3. Bölüm

Umuda ışık Tutmak

Sude ben
sudenoloji

                                💦

 

 

 

Hastaneden döndükten sonra son derse girip eve geldim. Uzun ve yorucu bir gündü. Bu yüzden güzel bir duş alıp biraz uzandım. Ev hayli sessizdi. Bu yüzden herkesin odasına çekildiğini düşünerek Tuğrul gelene dek çizim yapmaya karar verdim.

 

Resme yeteneğim vardı. Küçük yaşta, annemin yüzünü unutmaya başladığımda onu hatırlayabilmek için resim defterime kara gözlerini çizmeye başladığımda başladı bu serüvenim. Uzun zamandır hayatımın en önemli parçası bu yetenek. Çoğu zaman evdeki sorunlardan kaçmak için bir sığınak benim için. Ne zaman gerçek dünyadan uzaklaşmak ve yaşadıklarımın düşüncesinden sıyrılmak istesem resme sığınıyorum. Bu benim zihnimi ve bedenimi dinlendiriyor. Fakat bir süredir yalnızca sığınağım değil aynı zamanda gelir kaynağım oldu. Tuğrul ihtiyaçlarımı karşılamayı reddettiğinden beri. Beni buna mecbur ettiğinden beri. Son noktam okula giderken giydiğim ayakkabımın yırtılması olmuştu. Daha dün gibi o gün. Yine Narin yüzünden okuldan yürüyerek dönüyordum. Dönüş yolunda fark etmiştim. Ayakkabımın kenarı açılmıştı. Ben eve doğru yürüdükçe bu açıklık arttı. En sonunda yürürken ayağım dışarı doğru çıkınca eve gider gitmez her ne kadar çekinsem de Tuğrul'a ayakkabıya ihtiyacım olduğunu söylemeye karar vermiştim. Sonucundaysa Narin'in ayakkabılarından birini bana vermesi için Şevval'i tembihlemişti. Öz babam beni kardeşimin eskilerine layık görüyordu. O gece ağlaya ağlaya ayakkabımı yapıştırmıştım. Daha sonra ise ilk işim bir iş bulmak olmuştu. İlk önce öğle aralarında bir saat şu an çalıştığım galerinin yanındaki kafede çalıştım. Daha sonra bir saatlik kazanç bana yetmeyince Çisem'in de önderliğiyle yandaki galeriye çizim yapmaya başladım.

 

İstiklal caddesinde bulunan bir sanat galerisine çalışıyorum. Çoğunlukla karakalem çalışması yapsam da bazen okulun sanat atölyesini kullanarak daha profesyonel çizimler yapıyorum. Ama yine de hak ettiğim paranın çok daha azını veriyorlar . Tanınmamış biri olmam ve basit bir öğrenci olmam buna etken tabii. Aslında şikayet ettiğim yok. Çünkü emeğimin karşılığını alamasam da çizmeyi , hayal dünyama dalmayı seviyorum ve pek tabii bu sayede az da olsa kendi ihtiyaçlarımı karşılayabilmek adına kazanç sağlayarak kendi ayaklarımın üstünde duruyorum.

 

Fakat geçenlerde çok şaşırdığım bir şey oldu :

 

Galerinin sahibi normalde istediğinin üç katı kadar çizim yapmamı söyledi. Başta inanılmaz şaşırdım . Çünkü aldıkları üç beş çizimi zar zor sattığını çok yetenekli olmadığımı söylüyordu. Dediğine göre bu ay büyük bir sergi varmış ve normalden çok daha fazlasına ihtiyacı varmış. Ben de duyduklarımı daha fazla sorgulamadan siparişleri yetiştirmeye koyuldum. Uzun bir süre neredeyse her gece sabahlayarak istediği çizimleri yaptım.

 

Bu sonuncuydu. Değişik, daha önce istemediği tarzda bir tabloydu. Tuvalin ortasına beyaz tenli, siyah saçlı ve yeşil gözlü genç bir kadın çizmemi istemişti. Kadının saçlarına solmuş yapraklardan bir taç yapmamı ; arkasında kalan kısmaysa gökyüzünü ve yıldızları çizmemi söylemişti. Asıl şaşırtıcı olansa bu çizime özel olarak bana tuval, fırçalar ve boya seti vermiş olmasıydı. Normalde bunları benim tedarik etmem gerektiğini söyler bu konuda hiç yardımcı olmazdı.

 

İçli bir nefes vererek çizimime devam ettim. Kaba kısmı bitmişti aslında. Boyaması ve detayları kalmıştı. Onu da en güzel şekilde halletmek için çalışıyordum. Kadının bedenini ve yüzünü bitirip tacına geçtiğim sırada kapı açıldı.

 

Gelen Nare'ydi. Başını kapıdan uzatarak gözlerimin içine gülümser bir tavırla bakındı.

 

" Abla ?"

  

Başımı ona doğru uzatarak meraklı bakışlarına tebessümle karşılık verdim. Muhtemelen Tuğrul geldiği için yemeğe çağıracaktı. Bunu düşünerek içli bir nefes verip konuşmaya başladım.

 

" Gel güzelim. Baban mı geldi ?"

 

Yavaşça bedenini odaya ilerlettiğinde bir yandan bana bakıyor bir yandan da konuşuyordu.

 

" Hayır o bir davete katılacakmış. Sabah annemle tartıştılar ya. Bu yüzdendi. Nedense annemin gelmesini istemedi. E o olmayınca yemeğe kimse inmedi. Bende hazır kimse yokken baş başa yeriz diye düşündüm. "

 

Yavaşça yerimden doğrulup yüzümü ona dönerek en içten gülümsememi yüzüme yerleştirdim. Güzel düşünmüştü ama açlık henüz bedenimde hakimiyet kurmamıştı. Aç hissetmediğim için de yemek yiyesim yoktu. İçli bir nefes verip konuşmaya başladım bu yüzden.

 

" Güzel düşünmüşsün ablacım ama ben aç değilim. "

 

Başını yana doğru eğip sitemli bir bakışla konuşmaya başladı.

 

" Olmaz ki öyle! Sabah da doğru dürüst bir şey yemedin. "

 

Sıkıntılı bir nefes vererek olduğum yerde biraz doğruldum. İştahım yoktu. Yemeklerle zaten hiç aram yoktu. Nefesim sürerken konuşmaya başlayarak ona cevabını verdim.

 

" Hiç iştahım yok gerçekten. Sen ye yemeğini sonra beraber kahve içeriz."

 

Gülümsemeye çalışarak başıyla kabulleniş gösterdi. Bu esnada konuşuyordu.

 

" O zaman ben atıştırmalık bir şeyler hazırlayıp kahve yapayım. Terasta oturalım beraber. Hem hava çok güzel. "

  

Silgi tozlarını avucuma alıp ayağa kalktım. Ben olmadan yemek yemeyi pek sevdiği söylenemezdi. O yüzden hiç aç hissetmesem de onu kırmak istemedim. Bu sebeple konuşmaya başladığımda bakışları masamdaki çizimdeydi.

 

" Peki. Sen Hazırla bir şeyler bende terası ayarlayayım. "

 

Planı kararlaştırdığımızda Nare hevesle mutfağa indi.

 

O da benim gibiydi bu evde. Yalnızdı. Şevval Narin'le ilgilendiği gibi ilgilenmiyordu. Tuğrul yalnızca bana değil diğer kızlarına da babalık yapmıyordu. Okulda ise fazla kiloları yüzünden zorbalığa uğruyordu. Şu koca evde birbirinin yalnızlığına derman olan iki kardeştik biz.

 

Elimdeki silgi tozlarını çöp kovama döktükten sonra masamı biraz toparladım. Daha sonra Nare'ye dediğim gibi terasa ilerledim. Teras çatı katında yani Kenan'ın odasının yanındaydı.

 

Kenan Tuğrul'un manevi oğluydu. Üç denemede de erkek veliahda ulaşamayınca uzaktan bir akrabasının oğlu olan Kenan'ı yanına almıştı. Kenan'ın odasının önünden hızla geçip terasa adım attığım an duyduğum sesle adımım havada kaldı. Şevval'in sesiydi bu.

 

" Omzun kaskatı olmuş çok yoruyorsun kendini."

 

Sözleriyle Tuğrul'un yanında olabileceğini düşünerek başımı hafifçe eğip terasın köşesinde bulunan ikiliye baktım. Şevval üstünde siyah saten bir sabahlıkla arkası dönük olan adama masaj yapıyordu. Göz devirerek sıkıntılı bir nefes verdim. Tuğrul ile baş başa olduklarını düşünerek adımımı geriletip oradan ayrılmaya yeltendim. Bu esnada bir ses duydum.

 

" İşte yoruluyorum da benim asıl yorgunluğum gece oluyor. Sen yoruyorsun beni bebeğim "

 

Duyduğum sesle şaşkınlık nidası dökülmemesi için elimi dudaklarıma bastırdım. Bu Kenan'ın sesiydi. Uzun zamandır aralarında bir şey olduğundan şüphe etsem de her ne olursa olsun konduramayıp kendime kızmıştım ama bu kadarı benim tahminimin de ötesindeydi. Büyük bir delilikti yaptıkları. Üstelik bu deliliği herkesin uyanık olduğu bir saatte gözler önünde yapıyorlardı. Sıkıntılı bir nefes vererek elimi kalbime bastırdım. Şoktan kalbim deli gibi atıyordu.

 

Ben şok ile boğuşurken Şevval duyduğunu beğenmiş olacak ki en cilvelisinden bir kahkaha atıp Kenan'ın kucağına doğru ilerledi.

 

Daha fazlasını görmeye midem el vermediği için gözlerimi sıkı sıkıya kapatıp sıkıntılı bir nefes daha verdim. Hızla terastan çıkarak merdivenleri inmeye başladım. Tam bu esnada elinde tepsiyle gelen Nare'yi gördüm. Adımlarım duraksadı . Hemen bir bahane bularak onu bu ortamdan uzaklaştırmam gerekiyordu. Nare bu rezilliği görmemeliydi ve buna engel olmak şu an benim elimdeydi.

 

Beni görmesiyle gülümseyerek başıyla terası işaret etti.

 

" Abla hadi . Çıkmıyor muyuz ?

 

Küçük bir an afallayıp ne diyeceğimi bilemedim. Ardından aklıma terasın kirli olabileceği bahanesi geldi. Vakit kaybetmeden bu bahaneyi ona duyurdum.

 

"Nare şey bahçede mi otursak ? teras çok esiyor hem temizlememişler sanırım biraz tozlu."

 

Kaşları şüphe ile havalanırken bakışları bendeydi.

 

" Tozlu mu ? Suzan abla sabah yıkadı orayı. "

 

Omuz silkerek göz devirdim. Ardından kolundan tutarak aşağı doğru ilerlettim onu. Daha fazla burada durmak dahi riskliydi. Adımlarımız aşağı yönelirken sitemli bir tınıda konuştuğumda içimden görmediği için şükrediyordum.

 

"Tozlu işte Nare hadi bahçede oturalım."

 

...............................................................

 

Güne yine her zaman ki gibi kabusla başladım. Ancak bu kez dün gece gördüklerimin de etkisi vardı. Uyandığımda üstüm başım ter içindeydi. Kısa bir duş alıp aynadaki yansımama daldım. Siyah gözlerimin etrafı kan dolmuştu. Beyaz tenim hastalıklı görünüyordu. Sağlıklı uyandığım bir sabah olmayacak mı diye geçirdim içimden. Tek bir güne dahi huzurla ve dinlenmiş bir şekilde uyanmayı diledim. Bıkkınlıkla nefes verdim daha sonra.

 

Her sabah aynada benzer manzarayla karşılaşmak yıpratıcıydı. Fazla oyalanmadan okula geç kalmamak için giyinip aşağı indim. Duş aldığım için kahvaltıyı kaçırmıştım. Doğruca bahçede beni bekleyen arabaya bindim. Narin bugün yoktu. O yüzden araba tartışması yapmadan rahatça okula gittim.

 

Sınıfın bulunduğu koridora ilerlemeye başladığımda koridorun sonunda duran Çisem'i gördüm. Sarı dalgalı saçları normalde olduğundan daha bakımsız duruyordu. Üstelik formasını içine koymamıştı. Bu manzara iki ihtimali getirdi aklıma. Ya geç kalmıştı ya da beynini fazlasıyla yoran bir durum vardı ki beni gördüğü gibi yanıma koşmuş olmasından ikinci ihtimalin daha olası olduğunu düşündüm.

 

Gözlerinde endişe ile karışık bir heyecan vardı. Tam karşımda durduğunda kolumdan sarsarak konuşmaya başladı.

 

" HAZAN !HAZAN NERDESİN SEN ?"

 

İçime küçük bir endişe dolduğunda yutkunarak derin bir nefes verdim. Meraklı bakışlarım ondaydı ve aynı saniyelerde kalbimin gürültüsüyle karışık konuşmaya başladım.

 

" Ne oldu ? Sakin ol bir."

 

Kıkırdayarak kolumu bıraktı ve içli bir nefes verdi.

 

" Akşam Arslan bey aradı beni. Uyumlu çıkmışsın. Dünden beri sana ulaşmaya çalışıyorum. Nare'nin telefonu kapalı. Zilli Narin evde değilim diyor. Kızım uyuyamadım bile. "

 

Sesi heyecan doluydu. Onun heyecanı ve duyduğum güzel haberle yüzüme bir gülümseme yerleşti. Uyumlu çıkmış olmam daha doğrusu küçük bir kızın hayatını kurtaracak olmam beni inanılmaz mutlu etmişti. Bu mutluluk sesime de yansıdı. Ancak konuşurken bir yandan da gerçek olamayabileceği düşüncesi hakimiyet kurdu ve bunun üzüntüsünü de dillendirdim.

 

" Gerçekten mi ? Eminler mi peki bir yanlışlık olmasın?"

 

Çisem koluma girip beni merdivenlere doğru yöneltti. Onun ilerletmesiyle istemsiz olarak yürümeye başladığımda neşeli bir tınıda konuşuyordu.

 

" Herhalde kızım. Konuştum ben bugün saat onda hastanede olacağız."

 

Afallayarak durdum ve karşısına geçtim. Beni kapıya doğru ilerlettiğine göre şu an gitmekten söz ediyordu ve ben buna hazır değildim henüz. Hazır hissetmediğim için içime anlık bir telaş doldu. Bu telaş ile konuşmaya başladığımda içimde hayli fazla düşünce vardı. Neyin nasıl olacağı ve bunları ailemden nasıl gizleyeceğimi düşünürken bir yandan da konuşmaya başladım.

 

" Nasıl yani hemen şimdi mi ?"

 

Kıkırdayarak kolumdan dürttüğünde benim aksime gayet rahat görünüyordu.

 

" Ay tabii hemen. Sen sormadan ben söyleyeyim yoklama işi bende . Zilli de okulda değil. Rahatça işimizi halleder döneriz. Eh Arslan Bey bana kardeş muamelesi yaptı ama olsun. Bende seninle gelip kardeş deme lazım olur diyeceğim."

 

Küçük bir kıkırtı döküldü dudaklarımdan. Şu an şu durumda dahi erkek sevdası ağır basıyordu. Kıkırtım büyürken derin bir nefes verdim. Neyse ki yoklama derdim olmayacaktı. Nefesimi verirken yeniden yürümeye başladık. Bu esnada Çisem'e sitem ediyordum.

 

" Sen uslanmazsın baş belası."

 

Kısa konuşmamızın ardından hiç vakit kaybetmeden hızla hastaneye gittik. Çisem her fırsatı değerlendirmek için gelir gelmez Arslan Bey'i aradı. Yedinci Katta beklediklerini öğrenince asansöre bindik.

 

Asansörde kalbim ağzımda atıyordu. Açıkçası baya heyecanlıydım. Kan verirken uyumlu çıkabileceğini ve donör olabileceğimi düşünmemiştim. Bu yüzden olsa gerek korku da bedenimde hakimiyet kuruyordu. Üstelik her ne kadar devamsızlık sorun olmasa da evdekilerin durumumu fark etmesi gibi bir riskte mevcuttu. Sıkıntılı bir nefes vererek yutkunduğumda ineceğimiz kata geldiğimiz için Çisem koluma girdi.

 

Asansörden indiğimizde koridorun sonunda Arslan Bey'i gördüm. Bakışlarım o yöndeyken yanında biri olduğunu fark ettim. Ondan biraz daha uzun ve yapılı bir adamdı bu. Kim olduğunu bilmediğim için kaşlarım şüphe ile havalanırken yutkundum. O esnada Çisem kolumu sertçe sıktı. Acı ile inleyerek yüzümü buruştururken bir yandan da iniltimi sesime döktüm.

 

" Ne yapıyorsun ? Geri zekalı!"

 

Çisem tepkimi önemsemeden sırıtarak Arslan Bey'in yanındaki adamı işaret edip heyecanlı bir tınıda konuşmaya başladı.

 

" Ay Hazan ! Alparslan da burada! Şuna bak, yunan heykeli gibi!"

 

Bakışlarım yeniden o adama döndüğünde göz devirerek ona döndüm. Rezil edecekti şimdi bizi. Tek bir an bile boş durmuyor asılacak birini hep buluyordu. Kolunu sıkarak sıkıntıyla konuştuğumda yüzünü buruşturup iç çekti.

 

" Duyacaklar şimdi. Ağzını da kapat. Salyan akıyor."

 

Koluna yapışıp ilerlemeye devam ettim daha sonra. O ise hiç ses etmeden yürümeye başladı.

 

Biraz daha ilerlememizle ikisinin de bakışları bize döndü. Çok kısa bir an Çisem'in bahsettiği adamla göz göze geldik. Bakışları sanki kalbimin içine işlemişti. Öyle derin bakıyordu ki...

 

Yüzüne yerleşen tebessüme karşılık vermeden duramadım. Tebessüm ederek ona baktığım esnada Arslan Bey'in sesiyle başımı hızla o yöne çevirdim.

 

" Hoş geldiniz gençler. Bizde sizin gelmenizi bekliyorduk. Kardeşim Alparslan'la tanışın."

 

Sesi dünkünün aksine neşe doluydu. Kızının iyileşebileceği fikri onun sesine yansımıştı. Yanındaki adamı işaret ettiğinde bakışım tekrar o yöndeydi. Bu esnada Çisem hemen öne atılıp elini uzattı.

 

" Merhaba ben Çisem, çok memnun oldum. "

 

Adının Alparslan olduğunu öğrendiğim adam hiç düşünmeden kendisine uzatılan eli sıkıca kavradı. Yüzünde içten bir gülümseme hakimdi.

 

" Memnun oldum Çisem Hanım. Bende Alparslan. "

 

Ardından bakışları yeniden bana döndü. Bu noktada ne yapacağımı bilmez halde gözlerimi kaçırdım. Utanıyor muydum ? Fazlasıyla. Normalde çok çekingen biri değilimdir ama bakışlarında içimi ürperten bir şey vardı ve ben bundan hiç hoşlanmamıştım. Bakışlarımı yere çevirdim ve hayli yıpranmış olan converselerime baktım. Aklıma henüz sabah yıkadığım için kabaran dağınık saçlarım ve yorgunluktan kızaran gözlerim geldi.

 

Şu an bunları düşünmenin sırası mıydı ? Bu adam yalnızca yeğenini kurtarmak isteyen kadınla tanışmak istiyordu. Benim aklıma gelenler cidden saçmaydı ama düşünmeden de edemiyordum.

 

Düşüncelerimden Arslan Bey'in konuşmasıyla sıyrılıp bakışlarımı ona çevirdim. Yüzünde aynı güzel ve neşe dolu ifade hakimken bu ifadeye sesindeki neşe eşlik ediyordu.

 

" Alparslan seni Elif'in milyonda biriyle tanıştırayım. Hazan, kızımın mucizesi. "

 

Öne doğru bir adım atıp elini uzattı. Bu esnada kalbimin kıpırtısına engel olamadım. Biraz duraksasam da çok geçmeden bana uzattığı elini sıktım. Eli hayli soğuktu. Tenimin sıcağını dindirecek kadar soğuktu. Ürpererek yutkunduğum esnada içten gülümsemesiyle gözlerimin içine baktı.

 

" Elif'in mucizesi... Hazan .... Memnun oldum. Alparslan ben. "

 

Konuşurken elimi biraz daha sıktı. Sesinde abisi kadar belirgin olmasa da bir mutluluk vardı. Ayrıca oldukça samimi bir tınıda konuşuyordu. İçime bir heyecan çöktü ve kısa bir an dilimi yuttuğumu zannettim. Daha sonra zar zor topladığım nefesimle konuşmaya başlayarak onun sözlerine karşılık verebildim.

 

" Ben... Bende memnun oldum. "

 

Cümlemi tamamladıktan sonra elimi bırakmadığını fark edince usulca geri çekildim ve bakışlarımı yeniden kaçırdım. Bu esnada onun bakışları hâlâ bendeydi.

 

Arslan Bey öne doğru bir adım atıp konuşmasına devam etti. Bende bakışlarımı ona çevirdim. İçimdeki heyecan hız kesmeden devam ediyordu.

 

"Doktor bey sizi bekliyor. Önce donör olmanda bir sakınca olup olmadığına bakıp rıza belgesini imzalatacaklarmış. Sonra işleme alacaklar." Kısa bir an duraksayarak kaşlarının şüphe ile havalanmasına izin verdi. " Rıza demişken kaç yaşındaydın? Ailenin buraya geldiğinden haberi var mı ?"

 

Yutkunarak korkumu bastırdım. Bilmeleri benim bu hastaneden çıkamamam anlamına dahi gelebilirdi. O yüzden hiç lüzum yoktu buna. Derin bir nefes vererek konuşmaya başladığımda bilmemeleri gerektiğini en uygun şekilde dile getirecektim.

 

" Hayır bilmelerine gerek yok. Ben reşitim. "

 

Sözlerimle ikisi de kısa bir an duraksayıp birbirine baktı. Söylediğimden yanlış bir şey anlamış olacaklarını düşünüp açıklama gereği duyacaktım ki Çisem benden önce davrandı.

 

"Hazan'ın babası yurtdışında şu an o yüzden haber veremedik. Yirmi yaşında zaten . Ailesine gerek yok . Endişe edilecek bir durum yok yani."

 

Arslan bey başıyla kabulleniş gösterip gülümsediğinde derin bir nefes vererek yutkundum. Şüphe edip ailemi çağırmak istemelerinden korkmuştum kısa bir an. Neyse ki üstelememişlerdi.

 

" Peki öyle diyorsanız. Alparslan sen Mehmet'e haber ver. Bende size eşlik edeyim. "

 

Eliyle koridoru işaret ederek yürümeye başladı. Bu esnada konuşmaya devam ediyordu.

 

"Odan bu tarafta Hazan. Doktorla konuştum . Çok zor bir işlem değil ama biraz acısı oluyormuş. İstersen anestezi verebilirler. "

 

Eliyle komut verdiği yöne doğru ilerlerken sorusunu cevapladım. Anesteziyi atlatmakla uğraşmak risk almak demek olurdu. Eve vaktinde gitmem gerekiyordu ve bu riski alamazdım.

 

 

" Gerek yok. Acısı önemli değil."

 

Bakışları bana dönerken kaşları şüphe ile havalandı. Bu esnada konuşuyordu.

 

" Herhangi bir sağlık sorunun mu var ? O yüzden mi istemiyorsun ? "

 

İçtenlikle gülümseyerek reddettim onu. Bu şekilde anlaması çok normal olsa da gerekli açıklamayı yaparak merakını giderecektim.

 

" Hayır sadece... Yanlış anlamayın ama benim fazla vaktim yok . Akşama evde olmam lazım. Bu yüzden anesteziyi atlatmakla uğraşamam. İşlem ne kadar sürecek , testler falan ?"

 

Yeniden gülümseyerek onayladı beni. Fazla uzatmıyor oluşu işime gelmişti.

 

" Olabildiğince kısa sürede halletmeye çalışırız. Ailen sorunsa eğer arayıp konuşabilirim."

 

Sözlerini duymamla uzatmak yerine tam da olduğu gibi anlayarak çözümcü bir yaklaşım sergilemişti ama bunun olması felaketimdi. O yüzden düşünmeden reddettim onu.

 

" Hayır hayır. Gerek yok. O yüzden söylemedim zaten. Tuğrul yani babam sorun etmez bunu. Burada da değil şu an. Sadece akşam evde olmam gerekiyor."

 

Yalandı. Tuğrul bunu bal gibi de sorun eder sorun etmekle kalmaz sabaha kadar döverdi. Ayrıca yurt dışında falan olduğu da yoktu. Akşam sekiz gibi evde olurdu. Ondan önce evde olmam şarttı. O yüzdendi bu ısrarım. Hem şüphe etmemesini hem de evdekilerin olayı anlamamasını sağlamak istiyordum.

 

O ise aynı gülümsemesini sürdürerek karşılık verdi sözlerime.

 

" Merak etmeyin işlem kısa sürecek . Hava kararmadan bitmiş olur. Bu arada Elif seni çok sevmiş. Uyumlu olduğunu duyunca çok sevindi. İşlemden önce onunla konuşmak ister misin ? "

 

Gülümserken Çisem'e baktım. O da hayli mutlu görünüyordu. Elif inanılmaz tatlı bir çocuktu ve onunla konuşmak ikimize de iyi gelecekti. Fakat içimde ufak bir merak vardı. Bunu da dillendirdiğimde içimde heyecan beliriyordu.

 

" Tabii çok isterim. Bizde onu çok sevdik. Tam olarak ne zaman iyileşecek ? "

 

" Nakilden sonra on beş gün bekleyeceğiz. Her şey yolunda giderse eğer ortalama üç ayda iyileşmiş olacak . Gerçekten nasıl teşekkür edeceğimi bilemiyorum bana dünyaları bahşettin. "

 

Sözlerini tamamlarken bir odanın önünde durup kapıyı bizim için açtı. Bakışlarım odaya döndüğünde sevinç dolu bir tınıda konuşmaya devam ediyordu.

 

" Sana özel olarak hazırlandı. Bir ihtiyacınız olursa Alparslan birazdan gelecek. Testler yapılırken ben Elif'in yanında olacağım . Operasyondan önce gelirim. Tekrardan çok teşekkür ederim. "

 

Sesindeki minnet mahcup bir tınıya bürünmeme neden olsa da bunu görmezden gelmeye çalışarak tamamladım cümlelerimi.

 

"Rica ederim. Ben sadece küçük bir kızın hayatını kurtarmak istedim. Kim olsa aynısını yapardı."

 

Konuşmamızın ardından o gitti ve biz Çisem ile odaya geçtik. Daha sonra odaya biraz göz gezdirdim. Oldukça geniş, bir hastane odasına göre ise fazla lükstü. Hasta yatağının yanında uzun bir masa üzerindeyse çeşit çeşit ikramlıklar vardı. odanın sol tarafında banyo olduğunu düşündüğüm bir kapı vardı. kapıyla yatak arasındaki köşede ise geniş bir kanepe bulunuyordu. Üstünde büyük bir paket vardı. Yaklaşıp paketi incelediğimde lüks bir iç giyim mağazasının paketi olduğunu fark ettim. Çisem de merak etmiş olacak ki yanıma geldi.

 

" Açsana! "

 

Sesine karşın bakışlarımı ona çevirdim ancak böyle bir niyetim yoktu. Odayı bana ayarlamış olmaları odadaki her şeye bakabileceğim anlamına gelmez diye düşünmüştüm çünkü. Bunu sesli bir şekilde dile getirdiğimde Çisem'in bakışları sürüyordu.

 

" Olmaz ayıp olur."

 

Göz devirerek sıkıntılı bir nefes verdi.

 

"Sana almışlar bence. Kendi özel eşyalarının burada işi ne ? "

 

Kısa bir bakışma yaşadık sözleriyle. Daha sonra ona hak verdim. Derin bir nefes vererek paketi yırtmamaya özen gösterip açtım. Paketin içinden bebe mavisi bir pijama takımı, krem rengi ince bir hırka , beyaz iç çamaşırı takımı ,çorap , terlik ve cilt ve saç için oluşturulmuş iki set çıktı. Hazırlıksız geleceğimi düşünerek bunları almış olmalılar diye düşündüm.

 

Bu ince düşünce karşısında yumuşacık olurken tebessüm ettim. Gerçekten de hiçbir hazırlık yapmadan formamla gelmiştim buraya.

 

Yine de iki erkeğin bunları düşünmüş olması dahası iç çamaşırına kadar alması tuhaftı. Umarım bunları bir asistanlarına falan aldırmışlardır diye düşündüm. Daha sonra eşyaları yeniden özenle paketin içine yerleştirdim. Gerek yoktu böyle bir inceliğe. Zaten küçük bir operasyon olacağını biliyordum. Daha önce merak edip araştırmıştım. Bu aldıklarını kullanmama gerek olmadığı için böyle bir şey yapmıştım.

 

Çisem ise bu yaptığıma göz devirip sıkıntılı bir nefes vererek karşılık verdi. Konuşmaya başladığında sesinde sitem yankı buluyordu.

 

" Niye koydun ? Ne güzel düşünmüşler. Lazım olur o şimdi. Giy hadi."

 

Bu kez göz deviren ben olmuştum. Operasyona bile alınmamıştım henüz.

 

" Saçmalama Çisem. Hem bu öyle bir operasyon değil ki lazım olsun. Belimi açıp iğneyle iliği alacaklar o kadar. Gerek yok bunlara."

 

Cümlemi tamamladığım esnada kapı açıldı. İkimizin de bakışları o yöne döndüğünde bakışlarım kısa süre önce denk düştüğüm yeşil gözlere takıldı. Alparslan buradaydı.

 

İlk görüşümde yaşadığım tuhaf heyecan yüzünden onu yeterince inceleyemediğim için kısa bir an bakışlarımla süzdüm.

 

Boyu oldukça uzundu. Üzerinde bulunan siyah tişörtten kol kasları fazlasıyla belli oluyordu. Yapılıydı. Hafif yanık teni, siyah saçları, belirgin çene hatları ve yemyeşil gözleriyle o gerçekten muazzamdı. İlk defa bir erkeğe bakarken Çisem'e hak verdim. Cidden yunan heykeli gibiydi. Onu incelemeye devam ettikçe heykel niyetine karşıma koyup sabaha kadar gözlerini incelemek istedim.

 

Kapıyı kapatıp bana doğru adımlamaya başladı. Yüzünde yine içten bir gülümseme vardı. Bu içtenlik sesine de yansıdı.

 

" Doktor birazdan gelir. Bir ihtiyacınız var mı ? "

 

Minik bir tebessüm ettim. Zarif bir adama benziyordu.

 

"Hayır yok. Teşekkür ederiz."

 

Sözlerime karşın başıyla kabulleniş gösterdi ve bakışlarını benden çekmeden kanepeye kuruldu. Bu hareketi ile kendimi inanılmaza rahatsız hissettim. Gözleri gözlerimden milim ayrılmıyordu. Az önce karşıma alıp sabaha kadar izlemek istememişim gibi şimdi çıkıp gitmesini istiyordum. Bakışları içimde bir ürperti uyandırıyordu çünkü.

 

Bakışlarımı bu kez yavaşça Çisem'e çevirdim. Anında göz göze geldik. Sanırım Alparslan'ın bu bakışını ve hareketini o da beklemiyordu. Tuhaf olansa hâlâ onunla konuşmaya çalışmamış olmasıydı.

 

Ben Çisem ile göz gözeyken Alparslan ellerini önünde birleştirip arkasına yaslandı. Bakışlarını bir an olsun gözlerimden çekmiyordu. İçli bir nefes vererek konuşmaya başladığındaysa bakışlarım ona döndü.

 

"Arkadaşın yirmi yaşında olduğunu söyledi ama hala liselisin. "

 

Sözleriyle birlikte yüzüne sorgular bir ifade yerleştirdi. Görünen o ki beni tanımak istiyordu ya da sadece vakit geçirmeye çalışıyordu. Amacını çözemesem de sorgulayan cümlesine cevap niteliğinde kısa bir cümle kurdum.

 

" Geç yazıldım."

 

Başıyla anladığını belirterek bakışlarını yanında bulunan pakete çevirdi. Bende bu esnada yutkunarak içli bir nefes verdim. Onun gözlerinde içimi huylandıran bir şey vardı ve bu şey kalbimi ağrıtmaya başlamıştı. Bakışlarını yeniden bana çevirerek sorgular bir ifade takındığında konuşmaya başladı.

 

" Açmamışsın. Filiz abla yani Elif'in dadısı senin için aldı. Operasyon sonrası ihtiyacın olabilir. "

 

Gözlerimle onu onayladığımda rahat bir nefes verdim. Paketi bir kadının hazırlamış olması içimi rahatlatmıştı. Ardından sözlerine vereceğim cevabı düşündüm. Bakışlarım yanıma döndüğünde gördüğüm yüzle gülümseyerek cevabımı hazırlayıp yeniden ona döndüm.

 

" Aslında Çisem merak edip açtı. Nazik düşünceniz için teşekkür ederim ama ihtiyacım olacağını sanmıyorum. Zaten küçük bir operasyon . Sonrasında da eve gideceğim . Yani gerek yok."

 

Küçük bir yalandan bir şey olmazdı. Paketi açtım ama geri koydum diyemeyeceğim için arkadaşımı kurban seçmiştim. Çisem'in ters bakışlarını görmezden gelerek önüme döndüm. Bunun hesabını bana sonra soracağını bildiğim için tehdit içeren bakışlarını görmemek için direniş gösterdim.

 

Ancak Alparslan hâlâ bana bakıyordu. Açıkçası bu kadarı rahatsız ediciydi. Dakikalardır bakışlarını üzerimden tek bir an için bile çekmemişti. Rahatsız hissimin etkisiyle içli bir nefes verdiğim esnada kapı açıldı ve doktor olduğunu düşündüğüm beyaz önlüklü bir adamla beraberinde iki hemşire odaya girdi. Doktor kısaca prosedürden bahsedip operasyonu anlattı. Ardından gerekli olan testleri tamamladılar. Bu süreçte Alparslan bir an bile yanımızdan ayrılmadı ve tabii ki bakışlarını da asla üzerimden çekmedi.

 

Bütün hepsi bittiğinde kapı yeniden açıldı. Geleni görmek için başımı hafifçe yana çevirdiğimde minik elleriyle babasına sıkıca tutunmuş Elif' i gördüm. Üzerinde mavi bir hastane önlüğü ve kırmızı yelek vardı. Başındaki bone ve yüzündeki maske takımdı. İkisinde de Çilek Kız baskısı vardı. Bakışlarım Arslan Bey'e kaydığında ise elinde tuttuğu buketi fark ettim.

 

Mor lale. Lalelerin arasında ise özenle yerleştirilmiş gene mor olan bir şakayık. İnanılmaz güzel görünüyordu bu buket. Gülümsedim. çok ince düşünceli insanlardı ikisi de. Bu kadar zarif oldukları için olsa gerek kendimi huzurlu hissediyordum. Bu huzura pek tabii bir çocuğa yardım ediyor oluşumun da etkisi olmuştu.

 

Arslan Bey bakışlarımı fark etmiş olacak ki boğazını temizleyip buketi Elif' e uzattı. Elif ise sorgulamadan sarmaladı buketi. Ardından bakışlarımız kesişti.

 

Ela gözleri büyük bir parıltıyla bana bakarken en içten gülümsememi yerleştirdim yüzüme. Bana doğru bir adım attığında sindiğim köşeden sıyrılıp yanına ilerledim.

 

Yaklaşmamla iki eliyle sıkıca kavradığı buketi bana doğru uzattı. Bu esnada şirin sesi kulaklarımı dolduruyordu.

 

" Ben... Annemin en sevdiği çiçek laleymiş. O yüzden sana lale getirdim. Hem de mor. En güzel renkte en güzel çiçekler..."

 

Dizimi kırıp ona biraz daha yaklaştım. Yüzümde engel olamadığım bir gülümseme vardı. Çiçekleri elinden alıp kokladım önce. Gülerek beni izlediğini fark edince de gülüşümün tüm yüzüme yayılmasına izin verdim. Sevincimi sesime yansıttığımda ise tatlı bakışları daha da bir tatlandı. Ona onu mutlu edecek bir dizi bahane sıralayacaktım şimdi. Sesim sadece sevincimi değil bunu da yansıtacaktı.

 

" Bunlar çok güzeller Elif . Çok teşekkür ederim. Bende çok severim laleleri. En çokta mor olanlarını. "

 

Aslında en sevdiğim renk kırmızıydı ama artık mor olmasında hiçbir sakınca yoktu. Onun gözlerindeki parıltı en sevdiğim rengi mor yapmak için yeterli bir sebepti. Neşeli çıkan sesim onu daha da mutlu etmişti .Ellerini birbirine vurarak sevincini gösterdi.

 

" Gerçekten mi? Baba duydun mu ? Hazan abla mor lale seviyormuş. "

 

Arslan bey iki adım atıp Elif' in arkasına geçti. Aynı saniyelerde bende bulunduğum yerden doğruldum. Bakışlarımız saniyelik kesiştiğinde o da gülümsüyordu. Şefkat dolu sesi etrafa yayıldığında Elif başını çevirerek büyük bir sevgi ile babasına baktı.

 

" Duydum balım. "

 

Babasının sözlerinin ardından bakışımı Elif'e çevirdim. Göz göze geldiğimizde elimi ona doğru uzattım. Hastaydı ve daha fazla ayakta kalmaması iyi olacaktı.

 

" Gel hadi oturalım. "

 

Küçük soğuk elleri sıkıca elimi kavradığında yatağa ilerlettim onu. Oturması için yardımcı olduktan sonra yanına kuruldum. O ise oturur oturmaz güzel gözleriyle beni izleyerek konuşmaya başladı.

 

" Babam dedi ki : Benim içimdeki bowserlerin Super Mario'su sendeymiş! "

 

Meraklı ve sevinç dolu ses tonu küçük bir kıkırtı döktü dudaklarımdan. Bahsettiği karakterleri bildiğim için oyununa hemen ortaklık ettim. Anladığım kadarıyla bu donör olma işini ona bu şekilde izah etmişlerdi. Bowser kötü karakterken Süper Mario onunla savaşan iyi karakterdi. Bakıldığında gayet mantıklı bir izah olmuştu.

 

" Öyleymiş güzelim. Ben Super Mario'mu sana vereceğim ; Kötülerle savaşması için. Sende iyileşeceksin. "

 

Ellerini neşeyle birbirine vurdu. Ben ise neşeli haline gülmeden duramadım. Onun bu haline gülerken Çisem'e bakmak istedim. Epeydir sesi çıkmıyordu. Bu sebeple başımı yan çevirdiğim an bakışlarım Alparslan'ın yeşil gözlerine denk düştü. Gözleri kısıktı ve tebessüm ederek bizi izliyordu. İçimi değişik bir his kapladığında onu görmezden gelmeye çalışarak bakışımı Çisem'e çevirdim. O ise masada bulunan dosyayı inceliyordu. İçli bir nefes vererek yeniden önüme döndüm sonra.

 

Bakışlarım bu kez Elif'in bakışlarına denk düştü. Bir manzarayı seyreder gibi saçlarıma bakıyordu. İçimde buruk bir his oluştu. Tedavinin işe yaraması halinde çıkacak olan saçlarını düşündüm. Bonesinin yerinde saçlarını hayal ettim. Hayranlıkla o güzel yüzüne daldım.

 

Henüz beş yaşındaydı. Doğarken Annesini yitirmiş. Yetmezmiş gibi küçücük yaşında kanserin yükü binmiş omuzlarına. Parkta koşup oynaması gereken yaşında hastanelerdeydi. Hayat bazen çok acımasızdı. Aslında bazen değil, hep acımasızdı. Hayatın küçücük bir çocuğa dahi acıması yoktu.

 

Onun bu halini izlemeye devam ettikçe aklıma çoktandır kalbimin en ücra köşesinde hayalim olan o kız çocuğu geldi. Benim kızım geldi. Olur da anne olmak nasip olursa bana evladım benden mahrum kalmasın diye bir dilekte bulundum içimden. Annesiz büyümesin istedim. Elif'e baktığımda gördüğüm , hissettiğim acıyı o bilmesin diye dua ettim ve en önemlisi annesi olmasa da ona sahip çıkan seven koruyan bir babası olsun istedim. Annesiz olmak zor ama hem annesiz hem babasız olmak daha zor. Bütün hayatım bu iki acı ile kavrularak geçtiği için bunun bilincinde olarak tamamladım dileğimi.

 

Daha sonra içli bir nefes vererek sıyrıldım bu düşüncelerden.

 

Gözlerimi yeniden Elif' e çevirdiğimde gülümseyerek bana bakmaya devam ettiğini fark ettim. Aynı saniyelerde yüzümde oluşan gülümsemeyle küçük ellerini tuttum. Onu biraz olsun mutlu etmek için içimde bir dizi düşünce belirleyip bunları zihnimde ve dilimde dillendirdim.

 

" Biliyor musun? Çocukken en sevdiğim çizgi film karakteri Çilek Kız 'dı. "

 

Sevinçle öne atılarak ellerini birbirine vurduğunda kıkırtıyla karışık bir kahkaha attı.

 

" BENİMDE! Çok tatlış değil mi ? Böyle pespembe saçları var." Bakışlarını Arslan Bey'e çevirerek hevesle konuşmaya devam etti. " Aaa! Baba sen Hazan ablaya bana aldığın pembe saçları gösterdin mi ? " Daha sonra içli bir nefes verip tamamladı konuşmasını. "Keşke yanımda olsaydı."

 

Eğlenir bir tonda konuşması neşemi artırırken babasını işaret etmesiyle bakışlarım Arslan Bey'e kaydı. Kısa göz temasımızda onun da kızının halinden oldukça memnun olduğunu gördüm. Ardından gülüşümü büyüterek onu mutlu etmeye devam etmek adına konuşmamı sürdürdüm.

 

" Baban göstermedi ama tüm bunlar bittiğinde pembe saçlarınla lunaparka gitmeye ne dersin ?"

 

Onu mutlu edebilmek için gerekirse evden kaçabilirdim. O yüzden bu sözü çok rahat bir şekilde verdim.

 

O ise hevesle ağzını açtığı esnada aklına bir şey gelmiş gibi sustu. Ardından bakışlarını babasına çevirdi. Bende yeniden Arslan Bey'e baktım. Yüzünde büyük bir gülümseme oluştu ve başını hafifçe aşağı yukarı salladı.

 

Sanırım bu gidebilirsin demekti. Elif'in önce babasına sormuş olması içimde bir yerlerde güzel hisler uyandırırken onun ne kadar güzel yetiştirildiğini düşündüm.

 

Elif ise ellerini birbirine vurup bana sarılarak gösterdi sevincini. Kollarımı ona doladığımda sevincini sesine yansıtmaya devam ediyordu.

 

" YAŞASIN! Hemen gidelim hemen ! Böcüş saçlarımı getirir misin ? Şimdi gidelim. "

 

Elif'in baktığı yöne döndüğümde Böcüş'ün Alparslan olduğunu fark ettim. Gülmemek için birbirine bastırdığım dudaklarımdan istemsizce bir mırıltı koptu.

 

Kısa bir an gözlerimiz kesişti ama Alparslan gülüşümü görmezden gelerek Elif' in sorusunu yanıtladı.

 

" Şimdi olmaz Bal Arısı. Bugün Süper Mario'nun zafer günü unuttun mu ? "

 

Elif içli bir nefes vererek konuşmaya başladı. Sesindeki neşe hüküm sürmeye devam ediyordu.

 

" Aa unuttum ! O zaman yarın gidelim Böcüş. Birlikte atlı karıncaya binelim. Hazan abla da gelsin. "

 

Bu kez derin bir nefes vererek Arslan Bey dahil oldu sohbete. Ben ise onların konuşmasına dahil olmadan yalnızca dinlemekle meşguldüm.

 

" Balım. Önce Mario' yu bekleyelim olur mu ? "

 

Elif bu kez sıkıntılı bir nefes vererek ellerini önünde birleştirdi.

 

" Ne zaman bitecek ? "

 

Arslan bey onun bu halini görerek öne atılıp saçını okşadı. Bu esnada güzel bir tonda konuşuyordu.

 

" Az kaldı güzel kızım. Çok az kaldı. "

 

Elif'in bakışları yeniden beni bulduğunda daha sakin çıkan sesi biraz hüzne boğuktu. Anladığım kadarıyla o bu durumdan hayli sıkılmıştı. Haklıydı da. Bir çocuğa göre çok ağırdı verdiği sınav. Kaldıramıyor oluşunda çok haklıydı.

 

" Lunapark'a gitmek için biraz bekler misin ? Mario'nun da gelmesi gerekiyormuş. "

 

Yüzüme en içten gülümsememi yerleştirdiğimde bir elimle elini tutarak gülüşümü sürdürdüm. Daha fazla üzülmemesi için bunu sorun etmediğimi göstermeye çalışıyordum.

 

" Tabii beklerim. Sen ne zaman istersen o zaman gideriz. Atlı karıncaya da bineriz. "

 

 

 

Kabulleniş gösterdikten sonra bir süre daha beni sevimli sesi ile mutlu etti. Daha sonra ise Elif uyuyakaldı. Bu esnada Arslan Bey'le olanları detaylı konuşma fırsatı edindik.

 

Söylediğine göre Elif'in durumu cidden ağırmış. Onun gözlerinin önünde ölüme yürüyüşünü seyrettiklerini ellerinden hiçbir şey gelmediğini anlattı. Tam bütün umutları tükenmişken tesadüfen karşılarına çıktım ve Elif'in umuduna ışık oldum. Bu onlar için tahmin ettiğimden çok daha fazlasıydı.

 

Teşekkür mahiyetinde ise benim adıma Lösev'e çok yüklü bir miktarda bağışta bulunmuşlar. Belgeyi bana uzattığındaki mutluluğumu kelimelere dökemiyorum. O kadar ince düşünülerek yapılmış bir hareketti ki küçük çaplı bir şok yaşadım ve nutkum tutuldu. Böylesine zarif bir hareket ile bana teşekkür etmeleri beni hiç olmadığım kadar çok mutlu etmişti. Üstelik Arslan bey bundan sonra ona bir can borcum olduğu için her derdimde yanımda olacağının artık bir abim olduğunun teminatını vermişti. Bunları duymakta her ne kadar ondan herhangi bir şey istemeyecekte olsam güzel hissettirmişti.

 

Nihayet operasyona alındığımda canım tahmin ettiğimden daha çok acımıştı. Fazla belli etmemeye çalışsam da yürümekte güçlük çekiyordum. Odada Çisem'in yardımıyla giyindikten sonra çıkmak için hazırlanmaya başladık. Saat beşe geliyordu. Nare çoktan eve gitmişti. Ben gidene dek Şevval'i oyalayacaktı.

 

İçli bir nefes verdiğim esnada Çisem'in yardımıyla ayakkabımı giyinirken kapı çalındı. Zar zor çıkan sesimle gelmesini söyledim. Arslan ve Alparslan birlikte içeri geldiğinde Çisem yerden doğrulup yanıma kuruldu. Arslan bey ise içten bir gülümsemeyle konuşmaya başladı.

 

" Sana nasıl teşekkür edeceğimi bilemiyorum. Kızımın hayatını kurtardın. Artık sana bir can borcum var. Bunda sonra her türlü desteğe hazırım. Başın sıkıştığında bir şeye ihtiyacın olduğunda çekinmeden ara."

 

 

 

Yüzüme güçlükle yerleştirdiğim gülümseme ve hırıltılı çıkan sesimle teşekkür ettim. Daha fazlasını söylemeye mecalim yoktu. Çok fazla ağrım vardı ve halsizdim. Bu sebepten yutkunarak gitmek için bir hamlede bulundum. Bu hamlem sözlerime sığınışımda saklıydı.

 

" Başka bir şey yoksa biz artık gidelim."

 

Arslan bey gülümseyerek başıyla kabulleniş gösterip bir adım geriledi. Arkasında duran Alparslan'ı işaret ettiğinde o da aynı gülüşle bana bakıyordu.

 

"Tabii Alparslan sizi bıraksın."

 

Alparslan öne atılarak gülüşünü büyüttü. Boğazını temizlerken konuşmaya başlamıştı bile.

 

" Bırakırım. Hazırsanız çıkalım."

 

Aslında eve bırakması hiç fena olmazdı ama Tuğrul ya da bir başkası görmesin diye reddedecektim bu teklifi. Reddetmek için ağzımı araladığım esnada Çisem sabahtan beri konuşmamasının acısını son dakika çıkararak öne atıldı.

 

" Çok teşekkür ederiz. Hazan yorgun zaten taksiyle uğraşmayalım hiç."

 

Ona bakarak göz devirsem de artık çok geçti. Neden göz devirdiğimi anlayarak omuz silkti. Ardından koluma girip doğrulmama yardımcı oldu.

 

Arslan bey ilik Elif'e bugün nakledileceği için hastanede kalacaktı. Alparslan da bizi bıraktıktan sonra geri dönecekmiş.

 

Arslan bey ile vedalaşıp odadan ayrılarak asansöre doğru ilerlemeye başladık. Bu esnada Çisem tüm gün susmuş olmasının acısını çıkarırcasına konuşuyordu.

 

" Bu hastane sizinmiş. Ben baya beğendim. E artık tanışıyoruz da. Sık sık geliriz buraya. Değil mi Hazan?"

 

Alparslan kıkırtı ile karışık bir mırıldanma ile yanıtladı sözlerini. Çisem baş belası haline bürünmüştü bile. Ben sözlerini duymamaya çalışarak ilerliyordum bu yüzden. Saçmalıyordu çünkü.

 

" Allah düşürmesin. Yani siz yine lazım olursa gelin de... Boğazda bir mekanımız var. Orada ağırlamak isteriz sizi."

 

Çisem sevinçle öne atılarak Alparslan'ın sözlerini yanıtladı.

 

" Ay çok güzel olur !Hem daha yakından tanışmış oluruz."

 

Şu cümlesinin ardından Çisem'i bu halde bile dövmemek için kendimi çok zor tuttum. Yer zaman tanımadığı gibi halden de anlamıyordu bu kız. Ben burada zar zor yürüyordum. O birilerini etkilemenin peşindeydi. Onun yerine utanarak sıkıntılı bir nefes verdim. Alparslan da Çisem'in sözlerine anlam verememiş olacak ki sessiz kalmakla yetindi. Nihayet otoparka geldiğimizde Alparslan siyah lüks bir arabanın önünde durarak kapıyı bizim için açtı. Binmem için öne atılarak yardım ettiğinde Çisem de diğer kapıdan binerek yanıma kuruldu. Alparslan da şoför koltuğuna kurulduğunda arabayı çalıştırarak ilerlemeye başladı.

 

Arabanın içi çok yoğun bir şekilde parfüm kokuyordu. Sevmiştim ama bu kokuyu. Normalde de erkek parfümü koklamayı çok severim ve bu koku da hayli güzeldi. Ben kokuyu içime çekerek gözlerimi kapatırken Çisem yeniden konuşmaya başladı. Derin ve sıkıntılı bir nefes vererek dişlerimi sıktım. Dur durak bilmiyordu yine. Yeni birini bulmak için asla vakit kaybetmiyordu.

 

"Arabanız da çok güzelmiş . G class benim en sevdiğim arabadır. Üç ay sonra on sekiz oluyorum. Babam hediye olarak araba alacak ama bu arabanın bana uygun olmadığını söyledi. Kullanması zor mu ?"

 

Cidden delirmeme ramak kaldı. Bir araba muhabbeti yapmadığın kalmıştı zaten Çisem. Bir bu eksikti şu an. Alparslan sıkıntılı bir nefes vererek konuşmaya başladığında yutkunarak göz devirdim .

 

" Çok zor değil . Sürmesi kolay ama acemi şoförler için uygun olmaz. "

 

Gözünü yoldan ayırmadan konuşuyordu. Anlaşılan Çisem'in boş konuşmasından rahatsız olan tek ben değilim. Sözlerinin ardından dikiz aynasından gözlerime bakarak konuşmaya devam etti.

 

" Eviniz ne taraftaydı ?"

 

Sorgular ifadesine gülümseyerek yanıt verdiğim esnada ağzım aralandı ancak Çisem benden önce davranarak cevabı ikimizin adına verdi.

 

" Ben başakşehir. Hazan da Arnavutköy'de oturuyor. Çok uzak değil yani. Sizin eviniz neredeydi ?"

 

Derin bir nefes verip önüne döndü. Bu esnada sesi hayli keyifsiz geliyordu.

 

" İstinye "

 

Çisem gülümseyerek mırıldanmaya devam ettiğinde şansını zorluyordu.

 

" Ben çok severim İstinye'yi .Güzel semt. Boğazdadır kesin eviniz . Ee malum hastaneniz falan var."

 

Daha fazla dayanamayıp sesimi iyice kısarak konuşmak için ona doğru yaklaştım. Durması gereken yeri çoktan aşmıştı ve saçmalaması ile ikimizi de rezil ediyordu.

 

" Sus artık. Elimin tersindesin."

 

Çisem omuz silkerek önüne döndü. Bu esnada Alparslan duymuş olacak ki dudaklarını birbirine bastırdı. Gülmemek için çaba gösterdiği fazlasıyla belli oluyordu.

 

Yolun geri kalanında Çisem zor da olsa susmayı başarmıştı. Ardından çok geçmeden Çisem'in evine ulaştık. Kısa bir veda faslından sonra Çisem'i bırakarak yola devam ettik.

 

Bu esnada ben belli etmeden onu izlemek istedim. Çisem gibi konuşabilmek için şekilden şekle girecek halim yoktu. Gerçi bunun için isteğim ya da enerjim de yoktu.

 

Yan profilden de bayağı iyi duruyordu. Damarlı elleri, ince uzun parmakları...

 

Bu bende huydur. Karşımdaki insanı fırsatım olursa kusur bulana dek incelerim . Ancak Alparslan cidden kusursuzdu. Uzun incelememin ardından yeşil gözlerine bakabilmek için aynaya baktım. Tam bu esnada göz göze geldik. Minik bir tebessüm etti yine.

 

Ardından yumuşak bir tonda konuşmaya başladı.

 

"Ağrın var mı ? "

 

Gülümseyerek yanıtladım onu. İyiydim genel olarak. Biraz sızım vardı yalnızca.

 

" Yok gayet iyiyim."

 

Başıyla onaylarken bakışlarını bu kez yola çevirse de bir gözünü üzerimde tutmaya devam etti.

 

" Doktor bir ağrı kesici yazdı. İlk birkaç gün ağrın olabilirmiş. Bol bol dinlen. Yarın zaten hafta sonu. Okul yoktur. Kendini yormamaya çalış."

 

Söylediklerine başımı sallayarak cevap verdim. Konuşmaya halim olmadığından değil o gözlerimin içine bakarken değişik bir his kapladı içimi. Hipnoz olmuş bir şekilde dinledim.

 

Ortamda kısa bir sessizlik oluştuktan sonra kırmızı ışığa denk geldiğimiz için yavaşça frene bastı ve torpidoya uzandı. Bu esnada torpidodan beyaz bir poşet çıkardı.

 

Başını hafifçe arkaya çevirdiğinde poşeti bana uzatıyordu. Konuşmaya başladığında bakışları gözlerimdeydi.

 

" Ağrı kesicini sen giyinirken aldım. Ha bu arada kan tahlilinin sonucuna göre bazı vitaminlerin düşük çıkmış. Doktor onun için de takviye yazdı. Hepsi bu poşette."

 

Uzattığı poşeti aldığımda mahcup bir şekilde döndüm önüme. Bunları düşünmüş olması bile çok güzelken bana takviye dahi almıştı. Gülümseyerek yeniden ona döndüğümde yutkunup mahcubiyetimi sesime döktüm.

 

" Bu kadarına hiç gerek yoktu."

 

Başıyla beni reddederek gözlerimin içine bakmayı sürdürdü.

 

" Olmaz olur mu ? Elif'in hayatını kurtardın. Dünyaları önüne sersek az gelir. Elif demişken... Seni cidden çok sevmiş. Kolay kolay kimseyi sevmez. İçine kapanık bir çocuktur. "

 

Gülümseyerek mırıldandım. Bende onu çok sevmiştim. onda beni kendisine çeken güzel bir his vardı. Bu hissi sözlerime de döktüğümde bir gözüm ışıklardaydı.

 

" Bende onu çok sevdim. Çok tatlı bir çocuk. "

 

Kıkırdayarak önüne döndüğünde yeşil ışık yandığında hafifçe gaza yüklendi. Bu esnada konuşuyordu.

 

" Öyledir benim Bal Arım."

 

Derin bir nefes vererek aklımdaki soruyu sormaya karar verdim. Kendimce bir tahmin yürütsem de Elif'i daha yakından tanıyıp anlayabilmek adına ondan bunu öğrenebilmeyi istiyordum şu an. Sorumu dilime döktüm bu yüzden.

 

" Özel değilse ben bir şey sormak istiyorum. "

 

Dikiz aynasından göz teması kurarak konuştu. Bakışlarında merak gizliydi.

 

" Tabii. Dinliyorum."

 

İçli bir nefes vererek dudağımı yaladım. Bu esnada konuşmaya başladım.

 

" Mario' nun hikayesi ne ? Yani Elif Mario' nun bende olduğunu ve savaşacağını sanıyor. Belli ki hastalığını böyle anlattınız . Yaratıcı ve onda travma bırakmayacaktır. "

 

Sorumu sorarken bir yandan da kendi yorumumu katarak bu soruyu daha normal hale getirmeye çalıştım. Alparslan ise yorumumu başıyla onaylayarak içtenlikle konuşmaya başladı.

 

" Etkilenmemesi için öyle bir kılıf uydurduk. Elif çizgi film izlemeyi , oyun oynamayı çok sever. Biraz bunu kullandık aslında. Hastalığı bowser. Onu iyileştirecek olansa Mario. Bowser'ı saç düşmanı olarak biliyor. Hastalığı boyunca onu en çok etkileyen saçlarının dökülmesi oldu. O yüzden saç düşmanı diyor ona. Mario ise saçlarını ona geri verecek. Sana Süper Mario sendeymiş derken bunu kast ediyordu. "

 

Elif'in ilk karşılaşmamızda ' Saçların ne güzeller ' demesi bu yüzden çok manidardı. O anları hatırladığımda içimde bir hüzün oluştu. Yutkunamadım. Bugün de saçlarıma baktı uzun uzun. Belki de çocuk aklıyla saçlarımı ona vereceğimi o şekilde iyileşeceğini düşünüyor. Bunları düşünürken kısa bir an boşluğa daldım. Bakışlarına denk düşerek toparlandığımda sıkıntılı bir nefes vererek içimden geçenleri ona söylemek istedim.

 

" Bu çok, çok üzücü bir durum. Yani bu şekilde anlatmaya mecbur kalmanız, Elif'in buna inanması... Ne diyeceğimi bilemiyorum. "

 

Başını olumlu anlamda sallarken sıkıntılı bir nefes verdi.

 

" Çok tuhaf geliyor değil mi ? Küçücük bir çocuğun kanseri oyun sanması . Başta bende zorlandım. Kabullenmem zaman aldı. "

 

Anlayamasam da ona hak verdim. Küçücük bir çocuğun ölümle mücadele etmesi aklın almasını zorlayacak türden bir olaydı.

 

" Öyle. İnanması güç. Bu yaşında böyle bir yüke göğüs germesi üstelik bunu oyun sanıyorken yapması..." Sıkıntılı bir nefes vererek tamamladım cümlemi. " O çok güçlü. "

 

Sıkıntılı bir nefes daha verdiğinde bir elini hafif açtığı camdan dışarı sarkıtarak konuşmaya başladı.

 

" Öyle. Her gece onun yükünü alabilmeyi diliyorum ama çok şükür artık buna gerek kalmadı. "

 

Yüzümde bir gülümseme oluştu. Benim sayemde olmuştu bu. Ben onun bu yükten kurtulmasına sebep olarak yaşama tutunmasına sebep olmuştum. Şu berbat hayatımda ilk defa bir işe yaramıştım belki de. Küçük bir kızın hayatını kurtarmıştım ben. Küçücük bir cana can olmuştum. Gülüşümü büyüterek bunu sesime de yansıttım.

 

" Evet. Elif artık saçlarına kavuşacak. "

 

O da aynı gülüşle beni yanıtladığında sesi umut doluydu.

 

" İnşallah. Az kaldı. Çok az kaldı. "

 

Sözlerini bana değil de kendine söylüyor gibiydi. Geçip biteceğini tekrarlar gibi. Kötü günler geride kaldı der gibi. Daha sonra dikiz aynasından bana bakarak gülümsedi. Bu esnada güzel bir tınıda konuşuyordu.

 

"Ara sıra onu görmeye gelirsen bizi çok memnun edersin."

 

Bende gülümseyerek yanıtladım onu. Fırsat elde etmeye çalışacaktım bunun için. Gelmek için her yolu denemeye hem içimde kendime hem dışımda ona söz verdim.

 

"Tabii seve seve gelirim. Zaten lunapark için sözleştik. "

 

Küçük bir kıkırtı ile karşılık verdiğinde bakışları gözlerimdeydi.

 

"Güzel. Çok güzel. O zaman ben senin numaranı alayım. Haberleşiriz."

 

Sıkıntılı bir nefes vererek kaçırdım gözlerimi. Bu detaydan haberi olmadığı için numaramı istiyordu. Ona bir açıklama yapmam gerektiği için yeniden gözlerine bakarak konuşmaya başladım.

 

" Telefonum yok. Elif müsait olduğunda Çisem'i arayabilirsiniz. Arslan Bey'de numarası var."

 

Belli etmemeye çalışsa da telefonum olmamasına şaşırmış gibiydi. Bu şaşkınlığı görmezden gelmeye çalıştığımda hafifçe başını eğerek kabulleniş gösterdi.

 

" Tamamdır. Nasıl istersen."

 

Numaramı vermek istemediğimi düşünmüş olabilirdi ama bunun için herhangi bir açıklamam yoktu. Ne diyecektim ki ? Tuğrul' un bana bir telefon bile almadığını mı?

 

Araba ilerlemeye devam ederken evin olduğu mahalleye yaklaşmamızla yolu tarif ettim. O ise meraklı bir tınıda konuşuyordu.

 

" Bu son yılın değil mi ? Arkadaşın asansörde söyledi de... Oradan duydum."

 

Göz devirerek sıkıntılı bir nefes verdim. Bu cümleyi kurarken dahi yüzünde alayvari bir ifade oluşmuştu. Çisem yine bir şekilde kendini ve beni rezil etmeyi başarmıştı. Bakışlarımı ona çevirdiğimde gülümseyerek beni izliyordu. Bu bakışı fırsat bilerek gerekli açıklamayı yaptım.

 

" Çisem'in kusuruna bakmayın. O biraz fazla cana yakın biri. Tavrı size özel değildi. "

 

Başını hızla sağa sola sallarken gülümsemeye devam etti.

 

" Yok yok. Hiç önemli değil. O manada söylemedim. Eee Hangi üniversiteyi istiyorsun ? "

 

Yanlış anladığımı düşünmüş olacak ki konuyu değiştirmek adına bir hamlede bulunmuştu. Ben ise en büyük hayal kırıklığımı sanki dünyanın en normal şeyiymiş gibi dile getirerek içli bir nefes verdim.

 

"İstemiyorum. Yani bir hedefim yok. Sağda müsait bir yerde inebilirim. "

 

Sözlerime karşılık olarak merakla etrafa bakındı. "Evin hangisi ?"

 

Evim bir üst sokaktaydı ama beni kapının önüne kadar bırakması felaketim olurdu. O yüzden rastgele evlerden birini gösterip teşekkür ederek arabadan indim. Yürümeye başladığımda gitmeyip eve girmemi beklediğini gördüm. İnce fikirli bir adamdı ama şu an bu hiç hoş olmamıştı. Mecburen gösterdiğim evin bahçesinden girip duvara sinip gitmesini bekledim. Gittiğinden emin olunca yavaşça sindiğim köşeden çıkıp eve doğru yürümeye başladım. Canım öyle acıyordu ki... Hayli yorgundum. Yürürken belim zonkluyordu. Nihayet evin önüne ulaştığımda bahçe kapısında Kenan'ı gördüm. Yüzüme dik dik bakıyordu. Yanından geçip gittiğim sırada kolumu sertçe tuttu.

 

" KİMDİ LAN O İT? "

 

Üçüncü bölümün sonuna geldiiik✨

 

Ve o büyük karşılaşma gerçekleşti 🥺

 

Umarım beğendiğiniz bir bölüm olmuştur. Bir aksilik çıkmazsa eğer yarın 4. ve 5. Bölümü atacağım güzellikle kalın ❤️

 

 

Bölüm : 26.07.2025 03:03 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...