6. Bölüm

Aşka Teslimiyet

Sude ben
sudenoloji

                               💦

 

Alparslan'ın yanından ayrıldıktan sonra hızla eve doğru yürümeye başladım. Evin bulunduğu sokağa girdiğim sırada köşede Alper'i gördüm. Gelişini haber vermediği için olan kızgınlığım dünkü mevzuyla iyice artmıştı. Bu yüzden kısa bir an selam vermek için duraksasam da onu görmezden gelerek eve doğru ilerlemeye devam ettim. ikimizin de evinin bulunduğu köşeden arka tarafa sakin adımlarla ilerlediğimde beni fark etmiş olacak ki seslendi . Bakışlarım ona döndüğündeyse hızlı adımlarla yanıma ilerliyordu. Yutkunarak izledim gelişini. Tam karşımda dikildiğinde gülümsemeye çalışarak konuşuyordu. Benim ise yüzümde olanların öfkesi hakimiyet kuruyordu.

 

" Hazan... Hazan dur , biraz konuşalım." Yutkunup sıkıntılı bir nefes verdiği esnada gözlerime bakıyordu. Ben de bıkkın bir nefes verip iki adım gerileyerek gözlerindeki bakışlara karşılık verdim. Gerçekten sinirliydim ona. Gelişini Narin'den öğrendiğim yetmiyor gibi sanki Tuğrul'un eğitim hayatım hakkındaki görüşlerini az çok bilmiyor gibi Narin'in beni rencide edişine ortak olmuştu. Kelimeler dudağımdan sinirle dökülürken sinirimin en önemli nedeni buydu.

 

" Ne var ?"

 

Gözlerini sıkı sıkıya kapatıp açarak yüzüne ve gözlerine üzgün bir ifade yerleştirdiğinde konuşuyordu.

 

" Dün için özür dilerim. Ben bir an.... " Duraksayıp yutkunduktan sonra devam ettiğinde sesinde bir durgunluk hakimiyet kuruyordu. " Boşluğuma geldi. Narin'i susturmam gerekirdi. "

 

Susturması gerekmezdi. Konunun gidişatını az çok tahmin ederek o konuya hiç girmemesi, bunu yaptıysa dahi sonrasında kötü olduğumu fark ederek yanıma gelmesi gerekirdi. Beklemiştim çünkü bunu. Çocukluk arkadaşımın, dostumun o an yanımda olup bana destek vermesini beklemiştim. Ağladığımı görmesine rağmen beklemiştim. Fakat o bunun yerine ben ağlarken aşağıda Narin'le oturmayı seçmişti.

 

Sıkıntılı bir nefes verdiğimde öfkemin nedenini bir kenara atarak Alper'in sözlerini yanıtladım.

 

" Özre gerek yok. Narin söylediklerinde haklıydı. "

 

Haklıydı gerçekten de. Bunu dile getirmesi her ne kadar canımı yaksa da bu benim gururumu kırsa da o haklıydı. Alper sıkıntıyla soluyarak bir adım atıp gözlerini gözlerime sabitledi. Sözleri kulağıma iliştiğinde ise sitemini işiterek gözlerimi sıkı sıkıya yumdum.

 

"Neden katlanıyorsun buna Hazan? Sana bunu yapmasına neden izin veriyorsun?"

 

Alper o evde yaşadığım zulme en yakından şahitlik edenlerdendi. Şu an bunu söylüyor olması bu yüzden komikti. Ne yaşadığımı ve karşı çıkma hakkımın nasıl olmadığını en iyi o biliyordu ve buna rağmen bana b u cümleyi kuruyordu. Gözlerimi açıp mavilerine baktığımda bu kez sitem dolu sözler benden duyuluyordu.

 

"Bilmiyorsun sanki Alper. Ne diye soruyorsun?"

 

Başıyla reddettiği esnada konuşuyordu.

 

"Çocuk değilsin artık. Karşı çıkıp kendini savun. Kimsenin geleceğini elinden almaya hakkı yok."

 

Bu sözlerine kendisi dahi inanmıyordu belki. Benim Tuğrul'a karşı çıkamayacağımı kendimi savunamayacağımı bilmesine rağmen olanlarda benim de payım olduğunu söylemesi o kadar saçmaydı ki ! Kısa bir an bu yüzden sözlerini idrak etmek için beynimi zorladım. Yüzüme yerleşen düşünceli ifadenin nedeni de tam olarak bu olmuştu. Yapabilsem, yapmaya hakkım ya da yapma şansım olsa eğer zaten bunları yapacak bir akla sahiptim. Bunu belki de en iyi o biliyordu ancak beni ve hayatımı hiç tanımıyormuş gibi konuşuyordu.

 

Sıkıntılı bir nefes vererek dişlerimi sıktım. Ardından onun yüzündeki ifadeyi görerek göz devirdim. Ne dediğini idrak edememiş olmalı ki aynı ifadeyi sürdürmeye devam ediyordu. Bu yüzden daha fazla konuşarak vakit kaybetmek yerine eve gitmemin çok daha mantıklı olduğuna karar kıldım.

 

"Alper yeter. Geç kalıyorum."

 

İlerlemeye çalıştığım esnada kolumdan hafifçe tutarak durdurdu. Göz göze geldiğimizde ondan kurtularak yeniden karşısına dikildim. O ise meraklı bir ifade ile konuşmaya başladı.

 

"Nerden geliyorsun sen bu saatte ? Baban nasıl izin verdi?"

 

Sözlerine karşın göz devirdim. Daha az önce baş kaldırıp kendimi savunmamdan bahsederken şimdi onun izni olup olmadığından söz ediyordu. Sözleri ya da şu an ki ruh hali oldukça dengesizdi. Bıkkın bir nefes vererek konuştuğumda dengesiz sözleri karşısında boşa kürek çektiğimi düşünüyordum.

 

" İzin vermedi. Kaçtım ben."

 

Kaşları öfkeyle çatılırken sinirle gülümseyerek soludu.

 

"NE! Hazan nasıl kaçarsın evden? Öğrense neler yapar sana! "

 

Öğrense olabilecek olanları kısa bir an düşünerek sıkıntılı bir nefes verdim. Hava almak için kaçmak zorunda kalmam yetmiyormuş gibi bunun için canımdan dahi olabilirdim. işte benim hayatım bu kadar zayıf bir pamuk ipliğine bağlıydı ve Alper bunu çok iyi bildiğinden olsa gerek endişeyle konuşuyordu.

 

Gözlerimin önüne geçen gece yediğim dayak gelince hafifçe başımı sağa sola sallayarak yutkundum. Bu evde bu hayatın içinde nefes almak dahi suçken en normal sıradan şeyleri yapmaya çalışmak deli cesareti istiyordu. Sanırım o cesaret bende fazlasıyla mevcuttu.

 

Derin bir nefes vererek içimde daha fazla tutamadığım sıkıntımın sözlerime dökülmesine izin verdim.

 

" Yaşamak istiyorum Alper. Nefes almak istiyorum. Suç mu ?"

 

Konuşurken sesim titredi. Yaşamak istiyordum. Her gün okula gidip gelirken camdan seyrettiğim İstanbul'un her sokağına özgürce dalmak istiyordum. Çok bir şey değildi ki isteğim. Diğer insanların yaptığı şeyleri yapmaktı. Alışveriş merkezinde boş boş gezinmek belki bir arkadaşımla kahve içmek istiyordum. Olmuyordu. Bu kadar basit şeyleri bile yapamayacak kadar kapana kısılmış bir hayatın pençesindeydim. Alper sesimdeki ve ifademdeki üzgünlüğü fark etmiş olacak ki iki koca adım atıp dibime geldi.

 

"Hakkın. Suç değil ; hakkın. Bir daha ki sefer bana söyle. Beraber gideriz. Baban izin verir yanında olursam."

 

Tuhaf bir şekilde Alper'le görüşmeme kızmıyordu. Erkek olduğu için değildi bu. Çisem ile dahi dışarı çıkmama izin vermezken Alper'e izin vermesi onu abim olarak gördüğünü düşünmemi sağlıyordu. Çünkü birlikte dışarı çıkmama izin verdiği iki kişi vardı:

 

Kenan ve Alper.

 

Bunun nedenini çok kez sorgulasam da mantıklı bir cevap hiç bulamadım. Korumak için değildi. Öyle olsa korumalarla da dışarı çıkmama izin verirdi ama yalnızca o ikisiyle çıkmama müsaade ediyordu.

 

Az önce sorgulayarak düşündüğüm gibi mantığıma sığmayan tuhaf bir durumdu bu. Ancak Alper'in bunu bilerek birlikte çıkmayı teklif etmesi hoştu. O İstanbul'a geldiğinde vakit buldukça akşamları sitenin içinde turlardık. Hatta eskiden - tek başıma dışarı çıkmaya cesaret edemezken- sırf bu yüzden Alper'in gelişine çok daha fazla sevinirdim ; birlikte yürüyüş yapabileceğiz diye. Arayıp haber verdiği gün dünyalar benim olurdu.

 

Arayıp haber verdiği gün....

 

Aklıma bana haber vermediği geldiğinde içimde engel olmaya tenezzül etmediğim bir sinir oluştu. Konunun dağılmasıyla hafiflemişti sinirim ancak şu an yeniden baş gösteriyordu. Bıkkın ve öfkeli bir nefes verip geri geri adımlayarak gözlerine bakıp sinirimi yansıttım.

 

" İstemem. Ben kendim giderim."

 

Alper'in ifadesi bozgunluğa uğrarken duraksayarak kaşlarını çattı.

 

"Ne oluyor Hazan ? Ne bu tavrın senin ?"

 

Sözlerine karşın sinirle gülümsedim. Bir de ne olduğunu soruyordu. Bıkkın bir nefes vererek kaşlarımı çattığım esnada sinirimi daha fazla içimde tutmak istemeyerek konuşmaya başladım.

 

"Geldiğini Narin'den mi öğrenecektim ben Alper ? Ne oldu bizim dostluğumuza, kardeşliğimize?"

 

Gözlerini sıkı sıkıya yumarak omzunu düşürdü. Aynı saniyelerde yüzüme baktığında bakışlarında acı bir tebessüm vardı.

 

" Haklısın. Haber verecek vaktim olmadı. Babam acil gel dedi. Gecesinde uçağa atlayıp geldim. Aynı gün size geldik zaten. Anlatamadım sana."

 

Kaşlarım şüphe ile havalanırken Şükran Teyze'ye bir şey olmuş olabileceği ihtimali içimde bir korkuyu harladı. Bu esnada korkum ve endişem sesimde yankılanıyordu.

 

"Neden , ne oldu ? Kötü bir şey mi var ?"

 

Başıyla reddederek bir elini saçlarına daldırdı.

 

"İşler karışık biraz. Dün de o yüzden geldik."

 

Göz devirerek gerilediğimde az önce az da olsa yumuşamış olan sinirim arşa çıktı. İşler, işleri karışıktı demek. Gencecik hayatları soldurarak hepimizi haram lokmayla huzursuz bir hayata gömen işleri karışıktı. Sinirimi derin bir imayla dile getirdiğimde kastım tam olarak bu düşüncelerimdi.

 

"Anladım. Gencecik çocukları zehirlemeniz lazım . İşler önemli."

 

Sinirli bir gülüş sergileyerek bakındı yüzüme.

 

" Senin baban da aynı işi yapıyor Hazan. Ona da böyle çıkıyor mu sesin ?"

 

Küçük bir kıkırtı döküldü dudaklarımdan. Bile bile bildiği şeyleri dile getirmesi artık fazla olmaya başlamıştı. İçimdeki öfke daha da çok harlandı bu sebepten.

 

" Ben ona baba bile demiyorum be ! Neden bahsediyorsun sen ?"

 

Omzunu isteksizce kaldırıp indirerek bıkkın bir nefes verdi.

 

" Hazan tamam yeter. Senin sinirin geçmemiş daha. Yarın akşam beraber çıkıp yürüyelim , buzları eritelim olur mu ?"

 

Mavi gözleri af diler gibi bakarken onu dinlemeden yargılamak istemediğimi düşündüm. Belki de asıl işlerde değil görünürdeki işlerde bir sorun vardı. Ya da başka bir şey olmuştu. Alper' i sırf aramadı diye karşıma alamayacak kadar çok seviyordum. O benim çocukluğumdu. O yüzden teklifini kabul etmek istedim. Her ne kadar beni sinirlendirse de sevgisi ağır bastığı için istedim bunu. O yüzden teklifini kabul etmek için araladım ağzımı. Daha sonra aklıma yarın için Alparslan'a söz verdiğim geldi. Onu ekmek şu an isteyeceğim son şey bile olmadığı için mecburen reddedecektim Alper'in teklifini.

 

" Olmaz. Yarın işim var sonra çıkarız."

 

Gözlerime ve yüzüme meraklı bir ifade ile bakarak tebessüm etti.

 

"Küs değiliz ama değil mi ?"

 

Ona küs değildim. Olamazdım da zaten. Ne kadar beni kırsa da üzse de küsmek aklımın ucundan dahi geçmemişti. Bir adım atıp hafifçe kolunu sıktım. Daha sonra içten bir gülümseme yerleşti yüzüme.

 

" Değiliz."

 

............................................

 

Güne her zaman ki gibi başlayıp okul için hazırlandım. Sabah kabus görmeme rağmen içimde engel olamadığım bir kıpırtı vardı. Neye ne için heyecanlıydım bilmiyorum ama sevmiştim bu hissi. Bu his nedeniyle tuhaf bir şekilde uzun zaman sonra okula giderken süslenmek istedim. Kalbime , ruhuma bir yaşam enerjisi dolmuştu sanki. Mutluluk hissine bu sebepten teslim olarak özenle hazırlanmaya koyuldum.

 

Çok fazla makyaj eşyam yoktu. Zaten okul olduğu için abartmaya da gerek yoktu. Nare'nin kendisine açık geldiği için verdiği kapatıcıyla uykusuzluktan moraran göz altlarımı kapattım önce. Maskara sürüp yanaklarıma çok az allık uyguladım daha sonra. Son olarak dudaklarımın rengine yakın kırmızılıkta bir ruj sürüp saçlarımı düzleştirdim. Aynada yüzümü ve bakışlarımı kontrol ederek gülümsedikten sonra formanın eteğini düzelterek çantamı sırtıma takıp odamdan sakin adımlarla çıktım.

 

Hazırlanmam uzun sürdüğü için kahvaltıyı kaçırmıştım. Bu iyi bir şeydi çünkü evdekiler kendime birazcık bakıp özen göstermemi dahi yanlış yorumlayacaktı. Sonucunda ise muhtemelen yine kavga çıkacak ve yediğim iki lokma yemek bile zehir olacaktı. çoktan toplanmaya başlanmış olan masaya olan bakışımı hafifçe çekerek içli bir sebep verdiğimde gülüşüm daha çok yayıldı ve kimsenin kalmamış olmasını fırsat bilerek sakin adımlarımı bu kez dış kapıya yönelttim. Arabaya doğru ilerleyip arka koltuktaki yerime kurulduğumda Nare'nin bakışları bana kaydı.

 

" Abla bu ne güzellik böyle ?"

 

Hayranlıkla bakarak yüzüne en güzelinden bir gülümseme yerleştirdi. Ben de karşı koyamadım bu gülümsemesine. En az onunki kadar büyük bir gülümsemeyi yüzüme yerleştirdiğimde gerçekten beğenip beğenmediğini sorgulayarak saçlarımla oynadım. Bu esnada sesime biraz merakla karışık mutluluk yansıyordu. Özenle hazırlanmak güzel hissettirmişti.

 

" Beğendin mi cidden ? Biraz süslenesim geldi."

 

Elleriyle nefis olduğumu belirterek dudağını büzüp beni baştan aşağı süzdü. Bu esnada keyifli konuşması sürüyordu.

 

"Beğenmek ne , bayıldım! Çok güzel olmuşsun."

 

Sesindeki ve bakışlarındaki memnuniyeti görerek sevinçle önüme döndüm. Bu esnada karşımdaki koltukta oturan ve bana iğrenir bir ifadeyle bakan Narin'i gördüm. Gülüşüm biraz sekteye uğradığında beni baştan aşağı süzerek alaylı bir gülüşle konuşmaya başladı.

 

" Şımartma şunu Nare. Hiçbir değişiklik yok ablacım. Hâlâ çok çirkinsin."

 

Sözlerine karşın göz devirerek gülümsedim. Her zaman ki kıskanç tavrı üstündeydi. Neyse ki onun sözlerini ciddiye almamam gerektiğini uzun bir süre önce öğrenmiştim. Bu yüzden hiç takmayarak döndüm önüme. Sözlerimle onu ve fikirlerini umursamadığımı belirttiğimde bakışları bedenimde gezinmeye devam ediyordu.

 

"Sen öyle diyorsan kesin çok güzel olmuşumdur Narin. Teşekkür ederim."

 

Narin sıkıntılı bir nefes vererek bakışlarını benden çektiğinde yolun geri kalanı sessiz geçti. Nihayet okula gelerek sınıfa girdiğimde gözlerim Çisem'i aradı. Öyle çok özlemiştim ki onu sesinin kulaklarımı dolduruşu bile içimde yankılanıyordu. Bakışlarımla sınıfı taradığımda yoktu. Bıkkın bir nefes vererek yerime oturduğumda yanımda çantası vardı. Muhtemelen koridorda ya da bahçedeydi. Birazdan geleceğini düşünerek çantamdan kalemlerimi ve çizim defterimi çıkardım. Çizimlerime alıştırma yapmak için bir defter kullanıyordum ve o defter neredeyse her an yanımda oluyordu. Derse kadar vakit geçsin diye bir şeyler karalamak niyetiyle sakin bir nefes vererek son kaldığım sayfayı açtım. Aynı saniyelerde aklıma Elif gelince tebessüm ederek kalemi elime aldım.

 

Küçük pembe saçlı bir kız çocuğu çizmeye karar verdim. Onun yanına ise aynı boylarda bir Çilek Kız. Ellerinde pamuk şekerler olacaktı. Arkalarında ise pespembe bir atlı karınca . Çizimim kafamda netleştikçe bunun için öncelikle karakalem çalışması yapmak adına defterime doğru eğildim.

 

Çizmeye başladığımda ise yüzümde bir gülümseme peydah oldu. Bütün odağımı resme vererek gülüşümü sürdürdüğümde neredeyse on dakika sonra ana hatlar ortaya çıkmaya başladı. Bu esnada biraz ara vermek amacıyla kalemi masaya bırakıp arkama yaslandım. Bakışlarım sınıfta gezindiğindeyse elinde iki şişe kola ile Çisem sınıfın kapısından içeri girdi. Onu görmemle yüzüme yerleşen büyük gülümseme yaklaşmasıyla büyüdü. Sarı saçları her zaman ki gibi parlıyordu. Bugün bir başka güzeldi sanki. Oldukça enerjik ve neşeli görünüyordu baş belam.

 

Bakışları beni bulduğunda önce gülümsedi. Ardından kaşlarını hafifçe çatarak ağzını şaşkınca araladı. Yüzüne yerleşen memnun ifade ile gülümsediğindeyse saçımı geri savuruyordum. Bugün bende bir değişiklik olduğunu hemen anlamıştı ve ben de tabii ki az sonra gelecek olan övgüyü kabullenmek adına şımarık bir siluete büründüm.

 

" Günaydın. Bu ne güzellik kız? Bebek gibisin."

 

Sesindeki neşeye Gözlerindeki hayranlık eşlik ederken saçlarımı yeniden savurup kıkırdadım. Süslenmek ve karşılığında beğenilerek övgü almak çok güzel bir histi. Hele ki o beğenen kişi Çisem ise.

 

"Azıcık özendim bugün . Değişiklik olsun istedim."

 

Güne mutlu başlayınca bu mutluluğu güzel hissederek sürdürmek istemiştim. Bazen mutlu olmak güzel hissetmek bu kadar kolay oluyordu ve o kolay mutluluk gün içinde katlanarak artıyordu. Bakışlarını ve memnun ifadesini sürdürerek oturdu yanıma. Bu esnada neşeli bir tınıda konuşuyordu.

 

"Daha sık özen bebiş. Taş gibisin."

 

Yanağıma sulu bir öpücük bıraktığında sözlerini tamamlamıştı. Yüzümü buruşturdum aynı saniyelerde. Huylanmam için yapıyordu. Ellerimle saçını karıştırarak tepki verdim bu hareketine. Dudaklarımızdan küçük birer kıkırtı dökülürken devam ettik sohbetimize.

 

" Senin yanında sönük kalıyorum ama."

 

Mızmız bir tınıda konuştuğumda amacım eğlenerek onun güzelliğine vurgu yapmaktı.

 

" E doğru aslında. Sen süsleneceğin günleri haber ver ayrı ayrı takılalım."

 

Aynı anda gülmeye başladığımızda Çisem sırıta sırıta koluma vurdu. Hakikaten alem kızdı. Mütevazilikte üstüne yoktu. Derin bir nefes verdiğimde gülüşlerimiz kesildiği için konuyu değiştirme gereksinimi hissettim.

 

" Ee ne yaptın hafta sonu ? Nereleri gezdin ?"

 

Her pazartesi sıradanlaşan konuşmamızdı bu. Çisem hevesle yaşadıklarını anlatır bende hevesle onu dinlerdim. Bu sayede gidemediğim çoğu yer hakkında bilgi sahibi olmuştum. İçli bir nefes vererek arkasına yaslandığında kolasından bir yudum alıp konuşmaya başladı. Sesinde büyük bir sevinç hakimdi.

 

"Yeni zeusumla tanıştım Hazan ! Görmen lazım çocuk taş gibi."

 

Derin bir iç çekerek omzuna vurdum. Bir öncekinin haftası bile dolmamıştı. Yalnızca dört gün içinde yenisini bulacak kadar hızlıydı bu aralar. Omzuna vurmamla kıkırdadığında sitem dolu bir tınıda konuşuyordum.

 

" E yuh ama kızım ! Bir yavaş gel. Doktora ne oldu ?"

 

Gayet haklı bir isyandı aslında. Ben daha bir kişiye bile kapılmamışken o benden iki yaş küçük olmasına rağmen aynı hafta içinde iki kişiye kapılacak kadar hızlıydı.

 

" O gün yüz vermedi ya bana. Şansını kaybetti."

 

Gülmeye başladığımda gülüşümün nedeni sesindeki ve yüzündeki sinirdi. Hakikaten de doktor hiç pas vermemişti ona. Bunun sebebini Hipokrat'a vurmayı düşündüm kısa bir an. Daha sonra ise bunun pek parlak bir fikir olmadığına karar verip konuyu değiştirdim. Konumuzun yeni muhatabı Çisem'in doktordan daha çok ilgilendiği bir adamdı.

 

" Arslan beye de çok ta*aklı diyordun."

 

Gülümseyerek içli bir nefes verdiğinde ben de kolamdan bir yudum aldım. O esnada Çisem uzaklara dalarak konuşmaya başlamıştı.

 

"Aslında karşılaşsak hâlâ yürürüm ona ama bir daha nerde göreceğim ?"

 

İçli bir nefesle karışık bir sitem vardı sesinde. Bu siteme karşın onun bunun kafasına takmış olabileceğini düşünerek nasıl karşılaşabileceklerini düşündüm. Ben Elif' i görmek istesem karşılaşmaları ya da en azından telefonda görüşmeleri çok muhtemeldi ama bu da hiç parlak bir fikir değildi. Yaşı ve hayatı dolayısıyla Çisem için uygun bir aday değildi. Çisem daha liseliydi ve o adamın kızı vardı. Yaşını başını almış biriydi. Böyle bir ilişkinin adının geçmesi dahi benim arkadaşım için endişe etmeme neden olacağından onu bu fikirden caydırmak adına konuşmaya başladım.

 

" Aslında Elif'i görmek istersek karşılaşırsınız ama kaç yaşında adam. Sen daha on sekiz bile olmadın. O sana gitmez. Boş verelim biz onu."

 

Başıyla beni onaylarken içli bir nefes daha verip gülümseyerek doğruldu.

 

"Ay Alparslan yüz verse bana ona net yürürüm. Arslan'ın genç versiyonu."

 

Bakışlarında onu da beğenmiş olmasını gördüğümde içimde tuhaf bir his belirdi. Aslında normalde aynı adamı yakışıklı bulmamız sorun teşkil etmezdi. Zaten Çisem neredeyse her eril varlığı beğendiği için sık sık yaşanan bir durumdu ancak şu an bu his benim yüzümü düşürmeme neden oldu. Bunu içimde sorgulayarak boşluğa bakakaldım. İlk kez böyle hissediyordum ve bu his hiç hoşuma gitmemişti.

 

İçimdeki hissi sorgularken aklıma ona Alparslan ile yaşadığım karşılaşmayı anlatmam gerektiği geldi. Bunu ona anlatmak için derin bir nefes verip dudaklarımı yaladığımda bakışları bendeydi.

 

" Ben sana bir şey söyleyecektim. Hatırlattığın iyi oldu."

 

Yüzüne meraklı bir ifade yerleştirerek saçlarını geriye attı. Ardından hevesle bedenini tamamen bana çevirdi.

 

"Ne söyleyeceksin? "

 

Bakışlarımı yüzünde sabitlediğimde içimdeki o rahatsız his devam ediyordu. Sanırım o hissin asıl nedeni Çisem'in de ondan etkilenmiş olabileceğiydi. Arkadaşımla aramda bunun sorun olması ihtimaliydi. Derin bir nefes vererek dudaklarımı yaladığımda merakla bana bakıyordu. Daha fazla bekletmemek adına konuşmaya başladığımda içimdeki o his katlandı.

 

" Hafta sonu Alparslan ile karşılaştım ben."

 

Şakın bir nida döktü dudaklarından. Ben onun ifadesinde ufacık bir şüphe ararken o gülümsüyordu.

 

" Oha! harbi mi ?"

 

Sesi biraz yüksek çıkınca etrafa baktım. Bir iki kişi anlık bize dönse de kimsenin ilgisini çekmediğimizi fark edince önüme döndüm. Ardından içli bir nefes daha vererek onayladım onu.

 

"Harbi."

 

Gülüşünü büyüterek gözlerimin en içine bakındı.

 

" Nerde ve nasıl ? Detay ver hemen."

 

Yutkunduğumda bakışlarına çekinerek cevap veriyordum. Gerçekten onun rahatsız hissetmesi korkutuyordu beni.

 

" Geceleri kaçıyorum ya ben. Bir süredir gittiğim bir kayalık var . Orada karşılaştık."

 

Kaşları şüphe ile havalanırken merakını sesine yansıttı.

 

" Nasıl yani ? Onun ne işi varmış orda ? "

 

İçli bir nefes verdim. Onun sözlerini Çisem'e birebir aktarıyordum şu an. İçimdeki rahatsız his ise yavaş yavaş azalıyordu. Çisem'in bakışlarında herhangi bir değişiklik görmemiş olmamdı bunun nedeni.

 

" Hep gidiyormuş o . Bir süredir de ben gidiyorum. Çok önce görmüş beni. Yani hastaneye gelmeden önce görmüş. "

 

Sonlara doğru sesim küçük bir kız çocuğu gibi çıkmıştı. Hâlâ tuhaf geliyordu olanlar. Onun beni görmüş olması , benim farkında olmadan her gece oraya gidiyor olmam , karşılaşmamız...

 

Ben içimden bunları teker teker sıralarken Çisem şaşkın bir halde sorularını ve sesindeki merakı yansıtıyordu.

 

" Ne , nasıl yani? Bu adam seni görmüş mü? " Kısa bir an duraksayarak sorusunun cevabını kendisi verdi. "Görmüş. Çok önce görmüş. Hazan t*ş*k geçmiyorsun demi ? "

 

Duyduklarına inanamıyor gibi bir hali vardı. Benim de pek inanabildiğim söylenemezdi. O yüzden bu halini gayet normal bularak sorusuna karşın ciddiyetle başımı sağa sola sallayarak reddettim onu.

 

" Evet. Görmüş. Kendi ağzıyla söyledi. "

 

Yüzündeki şaşkın ifade kocaman bir sırıtmaya dönüşürken öne atılıp bacaklarıma vurdu. Ben acı dolu bir nida ile yüzümü buruştururken o neşeli bir tınıda konuşmaya başladı.

 

" Ay! " y harfini uzatarak vurduğu bacağımı sıktığı esnada konuşmaya devam etti. " Ulan sonunda be ! Sonunda ! "

 

Sesi oldukça gür ve neşeli çıkıyordu. Elleri yanaklarımı bulduğunda sıkıp sulu sulu öptü. Ben yüzümü buruşturup derin bir nefes verirken o ağzını kulaklarından arşa kadar çıkarıp hevesli hevesli konuşmaya başladı.

 

" Aşık. Yemin ederim aşık. "

 

Cümlesini tamamladığı an içli bir nefes vererek ellerini birbirine vurdu. Ben de bu esnada duyduklarımın şoku ile gözlerimi kocaman açarak şaşkınlığımı yansıttım. Yalnızca beni görmüş olmasından bu sonucun çıkması çok saçmaydı. Üstelik onun gibi bir adamın bana aşık olma ihtimali de imkansız geliyordu. Bıkkın bir nefes vererek ardıma yaslanırken bu düşüncelerimi dile getirdim.

 

" Saçmalama Çisem. Ne aşkı? Görmüş sadece o kadar. "

 

Çisem bakışlarını benden çekmeden ciddiyetle konuştu.

 

" Yanına niye gelmemiş daha önce? "

 

Aynı ciddiyetle yüzüne baktığımda söylediği gibi bir şeyin olmasına ihtimal dahi vermiyordum ancak arkadaşımın sayesinde içime küçük bir şüphenin tohumları düşmüştü. Sorusunu yanıtlarken bir yandan da bu şüphenin varlığını sorguluyordum.

 

" Tanımıyordum ya onu. Rahatsız etmek istememiş. Tanışmasak gelmezdi zaten. Düşündüğün gibi bir şey yok ortada. Konuştuk sadece. "

 

Sesim hevessiz çıkmıştı. Dediklerim doğruydu. Onun bana aşık olması kulağa imkansız gibi geliyordu ki bunu tescilleyecek bir şey bile yoktu. Çisem hevessiz oluşumu fark ederek arkasına yaslanıp normal bir tınıda konuşmaya başladı.

 

" Ne konuştunuz ? "

 

Bakışlarımı ondan çekip boşluğa sabitlerken konuştuğumuz her şeyi geçirdim içimden. İçli bir nefes verirken bunları ona teker teker anlatmak için cümlelerimi toparlıyor bir yandan da onun yeşillerine ve hissettirdiklerine dalıyordum.

 

" Ne konuşmadık ki !"

 

......................................

 

Okuldan sonra eve döner dönmez kendimi yatağa attım. Günüm oldukça yorucu geçmişti. Sınav haftası yaklaştığı için ve asıl sınava da az kaldığı için hocalar sürekli test çözdürüyordu.

 

Eskiden bir umut sınava girerim diye saatlerce ders çalışırdım. Okul birincisiydim hatta. Son yıla gelince Tuğrul'un bütün hayallerimi çöp etmesiyle bir daha açmamak üzere okul defterini kapattım. Şimdi her konusu açıldığında ince bir sızı kaplıyordu içimi. Bu sızıya her ne kadar alışsam da hayallerimin elimden alınması canımı yakıyordu. Bütün bu olanları düşünmemeye çalışarak yorgun bedenimi uykuya teslim ettiğimde zihnimdeki tek düşünce dinlenmekti.

 

Uyandığımda dilim damağım kurumuştu. Yatakta zar zor doğrulup berjerdeki şişeye uzandım. Su içerken bir yandan saate bakındım.

 

19.17

 

Akşam yemeği saatine az kaldığı için bıkkın bir nefes vererek doğruldum. Daha sonra yavaş adımlarla banyoya ilerleyip elimi yüzümü yıkayıp formamı çıkardım. Rahat bir şeyler giyindikten sonra ise küçük adımlarla odamdan çıktım. Yemek faslı başlamak üzereydi. Bu yüzden masaya ilerleyip yerime oturdum. Şevval dışında kimse yoktu. O da oturduğu yerden çalışanlara emirler yağdırıyordu. Çalışanlar ise ürkek bakışlarla yemekleri Şevval'in isteğine göre yerleştiriyordu.

 

Oturmamla bakışları saniyelik olarak beni buldu. İğneleyici bakışlarını görmezden gelerek önüme döndüm. Bu esnada bakışlarındaki ifadeye sesi eşlik ediyordu.

 

" Okul mu yorucuydu , yoksa yorulacağın başka şeyler mi yaşıyorsun?"

 

Derin bir nefes verdiğimde gözlerimi kapatarak içimden sabır diledim. Tuğrul gelmek üzereydi. Bilerek beni kışkırtıyordu. Onun oyununa gelerek kavga etmemi ve sonucunda Tuğrul'dan dayak yememi istiyordu ancak benim bunu bu akşam yaşamaya hiç niyetim yoktu. O yüzden sakin ifademi korudum ama sessiz kalmak yerine aynı üslupta cevap verdim sorusuna.

 

" Bilmem. Bu konuda uzman sensin. Sana sormak lazım. Gece yorulmana rağmen herkese saldıracak enerjiyi nerden buluyorsun? "

 

Kıkırdayarak önüne döndüğünde sinirle soludu. ben ise hak ettiği cevabı ona vermenin rahatlığıyla arkama yaslandım.

 

" Aynı annen gibisin. Varlığımı öğrendiğinde çok benzer bir konuşma geçmişti aramızda. "

 

Damarıma basmak için son kozunu yani annemi kullandığında kalbimdeki sancıyı bastırarak engel oldum. Bu akşam onun oyununa gelmeyecektim. Ne kadar ağır konuşursa ne kadar damarıma basarsa bassın bu zevki yaşamasına izin vermeyecektim. Derin bir nefes vererek yüzüme sinsi bir gülüş yerleştirdiğimde ikimizin bakışlarında da aynı nefret hakimiyet kuruyordu.

 

" O günden bu güne değişen hiçbir şey olmamış. Aynı sözleri yeniden işittiğine göre. "

 

Mavi gözleri sinirle bana bakarken sinsi bir gülüş belirdi yüzünde. Ben de bu gülüşe sırıtışımla eşlik ettim. Tıslayarak konuşmaya başladığındaysa asıl oyuna gelenin kendisinin olduğunun farkında dahi değildi.

 

" Sen çok kaşınıyorsun. Dikkat et. Elimde kalma . "

 

Başımı ona doğru eğerken en ciddi ifademi takındım. Oklar bana doğru dönmüştü ve oyundaki büyük koz benim elimdeydi. Bu kozu büyük bir zevkle kullanırken bakışlarımı bir an için bile onun gözlerinden çekmedim.

 

" Asıl sen ." Parmağımı ona doğrulttuğum esnada konuşmaya devam ettim. " Asıl sen Şevval hanım... Çok kaşınıyorsun ama ben seni kaşıyarak kendimi kirletmem. Bilirsin. "

 

Sinirle gülümseyerek arkasına yaslandığında onun bakışları da benim üzerimdeydi.

 

" Babamdan korkarım diyemiyorsun da... Komik olma Hazan. Sen istesen de elini süremezsin bana. "

 

Tuğrul'a güveniyordu ama güvendiği dağlara kar yağmasına çok zaman yoktu. Anneme yaşattığını misliyle yaşayacaktı. İlahi adalet er ya da geç tecelli ederdi ve Şevval bunun pençesinden kurtulamayacaktı.

 

Zaten çok uzun süredir araları bozuktu. Tuğrul kavga etmek için bahane arıyordu. Bu ikilinin aralarında yaşanan mevzudan kadın kokusu alıyorum ve bu koku oldukça hoşuma gidiyor. Onlar birbirini aldatarak anneme yaşattıklarını yaşayacaklar ve ben ikisinin de kaçınılmaz sonunu keyifle izleyeceğim. BU düşünceler yüzüme derin bir gülümseme yayarken konuşmama düşüncelerimin neticesinde ortaya çıkan bir sonucu yansıttım.

 

" Ona çok güveniyorsun ama aldatmaktan da geri durmuyorsun. "

 

Şevval ağzını açıp cevap vermeye yeltendiğinde çalışanlardan biri elinde tabakla masaya yöneldi. Bu yüzden olsa gerek susarak önüne döndü ancak bana attığı *ldürücü bakışlar hız kesmeden devam ediyordu. Aynı bakışlarla ona karşılık vererek önüme döndüğümde çok geçmeden Tuğrul ve kızlar geldi. Bu mevzu daha sonra tartışılmak üzere rafa kaldırılırken yemek faslı oldukça sessiz bir şekilde geçti. Sofradan kalkar kalkmaz hızlı adımlarla odama ilerlediğimde amacım onunla görüşmek için hazırlanmaktı.

 

Gece yarısı tüm ışıklar sönmüş oluyordu ve ben de çıkmak için tam olarak o anı bekleyecektim. Hazırlanmak için biraz erkendi belki de ancak içimde bir kıpırtı vardı ve bu kıpırtı benim yerimde durmama dahi engel oluyordu. Bu yüzden erkenden de olsa hazırlanmak istedim. Sabahtan kalan makyajımı silip kızlar çok beğendiği için aynını yaptım.

 

Gece vakti Alparslan görmeyecekti belki ama kendimi iyi ve güzel hissetmek için yapıyordum.

 

Sabah Çisem'e biraz çekinerek anlatmıştım olanları ; onun hoşlandığını düşünerek. Ancak o çok hoş karşıladı bu durumu . Alparslan'ın arabada sürekli bana baktığını fark ettiğini ve onunla ilgilenmem gerektiğini söyledi. Böyle bir şey için erken olsa da ondan etkilendiğimi inkar edemezdim. Şu anlık güzel vakit geçiriyorduk ve bunu devam ettirerek onunla daha çok vakit geçirmekten başka amacım ya da hayalim yoktu.

 

Üzerime beyaz kısa kollu ve göbeğime zor ulaşan bir tişört giyindim. Altıma ise siyah kot pantolon giyinip saçlarımı açık bıraktım. Sabah düzleştirdiğim için saçlarım iyi hâlâ durumdaydı. Siyah spor ayakkabılarımı da ayağıma geçirdiğimde hazır olduğuma karar kıldım. Daha sonra camdan dışarı baktım. Havanın biraz estiğini fark edince de üstüme siyah hırkamı geçirdim. Sonunda gece yarısı olduğundaysa sessiz ve sakin adımlarla evden çıktım. Neredeyse koşar adım kayalığa giderken kalbim sanki ağzımda atıyordu. Gizleyemediğim bu heyecan bana çok iyi gelmişti. Nihayet kayalığa geldiğimde merakla etrafa bakınarak onu aradım. Ancak o yoktu.

 

" Alparslan ?"

 

Adını zikrettikten sonra kısa bir an duraksayıp sesini işitmeyi bekledim. Cevap gelmeyince oyuncağı elinden alınmış çocuk gibi asıldı suratım. Hevessiz bir şekilde yerime oturdum. İşi çıktı belki gelemedi diye düşünüp iyiye yordum önce. Ardından gelmek istemediğini düşünerek moralimin bozulmasına seyirci kaldım. Bu kadar kısa sürede onun buradaki varlığına alışmam normal değildi belki ama çoktan alışmıştım varlığına. Buraya gelirken kalbimin gürültüsü adım seslerimi ve gecenin o sessiz sesini dahi duymamı engellemişti. Suratımı daha çok asarak iç çektiğimde neden gelmesini beklediğimi sorguladım. Onun kadar zengin ve yakışıklı bir adamın üst üste bu kadar gecesini benimle kıytırık bir kayalıkta geçirmesi zaten mantıksızdı. Buna heves edip gelmesini beklemiş olmam ise tamamen aptallıktı. Bütün moralim ve sabahtandır içimde özenle büyüttüğüm mutluluğum yerle bir olurken iç çekerek ayaklandım. Gelmeyecekti. Burada sabaha kadar oturup geleceği umuduna tutunarak moralimi daha çok bozmaktansa eve dönüp uyumaya karar verdim.

 

Moralsiz ve bıkkın adımlarla evin yoluna doğru ilerlemeye başladım. Tam o an bir ses duydum. Onun sesi...

 

Sesini duymamla anında yüzüme yerleşen gülümsemeyle hevesle arkama döndüm. Bu esnada oldukça yüksek çıkan sesi yankılanıyordu.

 

" HAZAN!"

 

Bakışlarımız anında kesiştiğinde gözlerim yavaşça bedenini taradı. Üstünde inanılmaz şık bir takım vardı. Onu ilk kez böyle gördüğüm için derince yutkunarak iç çektim. Simsiyah takımın içinde çok çekici görünüyordu. Yeşil gözleri normalde olduğundan daha koyuydu. Bakışları onu incelediğimi fark ettiği an sırıtışa teslim olurken bana doğru yavaş adımlar attı. Adımlarına karşılık verirken utançla karışık bir gülüşü yüzüme yerleştirdim. Tam karşısına geldiğimde ise gözlerinin içine bakarak usulca adını zikrettim.

 

" Alparslan."

 

Adını zikretmemle yüzüne yerleşen gülümsemeyi gözlerindeki parıltıda gördüm. Aynı şekilde gözlerimin içine daldığında mırıltıyla karışık bir tonda konuştu.

 

" İlk kez adımı söyledin."

 

Gülüşüme daha çok utanç eklendiğinde yutkunarak bakışlarımı biraz gerilettim. Bu esnada çok daha cılız bir mırıldanmayla ona karşılık veriyordum. Bir yandan da onu gördüğüm andan itibaren içimde yankılanan kalbimin gürültüsünü duymaması için dua ediyordum.

 

"Öyle mi ? Farkında değilim."

 

Başını olumlu anlamda sallayarak bakışlarını gözlerimde sabitledi.

 

" Öyle. Gidiyor muydun ? "

 

Başıyla ona döndüğüm yeri işaret ettiğinde meraklı bakışları yüzümün her miliminde geziniyordu. Ben de yutkunarak bakışlarımı güçlükle yüzünde tuttum. Tam olarak olduğu gibi mevzuyu anlattığım esnada bakışları saniyelik olarak dudaklarıma kaydı.

 

" Geldiğimde yoktun. Gelmeyeceksin diye düşündüm."

 

Başıyla onaylayarak içli bir nefes verdi. Bu esnada sıcacık bir ses tonuyla konuşuyordu.

 

"Bir davete katılmam gerekti. İş için önemliydi. Aslında erken çıktım seni bekletmemek için ama karşıdaydım , anca gelebildim."

 

Seni bekletmemek için...

 

Midemde küçük bir kıpırtı oluştu. Benim için bir şey yapmıştı. Beklemeyeyim diye. Beni düşünmüştü. İdrak edemeyip içimde yaptığı şeyi tekrar ederken onun benden cevap beklediğini fark ettim. Aklıma gelen ilk kelimeleri dilime döktüğümde ne dediğimin farkında değildim bile. Kalbimin kıpırtısı ve içimdeki o heyecan düşünmeme engel oluyordu.

 

"Geldin ya. Sorun değil. Yani sözleştik dün , o yüzden. Gelmeseydin bir daha oturmazdım seninle."

 

Bana doğru bir adım atıp bakışlarını saçımda gezdirdi. İçli bir nefes vererek konuşmaya başladığında bakışları hâlâ saçlarımdaydı.

 

" Neden ? Geçerli bir bahanem vardı."

 

Gayet haklıydı. İçimden geçtiği gibi işi vardı aslında ama söylediğim gibi ekilmek hiç hoşuma gitmeyen bir durumdu. Sitemli ve kısık bir tonda konuşmaya başladığımda bakışları gözlerimin en içindeydi ve merak doluydu.

 

" Ekmiş olacaktın beni. Ben de bir daha gelmeyecektim buraya. Bahaneni öğrenmediğim için geçerli olmayacaktı."

 

Başıyla onaylarken bakışlarını gözlerimden çekmedi.

 

" Yani ben bir gün gelmesem bir daha gelmezsin buraya. Öyle mi ?"

 

Sorgular bir tonda sorduğu soruya bakışlarındaki merak eşlik etti. Bir yandan konuşuyor bir yandan da göz bebekleriyle beni inceliyordu. Öyleydi. Ektiği ve beni görmek istemediğini düşündüğüm için onunla yeniden karşılaşarak hayal kırıklığına uğramamak için bir daha buraya gelmezdim.

 

"Hayır. Bana söz verip gelmezsen seni görmemek için gelmem."

 

Sıcacık bir gülüş atarken en az gülüşü kadar sıcak bir tonda konuşuyordu.

 

"Ben verdiğim sözleri tutarım Hazan."

 

Sözlerine karşın yutkunarak yalnızca gözlerine alık alık bakabildim. Daha fazlasını yapamadım çünkü dilim lal olmuştu. Sözleri kalbimde kelebek sancısı uyandırdığı içindi bu. Yutkunuşum büyürken cevap veremeyeceğimi anlamış olacak ki bakışlarını önce yüzümde daha sonra ise saçlarımda gezdirerek gamzeleriyle gülümsedi.

 

" Saçların... Yakışmış çok güzel olmuş."

 

Fark etmesine şaşırarak bir elimi saçıma attım. Şaşkınlığımın nedeni saçlarımın yalnızca uçlarının dalgalı olmasıydı. Bu yüzden sadece uçlarını düzleştirmiştim Yani bunu fark edebilmesi şaşırtıcıydı ama midemdeki kıpırtıyı güçlendirmeye yaramıştı. Yüzümde bir yanma hissederken güçlükle gülümseyerek ona baktım. Ardından bakışlarım oldukça şık görünen takımına kaydığında cümlemi çoktan toparlamıştım.

 

" Teşekkür ederim. Sende fena değilsin."

 

Sorgular gibi yüzüme baktığında anlamadığını düşünerek açıklamak istedim.

 

" Üstündeki takım... Yakışmış."

 

Sözlerimle yüzündeki gülümseme yavaş yavaş sırıtmaya dönüştü. Ben de bu sırıtışa gülerek eşlik ettim. Hakikaten de çok şık görünüyordu. Takım fazlasıyla yakışmıştı.

 

" Eyvallah."

 

Başını hafifçe eğerek kurduğu tek kelimelik cümle dahi içimi yumuşacık yaparken gözlerindeki anlamlı ifade yavaşça kayalığa doğru döndü.

 

" Oturalım hadi."

 

Eliyle de oturduğumuz yeri işaret ettiğinde onu başımla onaylayarak bir iki saniye yürümesini bekledim. Ancak o yeniden eliyle işaret veri ve bu kez işaretinin anlamı önden gitmemdi. Başımı eğerek önden yürüdüğümde bir adım gerimden ilerledi. Ardından her zaman oturduğum yere oturduğumda tam yanıma kuruldu. Hatta tam olarak dibime kuruldu çünkü kollarımız birbirine değiyordu. Tenini hissetmek zerre kadar dahi rahatsızlık vermezken oldukça rahat bir his ile sohbet etmek adına öne atıldım.

 

"Ee ne iş yapıyorsun sen ? İş için davete gitmişsin ya o yüzden sordum."

 

Sorumu yöneltirken bir yandan da sorma amacımı söyledim. O ise bakışlarını bana çevirerek içtenlikle gülümseyip yanıtladı sorumu.

 

" Biliyorsun az çok. Hastanemiz var. Oteller falan."

 

Gayet normal bir şeyden bahseder gibi konuştuğunda hafifçe kıkırdadım. Hastanelerinin hatta otellerinin olması sanki hayatının en normal şeyiymiş gibi davranıyordu. İçli bir nefes vererek dudaklarımı yalarken mırıldandığımda içimden bu düşünceler geçiyordu.

 

" Anladım."

 

Başını aşağı yukarı sallayarak sıkıntılı bir nefes verip konuşmaya başladı.

 

" Daha önce konuşmaya fırsatımız olmadı ama babanı tanıyorum . "

 

Baba kelimesini duyduğum an bakışlarım ona döndü. Kenan'ın onları tanıdığını hatırladım daha sonra. O gün içimde bir şüphe kalmıştı aslında. Kenan'ın onu tanıyıp sevmemesi benim açımdan iyiye işaretti ama neden sevmediği merak konusuydu. Tanıyor oluşunu ünlü bir iş insanı olmasına bağlamıştım ama maalesef bu bağ çok sağlam bir temele dayanmıyordu. Yani içimden bir ses bu tanışmanın çok daha güçlü bir bağlantının neticesi olabileceğini söylüyordu. Bunu kurduğum cümleye dökerken içimde engel olamadığım bir korku ve endişe hakimiyet kuruyordu.

 

"Nereden tanıyorsun onu ? İş falan mı ?"

 

İçimi kaplayan korkuyu sorumun arasına gizleme gayretine giriştim. Alparslan'ın da o işlere bulaşmış olması beni üzerdi. Üzmekle de kalmaz mahvederdi. Uzun zaman sonra ilk kez bir insanı tanımak ve onunla vakit geçirmek istemiştim. Üstelik içimde ilk kez hissettiğim duygular beliriyordu. Onun Tuğrul'a benzeyen biri olması tanıma isteğime ve içimdeki hislere engel olacağı için korku bütün bedenimi sardı.

 

" Benzer işler yapmıyoruz. Uzaktan ismen tanıyorum."

 

Derin bir nefes verdiğimde içimdeki korkunun bulutları hızla dağıldı. Onun Tuğrul gibi biri olmasından, ona benzemesinden çok korkmuştum. Gizleyememiş olacağım ki fark edip şüpheli bir tınıda sorusunu yöneltti.

 

" Babanı tanıdığımı duyunca korktun sanki. Ona seni tanıdığımı söyleyeceğimi mi düşündün ?"

 

Bu şekilde anlayarak şüpheleneceğini düşünmediğim için anlık bir duraksama yaşayıp yutkunarak toparlandım. Yüzüme beklenti ve merak ile bakıyordu. Onun düşündüğünün aksine Tuğrul'a bahsetmesi ihtimali aklıma dahi gelmemişti. Bu yüzden içimden geçeni olduğu gibi ona söylerken zerre kadar çekince hissetmedim.

 

" Hayır. Onun gibi olmandan korktum."

 

Kaşları şüphe ile havalanırken meraklı bakışları gözlerimin içindeydi. Yutkunarak İçimdeki baba figürünü düşündüm. O ise tam olarak bu esnada konuşmaya başladı.

 

" Nasıl biri olmamdan korktun ? "

 

Sözlerine karşın yavaşça yutkunarak bakışlarımı yere eğdim. Bu esnada çocukluğumdan beri yaşadığım her şey gözümün önünden bir şerit gibi geçiyor ve her geçişinde içimi bir nebze daha yakarak yutkunmamı zorlaştırıyordu.

 

" Zalim, acımasız."

 

Tuğrul' un yani babamın sığabileceği en geniş kalıp bu iki kelimede gizliydi. Onu anlatmaya yalnızca bu iki kelime yeterdi. tam olarak öyle yaptığımda bakışlarım hâlâ yerdeydi. Gözlerinin içine bakmaktan çekiniyordum şu an. Bunu itiraf edip bu kadar özel bir konudan bu şekilde bahsetmek dahi zorken bunu gözlerinin içine bakarak yapmak tahmin ettiğimden çok daha fazla zordu.

 

" Babanın öyle olduğunu mu düşünüyorsun ?"

 

Merak ve şefkat dolu sıcacık sesi kulaklarıma iliştiğinde yeniden yutkunarak istemsizce salladım başımı. O her baba dediğinde içimde bir parça kopuyordu. Sanki birileri etimden parça koparıyordu. Canımı acıtıyordu onun babam olması. Mecbur kalmadıkça babam olduğunu dile getirmesem de bu onun babam olduğu gerçeğini değiştirmiyordu. Düşüncelerimi sesli dile getirdiğimde sesimin titrememesi için çok büyük bir özen gösteriyor duygularımı olabildiğince çok ondan gizliyordum.

 

" Düşünmüyorum, biliyorum. Sen güçlü birisin. Yani parasal anlamda. Her halinden belli. Tuğrul'un gerçekte ne iş yaptığını biliyorsundur."

 

Bakışlarım onda olmasa da cebinden çakmağını çıkardığını fark ettim. Sıkıntılı bir nefes vererek sigarasını dudağına yerleştirdiği esnada yavaşça yakarak içine dumanını çekti. Bu esnada konuşuyordu. O konuşurken onunla bu konuyu konuşmamın ne kadar doğru olduğunu düşünmüyordum. Yalnızca onunla paylaşmak istiyor ve içimden geçenleri olduğu gibi dilime döküyordum. Bir yandan da içimde bir çekince vardı. Onun babam olması utandırıyordu beni. Bu yüzden çekiniyor ısrarla yüzüne bakmıyordum. O ise fark etmişti belki de. Bu sebepten neden ona bakmadığımı sorgulamak yerine sıcacık bir tonda konuşuyordu.

 

" Biliyorum." Dumanını havaya doğru üfleyerek sorgular bir tınıda bir soru yöneltti. " Öyle biri olsam ne yapardın ? "

 

Bakışlarım saniyelik olarak ona kaydığı esnada göz göze geldik. İfadesinde düşünceli bir hâl hakimdi. Benim ifadem ise utanç ve çekince doluydu. Bakışlarımı yeniden kaçırarak içli bir nefes verdim. Öyle biri olması halinde ne yapacağımı düşündüm. Onun adına bir şey yapamasam da muhtemelen ondan uzak dururdum ama bunu ona söylemek yerine başka bir şey mırıldandığımda neden içimden geçen yerine bunu mırıldandığımı sorgulayarak duraksadım.

 

" Hiç. Ne yapabilirim ki?"

 

O ise başını aşağı yukarı sallayarak sigarasından bir duman daha çekti.

 

" Neden korktun o zaman ? "

 

Derin bir nefes verirken daha açık konuşmam gerektiğine karar verdim. Bakışları tam olarak yüzümdeyken bir eliyle sigarasını tutuyordu. Dumanı ince ince aramızdan sızarken sözlerimi dilime dökerek sigarasının kokusunu içime çektim.

 

" Seni yanlış tanımış olmaktan."

 

İçli bir nefes aldığım an bakışları saniyelik olarak aramızdaki sigaraya kaydı ve ani bir hareketle sigarasını diğer eline alarak içli bir nefes verdi. Bu esnada bakışları yeniden gözlerimdeydi. Meraklı bir ifade ile bakıyor bir yandan da yüzümü inceliyordu. Sesi kulaklarımı doldurduğu an merakının sesine de yansıdığını fark ettim.

 

" Nasıl tanıdın beni ? Nasıl biriyim yani?"

 

İfadesinde meraktan çok şüphe olduğunu düşündüm kısa bir an. Bu yüzden kaşlarımı çattıktan sonra bakışlarındaki içtenliği görerek yumuşattım ifademi. Çok geçmeden onu nasıl tanımladığımı düşünmeye başladığımda yüzümde içten bir tebessüm belirdi. Onun hakkında hissettiklerimi dillendirdiğim esnada gülümsememi kendi yüzüne de yansıtarak sıcacık bakışlarını sürdürüyordu.

 

" İyi. İyi ve düşünceli."

 

Kıkırdayarak gülüşünü büyütürken bir yandan da konuşuyordu.

 

" Dün tanımıyorum diyordun ama. Gerçekten böyle mi düşünüyorsun ?"

 

Bu soruya hiç düşünmeden cevap verdiğimde cevabın bu kadar çabuk gelmesinin nedeni gerçekten hakkında böyle düşünüyor olmamdı. Bazen birini tanımak için ona uzun uzun zaman ayırmak gerekmezdi. Bazı insanlar kendini gizlemez ilk bakışta belirli özelliklerini ortaya koyardı. Alparslan da öyle biriydi. Bana güzel bir izlenim bırakmıştı. Bu izlenim ona karşı düşüncelerimi çekinmeden dillendirmeme neden oldu.

 

" Evet. Dün öyle dedim çünkü cidden tanımıyorum. Yani kast ettiğim tanımak farklıydı. İyi ve düşünceli olduğunu anlamama ilk gün bana değerlerim düşük diye vitamin alman yetti. Dün kast ettiğim tanımaksa gerçek anlamda her şeyinle tanımaktı."

 

Bakışlarını merakla doldurarak gözlerimin en içine daldığında fısıltıyla konuşuyordu.

 

" Gerçek anlamda , her şeyinle..."

 

Sorgular bir tınıda konuşuyor ve bunu yaparken yüzümün her detayını inceliyordu. Başımla onu onaylarken içimden onu gerçekten , gerçek anlamı ve her şeyi ile tanımak istediğimi geçirdim. Bunu samimiyetle dile getirdiğimde ise o konuşmasına gülümseyerek devam etti.

 

" Tüm anlamlarla , her şeyimle sana kendimi anlatmaya hazırım."

 

Yüzünde derin bir gülümseme oluşurken gözlerimiz kesişti. Zaman durdu sanki. Yeşillerinin etkisi bu kez kalbimde bir kıpırtı uyandırırken alışık olmadığım hisse sıkı sıkı sarılarak yeşillerinin kalbimin içinde kök salmasına teslimiyet gösterdim.

 

6. Bölümden merhaba güzelliklerim♡♡♡

 

Umarım sevdiğiniz bir bölüm olmuştur, yeni bölümde görüşene dek güzellikle kalın ♡♡♡♡

 

 

Bölüm : 26.07.2025 03:07 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...