
28. GRİFT SARMALI-II
🔥
Ömür nefes gibi bir anlıktır. Aldığın nefesi vermenin nasip olup olmayacağını bilemediğin gibi ömrünün o nefesi vermeye yeteceğinden de emin olamazsın.
Bir nefes çektim ben içime. Alnıma o s*lah dayanmadan hemen önce çektim. Onu gördüğüm, yüzündeki öfkeyi, nefreti sezdiğim an aldım nefesimi. Verecek kadar zamanım olmadı sonrasında. Alnımdaki sıcaklıkla tuttum nefesimi. Sanki o nefesi tuttuğum an ömrüm uzayacak gibi direndim. Aklımdan ise tonlarca şeyi geçirdim. Önce düşündüm; tetiği çekerse o son yedi dakikamda neleri düşüneceğimi. Onun o yedi dakikanın kaçında olacağını. Ardından aklıma ömrümün güzel olan o sayılı anlarında olduğu geldi. Güzel olan anlarım zaten sayılıydı. Eğer o yedi dakikada yalnızca güzel ve mutlu anlar olacaksa Alparslan o anların altı dakikasında olurdu. Son bir dakikam ise kızıma ait olurdu. Çünkü onun sevgisi bu dünyada aklımın başımda kaldığı o son bir dakikaya sığacak kadar büyüktü. Babasının hissettirdiklerinin yoğunluğuysa altı dakikamı alırdı. Ancak ne yazık ki ömrümün tamamı baz alınacağı için muhtemelen yedi dakikamın altısında Tuğrul olacaktı. Ondan yediğim dayaklar, Kenan'ın şu an bile midemi bulandıran anları, Şevval'in eziyetleri; ağlaya ağlaya anneme sarıldığım o yüzlerce gece altı dakikamı alacaktı.
Son bir dakikamı ise kızımla babasının yaşattığı o mutluluklar taşıyacaktı. O bir dakikanın içine güzeller güzeli kardeşim ve dostum da sığacaktı. Uğradığım ihanet ve çektiğim diğer acılar ise yüreğimin son nefesinde dahi sindiremeyeceği kadar ağır olduğu için beynim o anları yok sayacaktı.
Bu düşüncem yerini yokluğumda kızıma ve kardeşime ne olacağının sancısına bırakırken gözlerimdeki korkuyu belki de ilk kez gizlemedim. Korkum alnımdaki s*lah değildi. Karşımda bana nefretle bakan bir zamanlar baharın yeşili olan şimdiyse nefretin en koyu tonunu taşıyan o gözler de değildi. Benim korkum evlatlarımdı. Yokluğumda varlığının bereye saklandığını bilmediğim kızıma ne olacağı kaygılandırıyordu beni. Benden başka tek bir sığınağı olmayan ve şu an kaçırılmış olan kardeşimin endişesiydi kaygımın bir diğer nedeni.
Gözlerine sırf bu sebeplerden korkuyla bakındım. Bakışım nefretiyle belki de dakikalarca denk düştü. Tuttuğum nefesim inatla göğe karışmazken ise Alparslan yutkunarak gözlerini kapattı. Harelerini açarak tekrar bana baktığında bu kez ben dakikaların yorgunluğunu taşıyan gözlerimi kapattım. Saniyelik kapanış istemsizce sol yanağımdan süzülen yaşla son bulduğunda çatık kaşlarla bana baktığını gördüm. Ardından aynı saniyelerde kaşlarını yavaşça indirdiğinde ben gözlerimdeki korku ve dolulukla onun gözlerine bakıyordum. Alparslan ise yeniden yutkunarak bana doğrulttuğu s*lahı sıkıntılı bir nefesle yavaşça alnımdan çekti.
Anlık olarak ne olduğunu anımsayamadığımdan olsa gerek şaşkınlıkla kaşlarımı çatıp yutkundum. Alparslan da s*lahını tamamen indirip beline yerleştirerek yüzüme bakmadan sıkı sıkıya kolumu kavradı. Bakışı kavradığı an hızla etrafımızdaki insanları taradı. Ardından hiç düşünmeden kolumdan sertçe tutarak bedenimi zorlanmadan sırtına attı. Ben anlık yaşadığım şaşkınlığın etkisiyle çığlık atarken Alparslan bunu önemsemeden ilerlemeye başladı. Bu esnada benim dışımda bağıran bir kişi daha vardı:
"ALPARSLAN! GETİR LAN ONU BURAYA! GETİR BELANI S*KERİM SENİN!"
Yalnızca üç saniye sonra arabasının ön koltuğuna bedenimi resmen fırlatarak kendi yerine geçti. Arabayı çalıştırdığı an ben afallayarak camdan bakıyordum. Arslan Tufanlı ise elindeki s*lahla koşarak bize gelmişti bu esnada. Arabanın camını yumruklayıp açmaya çalışıyordu. Arkasındaysa birkaç adam daha vardı. Bu adamlardan biri Dayı'ydı.
Ben refleksle başımı Alparslan'a çevirerek koluna yapıştım. Niyeti beni alı koyarak yeğenine ulaşmak diye düşünüyordum. Mevzu buysa eğer buna hemen engel olmam gerekiyordu. Zira Nare Dağhan'ın elindeydi. Kardeşim onun elindeyken bir başkasının eline esir düşemezdim. Hele ki bu kişi oysa. Bu nedenle çaba göstererek aracın kapısının kulpuna atıldım. Fakat Alparslan kilitlemiş olmalı ki zorlasam dahi milim oynamadı. Bu esnada abisi de ben de bağırıyorduk.
"AÇ ŞU KAPIYI! BENİ HİÇBİR YERE GÖTÜREMEZSİN TUFANLI!"
"LAN S*KERİM LAN SENİ! AÇ ŞU KAPIYI!"
Alparslan bu iki bağırışı da duymazdan geldiğinde ben kapı kulpunu bırakarak onun koluna yapışarak salladım. Ancak Alparslan asla umursamadan ve yüzüme bakmadan gaza sonuna dek yüklendi. Bu esnada ise refleksle içli bir nidayı dudaklarımdan döküp cama baktım. Abisi gaza bastığı an gerilemiş olmalıydı. Çünkü tam arkadan elini kolunu sallayarak bağırıyordu. Ben ezilmediğini görerek rahat bir nefes verdiğimde bu nefesin rahatlatma nedeni tamamen insani hislerdi. Yeniden ona bakarak yüzüme en sinirli ifademi takındığım an ise saatlerdir içimde zor tuttuğum o delilik dışa vuruyordu. Öyle ki kaza yapacak olmasını umursamadan ellerimi boğazına atarak bağırmaya başladım.
"NE YAPIYORSUN SEN, DERDİN NE?"
Alparslan hızla kolumdan kurtularak kendi koluyla bedenimi ittirdi. Bu esnada yüzü öfkeden kızarmıştı ve alnında bir damar atıyordu.
"SUS VE OTUR YERİNE! DUYMAYACAĞIM SESİNİ!"
Başımla onu reddederek omuz silktiğimde delirmiş olmalıyım ki direksiyona atılarak onun kaza yapma pahasına da olsa durmasını sağlamaya çalışıyor ve bir yandan da bağırıyordum.
"DURMAYACAĞIM! EMİR VEREMEZSİN SEN BANA!"
Alparslan aniden fren yaparak sıkıntıyla soluduğunda kısa bir anlığına göz göze geldik. Zira ikimizin de iki eli direksiyondaydı. Ben onun gözlerini fark ettiğim an tekrardan b*ğazına yapışarak öfkemi hem yüzüme hem de sesime yaydım.
"KAFANI K*PARIRIM SENİN! AÇ ŞU KAPIYI!"
Tufanlı ellerimi tutarak başını sallayıp homurdandığında beni sertçe iterek boğazını serbest bırakması ve üzerime atılması yalnızca birkaç saniye sürmüştü. Derin derin nefeslerle öfkeli solukları dudaklarından salarak iç çekip üstüme atılımını ani bir hareketle sürdürdü. Bu esnada konuşuyordu.
"AÇMIYORUM LAN! AÇMIYORUM DUR YERİNDE!"
Sözleriyle paralel kollarımı sertçe tuttu. Ben debelenerek ondan kurtulmaya çalıştım ancak gücüne karşı koyamadım. Alparslan bu esnada başını eğerek kapının olduğu yere itiyordu bedenini. Yani benim kapımın olduğu yere eğilmişti. Ben de fırsat bu fırsat diyerek hızla düşünmeden başını ısırdım. İki kolum ona esir olsa da başıma ve ağzıma engel olamamıştı. Bağırarak başını kaldırmadan boşta olan eliyle her ne yapıyorsa onu sürdürerek sözlerini sertçe işitmemi sağladı.
"LAN BİR DUR!"
Ben dişimi daha çok geçirerek onun refleksle başını çekmesini hedefliyordum. Alparslan ise benim düşüncemin aksini yaparak başını çekmek yerine kaldırarak benim başımın koltuğa çarpmasını sağladı. Beklemediğim için saniyelik bir afallama ile sızlayan dişlerimle küçük bir inilti döktüm. O ise benim acı inlememi duymazdan gelerek sıkıntıyla soluya soluya bir şeyi başımdan ve kollarımdan geçirdi.
Merakla gözlerimi sonuna dek açtığımda o şeyin emniyet kemeri olduğunu gördüm. Beni kemere bağlamıştı. Kollarım ve bedenim olduğu yere sıkı sıkıya bağlıydı. Sıkıntılı bir nefesle gözlerimi kapatıp kısa bir süreliğine pes ettiğimi ona gösterme gafletinde bulundum. Alparslan bundan yüz bularak konuştuğunda gözlerim istemsizce açılmıştı.
"Duymayacağım o sesini! Konuşmadan otur yerinde!"
Sözleri açılan gözlerimle yüzüme nefreti ile karışık olarak yansıdı. Öfkeli gülüşümün nedeni buydu. Onun nefretine gülümseyerek iç çekip gözlerine bakındım. Ardından avazım çıktığı kadar bağırmak için ağzımı araladığımda o öfkesini arttırarak gözlerini gözlerimden çekip yerine kurularak gaza bastı. Bu esnada konuşuyordu.
"Sana insanlık yapanda kabahat!" Direksiyona yumruk atarak tekrardan konuştuğunda bu kez bağırıyordu. "SANA İNSAN GİBİ YAKLAŞAN AKLIMI S*KEYİM! SENİ SEVEN KALBİMİ DE AKLIMI DA S*KEYİM!"
Gözlerimi onda tutarak öfkeli bir tınıyı sesime bürüdüm. Aynı esnada Alparslan homurdanarak gaza sonuna kadar basıyordu.
"DÜZGÜN KONUŞ!"
Sesimi duyduğu an direksiyona yeniden vurarak başını bana çevirmeden bağırdı. Ben tam o an onu ilk kez bu kadar sinirli görüyordum. Belki de sırf bu yüzden şaşkınca dinledim sözlerini.
"KONUŞMA DEDİM SANA! BAKMA DA! ANASINI S*KEYİM BAKMA BANA!"
Yeniden bağırarak olduğum yerde kıpırdanmaya çalıştığımda canım acıyordu. Zira kardeşime yardım etmem gerekirken ve onun yalnızca iki günü varken düştüğüm hal tüm planımı suya düşürecek kadar kötüydü.
"BAĞIRMA BANA!"
Tekrar direksiyona yumruk atacağını düşünerek bağırdığımda bozguna uğradım. Çünkü bu kez bağırarak homurdanıp kafasını direksiyona vurdu. Art arda üç kez vurarak bağırdığı esnada solukları arabayı dolduruyordu.
"SUS, KURBAN OLAYIM SUS LAN!"
Zar zor nefesler alarak iç çekişlerini sürdürdü. Bu esnada gözlerini güçlükle kapatıp açıyordu ve öfkeden titreyen elleri radyoyu buluyordu. Ben onun bu hareketini fark etmeden yalnızca bir saniye önce ağzımı araladığımda benim sesimle şarkının sesi kesişti.
"SUSMUYORUM!"
Gel limanıma gemileri yak
Ben ö*ümüne yazıyorum ö*üme inat
Alparslan şarkıyı açtığı an sesimi duyarak müziğin seviyesini arttırdı. Benim bağırışım işte tam o an işittiğim şarkının arasında kayboldu. Arabanın içinde daha doğrusu dışında bile şarkı yankılandığında çaresizce başımı arkaya vurarak bağırdım. Alparslan da gaza sonuna kadar yüklenerek burnundan soluyordu.
Gel aklımın ucunda birileri var
Bana birileri git diyor, birileri kal
Yeniden direksiyona vurarak homurdandığında şarkı ilerlemeye devam ediyordu. Ben de çaresizliği kabullenerek gözlerimi sıkı sıkıya yumup kardeşimin adını sayıklamaya başlamıştım ki tam o anda küfrüyle paralel arabayı sağa kırdı. Ben çığlık atarak başımı yan çevirdiğimde Alparslan arkasına bakınarak telaşla aracını çevirdiği yöne soktu. Bu esnada şarkı son sesiyle yankı bulmaya devam ediyordu ve ben de olanı sorguluyordum.
"NE OLDU?"
Alparslan sorumu duymazdan gelerek arkasına ara ara bakınıp aracı son hız ilerletmeye devam etti. Ardından tekrar ilk kavşaktan sertçe döndüğünde ben yeniden çığlık atarak bağırdım.
"SANA SORUYORUM GERİ ZEKALI!"
Yeniden sorduğum soruyu tekrar duymazdan geldiğinde arkaya bakınarak direksiyonu daha sıkı kavrayıp konsantre oldu. Ben tekrar öne atılarak ağzımı aralarken ise yüzüme dahi bakmadan sert ve nefret dolu bir sesle konuşarak arabayı ıssız bir yola soktu.
"Abim peşimizde."
Sözleriyle paralel onun baktığı yöne bakmaya çalıştım ancak kemer nedeniyle yalnızca başımı çevirerek onu ve şoför koltuğunun camını görebiliyordum. Sıkıntıyla dudaklarımı dişleyerek yeniden konuştuğumda Tetikçi nefret dolu bakışlarını yolda tutarak arabasına ivme kazandırıyordu.
"Abin de sen de boşuna çabalıyorsunuz. Ö*dürseniz bile söyleyemeyeceğim Elif'in yerini."
Alparslan öfkeyle gülümseyerek başını salladı.
"Aynen. Ben o yüzden temizlik işine Marino'dan başladım."
Duyduklarım karşısında şaşkınca kaşlarımı çattım. Ardından göğsümde hissettiğim sancıyla zar zor yutkunduğumda kalbim deli gibi çarpıyordu. Dante, benim abi dediğim can dostumun kalbini emanet ettiği adam. Bu günlere gelerek güçlenmemi sağlayan o adam...
Gözlerim acıyla sımsıkı kapanırken dilim lal oldu. Bu lal oluş acı bir nefesle karışan nidayla son buldu. Ciğerime saplanan acıya omzumda daha şimdiden hissettiğim yükle karışıyordu ve bu yük benim sonumu hazırlıyordu. Aklım başıma ağrı yaparken sadece sona geldiğimi düşünüyordum.
"Ne?"
Gözlerim kapalı bir şekilde acımı çektiğimde Alparslan sözleriyle acıdan dolan harelerimi ona doğrultmamı sağladı.
"Üstümdeki k*nı merak etmiyor musun?"
Gözlerim acıyla tekrar kapanırken dudaklarımdan ağladığımı belli eden bir nidayı serbest bıraktım. Bu sırada gözlerimden yaşlar akmaya başlamıştı ve içimdeki acı daha şimdiden baş gösteriyordu.
.......................................
İlahi bakış, iki saat önce
Alparslan Toygar vesilesiyle uzun uğraşlar içine girmişti. En iyi adamıyla birlik olup Dante Marino'nun saklandığı yeri bulmuşlardı. Doğrusu abisi tüm eş dostu toplayarak evden çıksa bile Alparslan elini kolunu tanımadıklarına kadar dahi uzatacak seviyede bir güce sahipti. Sırf bu yüzden de onların yerini bulması zor olmadı. Yunanistan'da bir adada başkası adına kayıtlı olan bir evde saklanıyorlardı. Bizzat gidip almak yerine tek bir telefonu ile onları özel uçakla ülkeye getirtmişti. Havaalanından onları alan kişi de çok yakın bir adamıydı. Alparslan eve tek gitmişti. Zira Toygar o esnada Hazan'dan haber almaya çalışıyordu. Aldığı duyumlara göre Nişancı peşindeydi. Alparslan bu yüzden görevi her zaman olduğu gibi tek sırtlanmıştı. Adımını onları saklamalarını söylediği eve attığı an hedefi evin bodrumuydu. Hızla ilerleyişini orada sürdürdü. Ardından adımlarını duraksatarak kapıyı açtı. Bu esnada elindeki vazo ile ona nişan alan Çisem'i görmemişti. İrkilerek kaşlarını çattığı an ise artık çok geçti. Zira Çisem kafasına bağırarak o vazo ile vurmuştu.
Alparslan aldığı darbeyle birkaç saniye gözlerini kapayarak duraksasa da Çisem'in vurmadan hemen önce atmaya başladığı çığlıkla ikinci darbeyi fark ederek harelerini karanlıktan kurtarmaya dahi gerek duymayarak vazoyu tuttu. Bu esnada gözleri yavaş yavaş açılarak karşısındaki kadına bakınıyordu. Çisem ise tutulan vazoyu alabilmek için uğraşıyordu. Ancak bu mümkün değildi. Çünkü Alparslan var gücü ile buna engel oluyordu. Az önce kafasına darbe almış olmasına rağmen gücü yerindeydi.
"BIRAKSANA BE YÜZYILIN AYISI!"
Alparslan onun sözlerine karşın homurdanarak sert bir ifadeyi yüzüne takındı. Hemen ardından şiddetle vazoyu kendine çekerek onun elinden kurtardı ve yere fırlattı. Bu esnada başını tutarak dişlerini sıkıyordu.
"Bu mu yani? Bir vazoyla mı kurtulacaksın elimden?"
Çisem bu kez de üstüne atılırken hiç düşünmemişti. Zira düşünse belki de bunu yapmazdı. Fakat yapmak zorundaydı. Çünkü eğer Alparslan onların varlığı ile Hazan'ı tehdit ederse tüm plan suya düşerdi ve bu kez de Alya'yı bulamazlardı. Çisem küçük yeğeni için çabalayacaktı. Öyle de yaptı. Üstüne zıplayarak saçlarını tuttu ve yere düşmesini sağladı. Bu esnada çığlık atıyordu. Lisede kullandığı bir yöntemdi bu. Oldukça çıngar bir karaktere sahipti. Neredeyse her gün birileri ile kavga ederdi lisedeyken. Haftada bir iki da saç yolma işi olurdu. Bu sayede uzmanlaşmıştı. Saçı nereden kavradığında denge kaybı yaşandığını gayet iyi biliyordu.
"BİR VAZO NEYMİŞ BOZ AYI! SAÇINI BAŞINI YOLACAĞIM SENİN!"
Alparslan yere düştüğünde ne olduğunu bile anlamamıştı. Zira bu düşüş çok anlık olmuştu ve bu anlık olaya Çisem'in üstüne çıkarak bir eliyle saçını çekip diğer eliyle de yüzünü çizmeye çalışması eşlik etmişti. Alparslan bir anlığına kendini kız kavgasında gibi hissetse de içten içe engel olamayacak kadar şok olduğu anlarda neden saldırdığını düşünüyordu. Kaçırmış olmasına tepki verdiğini içinden geçirdiğinde istemsizce başını salladı. Evet, bu çok muhtemeldi. Anladığı an gözlerini açarak yüzünü buruşturup hızla yana kalktı ve oradan da bacaklarını dikleştirerek kurtuldu. Çisem bu esnada az önce onun yaşadığı kadar büyük olmasa da küçük çaplı bir şaşkınlığın pençesine düşmüştü. Bu yüzünden de belli oluyordu.
"SENİ KAÇIRAN AKLIMI S*KEYİM! LAN BİR İNSAN DÖRT YILDA HİÇ Mİ DEĞİŞMEZ? KIZ MIYIM LAN BEN, SAÇIMI ÇEKİYORSUN?"
Çisem omuz silkerek sinsi bir gülüşü yüzüne yayarak tebessüm etti. Aynı esnada bir yandan da göz ucuyla kocasının olduğu yana bakıyordu. Planları gelen her kimse Çisem'in onu oyalamasıydı.
"KIZ DEĞİLSİN AMA ADAM DA DEĞİLSİN ÇAM YARMASI!"
Alparslan öfkeli bir nefesle başını havaya dikerek içinden sabır çekiyordu. Onca derdin içinde bir de bu kadınla uğraşmak onu çileden çıkarıyordu ama yapacak bir şeyi de yoktu. Çisem ise sessizlikten faydalanarak hem onu oyalamayı hem de içindekileri kusmayı hedeflemeye başlamıştı.
"SENİN KALIBINA S*ÇAYIM! ADAM OLSAYDIN DA GÜL GİBİ KIZI ELİNDEN KAÇIRMASAYDIN! ŞİMDİ NE BEN BURADA OLURDUM NE DE SENİN KAZMA KAFAN YARILMIŞ OLURDU!"
Alparslan duydukları ile sinirden deliye dönse de sakin kalmayı son kez deneyerek ellerini havaya kaldırdı. Ardından sertçe başına vura vura yüzünü buruşturdu.
"ALLAH'IM SABIR VER YA! SABIR VER!"
Sözleriyle çisem kıkırdayarak ona doğru iki adım attı. Bu esnada Alparslan öfkeli ve kesik soluklarını salıyordu.
"SABIR VERMİŞ(!) GERİ ZEKALI BEYİNSİZ SENİ! UNUTTUM MU SANDIN HAZAN'A YAPTIKLARINI?"
Alparslan başını sağa sola sallayarak eline tehdit pozisyonunu verdi. Hemen ardından iç çekerek yüzünü buruşturduğunda Çisem'in çenesinin ne kadar çok olduğunu yeni yeni hatırlıyordu.
"LAN KIZIM Bİ SUS! KAFAMI ŞİŞİRDİN!"
Alparslan cümlesini tamamlarken tehdit pozisyonu verdiği elini açarak salladı. Bu sırada bir yandan da bakışları depoyu tarıyordu. Başının ağrısında bir eksiklik vardı; bozuk bir Türkçe eksikliği. Bakışlarını hızla gezdirdiği esnadaysa Çisem onu daha iyi oyalayabilmek adına sözlerini sesinin en tiz tonunda duyurmaya devam ettirdi.
"SUSMUYORUM BE! KOCA KAFALI BAĞ BOZUMU SENİ! AKILSIZ ÇAM YARMASI!" Alparslan cümlesindeki saçma sözcüğü fark ederek kaşlarını havalandırıp ona bakınca dikkatini dağıtmanın onayını başıyla verip tekrar etti sözlerini. "BAĞ BOZUMU P*Ç!"
Alparslan çattığı kaşlarına kıstığı gözleriyle eşlik ederek dudaklarını büzdüğünde anlık olarak dikkati oraya yani onun sözlerine kaymıştı ve sorgular bir tınıyla sözlerini tekrar ediyordu.
"Bağ bozumu?"
Çisem odağını dağıtmanın haklı gururunu yeniden başına yansıtarak onu onayladığında daha çok yakınına gelip sesinin desibelini de yükselterek onay verdi.
"BAĞ BOZUMU TABİİ! ŞER*FSİZ P*Ç!"
Alparslan gözlerini kısarak omuz silktiğinde ne demeye çalıştığını anlamadığını ona yansıtıyordu. Çisem ise dikkatini daha çok dağıtmak için yutkunarak öne atılmanın peşindeydi.
"KALIBINA BAKAN DA ADAM SANIR İŞTE! ADAM OLSAYDIN DA TATİLİMİ BÖLMEK YERİNE ELİF'İ BULSAYDIN! TATİLDEN ADAM MI KAÇIRILIRMIŞ?"
Alparslan duraksayışını sürdürerek karşısında ciyaklayan kadını izlemeye devam etti. Bu sırada yüzü istemsizce buruşmuştu. Çisem ise yeniden yutkunarak kolunu ona uzattı.
"BAK KOLUMA!" Alparslan bakışlarını yüzünde tutunca emir vererek sürdürdü sözlerini. "BAKSANA!" İstemsizce bakıp gözlerini daha çok kıstığındaysa sesini en ince versiyonuna bürümüştü. "BRONZLAŞAMADIM BİLE SENİN YÜZÜNDEN! İNSAN GÜNEŞLENİRKEN KAÇIRILIR MI?"
Alparslan ağzının içinde cık yaparak içinden 'Hasbinallah' diyerek gözlerini devirdi. Hemen ardından cevap vermek için ağzını araladığında bir eli beline gitmişti. Çisem ile konuşurken istemsizce onun tınısına eşlik ettiğinin farkında bile olmadan çirkef bir tınıyı sesine verdi.
"KUSURA BAKMAYIN ÇİSEM HANIM! KEYFİNİZİ BÖLDÜK!"
Çisem başını sallayarak iki elini birden beline koydu. İşte tam o an onları uzaktan gören biri mahalle kavgasına düştüğünü zannederdi. Zira ikisi de aynı tınıda ve mimikte birbirine nefretle bakıyordu. Çisem o Hazan'ın hayatındayken de Alparslan'a gıcık bir tınıyla yaklaşıyordu. Zira arkadaşını onunla paylaştığı için ona sinir oluyordu. Alparslan da aynını düşündüğünden aralarında hep bir gergin hava oluşuyordu.
"BÖLDÜN TABİİ ÇAM YARMASI!"
Alparslan duyduklarına karşın önce küfretmek için ağzını araladı. Ardından her ne olursa olsun bir kadına küfredemeyecek karaktere sahip olduğunu anımsayarak dilini ısırdı ve derin bir nefes vererek öne atıldı. Bu sırada gözleri yeniden odayı tarıyordu.
"BAŞLATMA KEYFİNE ŞİMDİ ÇİSEM! KOCAN NEREDE?"
Çisem korktuğu soruyla karşılaştığı an iç çekerek korkulu bir nidayı dudaklarından döktü. Bu esnada istemsizce Dante'nin olduğu yöne döndüğünde Alparslan mesajı alarak cevabını beklemeden hızla öne atıldı. Çisem arkasından bağırıp kolunu tutsa da çabası boşunaydı.
"DUR! NEREYE?"
Onun sözleri Alparslan'ın adımları arasında bodrumda yankılanırken Dante seslerin yaklaşmasıyla tek kaşını havalandırarak arkasına baktı. Aynı saniyelerde Alparslan hızlı adımlarını Çisem'in kolunu tutarak geriye çekmesine rağmen zorlanmadan sürdürdü. Az sonra adımları Dante'nin çatık kaşı ve hafifçe dönen başıyla karşı karşıya kaldığında ağzını aralayarak şaşkın bir nidayla konuştu.
"NE OLUYOR LAN BURADA?"
Dante bir ayağını duvara dayamıştı. Diğeri ise yerdeydi ve iki kolundan biri de aynı şekilde duvardan destek alırken diğerinde pala t*stere vardı. O t*stere duvarın dibindeki kapalı olan küçük kapının koluna dayalıydı. Yerlerde kapıdan ve duvardan kopan parçalar dururken Dante'nin saçları da duvarların alçısına bulanmıştı. Alparslan iç çekerek başını eğdiğinde hem onun düştüğü hale gülüyor hem de adamlarının o testereyi burada unutmasına kızıyordu.
"Kafana s*çayım senin oğlum! O kapıyı o t*stere keser mi lan mal?"
Dante umutsuz bir nefes vererek uyuşan kolunu serbest bırakıp bacağını da aynı saniyelerde indirdi. Ardından Alparslan'a döndüğünde t*stere hâlâ elindeydi.
"Kesmezse sana keser! Gel buraya!"
Elindeki t*stere ile ona doğru emin adımlar attığında Alparslan kıkırdayarak adımlarına eşlik etti. Dante ise elindekini biraz kaldırarak eğilip karşısındaki adam ona geldiği an parmağıyla malum bölgesine yaklaşma şakası yaparak dudağından anlamsız bir ses çıkarıp sola kaydı. Bu sırada Alparslan afallayarak ağzının içinde bir küfür mırıldanıp arkasına döndü.
"LAN SİZ BENİMLE T*ŞAK MI GEÇİYORSUNUZ?"
Dante karısını kollarının altına alarak kıkırdadığında içten içe kapıyı açamadığı ve ona yakalandığı için üzgündü. Buradan çıkamazsa eğer Hazan plandan dönmek zorunda kalacaktı. Bu onu üzüyor ve vicdan azabına sürüklüyordu.
"BEN T*ŞAK SEVMİYOR P*Ç KURUSU! İSTERSEN SANA SALATALIK VAR!"
Alparslan elini yumruk yaparak Dante'ye doğru bir adım attı. Bu esnada Çisem kocasının önüne geçiyordu ve Dante'de ona engel olarak öne atılmaya çalışıyordu. İkisi de birbirine vurmak için tek bir anı bekliyordu. O kadar kin ve nefret dolulardı.
"GEL LAN BURAYA GAVUR A*I !"
Dante onu duyduğu an bedenini o yöne doğru iterek bağırdı. Bu sırada Çisem onu tutamıyor ve bağırıyordu.
"A*INA KORUM SENİN!"
İkisi birden birbirinin üstüne çullandığında ilk davranan Alparslan oldu. Yumruğu Dante'nin yüzünü bulduğunda Çisem çığlık atarak ona doğru ilerliyordu. Bu esnada Dante de Alparslan'a yumruk atmıştı. İkisi de birbirine sertçe vurmaya devam ettiğindeyse Çisem Alparslan'ın koluna yapışarak onu var gücüyle çekmeye çalıştı. Alparslan farkına vardığında yumruğunu havada bırakarak arkasına döndü ve Dante bu fırsatı kullanarak sertçe ona vurdu.
"LAN YETER!"
Alparslan isyanını yediği yumrukla vererek Dante'yi itip yere düşürdü. Bu esnada bir elini kanayan dudağına bastırıyordu. Çisem kocasının düşmesiyle koluna tekrar yapıştı ve bu kez ısırmaya başladı. Derdi kocasının dayak yemesine engel olmaktı. Alparslan ise beklemediğinden acıyla inleyerek kolunu sertçe çekti. Bu esnada Dante çoktan ayağa kalkmıştı ve başını çevirdiği an ona vuruyordu. Çisem kocasının vuruşunu görerek sevinç çığlıkları attığındaysa Alparslan öfkeyle bağırıyordu. İkisiyle aynı anda baş edemiyordu. Çisem kadın olmasa şu an ikisi de paket haldeydi ama her ne kadar nefretle yükü de olsa sevdiği kadının arkadaşını itmeyi bile aklından geçiremezdi. Bu o kadının sevdiğinin hayatında yeri olmadığı durumlarda da geçerliydi.
"LAN MANYAKLAR YETER LAN YETER!"
Alparslan sözleriyle karışık öfkesini Dante'nin üstüne zıplayarak konuşturdu. Az sonra üzerine çıkıp vurmaya başladığında Çisem yeniden bağırıyordu ve bu kez onun sırtına atlamıştı ve yüzünü elleriyle tutarak bağırıyordu.
"BIRAK KOCAMI! BIRAK HAYVAN TOHUMU BIRAK!"
Alparslan yüzüne atılan ellerle dengesini kaybetse de sinirini Dante'de kusmaya devam etti. Dante de boş durmamak için bedenini koruyordu ve bacaklarını hareket ettirmeye çalışıyordu ancak Alparslan öküz gibi ağır olduğundan bu şu an hiç mümkün değildi. Aklından tam o an il yumruğun öncesinde şartları eşitlemek için attığı t*stere geçmişti. Ancak o oldukça uzağında kaldığından pes etmişti. Çisem ise var gücüyle ellerini yüzüne yapıştırarak kafasını ısırmaya çalışıyordu.
"BIRAK KOCAMI IRZ DÜŞMANI!"
Alparslan sözlerini umursamadan vurmaya devam etse de görüş alanı sıfırlandığından boşluğa yumruk attı. Dante bunu fırsat bilerek göğüs boşluğuna vurduğunda afalladı ve kısa bir süre içinde yere düşen o oldu. Ancak bu esnada Çisem'in üstüne saldırmasıyla Dante boşta kalan ellerini karısının üstünde tuttu. Az önceki konumdaki rolleri değişmişlerdi.
Dante Çisem'i tutmaya çalışıyordu ve Alparslan yüzüne gelen yumruklara siper oluyordu.
"BABY DUR!"
Çisem başıyla kocasını reddederek bütün hıncını ondan çıkarmaya çalışıyordu.
"DURMAYACAĞIM KOCİŞ SUS! ERKEK OLMA SIRASI BENDE! İKİNİZDEN DE İYİ İŞ ÇIKARACAĞIM!"
Alparslan elleriyle Çisem'i itmeye çalışarak tırnaklarını yüzünden korumaya çalışıyordu. Bu esnada bağırdığında öfkesi her bir yanında sıçrıyordu.
"SENİN BEN KALIBINA S*ÇAYIM LAN! AL KARINI ÜSTÜMDEN!"
Dante Alparslan bu cümlesini kurarken içli bir nefesle karısını belinden tutarak kaldırmayı başarmıştı. Az önce alamamasının nedeni Çisem'in yerinde durmayan kollarıydı.
"BIRAK BENİ DANTE! BIRAK!"
Karısını kaptığı gibi kucaklayarak az öteye götürdüğünde Alparslan bu fırsatı beklediği için vakit kaybetmeden ayağa kalkarak hızla onlara ilerledi. Hemen ardından karısını bırakıp arkasını dönen Dante'ye yumruğu geçirdiğinde Çisem bağırarak çığlık atıyordu. Aynı saniyelerde Dante de yumruğunu havaya kaldırmıştı. Yumruğu havada asılı kaldığındaysa onların hemen yanında her şeyden habersiz Alparslan'ın adamlarından biri vardı. Gelişini ancak yanlışlıkla ayağıyla ittiği t*stere sayesinde anlayarak üçü birden ona dönmüşlerdi. Alparslan adamını tanıyarak öne atıldığında gördüğü manzarayı umursamadan gülümseyerek abi edasını takınıp yutkundu. Bu sırada konuşuyordu.
"Bir şey mi oldu koçum?"
Adamı başını sallayarak onayladığında bakışları korkudan yeri bulmuştu. Alparslan öfkeli duruyordu ve bu onu korkutmuştu.
"Toy geldi de haber verin dedi abi."
Alparslan başını sallayarak gülüşünü sürdürdü. Paralelde sol eliyle Dante'yi sertçe iterek yere düşürüyordu. Çisem yeniden çığlık atarken öne doğru adımlayıp adamına gerekli emri vermek için atıldı.
"Şu kapıya beton döküp kapatın."
Adamı başını sallayarak onay verdiğinde hızla arkasına dahi bakmadan oradan çıktı. Bu sırada Çisem'den ve o ciyak sesinden kurtulmanın rahatlığını yaşıyordu.
Yarım saatlik bir zaman geçişinin ardından Alparslan salonda Toygar ile oturuyordu. Arslan net bir şey bulamamış ve arıyordu. Bu sebepten Toygar dönmüştü. Alparslan ise abisi onu bulduğu an ne yapacağını düşünüyordu. İçindeki öfke ve nefret öyle büyüktü ki yüreğini taşıyamıyordu. Yüreği bu yüke ağır geliyordu. Çektiği vicdan azabı da işin cabasıydı.
"Abi?"
Toy'un seslenişiyle bakışlarını çevirdiğinde yüzündeki üzgün ifadeyi saklama gereği görmüyordu. Başıyla konuşması için onay verdiğinde onu dinliyordu fakat anlayamayacak kadar dalgındı.
"Şimdi ne olacak? Arslan abi hanımefendiyi bulduğunda yani. Ne olacak?"
Alparslan başını istemsizce sallayıp iç çekti. Bu esnada onun da ne olacağını düşündüğünü söylemek yerine sessiz kalmayı tercih ederek Toy'un cevabı almasını sağladı. Aynı saniyelerde Toy ağzını tekrar aralamıştı ve o daha konuşamadan ikisinin bakışını da refleksle çeviren bir çığlık işitilmişti. Alparslan sonuna dek açılan gözleriyle sesin geldiği yöne baktığında Toy da oraya bakıyordu. Bodrum kapısının yakınından duyulan sesin kaynağını idrak ederek ikisi de gözleriyle aynı anda birbirlerine komut verdi. Alparslan bu komuta başını da eklediğinde çoktan ayaklanmıştı.
"KOŞ ÇABUK!"
Yalnızca birkaç saniye sonra ikisi de var güçleriyle koşarak bodruma ulaştı. Adımları kısa bir an seğirdiğinde bakışları tam karşılarında gördükleri o manzaradaydı. Dante yerdeydi ve gömleğinin ortasında k*n görünümü vardı. Çisem ise başında gözünden yaş gelmeden ağıt yakıyordu. İki elini birden dizlerine vurarak başını bir sağa bir sola çevirdiğinde bir yandan da çığlıkla karışık bir tınıda konuşuyordu.
"KOCAM! GİTTİ KOCAM! KOCİŞİM! HAYATIMIN ANLAMI! KOCAM!"
Alparslan şaşkınlıkla ağzını aralayarak Toy'a kısa bir an baktı ama bu bakış çok kısa sürdü. Öyle ki ikisi de hızla öne atılarak içeri girdiler ve Dante'nin başında bittiler. Alparslan hemen eğilerek bedenini hafifçe doğrultup k*nın kaynağını aradı. Bu esnada Toy da diğer yanında duruyordu.
"NE OLDU, NESİ VAR?"
Çisem Alparslan'ın telaşlı sorusuyla yutkunup öne arkaya sallanarak ağıt yakmaya devam etti. Bu esnada Alparslan şaşkınca adamına ve Dante'ye bakıyor kaynağını bulamadığı k*nı durdurmaya çalışıyordu.
"KOCİŞİM! GİTTİ BENİM KOCİŞİM! BEN SENSİZ NE YAPARIM? GENCECİK YAŞIMDA NASIL DUL KALDIM! AH KOCAM!"
Alparslan yeniden telaşa bürünerek elini daha sıkı bastırdı. Bu esnada Toy akıllılık ederek nabzına bakıyordu. Çisem ise numarasına kanıp kanmadıklarını anlamak için tek gözünü açarak karşısına bakınmayı hedeflemişti ki tam karşısında kocasının üzerine eğilen Toygar'ı gördü ve refleksle çığlık attı. Bu sırada ikisinin de bakışları hızla ona dönmüştü. Çisem'in gözleriyse sonuna dek açıktı. Toygar ile kocasının karşılaşmaması gerekiyordu. Eskiden yediği hurmalar başına bela olmasın diye varlıklarını hayatından kazımıştı. Toygar bu yüzden hele ki şu an burada olmamalıydı.
Amaçları bir şekilde evden çıkarak kaçmak olduğundan böyle bir plan yapmışlardı ama Alparslan Çisem'in duygusuz bakışlarıyla tereddüde düştü. Bu bakış Toygar'a döndüğünde o da aynını düşünerek bıkkın bir nefesle söze başlıyordu.
"Nabzı normal abi."
Alparslan bu duyduğuyla sertçe Dante'nin bedenine bastırdığı elini aynı yere vurarak ayağa kalktı. Aynı zaman içinde Dante de istemsizce öksürdü ve bütün plan yerle bir oldu. Çisem yutkunarak içimdeki korkuyu dillendirmekle öne sürmeye hazırlandığında Alparslan geldiği oyunun farkındaydı.
"SİZİN BEN HAYSİYETİNİZE SOYUNUZA SOPUNUZA..." derin bir nefes vererek arkasına döndüğünde ikisini birden adamına işaret edip devam etti. "BAĞLA LAN ŞUNLARI! BAĞLA BAŞIMA BELA OLMASINLAR!"
Çisem bu sözlerle eski sevgilisiyle göz göze geldi. Toygar bir zamanlar hoşlandığı ama çenesinin çokluğu nedeniyle ışık hızıyla soğuduğu o kadına baktığında söyleyeceklerini az çok tahmin ederek iç çekti.
"BU BAĞLAMASIN BİZİ, İSTEMİYORUM!"
Toygar omuz silkerek ayağa kalktığında yüzüne tiksinir bir ifade yerleştiriyordu. Alparslan ve Dante ise bakışlarını bu ikiliye çevirmişti. Dante açtığı tek gözüyle mahvolan planını seyrediyor ve içinden küfrederek izliyordu karısını.
"BEN MERAKLIYDIM ÇÜNKÜ SANA!"
Çisem kocasının bakışına henüz denk düşmeden korkuyla ayağa kalktığında bakışı ikisi arasında geziyordu. Alparslan ve Toygar ise daha şimdiden sabır çekmeye başlamıştı bile.
"S*ÇARIM SENİN MERAĞINA! BANA BAK ÇAM YARMASI! BU MAL BAĞLAMAYACAK BİZİ!"
Alparslan omuz silkerek öne atıldığında Toygar da büyük bir zevkle kendine yöneltilen sözlere karşılık veriyordu.
"EVLİ KADINLARLA İŞİM OLMAZ ÇİSEM! MERAKIN OLMASIN!"
Alparslan adamının da cevabını işiterek iki kolunu birden sallayıp bodrumun çıkışına yöneldi. Bu esnada bıkkınca konuşuyordu ve onun konuştuğu an Çisem kocasının doğrulan bedenini ve meraklı bakışını görüyordu. Dante bir şeyler sezmişti. Bakışları bunu gösteriyordu.
"NE B*KUNUZ VARSA YİYİN!"
Alparslan cümlesiyle paralel kapıyı sertçe çarptığında Çisem irkilerek gözlerini kapattı. Bu sırada Dante önce karısına sonra da Toygar'a bakınarak sorgular bir tınıyı takınıyordu.
"Çisem ne b*k oluyor?"
.................................................
Başımı olumsuz anlamda sallayarak onun sözlerini reddettim. Olamazdı. Alparslan onlara zarar vermiş olamazdı. Zira Elif elimdeyken bunu yapamazdı. Buna imkan yoktu. İçimdeki sızıyla gözümdeki yaş karıştığında yüreğimdeki amansız sözleri dillendiriyordum. Alparslan ise bunu umursamadan yola bakıyordu.
"Hayır, bunu yapmış olamazsın."
Bakışını bana çevirmeden sinirle gülümseyerek konuştuğunda bunun için hiç düşünmemişti.
"Neden? Yapmamış olmam için bir sebep söyle!"
Dudağımı yalayarak gözlerimi kapattığımda ellerim avuç içlerimi sıkıyordu. Araba çok daha normal bir hızla ilerleyişini sürdürürken ise başımı diğer yana çevirerek dudaklarımı ısırıp benimle oynuyor olmasını diledim.
"Ben...Elif elimde. Bana bunu o elimdeyken yapamazsın."
Alparslan tekrar hiç düşünmeden konuştuğunda sesinde bu kez de kararlılık vardı.
"Yaparım. Sen değer verdiğin herkesi de ö*dürsem onun kılına dahi dokunmazsın. Ah pardon, ya da dokunursun. Seni hiç tanıyamadığıma göre dokunmuş bile olabilirsin."
Bakışımı hızla ona çevirerek gözlerine daha doğrusu başının görünen kısmına inanmaz bakışlar atarak bu bakışa başımdaki reddedişle karşılık verdim. Böyle düşünüyor olamazdı. Bana bunun imasını dahi yapamazdı. Ben anneydim, evlat hasreti çeken bir anneydim ben. Bir anne başka bir evlada kıyamazdı. Bunu düşünmeye bile hakkı yoktu.
"Ne dediğinin farkında mısın sen? Anneyim ben. Bunu yapacağımı nasıl düşünürsün?"
Alparslan başını sallayarak kıkırdadığında gülüşündeki öfke ve soğukluk içimi ürpertiyordu.
"Doğru, sen annesin. Annesi olmayan bir çocuğu tek sığınağı babasından ayıracak kadar zalim bir annesin."
Zalim...
Zalim bir anne...
İşittiğim sözler içimdeki acıya bir yenisini daha hançerle ekledi. Zira en büyük zaafım da en büyük acım da burada saklıydı. Zaafım anneliğim yani evladım, acım ise annelik yani evlat hasretimdi. Alparslan bunu kullanarak kendince haklı bir yandan mevzuya baksa da canımı deştiğinin farkında değildi. Canımda deşilecek başka yer kalmadığını ve yaralarımın üstüne yeni kesikler atıldığını da bilmiyordu. Yalnızca yutkunarak duraksadığımda gözümden düşen yaşa onun sözleri eşlik ediyordu. Canımın acısını umursamak şöyle dursun yüzüme bile bakmıyordu.
"Ben senin kızını kaybolduğunu öğrendiğim günden beri arıyorum. Bir kez olsun bana inandın mı? Beni s*ktir et! Abim nereden geliyordu biliyor musun? Dayı kızına dair küçücük bir şey sezmiş."
Küçücük kelimesini dilinde dillendirirken eliyle bunu destekledi ve devam etti sözlerine. Bu sırada bakışları asla yüzüme dönmüyordu.
"O sezginin peşinden Rusya'ya gitmiş. Abim de öğrenir öğrenmez peşine düşmüş; yardım etmek için. Ne buldular bilmiyorum ama sen senin kızını bulmak için Rusya'ya kadar giden bir babaya çocuğunu kaçırarak cevap verdin."
Duyduklarım gözlerimdeki yaşları sekteye uğratıp kaşlarımda bir çatırdamaya dönüşürken nefesimi tutarak yerimde biraz doğrulmaya çalıştım. Bu sırada içimden geçen tek şey kızıma dair bir iz bulunmuş olmasıydı. Sonrası sonra gelecekti. Yüreğime düşen o heyecanla duraksayarak gülümsemeye çalıştığımda aklıma Dante geldiğinden ve onun gömleğini gördüğümden dudaklarımı büzerek tekrar yaşları serbest bıraktım.
"Ben senin kızını yine bulacağım. Namusum, şerefim olsun bulacağım ama ahtım olsun artık sadece masum bir çocuk annesinden ayrı kalmasın diye bulacağım. Öğrendiği günden beri sevdiği kadın acı çekmesin diye kızını arayan o adamı ö*dürdün sen Hazan. O adam ö*dü."
Gözümden bir damla yaş daha düştüğünde o yaşı silmek için kolumu kaldıramadığımdan acıma biraz da öfke ekleyerek iç çektim. Bu esnada içimdeki acının nedeni onun sözleri değildi. Aklımda yalnızca o gömlek ve üzerindeki k*n vardı.
"Dante'ye ne yaptın?"
Alparslan kısa bir an duraksayıp gözlerime bakındı. Bunu istemsizce yapmış olmalıydı zira baktığını fark ettiği an ışık hızıyla önüne dönerek direksiyonu sıkıp yutkundu. Hemen ardına bıkkın nefesini verdiğinde sesi kulaklarıma ilişiyordu.
"Umurunda bile değil ki, ben kime ne anlatıyorum!"
Tekrar gözlerimi kapatıp açtığımda sırtıma daha şimdiden kamburluk çöktüren o yükün karşısında öfkem tüm bedenime yayılıyordu. Sesimdeki şiddetin ve öfkenin nedeni buydu. Aklım da zihnim de kaldıramıyordu ona bir şey olmuş olmasını. O masumdu, üstelik kızım için benim için çabalarken Alper gibi korumuştu beni. Üstelik hem abim hem de kardeşim dediğim kadının kocası, ailemdi. Ona bir şey olma ihtimali vicdanımın sesini dilime bürüdüğünde içim yanıyordu.
"SANA ONA NE YAPTIN DEDİM!"
Gözlerime bakmadan tekrar direksiyona vurarak arabayı hızlandırdı. Bu sırada konuşması en sert tınısıyla ilişiyordu.
"SÖYLEMEYECEĞİM LAN! SÖYLEMİYORUM!"
Kollarımı ve bedenimi bulunduğu yerden kurtarmak için çabalayarak bağırdığımda kemerin sıkmasına rağmen amansızca çırpınarak hareket ediyordum. Zira onun sözleri hayli sinirimi bozmuştu. Kendini ne sanıyordu? Bana ne olduğunu söylemeye mecburdu ve söylemediği her saniye vicdanımdaki sızı canıma baskı uyguluyordu.
"SÖYLEYECEKSİN! SÖYLE! NE YAPTIN ONA?"
Alparslan direksiyonu sertçe kırarak arabanın yönünü değiştirip aynı sertlikte durmasını sağladı. Bu sırada öfkeyle soluyarak kendi koltuğundan kalkıp şiddetle kapıyı vurarak dışarı çıkıyordu. Şaşkın bakışlarımla onu izleyip olduğum yerde kıvranarak hareket edip bağırmaya devam ettim. Beni umursamadan hareket ediyordu. Bu yetmezmiş gibi canımı acıtmak adına çaba gösteriyordu. Arabanın hatta bulunduğumuz yerin her bir zerresini göğe kadar inletecek kadar şiddetle çığlık atarak başımı arkaya doğru attım. Gözlerim başımı attığım an sıkı sıkıya kapanmıştı. İçimdeki acı çığlığımla dışa vurduğunda yerimden milim hareket edemiyor oluşumun siniri de buna eşlik ediyordu. Ağzımı sonuna dek açarak çığlığımı büyüttüğümde bedenimde bir el hissederek refleksle başımı eğdim.
Alparslan kemeri kollarımdan geçirerek çıkarmaya çalışıyordu. Yüzünde ve çene hatlarında kasılma vardı. Gerginliği her halinden yansıyordu. İç çekerek kemeri çözmeye devam ettiğinde ben gözümü döndüren o öfkeye boyun eğdim. Canım acıyordu ve acımın en başından beri tek nedeni oydu.
"BIRAK BENİ! BIRAK ŞER*FİSZ P*Ç!"
Alparslan küfrümle yüzüme iğrenir bir ifadeyle bakıp sertçe nefes vererek homurdandı ve o sertliği hareketlerine de vurarak solumaya devam etti.
"BAĞIRMA!"
Sesinde kinayeli ve tıslar bir tını hakimdi. Ben bu tınıya öfkeyle soluyarak karşılık verdiğimde o hızlı hareketlerle bedenimi kemerin prangasından kurtarmıştı. Rahat bir nefes vererek sert kısmı çarptığı için kızaran bileklerimi birkaç saniye ovuşturdum. O esnada Alparslan bedenimi sarması için sonuna kadar açtığı kemeri yerine yerleştirmeye çabalıyordu. Ben onun bedenini ve yaptığı şeyi gördüğümde aklımdan geçen hinliğe kapılarak hiç ama hiç düşünmeden ovuşturduğum bileklerimi bırakarak yakasına yapıştım. Bakışları hızla bana döndüğündeyse boğazım acıyana kadar bağırarak gözlerimdeki yaşlarla içimdeki acıyı dillendiriyordum.
"NE YAPTIN ONA, NE YAPTIN SEN BENİM ABİME?"
Alparslan abi kelimesini benden işittiği an yutkunarak gözlerime baktı. Ardından harelerini kapayarak dudak içlerini kemirip sessizce soluduğunda bunu duymak ona ağır gelmiş gibi bir çehreyi yüzüne yaymıştı. Belli ki Dante'ye bu kadar çok değer vermemden ya da bu durumda onu sormamdan haz etmemişti. Ben sessizliğiyle yakasına tekrardan yapışarak soluklarımı arttırdım. Alparslan ise onun bedenini var gücümle sarsmama rağmen yerinden milim oynamadı ve gözlerini açarak tepki de vermedi.
"KONUŞSANA! KONUŞ! NE YAPTIN DEDİM SANA! Ne yaptın!"
Son sözlerimde sesim iyice kısılarak çaresiz bir tınıyı bürüdü. Zira gözümden akan yaşlar boğazımı düğüm düğüm etmişti. Bu çektiğim acının sessiz bir isyanıydı. Alparslan bu isyana boyun eğerek bana bakmadan harelerini boşluğa dikerek ellerimi yavaşça yakasından kurtarıp doğruldu. Bu esnada bedeni arabanın dışındaydı ve aynı boşluğa bakmaya devam ediyordu.
"Hiçbir şey."
Derin bir nefes vererek devam ettiğinde ben gözümden akan yaşı elimin tersiyle silerek ona doğru başımı eğiyordum. Gözlerini ve mimiklerini görerek duymak istiyordum çünkü sözlerini.
"Hiçbir şey yapmadım."
Duyduklarımla içime dolan umuda teslimiyet gösterip gülümsedim. Bu sırada bakışlarım onda kalmaya devam ederken bedenim yavaşça bulunduğu koltuktan kalkarak tam karşısında dikiliyordu.
"Gerçekten...Yapmadın mı?"
Alparslan beni başıyla reddederken dahi inatla gözlerime bakmıyordu. Ben onun aksine gözlerinin en içine bakarak içime dolan umuda teslim olup omzumdaki yükü azaltıyordum. Ferahlamıştım. Bedenim bir masumun acısını daha taşımayacaktı. Yeniden asıl konuma, kardeşime dönerek onun elinden kurtulmam gerekiyordu. Bu sayede Dağhan'a tekrar gidebilir ve kardeşimi onun elinden alabilirdim. İçli bir nefes vererek etrafıma bakındım. Kaçıp kurtulmam gerekiyordu buradan. Ormanlık bir alandı burası. Dar ve küçük bir yolun ortasındaydık. Toprakla kaplı olan yolun dört bir yanını ise ağaçlar sarmalıyordu. Bakışımı sola çevirdiğimde de manzaranın çok benzeriyle karşılaştım. Nefesim tekrar ciğerlerimi bulduğunda koşacağım yöne karar vererek son kez yüzüne baktım. Alparslan o boşluğa bakmaya devam ederek çene kaslarını kasıyordu. Bunu fırsat bilip bedenimi yan çevirip kaçmak için ilk adımımı attığım an kolumu sertçe tutarak bakışlarını olduğu yerde sabit tutup sözlerini işitmemi sağladı.
"Aklından bile geçirme."
Gözlerimi sıkı sıkı kapatıp dişlerimi sıktığımda içimdeki acı ve tahammülsüzlük baş gösteriyordu. Eskisi gibi rahat deliremiyordum ben. Bu doktorun verdiği ilaçlar etkisinin daha uzun süreli olması nedeniyle delirmeme engel oluyordu. Normalde olsa şu an yapışırdım yakasına ama yalnızca yüzüne alık alık bakmakla yetinebildim. Alparslan benim bakışımı fırsat bilerek açık bıraktığım kapıyı sertçe kapatıp kolumu kavradı.
"Yürü!"
Bedenimi öne doğru çekiştirmeye başladı daha sonra. Sözleri bu çekiştirmeyle paralel olarak kulaklarım tarafından duyuluyordu. Ben ayak direterek onun bedenimi ilerletmesine engel oldum. Bu esnada ilaçların etkisine rağmen içimde küçük de olsa bir öfke vardı. Öfkenin nedeniyse onun bana emir veriyor oluşuydu.
"BIRAK KOLUMU!"
Arkasını dönerek yüzüme baktı. Ardından gözlerini kapatarak sertçe yutkunduğunda sözleri öfke yüklü de olsa yumuşak çıkıyordu.
"Bırakmıyorum, yürü!"
Cümlesiyle paralel kolumu tekrar çekti. Ancak benim durmam nedeniyle hareket oluşmadı. Aslında Alparslan kolumu daha sertçe çekerek engel olmama rağmen benim ilerlememi sağlayabilirdi. Boyu ve kilosu nedeniyle neredeyse benim iki katımdı. Oldukça kalıplı olması ilişki yaşadığımız dönemde beni asla zorlanmadan kucağına almasına neden oluyordu. Bu yüzden şu an beni zorlanmadan çekerek istediği yöne ilerletebilirdi. Fakat o bunun yerine koluma aynı baskıyı uygulamaya devam etti. Ben ise bana göre sert ona göre yumuşak olan tutuşuna son vererek kolumu kurtardım. Ardından fırsatını beklemeden arkamı dönerek koşmaya başladım. Alparslan da koşmamla peşimden bağırarak gelmeye başladı.
"HAZAN! DUR!"
Kaçıyordum ondan ve kaçacaktım. Gücümün yettiği yere kadar kaçacaktım. Anneydim ben. Eğer şimdi kaçıp kurtulmazsam Dağhan kardeşime zarar verecekti. Kardeşimin bana ihtiyacı vardı. Yine eğer şimdi kaçamazsam bir şekilde Elif de elimden alınacaktı. Bu sefer kızıma ulaşmak için verdiğim bir çaba daha sonuçsuz kalacaktı. Var gücümle koşarken içimden son ses kendime anne olduğumu ve sorumluluklarım olduğunu haykırdım. Bu haykırışım yarıda kesilene kadar da var gücümle koştum ama onun adımlarının yani koşuşunun benden daha hızlı olması nedeniyle kaçamadım.
Alparslan bir elini arkadan belime sardı. Ardından diğer elini de belimin o köşesine sararak bedenlerimizi birbirine sardı. Bunun nedeni durmamı sağlamaktı. Nefesi tenime hızla çarptığında ben derin derin soluklarla kendime gelmeye çalışıyordum. Bu esnada onun nefesi tam olarak saçlarımın arasına karışıyordu. Zira başını başıma doğru eğmişti. Kolları bedenimi sıkı sıkı sarmıştı bir yandan da. Belimden de yukarıya, karnıma dolamıştı ellerini. Tam arkamdan sıkı sıkı sarılıyordu.
Gözlerimi sıkı sıkı kapatarak derin derin nefesler verdim. Bu esnada gözlerimdeki yaşlar yeniden istemsizce akmaya başladı. Duramazdım. İki cihan bir de olsa ben şu an duramazdım ki! Dünyam yıkılsa da son nefesimi de versem kardeşim o adinin elindeyken ben burada duramazdım. Ucunda ö*üm de olsa kaçmak zorundaydım. Kollarını sertçe iterek bedenimi onun bedeninden kurtardım. Yeniden koşmak için yeltendiğimde kolumu sertçe tutarak buna engel oldu ve bedenimi kendi bedenine çevirdi.
"YETER LAN YETER! DUR! Ö*MEK Mİ İSTİYORSUN? KAÇMA!"
Ö*üm kelimesini işittiğimde derin bir nefes vererek kaşlarımı şüpheyle havalandırdım. Neyi kast ettiğini anlamak adına gözlerinin en içine baktığımda çok kısa bir an göz göze geldik. Ardından Alparslan gözlerini kaçırarak yutkunup bıkkınca soludu.
"Nişancı seni gördüğü yerde s*zgece çevirsin istiyorsan durma, git!"
Gözlerimi kapatıp çattığım kaşlarımı indirdiğimde yaşların kalan kısmı da yanaklarımdan süzüldü. Gözlerim zaten her an dolu doluydu. Bu doluluk isyan etmeme neden oluyordu. İsyanım ses bulduğunda o başını başka yöne çevirmişti.
"BIRAK BENİ, BIRAK KOLUMU! GİTMEM LAZIM!"
Alparslan yüzüme dahi bakmadan bedenimi yeniden çekiştirmeye başladı. Bu esnada arkasını dönmüştü. Götürmeye çalıştığı yer muhtemelen o kısımda kalıyordu. Ben çığlık atarak kollarını tutmaya çalıştım. Hatta yere oturmaya ve yatmaya da yeltendim. Gitmemek için elimden gelen her yolu deneyerek sürdürdüm isyanımı.
"BIRAK BENİ! BIRAK ALLAH'IN BELASI!"
Alparslan sözlerime bedenimi daha çok çekiştirerek yanıt verdi. Sesli yanıtı ise bunun hemen ardından öfkeli ama kısık bir tınıda kulaklarıma ilişti.
"Sus Hazan, direnme!"
Kolumu acıtmadan tutuyordu ama bu tutuşu o kadar değişikti ki bunu yaparken dahi ben onun elinden kurtulamıyordum. Canımı acıtmıyor olsa da bileklerime pranga oluyordu. Kurtulamıyordum ondan. Kurtulmak çırpınışıma rağmen mümkün olmuyordu. Yaşadığım acının ve öfkenin etkisiyle defalarca kez bırakmasını söylesem de en nihayetinde dayanamayıp son kez bağırarak yüreğimi ona duyurdum.
"NİYE BIRAKMIYORSUN? ABİNE BIRAKMADAN SEN Ö*DÜRECEKSİN BENİ! BUNUN İÇİN O S*LAHI DAYADIN, BENİ KAÇIRDIN!"
Alparslan cümlemle aynı saniyelerde duraksayarak adımlarına son verdi. Kolumu gevşetmeden bana döndü sonra. Bakışı yüzümü bulduğundaysa gözlerime bakmamak için savaş veriyordu. Bu sebeple başını eğerek kolumu itti. Ben serbest bırakmasıyla sendelesem de ayakta durmayı başardım. Bu esnada o öfkeyle ve iğrenir bir ifadeyle konuşuyordu.
"SEN BENİN HAYATIMI S*KTİN, CİĞERİMİ BENDEN KOPARIP KAÇIRDIN AMA BEN O TETİĞİ ÇEKEMEDİM! ÇOK İSTEDİM..." Nefes vere vere başını sallayarak devam ettiğinde isyan etme sırası onda gibi görünüyordu. "SENDEN NEFRET ETMEYİ ORADA O TETİĞİ ÇEKECEK KADAR SENİ İÇİMDEN SİLMEYİ ÇOK İSTEDİM!"
Gözleri isyan ettiği an kısa bir anlığına karşısında döndü ve beni buldu. Bu esnada ben dolu gözlerle onu izliyordum. Alparslan göz göze geldiğimiz o kısacık anda gözlerini kapatarak arkasını döndü ve başına iki eliyle birden sertçe vurarak bağırmaya başladı.
"BAKMA KURBAN OLAYIM BAKMA! BAKMA LAN KIYAMIYORUM BAKMA!"
Sözlerini isyankâr bir tınıyla işitmemi sağlayarak başına vurduğu ellerini bu kez yüzüne vurarak havaya baktı. Ardından iç çekerek omuz silkip arkasına döndüğünde iki koca adımla karşımda biterek kollarımdan tutup ona daha yakından bakmamı sağladı. Gözleri kırmızıydı.
"NE YAPTIN SEN BANA? NE YAPTIN, BEN NİYE NEFRET EDEMİYORUM SENDEN? NİYE KIYAMIYORUM LAN! HAYATIMI S*KİP ATTIN, BEN NİYE HÂLÂ CANINI ACITMAKTAN KORKUYORUM?"
Duyduklarımla bedenimi hafifçe sarsması bir oldu. Ben neye uğradığıma şaşırarak bozguna uğradım. Alparslan ise dolu gözlerle ve kırgın bakışlarla gözlerime dalarak iç çekip dudaklarını yalayarak sözlerine daha kısık ama daha kırık bir tonla devam etti.
"Hiç mi sevmedin beni? O bakışın, dokunuşun, öpüşün... Yalan mıydı lan hepsi? Oyun muydu?"
Başıyla reddediş göstererek iç çekti tekrar. Bu reddedişi aslında kendi cümlesineydi. Onu sevmiş olmama inanmıyordu ve bunu bana göstermekten çekinmiyordu.
"Ne hayaller kurmuştum ben senin için. Karım yapacaktım ben seni. LAN SEN BENİ KANDIRIRKEN BEN SENİ TELLİ DUVAKLI GÖRMEYİ HAYAL ETTİM! BUNUN İÇİN MİYDİ? BENİM YOLUNA CANIMI SERDİĞİM KADIN BU MU?"
Gözlerim kapanıp açıldı önce. Ardından sendeleyerek dudaklarımı yaladım ve titreyen ellerimle susmasını işaret ederek öne atıldım. Tek derdim kardeşimdi benim. Şu an dinleyemezdim bunları. Şu an sırası değildi. Gerekirse sonrasında bir ömür bu sözleri dinlerdim ama şu an sırası değildi. Ancak Alparslan onu susturma çabamı başını hızla sallayarak reddetti ve yeniden konuşmaya başladı.
"BU SEFER O KADAR KOLAY DEĞİL! DUYACAKSIN, NE VARSA DUYACAKSIN!"
Cümlesini duyduğum an muhtemelen öfkeden titreyen ellerini gömleğine attı. Ben bu esnada aklıma yeniden Dante geldiğinden dişimi sıkarak içimden onun adını geçirip iyi olmasını diledim. Çaresizdim. Dört bir yanım sarılmıştı. Zor olacağını tahmin etsem de bu zorluğun bu kadar kısa sürede olacağını düşünmemiştim. Alparslan düşüncelerle boğuştuğum esnada gömleğinin düğmelerini hızla çözmeye başladı. Ben bu hareketini anlayamayarak şaşkınca bakındım. Soyunuyordu. Ne yapmaya çalıştığı hakikaten meçhuldü.
"Ne yapıyorsun?"
Sözlerim fısıltıyla ve kısık gözlerle dudaklarımdan dökülürken Alparslan başını kararlılıkla sallayarak düğmelerinin tamamını çözdüğü gömleğini üstünden çıkarıp yan tarafa savurdu. Bu esnada bir adım gerileyerek bana üst bedenini gösteriyordu.
"Dün gece hiç dikkat etmedin değil mi? Ben senin bedeninin her milimini öpüp beynime kazırken sen benim yaramı görmedin."
Bakışlarım cümlesini işittiğim an bedenine kaydı ve o an irkilerek çattım kaşlarımı. Göğsünün farklı bölgelerinde, çoğunlukla ortasında tam yedi iz vardı. Mermi iziydi bunlar. Görür görmez tanıyacak kadar aşina olduğum mermi yarasının yedi ayrı izini göğsünde taşıyordu. Üstelik orada taşıdığı tek şey bu değildi. Sol göğsünün altında küçük bir yazı vardı. Yutkunarak gözlerimi kıstım görmek için. Ardından o neye baktığımı fark ederek görebilmem için bana doğru bir adım attı. Ben de istemsizce başımı biraz kaldırarak baktım dövmesine.
Alya
Sol göğsünün tam alt kısmındaki bitimine küçücük yazılmıştı kızımın adı. Eğik ve süslü bir yazıyla kazınmıştı onun tenine. Onun adını gördüğüm gibi zaten dolu olan gözlerimden yaşlar yavaşça süzülmeye başladı ve bir elim istemsizce tenine giderek kızımın adını okşadı. Dokunduğum an irkilerek derin bir nefes verdi. Ben onun bu hareketini önemsemeden kızımın adına dokunarak kapattım gözlerimi. Bu sırada Alparslan acımı görerek ya da görmeyerek açıklama yapıyordu.
"Yedi mermi, tam yedi kez s*ktılar bana o gün; senin evimize geldiğin gün."
Evlat hasreti ve acısı içimde kızımın adını gördüğüm an bile dışarı sızacak kadar çoktu. Ben bu acıya teslim olarak içli içli ağlarken duyduğum o sözler acımı sekteye uğratacak kadar çok şaşkınlık vericiydi. Gözlerim duyduklarımla sonuna dek açılırken kaşlarım şaşkınlıkla çatıldı. Bakışları beni yanına aldığı andan beri gözlerimde bile isteye denk düşmüyordu. Bunu anlayacak kadar iyi tanıyordum onu fakat şimdi o bakışlar koyulduğu kafesten nasıl çıkılacağını bilemeden çaresizce esarete teslim olan bir kuşu andırıyordu.
Kırgındı en başta. Hayata küsmüş gibi bakıyordu. Tükenmişlik vardı bir de gözlerinde. Tıpkı aynı kuşun küçücük zihnini kaçmak için yoruşuyla tükenmesi gibi bir şeydi bu. O bakışlardaki en önemli şey ise bunca açıklığa rağmen dakikalardır yaptığının aksine o yeşil gözleri bile isteye kara gözlerimde tutuşuydu.
Alparslan gözlerimin en içine bakıyor ve bunu yaparken acısını da güçsüzlüğünü de gizlemiyordu. Ben de şaşkınlıkla onun cümlesinin devam etmesini bekliyordum.
"Sancar, Dağhan'ın amcası... Kardeşinin intikamını almak istiyordu. Ne zamandır peşimdeydi. Pusu kurmuşlar. Ben o gün eve sana her şeyi anlatmak için gitmiştim. Cebimde yüzükle her şeye son vermeye."
Bu duyduklarım gözlerimi sıkı sıkıya yumarak dudaklarımın içini ısırmama neden oldu. Paralelde sendeleyerek bacaklarımın titreyişine teslim oldum. Duyduklarım, bu öğrendiklerim zihnimin en derinlerinde yankılanıyordu ancak beynimin süzgecinden geçmeden öylece orada duruyordu.
"Ben senin dayak yediğini bile bile o evde kalmana izin verecek kadar ş*refsiz bir adam değilim. Mecbur kaldım. Bilmeden hayatıma öyle bir dönemde girdin ki her gece yanına ö*ümden dönerek geldim."
Derin bir nefes vererek gözlerimi tekrar açtığımda içimde asla anlam veremediğim bir acı vardı ve bu acı her zerremi yakarak kavuruyordu. Öyle ki bu kavrukluğun sıcaklığı gözümdeki yaşlardan bile akacak kadar çoktu.
"Dört bir yanımda düşman var, gece uykumda canımı emanet ettiğim adam saldırıyor. Sabah trafikte biri arabama s*kıyor. Çekip çıkaramadım seni o evden. O ş*refsizler bir zaafım olduğunu bilip sana zarar vermesinler diye kurtarmadım seni."
Yeniden göz göze geldiğimizde yaşlardan buğulanan gözlerim onun gözlerinin yeşilini o haliyle dahi seçebildi. Göz bebekleri titriyordu. Konuşurken göz bebekleri titriyordu.
"Kenan'ı tehdit ettim ben de. Babandan para çalıyor. Belgeleriyle tehdit ettim onu. 'Ben o kızı o evden telli duvaklı çıkarana kadar koruyacaksın.' Dedim."
Kenan'ın adını duyduğum an içime oturan o rahatsız sıkıntıyla midemin bulandığını hissettim. Anında gelen öğürme hissine yutkunarak karşı koymaya çalıştığımda zihnimdeki bir taş yerine oturuyordu. Kenan o gün bana Alparslan ile olduğumu ima etmişti. Demek ki bildiği için yaklaşmıştı bana. Deyim yerindeyse ve bu sözleri gerçekse Alparslan, kurda kuzu emanet etmişti. Benim hayatımın en büyük travmalarından biri o gece yaşanmıştı. Hâlâ ellerimi en az üç kez yıkamam da her duşta derimi sökecek kadar sert bir şekilde keselenmem de bu yüzdendi.
"Nasip olmadı. Beni aradığın gün Dağhan elimdeydi. Zar zor yakalamıştım p*çi. Sen öyle konuşunca... İstanbul'a geldim. Dağhan da aynı gün bir şekilde kurtulup amcasına haber göndermiş. Sonra nasıl olduysa evi bulmuşlar. Yemek yapıyordum ben sana. Kapı çaldı."
İçli bir nefes vererek gözlerimi sonuna dek açtığımda akan yaşlar her geçen saniye bakışlarımı tekrar tekrar buğulandırarak onun harelerini görmem engel oluyordu. Bu duyduklarım çok ağırdı. Eğer doğruysa kaldıramayacağım kadar çok ağırdı ki bakışları bana uzun zaman sonra ilk kez bu kadar sıcak geliyordu.
"Sancar evdeydi işte. Sen geldiğinde o da adamları da evdeydi. Biri kapıda kız gördüğünü söyleyince işkillendiler. Mecbur kaldım. Sana yalan söylemek zorundaydım. Benim olduğunu bilselerdi o gün orada sana da s*kacaklardı. Dilim varmıyor söylemeye. Sırf ben acı çekeyim diye sana..."
Gözlerini sıkı sıkıya yumarak iki elini birden yumruk yapıp dişlerini gıcırdatarak öfkeyle soludu. Ben bu esnada duyduklarımın etkisiyle yaşadığım şoku atlatmaya çalışıyordum. O beni, bedenimi kullanmamıştı. Sözlerine ve bakışlarına göre aldatmamıştı da. Bunca olan biten benim döktüğüm onca gözyaşı, kızımın babasız kalışı... Hepsi boşuna mıydı? Çektiğim bütün acılar boş yere miydi?
Zihnim soru işaretleri nedeniyle büyük bir karmaşanın esiri oldu. Alparslan bu esarete daha fazla detay eklediğinde kendi yükünü azaltırken benimkini arttırıyordu.
"Ben senin canını korumak için ilk aklıma geleni yaptım. Korudum da." Bu sözleri söylediği an yüzünde acı ama umut dolu bir tebessüm vardı. "Uğruna yedi k*rşun yiyip bir buçuk yılımı kaybetsem de senin canını da namusunu da korudum."
Bir buçuk yıl...
Neyin zamanıydı bu? Anlamadım. Anlamsızca gözlerine bakındığımda az önceki kırmızılığa eklenen yaşları gördüm. Yalan söylemiyordu. Yalan söyleyemeyecek kadar acı yüklüydü bakışları. Ben bu yükü sırtlamak ister gibi başımı hafifçe eğerek kaşlarımı çatıp yaşlarımı akıttım. Alparslan ise sözleriyle acıma acı eklese de merakımı gidermeye devam etti.
"Komadaydım ben. Sen o adamın karısı olduğunda da bir başkasına baharı doğurduğunda da komadaydım."
Bakışlarımla ve başımla onu reddettim. İstemsiz bir hareket olsa da yaptım bunu. Doğru olamazdı. Duyduklarım doğru olamazdı. Bir adım gerileyerek dakikalardır kızımın adına yasladığım elimi çektim. Hemen ardından başımı daha çok şiddetle sallayarak kolumun tersiyle yaşları sildim. Gerçek değildi, gerçek olamayacak kadar canımı acıtıyordu bu sözler. Çektiğim onca acıyı, elimden alınan onca ihtimali hiç edecek kadar acıydı duyduklarım. Bu yüzden düşünmeden reddetmeye devam ettim.
"Hayır, hayır gerçek değil! Yalan söylüyorsun.""
Alparslan da salladı başını ama onun sallama nedeni benim sözlerimi reddetmekti. Hemen ardından hiç düşünmeden başladı sözlerine. Gayet sakin ama kendinden emin bir tınıda konuşuyordu.
"Kime istersen sor. Hatta o Dağhan p*çine sor! En iyi o bilir."
Onu bakışlarım ve başımla reddetmeye devam ederek iç çektim. Ardından ellerim de başıma gitti ve gözlerimi kapatarak kendimi düşünmeye zorladım. Ben daha düşünüp duyduklarımı makul bir zemine oturtamamışken Alparslan bana daha çok şey söyleyerek kafamı bulandırmaya devam etti.
"Uyandığım gün daha dün gibi aklımda. Gözümü açtım, karşımda Dayı var. Sordum. İlk seni sordum. Bir tek de seni sordum. 'Nerede?' dedim. Sustu. Eğdi başını. Ben korktum lan! Sen o kapıdan çıktıktan sonra sana zarar verdiler diye korktum. Tekrar sordum. Yine sustu. Abim geldi sonra. Ona sordum. O da sustu. Dayanamadım kalktım ayağa. Dizimde güç kalmamış. Onca zaman yatınca benim adım atacak dermanım kalmamış." İçli bir nefes vererek devam ettiğinde sesinde isyan eden bir tını hakimdi ve gözleri buğuluydu. "Yere düştüm. Abim diz çöktü yanımda. Sarıldı ama seni söylemedi. Tekrar sordum. Bağırdım. Bir ses duydum sonra. 'Evlendi.' Dediler."
Gözlerimin içine bakarak bir eline tehdit pozisyonu verip konuşmaya devam etti. Ben kendi gözlerimde selleri sağlayan yaşları asla önemsemeden dinledim onu. Canımın acısına şimdi de kaderin yükü eklenmişti ve seneler sonra ilk kez gözlerine bakarken içime acı doluyordu.
"Uyandığıma da nefes aldığıma da pişman oldum. Sen..." Gözlerini kapatıp dudaklarını bükerek devam etti. "Başkasının karısı olmuşsun. O ş*refsizin karısı olmuşsun. Kızın varmış bir de. Benim hayalimi başkasına yaşatmışsın."
Onu yeniden başımla reddederek dudaklarımı dişleyip atıldım öne. Hiç düşünmeden öyle olmadığını söylemek isterken özensizce yaşlarımı siliyordum. Alparslan ise benim söze girmeme fırsat vermeden konuşmaya devam etti.
"Dünyam başıma yıkıldı benim. Dayanamadım lan, yemin olsun dayanamadım. Senin başkasının karısı olduğun dünyanın ırzını cibiliyetini s*keyim dedim. Kaptım abimin s*lahını."
Son cümlesini duyurduğu an belinden s*lahını çıkararak başına yasladı. Ben anında çığlık atarak ellerimi dudaklarımda birleştirip ona doğru yaklaştım. Alparslan ise geri geri adımlayarak ona yaklaşmama engel oldu.
"DUR! DUR SAKIN YAPMA!"
Yalvarışımı duyduğu an gülümseyerek göz kırptı. Ardından dudaklarını yalayıp iç çektiğinde sanki çok normal bir haldeymiş gibi konuşmaya devam ediyordu.
"TAM BÖYLE, BAK! AYNEN BÖYLE D*YADIM S*LAHI!"
Başımla onu reddedip içli içli nefesler alıp verdim. Bu esnada gözlerimden akan yaşlar çok uzun zaman sonra ilk kez onun içindi. Söyledikleri o kadar imkansız geliyordu ki bana. Beni kullanmamıştı, sevmişti. Canını yoluma serecek kadar çok sevmişti. Bu doğruysa eğer yaşadığım onca acı boşunaydı. Onun yokluğunda kızımıza sarılarak ağladığım onlarca gece boşunaydı. Kızımın da benim de elimden kayıp giden her şey boşunaydı.
Yeniden ona doğru adım attığımda bir elim titriyordu ve ona doğru uzanmıştı. Diğeri ise hâlâ dudaklarıma yaslıydı ve acıyla titreyen nefesimi dindirmeye çalışıyordu.
"Ya...pma..."
Zar zor duyurdum ona sesimi. Canım acıyordu. Şu an onu böyle gördüğüm için benim canım kavruluyordu. İçimden bir ses tüm bu işittiklerimin doğru olduğunu söyleyerek bakıyordu onun gözlerine. O seslerden diğeri ise içimden adını zikrederek ağlıyordu.
Alparslan fısıltıdan ibaret sesimi duyarak başını sağa sola sallayıp gülümsedi ve s*lahını daha sıkı yasladı.
"NİYE? YAPSAM NE DEĞİŞECEK HAYATINDA? SEN BENİM YARA İZİMİ BİLE GÖREMEYECEK KADAR KÖRSÜN LAN BANA! Ö*SEM NE KALSAM NE!"
Doğruydu söyledikleri. Ben onun bedenindeki yedi izin birini bile görmemiştim. Kızımın adını bile fark etmemişti gözlerim. O an bedeni de hisleri de çekmemişti dikkatimi. Ben ona onun tek bir milimine bakmayacak kadar kördüm. O ise benim aksime bedenimin her bir milimine hayranlıkla dalacak kadar müptelaydı. Sezaryen izimi dahi görecek kadar dikkatle incelemişti her zerremi. Kusur saydığım o izi öpecek kadar da çok sevmişti bedenimi ve beni. Şimdi bunları düşünmek bile zihnimi bir ilizyonun içinde gibi hissettiriyordu.
Başım dönüyordu bu gerçeklik sayesinde. Başım aklımın alamadığı gerçekliği bedenimi de beraberinde döndürerek kabullenmeye çalışıyordu. Bilseydim eğer böyle olur muydu? Olmazdı. Onun bana siper olduğunu bilsem olmazdı. Güliz o gün o kapıda bana yattıklarını ima etmişti. Alparslan yıllar sonra bunu inkar etmişti. O da doğru muydu? Güliz onunla olduğunu söylerken Alparslan canıyla mı cebelleşiyordu?
Ben ardı arkası kesilmeyen sorularımla cebelleşerek onun gözlerinin en içine bakıp yaşlarımı akıtmaya devam ederken Alparslan öfkesini ve belki de nefretini kusmaya devam etti. Bu esnada gözlerime bakmıyordu. Bağırmaya başladığında gözleri gözlerimi değil de boşluğu buluyordu. Belki de sözlerinde olduğu gibi o bana baktığında kıyamıyordu.
"BİR GÜN OLSUN SORDUM MU? NİYE EVLENDİN DEDİM Mİ SANA? NASIL... NASIL O P*ÇİN KARISI OLDUN DEDİM Mİ LAN? BEN SEN İNCİNME DİYE SANA BUNU SORMAKTAN BİLE KORKTUM! HİÇ Mİ SEVMEDİN DE DİYEMEDİM! ONDAN DA KORKTUM!"
Son iki cümlesiyle paralel omuz silkerek gözlerini kapatıp içli bir nefes verdi. Bu esnada gözünden bir damla yaş usulca akmaya başlamıştı. ben de başımla hem yaşını hem de sözlerini reddettim ve ona, onun bir zamanlar bahar yeşili olan o gözlerine bakarak içimden geçenleri dillendirdim.
"BİLMİYORDUM! ANLATTIN MI? SORDUN MU BANA, BİLMİYOR MUYDUN DİYE SORDUN MU!"
Alparslan bana doğru bir adım atarak gözlerimin en içine bakıp inat dolu bir ifadeyi bürünerek vakit kaybetmeden söze girdi.
"Bilemezdin ki! Basından sakladık. Abim senin yanına gelmemiş. Bir ondan öğrenebilirdin. O da söylemedi."
Gözlerimi sıkı sıkıya kapatıp dudaklarımı büzdüğümde içimden ona ulaşmaya çalıştığım o bir haftayı geçirdim. Kapalıydı telefonu. Abisininki de. Nare şirketlerini, holdingleri ve hatta otelleri bile arayarak onlara ulaşmaya çalışmıştı ama o da bir sonuç elde edememişti. Eğer onun başına ne geldiğini bilen tek bir kişiyle rastlasaydım o gün bunların hiçbiri olmayacaktı belki de. Hakikaten bedenimi kullanmış olsaydı bile onu affedip uyanmasını bekleyecek kadar aptaldım ben. Aşkım gözümü o kadar kör etmişti benim. Sıkıntıyla soluyarak gözlerimi usulca açtığımda Alparslan o boşluğa yeniden dalmıştı.
"Amerika'ya yanına bu yüzden geldim işte. Uyanır uyanmaz ilk işim o oldu. Kendimi ö*dürmeyi beceremedim. Sonra zorla evlendiğini düşünerek bir umut geldim yanına. Sordum, 'Zorla mı evlendin?' dedim."
Bu sözleri söylerken bile s*lahını asla indirmiyordu. Mıhlanmış gibi hareket etmeden o şekilde konuşuyordu. Ben elindekine bakarak gözlerimi tekrar sıkı sıkıya yumduğumda dakikalardır bedenimde taşıdığım o s*lahlar geldi aklıma. Zihnim öylesine doluydu ki aklımda üstümde taşıdıklarım dahi gelmiyordu. Yavaşça bir elimi indirerek bacağımdaki s*lahı kavradığımda sözler dilimden istemsizce dökülüyordu.
"NASIL EVLENDİĞİMİ SORGULAMAK YERİNE ANLATSAYDIN! ANLATTIN MI? 'BEN SENİ KORUMAK İÇİN YALAN SÖYLEDİM' DEDİN Mİ?" Başımı olumsuz anlamda sallayarak kendi sözlerimi reddettim ve kaderin cilvesine belli belirsiz acı tebessümlerimi göndererek devam ettim sözlerime. "Anlatsan böyle mi olurdu?"
Sesim kısık ve acı dolu çıkmıştı. Canım acıyordu çünkü. Benim canım acıyordu. Zamanında öğrenseydim bu sözleri şimdi burada olmayabilirdim. Eğer gerçekten olaylar dediği gibi olduysa ben şu an kızımla birlikte onun kollarında olabilirdim. Eğer gerçekten kızım onda ya da ailesinde değilse ve kaçıran kişi farklı biriyse onun gücü beni de kızımı da korumaya yeterdi. Her şey, yaşayacağımız her şey ellerimin arasından kayıp gitmişti. Bunları anladığım o an ise kavradığım s*lahı serbest bırakarak kaşlarımı çatıp bedenini sertçe ittim. Alparslan bu sırada yutkunarak gözlerini kapatıyordu.
"NİYE, NİYE ANLATMADIN BANA? BİLSEYDİM BÖYLE Mİ OLURDU? BU HALDE Mİ OLURDUM?"
Alparslan isyanımı duyduğu an gözlerini yavaş yavaş açarak sorgular bir tınıda yüzüme bakındı. Ben ise yaşadığım şokun, acıların ve isyanın etkisiyle kendimden geçmiştim. Artık ne hissedeceğimi bile bilmeden yaşlarımı akıtarak saçlarımı umutsuzca arkaya atıyordum.
"İstemedin, öyle mi? Bilsen gelir miydin benimle, sever miydin yine?"
Doluluktan önünü dahi göremeyen harelerim onun harelerini buldu. Bu esnada iç çekerek özensizce bir yaşı daha siliyordum. Bakışlarında umut vardı. Onu sevmeye devam edebileceğimin umudu vardı. Gözlerime baktığı her an isyanı diniyordu ve daha ılımlı bir tonda konuşuyordu. Az önce de aynını yaparak harelerime dalmıştı. Ben de istemsizce ağzımı aralayarak ona cevap vermek için dudaklarımı yaladım. Tam o an duyduğum sesle irkilerek başımı ve bakışlarımı sola çevirdim. Arslan Tufanlı bize doğru yaklaşıyordu. Havaya ateş etmişti az önce. Şimdi ise tam olarak bana nişan alarak Nişancı olduğunu belirtircesine hızla nefret dolu bakışlarla yanımıza ilerliyordu. Arkasında ise yığınla adam vardı. Sayısını dahi kestiremediğim kadar çok adamla yaklaşırken s*lahını bile isteye bana tutuyordu.
..........................................
İlahi bakış, eş zamanlı olarak Hollanda
Genç adam karşısındaki kahve gözlü adama bakarak iç çektiğinde bakışlarında küçük bir tereddüt gizliydi. Zira buraya gelmesini beklemiyordu. Habersiz gelmişti ve neden geldiğinden henüz bahsetmemişti. Karşısındaki o adam ise az ilerisinde oturan küçük kıza, Alya'ya bakıyordu. Alya'nın üstünde kırmızı ip askılı bir elbise vardı. Tıpkı annesininki gibi upuzun olan saçlarıysa dün geceden örüldüğü için kıvır kıvır olmuştu. Dadısı bir kısmını ortadan ayırarak iki yandan toplamıştı saçlarının. Kalanı ise arkasında salınmış bir şekildeydi. Bugün çok tatlı olmuştu Alya. Elbisesi ve saçlarının özeninin nedeniyse Zeytin'in onu kasabanın merkezindeki tatlıcıya götürecek olmasıydı. Alya bu heyecanla özenle hazırlanmıştı ama öncesinde karnını doyurması gerektiğinden önündeki patates kızartmasını yiyordu.
Minik elleri ince uzun patatesleri ustalıkla kavrayıp küçük kırmızı dudaklarının arasına yerleştiriyordu. Bu esnada bir yandan da hafifçe başını eğdiğinde çok tatlı ve komik bir görüntü ortaya çıkıyordu. Tam karşısındaki Niloya çizgi filmini izleyerek her gün yaptığı o keyfini yinelediğinde Kenan'ın onu izlediğinden habersizdi.
"Ee Kenan niye geldin böyle habersiz?"
Genç adamın sorusuna Kenan bakışlarını ona çevirip yutkunarak yanıt verdi. Hazan ona saldırıyordu. Bir gece boyunca yılanların arasında bırakıldığı o günü unutamamıştı. Kurtulur kurtulmaz ilk işi de zamanında yalnızca küçük bir katkısı olan plana dahil olmak adına buraya gelmek olmuştu. Fakat Alya'dan gözlerini alamayıp geliş amacını unutmuştu. Annesi kadar güzel bir kızdı Alya. Hem güzel hem tatlıydı. Üstelik bakışları babasını bir kez gören birinin bile benzeteceği kadar Alparslan'dı. Kara gözleri babası gibi baktığından Kenan onun minik gözlerine denk düştüğü an yutkunarak bakışlarını kaçırmıştı.
"Hazan rahat durmuyor. Benden intikam alacak, belli."
Genç adam hafifçe eğilerek yüzüne sert bir ifade ekledi. Ardından iki elini birbirine bağlayarak konuştuğunda Kenan yeniden Alya'ya dönerek gülümsemeye başlamıştı.
"Ne yapalım? Kendi başına bela sarıyorsun."
Kenan tekrar ona baktığı an ciddi bir ifadeye büründü. Yıllardır Tuğrul'dan para çalıyordu ve artık kendine servetini inşa etmişti. Üstelik beyefendiye ve diğerlerine Hazan'ın Tetikçi ile olduğunu söyleyerek onların arasında yer edinip bir birey olarak mafya olabilmeyi başarmıştı. Şimdi tek yapması gereken o evden ve o aileden kurtularak servetini kullanıp kirli işlerine başlamaktı.
Hırsları vardı Kenan'ın. Çocukluğundan beri bitmek tükenmeyen bir para ve güç hırsı vardı. Aç uyduğu onlarca geceyi unutmuyordu. Sokaktan kağıt topladığı onları satmak için gittiği adamın kağıdının da parasının da üstüne konup bir de dayak attığı o günleri unutmuyordu. Ailesi dağılmıştı onun. Annesi ona ve üç kardeşine bakabilmek için çok çabalamıştı. Babası yoktu, ö*müştü. Annesinin tek başına verdiği o çaba da mecburen kötü yola düşmesiyle son bulmuştu. İlk zamanlar onlara uzaktan gönderdiği paralarla Kenan abi olarak kardeşlerine bakıp sahip çıkmıştı. Bu sırada annesinin hayat kadını olduğunu bilmiyordu. Sonra bir süre geçmesinin ardından ne annesinden ne de gönderdiği paralardan haber gelmemeye başlamıştı. Kenan o dönemde mecburen sokaklarda yatıp üç kuruş kazanarak bakmıştı kardeşlerine. En nihayetinde bir gün gece yarısı kağıt toplarken annesini lüks bir arabaya binerken görmüştü. O geceyi hiç unutmuyordu. Saatlerce peşinden koşarak bulmaya çalıştığı o siyah limuzini de annesini içinde gördüğü o kırmızı elbiseyi de unutmuyordu. Aynı gecenin sonunda terk edilmiş bir inşaatın ıssız bir köşesini ev yapmaya çalıştığı kardeşlerinin soğuktan ve açlıktan ö*meşini de unutmuyordu ama asıl unutmadığı şey şuydu;
Tuğrul Çelik'in kuzeniydi babası. Tuğrul ikisinin de payı olan bir arsayı satıp babasına tek kuruş vermediği için olmuştu her şey. O güçlü bir adamdı o zamanlar. Çok parası vardı ama babası aydan aya üç kuruşla geçinmeye çalışan bir adamdı. Tek isteği evlatlarının kursağından bir lokma fazla geçmesiydi belki de. Bunun için Tuğrul'a hesap sormaya gitmişti. Aynı günün yine gecesinde de babasının ö*üm haberi gelmişti. Güya konuşup parayı aldıktan sonra araba çarptığı için ö*müş. Kenan buna hiç inanmamıştı. Zira eğer öyle olsaydı o para onlara gelirdi. Tuğrul da bir şekilde destek olarak ailesinin bu hale gelmesine engel olurdu. Kenan işte bütün ailesini kaybettiğini anladığı o gece bir yemin etti. Onun ailesini de parasını da yok etmek için bir yemin etti. Ardından yanına gidip iş isteyerek ona sıcak davranıp 'baba' demesi de o aileye sızması da bu yüzdendi.
Şevval'le yıllardır yatıp servetini hortumlaması da kızının Tetikçi ile ilişkisini ifşa etmesi de bu yüzdendi.
"Ben bela sarmıyorum. O beladan kurtulmak istiyorum. Beyefendi ile konuşacağım. Planda bana da iş versin."
Genç adam homurdanarak arkasına yaslandığında içinden bu gelişin hayra alamet olmadığını geçiriyordu. Öne atılarak lafa girmesinin sebebi de buydu.
"Rıfat'ın oğlunun başı karışıkmış şu aralar. Beyefendi planda değişiklik yapmayı düşünüyor. Hem zaten sen üstüne düşeni yaptın. Alacağını da fazlasıyla aldın."
Genç Adamın bu sözleri ona duyurmasındaki neden Kenan'ın ilişkilerini bizzat beyefendiye söylemesi karşılığında aldığı yüklü miktarda servet ve referanstı. Kendi işinin başına geçtiğinde onun saygınlığını kullanarak yükselecekti. Kenan ise bundan daha fazlasını istiyordu. Verdikleri para çok olsa da daha çoğuna hayır demezdi. Üstelik Hazan her ne kadar babasını reddetse de o aileden sıyrılmamıştı. Babasının borcunu üstlenip haczi durdurmuştu. Yani hem ona yaşattığı yüzünden Hazan'dan intikam almak istiyor hem de Hazan sayesinde Tuğrul'a bir darbe daha atmak istiyordu.
"İllaki işine yarayacak bir şeyler yaparım. İş istiyorum ben. Onların kökünü kurutacak bir iş ver bana."
Genç adam yeniden öne doğru eğildiğinde gözlerine sinirle bakıyor ve bu siniri elini hafifçe masaya vurarak ve omuz silkerek de gösteriyordu.
"Ben kimseye iş vermiyorum Kenan. Kimseyle pazarlık da yapmıyorum. O p*çlerin elinde bana ait olan bir şey var, ben onu alacağım zamanı bekliyorum."
Kenan sıkıntıyla soluyarak arkasına yaslandığında bakışları yeniden küçük kıza dönmüştü ancak bu kez dönemsinin nedeni Alya'nın koca gözlerinin ona dönmesiydi. Gülümseyerek ve gamzelerini göstererek bakıyordu ona. Masumdu o. Tetikçi'nin kızı da olsa masumdu. Alya karşısındaki adama tüm saflığı ile biraz daha fazla gülümsediğinde aklına önündeki patatesler geldi. Ardından canının çekebileceğini düşünerek patateslerin içinden bir tane alıp ona uzattı. Minik ve tombul ellerini gören Kenan iç çekerken de peltek ama tatlı sesini ona duyuruyordu.
"Yey mişin?"
Kenan istemsizce gülümseyerek başını salladığında Alya ona elini daha çok uzatıyordu. Hiç düşünmeden o küçük ellerinden patatesi aldığında ise Alya tatlı sesini tekrar duyuruyordu.
"Şuna batıy. Tatlış oyşun."
Minik eliyle bu kez küçük bir tabağa konulan sosu Kenan'a uzatıyordu. Kenan hiç düşünmeden tekrar başıyla onaylayarak patatesi sosa batırıp ağzına attı. Bu esnada başını sallayarak ne kadar lezzetli olduğunu ona söylüyordu.
"Hm çok güzelmiş bu Alya."
Alya sevinçle kıkırdayarak iki elini birbirine vurdu. Bu esnada Kenan düşmanının kızı da olsa bu kızı sevmeden duramadığını geçirdi içinden. Masum bir çocuktu o. Suçsuz, günahsız bir çocuktu. Kenan suçlarının çokluğuyla onun masumiyetine belki de sırf bu yüzden ısınmıştı.
"Evet Güşel. Ali yaptı."
Ali derken Türkçe bir isimden bahsetmiyordu. Bahsettiği kişi hem onun süt annesi olan hem de yıllardır ona bakan dadısı Aliet'ti. Alya'ya Zeytin ve beyefendi bilerek annesini öğretmişti. Babasını ise bilmiyordu. Bu da planın bir parçasıydı. Zeytin ve beyefendi Alparslan'a o kadar çok kin doluydu ki olur da işler tersine döner ve Alya babasına kavuşursa diye bilerek ona babasının kim olduğunu öğretmemişlerdi. Tetikçi'nin çekeceği ufacık acıdan bile tatmin olacak kadar kin dolulardı.
"Hı hı! Çok güzel Alyacığım."
Genç adam onların bu sevgi dolu konuşmalarını dehşet bir yapmacıklıkla izleyerek iğrenir tınısını takındı. Ardından boğazını temizlediğinde Alya çoktan çizgi filmine odaklanarak patatesini yemeye dalmıştı. Kenan ise yeniden ona dönmüştü.
"Kenan, her hafta İstanbul'dan haber alıyorum ben. İşler karışık. Ne olacağı belirsiz. Plan değişebilir. Bu durumda beyefendi sana iş vermez. Verecek olursa da senin istemene bakmaz, emreder."
Kenan istemsizce başını salladığında buraya onun aracı olmasını istediği için geldiğini yineledi içinden. Evin adresini onunla bir zamanlar yakın oldukları için biliyordu. Genç adam ise beyefendiye böyle bir ricada bulunamayacak kadar güçsüzleşmişti. Bütün hayatını bu plana adayarak ona bağımlı hale gelmişti. Sonucunda amacına ulaşacak olsa da şimdilik her şey beyefendinin istediği gibi olacaktı.
Kenan bu sebeple kabulleniş gösterdikten sonra çok geçmeden evden ve ülkeden ayrılarak kendi başına buyruk plan yapıp intikam alabilmek adına İstanbul'a doğru yola çıktı.
..........................................
Gözlerim karşımdaki yeşil harelere denk düştüğünde onun bakışları da saniyelik olarak beni bulmuştu. Hemen ardından kolumu çekerek bedenimi bedeninin arkasına itti. Aynı saniyelerde abisi tam karşımıza geçmişti. Dayı da yanındaydı. Dağhan'ın evinde olduğu gibi yanında duruyordu ama bu kez gözünde endişe vardı. O gördüğüm onlarca adam ise etrafımızı sarmıştı.
"ŞİMDİ S*KTİM SENİN BELANI!"
Arslan Tufanlı bana bakarak kurduğu cümlesiyle paralel s*lahını daha sıkı sıkıya kavradı. Ardından bakışları kardeşine döndüğünde Alparslan çok kısa bir süre önce elindeki s*lahı bana doğrultmamış gibi abisinin s*lahına karşı siper oluyordu. Arslan ise kardeşinin bu tepkisine şaşkınca gülümseyerek tepki verdi.
"ŞU KARI İÇİN ABİNİ KARŞİNA ALDIN YA AKLINI S*KEYİM LAN SENİN!"
Alparslan kolumu sıkı sıkıya tutarak abisine doğru bir adım attı. Bu esnada bir yandan da beni arkasına almaya çalışıyordu. Ben daha duyduklarımın şokundan çıkamadığım için donuk bir ifadeyle izliyordum onları.
"KİMSEYİ KARŞIMA ALMADIM BEN ABİ! SEN ONA DOKUNAMAZSIN! HAYATIMI DA SİKSE O BENİM NAMUSUM! KONUŞARAK HALLEDECEĞİZ!"
Arslan Tufanlı tekrar öne atılarak s*lahını bu kez kardeşinin alnına yasladı. Tam o anda ben korkulu bir nida dökerken Dayı öne atılıyordu ve Nişancı nefretle kardeşiyle konuşuyordu.
"NAMUSUNU S*KERİM LAN SENİN! KIZIMI KAÇIRDI BENİM, KIZIMI! İKİNİZİN BİRDEN ALIRIM CANINI! A*INA K*YARIM LAN SENİN!"
Dayı'nın aralarına girmeye çalışmasıyla s*lah Alparslan'ın başından biraz da olsa kaydı. Ancak o tepki vermeden izliyordu abisinin halini. Dayı ise telaşlı bir tınıyla hareket ederek öne atılıyordu.
"DUR OĞLUM! DUR NE P*K EDİYORSUN LAN!"
Sözleriyle paralel zar zor aralarına girdiğinde bakışlarım etrafımızdaki adamlara döndü. Hepsinin başı eğikti. Hepsi başını eğerek izliyordu olanı biteni. Alparslan ise tepkisiz bir tavırla bakıyordu abisine. Tükenmiş bir ifade vardı yüzünde.
"ALPARSLAN! ÇEKİL OĞLUM!"
Dayı bir eliyle Arslan'ı tutarken diğer eliyle Alparslan'ı itmeye çalışıyordu ama o yerinden milim hareket etmeden öylece duruyordu. Abisi ile gözleri birbirine denkti. Susuyordu ikisi de. Arslan'ın elindeki o s*lah göz göze oldukları an dahi havadaydı. Ancak bu fazla uzun sürmedi. Zira Arslan Tufanlı kardeşinin gözünde her ne gördüyse s*lahı hiç düşünmeden hızla indirdi. Bu esnada Dayı bozguna uğrayarak bakışlarını ikisinin arasında gezindirdi.
"Ne oldu da?"
Alparslan onun sözleri karşısında başını kararlılıkla sallayarak iç çekip bakışlarını bana çevirdi.
"Hazan Elif'i verecek."
Kaşlarımı duyduklarımla anında havalandırdım. Ben böyle bir şey söylememiştim ve asla yapmayacaktım. Ancak Alparslan yapmamı istiyor gibi gözlerini kapatıp açarak nefes verdi. Ben onun bakışı yeniden beni bulduğunda kararlılıkla başımı olumsuz anlamda salladım. Zira böyle bir şey yapmaya niyetim yoktu benim. Elif en azından kızım hakkında bir delil bulana dek benimle kalacaktı. Kalmak zorundaydı. Bunca zamandır verdiğim çaba boşa gidemezdi. Onca aydır uğraştığım şeyin sonucunda gıdım ilerleme kat edememiştim. Bunun sonu gelmeliydi artık. Bunun bir sonu olmalıydı. Bana bir umut ışığı lazımdı. O ışık da bir başkasının ışığı olan o küçük sarışın kızda saklıydı.
"Hayır, bunu yapmayacağım."
Ben konuşurken üçünün de bakışları bendeydi. Benim bakışım ise yalnızca o yeşillerdeydi. Sözlerimi duyduğu an gözlerini kapatarak başını başka yöne çevirdi. Ardından abisine doğru iki adım atıp tam karşıma geçti. Karşımda durmayı seçmişti. Duyduklarıyla bana siper olmaktan vazgeçerek abisinin yanına geçmişti ve yine gözlerime bakmaktan kaçınıyordu. Bilerek boşluğa bakıyordu ama bu kez bunun nedenini biliyordum.
Arslan Tufanlı duydukları ile üç koca adım atıp tam karşıma geçti. Nefretle konuştuğunda benim bakışlarım onda değil de bana bakmayan kardeşindeydi.
"KİM ALACAK ŞİMDİ SENİ BENİM ELİMDEN?"
Omuz silkerek kabulleniş gösterdim. Fakat o an bile onun nefret dolu gözleri yerine kardeşinin bana bakmayan gözlerini seçiyordum ve tam olarak yüreğimden geçeni dillendiriyordum.
"Kimse, çek v*r! Ö*sem bile vermem onu size."
Alparslan ö*üm kelimesini duyduğu an başını kaldırarak abisine baktı. Bana bakmıyordu ama abisine bakarak bu yöne doğru ilerliyordu. Kolunu tutarak ona dönmesini sağlamaya çalıştı ancak abisi yerinden milim oynamadı.
"Abi..."
Arslan Tufanlı omuz silkip kolunu sertçe çekerek t*tiğe attı elini. Ardından çektiği an bakışı bendeydi ve bağıra bağıra kusuyordu nefretini.
"SEN NE KADAR VİCDANSIZSIN LAN! ANNESİ YOK BENİM KIZIMIN! KANADI KIRIK YAVRUYU NASIL BABASINDAN AYIRDIN LAN? HİÇ Mİ VİCDANIN SIZLAMADI?"
Alparslan abisinin koluna tekrar atıldığında ben dudaklarımı ısırarak kapattım gözlerimi. Bu esnada Alparslan yeniden söze giriyordu.
"Elif'i bırak, beni al. Abim benim canım karşılığında ne istiyorsan yapar ama o çocuğu bırak."
Gözlerim kapalıyken abisinin hiç vakit kaybetmeden kurduğu cümleye kulaklarım ve bağırdıkça bana çarpan nefesinin tenimde uyandırdığı ürperti şahitlik ediyordu.
"SENİ DE VERMİYORUM LAN! BEN NİYE PAZARLIK YAPIYORUM ONUNLA? NE YAPTIM LAN BEN! NE YAPTIK BİZ?"
Gözlerim duyduklarımdan sonra ışık hızıyla açılırken açılmadan hemen önce verdiğim nefesle içime aniden dolan öfkeye teslimiyet gösterdim. Bugün birkaç saat içinde yaşadıklarım o kadar ağırdı ki bedenim daha fazla yükü taşıyamadı ve patladı. Bu patlamaya kullandığım ilaçlar dahi engel olamadı. Zira yaşadıklarımı en etkili antidepresanlar dahi kaldıramazdı. Bakışlarım karşımdaki iki erkeğe döndüğünde hiç düşünmeden Arslan gelmeden kısa bir süre önce elimi çektiğim s*laha davrandım.
"NE Mİ YAPTIN? SORUYOR MUSUNUZ LAN BİR DE! HAYATIMI S*KTİNİZ! EL BİRLİĞİYLE HEPİNİZ BENİM HAYATIMIN İÇİNDEN GEÇTİNİZ!"
Bakışlarım Alparslan'a döndü. Şaşkınlıkla bakıyordu bana. Elimdekini hiç düşünmeden ona doğrulttuğumda etrafımı saran onlarca adamın bana nişan alışını önemsemeden gözlerimden yaşlar aka aka içime attığım ne varsa yüzüne haykırdım. O kadar çok dolmuştum ki artık taşmak yerine coşuyordu içim.
"SÖYLE! EN BAŞINDA BANA KİM OLDUĞUNU SÖYLESEN SANA HİÇ GÜVENİR MİYDİM? SÖYLESENE! BENİ NASIL KANDIRDIĞINI, NASIL KENDİNE AŞIK ETTİĞİNİ SÖYLE!"
Alparslan bakışlarını eğerek gözlerini kapattığında iki eli birden yumruk olmuştu. Ben onun bu halini önemsemeden elindeki s*lahı tutarak bana nefretle bakmaya devam eden abisine haykırdım.
"SEN SÖYLE! KARDEŞİN VURULDUKTAN SONRA BİR KEZ BİLE BENİ MERAK ETMEDİĞİNİ, BANA HİÇBİR ŞEYİ ANLATMADIĞINI SÖYLE! BEN SENİN KIZININ HAYATINI KURTARMIŞKEN BENİM KIZIM İÇİN YAPTIKLARIMDA YANIMDA OLMADIĞINI SÖYLE! NE KADAR VEFASIZ BİR KÖPEK OLDUĞUNU SÖYLESENE LAN! SÖYLE!"
Arslan duyduklarının hemen ardından gözlerime bakarak öfkeyle gülümsedi ve hiç düşünmeden öne atıldı. Bu esnada Alparslan az önceki haliyle duruyordu.
"KUSURA BAKMA, KARDEŞİM VURULMUŞKEN KIZIMIN CANINI KORMUMAM GEREKİRKEN İKİ HAFTADA EVLENECEĞİNİ TAHMİN EDEMEDİM!"
Bakışlarım duyduklarımla sekteye uğrarken istemsizce dudaklarımdan bir nida döküldü. Alparslan benim tepkimden hemen önce öfke ile parıldayan gözlerini abisine dikmişti ve o esnada Dayı da hemen yanımıza ilişerek daha yakından olanı biteni izlemeye başlamıştı.
"ABİ HADDİNİ BİL! HADDİNİ BİL SUS!"
Arslan da kendisine bağıran kardeşine dönüp aynı tınıda ona eşlik ederek konuşmaya başladı.
"SUSMUYORUM LAN! SUSMUYORUM!"
Alparslan başını sağa sola sallayarak s*lahını abisine doğrulttu. Bu esnada Arslan da ona eşlik ettiğinde ben üç koca adımı geriye atıp iki elime birden aldığım s*lahlarımla ikisine birden nişan alıyordum.
"SUSACAKSIN! SUS!" bakışını bana çevirerek öfkesini püskürdü. Elimde gördüklerine kısa bir anlığına şaşırdı ama umursamadan sürdürdü sözlerini. "SEN DE SUSACAKSIN! SUSUN LAN! YETER!"
Başımla onu reddettiğimde Dayı tam ortaya geçerek konuşmaya yeltendi. Fakat ben onu kolumla itip sendeleyerek gerilemesini sağladım. Hemen ardından konuştuğumda Arslan da Alparslan da hamlemle bana doğru bir adım atıp iç çekti. Ancak ben tepki vermelerine fırsat vermeden gözlerimdeki yaşların hızını arttırıp yüreğimden geçenleri bütün şeffaflığı ile dillendirdim.
"HAYIR! ASIL SİZ SUSACAKSINIZ! ANNEYİM BEN! DUYDUNUZ MU? ANNEYİM!" sözlerimi heceleyerek bastıra bastıra duyurdum onlara. Ardından devam ettiğimde o kadar şiddetli konuşuyordum ki bedenim bu şiddetten sarsılıyordu. "SİZ NEREDEN BİLECEKSİNİZ BENİM NE ÇEKTİĞİMİ? HA! ARSLAN TUFANLI! BANA BAK BANA!" Nişancı'nın bakışları bana döndüğünde bir elimdeki s*lahla göğsüme vura vura kurdum cümlemi. "SEN SADECE BİR GÜN AYRI KALDIN YAVRUNDAN! BAK ŞİMDİ NE HALDESİN!"
Diğer elimdeki s*lahla onu işaret ettiğimde üçü de onun bedenine bakındı. Üstü başı dağınıktı. Göz altları çökmüştü. Sanki bir günde bin yıl yaşlanmış kadar yorgun ve yıpranmış görünüyordu.
"BEN ÜÇ BUÇUK YILDIR AYRIYIM KIZIMDAN! SEN NEREDEN BİLİYORSUN NE ÇEKTİĞİMİ DE KONUŞUYORSUN! SÖYLESENE! KAÇ KEZ ÇOCUK DOĞURDUN, kaç kez anne oldun?"
Sona doğru sesim kısıldığında çaresizlik sesime bile yansıyacak kadar çok sarmıştı yüreğimi. Başımla onu reddederek devam ettiğimde bir kolumun diz kısmıyla görüş alanımı kapattığından yaşları özensizce silerek devam ettim isyanıma.
"BİLMİYORSUNUZ, HİÇBİRİNİZ BENİM NE YAŞADIĞIMI BİLMİYORSUNUZ! O YÜZDEN BANA HESAP SORMAYA DA AHKAM KESMEYE DE HAKKINIZ YOK!"
Arslan sözlerimi bitirmeme ramak kala benimle paralel olarak konuşmaya başladı. Bu esnada iki adıma tıp daha yakınıma erişiyordu ve s*lahını hafifçe indirmişti.
"LAN TAMAM! BULUCAĞIM KIZINI! BU KADAR ADAMIN İÇİNDE ERKEKLİK SÖZÜ VERİYORUM SANA! BU-LA-CA-ĞIM! VER KIZIMI BANA! BÖYLE TEHDİT EDEREK BENDEN BİR S*KİM FAYDA GÖREMEZSİN!"
Alparslan da abisinin hemen yanına geldi sözleriyle. Ardından göz göze geldiğimizde gözlerinin dolu olduğunu gördüm. O esnada aramızdaki mesafeyi hızla kapatarak tam karşıma geçti ve fısıldadı. Sesinde öfke vardı ama bir yandan da acısını hissediyordum.
"Elif bunu kaldıramaz. Abim de sana zarar vermeden kızını almaz. Bana bunu yapma. Seni savunamayacağım şeyleri bana yaşatma."
Sözleri karşısında gülümseyerek gerilediğimde s*lahlardan ikisini de onlara d*yayarak geriliyordum. Aklımda bir şey vardı. Onlara boyun eğmemek için elimdeki son kozu kullanacaktım.
"SENDEN SAVUNMANI İSTEYEN Mİ VAR TUFANLI? BENİMLE PAZARLIK YAPMAYIN! ELİM SİZİNKİNDEN ÇOK DAHA GÜÇLÜ!"
Alparslan gözlerime sorgular bir ifadeyle baktığında abisinin bakışındaki tınıyı görmüyordum. Zira yalnızca ona bakarak kurmuştum cümlemi. Devamını da yalnızca onu ilgilendirdiği için yine ona bakarak söyledim.
"Laptopun bende."
Cümlemle paralel Arslan Kardeşler göz göze geldi. İkisinin de yutkunarak iç çektiğini gördüğümde sorgular bir ifadeyle bakınıyorlardı birbirlerine. Ben de bu esnada yüzüme yerleştirdiğim sinsi ve zafer dolu gülüşe eşlik ediyordum. Muhtemelen Elif mevzusu nedeniyle yokluğunu dahi fark etmemişlerdi ama içinde ülkenin en önde giden adamlarının görüntüleri vardı. Farklı farklı mevzulardan işlenen suçların ve yüz kızartıcı mevzuların olduğu görüntülerdi. Bunları o kişileri tehdit etmek için kullanıyor olmalılardı. Üstelik bu kadarla da sınırlı değildi. Şirketlerinden birkaçıyla ilgili önemli dosyalar da bulunuyordu. S*lah ticareti yaptıkları adamlar için kanıt niteliğinde belgeler de vardı.
"Bilgileri kopyaladım. Ne kadar sayıda kopyası olduğunu tahmin bile edemezsiniz. Yani..." bakışlarımı ikisi arasında ilerleterek devam ettim sözlerime. "İkinizin de hayatı benim elimde. O yüzden pazarlık yapmayın benimle."
Özellikle Alparslan sözlerim karşısında dehşete düşerek duraksadı. Yine hata yapmıştı ama bu hatanın nedeni bu kez ben değildim. O kadar bilginin olduğu bir laptop hizmetlinin bile kilidi kırarak erişeceği bir yerde olmamalıydı. Arslan bu nedenle kardeşine ters ters bakarak ağzını aralamaya yeltendi. Fakat Dayı az önceki başarısız denemesini yineleyerek tam ortaya geçip konuşmaya başladı. Bana bakarak konuşuyordu.
"Yeter kızım. Böyle bir yere varılmaz. Sen kızına dair bir şey istemiyor muydun? E biz zaten bulmadık mı uşak?"
Son cümlesini Arslan'a bakarak kurduğunda ben pür dikkat ona bakarak gözlerimi sonuna dek açtım. Bir yandan da kalbimin hızlı gürültüsü nedeniyle duymakta zorluk çekmemek için ona doğru adımlıyordum.
"SUS DAYI! DUYMAYI HAK ETMİYOR!"
Arslan bağırarak konuştuğunda nefretle bana bakıyordu ama Dayı bunu umursamadan gözlerime gülümseyerek bakıp konuşmaya devam etti.
"Andrei p*çi, o gavur tohumu..."
Bakışlarımı onda tutarak omuz silkip gözlerimi kıstım. Bu isim uzak bir yerden tanıdık geliyordu bana ama çıkaramadığım için araladım ağzımı. Bu esnada arkamdan bir ses duydum.
"Masadan... Dağhan'ın Rusya'dan mal aldığı biri."
Bakışlarım sesin geldiği yöne döndüğünde Alparslan bana bakmadan konuşuyordu. Sözlerini duyduğum an o adamı anımsayarak gözlerimi daha çok kıstım. Bu esnada Dayı konuşmaya devam ediyordu.
"Zero mu ne varmış. O bunun adamı kızım. Suçu ona Andrei atmış."
Ben derin bir nefes vererek onun gözlerine baktığımda Dayı içtenlikle tebessüm ederek bakıyordu bana. Gözlerim boşluğa daldığında parçaları birleştirmek adına çabalıyordum ancak bu mümkün olmuyordu. Tam o anda Alparslan tekrar öne atıldı. Sesi soğuktu ve gözlerime bakmıyordu ama merakımı gidermek için açıklama yapıyordu.
"Andrei Dağhan'la çok yakın biri. O Rusya'daki fabrikasında m*t üretiyor, Dağhan da ondan satın alıp Türkiye'ye ve Avrupa'ya satıyor."
Gözlerimi ona dikerek kısa bir an duraksadım. Ardından iç çekerek boşluğa daldığımda zihnim boşlukları zar zor dolduruyordu.
"Dağhan... Mı?"
Alparslan ve Dayı aynı anda başın ı sallarken ben içime dolan öfkeyle gözlerimi kapatarak dudaklarımı dişledim. Ellerimi bir titreme sardı sonra. O titreme göz bebeklerime dahi vururken işittiğim sesle aniden mecbur kalarak açtım gözlerimi.
"Susun, sakın tek kelime daha etmeyin."
Arslan Tufanlı tam karşımda duruyordu ve elinde bir telefon vardı. Gözlerindeki öfke devam ediyordu ancak o öfkeye eşlik eden bir şey vardı; zafer kazanmış gibi bakıyordu. Ben bakışına anlam veremeyerek kaşlarımı çattığımdaysa anlamam ya da zaferini duymam için sözlerine devam etti.
"Kardeşin elimde."
Duyduklarımla bütün bedenim sarsıldı. Öyle ki sendeledim ve gözlerim karardı. Kolumda hissettiğim bir elle duruşum sabit kalsa da gözlerim sıkı sıkıya kapandı ve başım istemsizce sallanarak dilim yine benden bağımsızca devreye girdi.
"Yalan..." Gözlerim acının verdiği sızıyla açıldığında dolu doluydu ve karşımdaki adamı reddediyordu. Bir yandan da kolumu tutan adamdan kurtularak bağırdığımda her bir yanımı acı kaplıyordu. "YALAN SÖYLÜYORSUN! O..." gözlerimi kısıp kaşlarımı çatarak içimden kendimi onayladığımda yüreğime aynı acı ve telaş çöktü. Bu sırada başımı da sallayarak devam ediyordum sözlerime. "DAĞHAN... NARE ONUN ELİNDE! YALAN SÖYLÜYORSUN!"
Arslan bağırarak konuştuğumda gülümseyip telefonuna uzandı. Bu esnada konuşuyordu.
"Hayır, benim elimde."
Telefonun sesini dışarı vererek bana doğru uzattı. Bu sırada son bir umut Nare'nin onun elinde olmamasını diledim ancak duyduğum sesle gözlerim acı içinde kapandı.
"ABLA! ABLA KURTAR BENİ!"
Kardeşim...
Ağlayarak bağırıyordu. Korkmuştu. Nare s*lahtan da belalı adamlardan da korkardı. Benim küçüğüm aynı günde aynı travmayı iki kez yaşamıştı. Bacaklarımda sesini duyduğum an güç kalmadı. Yere yığıldım. Sonrasında derin derin nefesler alarak duyduklarımı hazmetmeye çalıştım. Bu esnada bedenim istemsizce öne arkaya gidiyordu ve gözlerimden yaşlar akıyordu. Kollarımda yine bir el hissettim ancak bu kez kimin tuttuğuna bile bakmadım. Sadece tenimdeki o sıcaklığı aldığım an gözlerim karşımdaki adamı, Nişancı'yı buldu. Onu gördüğüm gibi başımı sağa sola sallayarak hızla ayağa kalktım. Bu kalkış o kadar hızlı oldu ki dibimdeki iki adam da o da engel olamadı bana. B*ğazına yapışarak bağırdığımda var gücümle s*karak isyanımı dillendiriyordum. İçimdeki acı çok fazlaydı. İçimdeki yükler de acı da haddini aşmıştı.
"Ö*DÜRÜRÜM SENİ! ONA ZARAR VERİRSEN SENİ KENDİ ELLERİMLE B*ĞARIM!"
Sözlerim kulakları tarafından duyulurken bedenim sertçe tutularak kaldırıldı. Başımı sağa sola çevirdiğimde Alparslan'ın beni belimden tutarak abisinden çektiğini gördüm.
"YETER LAN YETER! BİR DURUN YERİNİZDE!"
"ARSLAN CELALLENME! AHDIM OLSUN S*KARIM BACAĞINA UŞAK SENİN!"
Dayı Arslan'a seslenirken ben arkama doğru tekme atarak onun kucağından kurtulmaya çalışıyordum. Bu esnada Arslan da Dayı'ya bağırarak öfkesini kusuyordu.
"BIRAK BENİ! BIRAK AĞZINA S*ÇARIM SENİN! BIRAK!"
"BEN NE YAPTIM DAYI, BEN NE YAPTIM? KIZIMI KAÇIRDI! NE YAPACAKTIM?"
Alparslan bedenimi abisi konuşurken indirip öfkeli bir nefes vererek kollarımı tuttu.
"YETER YERİNDE DUR HAZAN!"
Öfkeyle bağırdığında omuz silkerek abisine atılmak için tekrar hareket ettim. Alparslan ise buna engel oldu.
"DURMUYORUM! KARDEŞİM! KARDEŞİMİ ALAMAZ KİMSE BENDEN! TOPUNUZU S-"
Alparslan ağzımı sertçe kapatarak kollarımı tuttuğunda bağırmaya çalışıyordum. Bu nedenle hiç düşünmeden elini var gücümle ısırdım. Alparslan ise bağırarak tepki verdi bu hareketime. Beni kimse durduramazdı. Mevzu kardeşimken kimse engel olamazdı bana. Dayı ise ben Tufanlı'nın elini ısırırken Arslan'a bağırarak cevap veriyordu.
"LAN UŞAK TAMAM! SEN DE ONUN KARDEŞİNİ KAÇIRDIN! HERKES SOYUNU VERSİN BİTSİN GİTSİN DA!"
Alparslan Dayı'nın sözü bittiği an elinin ısırılmasına daha fazla dayanamayarak çekti. Ben anında ona dönüp sert bir tokat attığımda ise gözüm kimseyi görmüyordu. Zira söz konusu olan benim canımın en kıymetlisiydi. Sırf bu yüzden hiç düşünmeden tekrar koşup abisinin yakasına yapıştım. Alparslan bu sırada muhtemelen tokadı gören korumalarına bağırıyordu.
"DÖNÜN LAN ARKANIZI!"
Yakasına yapıştığım an irkilerek bana öfkeyle bakan Arslan Tufanlı'ya cevabını sözlerimdeki öfkeyle verdim.
"BANA BAK! YEMİN OLSUN YAYARIM O VİDEOLARI!"
Arslan hiç düşünmeden benimle aynı tınıda konuştuğunda Dayı beni çekmeye çalışıyordu. Alparslan ise kökten çözümü tekrar uygulayarak belimi kavramıştı. O beni abisinden çekerken Nişancı hiç düşünmeden konuşarak bağırıyordu.
"YAY LAN! YAYDIĞIN AN BENİM DEĞİL SENİN BAŞIN BELAYA GİRER! KOLAY MI SANIYORSUN SEN O İŞLERİ?"
Alparslan beni çektiği için kucağına düşerek gerilemek zorunda kaldım. Tam o esnada Dayı da Arslan'ın önüne geçerek iki eliyle durmamı işaret ediyordu. Kızımın babasını bildiğini söylediği günden beri ulaşamamıştım ben ona. Bu konuda ne yapacağımı ve onun bu mevzudaki rolünün ne olduğunu bilmiyordum hâlâ. Dayı oldukça esrarengiz bir adamdı. Bir görünüyor on kayboluyordu.
"YETER! HEPİNİZ SUSUN! HAZAN ARSLAN KARDEŞİNİ VERSİN, ALPARSLAN DA DANIT MU DONAT MI NEYSE O UŞAĞI! SEN DE BİZİM SARI KIZI SALACAKSIN!"
Başımla ve bakışlarımla reddederek kızımı zikretmeye hazırlandığım an Dayı bunu da tahmin ediyormuş gibi öne atılarak devam etti sözlerine.
"Bizim uşağın videoları kalsın. Kızını zaten arıyoruz kızım. Ha olur da aramaz, bulmazsak onlarla tehdit et bizim kazmaları."
Dayı'yı başımla tekrar reddetsem de bundan başka çarem olmadığı için yutkunarak kısa bir an sessiz kaldım. O esnada Alparslan'ın kucağında oturduğumun da onunla birlikte yere düştüğümüzün de farkında değildim. Kısa belki de uzun bir süre dalarak düşündüm. Düşüncem bu sözlerin ve sessiz kaldıkları için onay verdiklerini düşündüğüm Arslan Kardeşler'in kızımı bulacak olmalarıydı. Bir yandan da bir zamanlar aşkından deli olduğum adamın söylediklerini düşünerek sessizliğimi sürdürdüm. Ancak bu dalış ve sessizlik sert bir zemine oturduğumu hissettiğim an refleksle bozuldu. Bakışlarım anında Alparslan'a döndüğünde sessiz kalarak onları onaylamış olmamı görmezden gelerek hızla boğazına yapıştım. Gerisini hatırlamıyorum. Gerçekten, sonrasında yaşadığım o delilik yok zihnimde. Kesik kesik de olsa Dayı'nın beni onun kucağından aldığını ve abisinin aramıza girdiğini hatırlıyorum. Son hatırladığım şey elimi ayırdıkları an yüzüne atmam. Gerisi yok. Oradan ne şekilde gittiğim de onlarla o olandan sonra nasıl anlaştığım da tamamen muamma.
.........................................
Yaklaşık dört saat sonra, tarafların belirlediği buluşma yeri
Mecburiyet...
Bu benim en sevmediğim ikinci kelime. İlki kesinlikle imkansız. İmkansız demek umut yok demek. İmkansız demek hayal de yarın da yok demek. Ucu kapalı bir kelime. Küçücük bir umudun peşine düşüp kızını aramaya koyulan bir anne için ucu sonsuza dek kapalı bir kelime. Mecburiyet ise en az onun kadar can yakıcı bir kelime. Mecbur kalmak işte. Başka seçeneklerin varken ya da çabaladığın bir yol varken şansın olmadığından bir şeylere mecbur kalarak elindeki tüm umutları, hayalleri, yarınları çöpe atmak.
Kardeşim, kardeşlerim ve abim için mecbur kalarak Elif'i vermek için geldim buraya. Havaalanından yaklaşık yirmi dakikalık bir uzaklıkta burası. Boş bir arazi. Trabzon'a ancak varan Yalçın'ı arayarak en erken uçakla gelmelerini söylememin üzerinden dört saat geçti. Bu dört saatte onlarla yan yanaydım. Kaçmamam için başımda beklediler. Dört saatin sonunda ise havaalanından Yalçın'ı ve Elif'i bizzat ben aldım. Yanımda onların adamları ile giderek ben aldım. Yol boyu kokusunu içime çekerek sohbet ederek evlat hasretimi hafifletmeye çalıştığım o küçük kız bana anlıyormuş gibi kızımı sordu. Ben de ona yükümü gizleyerek yalanlar söyledim. Şimdi bakındığım bu boş arazide tam karşımda o kızın babası var. Bana nefretle bakıyor. Yanında duran kardeşi ise başını yere eğmiş. Yüzündeki tırnak izini eliyle kaşıyarak boşluğa bakıyor.
Kırgın bana. Anlattıkları ve taşıdığı onca yükün yanında onu kullanıp yeğenini aldığım için kırgın. Kıyamayıp siper olduğu için de belki de kendine kızgın. Onun yanında ise arayı bularak bu ortamı hazırlayan Dayı var. Yüzündeki o büyük gururla bana bakıp gülümsüyor.
Arkalarındaki arabadaysa tahminimce benin kızım haricinde kalan o üç kişilik ailem var. Onlara ulaşmak için elimi arabaya uzatıp ailelerinin en kıymetlisinin sıcacık küçük ellerini kavrardım. Elif elimden destek alarak arabadan indiği an babasını görerek bana fırsat vermeden karşıya koşmaya başladı. Bu esnada Arslan Tufanlı dolu gözlerle yere doğru diz kırıp kızını zikrediyordu. Elif ise babasının adını en neşeli tınıda duyuruyordu hepimizin kulaklarına.
Alparslan yeğenini gördüğü an gülümseyerek eliyle komut verdi. İşte şimdi gülümseme sırası bütün güçsüzlüğüme rağmen bendeydi. Önce Nare indi arabadan. Yanımdaki Yalçın'ın kollarından güç alarak ayakta durduğumda hızla koştu bana küçük bebeğim. Ardından saçlarını okşayıp kokusunu çeke çeke sarıldığımda gözlerim kardeşimi ve abimi görüyordu. Dante üzgün duruyordu. Başı eğikti. Belki de vicdan azabı çekiyordu. Yakalandığı için vicdan azabı çekiyordu. Çisem ise üzgünlükten çok öfke doluydu. Öyle ki daha bana bakmadan Arslan Kardeşler'e döndü. Önce Arslan Tufanlı ile göz göze gelse de bakışı Alparslan'ı buldu ve dil çıkararak saçlarını ona doğru savurdu. Alparslan omuz silkip yeğenine sarılmaya devam ettiğinde Tufanlı ailesi küçük meleklerini sarmalıyordu.
Benimse üç kişilik o küçük ailem etrafımdaydı. Tek bir eksiğim vardı. Kızım yoktu bu tabloda. Bir de almam gereken intikamın arınmışlığı eksikti. Dağhan Taşdelen de o Andrei de Arslan Kardeşler de görecekti. Kızım için mecbur kalamayacak kadar çok delirip neler yapacağımı ve neleri başaracağımı şimdi herkes görecekti.
Önümdeki yolda hem karışıklıklar hem de aydınlıklar vardı. Geçmişte bilmediğim çok şey olmuştu. Bunun sonuçları şimdiki kaderimi yazmıştı. Ancak bu sonuçlar gelecekteki kaderimi yazamayacaktı. Çünkü artık Hazan Kandemir elinden ufacık bir toz tanesinin bile alınmasına izin vermeyecekti. Geçmişte elinden alınan her şeyi de teker teker geri kazanacaktı.
Bölüm sonu....
Yepyeni ve olaylı bir bölümden tekrardan merhaba güzelliklerim ♡♡♡♡♡♡
Umarım çokça iyisinizdir ve son bölümden bu yana kendinize çok güzel bakmışsınızdır:)))
Sarmal toplamda üç bölümden oluşacak ve en zoru üçüncüsü olacak:)))
Şimdiden haberini vereyim🤧🤧🤧🤧
Çok hastayım bu aralar ve bir yandan da yeni dönem başlayacağı için hazırlıklar yapıyorum. Bölüm günümüz de belirsiz sizlere soracağım ama sanırım pazartesi değil de çarşamba olsa daha sağlıklı atacağım bölümleri. Bunu hem burada hem de instagram hesabımda konuşalım olur mu?♡♡♡♡
Son olarak favori sahnenizi ve madalyonun hafiften görülen kısmına dair yorumlarınızı merak ediyorum🥹🥹🥹🥹
Kenan ve Dağhan bu işin neresinde dersiniz?
Yeni bölüme kadar sizin yorumlarınızı tekrar tekrar okuyarak teorilerinize karşı mutlu olacağım 💕 Kafa yormanız o kadar hoşuma gidiyor kiiii......
Yeni bölüme kadar güzellikle kalın ve kendinize güzel bakın güzelliklerim sizleri çokça seviyorum🤍🤍🤍🤍🤍
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 17.47k Okunma |
1.01k Oy |
0 Takip |
40 Bölümlü Kitap |