyonda s*kmemi istiyorsun…” dilini dudaklarımdan sızdırıp yakıcı bir öpücük bırakarak devam etti. “O zaman beni ikna edeceksin yavrum.”

 

Yutkunup başımı sallayarak onayladım onu. Eskiden olan çoğu şey yoktu aramızda. Ben çekinmiyordum. O da ilk zamanlarımız kadar narin yaklaşmıyordu. İlişkimiz evliliğe döndüğünden beri monotonlaşmaması için her gece farklı bir dinamikle yakıyorduk birbirimizi. Lakin bu geceki ateş bedenimi bir başka korla harlıyordu.

 

“Ne istiyorsun?”

 

Önce bakışlarını sonra da boşta kalan elini m*melerimden birinin ucuna getirerek parmaklarıyla sıkmaya başlayarak fısıltıyla konuştu. Ben de o konuşurken elimle çamaşırının içinden onu sıkı sıkı s*vazlayarak cevabını bekliyordum.

 

“Çamaşırını ağz*na al.”

Şaşkın bir nefes verip mırıldanarak bakışlarıma tuhaflık ekledim.

 

“Ne?”

 

Alparslan ise gayet net ve ciddi bir tınıya bürünerek birkaç adım geriledi. Tek hamlede pantolonunu çamaşırla çıkarıp arkasındaki koltuğa yerleşti ve erk*kliğini s*vazlamaya başladı.

 

“K*lotunu çıkar ve ağzına alıp yatağa çık. Arkanı döneceksin. Bacaklarını iyice açıp d*mal ve kendine dok*narak gelmemi bekle.”

 

Tekrar yutkunup gözlerimi kırpıştırdım. Her gece hayal gücüne biraz daha hayran kalmamı sağlıyordu. Sözünü ikiletmeden yutkunup masum bir ‘peki’ ile taçlandırdım. İtiraz etmeye niyetim yoktu zaten. Gözlerinin içine baka baka çamaşırdan kurtulup küçük adımlarla arkamı dönerek yatağın ortasına tırmandım ve dediklerini harfiyen yaptım.

 

Birkaç dakika boyunca k*ndime d*kurarak başımı yatakta eğebildiğim kadar çok eğdim. Zira Alparslan bu p*zisyonda başımın havada olmasını sevmiyordu. Başımı yatağa b*stırarak k*lçamı havalandırmamdan hoşlanıyordu. İsteğini bu detayları da ekleyerek sonuna dek yaptığımda ikinci dakikanın sonu onun sessizce arkamdan gelip beklemediğim bir anda kendini arka g*rişime itmesiyle sonlandı.

Gözlerim sonuna dek açıldığında çamaşırı ağzıma tıkamamı neden istediğini o an anladım. Zira onun varlığına rağmen o kadar yüksek bir sesle bağırdım ki Alparslan’ın başımı yatağa gömmesi de hareketlerini yavaşlatması da kızımızın uyanarak seslenmesine engel olamadı. Bizim için sıradan ama güzel, ateşli ve hatta en önemlisi sevgilimin en büyük hayalinin gerçekleştiği bir geceydi bu. Devamı Alya’nın yeniden uykuya dalmasının zor olmasıyla biraz gecikse de onun isteği de benim isteğim de sabahın ilk ışıklarına dek bu kez ses yalıtımı olan odada gerçekleşti. Huzurlu gecemiz ise böylelikle son buldu.

 

Alıntı sonu.....

 

Güzelliklerim soz verdiğim bölümlerin gecikmesinin telafisi olan alıntımız geldi🥹🥹🥹

 

Böylelikle kitabın ikinci kısmı olan Korte İnfial'den ilk sahneyi okumuş oldunuz🥹🥹

 

Çok heyecan anneciğim😍

 

Biliyorsunuz ki biz kitabi Korte(geçmiş zaman) ve İnfial (günümüz) olarak okuyorduk. Korte tamamen Alparslan Tufanlı isimli bolumle bitti. İnfial de sezon finali ile bitecek.

 

Daha sonra ikinci kısmı yani Korte İnfial'i yani Alya'nın oldugu bölümleri okuyacağız 🤧🤧🤧

 

Sezon finalini yazıyorum guzelliklerim. Biliyorum sahnenin tadi damaginizda kaldi🥲 itiraf etmeseniz de daha detaylı okumak isiyorsunuz onu da biliyorum:))) merak etmeyin, cok daha güzellerini yazacağım size♡

Sezon finali ile kavuşana dek guzellikle kalın ve kendinize cok cici bakın, sizi seviyorum🩷🩷

 

 

Bölüm : 28.02.2026 16:53 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...