7. Bölüm

Kalpler Ve Gözler

Sude ben
sudenoloji

                                  💦

 

 

O gece neredeyse sabaha kadar sohbet ettik. Onu tanımam için uzun uzun kendini , hayatını anlattı. Anlattığı en önemli şey Elif'ti. Onu görmeyi ne kadar istesem de şu an içinde bulunduğum hayatta ve imkanlarda bu mümkün değildi. Alparslan ise benim neden gelemediğimi az çok fark etmiş olacak ki iyileştiğinde onu görmemi sağlayacağını söyledi.

 

Onun verdiği sözleri tuttuğuna inanarak Elif'e verdiğim lunapark sözünü gerçekleştirmek için can atıyorum.

 

Ailesinden ve aile hayatından da bahsetti bana. Annesini benim gibi küçükken kaybetmiş.

Ondan bahsederken sesi donuk bir hâl almıştı. Sesindeki o tonu , hislerini aynı hisleri senelerdir içimde, en derinimde taşıdığım için duyar duymaz anladım.

 

Babası ise iki yıl önce vefat etmiş. Onu ani bir şekilde kaybettiklerini ve kaybıyla tüm dünyasının sarsıldığını bu ölümü çok zor atlattığını söyledi. Onun için hayli zor olduğunu düşündüm ben de. Önce annesini ardından babasını kaybetmiş. Arada uzun yıllar olsa da şu hayattaki ona en önem veren insanları kaybetmenin acısını sırtlamış.

 

Ailesinden geriye kalan büyüğü olarak sevip saydığı tek kişi babasının en yakın dostu olan Dayı'ymış. Babasının vefatından sonra baba yerine koymuşlar onu. Asıl adı Saadettin'miş ama nedense herkes Dayı diyormuş ona. Sebebini sorduğumda' Bir gün kendisine sorarsın ' demişti.

 

Hayatına dair çoğu detayı öğrenip onunla uzun uzun sohbet ettikten sonra

gecenin sonunda eve geldiğimde yarın gece bende ona hayatımı anlatmak istediğime karar verdim. Geçen gün az çok bahsetmem bile rahatlamama yetmişti. Acılar paylaşıp birilerine döküldükçe hafifliyordu ya da yalnızca ona dökmüş olmak beni bu denli rahatlamış hissettirmişti.

 

Bu kararı alıp tüm gece konuşulanları içimden düşündükten sonra çok geçmeden uyuyakalmışım. Sabah okul için hazırlanıp evden çıkarken yanıma çizimlerimi aldım. Bugün teslim günüydü. Nare okul çıkışı kırtasiyeye gideceğimizi bahane etmişti. Kabul etmem gerekirse bu evde nefes alabilmemin sebebi bu küçük kızdı. Öyle anlayışlı öyle iyi kalpliydi ki! Şu hayattaki tek şansım belki de onun ablası olmaktı.

 

Sabah derslere girip zar zor odaklanmaya çalıştıktan sonra öğlenin olmasıyla yemekhaneye indim. Boş bakışlarımı etrafta gezdirerek yemeğime bıkkınca çatal batırıyordum. Bu esnada bakışlarım oldukça pür dikkat bir şekilde telefonuna dikmiş olan Çisem'e kaydı. Hafifçe kıkırdayarak bir elimi ona doğru salladığım esnada amacım bana odaklanmasını sağlamaktı.

 

" Hişt! Yemeğin soğudu, ben de yaşlandım burada."

 

Gözünü telefondan çekmeden eğlenir bir tınıda konuşmaya başladığında doğrularak yeniden ardıma yaslandım.

 

" Ne yaşlanması kız? Taş gibisin."

 

Küçük çaplı bir kahkaha attığımda övgüsü içimde bir yerlerde egomu tatmin ederek mutlu olmamı sağlamıştı. Ben de aynını ona yaparak duymaktan en çok duyduğu sözleri dile getirecektim.

 

" Yok bebeğim. Güzellik denince de sen yani, hakkını yemeyelim."

 

Kahkaham dinerken nefesimi toparlayarak gülümsedim. Bu esnada bakışlarım onda gezinmeye devam ediyordu. Çisem ise en özgüvenli tınısını sesine yansıtarak saçlarını geriye atıp konuşmaya başladı.

 

" Eh bir Çisem Demirci değilsin tabii ama... " Duraksayıp bakışlarını anlık olarak bana çevirip dudaklarını memnuniyetle bükerek devam etti. " Harbi güzelsin lan."

 

Sözleri karşısında gülümseyerek saçlarımı savurduğumda gülerek bakışlarına karşılık veriyordum. Ardından Çisem'in her övgü dolu sözünün ya da olumlu konuşmalarının sonunun bizim başımıza daha doğrusu benim başıma patladığını anımsayarak tek kaşımı şüphe ile havalandırdım. Ardından öksürerek hafifçe ona yaklaşıp konuşmaya başladığımda sesimde merak dolu bir ciddiyet hakimdi.

 

" Ne bu övmeler şimdi ? Yeni Zeus buldun, ona mı gideceğiz ?"

 

Gözlerini devirerek bıkkın bir nefes verdiğinde bu bıkkınlığı sekteye uğrayarak acı bir tebessüme dönüştü. O da biliyordu bunun sonucunun benim haklılığım olacağıydı. ifadesinin sekteye uğramasının nedeni tam olarak buydu. Konuşmaya başladığında ise yine de sesinde bir sitem vardı.

 

" Ay aşk olsun Hazan! Övemeyecek miyim ben arkadaşımı ?" Bıkkın bir nefes daha verip dudaklarını yalayarak telefonunu önüme bıraktı. Ardından konuşmaya devam etti. " Aşk demişken seninkine bakıyordum."

 

Kaşlarım sözlerine karşın şüphe ile havalandı. Ardından iç çekerek Alparslan'ı kast ettiğini fark ettim. Bu şüphemi sesime de yansıttığımda imalı bir tınıyla bana bakıyordu. " Benimki ?"

 

Başını aşağı yukarı salladığı an bıkkın bir nefes vererek öne atıldım. Bir iki gece sohbet ettik diye hemen adını koymuştu mevzunun.

 

" Çisem oha ama. Hangi ara benimki oldu ? Yeni tanıştık daha."

 

Gözlerini devirerek telefonunu işaret ettiğinde gayet imalı bir tını sesinde hakimdi.

 

" Bu haberden sonra seninki oldu hayatım."

 

Masadaki telefonu hafifçe elime alarak gözlerime doğru yakınlaştırdığımda dudaklarım dilimi tavaf ediyordu. Bir yandan da bir magazin sitesinin haberi olduğunu fark ettiğim yazıyı okumaya başladım.

 

ÜNLÜ İŞ İNSANI ALPARSLAN TUFANLI GECEYE DAMGASINI VURDU !

 

Haberin yan tarafında şık takımı ve yeşil gözleriyle Alparslan boy gösteriyordu. İçeriğini okuduğumda ise dün akşam bir vakfın düzenlediği bağış gecesinde, on milyon dolarlık bir vazo aldığını öğrendim.

 

Yardım yapmış olması çok hoştu. İçimde ufak bir kıpırtı onun yardımsever yönünü görmemle oluştu. Fotoğrafına birkaç saniye daha baktığımda midemde oluşan kıpırtıyla derin bir nefes verdim. Fotoğrafı bile heyecan duymama neden oluyordu. Bu esnada heyecanımı görmezden gelerek bir cevap bekleyen arkadaşıma odaklandım.

 

" Ee ne var bunda ? Zengin biri. Bağış yapmış ne güzel."

 

Kıkırdayarak başını aşağı yukarı salladığında konuşuyordu.

 

" Bir vazoya o parayı veren adam sevgilisine neler vermez ? " En cilvelisinden bir bakış attığı esnada tamamladı cümlesini. " Vermek dediysem parasal olarak zilli ! "

 

Yüzümü buruşturduğum esnada odaklandığım şey cümleleri değil de sonda kullandığı hitaptı. Zilli kelimesi Narin' in lügatında bulunan yani benim kelime dağarcığımda asla yer almayan kelimelerde başı çekiyordu. Bu sebepten sitemli ve sinirli bir tınıda konuştuğumda konuşma amacımı ve neyi kast ettiğimi bildiği için ifadesi bir tık rahatladı.

 

" Zilli derken ? Narin gibi konuşuyorsun."

 

Çisem rahatlığına bilmiş bir tavır ekleyerek öne atıldı.

 

" Hepimizin içinde bir parça Narin var . Yani Narin hafif şey biri ya ? " Bakışları beni sorguladığında kast ettiği şeyi bilerek başımla onu onayladım. O ise aynı saniyelerde konuşmaya devam etti. "Hah işte hepimizde var ondan."

 

Kısa bir an cümlesinin tamamına odaklandıktan sonra bıkkın bir nefes vererek duraksadım. Kast ettiği şey maalesef ki kardeşimin hafif meşrep olmasıydı ki bunu kabul etmeye mecbur kalsam da benim içimde onun zerresinin olmadığını bilmenin rahatlığıyla sitemli bir tınıda konuştum.

 

" Ay ne anlatıyorsun kızım? Genelleme yapma, yok benim içimde o şeyden."

 

Sözlerimle arkasına yaslanıp çok daha rahat bir ifade takınarak derin bir nefes verdi.

 

" Sen öyle san. Doğru yer ve zaman geldiğinde göreceğiz."

 

Gözlerimi yeniden boşluğa sürüklediğimde ne demek istediğini çok daha net anladım. Doğru yer ve zaman cinsellikti. Tam olarak o andı hatta. Gözlerimi devirerek ona baktığımda onun sözleriyle bunun alakasını anlayamadığım için sormaya hazırlanıyordum.

 

"Ne yani cinsel içgüdü şeylik demek mi oluyor ? Ne alaka baş belası? "

 

Çisem kıkırdayarak salladı başını. Ardından kıkırtısına gür bir gülüş ekleyerek omuz silkti.

 

"Hazan! " Dedi önce a harfini uzatarak. Ardından neşeli sesiyle konuşmaya devam etti. "Yanlış anladın yine. Cilve diyorum ben cilve. Bak şu kardeşine Kerem'e nasıl cilve yapıyor."

 

Çisem bakışlarıyla çaprazımızda ve biraz uzağımızda olan masayı işaret edince bakışlarımı hafifçe o yöne çevirdim. Narin yan sınıftan bir çocukla kahkaha atıyordu. Kollarını çocuğun boynuna dolamıştı ve resmen ahtapot gibi yapışmıştı. Yüzüme sorgular bir ifade ekleyerek ona döndüğümde kast ettiği şeyin bu olduğunu sorguluyordum.

 

" Ne yani bu mu cilve ? Az daha içine düşecek çocuğun."

 

Çisem yeniden kıkırdayarak öne atıldığında hafifçe omzuma vurup yeniden yerine yaslandı.

 

" Ay Hazan... Amacı o kızım."

 

O Eğlenir bir tonda konuşuyordu. Ben ise onun aksine kardeşimi bu konumda biriyle görmenin verdiği rahatsızlıkla ve kast ettiği şeyi düşünmekle yüzümü buruşturarak üzgün bir ifade takınmıştım. Ardından önüme bıkkın bir ifade ile döndüğümde bakışlarım telefona kaydı. Alparslan bana sırıtarak bakmaya devam ediyordu. Bu esnada yeniden Çisem'e dönüp bıkkın bir nefesle dudaklarımı yaladığımda kardeşimin saçma sapan bir adama yaptığı cilve ile bunun alakasını sorguluyordum.

 

" Peki sevgili eros hazretleri, şimdi bunun konumuzla ne alakası var ?"

 

Derin bir nefes verip bana doğru eğildiğinde bilmiş bir tavır takınıyordu.

 

" Eh işte sende seninki için azıcık Narin'i örnek alacaksın hayatım. Zilli falan ama istediği her erkeği bir günde tavlıyor."

 

Bu konuda Narin'in hakkını yememek lazımdı. Cidden elde etmek isteyip başarısız olduğu erkek yoktu; Alper haricinde. Onu elde edemediği yanındakinden ve evdeki tavırlarından belliydi. Bakışlarım Çisem'e döndüğünde bir cevap beklediğini fark ederek bıkkınca yutkundum.

 

" Saçmalama be ! Bende mi zilli olayım onu mu istiyorsun?"

 

Kendimce haklı bir isyanda bulunmuştum esasen. Şu hayatta en son isteyeceğim şey dahi değildi bu. Çisem ise sözlerimi başını sallayarak reddetti.

 

" Hayır azıcık cilve yap diyorum. "

 

Yeniden bakışlarımı Narin'e çevirdim. Dudakları arasında milim mesafe vardı. Bu tarz bir şeyi yapmam mümkün değildi. Karakterim el vermezdi en başında. Ben Narin'in aksine çok daha ketum biriyim çünkü. Bunu sözlü dile getirdiğimde Çisem merakla benim cevabımı bekliyordu.

 

" Ben hayatta böyle şeyler yapmam. "

 

Kaşlarını çatarak sinirli bir ifadeye büründü. Ben de bu esnada yutkundum.

 

" Yapmazsan kaparlar gül gibi oğlanı."

  

Sozlerine karşın derin bir nefes verdim. Haklıydı. Yakışıklı, zengin , karizmatik ve her şeyden önemlisi düşünceli biriydi. Yeni tanışmış olmamıza rağmen bu yüzden benden tam puan almıştı ama yine de etrafında güzel kızlar tur atarken beni istemesi üstelik bana sadık kalması mümkün görünmüyordu.

 

Bu yüzden ona ufaktan çekildiğimin farkında olduğum gibi bizim bir hikayemizin olamayacağının da farkındaydım. Düşüncelerimle bunu beynimde dillendirdiğimde ise bıkkın bir nefes dilimden döküldü. Aynı saniyelerde sesim de bıkkınlık ile doldu.

 

" Kapacak olan ben yapsam da kapar."

 

Çisem başını aşağı yukarı sallayarak iç çektiğinde bana hak veriyordu.

 

" Eh o da doğru. Hem zengin hem yakışıklı, işin çok zor be güzelim !"

 

................................

 

Okuldan sonra Nare ile birlikte galeriye doğru yola çıktık. Bu sefer fazla çizim istemesi işime gelmişti. Yetiştirmek için saatlerce uğraşsam da elime her zamankinden çok para geçecekti.

 

Uzun zamandır alışveriş yapamıyordum. Ne kadar alacağımı konuşmadık ama aldığım parayla ilk iş alışverişe gidecektim. Hayli fazla eksiğim vardı. Bunu fazlaca yıpranan ayakkabılarıma bakarak doğruladığımda umut dolu bir iç çekerek adımlarımı hızlandırdım. Nare de ardımdan yetiştiğinde sakin adımlarla içeri girdik. O esnada kapıda Kemal Bey'i gördüm. Güzel ve sıcak bir karşılama yapıyordu.

 

" Hazan hoş geldin. Bende seni bekliyordum. Ne yaptın yetiştirdin mi ?"

 

Geniş bir gülümsemeyi yüzüme yerleştirerek ellerimdeki ve Nare'nin ellerindeki poşetleri işaret ettim. Bu esnada gülümsemem sesimde yankı buluyordu.

 

" Evet Kemal Bey , hepsi burada."

 

Başıyla beni onaylayarak onları almak için komut verdi. Ben de gülümsememi sürdürerek paketleri ona doğru uzattım. Hepsini teker teker eline aldığında kenarda bulunan masanın üzerine koyup dikkatle açmaya başladı. Hepsine göz ucuyla baktığı esnada yüzünde memnun bir ifade oluştu.

 

" Güzel, çok güzel olmuş. Ellerine sağlık."

 

Zor beğenen bir adam olduğu için derin bir gülümseme ile öne atıldım. Heyecan vardı içimde. Sergi benim için bir fırsat olabilirdi belki. Bunu düşünerek sesime bir heves de eklediğimde gülümseyerek bana bakıyordu.

 

" Beğenmenize sevindim. Sergi ne zaman ? Benim çizimlerimin hangisi sergilenecek ?"

 

Başıyla beni reddederek öne doğru iki koca adım atıp bana yaklaştı.

 

" Hiçbiri."

 

Küçük bir duraksamayla kaşlarım çatıldı. Benden sergi için o kadar çok sipariş almıştı ve ben de sergi için heveslenmiştim. Şimdi hiçbiri sergilenmeyecek diyordu ve bu benim içimde küçük bir yeri kopardı. Sesime bunu döktüğümde gayet rahat bir tavırla beni seyrediyordu.

 

" Nasıl yani ? Siz sergi var dediniz. O yüzden fazla çizim istemediniz mi ?"

 

Başıyla beni onaylayarak içli bir nefes verdiğinde bakışlarım saniyelik kardeşime döndü. O da en az benim kadar şaşkındı.

 

" Evet sergi var ama senin çalışmaların sergiye çıkmadan satıldı."

 

Dudaklarımdan şaşkın bir nida dökerek yeniden kardeşime döndüm. Ardından kesişen bakışlarımıza son vererek ona döndüğümde yutkundum. Hepsi satılmıştı,hepsi. Önceden aldığı üç beş çizimi zar zor sattığını söyleyen adam şu an hepsinin sergilenmeye bile gerek kalmadan satıldığını söylüyordu. Yüzümdeki inanmaz ifadeyle ona baktığımda ciddi bir şekilde cevap beklediğini görerek umut dolup sevinçle öne atıldım. Bu esnada beni bu denli sevince boğan kişiyi de merak ederek sorgular bir ifadeye büründüm.

 

" Öyle mi ? Kim satın aldı peki, belli mi ?"

 

Başını sağa sola sallayarak beni reddetti.

 

"Bilmiyorum. Bizim kızlar ben yokken satmış. Şimdi hepsi alıcıya kargolanacak. Senin paran da hazır. Bekleyin burada , getiriyorum."

 

Başımla onu onaylayarak Nare'ye sevinç dolu bir bakış gönderdim. Bu esnada içim kıpır kıpırdı. Belki de bir yerlerde biri benim yeteneğimi fark etmişti. Tuğrul buna da engel olacaktı belki ama yine de emeğimin ve yeteneğimin karşılığını almak beni mutlu ediyordu ve içimde umut oluşmasını sağlıyordu.

 

Kısa bir süre sonra elinde bir zarfla geldiğinde zarfı alarak nezaketen açmaktan kaçınıp oradan ayrıldık. Kalbimdeki kıpırtı sancıya dönüştüğü için içli bir nefes vererek galeriden yalnızca üç adım uzaklaşıp duraksadım. Sattığım ilk çizim değildi ama böylesini daha önce yaşamamıştım. İlk defa çizimlerim sergiye dahi çıkmadan satılmıştı.

 

Nare de en az benim kadar heyecanlıydı ve bu heyecanı zarfa atılarak gösterdi. Ben de bakışlarımla onu onaylayıp derin bir nefes verdim. Ardından yırtmamaya özen göstererek zarfı açtım. Gördüğüm meblağ ile ağzım büyük bir şokla aralandı. Bu esnada ettiğim küfür tamamen refleksti.

 

" Hass*ktir"

 

Nare elimde bulunan zarfa atılırken heyecanla konuştu. Ben bu esnada gördüğüm sayının gerçekliğini idrak etmeye çalışıyordum.

 

" Abla ne kadar vermişler ?"

 

Çeki havaya kaldırıp güneşe doğru tutarken meblağı tekrar okudum. Tekrar ve tekrar...

 

Sevinçle yerimde zıpladım sonra. Hâlâ şaşkın gözlerle beni seyreden Nare'yi fark edince kahkaha attım. Kahkahama sesim eşlik ettiğinde artık zengin biri olduğumu düşünüyor düşünmekle kalmıyor havasına giriyordum.

 

" Nare bana abla deme !Majesteleri de, lordumuz de , sosyetik güzel de... ZENGİN OLDUM!"

 

Sözlerimi tamamlarken sevinçle Nare'ye sarıldım. Ben bir iki bin lira falan verirler diye seviniyordum. Şimdi bu para benim hayatımın en büyük şoku olmuştu. Belki de ömrümün sonuna dek harcayacağım kadar çoktu.

 

Nare de sesimle sevinerek öne atıldığında heyecanı uzattığı elinin titremesinden belli oluyordu.

 

" Dur bakayım ,ver bana."

 

Sesini komut olarak algılayıp elimdeki çeki ona uzattım. O ise hız kesmeden eline alarak incelemeye başladı. Çok geçmeden sayıyı okuduğunda neredeyse çığlık atacak bir tınıda şaşkınlık ile konuşuyordu.

 

" YUH ! YÜZ ELLİ BİN DOLAR MI !"

 

Başımı aşağı yukarı sallayarak sevinçle ellerimi vurdum. Bu esnada ikimizin de ayakları yere değmiyordu. Sesli olarak tekrar ettiğimde içimdeki düşünceler ve sevinç dışıma yansıyordu.

 

" Yüz elli bin dolar... Kızım bu paraya bizim siteyi alırım ben !Hayatım kurtuldu resmen."

 

Çekin önünü arkasını kontrol ederek dikkatle incelediği esnada yutkunarak konuşuyordu.

 

" Abla bak ! Alan kişinin adı Toygarmış. Toygar yıldız."

 

Çeke eğilerek meraklı bir ifade ile ben de isme baktım. Kaşlarım şüphe ile havalandığında sesimle beni zengin eden adamı sorguluyordum.

 

"Kim ki o? Zengin biri falandır kesin. Bak bir telefonundan."

 

Sözlerimle telefonunu çıkardı ve arama motoruna adını yazdı. Daha sonra başını olumsuz anlamda sallayarak mırıldandı.

 

"Çıkmadı bir şey."

 

Sıcaktan ve heyecandan enseme yapışan saçlarımı sağ elimle toplayıp sol elimi yüzüme doğru salladım. Kim olduğu şu noktada önemli değildi. Tek önemli olan beni zengin etmiş olmasıydı. O yüzden fazla üstünde durmak istemedim.

 

Param vardı ama bu parayla ne yapacağım, nasıl kullanacağım belirsizdi. Tuğrul'un paradan haberinin olmaması gerekiyordu. Bu parayı kullanarak dahi olsa içinde bulunduğum hayattan kurtuluşum yoktu. Benim sevinmiş olmam elime geçen üç kuruş parayla karşılamaya çalıştığım ihtiyaçlarımı daha rahat bir şekilde karşılayacak olmamdı aslında . Bu bile büyük bir nimetti benim için .

Tek sorunum şu an nasıl saklayacağımdı. Bunu düşünerek içli bir nefes verdiğimde Nare telefonunu cebine koyuyordu.

 

" Aman neyse , kimse kim ! Boşver şimdi onu. Cidden ne yapacağım ben bu parayı?"

 

Yutkunarak bana baktığında yüzünde kararlı bir ifade vardı.

 

" Bir hesap açalım sana, oraya yatır."

 

Önce hak verip başımı salladım. Ardından bunun gizlemek için doğru bir yöntem olmadığını düşündüm. Sesli bir şekilde dile getirdiğimde cevabımı merak ediyor gibi bakıyordu.

 

"Olmaz ki ! Tuğrul anlar."

 

Başını aşağı yukarı sallayıp içli bir nefes verdi.

 

"Doğru. Ben açsam yine anında anlar. Çisem ablaya söyle bir."

 

Çisem kabul ederdi. Tek sorun ailesine yapacağı açıklama olurdu. Onunla bu konuyu konuşarak halledebileceğimize karar verdim ama içimdeki tedirginlik geçmedi. Bu para çok... Çok fazlaydı benim için.

 

" O belki kabul eder de. Parayı yatırınca iş bitmiyor ki. Sonra ne yapacağım ne olacak o para ?"

 

Nare öne doğru bir adım atıp gülümsedi. Ben de bu esnada içimden bu kadar çok parayı ne yapacağımı geçiriyordum.

 

"İhtiyacın oldukça çeker harcarsın ama öyle hemen büyük harcamalar yapma. Babam anlamasın. "

 

Yutkunurken başımı salladım hafifçe . Doğru söylüyordu. Şimdilik en mantıklı plan buydu.

 

"Doğru diyorsun. Anlarsa kariyerim başlamadan biter."

 

Yalnızca kariyerim değil öğrendiğinde çok daha mühim şeyler biterdi aslında ama bunu dillendirmekten kaçındım.

 

Son zamanlarda sabrını sınadığımın farkındayım. Çalışıp para kazandığımı öğrenmesi bitişimin son noktası olabilir.

 

O yüzden bu konuyu evde daha detaylı düşünmeye karar verdim ve daha fazla vakit kaybetmeden eve gittik.

 

..............................

 

Eve döndükten sonra yatağıma uzanıp bunca parayla ne yapacağımı düşündüm. Çisem'in hesabına yatırmaktan daha mantıklı bir çözüm gelmedi aklıma. Yatırım için ev , araba alsam Tuğrul'un haberi olurdu. En iyi çözüm saklamaktı. Bir gün bu evden kurtulursam eğer o para benim çıkışım olurdu.

 

Akşam yemeğinden sonra yeniden odama dönüp biraz uyudum. Kaç gündür geceleri ayaktaydım. Yeni çizimler için sergiden sonra haber vereceğini söyledi Kemal Bey. O zamana kadar okuldan sonra uyur geceleri rahatça giderim diye düşündüm.

 

Eskiden böyle bir amacım yoktu. Kabus görüp uyandığımda geri uyuyamadığım hava alıp yalnız kalmak istediğim için giderdim.

 

Ama şimdi...

 

Onunla daha fazla sohbet edebilmek yeşillerine dalabilmek uğruna gidiyordum.

 

Saatimin alarmını yatmadan gece yarısına kurmuştum. Onun sesiyle düşünceler neticesinde daldığım uykumdan uyanıp hazırlanmaya başladım. Hava biraz esiyordu bugün. O yüzden lacivert bir kapşonlu kazak

ve gri eşofman giyindim. Beyaz spor ayakkabılarımı da giydiğimde hazır olduğuma kanaat getirdim. Saçlarımı da tepeden bağlayıp odamın camından dışarı bakındım. Görünürde kimse yoktu. Bu yüzden sessizce evden çıktığımda rahat bir nefes verip yola koyuldum.

 

Ona olan hislerimi inkar edecek değilim. İlk gördüğüm an içimde oluşan kıpırtı her görüşümde katlanarak artıyordu. Ona kapılıp güvenmek için erken olsa da şu an için tek istediğim onunla daha fazla zaman geçirmekti. Sonunda kayalığa ulaştığımda çoktan yerine oturmuş olan Alparslan'ı gördüm. Yüzüme yayılan gülümseye kalbimdeki kıpırtı eşlik etti.Küçük adımlarla yanına gidip oturdum.

 

Beni fark edince yana doğru dönüp gülümsedi. Yeşilleri şimdiye dek gördüğüm en parlak tonundaydı.

 

" Hoş geldin."

 

Derin bir nefes verip gülümsedim. Kalbim yerinden çıkacaktı sanki. Öyle derinden ve öyle hızlı atıyordu. Sesimde kalbim yankı bulmazken ona cevap verdim.

 

" Hoş buldum. "

 

İçli bir nefes vererek gülümsedi. Ardından cebinden bir kağıt çıkararak o kağıdı işaret edip konuşmaya başladı.

 

"Bak, sana ne getirdim."

 

Eliyle uzattığı kağıdı alıp incelemeye başladım.

 

Küçük sarı saçlı bir kız çocuğu yanındaki kırmızı elbiseli bir kadının elini tutuyordu. Resmin üstünde ise pembe bir kalbin içinde alt alta Hazan ve Elif yazıyordu. Resmi inceledikçe yüzümde kocaman bir gülümseme oluştu. Gülümsemeye sesimdeki neşe eşlik ettiğinde içli bir nefes verdim. Bu resmi Elif yapmış olmalıydı. Onu ne denli özlediğimi içimden geçirdiğimdeyse sesim kulaklarını dolduruyordu.

 

" Bu çok , çok güzel."

 

Başını aşağı yukarı sallayarak gülümsediğinde bakışlarım resimden çekilmiyordu. Resmi hayranlıkla izlemeye devam ettiğimde erkeksi ve şefkat dolu sesini işittim.

 

"Elif senin için yapmış. Bugün ne zaman geleceğini sordu. Ben de gelemeyeceğini söyleyince bunu gönderdi sana."

 

O gün Elif' e lunapark için söz verdiğimde bir şekilde ayarlar giderim diyordum ama şu sıralar Tuğrul normalde olduğundan daha gergindi. Şevval ve Kenan'ın ilişkisini bilmem de dikkatleri üstüme çekiyordu. Galeriden aldığım para da eklenince...

 

Dikkat çekecek bir harekette bulunmayı geçtim, o hareketi düşünmem dahi riskliydi. Durumlar düzelene kadar Elif'i görmem bu yüzden mümkün görünmüyordu. Alparslan gerekli şartları sağlasa dahi mümkün değildi ve bu mümkünsüzlük içime bir acıyı oturttu.

 

" O kadar çok isterim ki onu görmeyi ama biliyorsun işte. Sadece gece çıkabiliyorum evden. Eğer gündüz çıkabilirsem söz , onu görmeye geleceğim."

 

Başıyla beni yeniden onayladığında sözlerimin bitimden hemen sonra konuşmaya başladı. Hiç düşünmeden kurduğu cümle yine de en az az önceki kadar içtendi.

 

"Ne zaman istersen. Haber vermen yeter. Tamamen iyileşince o da görmeye gelir seni. Ayarlarız bir şekilde."

 

Bu konuda anlayışlı oluşu hoşuma gitmişti. Ses tonu da oldukça yumuşak çıkıyordu.' Zor durumda olduğunu biliyorum ama üstelemiyorum.' Der gibiydi.

 

Yine de Elif'in gelmesi doğru olmazdı. Bir şekilde halledip benim görmem gerekirdi. Küçücük bir çocuğu ayağıma çağırmam asla doğru ve mantıklı bir hareket olmayacağı için hem başımla hem de sözlerimle onu reddettim.

 

" Olmaz öyle. Ben gelirim bir şekilde. Söyle ona, ilk fırsatta geleceğim."

 

Gözlerimin içine bakarak tebessüm etti. Tebessümü içimde bir yankı oluşturdu. Aynı saniyelerde gülümseyerek ona karşılık verdiğimde kısık bir sesle konuşuyordu.

 

" Söylerim."

 

Cümlesini tamamladığı an dahi bakışlarımız birbirinde kalmaya devam etti. Bu esnada kısa, çok kısa bir an bakışlarındaki derinlikte kayboldum. Belki iki üç saniye belki bir dakika ama benim için saatler gibi geçmişti bu süre.

 

Onun gözleri ise benim aksime gözlerimden kayıp yüzüme , saçlarıma en son dudaklarıma kaydı. Dudaklarıma bakarken yutkunuşunu fark ettim. Bu esnada ben de istemsizce ben de yutkundum.

 

"Hazan , sana daha önce kimse zamanı durdurabildiğini söyledi mi ?"

 

Birkaç saniye anlamsız bir ifadeyle bakakaldım yüzüne. Daha sonra sözlerini hâlâ idrak edemediğimi fark ederek içli ve meraklı bir nida ile konuştum.

 

"Ne ?"

 

Yeniden yutkunup duruşunu düzelterek konuşmaya başladı.

 

" Şu an, bak tam şu an zaman durmuş gibi."

 

Yeniden gözlerime baktı. Yüzünde meraklı bir ifade vardı. Ciddiydi. Bir şeyi sorguluyor gibiydi.

 

" Nasıl yaptın bunu ?"

 

Yutkundum. Evet tek yapabildiğim bu oldu Çünkü ne dediğini hâlâ anlamamıştım. Daha sonra boş boş kırpışan gözlerim onun bakışlarındaki ciddiyetle sekteye uğrayarak dillendi.

 

" Ne yaptım ki ?"

 

İçli bir nefes vererek dudaklarını yaladı. Ben de cevabı merak ederek bakışlarının derinliklerinde kayboldum. Bu esnada benim merakımı dindirmek adına konuşuyordu.

 

" Zamanı diyorum ,nasıl durdurdun Hazan ?"

 

Sesi bıkkın çıktı. Anlamam için sabırsız olduğu sesinden ve ifadesinden belliydi ama ben anlayamıyordum. Bir iki saniye daha boş boş bakındıktan sonra bıkkın bir nefes vererek konuyu dağıtmaya karar verdim. Zamanı durdurmak ve bunu başarmak pek anlayacağım şeyler değildi.

 

" Sen yine filozof gibi konuşmaya başladın. Bir şey yaptığım yok benim. Duruyorum öyle."

 

Dudaklarıma bakarken derin bir nefes verdi. Nefesi saçlarımı hafifçe kıpırdatırken ben de istemsizce dudaklarına baktım. Bir erkek dudağına göre fazla güzeldi. Alt dudağı oldukça kalınken üst dudağı onunla orantılı şekilde biçimli duruyordu. Ben onun dudaklarını incelerken onun sesinin erkeksi tonu yankı buluyordu.

 

"Öylece durman bile yetiyor işte."

 

Kısa bir an gözlerime baktığında bakışlarımı dudaklarından çekip anlamaz bir şekilde ona bakmaya devam ettim. Gerçekten ne demek istediğini anlamamıştım. İltifat etmiş gibiydi ama etmemiş gibiydi de. O da bunu fark etmiş olacak ki bıkkın bir nefes vererek hafifçe geriledi.

 

" Neyse. Boşver sen beni saçmalıyorum yine."

 

Anlamamam sonunda onu pes ettirmişti. Fazla bile direndiğini düşünerek yutkunup ben de geriledim. Bu esnada konuşmamla sorunun bende olduğunu anlatma niyetindeydim.

 

" Estağfurullah. Ben biraz dalgınım. O yüzden anlayamadım."

 

Gerçekten dalgındım. Uyumuş olmanın verdiği miskinliğe Denizin kokusu eşlik ediyordu. Bu da beni normalde olduğundan daha dalgın ve bitkin bir hâle sürüklemişti. Sözlerime meraklı bir bakış ve ses ile eşlik ettiğinde bakışlarımı onun yeşillerinde tutuyordum.

 

" Neden dalgınsın ? Bir şey mi oldu ? "

 

Meraklı bakışlarını tebessümle karşıladığımda konuşarak merakını dindirdim.

 

" Hayır. Deniz havası dinlendiriyor. O yüzden dalmışım. "

 

Derin bir nefes çekti içine. Bu esnada konuşuyordu. " Doğru. Deniz havası dinlendirir. " Anlık duraksayıp gözlerini üzerimde gezdirdi. Cümlesini tamamlarken yüzünde sorgular bir ifade hakimdi.

 

" Üşütür de . Üşüdün mü? "

 

Başımla onu reddettim. Üşümemiştim. Sadece dalgınlık ve bitkinlik vardı üzerimde.

 

" Hayır, üşümedim. "

 

Ben sözlerimi tamamlarken cümlemin aksini işitmiş gibi davranarak hızla takımının ceketini çıkarıp kollarıma bıraktı. Küçük bir tebessümle yetinebildim. Üşüme ihtimalimi bile düşünecek kadar zarif bir adamdı ve bu zariflik içimde bir yeri okşuyordu.

 

" Gerek yoktu. Üşümemiştim. "

 

Gülümseyerek ceketin yakasını düzeltti. Bu esnada konuşuyordu.

 

" Vardı. Esmeye başladı. "

 

Bana doğru dönüp biraz yaklaştı ve elini üzerimde bulunan ceketin cebine attı.

Yakınlaşmasıyla parfümünün erkeksi kokusu doldurdu ciğerlerimi. Derin bir nefes alarak gözlerimi kapattım. Bu esnada amacım aldığım o erkeksi kokuyu içime hapsetmekti. Kokunun azalmasını fark ederek gözlerimi açtım daha sonra.

 

Bakışlarımı sorgular bir ifade ile yana çevirdiğimde sigarasını aldığını fark ettim. Paketten çıkardığı bir sigarayı usulca dudaklarına götürdü. Çakmağının tok sesi sigarayla buluştuğunda dumanı içine çekerken çehresinin aldığı şekli izlemeye daldım. İnanılmaz çekici görünüyordu. Bakışlarımı üzerinde hissetmiş olmalı ki bana doğru döndü. Göz göze gelmemizle gülümsedi.

 

" Böyle sürekli yanında sigara içiyorum ama... Rahatsız olmuyorsun değil mi? "

 

Bu kadar düşünceli olması fazla güzeldi. Ya da daha önce kimse beni bu kadar sıklıkla düşünmediği için etkileyici geliyordu.

 

"Hayır. Severim ben sigara kokusunu."

 

Böyle tuhaf huylarım vardı. Egzoz kokusunu da çok severdim ama bunu bilmesine gerek yoktu.

 

Tek kaşı havalandı ve aynı saniyelerde imalı bir tonda konuşmaya başladı.

 

" İçmiyorsun umarım. "

 

Bunu soracağını tahmin etmiştim. Bu sebepten bıkkın bir nefes verdim. Sigara içen ama yanındaki kadının içmesini istemeyen tiplerdendi.

 

Çoğu erkek gibi...

 

Sigarayı kadına yakıştırmıyordu bence. Ben de kullanmıyordum zaten. Tek bir dal sigaranın ömürden sekiz dakika götürdüğünü okumuştum bir yerde. Ne yaşarsam ne kadar zor bir hayatım olursa olsun yaşayacağım her sekiz dakika önemliydi benim için.

 

Ömrümü sigaraya heba edemeyecek kadar yaşamayı seviyordum. Bu yüzden onu başımla reddederek gerekli açıklamayı yaptım.

 

" Hayır. Sadece kokusu hoşuma gidiyor. "

 

İçli bir nefes verip konuştuğunda sigarası dudaklarına kayıyordu.

 

" Güzel. "

 

Tek kaşımı havaya dikerek az önce düşündüğüm şeyin doğruluğunu öğrenmek adına öne atılarak bir soru yönelttim.

 

" Yoksa sen dediğimi yap, yaptığımı yapma diyenlerden misin? "

 

Sigara içtiği halde içmiyor oluşuma sevinmesi buna işaret ediyordu. Bunu neşeli bir tonda dile getirmem ilgisini çekmiş olacak ki bakışları tamamen bana kaydı. Ardından kısa süre sonra dudaklarıma kaydığında içli bir nefes vererek konuşmaya başladı.

 

" Sanmam. "

 

Bıkkın bir nefes vererek merakımı dindirmek adına yeniden konuştuğumda bakışları hâlâ üzerimdeydi.

 

" Öyleyse neden tiryakisi olduğun sigarayı içmemem gerektiğini ima ettin?"

 

Yutkunarak bir duman daha çekti içine.

 

" İçmemen gerektiği için. "

 

Sözlerini tamamladığı esnada ise çektiği dumanı yüzüme üflememek için manzaraya döndü.

 

Ben de bıkkın bir nefes vererek sözleri ve hareketi arasındaki uyuşmazlığı dillendirdim.

 

" Dediğini yapmamı istiyorsun ama bunu sigara içerken söylüyorsun. "

 

Bakışlarını yeniden bana çevirerek cümlemi tamamladığım an konuşmaya başladı.

 

" Dediğimi yapacak olsan direkt içme derdim Hazan. Hem sen zaten sigara içecek bir kız değilsin. "

 

Sözlerine karşın nasıl bir kız olduğumu düşünmüştü diye düşündüm. Düşüncesi bile kalbimi tekletti. Bu esnada merakımı sekteye uğrayan sesimle dillendirdim.

 

" Nerden biliyorsun ? "

 

O ise hiç duraksamadan sanki çalıştığı yerden soru gelmiş gibi konuşmaya başladı. Sesinde ciddi bir tını hakimdi.

 

" Yaşamayı seviyorsun ; tüm zorluklarına rağmen. Onca imkansızlığın içinde bile şu manzaranın tadını çıkarmak için buraya geliyorsun. Hayata bu kadar bağlı olan biri sigarayla ömrünü tüketmez. "

 

Beni bu kadar iyi tanımlamış olması dilimi mühürledi. Öyleydi. Tüm imkansızların içinde yaşama sıkı sıkıya tutunuyordum. Kısa bir duraksamanın ardından cevap bekliyor oluşunu hatırlayıp duruşumu düzelttim. Bu esnada içimden onun gelişi geçiyordu.

 

" Sende geliyorsun buraya. O zaman senin de yaşamayı sevmen gerekmez mi ? "

 

Yaşamayı sevmediğini ima ettim. Yanlışımı düzeltip sevdiğini söylemesi için. Bu konuda yanılmış olmak için. Onun aksini söylemesini bekleyerek meraklı bir tınıda konuştuğumda acı bir tebessüm ederek yanıtladı beni.

 

" Benim için zor bir şey değil. İstediğim her an , her dakika kısa sürede burada olabilirim. Zaten kafa dağıtmaya geliyorum ben. Sen manzara için geliyorsun. "

 

Aksini bekleyen zihnime beni yanıltmayan bir cevap verdi. Dışardan mükemmel görünen hayatı zorluklarla dolu olmalıydı. Ona destek olmak hayatı yaşanası kılmak istedim. Bunu yapmam şu an için mümkün olmayacak kadar kapsamlı bir olaydı. O yüzden sonraya saklayarak içli bir nefes verdim.

 

Sonra ona karşı dürüst bir itirafta bulunarak kafasını dağıtmaya karar verdim. En azından şu an bu kadarını yapacak bir imkana sahiptim.

 

" Cık. Artık sadece manzara için gelmiyorum. Sen varsın diye geliyorum."

 

Gamzelerini göstererek gülümsedi sözlerime. Aynı esnada sorgular bir tınıda konuşuyordu.

 

" Benim için geliyorsun? "

 

Onu başımla ve bakışlarımla onayladım.

 

" Hıhı. Gün içinde böyle uzun uzun konuştuğum kimse yok. "

 

Gülümseyerek başını aşağı yukarı salladığında gerçek bir şeyi söylemiştim. Gerçekten sadece etkilenmem geliş nedenim değildi. O bana iyi geliyordu. Onunla konuşmak güzel hissettiriyordu.

 

" Gün içinde de konuşabiliriz. Mevzu konuşmaksa eğer. "

 

Sözleri az önceki neşesi kadar hakimiyet kurmamıştı. Niyetimin yalnızca konuşmak olduğunu anlamış olmalıydı.

 

Nasıl düzelteceğimi bilemeyip konuşmaya devam etmeye karar verdim. Bu esnada ne dediğimin farkında olsam da içimde bir yerlerde yanlış anlaşılma korkusu hakimdi.

 

" Keşke... Telefonum yok biliyorsun. Yoksa gün içinde de kafanı şişirmek isterdim. "

 

Günün her saati sesini duymak istediğimi içimden geçirdim. Yeşillerini seyretmek isteğimi her saat aslına kavuşturmak istedim. Bu sözleri gözlerine bakarak ve içimden geçirerek tamamladım. O ise kıkırtı ile karışık bir tonda konuştu.

 

" Kafa şişiren ben oluyorum genelde. Çok konuşuyorsun demiştin."

 

Küçük bir kıkırtı döküldü dudaklarımdan. Nihayet eğlenceli konuşma faslına geçmiştik.

 

" Doğru demişim. "

 

Kıkırtıma eşlik ederken gamzelerini göstere göstere gülümsedi. Tek kaşı havalandığında ise oldukça neşeli bir tonda kinayeli bir şekilde konuşuyordu.

 

" Ayıp oluyor. "

 

Ben de eğlenceli bir tınıda ona eşlik ettim. Ardından aklıma anlık olarak bir düşünce geldi.

 

" Tamam kızma hemen. Versene bir tane de bana ."

 

Hâlâ sıkıca tuttuğu paketi elimle işaret ettiğimde bakışları şaşkınlıkla önce sigaraya sonra bana döndü.

 

" Saçmalama. "

 

Başımla ve bakışlarımla onu onaylayarak ciddi bir ifade takındım.

 

" Cidden. Denemek istiyorum. "

 

Amacım tiryakisi olduğu kadar güzel olup olmadığını öğrenmekti. Bunu gerçekten bilmek istiyordum. O yüzden istemiştim ancak o oldukça sert bir dille bunu reddetti.

 

" O fırsatı ben vermek istemiyorum. "

 

Başımı olumsuz anlamda salladığımda sözlerinin aksini düşünüyordum.

 

" Sen vermiş olmayacaksın ki . Benim kararım. "

 

O da aynı şekilde karşılık verdi sözlerime.

 

" Sigarayı benden alacaksın. Ben vermiş oluyorum. "

 

Biraz haklılık payı vardı sözlerinin. Ondan aldığım için o başlatmış olacaktı ama onu haklı çıkarmamak için konuyu farklı yere çekmek istedim. Bu esnada sesimde alaylı bir tını yankı buluyordu.

 

" Cimriyim , seninle paylaşmak istemiyorum demiyor da... "

 

Yeniden bana doğru dönüp büyük bir kahkaha attı. Gülüşü öyle hoşuma gitti ki ben de gülüşüne aynı tınıda eşlik ettim. O ise neşesini sesine yansıtarak gamzelerini gösterdi.

 

" Anlaşıldı. Sana iyilik yaramıyor. Hemen cimri yaptın beni. "

 

Kıkırdayarak alayımı sürdürdüğümde ikimiz de oldukça neşeliydik.

 

" Öylesin ama. Bir tane versen *lür müsün? "

 

Hafifçe doğrulurken önüme düşen bir tutam saçı geriye attı. Bu esnada gözlerim saniyelik olarak kapandı. O ise içli bir nefes vererek konuşmaya başladı.

 

" Kamu spotu gibi konuşmak istemiyorum ama bir taneyle kalmaz. Devamı gelir onun. "

 

Yeniden gülerken konuşmaya başladım. Onunla eğlenmek çok hoşuma gidiyordu.

 

" Hadi hadi! Cimriyim diyemiyor da devamı gelir diyor. Vazgeçtim istemiyorum. Ben kendim denerim. "

 

Ben sözlerimi tamamlarken sigarasını aramızda bulunan taşa söndürdü. Ardından derin bir nefes verip dudaklarını yalayarak konuşmaya başladı.

        

" Denemeyeceğine eminim. Blöf yapıyorsun. "

 

Haklılık payı vardı aslında. O sevdiği için tadına bakar kalanını içmek istemezdim muhtemelen. Merakım sekiz dakikamdan kıymetli değildi .

 

Yine de bunu söylemek yerine alaylı eğlenceme devam ettim.

 

" Doğru. Sen kesin önceki hayatında filozofmuşsun. Her şeyi biliyorsun."

 

Kahkaha atarken paketi elinde döndürmeye başladı. Bu esnada benim alaylı eğlenceye büyük bir istekle eşlik ediyordu.

 

" Siyasetçi de olabilirdim. Nasıl emin oldun ? "

 

Yutkunup tamamen ona çevirdim bakışlarımı. Cevabım çoktan hazırdı. O yokken hangi ihtimalin daha doğru olduğunu düşünmüştüm.

 

" Yalan söylemiyorsun. Ordan emin oldum. "

 

Az önceki kadar yüksek sesle olmasa da yeniden kahkaha attı. Gamzelerini göstererek gülüyordu karşımda. Manzaram eşsizdi.

 

" Doğru. Siyasetçi olamayacak kadar dürüstüm. "

 

Öyleydi. Çekinmeden konuşuyordu ama incitmeden yapıyordu bunu. Gerçekten tarif edilemeyecek kadar iyi bir düşünceye sahipti bu konuda.

 

Ortamda kısa bir sessizlik oluştu ve aynı saniyelerde hafif bir rüzgar esince ceketine biraz daha sarıldım. Parfümünün kokusu içime dolarken bakışlarımı yeniden manzaraya çevirdim. Bir süre sonra gözlerim kapanmaya başladı. Bugün galeri yolunda hayli yorulmuştum. O kadar saat uyumakta muhtemelen bu yüzden etki etmemişti. Uykumun geldiğini hissettiğimde buna bu sebepten olsa gerek karşı koyamadım.

 

Sol yanağımda bir el hissettim önce. Sonra başım omzuna yaslandı. Kokusu yakınlığımızla daha çok doldu içime. Derin bir nefes aldım. O esnada gözlerim kazanıyordu.

 

" Seni eve bırakmamı ister misin ? "

 

Şefkat dolu ve huzur verici bir ses ile konuştuğunda içli bir nefes verdim. Gitmek istemiyordum. Onunla sohbet etmeye doyamamıştım daha.

 

" Biraz daha kalmak istiyorum."

 

Sesim oldukça yorgun çıkmıştı . Varla yok arasıydı. Sözlerimin ardından başımda gezdi elleri. Tepki veremedim. Ne kadar süre öyle kaldık bilmiyorum.

 

Telefon çalmasıyla irkildim. Doğrulduğumda bakışlarım ondaydı ve Alparslan ağzının içinde mırıldanarak telefonunu cebinden çıkarıyordu. Arayan isme dahi bakmadan hızla aramayı sonlandırdığında kaşlarım şüphe ile havalandı.

 

" Açsaydın. Geç oldu ,önemli bir şeydir belki. "

 

Bu esnada burukça tebessüm ederek yutkundu.

 

" Önemsiz biriydi. Boşver. "

 

Başımla onu onayladığımda kolunu yeniden omzuma atmaya yeltendi. Bir elimi uzatarak durdurdum onu. Yorgunluğum azalmak bilmiyordu ve ne kadar onunla sohbet etmeye doymamış olsam da şu an bu konumda olmamız doğru değildi . İsteklerimi bir kenara bırakarak konuştuğumda amacım tamamen buydu.

 

" Uyumaya evde devam etsem iyi olacak."

 

Bıkkın bir nefes vererek başıyla onayladığında sesinde küçük bir keyifsizlik hakimdi.

 

" İyiydik böyle. "

 

Tebessüm ettim sözleriyle. Evet, çok iyiydik öyle ama şu an erkendi buna.

Yeşilleri sokak lambasının ışığında parlarken gülüşü büyüdü ve benden cevap gelmeyince önüne döndü.

 

Ben de onun önüne dönmesiyle kısa bir an duraksadım ve sabahki mevzuda ondan fikir almam gerektiğini hatırladım.

 

" Az kalsın unutuyordum Alp. Sana sormam gereken bir şey var."

 

Bakışları yeniden bana döndü. Yüzünde şaşkın bir ifade vardı.

 

"Alp mi ?"

 

Yutkunarak gözlerimi kapattığımda amacımı ona söylemek adına konuşmaya başladım.

 

"Ben ... Bir an Alparslan demek uzun geldi diye öyle söyledim. Rahatsız mı oldun ?"

 

Gülümseyerek başıyla reddetti beni. Bu esnada konuşuyordu.

 

"Yok şaşırdım sadece. Daha önce kimse bana Alp demedi de."

 

Kaşlarım şüphe ile havalanırken ismini kimsenin kısaltmamış olmasına şaşkındım. Bunu ona söylediğimde meraklı gözlerle bana bakıyordu.

 

" Adın Alp değil mi ? Alp ve Arslan. Birleştirince Alparslan işte iki isim gibi."

 

"Adımı kısalttın yani."

 

Sorgular ifadesine sorusu eşlik etti. Hoşuna gitmemiş gibiydi. Bu yüzden yutkunarak dudaklarımı yaladığımda içimde pişman bir his belirdi.

 

" İstemezsen demem bir daha."

 

Başıyla reddedip yüzüne içten bir gülümseme yerleştirerek konuşmaya başladı.

 

"Yok yok sevdim.Bundan sonra Alp de bana. Arada bir Alparslan dersen de hiç fena olmaz ama."

 

Ben de gülüşüne eşlik ederek onayladım onu.

 

"Tamam. İkisini de kullanırım ben."

 

O ise yeniden önüne dönüp meraklı bir tınıda konuşmaya başladı.

 

" Sen ne soracaktın bana ? "

 

Derin bir nefes alıp birkaç saniye kelimelerimi topladım. Önemli bir konuydu. Onun bu konudaki fikri benim için gerçekten önemliydi.

 

" Hah evet şey soracaktım. Yüz elli bin doların olsa ne yapardın ? Gerçi senin bir sürü yüz elli bin doların vardır ama bir tane varmış gibi düşün. Ne yapardın ?"

 

Kısa bir an düşündü. Ardından bana dönerek içten ve samimi bir ifade ile konuşmaya başladı.

 

" Yüz elli bine ortalama bir yat alınır. Yat alır dünya turuna çıkardım."

 

Önce yüzüne baktım. Ardından Sözlerini düşünerek kıkırdadım. Zengin kafası ile cevaplamıştı sorumu. Cümlesinden ve cümlenin mantığından bu çok aşikar bir şekilde belli oluyordu.

 

" Biraz gerçekçi olur musun lütfen? Benzin fiyatlarından haberin yok herhalde. Tüm parayı yata verirsem suyla mı çalıştıracağım onu?"

 

Kısa bir an duraksayarak başıyla beni onayladı. Hak vermiş olmalıydı. Ardından kıkırdayarak gayet haklı bir serzenişte bulundu.

 

"E ama senin yüz elli bin doların olsa dedin Hazan. Ben benzin fiyatını dert etmem ki."

 

Ben de duraksayıp onun sözünü düşündüm. Haklıydı. Onun eminim ki böyle bir derdi tüm ömrü boyunca hiç olmamıştı. O yüzden soru kökü hatalı diye düşünerek duruşumu düzeltip yeniden konuşmaya başladım.

 

" Doğru. O zaman şöyle sorayım. Benim yerimde olsan ve yüz elli bin doların olsa ne yapardın ?"

 

Yutkunarak başını aşağı yukarı salladığında kendinden emin bir ifade ile konuşmaya başladı.

 

" Bir banka hesabı açar parayı faize yatırırdım."

 

Kaşlarım şüphe ile havalandığında önerisinin mantıklı olmasını içimden geçiriyordum.

 

" Sen öyle mi yatırım yapıyorsun ? Parayı faize yatırarak yani."

 

Reddederek içli bir nefes verdi.

 

" Hayır ben genelde yurt dışına yatırım yaparım. Ama riskli yatırımlar yaparım. Sana garanti para lazım."

 

Ben söylemeden amacımı anlayıp yorum yapması iyi olmuştu. Evet bana garanti para lazımdı. Risk alamazdım. Sesime meraklı bir tını ekleyerek onu doğruladığımda bakışları bendeydi.

 

" Parayı bankaya yatırayım yani. Öyle mi ? "

 

Hızla başını aşağı yukarı sallayıp gülümsedi.

 

" Aynen öyle. İlerde prangalarından kurtulunca kendine yeni bir hayat kurarsın o parayla."

 

Sözleri gayet mantıklıydı ki sabah Nare ile aynı şeyi düşünmüştük. Faiz detayı hariç tabii ki. O yüzden sözlerindeki hassas düşünceyi bir kenara bırakarak gülümseyip bakışlarımı yeşillerinde tuttum.

 

"Tamam. zaten bende öyle düşünmüştüm ama sana sormak istedim. Tanıdığım en zengin kişi sensin."

 

Sözlerimle sırıtmaya başladı ama parayı nerden bulduğumu sormadı. Bunu sorgulamamış olması şaşırmıştı beni. Yeniden ağzımı araladığımda içimden geçen düşünce buydu .

 

" Merak etmiyor musun ?"

 

Kaşları şüphe ile havalandı.

 

" Neyi ?"

 

Sorusunu hiç düşünmeden yanıtladım.

 

" Parayı nereden bulduğumu."

 

" Zengin bir adamın kızı değil misin ?"

 

Onun bana para vermiyor oluşunu o kadar icşelleştirmişim ki parayı Tuğrul'a bağlayacağı aklımın ucundan geçmemişti. Bu sebepten kısa bir an duraksamış olsam da yutkunarak konuşmamı ve cümlelerimi toparladım.

 

" Doğru ama parayı ondan almadım ben . Yani o bana o kadar para vermez ."

 

Başıyla onaylayıp içli bir nefes vererek meraklı bir ifade ile konuşmaya başladı.

 

" Soruyorum o zaman nerden buldun parayı? "

 

Kıkırdayarak onunla kısa bir an da olsa alay etmek istedim. Sözlerime bunu yansıttığımda o gayet ciddiydi.

 

" Banka soydum."

 

İnanmaz bir bakış atıp sırıtmaya başladı. Bu esnada imalı bir tonda konuşuyordu.

 

" Koskoca bankayı soydun ve sadece yüz elli bin dolar mı alabildin ? "

 

Saçımı geriye atarak aynı imalı tonda onunla konuşmaya başladığımda içten içe inanılmaz zevk alıyordum bunu yapmaktan. O ise benim aksime zevkini içinde değil dışında sırıtarak yaşıyordu.

 

" Eh tabii sana az geldi 150 bin. Ama benim için çok para. "

 

Kıkırdadı. " Daha fazla çalamadım demiyor da ..."

 

Ben de kıkırdayıp yeşillerine daldım.

 

" Niye diyeyim ? Belki ben tok gönüllüyüm."

 

Kıkırtısı neredeyse kahkaha olurken kahkahalar arasında konuşmaya başladı. Ben de gülümseyerek bu kez gamzelerine bakıyordum.

 

" Senin tok gönlünü yüz elli binde durduran ne oldu ? "

 

İçli bir nefes verip dudaklarımı yaladığımda söyleyeceğim şeyi düşünmem bile kahkaha atmama yetmişti.

 

" Çantam. Daha fazlası sığmadı da o yüzden çalmadım. "

 

Aynı anda gülmeye başladığımızda Alparslan bana biraz daha yaklaştı ve gözlerimin içine bakarak konuşmaya başladı.

 

" Hırsız olamayacak kadar masumsun. Yalan konusunda kendini geliştirmen lazım."

 

Ben de gözlerinin içine daldım aynı saniyelerde. Yeşillerinin en ücra köşesine ulaştığımda düşünmeden sordum sorumu.

 

" Nerden biliyorsun masum olduğumu ? Belki ben bir seri katilim. Sadece taklit yapıyorum. "

 

" Gözlerin. " Eliyle gözlerimi işaret etti.

 

" Gözler yalan söylemez Hazan. Senin gözlerin ne kadar narin ve masum olduğunu gösteriyor ."

 

Bu kez ben onun gözlerinin içine aynı amaçla baktım. Yeniden yeşillerinin derinliklerine indim. Onu bana anlatacak küçük bir ipucu aradım ama yoktu . Sözlerime bunu yansıttığımda gerçekten onun yeşillerindeki sözleri çözmek istiyordum. Onu gözlerinden anlamak için istekle sorumu sordum.

 

" Nasıl yapıyorsun bunu? Ben senin gözlerine bakınca yeşilden başka bir şey göremiyorum."

 

Yutkunarak gözlerime bakmaya devam etti ve bu esnada gözleri koyulaştı.

 

" Gözlerine bakarken kalbimin sesini dinliyorum. O bana gerçeği söylüyor."

 

Sıkıntılı bir nefes vererek başımı gerilettiğimde sözleri mantıklı gelmiyordu. Bunu dillendirdiğimde aramızdaki mesafe onun yeniden yaklaşması ile azalmıştı.

 

" Saçma. Ya kalbin yalan söylüyorsa? "

 

Hiç duraksamadan sözlerimi duyduğu an öne atılarak kendinden emin bir ifade ile konuşmaya başladı.

 

" Kalpler yalan söylemez. Yalanı düşünen de söyleyen de beyindir. Kalpler her zaman gerçeği anlatır. İşte bu yüzden gözler kalbin aynasıdır."

 

 

 

Yeni Bölümden selamlarrr🔥

Bu bölüm biraz daha eğlenceli bir geçiş bölümü. Bundan sonraki bölümler artık olayların başladığı bölümler olacak. O yüzden bir iki bölümdür bilerek daha sakin zamanları yazıyorum. İlerleyen bölümlerde bu bölümlerdeki sakinliği çok arayacağız👻

 

 

Bölüm : 26.07.2025 03:08 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...