
Herkese yeni bölümden merhaba !
Küçük bir isteğim var sizlerden: Desteğinizi satır arası yorum yaparak gösterirseniz çok sevinirim 🥹
Yazma sürecimdeki en büyük motivasyonum sizin yorumlarınız ♡♡♡
Keyifli okumalar !
15. CANHIRAŞIN MİLADI
💦
17 Kasım 2022
Olay günü
" Can , can deyü söylerlerdi
Ben can nedir şimdi bildim."
Fazıl Say
Can... Canı veren de alan da ilahı yaratıcıyken canı yakmakla yükümlü olanların insan gibi aciz varlıklar olması ne tuhaf, ne saçma! Sahi , canı yakmakla yükümlü olan sahiden insan mıdır ? Birbirimizin kalbini kırarak acıya sürüklemek bizlere sağlanmış bir hak mıdır ?
Biz aciz insanlar etrafımızdakilerin hayatını bazen bir sözle bazen bir davranışla bazen de verilen bir kararla kırıp döküyoruz. Bunu yaparken de yaradılıştan gelen şu özelliklerimize sığınıyoruz; irade ve hata . Özgür olduğumuz için yaptığımızı, insan olduğumuz için yanlış olduğunu savunuyoruz. İşin özünde ise bize verilen bu nimetleri günahlarımıza kalkan olarak sunuyoruz.
Peki bu yaktığımız her can için geçerli mi ? Hayır. İşte tam da bu noktada kader ve kurban devreye giriyor. İnsan yaptığı her davranıştan yükümlü değildir. Bazen bu hak bize sağlanmaz. Bu hakkı yaratıcı kendisi yaratır. O , canı yanacak olan insan için bir kader yazar. Canı yakmakla yükümlü olan ise bu hikayenin kurbanıdır. İstemeden yapar bunu. Bazen farkında olmadan attığı bir bakışla, bazen dilinden dökülen bir kelamla bazen de hiçbir eylemde bulunmayarak hikayenin kurbanı seçilir. Asıl acı olan ise bu hikayede canı yanandan çok canı yakanın canına zeval gelmiş olmasıdır. Asıl sınav onunkidir. Yaratıcı kaderle asıl kurbanı sınar. Elinde olmayan nedenlerin vicdanına yük oluşu kurbanın en büyük sınavı olacaktır.
Kendi hikayemin kurbanı mı acı çekeni mi olduğumu bilmiyorum. Kader benim için iki kez yazılmıştı. İlki annemin ölümüyle olmuştu. Hayatın bana vurduğu ilk kamçı buydu. İkincisi ise en yakınım gördüğüm, kalbimi, bedenimi, ruhumu ve bütün varlığımı emanet ettiğim adamın ihanetiyle olmuştu. Hayatın vurduğu ikinci kamçı tam kalbime isabet etmişti. Anne olmanın verdiği güçle ayağa kalkarak kaderime baş kaldırmış kendime yeni bir hayat kurmuştum.
Şimdi o hayatın belki de en özel günlerindeydim. Kızım, evladım, benim şu dünyadaki tek sığınağım ; tek varlığım... Onun varlığından aldığım güç yaşadığım bütün acılara karşı baş gösteriyordu. Onun, kızımın esas babasının gelişinin üzerinden bir aydan fazla zaman geçmişti.
Eskiden olsa buraya gelmiş olmasıyla bana olan aşkını düşünür içimde yavaş yavaş nefrete dönüşen aşkını körükleyerek peşinden giderdim ama şimdi yaptığım tek şey bütün olan biteni kızımın babasına , hayatımızı bize bağışlayan adama ; Alper'e anlatmak olmuştu. Evdeki güvenlik önlemlerini hayli arttırmıştı. Gelişinin nedenini uzun uzun araştırmış ama elle tutulur bir sebep bulamamıştı. Onun geldiği gün korumaların hepsi öldürülmüş. Alper muhtemelen korkmamam için bana anlatmamıştı. Dante ile olan konuşmasına denk düşmesem haberim bile olmayacaktı. Bir süredir işlerle alakalı da sorunlar vardı. Yatırımcılar teker teker çekiliyormuş. Alper bana belli etmiyordu ama belli ki Alparslan onunla uğraşıyordu. Onu gördüğüm günden beri hayatımızda yoğun bir stres vardı. Alper stresli ve yorgundu. Ben ise onun bu haline üzülüp kendimi harap ediyordum. Kendimi suçluyordum en esasında. Bana yardım ettiği günden beri başına dert oluyordum. Benim yüzümden işleri kötüye gidiyordu. Yaşadığı ne varsa benim yüzümdendi.
Bizim üzerimizdeki kasvet ne kadar onun yanında hayattan izole de olsam kızıma da yansıyordu. Alya hissediyordu evdeki havayı. Hayli huzursuzdu bu aralar. Zar zor kurduğum uyku düzeni alt üst olmuştu.
Şu an ise doymadığı ve uykusuz olduğu için ağlıyordu. Kucağımda minik kızımı susturmaya çalışarak evin içinde turluyordum bende. Bir elim sırtını sıvazlarken diğer elim bedenini sarmalıyordu. Alya'nın ağlamaları evi doldurduğunda benim de gözlerim doldu. Zeytin gözleri öyle üzgün bakıyordu ki içimden binlerce kez kendime küfrettim. Ona iyi bakamıyordum. Sütüm yetmiyordu. Uykusu vardı ama uyuyamıyordu. Elimden gelenin fazlası bile canımın parçasına layık olmama yetmiyordu.
" Anneciğim ne olur ağlama ! Çok özür dilerim. Ben sana layık olamıyorum. Çok özür dilerim."
Dudağından bir hıçkırık koptuğunda gözümden yaşlar çoktan süzülmeye başlamıştı. Dudağının kenarına, gamzesine içli bir öpücük bırakırken al yanaklarını silmekle meşguldüm. Ağladığı için göz yaşları yüzüne dağılmıştı. Burnumu çekiyordum bir yandan da. Benim göz yaşlarım da çok farklı bir durumda değildi. Göz göze geldiğimizde büzüldü dudakları. Küçük elini öpüp saçlarına dokundum. Sakinleşmedi ama ağlaması hafifledi bu esnada.
Başına başımı yaslayarak çektim kokusunu içime. Mırıldanıyordu. Çok yorgundu güzel kızım. Çilek gibiydi o mis kokusu. Mis kokusunu çeke çeke ağlamaya devam ettim. Elimden bir şey gelmiyordu. Uyutmaya çalışmama rağmen uyumuyordu. Sütümle doymak istiyordu ama olmuyordu. Göğüslerimi en yüksek ayarda sağmama rağmen bir yudum bile süt gelmemişti. Başımı kaldırıp derin bir nefes aldım. Mama yapacaktım yine. İstemeye istemeye kızımı mamayla doyuracaktım.
Ağlaması hafiflediği için başı yeniden boynuma düştü. Minik kafasını bir elimle sarıp içli bir öpücük bıraktım. hıçkırmaya devam ediyordu bu esnada.
" Mama yapalım anneciğim olur mu ? Söz sonra süt içeceğiz. Akşama sütüm dolsun sana süt vereceğim bebeğim. Şimdi karnını güzelce doyuralım."
Minik bedenini sıkı sıkı sarmalayarak mutfağa doğru adımladım. Kucağımda onu biraz daha dikleştirip tezgahtaki mamaya uzandım. Kangurusunu bedenime geçirmediğim için kolum ağrımaya başlamıştı. Bu şekilde hareket etmek hayli zor oluyordu. Kızımı kucağımda biraz daha yukarı kaldırıp mamanın kapağını tek elimle açmayı denedim. Uğraştırmaya başladığında sıkıntılı bir nefes verdim. Bebeğim açtı ve buna zamanım yoktu. Tekrar sıkıntılı bir nefes verirken kapak elimden kaydı ve mamanın kutusu devrildi. Kapak bu esnada hafif açıldığı için içindeki tozun bir kısmı tezgaha bulandı. Sıkıntılı bir nefes daha verirken dudağımı ısırdım.
" Yeter. Hiç sırası değil."
Derin bir nefes daha verirken kutuyu kaldırıp içinde dökülmemiş olanlardan biraz aldım. Zaten ocakta ısıtıp ılımasını beklettiğim bir süt vardı. Alya'nın ağlaması şiddetlendiği için muhtemelen soğumuştu. Kaşıkla kontrol ederek altını yeniden yaktım. Miniğim iç çeke çeke ne yaptığıma bakıyordu. Meraklı bir bebekti. Bir süredir kangurusunun içinde bütün gün kucağımda geziyordu. Ne yaptığımı nasıl yaptığımı incelemeye bayılıyordu. Ağlarken bile beni izlemesi çok hoşuma gittiği için yanaklarını öptüm içli içli.
" Annem... Her şeyim benim. Göğüm, gökyüzüm..."
Yanağında kalan yaşları da sildiğimde bir eli tişörtümden içeri sızmaya çalışıyordu. Kalbimde büyük bir yangın peydah olurken boğazıma acı bir yumru oturdu. Küçük elini tutup öptüm.
" Şimdi doyuracağız karnını anneciğim. Akşama sütte vereceğim sana. Akşama kadar sütüm olur. En olmadı gece yatırırken emziririm seni. Tamam mı ?"
Gözlerinin içine bakarak konuştuğumda yüzüme değil de göğüslerime bakıyordu. Çok açtı. Evladımı doyuramıyor olmak sırtımda taşıdığım en ağır yüktü. Sıkıntılı bir nefes daha verip ocağın altını kapatarak sütü dikkatlice biberona döktüm. Mamayı da eklediğimde kapağı kapatarak dairesel ve yavaş hareketlerle çalkalayarak bebeğime uzattım.
Benim alttan desteğimle yavaş yavaş mamasını içmeye başladığında içime derin bir rahatlama çöktü. Çok şükür birazdan karnı doyacaktı. Tezgahtaki dökülen mamayı görmezden gelerek dolaptan elma çıkardım. Kızım keçi sütlü elma püresini çok seviyordu. Zaten sevdiği az yiyecek vardı. Ek gıdaya geçiş sürecinde denettiğim çoğu şeyi yememişti.
Sütünü içerken bir yandan da başını boynuma gömdü. Bende bu esnada elmaları rondoya koyuyordum. Elmalar püre olduğunda sütün kalanını da üzerine döküp karıştırarak ılıttım. Bebeğimin mama tabağına püreyi özenle döktükten sonra ardımda bıraktığım enkazı önemsemeden salona doğru ilerledim. Kızım uyuyorken yapabildiğim kadarını yapıyordum. Hiçbir şey onunla geçirdiğim tek bir saniye kadar bile önem arz etmiyordu benim için.
Elimdeki püreyi masaya bırakıp koltuğa oturduğumda Alya hâlâ boynuma gömülü bir şekilde mamasını içiyordu. Rahat bir nefes vererek olduğum yere biraz daha sinip kapattım gözlerimi. Üzerimde çok büyük bir yorgunluk vardı. Dinlenmeye vaktim yoktu. Dinlenemediğim için de ağrılarım dinmiyor rahat hareket edemiyordum. Kapattığım gözlerim yavaş yavaş uykuya dalacak gibi olduğunda güçlükle göz kapaklarımı kaldırdım. Biraz doğrulup kızımı da doğrulttuğumda maması neredeyse bitmişti. Gülümseyerek okşadım saçlarını.
" Doydun mu güzel kızım ? "
Gülüşüm yutkunuşunu duymamla büyürken telefona bir mesaj geldi. Alper gelmişti . Sabahın ilk saatleriydi. Çalışanlar öğlene doğru gelecekti. Derin bir nefes verirken kızımın başını tutarak ayağa kalktım. Kapıya doğru ilerlediğimde yankılı bir düşme sesi duydum. Sesi duymamla zaten dalgın olduğum için sıçradım. Ardıma döndüğümde biberon yerdeydi. Bir biberona bir de omzumdan boş boş göz kırpıştıran kızıma baktığımda sıkıntılı bir nefes verdim.
" Niye attın kızım ? "
Alya boş boş bakmaya devam ederken Alper daha fazla beklemesin diye düşünerek öne atılıp kapıyı açtım. Siyah bir tişört ve pantolon vardı üzerinde. Saçları dağınıktı. Yüzünde dün gece Alya ile ilgilenerek benim birkaç saat uyumama müsaade ettiği için bir yorgunluk hakimdi ama ona rağmen gülümsüyordu. Bu gülüşe eşlik ettiğimde bakışları kızımıza kaydı.
" Hoş geldin."
" Hoş bulduk."
İki adım gerilediğimde gülümseyerek içeri girdi. Kucağıma doğru atıldığında kızımızı alması için elimi hafiflettim. Kolları onun minik bedenini sardığında kaldırarak yüzüne bakıp yanağını öptü.
" Babasının prensesi, sen uyumadın mı daha ?"
Sıkıntılı bir nefes vererek kapıyı kapattım ve yerdeki biberonu girişte bulunan masaya bıraktım. Bu esnada Alper de kızımızla birlikte içeri ilerlemeye başladı. Geceleri dönüşümlü olarak birkaç saat uyuyorduk. Çünkü gerçekten neredeyse hiç uyumuyordu. Alper sabaha karşı dört gibi gitmişti. Şu an ise saat muhtemelen sekize geliyordu. Ben yine evde olduğum için şanslıydım ama o bu temponun üstüne bir de birazdan işe gidecekti. İçimde derin bir sızı peydah olurken konuşmaya başladım.
" Hiç uyumadı. Sen gittikten sonra dizimde sallayacağım biraz. Geçen gün öyle uyumuştu."
Salondaki tekli koltuğa oturduğunda Alya'yı da kucağına oturtup ellerini tuttu. Bu esnada bakışlarımız kesişti ve o da sıkıntılı bir nefes verdi.
" Böyle olmayacak. Doktor araştırayım ben. Sen yoruluyorsun , kızımız dinlenip uykusunu alamıyor. İçim hiç rahat değil."
Diğer tekli koltuğa oturduğumda bakışlarım ondaydı. Ellerimi saçlarıma atarak sıkıntılı bir nefes verdim. Kendisini hiç hesaba katmıyordu.
" Sen yoruluyorsun asıl. İki üç saatlik uykuyla akşama kadar çalışıyorsun Alper. Ben en azından evdeyim. "
Bir eli kızımızın saçına gittiğinde yavaşça okşamaya başladı. Alya onun kucağında çok sakindi. Mırıldanmıyordu bile şimdi. Az önce biberonu fırlatan huysuz kızımdan eser yoktu.
" Olsun. Ben halimden memnunum. "
Gözlerindeki bitkin ifadeye ve maviliklerinin derinlerine daldım. Alper benim hak etmediğim kadar büyük bir iyiliğe sahipti. Birkaç kez bana adım atmış olsa da onu en çok bu yüzden reddediyordum. Ben ona layık değildim. Kalbimde inkar da etsem bir başkası hüküm sürüyordu. Bunu bile bile onunla olmak ona haksızlık olurdu. Ümit vermek olurdu. Onun son gidişinden sonra aramızda örülen duvarı mecbur kaldığımız hayat sayesinde yıkmıştık. Artık en azından eskisi gibi dosttuk. Anne baba olmaya çalışan iki çocukluk arkadaşıydık.
Acı ve mahcup bir tebessüm belirdi yüzümde. Gözlerinin derinlerinden çıkarken onları izlemeye daldım bu kez. Ona baba olmak çok yakışıyordu. Belki bir gün bütün bu olanları ardımızda bırakabilirsek gerçek bir aile olabilirdik. O kadar güzel geliyordu ki düşüncesi bunu düşünmek bile yumuşacık yapıyordu içimi. Küçük bir umut kırıntısı vardı içimde. Belki bir gün onun iyi ve güzel kalbine layık olabilirdim. Belki kalbim yeniden çiçek açabilirdi. Beliler çoğaldıkça tebessümüm manzarama karşı büyüdü.
" Babalık sana çok yakıştı."
Bakışları yeniden beni bulurken küçük kızımızın ellerini tutmaya devam ediyordu. Yüzünde derin bir gülümseme belirirken bakışları gözlerimdeydi.
" Ben... Elimden geleni yapıyorum. Senden bunları duymak güzel ama. Annemden sonra gördüğüm en iyi anneden bu sözleri duymak çok güzel."
Gülüşlerimiz birbirimize bakarken büyüdü ve bu esnada Alya ağzının içinde tuhaf sesler çıkarmaya başladı. İkimiz de kıkırdayarak ona baktığımızda Alper onu kucağında dikleştirerek konuşmaya devam etti.
" Akşam kızım için erken geleceğim."
Tek kaşım havalanırken yüzüme meraklı bir ifade yerleşti.
" Neden ? " Tam ağzını araladığında aklıma az önce bahsettiği mevzu düştü. " Doktor için mi ?"
Başını olumsuz anlamda sallarken kızımızın yanağına küçük bir buse kondurdu.
" Hayır. Onun için birkaç yeri arayacağım bugün. Ben kızımı parka götürürüz diye düşündüm annesi. Karşıdaki ormanın girişine yeni bir park yapmışlar."
Yüzümde keyifli bir ifade hüküm sürerken onları izlemeye devam ettim. Alper kızımızı öpmeye devam ediyordu. Daha sonra aklıma çok az uyuduğu düştü. İşten erken gelecekse bile biraz uyuması daha iyi olurdu. Parka yarın da gidebilirdik.
" Alper... Sen akşam geldiğinde uyu biraz. Parka yarın gideriz."
Başını sağa sola sallarken bana bakmıyordu bile.
" Olmaz. Parktan dönünce uyurum ben. Kızımı salıncakta sallayabilmek için toplantıyı iptal ettirdim. " Bakışları bana döndüğünde keyifli görünüyordu. " Dün akşam gelirken gördüm parkın açıldığını. Bir adam kızını sallıyordu. Heveslendim. "
Gülümsemeye devam ederken içimde bir heyecan hissettim. O günden beri neredeyse hiç dışarı çıkmamıştık. Hava almak Alya'ya iyi gelebilirdi. Üstelik bu Alper'e de iyi hissettirecekti. Olumlu anlamda başımı sallarken gülüşümü sürdürdüm.
" Tamam o zaman. Sen gelene kadar Alya'yı birkaç saat uyutmaya çalışırım. Geldiğinde de çıkarız. " Küçük bir duraksama yaşarken belki de onları baş başa bırakmam gerektiğini düşündüm. Plana habersiz dahil olmuş gibi olmuştum. " Yani siz çıkarsınız. "
Bakışlarını bana çevirirken tek kaşı havalandı. Bu sırada huzursuzlanan Alya'yı kucağına almakla meşguldü. " Sen gelmeyecek misin ?"
Yutkundum. Aslında bende hava almak istiyordum ama onlar yalnız kalmak isterse diye düşünerek kendimi geri çekmiştim.
" Baba kız olmak istersiniz diye -"
Sözlerimi hiç tereddüt etmeden böldü.
" Ailecek vakit geçirmek isteriz. Yani ben isterim. Hem belki seni de salıncakta sallarım. İster misin ?"
Kıkırdayarak cevapladım sorusunu. Arada böyle geçmişe göndermeler yapıyordu. Çocukken her parka gidişimizde beni sallaması için ağlayarak ona yalvarırdım. O anları düşünmek kıkırtımı büyütürken o da gülmeye başladı. Küçük kızımız ise huysuz mırıltılar çıkarıyordu. Alper onu pış pışlayarak kontrol etse de uykusuz olduğu için çok etkisi olmuyordu.
" Alper ya ! Çocukluk biteli çok oldu. "
Bakışım kızımdaydı bu esnada. Onu artık uyutmam gerekiyordu. Alper de Alya'ya baktığımda bakışını ona çevirdi. Sıkıntılı bir nefes verirken gülüşünü hafifletti.
" Uykusu var."
Bakışlarımla onu onaylarken ayağa kalkarak kızımı almak için kollarımı uzattım.
" Ben yatırırım şimdi. Börek yaptım gece. Peynirli. Mikrodalgada ısıtıp ye. Aç gitme."
Anne olmanın bende değiştirdiği özelliklerden biri de buydu. Artık mutfakla aram iyiydi. Kızımın yiyeceği her şeyi kendim hazırlamaya çalıştığım için olmuştu bu. En sevilen yemeklerimden biri de börekti. Çalışanların izinli olduğu ya da geç geldiği günlerde Alper'e yemek hazırlayacak kadar yetenekliydim bu konuda. Onu işe aç gönderince içimde bir burukluk oluşuyordu. Annelik gerçekten düşündüğümden de kutsaldı. Merhameti dört bir yana savruluyordu. Eskiden olsa - hamileyken mesela - onun işe giderken dışarıdan kruvasan falan almasını isterdim ama şimdi öyle olmuyordu.
Başını olumsuz anlamda sallarken ayağa kalktı. " Ben kızımızı uyutacağım. Sen de bu sırada uyuyacaksın. Geldiğimde ikinizi de dinlenmiş görmek istiyorum."
Omuz silkerken geri geri adımladım. " Ama sen işe gideceksin. "
Arkasına dönmeden yatak odasına doğru ilerlemeye başladı. " Daha vaktim var. "
Yeniden omuz silkerken masadaki elma püresine baktım. Yediremeden kızım yeniden huzursuzlanıp uyku moduna geçmişti. Püreyi dolaba koymak için mutfağa ilerledim. Dolapta işim bitince Alper'in yemesi için börek çıkararak mikrodalgaya koydum. Dün aldırdığım taze meyve suyundan da çıkararak masaya kahvaltılıkları yerleştirdim. Isınan böreği de koyduğumda rahat bir nefes vererek odama ilerledim. Kapıyı hafifçe ittiğimde Alper çoktan uyuttuğu kızımızı izliyordu. Benim bütün gece uğraşmama rağmen uyumayan kızım onun kollarında kısa sürede uykuya teslim olmuştu.
Tebessüm ettiğimde geldiğimi fark ederek bana bakıp gülümsedi. Başıyla uyumam için yatağımı işaret ettiğinde teslim olmuş bir hareket sergiledim. Usul adımlarla yatağa ilerlediğimde o da kapıya doğru ilerliyordu. Eşiğe ulaştığında çoktan uzanarak yerime yerleşmiştim. Tam kapıyı kapatacağı esnada aklıma ona yiyecek bir şeyler hazırladığım düştü. Gözlerim önce kızımı sonra onu bulurken fısıltıyla karışık konuşmaya başladım.
" Alper... Börek... Mutfakta..."
Yatağın rahatlığı yavaş yavaş göz kapaklarımı eritirken sözlerimi uykunun pençesine düşerek dile getirdim. Gördüğüm son şey onun tebessümü olurken gecenin yorgunluğu bedenimi çoktan esir almıştı.
......................
Bir bulutun üzerindeyim sanki. Öyle bir rahatlık sarıyor bedenimin dört bir yanını. Olduğum yerde biraz daha yayılırken altımdan yer yavaş yavaş kayıyor. Kaşlarım çatılıyor bu esnada. Kalkmaya çalışıyorum ama olmuyor. Derin bir nefes vermeye çalışırken gökyüzünden aşağı doğru hızla düşmeye başlıyorum. Dudaklarımdan korkulu bir nida dökülürken yattığım yerden hızla doğruldum. Gözlerim odayı tararken rahat bir nefes verip soluma, yani kızıma döndüm.
Bebeğimin yüzü buruşmuştu. Ağlayacağını fark edip hızla yataktan çıktım. Beşiğe ulaştığımda ağlaması odayı doldurdu. Ben uyanırken bağırdığım için uyanmıştı. Yüzüm buruşurken içli bir nefes vererek başını okşadım.
" Özür dilerim annem. Özür dilerim güzel kızım."
Başını öptüm daha sonra. Ağlamaya devam ediyordu. Gözleri sıkı sıkı kapalıyken ellerini yumruk yapmıştı. Ne yapacağını bilemez halde bedenini boynuma yaslayarak sırtını sıvazladım.
" Geçti anneciğim. Geçti. Ağlama ne olur !"
Odanın içini turlamaya başladığımızda Alya hâlâ ağlamaya devam ediyordu. Derin bir nefes vererek beşiğinin yanına ilerledim. Uyku oyuncağını ona uzattım daha sonra. Sağa sola sallayarak dikkatini dağıtmaktı amacım. İşe yaramadığında gözlerimdeki yanma ve kalbimdeki sızıya aldırmadan yanda bulunan müzik kutusunu çalıştırdım.
İçli bir nefes vererek kara gözlerini müzik kutusuna dikti. Yüzümde beliren acı tebessüme aldırmadan kutuyu alarak ona doğru uzattım. Yaşlı gözleri yanıp sönen ışığı ve sesle birlikte dönen küçük meleği izliyordu. Yanağına bir öpücük bırakırken kutuyu onun eline verdim. Bu esnada yaşları temizliyordum. Beşiğinin kenarında bulunan pikeyi elime alarak çıktım odadan. Salona geldiğimde koltuğa otururken kızımı yanıma oturttum. Elindeki müzik kutusunu inceliyordu hâlâ. Pikeyi omzuna yavaşça sererken sırtını kontrol ettim. Tahmin ettiğim gibi terlemişti.
Derin bir nefes verirken mutfaktan tıkırtılar geldiğini fark ettim. Çalışanlar gelmiş olmalıydı. Alya henüz susmuşken onu da kucağıma alarak giysi almaya gitmem riskli olacaktı. O yüzden bunu yardımcımızdan istemeye karar verdim.
" Nermin abla !"
Seslenmemin ardından ellilerinin başına yeni erişen hafif kır saçlı buğday tenli boyuna göre biraz yapılı olan yardımcımız Nermin abla salonun girişinde belirdi. Oldukça anaç bir karaktere sahipti. Alper İstanbul'dan özel olarak çağırtmıştı onu. Annesinin pek değer verdiği yardımcılarıydı. Alper'in hatta benim çocukluğumu bilirdi. Şimdilerde iki evladını büyütüp yetiştirebilmek için vatanından uzaktaydı.
" Buyur kızım ? "
Sevecen bakışlarına eşil ederken gülümsedim.
" Alya'ya temiz kıyafet getirebilir misin ?
Başını sallarken bize doğru yaklaştı. " Tabi getiririm. Kuzum benim."
Gülümsemeye devam ederken masada bulunan telefonuma uzandım. Tek bir bildirim dahi yoktu. saat farkından Nare uyuyor diye düşünerek ona yazmaktan vazgeçtim. Çisem'e günaydın mesajımı atarken kontrol ettiğimde saatin on buçuğu geçtiğini gördüm. Sıkıntılı bir nefes verirken Alya'yı biraz daha uyutmam gerektiği için kafamda küçük bir plan kurdum. Alper dört gibi evde olurdu. O gelene dek yemeğini yedirip ılık bir duş aldırırsam birkaç saat daha uyutabilirdim. Su uykusunu getiriyordu.
Anlık olarak üşüyebileceği fikrine kapılsam da yutkunarak sıkı sıkıya giydirme kararı aldım. Hava durumunu her ihtimale karşı kontrol ettiğimde havanın gayet güzel olduğunu görerek rahat bir nefes verdim.
Ardından üzerini giydirip biraz ılımaya bıraktığım püresini yedirdim bebeğime. Planımı aynen uygulamak için daha sonra bebe küvetine ılık su doldurup özenle yıkadım onu. Kızım yıkanmayı çok seviyordu. Keyifli mırıltılar çıkarırken bir yandan da Niloya izliyordu. Ben ise onun kara harelerine ve minik bedenine hayranlıkla dalarak anın tadını çıkarıyordum. Eğlenceli geçen banyo faslının ardından sıkı sıkı giydirerek mamasını hazırlayıp biraz uğraştıktan sonra uyutmayı başarabilmiştim. Uyku düzeni konusu gerçekten sinirimi çok bozuyordu. Sağlıklı büyümesi için ne gerekiyorsa yapsam da bu sorunu aşamamak beni üzüyordu. Nihayet o keyifli bir uykuya daldığında bende saat üçe alarm kurup uyudum. Alper geldiğinde kapıda hazır olmak istiyordum.
Uyandığımda Alya hâlâ uyuyordu. Derin bir nefes vererek en azından kendimi hazırlayayım diye düşündüm. Hızlı bir duş aldıktan sonra geçen gün aldığım altlı üstlü beyaz spor takımını giymeye karar verdim daha sonra. Sadece parka gideceğimiz için rahat olmak istedim. Saçlarımı kuruması için serbest bırakırken yüzüme nemlendirici ve güneş kremi dışında hiçbir şey sürmedim. Bu alışkanlığımı tamamen yitirmiştim. Zaten kızım doğduktan sonra zamanımın çoğunu ona ayırdığım için buna lüzum da yoktu.
Üzerime yine beyaz olan hırkamı da geçirdiğimde kızım uyumaya devam ettiği için mutfağı kontrol etmek adına odadan çıktım. Bu esnada hâlâ masanın üzerinde bulunan telefonuma bir bildirim düştü. Alper geldi diye düşünerek kapıya ilerledim. Hızlı adımlarım kapı kulpunu kavramamla son bulduğunda o karşımdaydı. Gülümsüyordu. Her zaman olduğu gibi.
" Hoş geldin."
" Hoş bulduk."
İçeri girdiğinde bakışları etrafı tarıyordu. Muhtemelen kızımızı arıyor diye düşünerek öne atıldım.
" Alya uyuyor. Ya aslında on gibi uyandı ama ben geri uyuttum sonra."
Bakışları bana döndüğünde içli bir nefes verdi.
" Akşam uyumayacak."
Kıkırdarken başımı salladım. Uzun süredir gece uykusuna hasrettik ama bu akşam gün içinde iki kez uyuduğum için Alper'i erkenden uyuması için göndermeye kararlıydım. Şu an konusunu açıp küçük bir tartışma yaşamamak adına sessiz kalıp içeri doğru ilerlemeye başladım. Alper de ardımdan ilerlerken kolum televizyonun ünitesinin kenarında bulunan vazoya çarptı. Dudaklarımdan korkulu bir nida dökülürken olduğum yerde sıçradım. Uyuyup uyandığım için dalgındım. Refleksle vazoya atıldığımda ise vazoyu tutmayı başardım ancak onun hemen yanında bulunan orta büyüklükteki dekoratif ayna yeri boyladı. Ayna tuzla buz olurken sıkıntılı bir nefes verdim.
Bakışlarım Alper'e döndüğünde önüme geçti.
" Kıpırdama. Bir yerine batmasın. " Bakışlarını mutfağa çevirdiğinde gözlerimi kapatarak sıkıntılı bir nefes daha verdim. "Nermin Abla !"
Alper ikinci kez konuştuğu esnada bir ses yükseldi ; ağlama sesi. Ağzımın içinde kısa bir küfrü mırıldanarak öne atıldığımda hızla kızımın yanına ilerledim. Beşiğe ulaştığımda ağlaması daha da şiddetlendi. Kucağıma alıp sırtını sıvazlarken omzumda bir nefes hissederek irkildim. Refleksle ardıma döndüğümde Alper'in mavi hareleri üzerimdeydi.
" Ver bana."
Gözümden düşen bir damla yaşa aldırış etmeden kızımı ona uzattım. Alper yanağına bir öpücük bırakırken bedenini kavrayıp yatağa oturdu. Kısa bir süre sonra Alya ağlamayı kestiğinde rahat bir nefes verdim. Yanlarına otururken gözümdeki yaşı sildim. Alper'in bakışları bana dönerken kızımıza baktım. Minik ellerini tutup öptüm daha sonra.
" Sabahta benim yüzümden uyandı. Anne olmayı beceremiyorum."
Sıkıntılı bir nefes verdiğimde Alper beni başıyla reddetti. Düşüncelerim bu şekildeydi çünkü gerçekten ne yaparsam yapayım ona yetmediğimi düşünüyordum. Hâlâ göğüslerimde doluluk hissi ya da sızı yoktu. kızım uyanmıştı, açtı ama ona verecek bir damla sütüm bile yoktu. Sıkıntılı
bir nefes daha verdiğimde Alper konuşmaya başladı.
" Sakın böyle düşünme. Sen tanıdığım en iyi ikinci annesin. Hatta aramızda kalsın annem , annem olmasaydı belki onu bile sollardın."
Dudaklarımdan bir kıkırtı döküldüğünde bana eşlik etti. " Annene haksızlık etme."
Omuz silkerken Alya'nın yanağını öptü. Bende kızımın kavradığım elini daha sıkı sarmaladım. Aklıma parka gideceğimiz gelince yüzüme güzel bir gülüş yerleşti.
" Parka gideceğiz . Ben Alya'yı giydireyim. Sen de yemek ye hadi." Başıyla kabulleniş gösterirken aklıma kızımı da doyurmam gerektiği geldi. " Ha bir de Nermin ablaya söyler misin ? Mama hazırlasın."
Yeniden başını olumlu anlamda sallarken kızımı kucağıma bıraktı. Bende al yanaklarına iki koca öpücük bıraktım. Zeytin gözleri yine beni izliyordu. Bakışlarını görmemle içimdeki bütün sızılar dinerken içli bir nefes verip kokusunu çektim içime. Bu hissin tarifi yoktu. Daha fazla oyalanmak istemeyerek acele hareketlerle kızımı giydirmeye başladım. Üzerine krem rengi bir tulum ve tayt giydirip kahverengi kabanını geçirdim. Ayıcıklı şapkasını ve beyaz spor ayakkabılarını da giydiğinde çok tatlı görünüyordu. Bu takımı geçen gelişinde teyzesi almıştı. Aklıma Nare ile konuşmadığım düşse de bunu sonraya erteleyerek kızımı kucağıma alıp odadan çıktım.
Kısa bir süre sonra Alya'nın karnı da doyduğu için hazırlanarak evden ayrıldık.
.........
" Her son düne her dün ise bugüne muhtaçtır."
Parka doğru sakin adımlarla ilerlemeye başladığımızda önümüz , ardımız korumalarla doluydu fakat bu benim umurumda bile olmadı. Sadece âna odaklanmak istiyordum. Ben bebek arabasıyla kızımızı iterken Alper tam yanımda elini belime hafifçe yerleştirerek ilerliyordu. Temiz havayı ciğerlerime çekerken gülümseyerek kızıma baktım. Gamzelerini göstere göstere gülümsüyordu bana. Zeytin gözlerinin içi parıldıyordu. Ay tenine yerleşen al yanakları öpmem için davetiye çıkarırken kızım minik ağzına küçük elini atarak mırıldanmaya başladı. Gülerek Alper'e döndüğümde onun bakışlarının etrafı taradığını gördüm.
Tek kaşım şüpheyle havalanırken bende etrafa bakındım. Ormanın içine doğru ilerliyorduk ve görünürde korumalardan başkası yoktu. Tedirgin bakışlarım yeniden ona dönerken bebek arabasını sıkı sıkıya kavrıyordum.
" Alper, ne oldu ?"
Elini belimde daha sıkı sabitlerken bakışlarını bana çevirip gülümsedi.
" Bir şey yok. "
Derin bir nefes verirken ilerlemeye devam ettim. Bakışlarım yeniden kızıma döndüğünde onun hâlâ keyifle elini emdiğini görüp kıkırdayarak giysisine tutturduğum emziği ağzına yerleştirdim. Bakışlarım yeniden Alper'i bulduğunda bu kez o da kızımıza bakıp gülümsüyordu. Bebek arabasından başımı kaldırıp ilerlemeye devam ettiğim esnada korumalar durdu. Alper elimi tutarak bir adım gerilememi sağladığında içimde rahatsız edici bir his peydah oldu. Derin ve sıkıntılı bir nefes verdiğimde ağzımı aralıyordum ki Alper işaret parmağını dudaklarına götürerek susmamı işaret etti. Ellerim bebek arabasını hiç olmadığı kadar sıkı kavradığında Alper'in diğer elini beline attığını fark ederek korkulu bir nida döktüm dilimden.
" Alper..."
Tam bu esnada duran korumalar geri geri adımlayarak yolu açtı. Bakışlarımdaki şaşkınlık ve korku sürerken sendeledim. O burada mıydı ? Alper neyden korkuyordu ? Sorular beynime çivi gibi saplanırken bebek arabasını geriye doğru çekerek geriledim. Bu esnada bakışım arkaya kaydı. Arkamızda duran korumalar etten bir duvar örmek ister gibi sarmıştı etrafımızı. Bakışlarım Alper'i bulduğunda onun elindeki silahı sıkı sıkı kavrayarak tam karşısına baktığını gördüm. Korkuyla yeniden sordum.
" Alper, ne oluyor ?"
Bakışları hâlâ önündeyken çenesi titriyordu. Bana bakmadan sessizce konuştu.
" Sakin ol."
Sıkıntılı bir nefes verirken sıkı sıkı tuttuğum eline biraz daha sıkı sarılıp kızıma baktım. İyi görünüyordu. Bebek arabasını biraz gerime çekerken Alper bize bakmıyordu. Korkuyla yeniden önüme döndüğümde karşıdan bir adamın yaklaştığını gördüm. Korku bütün bedenimi zırh gibi sarmıştı. Kalbim ağzımda atıyordu ve damağım kurumuştu. Bebek arabasını bir elimle sıkı sıkı tutarken önüne geçtim. Eğer gelen oysa ces*dimi çiğnemeden kızımı elimden alamazdı.
Bakışlarım korkuyla karşımdayken gelen kişi yüzü seçilecek kadar yanımıza yaklaştı. O değildi. Bunu bilmek içimi biraz rahatlatsa da sıkıntılı ve korkulu halim sürüyordu. Otuzlarının başında iri yarı esmer tenli yüzü gözü dövme içinde olan korkunç ifadeli bir adamdı gelen. Yüzündeki nefret ve kin bu mesafeden bile seçilirken yaklaşmaya devam etti.
Alper adam yaklaşınca ağzının içinde bir küfür mırıldandı. Geleni tanıdığını düşünürken elini daha sıkı tuttum. Buradan çıkmamız lazımdı. Korumaların hiçbiri adamı geri savurmaya çalışmıyor aksine bizim çıkış yolu bulamamamız için etrafımızı sarıyordu. Korkuyla etrafıma bakınmam Alper'in elimi bırakıp önüme geçmesiyle bölündü.
" Alper..."
Korkulu sesim adını zikretti. Korkum her geçen saniye artarken bu kez iki elimle kavradım bebek arabasını. İçimden dua etmeye başladığım esnada Alper sinirle soludu.
" Arkamda dur."
Arkasındaki duruşumu korurken içimdeki tedirginliğe teslim oldum. Bacaklarım korkudan tir tir titrerken bakışlarım kızıma döndü. Her şeyden habersiz mırıldanmaya devam ediyordu. Bu esnada Alper'in silahını doğrulttuğunu görerek korkuyla soludum. Bir anlık kızımı kucağıma alarak korumayı düşünsem de daha tehlikeli olduğuna kanaat getirerek bundan vazgeçtim.
Karşıdan gelen adam da Alper'in tam karşısına dikildiğinde onun da elinde bir silah olduğunu görerek korkuyla bedenimi bebek arabasına siper ettim. Korkum ikisinin de elinde silah olması değil de o silahlardan birinden çıkan kurşunun bebeğime denk gelmesiydi. Bedenimi ona siper ederken bakışlarım ikisinde de değildi. Gözlerimi kapatıp bu kabusun bitmesini bekledim.
" Şşş sakın ağzını açma. Abim o ite konuşma fırsatı verme dedi."
Yabancıdan nefret dolu bir cümle duyduğumda içimdeki korku tüm bedenimi kapladı. Bebeğimin kokusunu içime çeke çeke gözlerimi daha sıkı kapattım.
" Abini-"
" ALPARSLAN ABİMİN SELAMI VAR !"
Alper'den tıslarcasına bir kelime dökülürken o adamdan çok daha hiddetli ve öfkeli bir tıslama döküldü. Dilinden dökülen cümlede onun, kalp yaramın adını duymak canımı hiç olmadığı kadar çok yaktı. Beş saniye sürdü belki bu. Belki on. Kısacık bir süreydi ama bir çocuğun hiç çocuk olamadığını anlayışı gibi sancılı bir acıydı. Korku dolu bir acıydı aynı zamanda. Onun adını duymak beni ilk kez bu denli çok korkuttu. Bu korku evladımın varlığını yitirme korkusuydu. Kokusunu içime daha çok çekerken bedenimi tamamen kapattım üzerine. O namlu bana doğrulmadan evladıma süremeyecekti elini. Önce ben ölecektim. Önce ben...
Silah...
Silah sesi...
Kulaklarım güçlü bir sesle çınlamaya başladığında nefesimi tutarak kabus olmasını diledim. Nefesimi verdiğim an bakışlarım refleksle ardımı buldu.
Ağzım korku ve şaşkınlıkla aralanırken çığlık attım. Alper... Kızımın babası... İlk dostum, ilk sırdaşım yerdeydi. Gözleri kapalıydı. Korkuyla öne atılarak diz çöktüğümde tekrar çığlık attım.
" ALPER ! "
Ellerim titreye titreye yüzünü buldu. Tekrar zikrettim adını. Yüzüne vururken tekrar döktüm dilimden. Uzanıyordu öylece. Defalarca kez seslendim. Açmadı gözlerini. O açmadıkça ben daha sert vurdum yüzüne. Olmadı. Kalksın istedim sonra. Şu an olmazdı. Şimdi kalkıp bizi koruması gerekiyordu. Beni şu an bırakamazdı. Kalk dedim. Kalk Alper diye bağırdım. Açmadı gözlerini. Yerinden milim oynamadı. Ellerim bu kez gözlerine gitti. Göz kapaklarını kaldırmaya çalıştım. Başarısız olurken dudaklarımdan acı bir çığlık döküldü.
" ALPER NE OLUR KALK ! AÇ GÖZLERİNİ ! BEN... BİZ SENSİZ NE YAPARIZ ? ŞİMDİ DEĞİL NE OLUR ! KALK HADİ ! "
Şiddetle sarstım bedenini. Olmuyordu. Duymuyordu beni. İçimden yarası ağır diye geçirerek kaldırdım başımı. Sakin olmam gerekiyordu. Sakin kalmam gerekiyordu. Ellerim bedeninde gezinirken aradım yarasını. Elime bir ıslaklık değdiğinde refleksle kaldırdım başımı.
Kan ...
Ellerim kandan görünmüyordu.
Onun kanıydı ellerimdeki. Alper'in, çocukluğumun kanı. 'Ona senin ellerinde kan var. ' dediğim anlar belirdi gözlerimde. Şimdi... Şimdi benim elimde kan vardı. Bu kan ona aitti. Dudaklarımdan acı bir feryat dökülürken bakışlarım etrafıma döndü. Aklım o kadar dalgındı ki bir an etrafımızda yığınla adam olduğunu hatta onlardan birinin Alper'i vurduğunu unuttum. Ellerim başımda birleşirken gözüm karardı. Bakışlarımı düzeltmeye çalışarak etrafa bakındım.
"YARDIM ETSENİZE !"
Bakışım önümüzde silahlarını bana doğrultmuş olan korumalardaydı. Hepsine göz aşinalığım vardı. Onlar, o adiler benim evimi korurken şimdi onun bu haline seyirci kalıyordu. Ayağa kalkarak sürdürdüm feryadımı. İçlerinden birini hedef seçtim kendime. Dizlerimde derman yoktu. Zar zor yürüdüm adamın üstüne. Her bir zerrem titriyordu. Gözlerini gözlerime dikmişken yüzünde zerre ifade yoktu. Korkuyla kaşlarım çatıldı. Ne yapıyordu bu adamlar ? Burada ne oluyordu? Bilinmezliklerle boğuşurken kustum öfkemi. Var gücümle ittim onu.
" SANA AMBULANS ÇAĞIR DEDİM ! "
Bakışını yere çevirirken ellerim saçlarımı çekmeye başladı. Aklımı yitirecektim. Aklım yerinden uçup gidecekti. Hiçbiri, hiçbiri yüzüme dahi bakmıyordu şimdi. Öfkemi püsküre püsküre kusarken dişlerim bile titriyordu.
" SİZE SÖYLÜYORUM ! KURTARIN KOCAMI !"
Adımlarım yalpalaya yalpalaya sürse de hepsini teker teker ittim. Ne bir karşılık veren oldu ne de feryadıma kulak veren. Dudaklarımdan acı bir çığlık daha koparken bakışlarımı yerde öylece yatan Alper'e çevirdim. Uyuyordu sanki. Dudaklarım titrerken uykusuz olduğu geldi aklıma. Elim daha çok ağlamamak için dudaklarıma kapanırken umutsuzca diz çöküp baktım yüzüne. Hıçkırıklarım boğazıma dizilirken bakışlarım başka bir yere takıldı.
O adam, o benim kızımın yanındaydı. Kucağına alıyordu kızımı. Korkuyla ayağa kalktım. Dizimde derman olmaması umurumda bile olmadan hızla ilerledim yanına.
" BIRAK KIZIMI ! BIRAK DOKUNMA ONA !"
Ellerim var gücüyle o adamı çekerken Alya ağlamaya başlamıştı. Başım umutsuzca sağa sola sallanırken o adamı çekmeye devam ettim. Gerileyerek boşta kalan eliyle beni savurduğunda sendelesem de durmadım. Bebeğim, benim evladım ağlıyordu. Güzel kızımın gözünden düşen tek damla yaşa tahammülüm yoktu. iki elimle birden kolunu kavrayarak çektim. Sinirden her bir zerrem zonkluyordu.
" DOKUNMA ! BIRAK KIZIMI AŞAĞILIK HERİF ! BIRAK DEDİM SANA !"
Yeniden ittiğinde dudaklarından tükürük saça saça konuşmaya başladı.
" Sus lan kalt*k karı ! "
İleri atılarak koluna dişlerimi geçirdim. Öyle bir sıktım öyle nefretimi dişlerime yansıttım ki bağırarak geri çekildi. Bu esnada kızımı daha sıkı sarmalıyordu. Bedenimi yana doğru savurduğu esnada arkamda kalan korumaların ikisi kollarımı tuttu. Gözümden yaşlar firar ederken bağırdım. Var gücümle bağırdım. Evladım, benim güzel kızım... Minik bebeğim ağlamaktan kızarmıştı. Yalvaran gözlerle baktım onun o leş yüzüne.
" NE OLUR ! YALVARIRIM BIRAK KIZIMI ! "
Geri geri adımlarken altın sarısı dişlerini göstere göstere sırıttı. Küçük bebeğim kucağında çaresizce çırpınarak ağlıyordu. Zeytin gözleri kapalıydı bebeğimin. Bütün sesini kullanarak ağladığı esnada benim gözlerim yaşlardan bulanıklaştı. Kollarımı korumalardan kurtarmaya çalıştım ama nafileydi. Öyle sıkı tutuyorlardı ki adım bile atamıyordum. Tek yapabildiğim bağırmaktı. Sesimi duyurmaya çalıştım. Belki yakındaki parka gitmek isteyen birileri polise haber verir diye ümit etmeye başladım. Başka çarem de kurtuluşum da yoktu benim.
" NE OLUR BIRAK KIZIMI ! NE İSTERSEN YAPARIM YETER Kİ BEBEĞİMİ AĞLATMA !"
Alya'nın ağlaması şiddetlenirken çığlık çığlığa ağlamaya başladım. Korumalar kolumu daha sıkı tutup beni kenara çekmeye çalıştığında ise afallayarak onlara baktım.
" NE OLUYOR ? BIRAK! NE YAPIYORSUN ?"
Ümitsizce çırpınsam da beni geriye doğru çekmeye devam ettiler. Bu esnada o aşağılık adam arkasını dönerek ilerlemeye başladı. Kalbime öyle sancılı bir ok saplandı ki boğazım sıkıştı. Soluğum kesilirken amansızca feryat ettim.
" KIZIM ! KIZIMI BIRAK ! ALYA !"
Ben çırpınarak ellerinden kurtulmaya çalışırken küçük bebeğim bana bakarak ağlamayı sürdürüyordu. Ellerimi ona doğru uzatmaya çalıştım. Olmadı. Ağlaya ağlaya o adamın kucağında gidiyordu bebeğim. Benim elimden bir şey gelmiyordu. Çaresizce çırpınıp bağırmaktan başka elimden hiçbir şey gelmiyordu.
" KURBAN OLAYIM NE OLUR BIRAK BEBEĞİMİ ! BIRAKIN BENİ ! KIZIM ! "
O adam kızımla beraber ilerlemeye devam ettikçe korumalar bedenimi daha sıkı kavramaya başladı. Çığlık çığlığa yere düştüğümde kızım artık uzaktan görünüyordu. Ağlamasını duyuyordum sadece. Güzel gözlerini seçemiyordum bile. Yolun karşısında siyah bir araba durdu. O rezil son kez dönüp arkasını baktığında kızım ağlayarak bana bakıyordu. Gözlerini seçemesem de başı bu tarafa dönüktü. Göz yaşlarım hıçkırığa dönüşürken kollarımdaki eller yavaşladı. Ağlayarak yere çöktüğümde kızım arabaya bindirilmişti. Yoktu şimdi. Korumalar koşarak o yöne gitmeye başladığı esnada içime öyle bir güç doldu ki derin bir nefes alarak ayağa kalkıp koşmaya başladım. Kızımı o p*çten alacaktım. Ucunda ölüm olsa boşaydı. Tek bir nefeslik canım kaldıysa kızımın uğruna o nefesi hiç düşünmeden şu an harcardım.
Hızla o yöne koşmaya devam ettiğimde korumalar tutmaya çalışsa da kolumu kurtararak geçtim yolun karşısına. Araba çoktan çalışıp ilerlemeye başlamıştı. var gücümle koşarken bir yandan da bağırıyordum.
" ALYA ! KIZIM! BIRAKIN KIZIMI ! BIRAKIN ALLAH'IN BELALARI ! "
Koşmaya devam ettiğimde araba hızlanıyordu. Tam o esnada bir şey gördüm. Birini. Büyük siyah ticari arabanın arka camından biri bakıyordu. Koşarken keskinleştirdim gözlerimi. Kıstım iyice. Gördüğüm kişiyi tanımaya çalıştım.
O...
Dayı denen o adam.
Saadettin Yüce...
O p*çin manevi babası...
Gözlerini dikmiş bana bakıyordu. Dudaklarımdan korkulu bir nida dökülürken var gücümle koşmaya devam ettim. Soluklarım kesiliyordu. Ayaklarım acıyordu. Umurumda değildi. Benim kızım, küçük bebeğim ağlıyordu. Susmazdı. Ben olmadan babası olmadan asla susmazdı. Benim bebeğimin gözünde yaş kalmamıştır. Ben koşup yetişmek zorundaydım. Soluklarım kesilse de durmadım.
" BIRAKIN KIZIMI ! ALPARSLAN ! BUNUN HESABINI SORACAĞIM SANA ! BIRAKIN KIZIMI!"
Nefesleri birbirine karışırken araba öyle çok hızlandı ki ben gerisinde kaldım. Var gücümle koşsam da olmadı. Yetişemiyordum. Bu s*kik sokakta tek bir araba tek bir insan dahi yoktu. olmadı. Yetişemedim yavruma. En kıymetlimi çekip çıkaramadım o arabadan. Adımlarım birbirine karışıp yere düştüğümde hıçkıra hıçkıra ağlıyordum. Bebeğim, bebeğim yoktu. sağa sola bakındım. Tek bir insan yoktu. ayağa kalkmaya çalıştım. Dizimde ılıklık vardı ama önemsemedim.
Ayağa kalkıp sağa sola bakındım. Durdu sanki beynim. Ne yapacağımı bir an bilemeyip afalladığımda bir karartı çöktü. Gözlerim kayacak gibi olurken onları kısarak ayakta kalmaya çalıştım. Sonrası karanlık.
..........................
Acı ile dağlanan yüreğe yel değmez. Çünkü bilir ki o yel kasırgaya dahi dönüşse acının dağladığı kalpte milim rüzgar esmez. Acı insanı güçlü kılandır. Çektiğin acı kadar kök salarsın. Döktüğün göz yaşı kadar güçle ayakta durursun. İnsan kalbinin taşıyabileceği en ağır acı ise tartışmasız evlat acısıdır. Hele ki o acı bir annenin yüreğine yerleşmişse yer gök korkuyla inler. O annenin feryadı yeri göğü bile korkuya esir kılar.
Üzerimde bir ağırlık vardı. Gözlerim kapalı, boğazım kuru. Boğazımdaki kuruluk öksürtüyor bedenimi. Kaşlarım çatıldı aynı saniyelerde. Nefes almayı dendiğimde üzerime bir soğukluk değer gibi olduğunda irkilerek daha sıkı yumdum gözlerimi. Gözümün önüne bir an düştü tam o saniyelerde. Kızımın ağlaya ağlaya bana baktığı o an. Sıçrayarak kalktım olduğum yerden. Kabustu hepsi. Korkunç bir kabus.
" ALYA !"
Gözlerim hızla odayı taradı. Burası bir hastane odasıydı. Köşedeki tekli koltukta Şevval'i görünce kaşlarım çatıldı. Camın dibinde ise Nare vardı. Sesimle irkildi ikisi de. Nare koşar adım yanıma geldi. Yüzünde hiç görmediğim türde bir acı vardı. Gözleri şiş olduğu için kahve hareleri güçlükle görünüyordu. Şevval ise oldukça bitkin duruyordu. Kaşlarım daha çok çatılırken biraz daha doğruldum. Burada neler olduğunu sorguladım kısa bir an . bir cevap bulamazken kaşlarım daha çok çatıldı. Nare bu esnada yanıma oturarak sarıldı.
" Abla... Ablam. İyi misin ?"
Kollarından hiddetle kurtulduğumda yüzümde hâlâ aynı ifade hakimdi. Bakışlarım Şevval'e döndüğünde onun gözlerinin de dolduğunu gördüm. Başıma keskin bir ağrı saplanırken beynimin içinde tek bir isim yankılanıyordu : Alya. Kızımı görmek için taradım odayı. Yoktu. tekrar bakındım. Yoktu. kızım neredeydi? İfadem daha da sertleşirken içime koca bir yük oturdu. Nefes alamadım. Nefes alamayacak kadar ağırdı yüküm. Amansızca onlara sormaktan başka çarem yoktu. duymak istediğimi söylemeyecekleri gerçeği içime yavaş yavaş çökerken hıçkırdım.
" Kızım ... Nare bebeğim nerede ?"
Nare annesine bakınca benim bakışlarım da Şevval'e döndü. Gözleri daha da bulanıklaşırken bakışlarımla yalvardım ona. 'İçerde gelecek şimdi .' desin istedim. İstekle baktım yüzüne. Ondan ses gelmeyince bir hıçkırık daha koptu dudaklarımdan. Söylemesini istiyordum. ' Alper'le beraber. ' desin istiyordum. Beynime kazınan o anların kabus olmasını istiyordum. Yalvaran gözlerle ona baktıkça susmaya devam etti. O sustukça içimdeki yük arttı. O sustukça beynimde kızımın ağlaması yankılandı. O sustukça benim hıçkırıklarım dağı taşı inletti. Dayanamadım daha fazla. Bu kadarı çoktu. Kaldıramadım. Bağıra bağıra ağlamaya başladığımda dilimden yalnızca bebeğimin adı dökülüyordu.
" KIZIM NEREDE DİYORUM SİZE !"
Bakışlarım kardeşime döndüğünde gözünden yaşlar akmaya başladığını gördüm. Sarılmaya çalışıyordu bana. İttim ellerini. Benim şu an kızımın nerede olduğunu duymaya ihtiyacım vardı. Sarılarak kaybedecek vaktim yoktu ki.
Derin bir nefes alarak gülümsemeye çalıştım. Muhtemelen kötü bir kaza geçirmiştim. O gördüğüm kabuslar anestezi etkisiydi. Başka ihtimal yoktu ki. Olsa Nare neden bana sarılıp ağlamak istesin ? Gider kızımı bulurdu. O onun teyzesiydi. Gülüşümü büyütürken bana sarılmaya çalışan ellerini tuttum. Gülümsememin ardında istediğim cevabı duymayı bekleyen bir yalvarış vardı. Yaşlı gözlerime aldırmadan gülümseye gülümseye konuştum onunla.
" Nare... Ablacım Alya nerede ? "
Bakışını yeniden annesine çevirirken yutkundu. Yeniden bana bakarken daha sıkı sardı elimi. Benden derin bir nefes verip beklentiyle baktım yüzüme. Tamam dedim. Tamam şimdi öğreneceğim yerini.
" Abla..."
Başımı aşağı yukarı sallarken yüzüne beklentiyle bakmaya devam ettim. Yeniden sustuğunda içimdeki acının verdiği öfkeyi dışıma saçtım.
" SÖYLESENE ! NEREDE ALYA ?"
Ellerini ellerimden kurtarırken ağzına kapayarak ağlamaya devam etti. Yerimden kalkmaya çalıştım. Bu esnada sol kolumda bir sızı oldu. Serum vardı. Kolumdaki serumu çıkarıp attım. Acısı umurumda bile değildi. Ilık bir sıvı hissetsem de görmezden gelerek Nare'yi ittim yanımdan. Hiddetle ayağa kalktığımda gözlerine bakıyordum.
" SÖYLE ! "
Başını olumsuz anlamda salladığında yeniden ittim onu. Akan yaşları elimin tersiyle özensizce silerken içli bir nefes aldım. Acıdan canımda yer kalmamıştı. Acı bana nefes alacak yer bile tanımıyordu. Beynimin içinde kızımın ağlaması yankılanması devam ediyordu. Nefes alamadığım için başımı havaya dikerken hıçkırdım. Gülümsemeye çalıştım sonra. Sakin olmam gerekiyordu. Aklımı yitirmememin tek yolu sakin kalmaktı. Gülüşümü yüzüme yayarken konuşmaya başladım.
" Nare... Ne olur hadi söyle ! Bebeğim nerede ?" İçli bir nefes alıp yüzüme yayılmaya devam eden yaşları yeniden temizledim. Güzel kızımı şimdi görmem lazımdı. Bu hasret çoktu. Bu kadarı çok fazlaydı. Kim bilir kaç saattir uyuyordum burada ? O acıkmıştır. O çok acıkmıştır. Ağlıyordu. O ben olmadan susmaz. Bir çare bulmam gerekiyordu. Bir şey duymam gerekiyordu. Kızımın varlığına sığınmak için tek bir kelime bile yeterdi ki bana. O kelimeyi duymak istedim.
" Nare... Ablacım, Acıkmıştır Alya. Söyle hadi ! Neredeyse gidip alayım."
Yüzüme ağlayarak bakmayı sürdürürken derin bir nefes alıp ellerini ellerime yasladı. Gülüşüm onun yüzündeki acıyı gördükçe solarken başımı sağa sola salladım. Hayır dedim içimden. Hayır getirsinler hemen kızımı. Dudaklarım titrerken daha çok sıktım onun elini. Gözlerini kapattığında içli bir nefes verdi.
" Abla... Alya..."
Başımı olumlu anlamda sallarken evet dedim içimden. Evet Alya. Benim kızım. Göğüm, gökyüzüm. Gözlerinin içine istekle bakmaya devam ettiğimde derin bir nefes vererek konuşmaya başladı.
" Kayıp."
Başımdan başlayarak bedenimin her bir yanı kaynar bir suyun teni yakışı ile doldu. Mıh gibi çakıldım olduğum yere. Çakılı kaldığım yerde hareketsiz bir vaziyette idrak etmeye çalıştım duyduklarımı. Kayıp. Benim kızım, benim canım, süt kokulu bebeğim... Nasıl kayıp ? Olamaz ki. Bu mümkün değil. Benim evladım annesi olmadan hiçbir yere gidemez. O bana, benim sütüme bu denli muhtaçken olmaz.
Başım sağa sola sallanırken kardeşimden duyduklarımı reddettim. Hayır. Bu mümkün değildi. Olamazdı.
" Hayır Nare. Kızım kaybolmaz. Olamaz ki. Üstünde... " Derin bir nefes alırken kapattım gözlerimi. O güzel yüzü pamuk elleri geldi gözümün önüne. Hatırladığım kokusunu ciğerlerime doldururken gülümsedim. Kızımın kokusu doldu içime. Dört bir yanımı huzur sararken açtım gözlerimi. Karşımdaki yaşlı gözlere aldırmadan devam ettim konuşmaya.
"Üstünde senin aldığın takım vardı. Ayıcıklı olan.. Hatırladın mı ?"
Nare başını olumlu anlamda sallarken elini ağzına atarak daha hiddetli ağlamaya başladı. Benim gözlerimden yaşlar benden bağımsız akıyordu. Canım deli gibi yanıyordu şimdi. Kızımın kokusu gerçeğe döndüğüm an gitmişti burnumdan.
" CEVAP VERSENE ! HADİ ABLACIM ! NE OLUR SÖYLE ! NEREDE BENİM BEBEĞİM ? "
Nare koluma girerek tutmaya çalıştı beni.
" Abla lütfen... Ben..." Ağlarken nefesi duraksadı. Bakışları bu kez tam arkamdayken bende arkama döndüm. Şevval'in yaşlı gözleri ile karşılaşınca gülümsedim. Anneydi o. İki evladı vardı. Anlardı halimi. Kızımı getirirdi bana. İçim ümitle dolarken gülümseyerek ona doğru adımladım. Tam karşısında durduğumda mavi gözlerine denk düştüm. Bütün gülüşüm solarken beynime bir ok saplandı.
Alper...
Onun açamadığım mavi gözlerini hatırladım. Yatıyordu o yerde. Kan vardı ellerimde. Kaşlarım hızla çatılırken başımı ellerime eğdim. Ellerim tertemizdi. Rahat bir nefes verdim aynı saniyelerde. Tamam dedim. Kabus işte. Ellerim temiz. Gülümsemeye başlarken onun dudaklarının titreyişini görerek duraksadım. Kaşlarım yeniden çatıldı. Öyleyse Alper neredeydi ? Kızımız kayıpsa o neredeydi ? Yeniden gülümsedim sonra. Bulmaya gitmişti. Alper kızımızı bulmaya gitmişti. Başımı onaylar anlamda salladım. Daha sonra gülüşüm büyürken öne atılarak baktım Şevval'in yüzüne.
" Şevval, Alper kızımı bulmaya gitti. Öyle değil mi ?"
Onay almak istiyordu beynimdeki o düşünce. Onaylanmak istiyordu. Benim beynimi sarsan o görüntülerin yalan çıkması gerekiyordu. Şevval gözlerini kapattı. Gözünden tek damla yaş düşerken derin bir nefes verdi.
" Hazan, ben... Üzgünüm."
İfadem sekteye uğrarken yüzüne beklentiyle bakmaya devam ettim. Cümlesini tamamlamasını bekliyordum. Neye üzgündü ? Ne olmuştu? Ellerim saçlarımı çekmeye başlarken sıkıntılı bir nefes verdim.
" Neye üzgünsün ? "
Aklıma düşen fikirle kıkırdadım. Kesin Alper onu bulmaya gitmişti. Kızım bulunacak diye üzülüyordu. Kızımın babası kızımı bulurdu ki. Alper kızımızı korurdu. Hep korumuştu.
" Alper kızımı bulacak diye üzülüyorsun değil mi ? "
Başını sağa sola sallarken yaşları özenle sildi. Öne atılarak ellerimi tuttuğunda şaşkınlığa uğradım. Şevval bana iyi davranıyordu. O bana iyi yaklaşıyordu. İfadem donuklaşırken ona bakmaya devam ettim.
" Hazan, Alper..."
Başımı aşağı yukarı sallarken yüzüne beklentili bakışım sürüyordu. Tamam dedim. Şimdi duyacağım gerçekleri. Sevinçle yüzüne bakmaya devam ettim.
" Baban... Cenaze işlemleri için gitti. Biz... Onu İstanbul'a götüreceğiz."
Durdu. Dünya tam o an durdu. Beynimden tek bir ses çıkmadı. Bakakaldım yüzüne. Öylece dururken o konuşmaya devam etti. Duymadım ben. Duymuyordum hiçbirini. Ne dedikleri umurumda bile değildi. Alper gelecekti birazdan. Kucağında kızımız olacaktı. Gelecekti ikisi de. Başım sağa sola sallanırken akan yaşları özensizce temizleyerek kapıya yöneldim. Eve gidecektim. Evimde beni bekliyordu Alper. Uyuyacaktı o. Uykusu vardı. Eve uyumaya gitmişti kesin. Kararlı adımlarım kapıda son bulurken kulpu sıkı sıkıya kavrarken sesler geliyordu ardımdan. Duymadım. Umursamadan kapıyı sertçe açtığımda karşımda biri vardı.
Çisem...
Gözleri en az benim gözlerim kadar yaşlıydı. Baktım yüzüne. Gözlerine beklenti ile baktım. Duyduklarımın aksini söylemesi için gözlerimle yalvardım. Dudakları titremeye başladığında dudaklarımdan acı bir hıçkırık koptu. Uzattı kollarını. Hiç tereddüt etmeden sıkı sıkı ona sarıldığımda göz yaşlarım yüzümü yıkıyordu. Sarıldığı an omzunun inip kalkmasını hissettim. İçime yaşadıklarımın acısı çökerken amansız isteğimi belki de son kez ona dillendirdim.
" Çisem yalan de ne olur! Alper nerede ? Ne olur söyle ! Benim kızıma ne oldu ?"
Hıçkırıklara boğuldum sonra. İçimde ne varsa atmak istiyordum sanki. Yaşlar yüzümü yıkarken çöktüm olduğum yere. Çisem sarılarak ağlamaya devam ederken birinin kolumu çektiğini hissettim. Başım dönüyordu. Gözlerim açılıp kapanmaya başladığında içli bir nefes verdim. Kızım geldi gözümün önüne. Evladımın kokusu burnuma dolarken derin bir nefes aldım.
" Kızım... Anneciğim..."
Dudağımdan bir hıçkırık daha koparken kolumda bir soğukluk hissettim. Merakla kaşlarımın çatıldığı an gözlerim yavaş yavaş kapandı.
.....................
1 hafta sonra...
İstanbul, Türkiye
Zaman...
Derler ki zaman her şeyin ilacıdır. Külliyen yalan. Bazı acılar vardır. Zaman o acıların yalnızca tuzudur. Acıtır. Acı acı kanatır. O kan boğazınıza kadar gelir dayanır sonra. Yutamazsınız ama. Yutulmaz. Zaman o acılara merhem olmadığı gibi yutup sindirilmesine de izin vermez.
Yedi gün. Koskoca yedi gün geçmiş. Dün gibi daha. Daha dün Alper yanımdaydı. Methiyeler diziyordu anneliğime. Fakat şimdi... Ben düşman kesildiğim bana zindan olan o evdeyim şimdi. Cehennemimdeyim. Bir kara bulut çöktü hayatıma. O kara bulut beni yuvamdan alıp bu cehenneme getirdi. Vicdanımın yükü uyutmuyor bedenimi. O benim, evladımın hayatını kurtarmak isterken öldü ya ben her saniye yeniden ölüyorum yokluğuyla.
İçli bir nefes verirken gözümden düşen bir damla yaşı özenle temizledim. Evladıma baktım daha sonra. Gülümseyerek izliyordu beni. Kara hareleri ilk kez Alper'i anımsattı bana. Vicdanımın yükü daha çok artarken nefesimi doldurdum ciğerlerime. Kızımın kokusuydu içime dolan . Süt kokuyordu benim yavrum. Süt kokuluydu annesinin güzel kızı. O artık sadece benim kızım değil, babasının bana emanetiydi. Sıkı sıkıya sararak aldım kızımı kucağıma. Kokusunu içime daha çok çekerken kapattım gözlerimi.
" Annem..."
Yanağına sulu bir öpücük bıraktığımda mırıltısı doldurdu kulağımı. Neşeli neşeli mırıldanıyordu kızım. Kapının açılma sesini duyduğumda bakışlarım o yöne kaydı. Nare gelmişti. Elinde bir tepsiyle bana doğru ilerliyordu fakat kaşları çatıktı. Bakışına bir anlam veremediğim için yüzüme sorgular bir ifade yerleşti. Kızımı kucağımda daha üste taşırken yutkundum. Bu esnada o tepsiyi komodine bırakarak yanıma oturdu.
" Abla ? Sen... Ne yapıyorsun ?"
Kaşlarım merakla havalanırken bakakaldım. Ne demek istediğini anlamaya çalıştım kısa bir süre. Beynimde sesi yankılanırken tekrar yutkundum. Bu esnada Alya elini yüzüme atınca daha sıkı doladım bedenini bedenime. Nare'nin hâlâ sorgular bir şekilde izlediğini görünce derin bir nefes verdim.
" Alya beşiğinde durmadı. Uyutamadım da. Bende kucağıma aldım."
Bakışları kızıma kaydığında yutkundu. Derin bir nefes verirken kapattı gözlerini. Açtığında gözlerinde derin bir keder vardı. Yutkunarak ona olan bakışımı sürdürdüm. Alper için üzülüyordu. Her halinden belliydi. Acısına eşlik etmek adına bir elimi bebeğimden çekip elini tuttum.
" Alper... Ben onu ömrüm boyunca unutmayacağım. Kızım da babasının varlığını bilerek büyüyecek. "
Genzime oturan yumruyu savuşturmaya çalışırken içli bir nefes verdim. Acım azalmayacak bir ömür kalacaktı. Vicdanımın yükü daima omuzlarımdaydı ama benim derdimin dermanı da kollarımdaydı. Kızım kollarımın arasındayken baş edemeyeceğim tek bir acı dahi yoktu. bunu bilmenin verdiği güçle bebeğimi daha sıkı sardığımda Nare elini kızıma uzattı.
" Bana ver abla."
Uzattığı elleri titriyordu. Korktum. O titreyen eller kızımı düşürebilirdi. Ben bundan korkarak başımı sağa sola salladım. Daha sıkı tuttum bebeğimi. Hiç kimse alamazdı ki onu benden. Hiç kimse yavrumu benden koparamazdı. Nare titreyen ellerini tekrar uzattığında boğazımdaki yumru ağzımın içine doğru yol aldı. Kederli bir iç çektiğimde yaşlar gözlerimden akıyordu. Direterek elini uzattığında ise başımı olumsuzca sallayarak haykırdım içimdekileri.
" Vermem. Vermem ben. Kızımı kimselere vermem. Benim yavrum o. Benim."
Nare yaşlı gözlerle elimi tutmaya çalıştığında ayağa kalktım. Kızımı o bile alamazdı benden. Kimseye vermezdim. Veremezdim ki! O ben olmadan yaşayamazdı. Benim ilgime sevgime muhtaçtı bebeğim. Nare de ayağa kalkarak yaklaştığında geri geri adımladım.
" Yaklaşma ! Bebeğim korkacak Nare. "
Başını sağa sola sallarken bana doğru adımlamaya devam etti.
" Abla... Alya ..." Gözlerini kapatıp açtığında dudakları titriyordu. Başımı sağa sola sallayarak reddettim onu. Yalan söyleyecekti. Duyacağım şeyi biliyordum ki ben. Yalandı hepsi. Koskoca bir yalandı. Kızım kucağımdaydı. Duyuyordum ben onun kokusunu. O benim yanımdaydı. Başım sallanmaya devam ederken yüzüm yaşlarla temizleniyordu. O ise buğulu gözlerini bana dikerek derin bir nefes verdi.
" O Alya değil abla. Ver hadi bana onu."
Bakışlarım kucağımda tuttuğum bebeğime kaydığında tekrar reddettim onu. Alya kucağımdaydı. Siyah gözleriyle izliyordu beni. Gülümsüyordu. Derin bir nefes vererek gülüşüne eşlik ettim. Nare de görsün istedim. Kızımın güldüğünü görünce inanacaktı bana.
" Bak teyzesi! Alya ne kadar da mutlu. Görüyor musun ? "
Nare başını sağa sola sallarken ellerini ağzına kapattı. " Abla ne olur yapma ! Dayanamıyorum... Lütfen..."
Başımı sağa sola sallarken bir elimle gözümden akan yaşları temizledim. Ölen benim kocamdı. Dayanılmayacak bir acı varsa o da benim acımdı. Nare bana bunu neden yapıyordu ki ? Sinirlenmem için mi uğraşıyordu ?
" Kes artık şunu Nare! Kes! Bebeğimi de ağlatacaksın. "
Boşta olan elim kızımın al yanaklarını okşamaya devam ederken o gülüşünü sürdürüyordu. Derin bir nefes vererek öptüm yanağını. Teyzesinin ağladığını fark etse huzursuzlanırdı. Fark etmiyordu güzel kızım. Öptüm tekrar yanağını. Kokusunu içime çektiğimde kapandı gözlerim.
Kolumda bir el hissettim daha sonra. Gözlerim hızla açılırken Nare tam karşımdaydı. Meraklı bakışlarım onu seyrederken kafam sağa sola sallanmaya devam etti. Bedenim benden bağımsız hareket ederken içime bazı hisler çökmeye başladı. Yüküm her geçen saniye artarken kulaklarımda bir ses yankılandı. Kızım ağlıyordu. Hızla bakışlarımı ona çevirdim. Kucağıma baktım.
Yastık... Yastık vardı kucağımda. Dilimden korkulu bir nida dökülürken kaşlarım çatıldı. Bedenimin her bir zerresi titriyordu şimdi. Başım sağa sola sallanmaya devam ederken çaresizce bakışlarımı Nare'ye çevirdim. Kızımın nerede olduğunu söylemesini istiyordum. Kafam yerinden çıkacaktı şimdi. Daha az önce bebeğim kollarımdaydı. Neredeydi şimdi ? Kucağımda bu yastığın ne işi vardı ?
" Nare, kızım nerde ? Sen mi aldın onu ? Nerede bebeğim ?"
Nare bakışlarını kaçırırken elini kucağıma uzattı. Bakışlarım üzüntüyle hakimiyet kuruyordu. Elimden bir şey gelmedi. Kollarım serbest düşerken Nare kucağımdan çekti yastığı. Ona olan bakışlarım sürerken içimdeki acı kat ve kat artarak dayanılmaz bir hal aldı. Ayakta duramadım. Ayaklarım bedenimi taşıyamadı. Evladım... Kızım neredeydi ?
İçli bir nefes verdiğim esnada dudağımdan acı bir feryat koptu. Yere düşerken sürdürdüm feryadımı. Gözümün önünden kızımın gözleri gitmiyordu. Ağladığı o anlar canlandı gözümde. Simsiyah harelerinin yaşlara teslim oluşu gözlerime çökerken kulaklarımda onun tiz ağlama sesi vardı. Ağlıyordu bebeğim. Ağlıyordu benim küçük kızım. Susmazdı ki. Ben olmadan Alya susmazdı. Benim bebeğim nerede ağlıyordu şimdi ? Kızım neredeydi ?
" ALYA ! KIZIM ! AĞLAMA ANNEM ! AĞLAMA GÜZEL KIZIM ! AĞLAMA GELECEĞİM !"
Hıçkırıklar boğazımda otururken bedenim şiddetle sarsılıyordu. Nare kollarımı sararak sarıldı. Bir şey diyemedim. Konuşuyordu ama duymadım. Yoktu. kızım burada değildi. Aklıma yaşadıklarım birer birer düşerken ellerimle başıma vurmaya başladım. Hatırlama dedim. Sus sakın hatırlama dedim. Aklımı kaybedecektim yoksa. Kızımı bulmadan aklım bedenimi terk edemezdi. Hatırlamamam gerekiyordu. Hatırladıkça aklım havaya karışıyordu. Şiddetle sarsılarak bedenimi savurduğumda Nare'nin kolları yakaladı beni. Sarsılmama izin vermiyordu.
" ABLAM YAPMA ! SÖZ VERİYORUM GELECEK ALYA ! BABAM BULACAK ONU !"
Duyduklarımla gözüm sonuna kadar açılırken yüzüme bir tebessüm yerleşti. Hızla ittim kollarını. Yaşları özensizce temizlerken gözlerine beklentiyle baktım. İçime öyle bir sevinç doldu ki içim içime sığmayı bıraktı. Dışarı taşarken istekle döktüm sözlerimi.
" Gerçekten mi ? Gerçekten getirecek mi kızımı bana ? " Başıyla beni onaylarken ağlamaya devam ediyordu. Gülümseyerek hızla ayağa kalktım. " Tamam. Hadi gidelim babana! Nerede Tuğrul ? Kızımı almaya mı gitti ?"
Yüzümdeki gülüş sekteye uğramadan hedefine bakıyordu. Nare bu kez yeniden kapattı gözlerini. Kaşlarım çatılırken derin bir nefes verdim. Beklentili bakışım sürdüğü esnada ağzını birkaç kez aralayıp kapattı. Sinir parmak uçlarıma dolmaya başlarken nihayet konuşmayı başardı.
" Babam... Yani babamlar..."
Derin bir nefes verdiğinde beklentili bakışlarıma başımı sallayarak eşlik ettim. O ise aldığı nefesi verirken buğulu gözlerini açtı.
" Cenazeye gittiler."
Beynimin içinde yankılandı sözler. Ne kadar zaman geçti bilmiyorum. Kalakaldım öylece. Cenaze... Onun cenazesi... Alper... Mavi gözleri gözlerimin önüne düştüğünde haykırdım. Dizlerim yine taşımıyordu bedenimi. Ben yine yeniden çöktüm yere. Hıçkıra hıçkıra ağlarken onun kanlar içinde yerde yattığı anlar düştü gözümün önüne. Ellerim dizlerimi parçalarcasına dövmeye başladığında nefes alamıyordum. Konuşamıyordum bile. Sadece ağlıyordu bedenim. Gözyaşı dökmekten öteye gidemezken kardeşimin bedenimi sardığını gördüm.
Tam ona sarılarak ağlamaya devam edeceğim esnada beynimin orta yerine bir düşünce düştü. Ben neden buradaydım ki ? Ölen benim kocamdı. Benim yüzümden olmuştu. Mahvetmiştim hayatını. Benim yüzümden buz gibi toprağa seriliyordu bedeni. Benim burada ne işim vardı ? Bütün hücrelerime destansı bir öfke dolarken haykırarak ittim onu.
" BIRAK SARILMA BANA ! BENİ NİYE GÖTÜRMEDİLER ? BENİM KOCAM O ! NE İŞİM VAR BURADA?"
Nare öne atılarak sağa sola savurduğum ellerimi tuttu. Bu esnada kapıdan iri yarı iki adam girdi. Bakışlarım onlara doğru kaydığında yüzümde anlamaz bir ifade vardı. Aklımı yitirecektim şimdi. Ellerim başımın üstünde birleşirken derin derin nefesler alıp verdim. Aklımda bir fikir belirdi bu esnada. Kimse beni götürmediyse ben gidecektim Alper'e. Kendi ellerimle gömecektim onu. Son görevimi yapacaktım ona. Söz verecektim sonra. Kızımızı bulacağıma dair ona söz verecektim.
Ani bir hareketle kapıya doğru atıldığımda o iri yarı adamlar kollarımı tuttu.
" BIRAKIN BENİ ! BIRAK !"
Nare önümde belirdiğinde yalvaran gözlerim bu kez onu izliyordu.
" NARE ! ALPER'E GİDECEĞİM! SÖYLE BIRAKSINLAR !"
Başını olumsuz anlamda sallarken bakışlarında buruk bir ifade belirdi.
" Bırakamazlar abla. Ahmet amca..." Derin bir nefes verirken kapattı gözlerini. " O seni cenazede istemedi."
Kalbim bin bir parçaya dağılırken ağzım açık kaldı. Ne saçmalıyordu ? O benim kızımın babasıydı. Ne demek oluyordu bütün bunlar ? Başım reddederek sağa sola savruldu. Bu mümkün olamazdı. Kimse , hiç kimse onu son kez görmeme engel olamazdı.
" HAYIR ! O KİM OLUYOR ? GİDECEĞİM ! BIRAKIN BENİ !"
Kollarımı çekiştirerek ellerinden kurtulmaya çalışsam da başarısız oldum. Nare iki eliyle yüzümü kavrayarak ona bakmamı sağladığında öfkeden dişlerim titriyordu.
" Abla... Lütfen... İlaçlarını içmen lazım. Hadi gel."
Öfkeyle yere yatmaya çalışarak kurtulmaya çalıştım ellerinden. Bedenimi inanılmaz bir sıkılıkta tutuyorlardı. Başarısız oluyordum sürekli ama yapmam lazımdı. Alper'in yanında olmam lazımdı. İlaçlara da ihtiyacım yoktu. benim kızıma ihtiyacım vardı. Derin derin nefesler vererek çırpındım. Ben çırpındıkça Nare yalvararak ağladı. O ağladıkça ben öfke kustum. Bütün öfkemi suçsuz günahsız kardeşime kusarken bir karartı çöktü yine bedenime. Karanlığın esiri oldum.
........................
Karanlık yavaş yavaş yerini aydınlığa bırakırken göz bebeklerim açılmaya başlıyordu. Gözlerim açılırken her iki göğsümde de derin bir sızı hissettim. Dilimden acı bir inleme dökülürken iki büklüm oldum. Bu esnada gözlerim sonuna dek açıldı. Olduğum yerden doğrulduğum esnada bakışlarım kısa bir an bulunduğum yeri, cehennemimdeki odamı taradı. Tamamen doğrulduğumda yutkunmaya çalıştım. Boğazımdaki kuruluk buna engel olurken göğsümdeki acı yeniden ve daha acılı bir şekilde peydah oldu. Bir elim o yöne giderek göğsümü ovmaya çalıştığında elime ve tenime ıslaklık çöktü. Kaşlarım şüpheyle havalanırken elimi tişörtün altına attım. Sütüm akıyordu.
Dudaklarımdan içli bir nefes kaçtığında bakındım odaya. Kabus bitmemişti. Kızım yoktu yanımda. Sütüm akıyordu ama. Benim evladım en çok emmeyi severdi. Her acıktığında elini göğsüme atardı. Çoğu zaman onu boş çeviren göğüslerim şimdi sütümü boşa akıtıyordu. Hızla ayağa fırlayıp sağa sola bakındım. Kızım buralarda bir yerde olmalıydı. Açtı o. Karnı acıkmıştır bebeğimin. Küçücüktü. Karnı doymadan ağlamayı kesmezdi ki. Açken benim bebeğim susmazdı. Benim evladım neredeydi ? Ellerim saçıma giderken dudaklarımdan bir feryat koptu. Kızımın karnı açtı.
" ALYA ! NERDESİN ANNEM ? ANNECİĞİM NERDESİN ? "
Ağlaya ağlaya taradım odayı. Baktım her yere. Yoktu. kızım yoktu. bakışlarım kapıya yöneldiğinde koşarak çıktım odadan. Bakındım yine etrafa. Üst katta da yoktu bebeğim. Hızla merdivenleri inmeye başladığımda karşımda Şevval vardı. Elindeki telefonu beni görmesiyle cebine yerleştirerek öne atıldı.
" Hazan, uyanmışsın."
Gözümden düşen yaşları özensizce silerken gözlerine baktım. Kızımın nerede olduğunu biliyordu belki. içimde küçücük bir umut tanesi vardı. Ben o tek taneye sığınarak yalvardım.
" Şevval, ne olur söyle ! Kızım nerede ? " Ellerimi kendime doğrulttum. Sütüm tişörtümü ıslatmıştı. Görsün istedim. Görsün ve beni evladıma götürsün istedim.
" Bak ! Görüyor musun ne haldeyim ? Kızımı emzirmem lazım." Derin bir nefes vererek devam ettim. İçimdeki yumru olanları kabullenmeme de konuşmamam da engel oluyordu.
" Acıkmıştır o. Karnı açtır kızımın. Söyle hadi ne olur ! Alya nerede ?"
Bakışlarını göğsümden zar zor yüzüme çevirdiğinde gözlerinde buğu vardı. Yutkundu. Yutkunuşu büyürken elimi tutmaya çalıştı. Ağzını araladığı an ittim elini. Benim elimin tutulmasına ihtiyacım yoktu. benim kızıma ihtiyacım vardı. Elim de kolum da kızımdı.
" BIRAK DOKUNMA ! SÖYLE HADİ ! SÖYLE NEREDE BEBEĞİM ?"
Derin bir nefes verirken kapattı gözlerini. Gözünden bir damla yaş usulca akarken o yaşı takip etti bakışlarım. Gözlerim daldığı yönde sarsılmadan onu izlerken konuşmaya başladı.
" Baban birazdan gelir. Ben ..." Saçını düzeltmeye çalışırken artık yüzüme bakmıyordu. " Ben sana çorba yaptırdım. İlaçlarını da getireceğim."
Başım olumsuzca reddetti bu dediklerini. Duymak istediğim bunlar değildi. Ben ona bunları sormamıştım ki! Ne saçmalıyordu bu kadın ? Şevval bana ne anlatıyordu ? Evladım aç mı susuz mu belli değildi. Ben nasıl ağzıma lokma sürecektim ? Dalga geçiyordu. Bir haftadır konuştuğum kim varsa dalga geçiyordu. Ben bir haftadır geçiştirici sözlerle avutuluyordum. Görmüyorlar mıydı ? Benim nasıl kavrulduğumu görmüyorlar mıydı ?
Derin bir nefes verirken ellerim tişörtümün ıslanan kısmını işaret etmeye devam ediyordu.
" BAK ! GÖRÜYOR MUSUN ? BENİM KIZIM AÇ ! KIZIMI DOYURMAM GEREKİYOR ! SEN NE SAÇMALIYORSUN BANA ? NE ANLATIYORSUN ŞEVVAL ? HANİ BULACAKTI TUĞRUL KIZIMI ? NEREDE BENİM BEBEĞİM ? KIZIM NEREDE ŞEVVAL ?"
Püsküre püsküre konuştuğumda sendeleyerek geriledi. Bu esnada evin dört bir yanından birileri çıktı. Nare vardı tam karşımda. Annesinin ardında, mutfak kapısında duruyordu. Hemen yanında Çisem'i gördüm. İkisi de dolu gözlerle beni izliyordu. Çalışanlar vardı. Bıraktığım gibi duran çalışanlar buradaydı. Hepsinin gözü benim üstümdeydi. Hepsinin. Bir düzine insan dikilmiş bana bakıyordu fakat tek bir tanesi bile ağzını açıp konuşmuyordu benimle. Feryadıma kulaklarını tıkamışlardı sanki. Ben evladım dedikçe buğulu gözlerle izleyip susuyorlardı. Feryadım dağı taşı delecek kadar güçlendiğinde bakışlarım hâlâ Şevval'in üzerindeydi.
" Konuşsana! Bir şey söyle !"
Sesimdeki yalvaran tını onun gözlerini sıkı sıkı kapamasına neden oldu. Beklentili bakışlarım tekrar denedi şansını. Olmadı. Konuşmuyordu inatla. Göğsümdeki sızı katlanarak artarken sürdürdüm feryadımı. Küçücüktü benim kızım. Minicikti. Karnı açtı onun. Söz vermiştim ben kızıma. Akşam emzireceğim diye söz vermiştim. Kaç akşam geçmişti. Benim yavrum kaç akşamdır bekliyordu sütümü. Sütüm oluk oluk akıyordu şimdi. Kızımı doyuramıyordum ama. Benim yavrum, minik bebeğim yoktu. Bedenimde güç kalmadı. Savruldum yere. Hıçkırıklara boğulurken vurdum dizime. Yoktu işte. Adım atacak güç yoktu bedenimde. Kızımı arayıp bulacak güç benim dizlerimde yoktu. vurdum dizlerime. Kırmak ister gibi vurdum. Feryat ede ede vurdum.
" KIZIM ! BEBEĞİM ! AÇ O ŞİMDİ ! BENİM KIZIM ACIKMIŞTIR ! "
Yanımda diz çöktü Şevval. Birkaç kişi de onunla birlikte çöktü yanıma. Görmüyordum hiçbirini. Gözlerim yaştan önünü görmüyordu. Ellerimi tuttular. Dizimi dövmeyeyim diye tuttular ellerimi. Kurtuldum ellerinden. Defalarca kez kurtuldum. Kızıma gitmeyecekse varsın kırılsın bu dizler dedim. Yavrum sütünü içmeyecekse bu dizlerin bana faydası yoktu. haykırışlarım büyürken Şevval'in söylediklerini duymuyordum. Tek bir ses vardı içimde. Kızım ağlıyordu yine. O sesi duymak o kadar canımı yakıyordu ki ben ağlamasını duymamak için defalarca kez bağırdım. Bağırmam evi inletirken susmadım.
" ANNEM ! ANNEM NERDESİN ? NERDESİN BEBEĞİM ? YAVRUM !"
Ellerim tutulurken bu kez gözlerimdeki yaşları siliyordu biri. Çektim başımı. Kızım yoksa o yaşlar silinmeyecekti. Evladım yoksa benim gözlerim yaştan başka bir şey görmeyecekti.
" BIRAK ! DOKUNMAYIN ! KIZIM ! KIZIM, NERDESİN ANNEM ? NERDESİN ?"
Göğsümdeki sızı kat ve kat artarken ağlamalarım azalmadı. Daha da şiddetlenerek sürerken önümdeki insanlar kenara çekildi. Afallayarak karşıma baktığımda onu gördüm. Aylardır yüzünü bile görmediğim, evlendiğimden beri torununu dahi sevmeye gelmeyen adamı ; babamı gördüm.
Tuğrul şaşkın bakışlarla beni izliyordu. Gülümsedim. Yaşları özensizce silerken saçlarımı geriye atarak ayağa kalktım. Buradaydı işte. Şimdi bulacaktı kızımı. Eli kolu her yere uzanırdı onun. Kızımı bulup getirecekti bana. İçime dolan huzurla hızla ilerledim yanına. Tam karşısına geçtiğimde gülümsedim.
" Baba ? "
Yüzünde zerre bir ifade olmazken bakışları gözlerimin içindeydi. Gülümsedim yine. Meraklı bakışlarım ondan müjdemi duymayı bekliyordu.
" Buldun mu kızımı ? "
Sıkıntılı bir nefes verip bir iki adım geriledi. Eliyle üzerini işaret ettiğinde bakışlarım üstüne kaydı. Simsiyah bir takım vardı üstünde. Yer yer toza ve çamura bulanmıştı takımı. Yutkunurken anlamaz bir ifadeye büründüm. O ise tok bir sesle konuşmaya başladı.
" Cenazeden geliyorum. Kocanın cenazesinden."
Bakışlarım sekteye uğrarken ayaklarım birbirine dolandı. Nefes bile alamadım bir an. Nefesim burnumdan öteye gitmedi. Ciğerlerime öyle derin bir acı doldu ki ben hareket bile edemedim. Duraksamam devam ederken hafızamda o anlar belirdi. Onun yerde uzandığı anlar... Kapattım gözlerimi. Vicdanımın sesi kamçıladı bedenimi. Gözlerim sıkı sıkı kapalıyken duydum onun nefret dolu hırçın sesini.
" DAĞ GİBİ ADAMI KENİ ELLERİMLE GÖMDÜM ! "
Nefes alamıyordum hâlâ. Gözlerim sıkı sıkı kapalıydı. Kulaklarımı da kapattım. Kulaklarımın da bu sesleri duymasını istemedim. Taşıyamıyordum çünkü. İşittiğim sözleri bedenim taşıyamıyordu. Bir sarsıntı hissettim bedenimde. Gözlerim refleksle açılırken onu gördüm yeniden. Gözlerinin içi kızarmıştı. Çok tanıdıktı bu görüntü. Bu nefret dolu bakışlar benim yirmi yılımı esir almıştı.
" KİMİN YÜZÜNDEN ? SÖYLE ! BEN SEBEP OLDUM BABA DE !"
Başım olumsuzca sağa sola savrulurken vicdanımın sesine tıkadım kulaklarımı. İçimde de dışımda da vicdanımın yükü yankılanıyordu. Hayır dedim kendi kendime. Hayır Hazan. Yalan bunlar. Sen bir şey yapmadın dedim. Yalan olduğunu bile bile kandırdım kendimi. Başım inatla sallanmaya devam ederken o beni sarsmaya devam etti.
" GENCECİK OĞLAN SENİN K*HPELİĞİN YÜZÜNDEN ÖLDÜ !"
Haykırarak kulaklarımı daha sıkı sardım. Duyma dedim. Duyma ne olur duyma. Suçlu olduğunu bilsen de duyma şu sesleri dedim kendime. Duymak faydasızdı. Duymak canımı yakmaktan başka işe yaramıyordu.
"SUS ! SUS DUYMAK İSTEMİYORUM !"
Bedenimi daha şiddetle sarstı bu kez. Gözlerim faltaşı gibi açılırken dudaklarımdan hıçkırık koptu. Gözlerim yaşlarla ıslanmaya devam ediyordu.
" AĞIR GELDİ DEĞİL Mİ ? BANA DAHA AĞIR GELDİ HAZAN HANIM ! SENİN YÜZÜNDEN KIRK YILLIK DOSTUMA BAŞIMI EĞDİM BUGÜN! OĞLUN KIZIM YÜZÜNDEN ÖLDÜ DİYEMEDİM ! BEN O ADAMIN YÜZÜNE BAKAMADIM ULAN !"
Ellerim umutsuzca itti onu. Geri geri adımladığımda gözümden yaşlar firar ediyordu. Bir kol kolumu tutunca başım o yöne döndü. Çisem solumda sıkı sıkı sarmalıyordu kolumu.
" Hazan gel hadi."
Acılı sesini duymazdan gelerek bakışlarımı hedefine sabitledim. Ne kadar kalpsiz bir adamdı bu ! Bu adam nasıl benim babamdı ? benim kocamdı ölen. Benim çocukluk dostumdu. Görmüyor muydu ne halde olduğumu ? Bilmiyor muydu kızımın olmadığını ? Ne vicdansız bir adamdı böyle ! Yüzümdeki şaşkın ifadeyi gizleme gereği duymadan bakışımı sürdürdüm.
" SEN NASIL BİR BABASIN YA ? HİÇ Mİ VİCDAN YOK SENDE ? O BENİM KOCAMDI! BENİM ! "
Cümlemin sonunu tamamlarken işaret parmağım bedenimi delercesine saplıyordu. Gözümden düşen yaşlara aldırmadan çıktım Çisem'in kolundan. Tam karşısına dikildim yine. Nefret dolu bakışlarını çok daha fazla nefretle dolmuş bakışlarımla karşıladım. Gülümseyerek eliyle beni işaret etti.
" Sen benim kızım değilsin. Ben senin baban değilim. Senin gibi bir aşağılık or*spu benim kızım olamaz !
Nefretini en yüksek tınıda kustuğunda içimdeki acıların verdiği gücün etkisiyle parmak uçlarımda doğrularak belerttim gözlerimi. Ondan korkan o küçük zavallı kız çocuğu büyümüştü. Anne olmuştu. Bir anneyi evladının canından başka korkutacak tek bir şey dahi yoktu. buna sığınarak öfkemi rahatça kustum.
" Sen, sen Tuğrul Çelik... Sende benim babam değilsin ! Hiç olmadın. "
Sinirle gülümseyerek başını aşağı yukarı salladığında içimdeki öfke katlanarak arttı. Onu boğmama engel olan tek şey sınırlarımdı. Onun seviyesine düşmemek için çizdiğim o keskin sınırlardı.
" Güzel. Çok güzel."
Derin bir nefes verirken bakışlarımı daha çok kararttım. Biliyordu. Kızımın nerede olduğunu kesinlikle biliyordu. Bilmemesine imkan yoktu. Cümlemi toparlarken ona nefretle bakmayı sürdürdüm.
" Şimdi bana kızımın yerini söyleyeceksin."
Kıkırdayarak baktı gözlerimin içine. " Söylemezsem ne olur ? "
Bir elim tehdit pozisyonunu aldığında öfkem dudaklarımı kanata kanata püskürüyordu.
" İşte o zaman seni kendi ellerimle öldürürüm !"
Kahkaha atarken geri geri adımladı. Alaycı ifadesine yüzündeki nefret eşlik etti.
" Evlenip Amerika'ya gidince kendini bir b*k mu sandın ? SEN KİMİ TEHDİT EDİYORSUN LAN ?"
Son kısımda nefretini yüzüme püskürerek savurdu. Kalktı eli. Tuttum aynı saniyelerde. Ondan korkmuyordum. Tek korkum evladımdı. Onun öfkesi artık korkmama neden olmuyordu.
" İNDİR O ELİNİ ! KARŞINDA DÖVE DÖVE HASTANELİK ETTİĞİN O KÜÇÜK KIZ ÇOCUĞU YOK SENİN !"
Bakışları anlık sekteye uğrasa nefret dolu bakışını sürdürdü. Sinirden çenesi titrerken konuşmaya devam etti.
" KES LAN SESİNİ ! BÜYÜDÜN DE ADAM MI OLDUN ? "
Sinirle gülerek arkasına adımladı. Birkaç saniye duraksadıktan sonra yeniden bana dönerek sol kolumu sıkı sıkıya kavrayıp kapıya doğru çekti.
" YÜRÜ ! MADEM BÜYÜDÜN ! GİT AL KIZINI O P*ÇİN ELİNDEN ! HADİ !"
Kolumu elinden sertçe kurtarırken yutkundum. O , kızım gerçekten onda mıydı ? Gerçekten yapmış mıydı bunu ? Alper'i öldüren adamın dilinden dökülen o korkunç sözler... Bunların hepsi gerçek miydi ? Ben bunları gerçekten yaşıyor muydum ? Tuğrul kolumu yeniden çekerek kapıya doğru ilerlettiğinde beynimin içinde düşünceler boğuşuyordu. Eğer gerçekten o benim kızımı aldıysa... Biliyordu. Kızımın gerçek babasının kim olduğunu biliyordu. Alper'i de bu yüzden öldürmüştü. Alper'in masum canını bu yüzden almıştı. Bedenimin her bir yanına öfke dolarken dişlerimi sıktım. Tuğrul tekrar koluma davrandığında bütün öfkemi ona kustum. Bu bana zevk veriyordu. Tuttuğu elini sıkı sıkıya kavradığımda bakışlarım en az onunki kadar nefret doluydu.
" SEN NASIL BİR ADAMSIN ? NASIL BİR BABASIN ? UTANMADAN BANA MI DİYORSUN GİT KIZINI AL DİYE ? TORUNUN BE O SENİN ! TORUNUN ! TEK BİR GÜN BİLE ARAYIP SORMADIĞIN TORUNUN !"
Hiddetle öfkemi kustukça ellerim titremeye başladı. Ellerimi sıkı sıkıya yumruk yaptığımda yeniden üstüme atılacak gibi oldu ama yapmadı. Cesaret edemedi. İlk defa bana el kaldırmaktan korktuğunu gördüm ben bugün. İlk defa bana el kaldırmaktan korkmuştu.
" KİM ÇIKABİLİR LAN ONUN KARŞISINA ? GÖSTER HADİ ! CANIMI SOKAKTA BULMADIM BEN ! "
Ellerini bana doğru sallaya sallaya nefretle döktü sözleri dilinden. Onun nefretini benim öfkem karşıladı. O çıkamazdı. Korkaktı. Korkak herifin tekiydi. İstese bulurdu belki yavrumu ama bulmak için tek bir adım dahi atmazdı. O beni sevmiyordu çünkü. Beni sevmiyorken kızımı sevip ona sahip çıkmasına imkan yoktu. bile bile denemiştim ben şansımı. Bir umut demişti. Belki yapar demiştim. Olmadı. Gözlerim çaresizlikle kapanırken o benim çaresiz halimden güç aldı.
" TUFANLI LAN O ! TUFANLI ! ŞU ALEMDE TEK BİR S*KİM DURAMAZ ADAMIN KARŞISINDA !"
Nefesi tenime değecek kadar yaklaştı sonra. " Aklını alır adamın. Aklını."
Bedenime amansız bir acı çökerken gözlerimi daha sıkı kapadım. Tuğrul'un kolu çarptı koluma. Yanımdan savrulup gittiğinde kalakaldım. Çarem yoktu başka benim. Kızımı kendim arayıp bulmaktan başka çarem yoktu. derin bir nefes aldığımda çöktü omzum. Dudaklarımdan içli bir nefes peydah olduğunda açtım gözlerimi. Göz bebeklerime doldu nefretim. Bütün öfke harlandı bedenime.
Aklımdan bir düşünce geçti sonra. Küçük bir an. Tek bir an bir şey düşündüm. Son dedim kendime. Söz verdim. Son çareme kaçacaktım. Hızla arkamı dönerek odama çıktığımda arkamdan seslenen insanları duymazdan geldim. Çıkardım üzerimde ne varsa. Dolapta bulduğum ilk siyah kazağı giydim üstüme. Yine siyah bir pantolon giyindikten sonra saçlarımı özensizce topladım. Dışarı üzerimdeki ıslak tişörtle çıkmam mümkün olmadığı için yaptım ben bunu. Bir de onun anısına saygı duymak için. Çocukluğuma saygı duymak için.
Nefes vererek çıktım odadan. Aşağı doğru adımladığımda bütün gözler üzerimdeydi. Görmezden gelerek kavradım kapının kolunu. Bir el buna engel olduğunda ardımı döndüm.
" Abla nereye ?"
Nare'nin meraklı bakışlarını görmezden gelerek sıkıntılı bir nefes verdim. " Ahmet amcaya gideceğim."
Başını olumlu anlamda sallarken tuttu elimi. " Bekle bende geleyim."
Arkasından Çisem atıldı. Vestiyere uzandı hemen. " Bende geliyorum. Yalnız bırakmam seni."
Sıkıntılı bir nefes daha verirken kavradığım kulpu çektim. " İkiniz de kalıyorsunuz."
Ardımda kalabalığa lüzum yoktu. sadece onunla konuşacaktım. İstemiyordum da zaten. Kimseyi yanımda istemiyordum. Kızımı bulmaya tek ben yeterdim. Onu aramaya benim gözümdeki yaş yeterdi.
" Hayır Hazan. Yalnız kalamazsın."
Çisem'in bakışlarını görmezden gelerek açtığım kapıdan hızla fırladım. Yandaki eve ne kadar çabuk ulaşırsam ardımdan gelmeleri o kadar zorlaşırdı. Öyle de yaptım. Koşa koşa gittim. Seslenmeleri duymazdan gelerek gittim. Kapının önüne gelmemle tokmağı sertçe kaldırıp indirdim. Bu esnada Nare'nin evden çıktığını görsem de görmezden gelerek döndüm önüme.
Kapı açıldığında tanımadığım orta yaşlarda bir kadın içeri davet etti beni. Hızla girdiğimde bakındım etrafa. Kimse yoktu. muhtemelen saat geceye yaklaşmıştı ve herkes dağılmıştı. Bu düşünceyle boğuşurken dilimden tek bir cümle döküldü. " Ahmet beyi görmek istiyorum."
Kadın başını olumlu anlamda sallarken eliyle koridoru işaret etti. " Ahmet bey odasında sizin gelmenizi bekliyordu efendim. Şöyle buyurun."
İşaret ettiği yöne ilerlemeye başladığımda kaşlarım şüpheyle havalandı. Beni bekliyor olmasını garipsesem de adımlarımı aksatmadan hedefime ilerledim.
Kahve büyük bir kapının önünde durduğumuzda kadın gerileyerek girmemi işaret etti. Sakin bir tınıda kapıyı çaldığımda duydum sesini. Sesle aynı saniyelerde açtım kapıyı. Koyu kahve döşenmiş bir odaydı burası. Oldukça kasvetliydi ve loş bir havası vardı. Ahşap kokusu ciğerime dolarken bakışlarım hedefine kilitlendi. Ahmet amca köşedeki yeşil tekli koltukta oturuyordu. Geldiğimi fark ettiğinde bakışları bana döndü. Hiç olmadığı kadar bitkin görünüyordu. Yüzü çökmüştü. Alper'in aynısı olan gözleri kanlıydı. İçime derin bir sızı dolarken gözlerimde bir yanma oluştu. Ağlamamak için nefesimi tuttuğum esnada ayağa kalkıp bana doğru adımlamaya başladı. Titreyen dudaklarımı görmezden gelerek bende ona doğru adımladım.
Sert bir adamdı ama bana karşı hep nazik olmuştu. Babacandı. Sığınmak istedim ona. Evladımı torunu bilen adama sığınmak istedim. Bana doğru yaklaştıkça yüzünde değişik bir ifade belirdi. Tam dibimde bittiğinde dudaklarını büzdü.
Üzgün bakışlarım hedefindeyken bir sarsıntı hissettim. Yanağımda bir sızı oluştu. Refleksle gözlerim kapanırken dudağımdan bir çığlık koptu.
" Or*spu !"
Bir elim acıyla sızlayan yanağımı tutarken diğer elim düşmemek için yandaki koltuğa tutunuyordu. Bu esnada az önce duyduğumu ve olanı yutmaya çalışıyordum. Yediremiyordum kendime. Olmuyordu. Bu esnada ondan öfke dolu sözler dökülmeye başladı.
" YEDİN OĞLUMUN BAŞINI ! "
Hıçkırıklara boğuldum aynı saniyelerde. Benim suçum yoktu ki. Ben ne yapmıştım ? İçimde bunu sorgularken vicdanımdan sesler yükselmeye başladı. Senin yüzünden dedi. Senin yüzünden. Ben sebep olmuştum. Benim yüzümden ölmüştü Alper. Vicdanım bağırdıkça şiddetlendi ağlamam. Koltuğa daha sıkı tutunduğum esnada kolumu sertçe çekerek ona bakmamı sağladı.
Gözlerinde saf bir öfke vardı. Nefretle bakıyordu bana. Düşman gibi bakıyordu.
" BENİM ŞU DÜNYADA BİR TEK OĞLUM VARDI ! BİR TEK OĞLUM ! ONU DA SENİN OR*SPULUĞUN YÜZÜNDEN KAYBETTİM!"
Tuttuğu kolumdan geri savurduğunda sendeleyerek düştüm yere. Ellerim yere tutunurken kaldıramadım başımı. Suçum bedenimden büyüktü. Yüküm kendimden ağırdı. Evladım olmasa şu dakika alırdım canımı. Şu dakika kıyardım kendime ama yapamazdım. Kızım nerede ne halde bilmeden yapamazdım. Kızım için yaşamak zorundaydım. Kızım için bu yükle bir ömür geçirmek zorundaydım. Hıçkırıklar bedenimi sarsarken başım eğikti. Eğdiğim başımı kaldırmaya yüzüm yoktu. suçum böylesine ağırken onun evlat acısına diyecek tek lafım yoktu. Sustum. Susup dinledim.
" NE YÜZLE GELDİN ŞİMDİ KAPIMA ?BRE UTANMAZ ! HANGİ YÜZLE DİZİMİN DİBİNE SERİLDİN ?"
Hıçkırıklarım artarken gözümün önüne bebeğim düştü yine. Onun için gelmiştim ben. Torunu biliyordu kızımı. Sevmişti de. Görmeye geldiğinde sevmeye doyamamıştı kızımı. Şimdi neredeyse bulurdu demiştim. Kendi kendimi bununla avutarak gelmiştim kapısına. Titreyen dudaklarım geliş sebebimi ona bakmadan döktü. Yüzüne bakacak cesaretim de yüzüm de yoktu. gözlerine bakmayı hak etmiyordum.
" Kızım..."
Dudaklarından beklediğini duymuşçasına bir nida koptu. Daha sonrası oldukça öfkeli bir hiddetlenmeydi.
" KIZIN YA ! KIZIN ! ELALEMDEN PEYDAHLAYIP OĞLUMA KAKALADIĞIN KIZIN ! "
Bedenimin her bir köşesine bir iğne saplanırken şokla baktım yüzüne. Nereden biliyordu ? Nasıl öğrenmişti ? Kaşlarım havalandı. Bakışlarım sekteye uğrarken ağzım açık kaldı. Korku ve şaşkınlık her bir yanımı esir aldı. Ben duyduklarımı sindirmeye çalışırken o başını aşağı yukarı sallayarak öfkesini kusmaya devam etti.
" Bilmiyor muyum sandın ha ? Anlamaz mıyım sandın ? Aynı evde bile kalmıyorsunuz lan ! Bilmem mi sandın ? Kazık kadar bebeği yeni doğmuş diye kakalarken YUTAR MIYIM SANDIN LAN?"
Sona doğru sesi hiddetlenirken ellerin, bana doğru uzatarak püskürdü öfkesini. Çakılı kaldım ben orada. Diyecek tek sözüm yoktu. duyduklarımı sindirecek derman yoktu bedenimde. Öylece ona bakarken kapattım gözlerimi. Yüzüne şaşkınlıkla bakmaya bile hakkım yoktu.
" Sen dua et. Dua et almıyorum o leş canını ! Oğluma, soyadıma saygımdan senin canını bağışlıyorum soysuz k*hpe !"
Dudağımdan bir hıçkırık daha koparken açmadım gözlerimi. Ettiği bütün o küfürleri hak ediyordum ben. Hatta çok daha fazlasını hak ediyordum. Orada o gün bitirecektim bu işi. Evine gittiğim gün alacaktım kendi canımı. Alper benim yüzümden toprak olmuştu şimdi. Bendim sorumlusu. Ben sebep olmuştum. Dudaklarımdan bir feryat daha koparken ona amansızca dilenmekten başka çarem yoktu. benim yüzümden de olsa oğlu öldürülmüştü. Sessiz mi kalacaktı buna ? Başkasından da olsa onun soyadını taşıyan bebeğim yoktu. buna göz mü yumacaktı ? Yummazdı. Benim tanıdığım Ahmet amca bunlara sessiz kalmazdı. Derin bir nefes aldığımda bakmıyordum yüzüne. Yüzüne bakmadan kurdum cümlemi.
" Sormayacak mısın? Hesabını... Ondan-"
Öfkeyle yanıma adımladığında ayaklarının dibindeydim. Belki de layık olduğum yerdeydim. Kapattım gözlerimi yeniden. Duymayı bekledim. İstediğimi duymayı bekledim.
" Ben soracağımı sordum. Oğlumun kanı yerde kalmadı."
Gözlerim açılırken bakışlarım sekteye uğradı. Ani bir hareketle baktım gözlerinin içine. O zaman biliyordu kızımın nerede olduğunu. Kızımı da almıştı. Alper'in kanına girenler yavrumu koparmıştı benden. Beklentiyle baktım gözlerinin en içine.
" Kızım-"
Sinirle gülümseyerek böldü sözümü. " O p*çi kimden peydahladıysan git ona sor ! "
Derin bir nefes verirken duymazdan geldim sözünü. Alper için tıkadım kulaklarımı. Onun için duymadım. Onun babası olduğu için. Hızla arkasını döndüğünde yüklerimin ağırlığına aldanmadan kalktım ayağa. Gözümden akan yaşları silme zahmetinde bulunmadım. Benim gözlerim bir ömür yaşlara teslim olmaya mahkumdu. Yaşadıklarım ve yaşayacaklarım bunu gösteriyordu. Odadan hızla çıkarken beynimin içinde tek bir cümle yankılanıyordu:
' Alparslan abinin selamı var.'
Öfkem parmak uçlarından bütün bedenime yayılırken yapmam gereken şey belliydi. Boşaydı bu çırpınışlar. Boşaydı bu yalvarışlar. Kızımı ondan almak uğruna verecektim bu canı. Kızımın yoluna gözümü kırpmadan feda edecektim canımı. Aklıma birden fazla düşünce düşerken adımlarım hiç olmadığı kadar sağlamdı. Dış kapıyı şiddetle açtığımda kapının önünde beni bekleyen Çisem ve Nare'yi gördüm. Çıkmamla öne atıldı ikisi de.
" Hazan? "
" Abla ?"
Derin bir nefes verirken bakışlarımı kapıdaki korumalardan birine çevirdim. Aklımın içinde bir tilki geziniyordu ve o tilki bana hiç hoş şeyler mırıldanmıyordu. Kızları görmezden gelerek hedeflediğim korumaya doğru ilerledim.
" Silahını ver !"
Bakışları anlık bana kaysa da umursamayarak önüne döndü.
" Veremem efendim."
Sinirle gülümseyerek tam önüne geçtim. Bakışlarını yere eğdiğinde eğilip fısıldadım.
" Vereceksin! G*tün yiyorsa verme ! Karşında kimin olduğunu unuttuysan bana o silahı sakın ha verme !"
Bakışları anlık olarak bana kaysa da önüne dönerek yutkundu. Bu esnada uzattım elimi. Beklentiyle silahı vermesini bekledim. Benim Alper'in karısı olduğumu pekala biliyordu. Vermemesi mümkün değildi. Beklediğim olurken gülümsedim. Belinden silahı çıkarmaya tenezzül ettiği an ani bir hareketle ben kaptım elinden silahı.
Ağırdı. Çok ağırdı. Elim aşağı doğru kaysa da var gücümle kaldırarak pantolonumla belim arasına yerleştirdim onu.
Bu esnada kızlar beni korku dolu bir ifadeyle izliyordu. Çisem öne atılarak geçti karşıma.
" Hazan ne yapıyorsun ? Kendine gel ! "
Bakışlarımı ona çevirdiğimde yüzümde kararlı bir ifade vardı.
" Kızımı alacağım Çisem. O p*ç kurusundan kızımı kendi ellerimle alacağım !"
Bu kez Nare geçti önüme. Yüzünde korku dolu bir ifade varken tuttu ellerimi.
" Abla saçmalama ne olur ! Nasıl alacaksın ? Başın belaya girecek. Hem bak polisler dünya çapında-"
Başım istemsizce sağa sola sallanırken reddettim onu. Hiçbiri bir halta yaramayacaktı. Bana kimse elini uzatmıyorsa ben o eli bizzat kendim kıracaktım. Hak ediyordu. O p*ç benim silahımla ölmeyi çoktan hak etmişti. Sıkıntılı bir nefes verdiğimde içimden planımı düşündüm. Neler yapacağım kafamda tek tek belirlenirken dudaklarımı ıslattım. Kaybedecek bir şeyim yoktu. kızım bana gelene dek kaybedecek tek bir şeyim bile yoktu.
Onlar konuşmaya devam etse de dinlemedim. Duyduğum tek şey zihnimdeki tilkilerdi. Onların sesine kulak verirken bir taksinin geçtiğini gördüm. Tam sırasıydı. Şu an tam sırasıydı.
Koşar adım yola atladığımda kızlar ardımdan bağırıyordu. Duymadım. Taksi yola atlamamla sert bir fren darbesi ile durduğunda düşünmeden açtım kapısını. İçeri yerleştiğimde bakışlarım son kez kardeşime ve arkadaşıma kaydı.
Peşimden yola atlasalar da olmadı. Yetişemediler. Derin bir nefes verip döndüm önüme. Dudaklarım hedefini zikretti.
" İstinye'ye."
......................
Kaybedecek hiçbir şeyi olmayan insanlardan korkun. Korkun ki öfkesi cehennem ateşinden de harlıyken size sıçramasın ama asıl kaybedeceği çok şey varken bir anda hepsini yitiren insandan; bilhassa onun öfkesinden korkun. Hele ki o insan anneyse ve kaybettiği evladıysa. O zaman kaçın. Çünkü onun öfkesi sizi korkutmaz. Cehennem ateşinde de yakmaz. O annenin öfkesi sizi diri diri toprağa gömer.
Şimdi durduğum yer cehennem ateşini bizzat yakacağım evin ta kendisi. Kapının önündeyim. Belimdeki silahı taksiden inmeden kazağıma iyice yerleştirdim. Kurduğum planı uygulamak için şimdi geçeceğim harekete. Az kaldı diyorum içimden. Az kaldı şimdi alacağım kızımı.
Kapının önündeki adamlar gecenin bir vakti olduğunu bahane ederek almadılar beni eve. Kapıda bekliyorum şimdi. Kapının önünde ona haber verilmesini bekliyorum. İçimde bitmek tükenmek bilmeyen bir öfke var. Sığınıyorum ben o öfkeye. Ona sığınarak sürdürüyorum nefes alışımı.
Az sonra bir koruma içeriyi işaret ederek kapıyı açınca derin bir nefes verdim. Anlaşmak istiyordu belki de. Kızımı bana göstermek için anlaşma yapmak isteyecekti. Ayaklarına kapanmamı bekleyecekti belki benden. Evladımı göstermek için ona yalvarmamı isteyecekti ama nafileydi. Alper'in kanını ellerimden onun kanıyla temizleyecektim. Daha sonra kızımı alıp kaçacaktım bu cehennemden.
Kararlı adımlarım evin önüne yaklaştığında onu gördüm.
Onu...
Bir zamanlar aşkından deliye döndüğüm adamı...
Her görüşümde kalbimi yerinden söktüren adamı...
Şimdi hissettiğim tek şey nefretti. Yüzünü görmek mideme rahatsız bir his çöktürürken hızla yanına adımladım. Yüzünde yorgun bir hava hakimdi. Beni görmesiyle duruşunu düzeltip yutkundu. Yeşil hareleri beni baştan aşağı süzerken yüzünde anlamsız bir ifade vardı.
Tam karşısında durduğumda öfkeden deliye dönen kara harelerimi merakla beni izleyen yeşil harelerine diktim.
" Hazan ? "
Kaşları çatılırken ifadesi sertleşti. Sinirle gülümseyerek eşlik ettim adımı zikretmesine. İçimden celladın dedim. Hazan senin celladın. Gülüşüm büyürken konuşmaya devam etti.
" Ben... Ben çok üzgünüm. Olanlar-"
Kaşlarım aniden çatılırken yüzüne bakışım sürüyordu. Dalga geçiyordu benimle. Bir de utanmadan dalga geçiyordu ! püskürürcesine kustum öfkemi.
" Üzgün müsün ? Ne saçmalıyorsun adi p*ç ? "
Kaşları şüpheyle havalanırken birkaç adım geriye gitti. Sıkıntılı bir nefes verirken çenesinin seğirdiğini gördüm.
" Tabii üzgünüm. Böyle bir durumda ne yapacağım başka ?"
İşaret parmağımı ona doğrulttum. Utanmadan üzgünüm diyordu. Bu itin utanması bile yoktu. öfkem dişlerime kadar bedenimi titretirken onu kusmaya devam ettim.
" SEN NE UTANMAZ NE AŞAĞILIK BİR İNSANSIN YA ? HİÇ Mİ UTANMAN YOK SENİN ? KOCAMI ÖLDÜRTÜP BİR DE ÜZGÜNÜM MÜ DİYORSUN ? ŞEREFSİZ ! ADİ ŞEREFSİZ!"
Ellerim onu itmeye başladığında yüzünü buruşturdu. Ellerimi tutarak durdurmaya çalıştığında ise hızla elimi çekerek karşı koydum buna.
" Hazan, ben gerekli açıklamayı polise de yaptım. Biliyorsun. İfade verdiğim gün de oradaydın."
Başım olumsuzca sağa sola sallandı. Olmamıştı öyle bir şey. Olsaydı bilirdim. Olsaydı ben burada olmazdım. Kaşlarım çatılırken hafızamı zorladım. Denedim. Defalarca o anları hatırlamaya çalıştım. Olmadı. Yapamadım.
" Hayır. Hayır yalan söylüyorsun."
Başıyla beni reddederken öne doğru bir adım atıp tam karşımda dikildi.
" Doğruyu söylediğimi biliyorsun. O gün nerede olduğumu da yapanlarla bir alakam olmadığını da kanıtladım."
Başım olumsuzca sağa sola sallanırken ittim bedenini. Yalandı bunlar. Çok parası vardı. Yalancı şahit tutacak kadar çok parası vardı. Yalan söylüyordu. Yalan olmasa o adi Alper'in kanına girmeden hemen önce onun adını zikretmezdi.
" Yalan. Yalan söyleme bana ! Sen yaptın. Sen girdin onun kanına."
Başını aynı şekilde sallamaya devam ettiğinde iki elimle ittim bedenini. Sesim çatallaşırken içime amansız bir acı çöktü.
" Neden ? Neden yaptın ki ? Ne günahı vardı onun ? Neden kıydın ona ? Bana... Bana kıyacaktın. Neden onu seçtin ?"
Sendelese de duruşunu toplayarak yeniden tam karşıma geçti. Yüzünde gerçek olmayan bir keder vardı. Gerçek değil diyordum çünkü bu kederin gerçek olmasına imkan yoktu. O merhametten yoksundu.
" Ben yapmadım. Neden yapayım ? Ben el kadar çocuğu babasız bırakacak bir adam değilim. Sen benim hakkımda ne düşünürsen düşün. Eyvallah. Boynum kıldan ince ama ben bunu yapmam. Yapamam."
Ellerimi saçıma atarak ardıma döndüm. Şimdi delirecektim. Hatırladığım bütün oklar onu gösteriyordu. Dayı... O kızımın kaçırıldığı arabadaydı. Şimdi burada benim aklımla dalga geçiyordu o. Benim bildiğim ne varsa tersini zikrediyordu. Kızımın gerçek babasını öğrenmemiş miydi yoksa ? Neden kızımdan bahsetmiyordu ? Aklımda bin bir kuşku ve merak gezinirken sıkıntılı bir nefes verdim.
" Yeter . Bana bu zırvalamalar sökmez. Şimdi söyle! Kızım nerede ?"
Bütün kelimelerimi üstüne basa basa zikrettiğimde gözlerini kapatıp sıkıntılı bir nefes verdi. Yeniden bana baktığında yutkundu.
" Hazan... İyi değilsin. Gel benimle."
Elini uzatıp elimi tutmaya çalıştığında hızla ellerimi ondan uzaklaştırarak geriye gittim. Onun o pis elleri bir daha benim tenime değmeyecekti. Ben bir daha onun teniyle kirlenmeyecektim.
" DOKUNMA ! BİR DAHA SAKIN DOKUNMA BANA !"
Uzattığı eliyle kalakaldığında kısa bir süre orda öylece bekledi. Sıkıntılı bir nefes verdiğini duyduğumda öfkeyle gülümseyerek onun leş yüzüne bakıyordum.
" Tamam. Dokunmuyorum. İçeri... İçeri gel. Titriyorsun."
Ellerini havaya kaldırdığında önce yüzüme daha sonra bedenime baktı. Gözleri değdiği için tiksindim bedenimden. Yüzümde iğrenir bir ifade oluşurken yalandan söylediği sözlere aldırış etmek şöyle dursun duymamayı tercih ederek geliş sebebimi düşürdüm aklıma. Kızımı. Benim biricik evladımı. Kızımı o almıştı. Benden saklıyordu ama biliyordu gerçeği. Gerçeği bildiğini benim itiraf etmem için susuyordu.
" KIZIM NEREDE ? "
Bakışları yüzümde duraksadığında derin bir nefes verdiğini duydum. Gözlerinde buğu vardı bu kez. Yaklaştı bana doğru. Adımları tam karşımda son bulduğunda bakışları göz bebeklerimdeydi.
" Arıyorum. Kızını da Dayı'yı da arıyorum ."
Başım istemsizce sağa sola sallanırken reddettim onu. Kızımı onlar kaçırmıştı. Herkesin dilinde aynı şey vardı. Herkes onun Alper ile evlenmemi hazmedemediği için bunu yaptığından söz ediyordu. Ayrıca öyle olmasa bile kızımı kaçırmak için çok daha güçlü bir nedeni vardı ve beni kandırıp dalga geçiyordu. Öfke bütün bedenime çökerken tir tir titreyerek elimi kazağımın altına attım. Geri geri adımladığımda bakışlarında merak vardı. Benim gerilemem durduğunda ise elim hiç tereddüt etmeden silahı kaldırarak ona doğrulttu.
Yüzünde şaşkın bir ifade belirirken sendeleyerek geri gitti. İki eli birden önünde belirdi. Derin bir nefes verdiğinde önünde beliren elleri yavaşça yere indi. Sıkıntılı bir nefes verdiğinde silahı titreyen ellerimle tutmaya devam ediyordum.
" Kızım nerede Tufanlı ? "
Tufanlı...
Alper'in canı onun adıyla alındığından beri adını bir daha anmamaya yemin etmiştim . Onun adı yasaktı bana. Gözleri yasaktı. Aşkı yasaktı. Sıkıntılı bir nefes daha verdiğimde silahı başına doğru ilerlettim. Ellerim titriyordu hâlâ. Bakışları sekteye uğramadan silahtayken yutkundu. Bu esnada elini etrafımızı saran korumalara doğrulttu. Bakışlarım anlık onlara kaydığında hepsinin elinin belinde olduğunu ancak bakışlarının ona dönük olduğunu fark ettim. Alparslan durmalarını işaret ediyordu eliyle. Bakışları beni buldu aynı saniyelerde.
" Öldürmek mi istiyorsun beni ? Gel! Buradayım işte. Tam karşındayım. Çek tetiği!"
Kollarını açarak bana doğru adımladığında başım olumsuz anlamda sağa sola sallandı. Onu öldürürsem kızımın yerini öğrenmem mümkün olmazdı. O olmazsa kızımı nasıl bulacaktım ? Korkutmak istiyordum sadece. Gelirken amacım bu değildi. Gelirken eve dalıp kızımı aramak istemiştim. Engel olursa öldürecektim ama şimdi... Aklım çok karışık durumdaydı. Ne yaptığımı bilmediğim gibi onun da ne yaptığını idrak edemiyordum.
Ellerim titrerken bir adım daha atarak namluyu tam kalbinin üstüne yasladı. Yeşil hareleri kararlı bir duruş sergiliyordu.
" Hadi! Korkma hiç kimse kılına bile dokunmayacak. Geldiğin gibi gideceksin. Hadi bitir şu işi !"
Dudaklarımdan korku dolu bir nida dökülürken kulaklarıma kızımın ağlama sesi doldu. Hıçkırmaya başladığımda gözlerim sulandı. Evladım onun elindeydi. Benim güzel yavrum onun yanında değilse neredeydi ? Kendi kızı olduğunu öğrendiği için almıştı onu. Benden koparmıştı. Şimdi itiraf etmiş olmamak için susuyordu. Ben ona Alya senin kızın dersem de bunu riske atmış olacaktım. Küçük de olsa bunu bilmemesi gibi bir ihtimal vardı ve tek bir sözüm bütün her şeyi riske atabilirdi. Kararlı bakışlarım yüzünde son buldu sonra.
Gerçek belliydi. Alper onun yüzünden ölmüştü. Bir haftadır duyduğum tek şey buydu. Ben sebep olsam da onun kanına bu leş kargası girmişti. İçimdeki nefret gözlerimden okunurken bir tıkırtı duydum. Gelenler vardı.
Alparslan başını hafifçe sağa kırdığında evin içinden Arslan Tufanlı çıktı. Beni gördüğü gibi şaşkın bir ifade belirdi yüzünde. Elimde tuttuğum silahı gördüğü an ise hiç düşünmeden elini beline attı. Bakışlarım yeniden ona döndüğünde abisinin çekeceği silahtan zerre korkum yoktu. Alparslan tıslayarak sert çıktı.
" Abi!"
Arslan Tufanlı iki koca adım atıp Alparslan'ın tam yanında durduğunda o tetik sorgulamadan bana doğrultuldu. Onun silahı çekmesiyle korumaların da bellerine davrandığını gördüm. Dudaklarımdan bir kıpırtı koptuğunda Alparslan güçlü bir şekilde kükreyerek konuştu.
" ABİ ! KARIŞMA!"
Arslan bakışlarını bana çevirdiğinde yüzünde sinirli bir gülüş vardı.
" O tetiği çektiğin an seni delik deşik ederim."
Küçük bir kahkaha attım. Dalga geçiyordu benimle. Ölmekten korkum olsa buraya gelmezdim. Ölüm korkum olsa Tuğrul'un hatta Ahmet amcanın bile çekindiği için karşısına dahi çıkamadığı adama silah çekmezdim. Bunu idrak edemeyecek kadar salaktı. Üstelik vefasızdı. Beni ölümle tehdit ederken bir zamanlar kızının hayatını kurtardığımı unutuyordu. Tek bir gün olsun bana bunu hatırladığını belli etmemişti. İnsanlık görevimdi evet. Hiçbir karşılık beklemeden yapmıştım ama bu ben evladım için yanıp kavrulurken öylece sessiz kalmasını açıklamıyordu. Bana yardım eli uzatmaması üstelik kardeşini durdurmaması vefasızlıktı.
" Kızın benim sayemde nefes alıyor Arslan Tufanlı. Unuttun mu ? "
Sinirli bir gülüş sergilerken namluyu tam başıma doğru tuttu. İçimde korkunun zerresi yokken ifademi korudum.
" Kızımın hayatını kurtardın diye kardeşime silah çekmene sessiz mi kalacağım ?"
Bu kez sinirle gülen bendim. Ağzımı araladığım an Alparslan aramıza geçti. Şimdi ikimizin elindeki silahlar da onun bedenine yaslıydı. Bakışlarım sekteye uğrarken o doğrudan bana bakıyordu ama konuştuğu kişi abisiydi.
" Sessiz kalacaksın Arslan Tufanlı ! Bu benim meselem. Karışma !"
Arslan Tufanlı ağzında bir iki küfür mırıldansa da umurumda olmadı. Bakışlarım artık yalnızca ondaydı. Korumalar hâlâ aynı yerde dururken bizi izliyordu. Derin bir nefes verdiğimde silahı göğsüne daha çok bastırdım.
" Kızım nerede ? "
Elimin üzerine elini koyup silahı daha çok bastırdı göğsüne. Midemde bir yanma oluşurken geri geri adımlayarak buna son verdim. O ise yeniden bana yaklaşıp silahı aynı yere yasladı.
" Bilmiyorum."
Başımı olumlu anlamda sallarken kararlı bakışlarım sürüyordu.
" Biliyorsun. "
Aklımın köşesinde bir an belirdi. Avukat, Alper'in avukatı onun olay saatinde olduğu yer konusunda yalan söylediğini anlatmıştı. Kanıtlayamıyordu. Kanıtlamak için uğraştığından söz etse de olaydan iki gün önce Alparslan'ın Amerika'ya gelmesinin bile bunun için yeterli olduğunu anlatmıştı. Ben görmemiştim onu. Alper görse bile söylemezdi. İnkar ediyordu. Kendini temize çekmeye çalışıyordu ama bir şey vardı. Onun bildiği bir şey mutlaka vardı ve emindim. Kızım onun elindeydi. Kızımı legal olarak yanında tutamadığı için gerçeği itiraf etmese de gözlerinde görüyordum bunu. Biliyordu. Evladımın yerini biliyordu.
İçime öyle büyük bir öfke çöktü ki bu öfke bedenimde karıncalanma olmasına neden oldu. Derin derin nefesler verirken silahın emniyetini kaldırdım. Göz dağı ise göz dağıydı. Verecektim en alasını. O bana kızımı verecekti. Vermek zorundaydı.
" Son kez soruyorum Tufanlı ! Kızım nerede ? "
Ellerini iki yana açarken silahı bedenine daha çok bastırdı.
" Bilmiyorum. Hadi bitir şu işi !"
Geri geri adımladım. Şimdi değildi. Onu öldüremezdim. Kızımı bulmadan alamazdım canını. Derin bir nefes verirken konuşmaya devam ettim.
" Bütün oklar seni gösteriyor. Sen kaçırdın kızımı. O araba... Dayı'nın üzerine kayıtlı. Sonra..." kaşlarım çatılırken ne demem gerektiğini hatırlamaya çalışıyordum. Beynim benimle alay ediyordu. Zihnimde ne varsa teker teker siliniyordu. Derin bir nefes verdiğimde aklıma bir şeyler daha düştü.
" Ben... Sen oradaydın. Olaydan iki gün önce oradaydın."
Başım olumlu anlamda sallanırken hatırladığım için yüzümde bir gülüş belirdi. O ise benim aksime sinirli duruyordu. Sıkıntılı bir nefes daha verdi.
" Hazan... Biz bunları daha önce de konuştuk." Derin bir nefes verdiğinde diliyle dudaklarını yaladı. " Ben geldim evet. İş yapıyorum dünyanın dört bir yanına. Bu beni kocanın katili yapmaz."
Kararlı bir duruş sergilediğinde başım istemsizce sağa sola sallandı. Geldiğinde planlamıştı işte. Yaptığı işler belliydi. Kızımı nasıl alacağını Alper'in kanına nasıl gireceğini planlayıp gitmişti. Gözlerimi kapatıp toparladım kelimelerimi. Aklımın yerinde olmadığını bildiği için yapıyordu bunu. Aklımla alay ediyordu.
" NE İŞLER YAPTIĞINI GAYET İYİ BİLİYORUM ! GELDİN EVET! GELDİN ! KIZIMI BENDEN NASIL ALACAĞINI KARARLAŞTIRIP GİTTİN ! ŞİMDİ VERECEKSİN BANA ONU ! BANA KIZIMI S*KE S*KE VERECEKSİN TUFANLI !"
Gözlerini kapatırken çenesi seğirdi. Sinirleniyordu. Siniri beni mutlu ederken yüzüme derin bir gülüş çöktü. Sıkıntılı bir nefes vererek konuşmaya başladı daha sonra.
" NEDEN ? NEDEN YAPAYIM BUNU ? HADİ KOCANI ÖLDÜRTTÜM ! KENDİME YEDİREMEDİM YAPTIM! " Birkaç adım atarak aramızdaki mesafeyi sıfırlayıp silahı bedenine bastırdığında yüzünde sinirli bir ifade hakimdi. " Kızını neden kaçırayım Hazan ? El kadar çocukla ne işim olur benim ? "
İfadem sekteye uğrarken gözlerim karardı. Yüzümdeki ifadeyi korumaya çalışarak derin bir nefes verdim. Nefesim ona çarptığında gözlerini kapatarak dişlerini sıktı. Ben bunu ona söylemeyecektim. Yem atıyordu bana. Oltaya gelmem için yem atıyordu. Kızımın esas babasının o olduğunu söyleyecektim ve amacına ulaşacaktı. Bunu delil olarak kullanacaktı belki de. Belki de hiçbir fikri yoktu. kızımı benim canımı yakmak için almıştı. Ya da söylediği gibi suçu yoktu. kesin değildi ki hiçbir şey ! Ben ona şimdi kızımı aldın çünkü senin kızın dersem eğer bunu bilmiyorsa öğrenmiş olacaktı. Belki de bu sebeple kızımı bulmam sonuçsuz kalacaktı. Kafam çok karışıktı. Ne diyeceğimi ne yapacağımı bilemez bir vaziyette konuşmaya başladım.
" Ben... " İçli bir nefes aldığımda kapattım gözlerimi.
" Hadi ! Seni dinliyorum."
Sesi kinaye dolu ve beklentiliydi. Bedenim tir tir titrerken açtım gözlerimi. Derin bir nefes daha aldım içime. Bu konuyu açmam doğru olmayacaktı. Bu konuyu açmam kendi bacağıma sıkmam demekti. Yutkunarak fısıltıdan ibaret çıkan bir ses tonuyla konuşmaya başladım.
" Kızımı sen kaçırdın. Biliyorum. "
Dudaklarından sıkıntılı bir nefes peydah olurken geri geri adımladı.
" Hiçbir şey bildiğin yok. Hiçbir şey !"
Gözlerini gözlerime sabitlerken yüzünde kararlı bir ifade hakimdi. Sıkıntılı bir nefes vererek içimdeki tilkilere kulak verdim. Bildiğim tek bir şey vardı o da bu rezil herifin olanlarda masum olmayışıydı. Bilmediğim şeyleri zamanla öğrenecektim. Bana ihanet eden adam benim kocamı öldürüp kızımı da kaçırmıştı. Yapardı. Benim sığındığım tek dal olduğunu bile bile hayatımı mahvetmişti. Şimdi yeniden yapardı bunu. Bütün deliller onu işaret ederken benim ona inanmamı beklemesi de gülünçtü. Ben ona inanacak kadar düşmemiştim daha. O kadar aptal değildim. Gülümseyerek tiksinç gözlerine baktım. Gözlerine bakmam bile içimdeki ateşi harlıyordu.
Kararttım gözlerimi. Tam sırasıydı. Tam şu an olmalıydı. Silahı yeniden sıkı sıkıya kavradığımda bu kez hedefim belliydi. Namluyu bacağına doğru ilerlettiğimde bakışları yüzümdeydi. Gülümseyerek teslim olur gibi açtı ellerini. Zihnimde evladımın ağlaması yankılanırken gözlerim daha da karardı. Öfkem bedenimden dolup taştığında gülüşüm büyüdü. Tetiği çektiğim an baktım yüzüne. Gamzelerini göstererek gülümsüyordu. Zihnime kızımın gülüşü yerleşirken hiç düşünmeden ateş ettim.
Dudaklarından acı bir feryat koparken düştü yere. Korumalar ona doğru yaklaştığında eliyle durdurdu yine. Titriyordu kaldırdığı eli. Dişlerini sıktığını ve yüzündeki acıyı görebiliyordum buradan bile. Daha da yaklaşarak silahı sıktığım bacağına doğrulttum. Diğer eli bacağını sıkı sıkı sararken terliyordu. Yüzünde yalnızca acı vardı. Gülümsedim. Acı çekmesi bana zevk veriyordu. Ben o acının belki yüz bin katını çekiyordum bir haftadır. Ben bir haftadır bağrımın yangınıyla mücadele ediyordum. Şimdi o yangın onun bedenine de sıçramıştı.
" Asıl senin hiçbir şey bildiğin yok Tufanlı. Bana yaşattığın ne varsa misliyle ödeyeceksin ! Hisset. O kurşun yarasını en derininde hisset. Bu sana sıktığım ilk kurşun ama son olmayacak. Evladımı senden alana kadar sıkacağım o kurşunu."
Bakışlarım korumalara döndüğünde acı içinde kıvranmaya devam ediyordu. Hepsinin gözünde nefret vardı. Hepsi nefretle bakıyordu bana. Bu bakışa eşlik ederken onun acı dolu sesini işittim.
" Bir... İşe başladıysan... Onu tam yapacaksın." Acı dolu bir nefes duyduğumda bakışlarım ondaydı. Yerden güç alarak ayakta duruyordu. " Sık kafama."
Kıkırdadım. Kurtuluş olurdu. Ölüm onun için ancak kurtuluş olurdu. Derin bir nefes verirken başımı dikerek adımlarımı ilerlettim. Korumalar geçip gitmeme izin vermişti. Şaşkındım bunun için. Düşünüp kafa yoracak halim yoktu. düşmanıma karşı güçlü görünmek yormuştu. Yorgun düşmüştü bedenim. Bu yorgunluğum katlanarak artacaktı şimdi. Vicdanımın sesi benim yorgunluğuma yorgunluk katacaktı.
Taksiye bindiğimde içimden geçen tek bir şey vardı. Acım belki katlanarak artacaktı ama bu benim taşıdığım yüke iyi gelecekti. İçimdeki susmak bilmeyen sesler susacaktı. Çocukken yalnızlığımda anneme sığındığım gibi sığınacaktım ona. Sığınacaktım varlığına. Kara topraktan medet umacaktım şimdi.
Adımlarım tahmin ettiğim yerde son buldu. Onu bulmak zor olmamıştı. Babasının aile mezarlığı hazırlattığından söz etmişti birkaç kez. Düştü birden aklıma. Tahmin ettiğim yerdeydi üstelik.
Yavaşça adımladım yanına doğru. Karanlıktı ama hiçbir karanlık korkutmuyordu artık beni. Evladımın yokluğu en büyük karanlıkken diğer karanlıklar umurumda bile değildi. Karanlığın arasına seçtim adını. Tazeydi toprak. Üstü bile kurumamıştı. Üç kişilik yapılmıştı mezarlık. Annesi babası ve onun içindi. Acı olan Alper'in buraya boylu boyunca serilen ilk kişi olmasıydı. Esas acı olan ise bunun benim yüzümden olmasıydı.
Silah düştü elimden. Alper'in toprağına düştü. Onun kanını akıtan silah Alper'in toprağı ile tertemiz olmuştu şimdi. Masum kanı yıkamıştı silahımı. Yüzümde acı bir tebessüm oluşurken çöktüm mezarın yanına. Kırdım dizlerimi. Dokundum toprağına. Severdim toprak kokusunu. Annem kokuyor derdim küçükken. Toprak eskiden benim için annemin kokusuydu. Oysa şimdi çok daha acı bir anlamı vardı. İçime çektiğim bu toprak kokusu yakıyordu ciğerimi. Toprak artık benim vicdanımın sesiydi. Kalbimi de gömmüştüm ben bu toprağa. Alper'e hiç vermediğim kalbim onun masum canının tam yanına gömülmüştü.
Dudaklarım titrerken genzimi acı bir yanma sardı. " Özür dilerim..."
İçli bir nefes alırken dudaklarım büzüştü. Yaşlar gözlerimi çoktan yıkamaya başladığında zikrettim feryadımı. " Özür dilerim Alper."
Sıkı sıkıya sardım toprağını. Avuçlarımın içi dolu doluyken kapattım gözlerimi.
" Çok özür dilerim. Mahvettim hayatını. Keşke... Keşke ben yatsaydım şu toprağın altında. Keşke ben ölseydim Alper. Keşke.."
İçli bir nefes daha aldığımda boğazım dolmuştu. Aldığım nefesi zar zor verirken sürdürdüm sözlerimi. Canım yanıyordu. Vicdanım toprağına dokundukça kamçılıyordu bedenimi. Ağladım. Vicdanımı kusmak istercesine ağladım.
" Ben... Alper... Ne olur kalk!"
Ellerim toprağı daha sıkı sararken yaşların etkisiyle bedenim sarsılıyordu.
" Kalk ne olur ! Ben sensiz nasıl yaşayacağım ? ben bu yükle nasıl yaşarım ? Nasıl nefes alacağım Alper ? Ben senin kanın ellerimdeyken nasıl yaşarım ? Ben... "
Ellerim daha derine daldığında hıçkırıklarım şiddetlendi. Görmüyor muydu halimi ? görmüyor muydu nasıl kavrulduğumu ? Orada öylece nasıl yatabiliyordu ? Kızımız yoktu bizim. Kayıptı. Ben kavruluyordum acıdan. O böyle serilip nasıl yatabiliyordu ? Hiç mi acıması yoktu bana karşı ? Hiç mi düşünmüyordu ?
" KALK ! KALK AYAĞA ! YATMA BURDA ! NASIL YATARSIN ? KIZIMIZ YOK ALPER ! KIZIMIZ YOK ! SEN NASIL UYURSUN BURADA ? "
Derin bir nefes verirken bir elim topraktan çıkıp özensizce sildi yaşları. Yeniden isyan ettiğimde sesim daha gürdü. Duymuyor diyordu içimden bir ses. Alper beni duymuyordu ama duyacaktı. Duymak zorundaydı.
" KALK HADİ ! KALK BUL KIZIMIZI ! BU KADAR ÇOK MU YORULDUN SEN ALPER ?" İçli bir nefes verirken yaşları sildim yeniden. Dudaklarımdan sancılı bir nida dökülürken sesim cılızlaştı.
" Bu kadar çok mu uykun vardı senin ? O kadar mı yordum seni ? Ha Alper ? Söyle hadi!"
Ellerim toprağı sıkı sıkı sararken ağlamaktan nefes alamıyordum ben . ağladıkça ciğerim dağlanıyordu. İçli bir nefes daha verirken taşıyamadım bedenimi. Gözlerim gidiyordu. Yavaş yavaş çekiliyordum. Dudaklarımdan dökülen sessiz feryadı serbest bırakırken bedenimi yavaş yavaş yanına ittim. Gidecek başka yerim yoktu. madem o kalkmıyordu. Ben yatardım yanına. Belki o zaman hissederdi varlığımı . belki o zaman kalkardı ayağa. Kokumu duyardı belki. sesimi duymasa da kokumu duyardı.
" Bende çok yoruldum. Beni de kabul et yanına. Kızım yoksan, sen yoksan sarsın toprak beni."
İçli bir nefes daha dudaklarımdan kaybolurken gözlerim yavaş yavaş kapandı.
..................
Üzerime sert bir rüzgar değerken kolumda bir el hissettim. İrkilerek gözlerimi açtığımda bakışlarım kısıktı. Nare tam karşımda sulu gözlerle izliyordu beni.
" Ablam, kalk hadi. Buz gibi olmuşsun. Eve gidelim."
Derin bir nefes verirken baktım etrafıma. Alper'in yanı başında uyumuşum. İlk kez onunla beraber uyumuştuk. Aramıza toprak girdiğinde olmuştu bu. Aramızda toprak varken olmuştu. Geç kalmıştım. Ona kıymet vermek için çok geç kalmıştım. Gözlerim etrafımda gezinmeye devam ettiğinde havanın çoktan aydınlandığını gördüm. Kardeşimin yardımıyla ayağa kalktığımda Çisem'in de burada olduğunu gördüm. Bakışları duygusal olsa da ona bakmamaya çalışarak sürdürdüm hareketlerimi. Onun tek bir bakışı bile harlıyordu içimdeki acıyı.
İçimde tek bir his bile yoktu. uyuşmuştu her zerrem. Arabaya bindiğimizde sürücü koltuğunda Kenan'ın olmasına bile odaklanamadım. Üşüyordum. Çok üşüyordum ve bunun bedenimdeki soğuklukla hiçbir ilgisi yoktu. benim üşümemin asıl nedeni içimdi. İçimde sevdiklerimin yokluğu vardı ve bu benim canımı ta en orta yerinden yaralıyordu. Kaybettiklerimin boşluğu üşütüyordu beni.
Yol boyu gözlerim yarı açık dışarıyı izledim. Ne kadar sürdü bilmiyorum. Arabanın durduğunu da Çisem'in koluma girmesiyle idrak edebildim. Bakışımı toparlamaya çalıştığımda yavaşça indim arabadan. İki kolumda iki can vardı şimdi. Canımdan iki parça yanımdaydı. İkisinin yokluğu kavururken diğer ikisinin varlığı canımda yer ediniyordu. Kapı açıldığında bakışlarım yerdeydi.
" Babam onu evde istemiyor."
Duyduğum tanıdık sesle bakışlarım o yöne döndüğünde duraksadım. Narin buradaydı. Yüzünde zafer naraları atan bir gülümseme vardı. Yüzümdeki ifadesizlik sözlerini idrak etmeme müsaade etmezken Nare öne atıldı.
" Abla ne saçmalıyorsun sen ? Görmüyor musun ne halde ?"
Bakışları beni baştan aşağı süzerken gülüşü büyüdü. Derin bir nefes vererek kapı eşiğinden tam karşıma adımladı.
" Görüyorum ve bundan zevk duyuyorum."
" SEN NASIL BİR K*NCIKSIN BE ? "
Çisem öne atılarak onu ittiğinde yüzümde şaşkınlık dahi yoktu. hislerim yoktu. uykum vardı ve üşüyordum. Hissettiğim tek şey buydu. Hayati fonksiyonlarım bundan ibaretti. Onun sözlerini düşünüp idrak edecek halim dahi yoktu.
" Ahmet amca babamı ortaklıktan atmış. Babamın işleri tehlikede. Kim yüzünden acaba ? Asıl k*ncık kim acaba ?"
Narin'in kinayeli sözlerine karşın kapattım gözlerimi. Daha fazlasını duymak istemiyordum. Tek bir suçlama dahi kaldıramayacak haldeydim.
" Abla yeter! Çekil kenara içeri gireceğiz ! "
Narin Nare'yi ittiğinde Çisem önüne geçti. Küçük bir arbede yaşanmaya başladığı an bakışlarım sekteye uğradı. Gözüm orada değildi.
" Kendine gel Narin ! Kırmayım senin o bacaklarını!"
" Yiyorsa gel kır!"
" Kes artık abla! Yeter ! Ne vicdansızsın sen !"
Üçünün de sesini çok daha gür ve tanıdık bir ses böldü. Kenan öne atıldığında leş sesini duymak midemde öğürme hissi oluşturdu. O hissi görmezden gelmeye çalışarak yalnızca ayakta durmayı deniyordum. Bedenim ayakta kalmama dahi zar zor izin veriyordu.
" Baban onu eve almayın dedi Nare."
" O zaman neden daha önce söylemedin ? Neden haberim yok benim ? Nerede babam ? "
" Baban şirkete gitti. Ahmet amca ortaklığı fes etmiş."
" Tamam. Akşam geldiğinde ben konuşurum onunla. İçeri girelim şimdi. Çok üşümüş. Üstü başı çamur içinde."
" Olmaz Nare. Baban ablanı artık eve almaz."
" Neden eve getirdin o zaman bizi ? Sen bizimle dalga mı geçiyorsun ? "
" Eşyalarını toplayın diye eve getirdim. Sonra nereye gidecekse götürürüm onu."
Sesleri duyuyordum sadece. Arkamı dönüp onları izleyecek halim bile yoktu. ne konuşulduğunu idrak edecek halde bile değildim.
" Hepiniz, hepiniz vicdansızsınız ! Hepinizden nefret ediyorum ! Hepinizden !"
"Nare yeter. Boşa yorma kendini. Sen evden eşyaları al. Ben Hazan'ı bana götüreceğim. Arkamızdan gelirsin."
Çisem koluma girdiğinde gözlerim kapanıyordu. Dizlerim titriyordu sanki. Titreme hissediyordum. Ayaklarım yerde sallanmaya başladığında yeniden karardı etraf. Kızımın yokluğunun karanlığı bedenimi yeniden esir aldı.
..................
1 Hafta sonra...
Acı bedenimin her bir yanını yana yakıla esir alalı çoktan iki haftayı geçmişti. Ben günleri sayamıyordum artık. Dakikalar ağır geliyordu. Saniyeler geçtikçe omzumdaki yük artıyordu. Zaman kavramı bir süredir yoktu. Terk etmişti bedenimi. Bu terk ediliş benden çok şey almıştı. Nefes aldığımı bile hissetmeden geçiyordu günlerim. Aklım başıma düştüğü her an feryadım şehri inletiyordu. Çisem ve ailesi kucak açmıştı bana. Şu koca dünyada yüktü varlığım. En yakın dostumun evine sığındığımda bedenimin bu dünyada kapladığı yere lanetler yağdırmıştım. Nare ilk günler yanımda kalmakta ısrar etse de babasının zorlamasıyla eve dönmeye mecbur olmuştu. Her gün gelse de gününü en nihayetinde o evde sonlandırıyordu.
Misafir odasında kalıyordum geldiğimden beri. Sabah saatleriydi. Çisem zorla iki lokma yemek yedirtip bedenimi mahveden o ilaçlardan içirmişti. En ağırı olduğunu söylese de bu bile benim acımı hafifletmiyordu. Daha önce kullandığım antidepresan hafif olmasına rağmen alıyordu bütün hislerimi. Bu öyle değildi. Acım öylesine büyüktü ki en ağırı bile onu hafifletmiyordu. Boşluğu izlerken sallanıyordu bedenim. Kızımın sesi kulaklarımdaydı şimdi. En sevdiği şarkıyı söylüyorduk beraber. Bedenim anı yaşamanın sarsıntısı ile sallanırken ellerim birbirine kenetlenmişti.
Şarkının en güzel yerinde zihnim açılan kapının sesi ile bölündü. Çisem yüzünde güller açarak bana doğru adımladı.
" Hazan, Dante geldi."
Bakışlarım yeniden önüme düştüğünde düşünmeye çalıştım. Çisem'in evine geldiğim ilk gün konuştuğumuzu anımsadım sonra. Çisem ile Dante arkadaşlığın bir tık üstünde bir seviyede görüşüyordu. Dante'nin şu an burada olmasının belki de bir nedeni oyken asıl nedeni Alper'di. Son çare ondan bu konu hakkında ne bildiğini öğrenerek yardım istemiştim. Türkiye'de de Amerika'da da polis araştırmasını sürdürse de deliller bir noktadan sonra silgi ile siliniyordu. Bir noktada yetkililerin yetkisi tıkanıyordu. Dava ilerlemiyordu. Sanki sihirli bir el durduruyordu bütün her şeyi.
Başımı aşağı yukarı salladığımda yavaşça ayağa kalkarak ona doğru ilerlemeye başladım. Koluma girdiğinde odadan çıktık.
Adımlarım salonda son bulduğunda ise Dante tam karşımdaydı. Yüzünü inceleyecek halim yoktu. eğdim başımı. Çisem'in yöneltmesiyle oturduğumda Dante tam karşımda ayakta duruyordu.
" Hazan, ben bu kadar geç kaldığım için üzgünüm. Çisem bahsetti olanlardan."
Başımı aşağı yukarı sallarken bakışlarım masanın üzerindeki örtüdeydi. Dantel işlemelerini inceliyordum. Ardımda kızımın sesi yankılansa da onun sesini duyabilecek kadar aklım yerindeydi. En azından sesini duyup ne dediğini anlıyordum.
" Avukatla konuştum. Alper'in serveti senin. Ne gerekiyorsa yapıp alacağız. Buna Amerika'daki ev ve şirketteki hisseler de dahil."
Bakışlarım ışık hızıyla ona dönerken kaşlarım çatıldı. Ellerimdeki kana rağmen onun parasını nasıl harcayacaktım ? Elimi bile sürmeye hakkım yoktu. onun neyi varsa hepsi babasınındı. Gerçek bir evlilik bile değildi bizimkisi. Bu kadarına asla hakkım yoktu.
" Hayır. Neyi varsa babasına verin."
Çisem öne atıldığında bakışlarım yeniden masaya kaydı.
" Hazan yapma böyle. Alya'yı bulmak için senin o paraya ihtiyacın var."
Bakışlarım kızımın adının geçmesiyle ona dönerken yüzüme derin bir gülümseme yerleşti. Alya dedim. Kızım. Yüzü gözümün önüne gelirken gülüşüm büyüdü. Kokusunu aradım. Bulamayınca burnum sızladı. İçime derin bir keder çökerken kızımın yokluğu ciğerimi dağladı. Gözümden yaşlar akmaya başladı sonra. Farkında bile olmadan hıçkırarak ağlamaya başladım. Çisem kollarımdan tutarak sarıldığında ağlamalarım boğuklaştı.
" Ne olur yapma ! Ağla diye söylemedim. Lütfen kardeşim ! Ne olur !"
Ben sarsılarak ağlamaya devam ederken başımı okşuyordu. İçimdeki acıyı kusmaya devam ettiğimde Dante'nin sesini işittim.
" Hazan, biliyorum çok zor ama dayanman lazım. Ben Alper'e bir söz verdim. Ona bir şey olursa karısını ve kızını koruyacağım diye söz verdim."
Çisem bedenimi bedeninden çekerken özenle yaşları temizleyip yanıma oturdu. Ben ise bu esnada derin bir nefes verip toparlanmaya çalıştım. Şu an ağlayamazdım. Yuttum yaşları. Yuttum tüm olanları. Bakışlarım ona döndüğünde yüzündeki kararlı bakışı görmek içime ümit saldı. Ben o ümide tutundum.
" Buldun mu kızımı ?"
Gözleri kapanırken sıkıntılı bir nefes verdi. Sandalyeyi çekip tam karşıma oturduğunda renksiz camlı kalın gözlüklerini çıkarıp kenara attı.
" Bulamadım. İki haftadır uğraşıyorum. Yok. Tek bir delil yok. Arabanın bir sokaktan sonra bütün kayıtları silinmiş. Hiçbir kamerada yok. İki haftadır o arabadan da iz yok."
Başını sıkıntıyla kaşıdığında bakışlarım yeniden örtüye kaydı. Olduğu yerde sabitlendiğinde duraksayarak düşünmekle meşguldüm. Ne olacağını düşündüm defalarca. Bir çıkış bir çözüm yolu bulamadım. Benden ses gelmeyince o konuşmaya devam etti.
" Bir yol var. Kızını bulmanın tek bir yolu var."
Bakışlarım ışık hızıyla onu bulurken yüzüme büyük bir gülüş düştü. İçim ümitle dolduğunda sesim hayli yüksek çıktı.
" Ne ? Nedir o yol ?"
Sıkıntılı bir nefes verirken elini cebine attı. Bu esnada konuşmaya başladı.
" Senin baban, Bay Ahmet... İkisi de cesaret edip çıkamadı onun karşısına. Her şey ortada. Delilleri yok etmiş. Belli. Herkes biliyor ama... "
Cebinden çıkardığı bir fotoğrafı önüne koyup onu izleyerek konuşmaya devam etti.
" Yürekleri yok Alparslan'ın karşısında. Onunla yarışamazlar. Bay Soyer Arslan Kardeşlerin iki deposunu patlatmış. İntikamımı aldım diyor. Konuştuk."
Fotoğrafı bana ittiğinde bakışlarım o yöne kaydı. Alparslan ve Arslan'ın yan yana takım elbise ile poz verdiği bir fotoğraftı bu. İkisi de simsiyahtı. Arkalarında kocaman bir aslan büstü yer alırken birbirlerine omuzlarından destek oluyorlardı. Kaşlarım şüpheyle çatılırken bakışlarım Marino'ya kaydı. Anlamadığımı fark ederek açıklama yapmaya devam etti.
İşaret parmağı önce Alparslan'a daha sonra ise Arslan'a kaydı.
" Tetikçi ve Nişancı. Namıdiğer 'Arslan Kardeşler '. Arslan hedefi belirler. Nişan alır. Alparslan ise... "
Sıkıntılı bir nefes verirken elini yeniden cebine attı. Bu esnada konuşmaya devam ediyordu.
" Ben yeraltında Arslan kardeşlere meydan okuyan tek adam görmedim. Yaşım otuza geldi. On beş yıldır Türkiye'de Ortadoğu'da Avrupa'da iş yapıyorum. Bu ikisine el uzatan tek adam görmedim. Güçlerine baş kaldıran tek bir adam görmedim. Bir kişi dışında."
Cebinden çıkardığı diğer fotoğrafı tam karşıma koyduğunda bakışlarım merak doluydu.
Yirmili yaşlarının sonunda yapılı esmer bir adamdı bu. Baştan aşağı siyah giyinmişti. Hafif kirli sakallarına yüzündeki siyah gözlükler eşik ediyordu. Meraklı bakışlarım tekrar ona döndüğünde yutkunup fotoğrafı işaret ederek konuşmaya devam etti.
" Dağhan Taşdelen."
Bakışlarım önümdeki iki fotoğraf arasında gidip gelirken Alparslan'ı vurduğum an geldi aklıma. Gülümsedim. Aldığım habere göre domuz gibiydi . beni ihbar etmemesine şaşırsam da bunu sonra düşünmeye karar vererek önümde duran resme odaklandım. Dante sesiz halimi fırsat bilerek konuşmaya devam etti.
" Bu Dağhan'ın babası Arslan kardeşlerin babasını öldürmüş. Sonra Arslanlar da intikam alınca... Dağhan onların en büyük düşmanı. Çok düşmanları var ama hepsi karşılarında el pençe. Bu adam hariç işte."
Bakışlarım sekteye uğrarken derin bir nefes verdim. Neden anlatıyordu bana bunları ? Kızımla ne alakası vardı ?
" Dante ben... Bunları duymak istemiyorum. Bana kızımı nasıl bulacağımdan bahseder misin ?"
Başını olumlu anlamda sallarken bakışları yabancının resmindeydi.
" Anlatıyorum işte. Senin kızını bulmanın tek yolu bu adam."
Kaşlarım havalanırken gözlerimi gözlerine diktim. " Nasıl ?"
Derin bir nefes verip arkasına yaslandı. " Dağhan'a gideceksin. O sana kızını bulur."
Başımı aşağı yukarı sallarken gülümsedim. İçime bir ümit dolduğunda bakışlarımda istek vardı. Öne atıldım.
" Ne duruyoruz o zaman ? Gidelim. Bulsun kızımı."
Yaslandığı yerden doğrulurken sıkıntılı bir nefes verip ellerini masanın üzerinde birleştirdi.
" O kadar kolay değil. Dağhan karşılığını almadan kimseye yardım etmez."
Kaşlarım havalanırken yüzüm buruştu. Neyden söz ettiğini anlayamadım. " Karşılık ?"
Yutkunup devam etti. " Yani senin de ona onun işine yarar bir şey vermen lazım. Ne diyordunuz ? hah! Koz ."
Dilim dudaklarımda gezerken neyden bahsettiğini düşünüyordum. Çisem öne atıldı bu kez.
" Madem bu adam Alya'yı bulabilir. O zaman sen gitsene! Aynı sektördesiniz nasıl olsa. Senin sözün mü Hazan'ın sözü mü ?"
Bakışlarım ona kaydığında hak verdim. Bu benim aklıma gelmemişti. Çisem haklıydı. Ben ne verebilirdim ki o adama ?
Marino bu kez Çisem'e bakarak konuştu.
" Bahsettiğim şey iş birliği yapmak. Ben ona onun işine yarayan bir şey veremem. Ama Hazan verebilir."
İkimizin kaşları da şüpheliyken sıkıntılı bir nefes verip devam etmesi için elimle işaret verdim.
" O Arslan kardeşleri bitirmeye çalışıyor. Bunun için seni kullanmak işine yarar. Yani... Alparslan ile olan geçmişin belli. Senin onun yanında yer alman Alparslan'ın gururunu kırar. Özel hayatına hatta onun mahremine girip oradan bir kadını yanına çekmek... Büyük hakaret. Dağhan bunu kullanır."
Bakışlarım Çisem'e döndüğünde omuz silktiğini görüp yeniden bakışlarımı ona çevirdim. Söylediklerini tam olarak anlamasam da başka çarem yoktu.
" Peki. Nerede bu adam ? Gidip anlatayım her şeyi. O da ne istiyorsa yapsın."
Sıkıntılı bir nefes daha verirken başını olumsuz anlamda salladı.
" O iyilik meleği değil. Şimdi gitsen ondan yardım isteyen bir anne olacaksın. Benim bahsettiğim şey onunla beraber Alparslan'ı bitirmek için savaşmak."
Çisem yeniden öne atıldığında ellerini dizime koydu.
" Dante biz ne dediğini anlayamıyoruz. Daha açık ol."
Derin bir nefes verip yeniden arkasına yaslandı.
" En sade haliyle kızını bulmanın yolu şu : ben sana Alper'in tüm hisselerini vereceğim. Kocanın yerine geçeceksin. Paran olmadan gücün olmadan Dağhan'ın yüzünü bile göremezsin. Ben sana yardım edeceğim. Öğreneceksin her şeyi. Güçte kazanacaksın. Paran da olacak. Sonra çıkacaksın Dağhan'ın karşısına. Diyeceksin ki kızımı bulman karşılığında sana destek olacağım. Onları beraber bitireceğiz."
Derin bir nefes verirken masada iyice yaklaşarak bana bakmayı sürdürdü.
" İşte o zaman Dağhan seni ciddiye alacak. Beraber Arslan kardeşleri bitireceksiniz. Sonra da kızına kavuşacaksın. Hem Alper'in intikamı hem kızın."
Sözleri zihnimde mantıklı bir zemine oturmaya başlarken anladığımı belirtircesine salladım başımı. Yanımda duran kimse olmamıştı. Cehennem saydığım ev bile beni kabul etmemişti. Ben bu çaresiz halimle kızımı bulamazdım. Kızımı bulacak tek kişi o adamsa ona ulaşmak için savaşacaktım. Ondan bana yaşattığı her şeyin intikamını almayı planlarken o hiç tanımadığım yabancının resmini elime alıp daha detaylı inceledim. Zihnimdeki kızıma seslendim sonra. İşte dedim. İşte kurtarıcımız burada bebeğim.
Benim için bir devir o masada konuşulanlarla bitti. Benim için Hazan Çelik de Hazan Soyer de o masada öldü. Yeniden doğduğum gündü bugün. Benim miladımdı. Gözümü diktiğim gelecekte yalnızca kızım vardı. Ona ulaşmak için harcayacaktım bütün ömrümü. Geriye dönüp baktığımda herkese merhamet eden o iyi niyetli kız çocuğu ölmüştü. Her şeye rağmen aşkını kalbinden atamayan o saf anne de ölmüştü. Önüme döndüğümde gördüğüm acılarından güç alan yaralı ama dimdik ayakta olan bir anneydi. Duygu yoktu. Merhamet yoktu. Tek gayesi evladı olan gözü başka herkese kapalı olan bir anne vardı.
Şimdi önümde yalnızca annesinin soyadına sığınan ' Hazan Kandemir ' vardı.
Bölüm sonu...
(Sahne eklemesi olmayacak. Yalnızca yazım hataları kaldıysa onları düzelteceğim♡)
Sizleri biraz fazla beklettim biliyorum ama inanın ki zor bir dönemden geçiyorum 🥹🥹🥹🥹
Bir yandan da vizeler başladığı için bölümü ancak atabildim. Bundan sonraki bölümler çok daha kısa sürede gelecek çünkü en zor bölümlerden biri az önce bitti.🫢🫢
Bölüm hakkındaki genel düşünceleriniz neler ? Alparslan sizce suçlu mu ?
İlk bölümde Hazan Dayı'yı bıçaklarken ' Hazan Kandemir'in selamı var .' demişti.
Tanıdık geldi mi ? :)) :))
Alper'e veda edişimiz beni çok ağlattı...🤧🤧🤧
Özellikle mezarlık sahnesinde inanılmaz duygusallaştım... Onu güzel bir vedayla uğurladığıma inanıyorum. 🥺
Yeni ve üçüncü başrolümüzü size takdim etmiş olmakta çooook mutlu hissettiriyor 🫶🏻🫶🏻🫶🏻🫶🏻
Dağhan Taşdelen...
Hoş geldin !
Bir sonraki bölüm günümüzden olacak. Kitabın Korte kısmı bitti :))
Bir de Korte' nin bölümlerine sahne eklemelere ve düzenlemelere başladım. 8. bölümü düzenledim mesela🤭
Belki yeniden okuyup beni mutlu etmek istersiniz diye söylüyorum 🥹
Hazan'ın geçmişini öğrenmeyi bu bölümle bitirdik. Artık neden intikam almak istediğini ve ilk bölümdeki öfkesinin nedenini biliyoruz🥲
Şimdi sırada bu intikamın günümüzde ne yaşatacağını öğrenmek var...
Şimdi İnfial' i okumak var...
Kitabın asıl konusuna kavuşmak var...
En kısa sürede İnfial'de görüşene dek güzellikle kalın ! ♡♡♡♡♡♡
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 17.47k Okunma |
1.01k Oy |
0 Takip |
40 Bölümlü Kitap |