
İkinci bölümle yeniden merhaba güzelliklerim♡
Bu bölüm itibariyle geçmiş zamanda yaşanan bazı olayları açığa kavuşturmak için 16. Bölüme kadar geçmiş zamandan bölümler yazacağım. Şimdiden bunun uyarısını yapmak istiyorum ki okurken kafanız karışmasın. Umarım beğeneceğiniz bir bölüm olur.
Güzellikle kalın!
💦
2021 Mart , İstanbul
" Sen, senin ne işin var niye kalktın?"
" Annem süt getirecekti. Unuttu. "
Boğazımdaki süt tadını hissettiğimde yatakta olduğum yerde kıvrılırken kendi kendime bunun bir kabus olduğunu söyledim. Hayır dedim. Hayır Hazan gerçek değil. Uyanacaksın ve geçecek.
" Annem niye yerde yatıyor? Uykusu mu gelmiş ? "
" Evet o çok, çok yorulmuş kızım. Gel sana sütünü ben vereyim. "
Midemdeki yanma sancıya dönüşünce nefes nefese uyandım ve hemen banyoya koştum. İçimde ne varsa çıkardıktan sonra elimi yüzümü yıkamak için lavaboya geçtim. Bakışlarım karşıma döndüğünde aynadaki yansımama bakındım. Siyah saçlarım kabusun etkisiyle sırılsıklam olmuştu. Siyah gözlerimin çevresi ise kanla dolmuştu. Süt beyazı tenimdeyse yer yer kızarıklıklar vardı. Ek olarak tenim oldukça soluktu. Bitkin görünüyordum. Bıkkın bir nefes verirken hızla işimi hallettim.
Her sabah aynı kabusla uyanmaktan her güne annemi hatırlayarak başlamaktan tiksinir hale geldim. Ruhumu ve bedenimi bu şekilde uyanmak yaralıyordu. Annemi kaybettiğimde altı yaşındaydım. Yüzünü bile zar zor hatırlıyorken gördüğüm kabusa anlam verebilmem mümkün değildi. Çok silik bir andı. Belki de beynimin bana bir oyunuydu. Fakat bu oyun beni günden güne çürütecek kadar güçlüydü. Bazen sırf bu kabusu görmemek için uykuya direndiğim dahi oluyordu. içli bir nefes daha verdiğimde boğazımdaki süt tadı yoğunlaştı. Yüzüm buruşurken elim diş macununa gitti. Dişlerimi defalarca fırçalayıp gargara yaptıktan sonra nihayet süt tadı almadığıma kanaat getirerek hazırlanmak için odama yöneldim.
Tuğrul annemin ölümünden kısa bir süre sonra bir kadınla gelmişti eve. Kadının yanında benim yaşlarımda bir kız çocuğu vardı. O anı asla unutamıyorum. Şevval' in zafer dolu bakışları kalbimdeki kinin tohumlarını ekmişti.
Tuğrul annemle evliyken Şevval'le görüşmeye başlamış. Narin bu ihanetin meyvesiydi. Benden iki yaş küçüktü. Annesine olan benzerliği ve bana karşı kıskanç yaklaşımı ilk günden beri anlaşmamıza engel olmuştu. Kardeşten çok düşman gibiydik onunla. Tuğrul uzun süre annemin ölümünden çok etkilendiğimi bahane ederek okula yazdırmamıştı ama Narin' in de okul çağına gelmesiyle etrafındakilere daha fazla bahane sunamayacağını anlayıp ikimizi birden okula yazdırmıştı.
Bu son seneydi. Herkes üniversite hayali kurarken ben yalnızca bu evden kurtulmanın hayalini kuruyordum. Başka bir dileğim yoktu bu hayattan. Olması da mümkün değildi. Üzerime formayı giydikten sonra son kez aynaya baktım. Uzun dalgalı saçlarımı uğraşmak istemeyerek kendi haline bırakmıştım. Kara harelerim ve soluk beyaz tenimse olduğu gibiydi. Okula özene bözene giden kızların yanında paspal da kalsam sabahın köründe makyajı uykuya değişecek kadar sevmiyordum hayatı. Sevsem de çok makyaj eşyam yoktu. Daha doğrusu o zırvalıklara harcayabilecek kadar param yoktu. Olsa belki diğerleri gibi heveslerim olabilirdi ama benim hayatımda hevese yer yoktu. Uzun ve dolgun bacaklarıma geçirdiğim yarım beyaz çorapları elimle düzelttikten sonra son olarak eteğime de çeki düzen verdim. Bu esnada işim bittiği için çantamı da alarak çıktım odadan.
Kahvaltı için alt kata inmeye niyetlendiğimde adımım havada asılı kaldı. Aşağıda büyük bir gürültü vardı. Muhtemelen Tuğrul ve Şevval sabah tartışmasını yapıyordu.
Biraz daha ilerlediğimde koridorda Şevval' in sesi yankılanıyordu:
" SANA SÖYLÜYORUM !KARIN OLARAK HİÇ Mİ SÖZ HAKKIM YOK BU EVDE ? "
"KES SESİNİ!! GİTMEYECEKSİNİZ DEDİM BİTTİ!"
Tuğrul' un sesini duymamla sendelesem de korkusuz görünmeye çalışarak merdivenlerden inmeye başladım. Güne stresli bir başlangıç yapmıştım. Aklıma kavga için bir iki sebep gelse de bunu sonraya erteleyerek hızla adımladım. Yemek masasına ilerlediğimde Şevval konuşmaya yelteniyordu. Tam o esnada beni görüp önüne döndü. Yüzü buz keserken dudakları hızla kapandı.
Bu evde hayatta kalabilmenin tek yolu evdeki herkesin zaaflarını bilip bunu doğru bir şekilde kullanmaktan geçiyordu. Ben bunu özellikle Şevval' de kullanmayı seviyordum. Onun en büyük zaafı Narin'di. Yaptığı her şeyi gizler, Tuğrul'a karşı kızını savunur ve onu her türlü zarardan korurdu. Narin için yeri geldiğinde bana bile iyi davranır hatta bazen korkardı. Bugün de öyle bir gündü.
Dün Narin'i korumalardan biriyle görüp büyük bir zevkle Şevval'e anlatmıştım. Şu an beni görünce susması bu sebeptendi. O da biliyordu aslında Tuğrul' a kızını ispiyonlayacak kadar cesaretim yoktu ama yine de korkuyordu. Bu korku benim bu sabah huzurla kahvaltı yapmamı sağlayacaktı. Onun bu tavrına tebessümle eşlik ettim bu yüzden.
Sessizce masadaki yerime kurulup yanımda oturan Nare' nin dizine iki kez dokundum. Bu bizim günaydınlaşma şeklimizdi. Aynı şekilde karşılık verdiğinde gülüşüm büyüdü. Bu esnada bakışım Tuğrul'a kaydı. Beyaz teni ve kahve gözleri sinirden kızarmış olsa da Şevval sustuğu için tabağına odaklanmıştı. Derin bir nefes verdiğimde Narin'in de korkuyla başını tabağına eğdiğini gördüm. Bugün olabileceklerden o da en az annesi kadar korkuyordu.
Nare Şevval ve Tuğrul'un ikinci kızlarıydı. Narin'in aksine uysal ve cana yakındı. Karakter olarak ablasına ve annesine benzemediği için iyi anlaşırdık. Bu evde ailemden sayıp değer verdiğim tek kişiydi.
Benim masaya oturmamdan sonra kahvaltı sessiz geçmişti. Bu benim için iyiydi. Çünkü sofrada keyifle sohbet edilerek yemek yendiğinde bazen konuşmaya dahil olmam gerekiyordu ki bu konuşma çoğu zaman Tuğrul'la kavga ederek bitiyordu. Bazen evlat değil yük olduğumu söylüyor bazen de dövüp odaya kilitliyordu. Bu yüzden sessizliği seviyordum.
Sessiz geçen yemek faslının ardından okula gitmek için kızlarla birlikte evden çıktık. Evin önündeki korumalardan biri eşlik ediyordu bize. Vardiyalı oldukları için kişi değişse de araba aynı olduğundan bizi bırakacak olan araca yönelip ön kapının kulpunu kavradım. Bu esnada Narin de aynı kulpa atılarak elini elimin üstüne yasladı. Bakışlarımız kesiştiği an kahve gözlerinde sinsi bir öfke gördüm. Sıkıntılı bir nefes verdiğim esnada konuşmaya başladım.
" Ne yapıyorsun be geri zekalı? "
Boşta olan eliyle kolumu sıkarken dişlerini sıka sıka konuşmaya başladı. KOnuyu tahmin ettiğim için bıkkın bir nefes verdim bende.
" Anneme beni sen ispiyonladın demi ? Senin yüzünden bir hafta evden çıkamayacağım. "
Kolumu çekip iğrenir gibi yüzüne baktım. Bir hafta evden çıkamayacağı için miydi bu sözleri ? Gerçekten bunu annesine söylememden değil de evden çıkamamaktan dert yanıyordu. Annesine anlatarak onun iyiliği için bir şey yapmıştım esasında. Bunu anlayamayacak kadar salaktı. Değmeyecek iki paralık serserilerle takılıyordu. Kapıdaki Tuğrul'un pis işlerini yapan belalı tiplere kadar düşmüştü üstelik. Ben iyiliği için uğraşıp - Tabi kendi canımı korumakta buna dahil ama asıl nedenim gerçekten onun iyiliği- annesini uyarmışken Şevval hanım bir haftalık ev hapsi ile yetinmişti. Sinirle gülümseyerek konuştum.
" Cezana değecek birine verseydin bari. Kapıdaki ite kadar düştün mü cidden ? "
Tekrar kolumdan ittiğinde dişlerinin birbirine vurma sesi bana kadar geliyordu. Gözlerimi kapatıp sinirle gülümsemeye devam ettim.
" DÜZGÜN KONUŞ! "
Bir adım atıp gözlerimi gözlerine sabitleyerek en kinayeli tonumda konuşmaya başladım. Narin ile düzgün bir şekilde konuşmaya çalışmam zaten her zaman suç olmuştu. İyilikten anlamıyordu bu salak. Onun iyiliğini düşüneceğim aklının ucuna dahi gelmiyordu. Yine salak olduğu için birinin duyup babasına haber edeceğini de düşünmüyordu.
" Yerinde olsam sesimin tonuna dikkat ederdim. Baban duyarsa önce o iti domaltır sonra seni."
Kahve gözleri gözlerime nefretle daldı. Daha sonra derin bir nefes aldı. Sakin kalmaya çalışıyordu. Bende yutkunarak sakin ifademi korumaya çalıştım. Haklı olduğumu göremeyecek kadar kördü.
" Ne gördüysen yanlış görmüşsün Hazan. Bir daha benim işlerime karışma. "
Sert bakışmamızın başından beri tuttuğum nefesimi sesli bir şekilde verdim. Laftan anlayacak gibi bir hali yoktu. Üstelik oyalıyordu bizi. Derse geç kalmaya hiç niyetim olmadığı için onu hafifçe iterek kulpu yeniden kavradım.
" Sabah sabah seninle hiç uğraşamayacağım Narin. Çekil önümden. "
Öne doğru atılıp arabaya binmeye çalıştığım esnada kolumu tuttu. Kinaye dolu bir tınıda konuşmaya başladı daha sonra." Araba bu sabah çalışmamaya karar vermiş. Binemezsin."
Ona doğru hafifçe başımı çevirdim. Nare arabanın arka koltuğundan korkulu bir ifade ile bizi izliyordu. Derin bir nefes vererek yeniden ona döndüm. Bıyık altından gülüyordu. Gülüşüne kinayeli bir tınıda eşlik ederken içime dolan öfkeyi görmezden gelmeye çalıştım.
" Allah Allah(!) bozulduysa Nare niye bindi ? "
İşaret parmağını bedenime bastırırken parmak uçlarında yükselerek başını başıma yasladı. Sinirli bir ifadeyle onu izlediğimde aynı sinirle konuşmaya başladı.
" Sana bozulmuş canım. Biz gidebiliyoruz sen kalıyorsun. "
En gıcık tonunda konuşması öfkemi harladı. Ona doğru bir adım attığım sırada Nare' nin seslenmesiyle ikimizin de bakışları ona döndü. Kahve saçlarını geriye savururken kahve gözlerinde sıkıntı hakimdi. Ona göz kırptım. Korkmaması için.
" Abla hadi binin ikiniz de."
Bıkkın bir ifade hakimdi yüzünde. Göz devirirken ağzımı açtığım esnada Narin öfke kusarak konuşmaya başladı.
" SEN SUS ! SENDE BAS GİT YOLUNA! YOK SANA ARABA FALAN! "
Eliyle önce Nare' yi ardından beni gösterdiğinde o eli koparmak isteyecek kadar sinirlendim. Haksız yere bağırması üstelik bunu Nare' ye yapması çok kötüydü. Öfkesini düşünmeden etrafındakilere saçıyordu. Sinirle öne atıldım. Sol kolunu sertçe kavradığım esnada konuşmaya başladım.
"SENİN O YILAN DİLİNİ KOPARIRIM! YABAN DOMUZU!"
Kolunu elimden kurtarıp sarstığım esnada önüne düşen hafif yanmış cilalı sarı saçlarını düzeltti. Bu esnada derin bir nefes verdim. Bakışlarım anlık olarak şoför koltuğunda oturan kişiye kaydı. Bu dünkü korumaydı. İşin rengi şimdi belli oldu işte . Narin beni sevgilisi arabayı kullanacağı için yanında istemiyordu. Onu ispiyonlamış olmam bahaneydi. Sıkıntılı bir nefes verdiğimde yüzümdeki iğrenen ifade daha da büyüdü. Narin' in omzuna sertçe vurarak öne atıldım. Burada daha fazla kalıp Narin' e laf anlatmaktansa otobüsle gitmem daha doğru olacaktı. Çünkü Narin o koltukta o adam varken beni yanında tutma riskine asla girmezdi.
Bu yüzden sessiz ama sitemli bir tonda konuşmaya başladım. Hakikaten deliydi. Delirmişti. Beni yanında istemeyecek kadar onunla görülmek istemiyor ama onunla birlikte okula gitmeyi göze alıyordu.
" Deli cesareti seninki. Kuytu köşelerde görüştüğün iti dibimize kadar sokmuşsun. "
Sinirle gülümseyerek bakışlarını gözlerimde sabitledi.
" İyi yapmışım. Sana ne ? Ne hakla karışıyorsun? "
Benden Yalnızca iki yaş küçük olmasa ergenliğe yeni giren bir çocuk olduğunu düşünecek hatta bu söylediğini ciddiye alacaktım. Her şeye rağmen o kardeşimdi ve bu tavırlarına rağmen ona doğruyu söylemek benim vazifemdi. Yanlış yapıyordu. Çok büyük bir yanlışın içindeydi.
" Ablan olarak karışıyorum. Görüşeceksen seni hak eden düzgün biriyle görüş."
Sinirle sırıtarak öne atıldı.
" Çok biliyorsun ya sen ? Hayatında kaç adam tanıdın? Ha ? Sırf koruma diye aşağılamaya utanmıyor musun? "
Pişmanlık. Şu an yaşadığım hissi tek kelimeyle ifade edecek olsam bu kesinlikle pişmanlık olurdu ama sürekli dejavusu yaşanan bir pişmanlık. Ne zaman Narin' i düşünüp ablalık yapmak istesem hep benim hayatımdan bir taş atıyordu. Beni kırmaktan üzmekten asla geri durmuyordu. Yine de bu konu hakkındaki doğruları söylemekten geri durmadım. Aşık olmamış olmam ya da hayatıma kimseyi almamış olmam gerçekleri göremeyeceğim anlamına gelmiyordu.
" Sevgilim diye koluna taktığın it adam olsaydı çıkar babanın karşısına kızını seviyorum derdi. Seni kullanmanın peşinde bu. "
Dudağını ısırırken kolumu sıkarak fısıldadı.
" Hazan... Şansını fazla zorluyorsun. İşime karışma bas git."
Bu kez sertçe darbe indiren oydu. Bir iki adım sendelesem de duruşumu toparlayıp derin bir nefes verdim. Sonra korkulu gözlerle bizi izleyen Nare'ye yavaşça göz kırptım. Bu sorun yok demekti. Ardından yeniden Narin' e döndüm. Daha fazla konuşmam yalnızca vakit kaybetmem anlamına gelecekti.
" Sen bilirsin. Senin hayatın. "
Bu konuşmayı daha fazla uzatıp pişmanlığımı arttırmaya hiç niyetim yoktu. Sözlerimi bitirince hızla arkamı döndüm. Çok geçmeden kapı sertçe kapatıldı ve acı bir egzoz dumanı etrafı kapladı. Derin bir nefes vererek sıkıntıyla durağa yürümeye başladım.
Zengin bir adamın kızı olsam da uzun süredir Tuğrul' dan para almıyordum. Keyfi falan değil. Basbayağı para vermiyordu bana. Bir ihtiyacım olduğunda karşılamak için yalvar yakar dil dökmem gerekiyordu. Onca söze isteğe rağmen gün sonunda ihtiyaçlarımın en azı ve hatta en ucuz olanı alınıyordu. Eskiden onun bunu dikkatli harcama yapmak için yaptığını düşünür kendimi teselli ederdim ama zamanla anladım ki kızların bir dediği iki edilmiyordu. Her şeyin en iyisi , en pahalı olanı alınıyordu. Üstelik bunların çoğu onlar daha dile getirmeden yapılıyordu. Bu ayrıma daha fazla boyun eğmek istemedim bende. Hor görülüp eziliyordum. Buna rağmen her seferinde ondan sevgi dileniyor yaptıklarını görmezden geliyordum. Oysa o benim babamdı. Masraflarımı karşılamaya benim yanımda olmaya mecburdu.
Düşüncelerle boğuşarak durağa vardığımda saati kontrol ettim. On dakika sonra okula yirmi dakika yürüme mesafesinde olan otobüs gelecekti. Eğer buna binmezsem yarım saat beklemek zorunda kalacaktım ki bu ilk dersi kaçırmam anlamına geliyordu. Mecburen gelen otobüse binip yürümeyi tercih ettim.
Nihayet okula geldiğimde nefes nefese kalmıştım. Merdivenlerden çıkarken resmen beynim tersinden akıyordu. Derse beş dakika geç kalsam da en azından kaçırmadım diye düşünerek kapıyı açıp içeri girdim. Yerime ilerlerken büyük bir keyifle bana bakan Narin' e kaydı gözlerim.
Küçük or*spu .
Yerime oturunca yanıma çoktan kurulmuş olan Çisem' e baktım. Hah işte buradaydı baş belam. Okuldaki en yakın hatta tek yakın arkadaşımdı. Aklı beş karış havada olsa da iyi kızdı. Bakışlarım saniyelik yüzünde gezindi. Sarı uzun saçları dümdüz ve ela gözleri maskaralıydı. Muhtemelen yine biri vardı. Gülümseyerek onu izlediğim esnada onun bakışları merak doluydu.
" Nerede kaldın Hazan? Öldüm meraktan. Zilli Narin de tek gelince gelmeyeceksin sandım."
Sıkıntılı bir nefes verirken elim çantama gitti. Hoca duymasın diye sessizce konuşmaya başladım daha sonra. Bir yandan da eşyalarımı çıkarıyordum.
" Küçük hanım dün yine mobeselere yakalandı da. Sabah onun tartışmasını yaptık. O yüzden yürüyerek geldim. "
Kıkırdayarak koluma vurdu. Anlık afallasam da gülüşüne eşlik ettim.
" Ayy yine kime verdi ? "
Neşeli sesine göz devirdim. Narin'in çapkınlıkları kendi çapkınlıklarından sonra en büyük eğlencesiydi. Benim aksime. Sıkıntılı bir tınıda konuştum daha sonra.
" Kimse kim ya ! Korumalardan biri işte. Hoca yok yazdı mı ? Sen onu söyle."
İçimdeki merak konuyu bölse de daha fazla bu tedirginlikle başa çıkamadım. Bir elini ümitsizce sallarken kıkırdadı.
" Geç kaldın hayatım. Yoklama çoktan alındı."
Sıkıntılı bir nefes verirken göz devirdim. Akşam olacak olanlar gözümde birer birer canlanırken dişlerime dudaklarımı geçirdim.
" Ya niye yok yazdırıyorsun? Tuğrul'a ne diyeceğim şimdi? "
Kemiklerim kırılana dek bile dayak yememe neden olabilirdi bu mevzu. Düşüncesi dahi içimi ürpertti. Çisem ise rahat bir tınıda fısıldayarak konuşuyordu.
" Kızım yoktun diye yok yazdı hoca. Hem merak etme teneffüste silerim ben adını."
Yavaşça koluna vururken bir yandan da tahtaya yazılanlara yetişmeye çalışıyordum. İçimi akşamın korkusu sarmıştı bile. Düşünmemek için meşgale arıyordum şu an. Sözlerine kıkırdayarak yanıt verdim.
" Anlamayacaklar sanki sildiğini. Bir de onun azarını yiyeceğim."
Daha güçlü ve keyifli bir kıkırtı ile yanıtladı beni.
" Anlasınlar ne olacak sanki." Bu noktada sırtıma hafifçe vurup göğsünü belertti. " Okul babamın kızım ! Yiyorsa söylesinler adını sildiğimi."
Hafifçe tebessüm ettim. Açık konuşmak gerekirse rahatladım. Çünkü Tuğrul öğrenirse olacaklar belliydi . Yirmi yaşında bir genç kız değil de çocuk gibi korkuyordum ondan . Korkmak için nedenim çoktu. Düşünceleri kafamdan silmek için çabalayarak ona döndüm yeniden. Sırıta sırıta beni izliyordu. Tek kaşım bu sırıtmaya havalanarak yanıt verdiğinde beni şüpheden sözleriyle kurtardı.
" Eee öğle arası gidiyoruz demi?"
Şüphem azalsa da bu kez de merakım harlanmıştı. Bir iki saniye ne olduğunu düşündüm. Herhangi bir yanıt bulamayınca yutkunarak ve biraz da korkarak sorumu yönelttim. Altından her şey çıkabileceği için korkuyordum.
" Nereye?"
Bıkkın bir nefes verirken koluma sert bir darbe indirdi. Yüzüm buruşurken kolumu ovdum.
" Ya Hazan unutmuş olamazsın. Hastaneye gidecektik hani, zeus'umu görmeye? "
Derin bir nefes verdiğim esnada aklıma geçen bahsettiği adam geldi. Kolumu ovmaya devam ederken hafif tebessüm ettim.
" Aklımdan çıkmış. Tamam gideriz."
........................................
Öğle arası olduğunda vakit kaybetmeden yola çıktık. Hastane zaten okula çok yakındı. Çisem geçen gün serum taktırma bahanesiyle okuldan kaçtığında bu hastanede çalışan bir doktoru beğenmiş. En yakın arkadaşınız şipsevdiyse gerektiğinde Fizan' a bile gitmek boynunuzun borcudur. Ben boynumun borcunu neredeyse her hafta başka bir oğlan için yollara düşerek ödüyordum.
" Hazan acil bu tarafta."
Bakışlarım işaret ettiği yöne kaydığında bıkkın bir nefes vererek perçemimi kulağımın ardına verdim.
" Ya biz böyle geldik ama ne diyeceksin adama? Ben sana yandım gel söndür mü diyeceksin? "
Kolumdan tutarak ilerlettiği esnada sitemli bir tınıda konuşmaya başladı.
" Saçmalama kızım. Hasta numarası yapacağım işte. Muayene olacağım sonra da. Hah gel şuradan. "
Çisem'in yönlendirmesiyle acile girdiğimizde vakit kaybetmeden giriş yaptırdık. Ne yaptığımızın farkında değildim. Sorgulamakta gelmiyordu içimden. Sorgularsam kafayı bile yiyebilirdim şu an. Sıkıntılı bir nefes vererek Çisem'in yanına oturduğumda sıranın bize gelmesini kısa bir süre bekledikten sonra içeri geçtik.
Çisem sedyenin üstünden kolumu sıkarak heyecanla konuşmaya başladı.
" Ay Hazan bak! Sana bahsettiğim doktor orda!"
A harfini uzata uzata konuştuğu yetmezmiş gibi eliyle adamı işaret etti. Refleksle elini tutup etrafı kontrol ettim. Neyse ki kimse fark etmemişti. Derin bir nefes verirken ağzımın içinde konuştum.
" Sus duyacak şimdi."
Ardından hissetmiş olacak ki uzun boylu sarışın ve yapılı olan doktor bize doğru ilerlemeye başladı. Yüzünde derin bir gülümseme vardı. Dosyaya bakarak konuşmaya başladı.
" Çisem Demirci ? Buyurun şikayetiniz neydi?"
Bu noktada Çisem bana baktı. Hastaneye gelmeyi hasta numarası yapmayı akıl eden salak bunu düşünememiş miydi gerçekten? Dudaklarımı ısırırken aklıma bir fikir düştü. Sen kaşındın Çisem.
Derin ve sıkıntılı bir nefes verdiğimde bakışlarım kahve gözlü Zeus yani doktor beydeydi.
" İshal olmuş. Sabahtan beri fena !Okuldan buraya zor yetiştirdik."
Çisem hızla doğrularak koluma vurdu. kekeleyerek doktora baktığında gülmemek için dudak içlerimi ısırdım.
" HAZAN! Yok öyle bir şey doktor bey ! Arkadaşım şaka yapıyor. Ben üşüttüm sadece."
Doktor kılıklı zeus bey içtenlikle gülümseyerek konuşmaya başladı.
" Çekinmenize gerek yok Çisem hanım. Bu çok normal bir durum. Oldukça da ciddi bir hastalığın habercisi olabilir. Öncesinde birkaç test-"
" DOKTOR! DOKTOR YOK MU? YARDIM EDİN !"
Bakışlarımı refleksle sesin geldiği yöne çevirdim. Otuzlarının başında hafif yapılı esmer bir adam kucağında küçük bir kız çocuğuyla ne yapacağını bilemez halde etrafa bakıyordu. Çisem ile ilgilenen doktor hemen yanlarına koşup küçük kızı yanımızda bulunan sedyeye yatırdı. Kızın başında bone yüzünde maske vardı. Yüksek ihtimalle lösemiydi.
" Nesi var? Bu sabah gayet iyiydi."
" Park. Parka gitmek istedi. Ben. ben bir an arkamı döndüm bayılmış yerdeydi. Gelene kadar uyandırmaya çalıştım. Bir şey yap kurtar onu. MEHMET NEREDE ?ÇAĞIRIN GELSİN!"
Adam öyle korkmuş öyle panik görünüyordu ki içimde bir sancı oluştu.
" Arslan bey sakin olun. Yorgun düşmüş. Kemoterapi aldığı günlerde yormamaya çalışın. Hemşire hanım serum takalım hemen Mehmet hocaya da haber verin . "
Gözlerini gördüm anlık olarak. Dolu doluydu. İçimdeki sancı büyürken yutkunarak küçük kız için dua ettim. Dünya çok zalim hayat ise çok acımasızdı.
" Mehmet sorun olmayacağını söyledi. O çok ısrar edince kıramadım. "
"Ba-ba"
Küçük kızın çelimsiz ve fısıltılı sesini duyduğu an öne atılarak minik ellerini tuttu. Yüzündeki endişe buradan dahi belli oluyordu.
" Balım. Balım iyi misin ağrın var mı?"
Adamın sesinin titrediğini ve gözlerinin ağlamaklı olduğunu tekrar görünce yutkunamadım. Sanki karşısında eşsiz bir mücevher varmış gibi davranıyordu. Bu küçük kız çok şanslıydı. En azından baba konusunda. Çisem'e baktığımdaysa çoktan gözlerinin dolduğunu fark ettim. Baş belam çok duygusaldı. Dayanamazdı böyle şeylere.
Diğer doktorun gelmesiyle Çisem'in zeusu birkaç test yapıp beklememizi söyledi. Beklerken Çisem somurtarak telefonuyla ilgileniyordu. Doktorun onu fark etmemesine baya bozulmuş gibiydi. Bense belli etmeden baba kızı izlemeye koyuldum. Küçük kız tavana bakıyor babasıysa onun ellerini avucunun arasına almış yüzünü seyrediyordu. O kadar güzellerdi ki.. Ama çok buruktu bu güzellik. Küçük kızın acı çektiği her halinden belliydi. Beni fark etmiş olacak ki bakışları bana döndü.
" Saçların ne güzeller."
İstemsizce elim saçlarıma gitti. Burukça gülümsedim. Onun saçlarının yerine bonesi vardı. Saçları tedavi sırasında dökülmüş olmalıydı ama buna rağmen eşsiz bir güzelliğe sahipti. Gözleri yaşadığı acıya rağmen parıldıyordu. O parıldama içimi ısıtırken hiç düşünmeden kalbimden geçenleri dilime döktüm.
" Sen daha güzelsin."
Yüzünde buruk bir ifade oluşurken gözlerini kaçırdı. Bal rengine dönük bir elaydı gözleri. Çok tanıdıktı. Gülüşüm gözlerini kaçırmasıyla solarken o sıkıntılı bir nefes vererek konuşmaya başladı.
" Ama benim saçlarım yok ki. Bak! Belli olmasın diye bu şeyi taktılar."
Elleriyle bonesini işaret ettiği esnada bakışları ve o güzel gözleri yeniden bana döndü. En içten gülümsemem yüzümü sararken içtenlikle gülümsedim. Konuşurken amacım teselliden çok uzaktı. Gerçekten içimden geçenler dilime yansıyordu ama bu kez biraz abartıda bulunmak istedim.
" Yüzün gözlerin öyle güzel ki fark etmedim bile."
Bu küçük kızı üzmek şu hayatta isteyeceğim son şey dahi değildi. Bu küçük masum yalanın nedeni oydu. Neşeli bir gülüş belirdi yüzünde. Sevinçle ellerini kaldırsa da hızla birbirine vuramadan onları geri indirdi. Muhtemelen buna gücü yok diyerek iç çektiğimde o babasına bakıyordu.
" Gerçekten mi? Duydun mu baba? Saçlarımın olmadığını fark etmemiş. "
Adının Arslan olduğunu öğrendiğim adamın bakışları bana döndü ve minnetle küçük pembe yalan için gülümsedi. Gülüşüne eşlik ederken onların güzelliğine dalmaya devam ettim.
" Duydum balım. Abla doğru söylüyor. O güzel gözlerin öyle parlıyor ki hiçbir şey onu gölgeleyemiyor."
Küçük kız burukça tebessüm ederken bir elini babasının yanağına koyarak mırıldandı.
" Uykum geldi baba."
Minik ellerini öpüp yanında olduğunu söylediğinde tebessüm etti.
Ben hâlâ onları izlerken Çisem beklemediğim bir soru yöneltti. Onları izlediğinin bile farkında olmadığım için yüzümde şaşkın bir ifade belirse de bozuntuya vermemeye çalıştım.
" Lösemi mi? "
Adam hafifçe başını aşağı yukarı salladı. " Üçüncü evrede. Gitmediğimiz doktor kalmadı. Ne ilik bulabiliyoruz ne de derdine bir çare."
Konuşurken sesi öyle titriyordu ki biraz zorlasa karşımızda hüngür hüngür ağlayacaktı. Ben onun bu haline üzülürken Çisem merakına yenik düşüp bir daha soru sordu.
" Annesi nerede? Duyduğuma göre aynı anne babadan doğan bir çocuk dünyaya gelirse kordonundan alınan ilik uyumlu çıkabilirmiş."
Söylediği şeyle şaşkınca ona dönüp gözlerimle kızgınlığımı belirttim. Bu söylenecek şey miydi?
Çisem ise omuz silkerek önüne döndü. Bu esnada bakışlarımı adama çevirerek utançla gülümsedim. Neyi kast ettiğimi anlamış olacak ki gözleriyle sorun olmadığını belirtip derin bir nefes vererek konuşmaya başladı.
" Annesini doğumda kaybettik. Tek şansımız milyonda bir ihtimalle uyumlu çıkacak bir yabancının iliği."
Sesi sıkıntı doluydu. Benimse bakışlarım duyduklarımla masumca uyuyan küçük kıza kaydı. >Daha doğmadan annesiz kalmıştı. Annesizliğin ne denli zor bir yara olduğunu bilen biri olduğum için iç çektim. Bu küçük kız doğduğu an yüklenmişti hayatın yükünü. Yetmezmiş gibi şimdi de canı ile mücadele ediyordu. Ben onu izleyerek üzüntüye dalmışken Çisem Arslan beye bir teklifte bulundu.
" İsterseniz biz kan verebiliriz. Öyle değil mi Hazan? Hem ben mucizelere çok inanırım."
Beni dürtmesiyle bakışlarımı onlara çevirerek kararlılıkla başımı salladım. Elimden ne gelirse yapmak isterdim.
" Evet öyle. Yardımımız dokunacaksa neden olmasın?"
Arslan bey buruk bir tebessüm edip el işareti yaparak kapıda bekleyen bir adamı çağırdı.
" Hüseyin genç hanımlara yardımcı olun . Elif için kan vermek istiyorlar ."
Adının Hüseyin olduğunu öğrendiğimiz adamın komutuyla sonuçların çıkmasını beklemeden üst kata çıktık. Küçük bir kızın hayatı söz konusuydu ve Çisem'in zeusu biraz bekleyebilirdi.
Hızla işlemlere başlanmıştı. Hemşire kanımızı almak için uğraşırken bakmamak için çaba veriyordum. Bu esnada bakışlarım duvardaki saate takıldı. Aklıma dersin başlayacağı geldiği gibi yerimde sıçrayarak telefonu ile uğraşan Çisem'e döndüm.
" ÇİSEM OKUL! GEÇ KALDIK !"
Başını telefondan kaldırmadan rahat bir tınıda konuşmaya başladı.
" Ders boş hayatım. Son derse yetişiriz. Merak etme."
Kaşlarım şüpheyle havalanırken ümitsizce koltuğa yaslandım. Bu esnada hemşire kolumda damar aramaya devam ediyordu. Bakışlarımı bu kez karşımdaki pencereye diktiğimde sitemle konuşmaya başladım.
" Benim niye haberim yok? Yine kandırıyorsun sen beni."
Çisem'in kıkırtısı kulağıma dolsa da pencereden dışarıyı izlemeye devam ettim.
" Kız ne kandırması? Telefonun var da sanki haberim yok diyor bir de. "
Doğru söylüyordu. Fakirliğin gözü kör olsun. Kendime telefon alacak bir maddi gücüm yoktu. Sıkıntılı bir nefes verirken yutkunarak en azından yok yazılmayacağımı geçirdim içimden.
.........
Kan verme işlemi bitince verilen forma isimlerimizi yazdık. İletişim kısmına ikimizde Çisem'in numarasını yazıp hemşireye verdik. Son derse bir tık geç kalacaktık ama küçük bir kızın hayatı için çaba gösteriyorduk. Derse yetişemeyip akşam dayak yesem de umurumda olmazdı. O kızın mutluluğu için değerdi.
" Hazan çıkmadan Arslan beye kan verdiğimizi söyleyelim."
Kaşlarım Şüpheyle havalanırken adımlarım duraksadı.
" Arslan bey?"
Çisem omuz silkerek koluma vurdu. Sendelesem de sıkıntılı bir nefes verip toparlandım.
" E yuh ama kızım! Daha yeni öğrendik ya adını? Kızın babası olan."
Kaşlarım şüpheli ifadesini sürdürüyordu. Ne gerek var diye geçirdim içimden. Zaten derse geç kalıyorduk.
" Niye söylüyoruz ki? Biz kanı verdik görevimizi yaptık."
Çisem gülümseyerek saçlarını geriye attı.
" Niye söylemeyelim? Hem o adamı tanıyorum ben. Hastanenin sahibi; Arslan Tufanlı. Baya ta*aklı biri. Hele bir Kardeşi var. Olay! Meteor resmen."
Sözleriyle ağzım aralanırken sinirle gülümsedim. her durumda işin sonunu erkeklere bağlıyordu. Bu kız asla uslanmak bilmiyordu. Öne atılarak koluna sert bir darbe indirdim.
" İnanamıyorum sana ya! Şu durumda bile düşündüğün şeye bak ! Azgın karı ! Yürü yok sana Arslan falan. Az daha zorlarsan Hazan şamarı var."
Çisem'i kolundan sürükleyerek çıkışa ilerlettim. Biraz nazlansa da gücüme karşı koyamayarak pes etti. Onu peşimden sürükleye sürükleye kapıya ilerledim.
Tam çıkacağımız anda hastanenin önünde Arslan beyi gördük. Büyük siyah bir arabanın önünde telefonla konuşuyordu. Çisem kolumdan kurtularak tam karşıma geçti.
" Bak orda işte hadi bir selam verelim."
Koluna yeniden sertçe yapışarak ilerletmeye devam ettim. Sinirliydim. Her durumda başımıza bela oluyordu. Zaten derse geç kalıyorduk. Bir de kaç yaşında adama sulanacak yer arıyordu şu an. Öfkeyle ilerletmeye devam ettim.
" Çisem yürü. Şimdi yapıştıracağım bir tane." Koluna resmen yapışıp ilerlemeye devam ettiğim sırada pes ederek sürüklendi peşimden. Arabayı geçip hastanenin otoparkını atlattığımız esnada arkamdan gelen sesle duraksadım.
" GENÇLER!"
Çisem yüzüme zafer kazanmışcasına bakarken ben derin bir nefes vererek sesin geldiği yöne doğru döndüm. Arslan bey büyük bir gülümsemeyle bize doğru geliyordu.
Sıkıntılı bir nefes vererek bize doğru gelişini izlediğimde Çisem sırıtıyordu. Kısa süre sonra tam karşımızda durduğunda yüzünde içten bir gülümseme vardı.
" Kızım için kan verdiniz. Sonuç uyumlu da uyumsuz da olsa size bir teşekkür borcum var."
Çisem hemen öne atıldı. Fırsat kolluyordu zaten. Göz devirerek önüme geçmesine müsaade ettim.
" Ah ne demek! Biz insanlık görevimizi yaptık. Kızınız nasıl, iyi mi ? "
Arslan bey de sırıttığında gözlerimi açık tutmak için gayret gösteriyordum. Şimdi sinirden delirecektim. Bir çocuklu adama yürümediğin kalmıştı Çisem! Bir bu kalmıştı! Zar zor gülümseyerek onları izlediğimde Arslan bey konuşmaya başladı.
" Gayet iyi. Ben yine de size kartımı vereyim. Bir şeye ihtiyacınız olursa hastalanır hastaneye gelirseniz falan haberim olsun. Yanlış anlamayın beni bir abi gibi görün."
Çisem'in yüzünün düşmesiyle gülmemek için dudaklarımı birbirine bastırdım. Hakikaten sınır tanımıyordu bu kız . İyi oldu dedim daha sonra içimden. O sınır tanımasa da karşısındaki adam sınırlarının ne olması gerektiğini gayet iyi biliyordu. Onun donup kaldığını fark edince sıkıntılı bir nefes vererek ben devreye girdim. ben devreye girdim.
" Teşekkür ederiz nezaketiniz için. Biz artık gidelim . Geç kalıyoruz. Hadi Çisem ."
Çisem'in koluna girip çekiştirdiğim esnada Arslan bey başıyla kabulleniş göstererek gülümsemeye devam etti.
" Rica ederim. Bu arada adınız neydi? Elif sizi çok sevmiş. Uyanınca sordu."
Yeniden arkama dönüp gözlerinin içine baktım. Adımı öğrenmek için bahane mi uyduruyordu yoksa küçük kız gerçekten beni mi sormuştu? Kısa bir süre düşündüm. Daha sonra onunla olan konuşmamızı anımsayıp tebessüm ederek cevap verdim.
" Hazan. Hazan çelik."
Bu tanışmanın kaderime yön vereceğini bilmeden büyük bir tebessümle karşıladım geleceğimi. Hem de bunu o tebessümün göz yaşına dönüşüp her gün yüzümü yeniden yıkayacağını bilmeyerek yaptım . Ben Hazan Çelik. 11 Mart 2021 kaderin benim ağlarımı bilmeden ördüğü ilk tarih.
İkinci bölümün sonuna geldiiik ✨ Her şeyin başlangıcı olan bölümdü bu. İlerleyen bölümlerde anlayacaksınız ki bu karşılaşma hikayenin gidişatının temelini oluşturuyor:)) Umarım hoşunuza gitmiştir. En kısa sürede yeni bölümde görüşmek üzere! güzellikle kalın ❤️
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 17.47k Okunma |
1.01k Oy |
0 Takip |
40 Bölümlü Kitap |