14. Bölüm

Düşler ve Düşüşler

Sude ben
sudenoloji

14. DÜŞLER VE DÜŞÜŞLER

                                            💦

 

11 Ekim 2022

 

California , Amerika Birleşik Devletleri

 

Hayat bitti dediğin tüm ipleri kopararak pes ettiğin anda attığı kördüğümle kendine sıkı sıkıya bağlayan bir yanılgıdır. Yanılgı diyorum çünkü bitme noktasına getiren şey atılan kördüğüm ile artık en güçlü yanınız olur. 'Bu acı bana fazla dayanamam, katlanamam, bu kadarını kaldıramam.' Dersiniz ve yanılırsınız. Hayat sizi olmaz dediğinizle sınayarak yanıltır.

 

Yaşadığım bütün yanılgılara dönüp bakıyorum şimdi. Evimde , ilk kez yuva edindiğim yerde yaşıyorum. Yuvamın penceresinden okyanus ile buluşan kum tanelerini izlerken düşünüyorum yanılgılarımı. Annem öldüğünden beri yaşadığım her acıya ' Bunun üstesinden gelemem.' Dediğim anlar canlanıyor gözümde. Sonra gözümün önünde teker teker sıralanıyor üstesinden geldiğim bütün yanılgılar. Derin bir nefes verirken acı bir tebessüm beliriyor yüzümde. Acıdan güç alıyorum. Hayat bana yaşadıklarımın arasında bunu öğretiyor; atlattığım her acının ardından acı bir tebessümle veda ediyorum yaşanılanlara.

 

Elimde tuttuğum rezene çayından manzaraya dalarak bir yudum daha alıp dikkatle masanın üzerine bıraktım. Ses çıkarmamak için özen gösteriyordum çünkü minik prensesim henüz uyumuştu. Doğduğundan beri uyku düzeni meselesini halledememiştik. Yeni yeni bir düzeni oluşmaya başlıyordu. Son iki gündür öğlenleri güçlükle uyutuyordum ama bu kez de geceleri uyumuyordu. Altı aydır gece uykusundan mahrumdu gözlerim. Uykusuz , yorgun ve bitkindim ama mutluydum. Hayatım boyunca hiç tatmadığım türde bir mutluluktu bu. Gözlerimin önünde kanlı canlı, benim olan, bana ait olan bir can vardı. Küçücük minicikti. Benim varlığım olmadan hayata tutunamayacak kadar küçüktü. Muhtaçtı bana. Annesine muhtaçtı. Annesi ise onun soluğu olmadan yaşayamayacak kadar bağlıydı bu muhtaçlığa.

 

Zor bir hamilelik geçirmiştim. En başından en son anına kadar zor olmuştu her şey benim için. Amerika'ya ilk taşındığımız dönemler en zoru olmuştu. Hiç bilmediğim bir ülkede karnımda bebeğim ile çok zorlanmıştım. Omzumdaki yüklerin ağırlığı nefesimi kesiyordu. İlaçlar bir noktadan sonra faydasız kalmaya başlamıştı. Destek alma konusunda Alper ile hemfikir olmuştum. İstemeye istemeye başlamıştı bu süreç. Doktordan yaşadıklarımı anlatmak yerine defalarca daha ağır bir ilaç kullanma talebinde bulunsam da hamile oluşum isteğimi reddetmesine sebep olmuştu.

 

Sonucunda doğuma bir gün kalaya dek haftada dört gün psikolojik destek alarak geçirmiştim zamanımı. Bir yandan çocukluktan beri süregelen acılarımı dindirmeye uğraşırken diğer yandan anne olma korkumu yenmek için uğraşmıştık.

 

Fakat açık konuşmam gerekirse hamilelik boyunca kullandığım bütün ilaçlar ve aldığım destek kızımın kokusunu duyduğum o ilk anın çeyreği kadar bile etki oluşturmamıştı. Meğerse benim yaşadığım her şeyin üstesinden gelebilmek için onun varlığını tamamıyla hissetmeye ihtiyacım varmış. Benim gücümü koruyup her şeyi geride bırakabilmek için anne olmaya ihtiyacım varmış.

 

Öyle bir güç dolmuştu ki bedenime bütün dünya karşımda dursa nafileydi. Onun saçının tek bir teli bile bana bütün dünyayı karşıma alacak bir güç veriyordu. Şimdi çok daha iyi tanıyordum annemi. Yalnızca altı yıl onu tanıyabilen o küçük kız çocuğu büyüyüp anne olduğunda annesine daha çok yaklaşmıştı. Onu kalbimde taşımak artık hiç acı vermiyordu. En büyük desteğim onun kalbimdeki varlığıydı. O olsa belki daha kolay olacaktı anne olabilme sürecim ama varlığı bile yetiyordu şimdi.

 

Telefonumdan bir titreşim duyunca elime alarak kontrol ettim. Sesini küçük kızım uyurken asla açmıyordum. Ufacık bir tıkırtı bile bazen uyanmasına sebep oluyordu.

 

Alper : Kapıdayım.

 

Yüzümde oluşan gülümsemeyle kapıya doğru sakin adımlarla ilerlemeye başladım. Kapıda zile basılmaması için küçük bir uyarı asılıydı. Her bebekli evde olduğu gibi benim evimde de bu tarz şeylere dikkat ediliyordu.

 

Kapıya gelmemle sakince açıp onun içeri girmesi için bir iki adım geriledim. Üzerinde ten rengi şık bir takım vardı. Sarıya dönük kumral saçlarına fön çektirmişti. Yeni tıraş olduğu her halinden belli olan yüzüne mavi gözleri ayrı bir hava katıyordu. Yüzündeki büyük gülümsemeyle bana baktığında elimle içeriyi işaret ettim.

 

Aynı evde yaşamıyorduk. Alper bu konuda çok hassas bir adamdı. Evlendik diye hiçbir şeye mecbur hissetmemi istemediğini söylemişti. Lüks bir sitede yan yanaydı evlerimiz. Her ne kadar ayrı evlerde kalsak da Alper işten arta kalan zamanının neredeyse tamamını bizimle birlikte geçiriyordu. Kızıma, kızımıza çok düşkündü.

 

Kızımız derken içimde küçük bir parça koparak bedenimi terk etse de bundan vazgeçmiyordum. Kızımın babası oydu. Bütün hamileliğim boyunca bir an bile yalnız bırakmadığı gibi doğduğundan beri onu sarıp sarmalıyordu. Hak ediyordu bunu. Kızıma öyle güzel babalık yapıyor öyle sahipleniyordu ki ben öz babamda görmediğim babalığı kızımın tadışını gördükçe mutluluk göz yaşları döküyordum. Küçük kızım babasına çok düşkündü. Hatta ağladığı zaman onu susturabilen tek kişi Alper'di. Aralarında benim bile çözemediğim türde bir bağ olmuştu.

 

" Hoş geldin."

 

Sesim fısıltılı olduğu için kızımızın uyuduğuna emin olarak cevabını gözleriyle verdi. Mavilikleri kapanıp açılırken içeri girdi. Elinde iki koca paket vardı. Onları bana uzattığında kaşlarım merakla havalandı. Paketi elime tutuşturduktan sonra hiç sorgulamadan kızımızın odasına adımladı. Bende poşetleri kontrol ettim.

 

Yiyecek bir şeyler ve mama almış. Sütüm kızımı doyurmaya yetmiyordu. Doğumdan sonra hiçbir ilaç almamaya özen göstersem de doktor hamilelik sürecimde kullandığım ilaçların etkisinin olabileceğini söylüyordu. İlaçların etkisi değilse bile bütün o dönem boyunca yaşadığım stres bebeğimin rızkını azaltıyordu. Hamileyken de göğsümde çok fazla şişkinlik olmamıştı. O dönem muayene olduğum doktor doğumdan sonra sütümün artacağını söylese de sonuç öyle olmamıştı. Bu aralar derdim buydu. Minik bebeğimi doyurabilmek için sütümü arttıracak şeyler tüketip kendimi beni strese sokan her şeyden uzak tutuyordum.

 

Nare ile bile sırf bu yüzden haftada bir kez konuşuyorduk. Evde ve İstanbul'da yaşanan şeyleri duymak beni çok etkiliyordu.

 

Paketleri mutfak tezgahına bırakıp Alper'in yanına ilerlediğimde onun beşiğin üzerine eğilerek kızımızın kokusunu içine çektiğini gördüm. İçim sıcacık olurken gülümseyerek kapıya yaslandım. İşte bu manzara yüz ömre bedeldi.

 

Benim varlığımı fark etmesiyle doğrularak yanıma doğru ilerlemeye başladı. Bende önden onun gitmesine izin vererek arkasından salona ilerledim. Evimi kendim döşemiştim. Her detayı benim zevkimle doluydu. Alper her ne kadar bu evi satın alırken ve yerleştirirken harcadığı parayı asla geri kabul etmeyeceğini söylese de ben borç olarak kabul etmiştim. Elimden geldiğince kızımın ve kendimin masraflarını karşılamaya çalışıyordum. Burada bir güzel sanatlar kursuna yazılıp paralelde bulunduğumuz muhitin en popüler atölyelerinden birine çalışıyordum. Burada sanata ülkemizde olduğundan çok çok daha yoğun bir ilgi vardı.

 

Bu ilgi benim evimi geçindirip kenara para koyacak seviyede bir kazanç elde etmemi sağlıyordu. Kızım uyurken kendi kendine oynarken ya da babasıyla vakit geçirirken yani bulduğum her boşlukta çalışarak kendi kendime yetebilmeyi öğrenmiştim.

 

Okyanusun hemen karşısına serilmiş camların önünde bulunan kahve krem koltuğa yayıldığında biraz gerisine oturdum. Bakışlarımız kesiştiğinde keyifle konuşmaya başladı.

 

" Yeni bir iş aldım. "

 

Alper ne yazık ki burada da pek düzgün işlerle uğraşmıyordu. İşini bana kötünün iyisi olarak tanımlayıp anlatsa da tehlikeli işlerle uğraşmaya devam etmesi beni tedirgin ediyordu. Ona ve onun bağlantısıyla kızıma bir zarar gelmesi yeni hayatımdaki en büyük korkumdu. Bana evlilik teklifi ederken bahsettiği iş bir paravan şirketti. İtalya'da mafyalık yapan bir arkadaşı varmış. Onun parasını temizlemek için kullanacağı şirketlerden birini kurdu Alper. Kısa sürede işlerini büyüterek masum işlerle uğraşmayan başka adamların da parasını temizlemeye başladı. Yeni bir işten kastı muhtemelen buydu.

 

" Tebrik ederim."

 

Bakışları yüzümde gezerken gülüşü büyüdü.

 

" Teşekkür ederim. İş demişken yarın Marino gelecek."

 

Marino onun İtalyan arkadaşıydı. Patronu sayılırdı aslında. Alper kazandığı paranın büyük bir çoğunluğunu hâlâ ondan alıyordu. Üstelik Alper'i olası bütün tehlikelerden koruyan kişi de oydu. Daha önce birkaç kez sesini duysam da hiç görmemiştim. Alper'in etrafında böyle insanlar olması da tehlikeli işler yapması da beni rahatsız etse de ona bu konuda söz dinletemiyordum. Amerika'da iyi bir eğitim almıştı. İstese temiz yoldan güzel bir iş kurabilirdi ama o bunu reddederek alıştığı yoldan daha fazla para kazanmak istediğini söylüyordu.

 

Sıkıntılı bir nefes verdim. Patronu olsa da tehlikeli bir adamdı ve buraya gelip kızımın yanında olması beni korkutuyordu.

 

" Eve gelmesi gerekiyor mu ? "

 

Bakışları sekteye uğrarken toparlandı.

 

" Hazan o benim hem en yakın dostum hem de patronum. Karımla ve kızımla tanışmasını istiyorum."

 

Bu kez benim bakışlarım sekteye uğradı. Sıkıntılı bir nefes verirken saçlarımı geriye atarak konuşmaya başladım. Onun iş hayatına ve arkadaşlıklarına karışmak gibi bir haddim yoktu. Yalnızca kızımın etrafında tehlikeli insanlar görmek istemiyordum ki şu aşamada kızımızı görmesi riskli olacaktı.

 

Alper nikahtan iki ay sonra hamile olduğumu duyurmuştu. Herkes bebeğimi iki haftalık bilirken ben on altı haftalık hamileydim. Dolayısıyla doğumu da gizli bir şekilde yapıp bebeğim doğduktan altı hafta sonra doğum haberini vermiştik.

 

Tuğrul torununu görmek bile istememişti. Şaşırmamıştım buna. Şevval ve Narin'de aynı şekilde. Nare zaten gerçekte kimden olduğunu bildiği için sorun arz etmemişti. Alper'in babası ise şüphelenmemişti. Alper bu detayı çok önceden düşündüğünü babasına evlenmeden önce birlikte olduğumuzu Alparslan'ın bana aşık olduğu için iftira attığını söylemiş. Ahmet amca muhtemelen bu yüzden kızımı gördüğünde yeni doğmuş bir bebek olduğunu anlamadığı halde ses etmemişti. Alper doğduktan sonra hemen çağırmamasını ise Tuğrul'un şüphe etmemesi gerektiğini düşünerek açıklamıştı.

 

Ahmet amcaya söylenen yalan dışında kızımı aileden gören iki kişi vardı ; Çisem ve Nare . İkisi de hikayenin doğrusunu bildiği için sorun olmamıştı ancak şimdi bir yabancının kızımızı görmesi onun kimlikteki yaşından büyük olduğunu anlamasına sebep olabilirdi. Bu riski almak istemiyordum.

 

Hiç kimse kızımın evlenmeden önce olduğunu bilmemeliydi . çünkü bilinmesi halinde kızımın esas babasının kim olduğu anlaşılabilirdi. Bu korku beni öyle derinden etkiliyordu ki düşüncesi bile içimi tuhaf ediyordu. Alper her şeyi en ince ayrıntısına dek düşünerek onun bebekten şüphe etmemesini sağladığını söylemişti ancak bu korku beni mahvediyordu.

 

" Alper o kızımızı görürse şüphe-"

 

Sözümü elini doğrultarak böldü. Yüzünde keskin bir ifade hakimiyet kurmuştu.

 

" O bebeklerle arası olmayan biri. Anlamaz. Anlasa bile sorgulamaz. "

 

Omuz silkerken sıkıntılı bir nefes verip bedenimi tümüyle ona çevirdim. Bu konuda böyle rahat olması içimi kemiriyordu. Şüphesi bile yeterdi. Alparslan şüphelenip kapımıza gelse ne yapacaktık? Hiç düşünmüyor muydu ?

 

" Ya sorgularsa ? Bu ihtimali nasıl göz ardı edebilirsin ?"

 

Kesik bir soluk verirken cebinden paketini çıkarıp bir dal sigarayı usul hareketlerle dudağına yerleştirerek ateşe verdi. Dumanı üflerken konuşmaya başladı.

 

" Sorgularsa evlenmeden hamile kaldığını düşünür."

 

Dudaklarımdan haklı bir nida dökülürken başımı sallayarak onu onayladım. Bende tam olarak bundan bahsediyordum. Düşününce bana hak vermiş olmalıydı.

 

" Evet. Ben de bundan bahsediyorum işte."

 

Gözlerini gözlerime sabitlerken bakışları anlık olarak dudaklarımda daha sonra ise boyun hizamda kesilmiş kısa siyah saçlarıma kaydı. Yutkunup içli bir nefes verdi.

 

" Benden hamile kaldığını düşünür."

 

Bakışlarım kısa bir an sekteye uğrarken düşüncesinden bile rahatsız olup utanarak doğruldum. Saçlarımı kulağımın arkasına verirken yutkundum daha sonra. Haklıydı aslında. O adamın bir başkasının çocuğuna hamile olma ihtimalimi düşünmesi çok uçuktu ama ortaya çıkmasından korktuğum için her ihtimali göz önünde bulunduruyordum.

 

" Haklısın. Ben... Kızımı özledim. "

 

Ne diyeceğimi bilemez bir vaziyette gevelendikten sonra hızla ayaklandım. Kızımı gerçekten özlemiştim. Beş dakika kokusunu almasam beş asırdır ona hasretmişim gibi hissediyordum. O uyuyana dek biraz uyusun dinleneyim diyor uyuduğunda ise özlediğim için uyanacağı anı iple çekiyordum. Odasına daha doğrusu odamıza geldiğimde adımlarımı hafiflettim. Alper küçük kızımız için bir oda hediye etmişti . Ancak o daha çok küçük olduğu ve yanımdan ayırmak istemediğim için ben kendi odama bir beşik almıştım. Yatağımın hemen yanında kuruluydu beşiği. Sakin adımlarım ona doğru ilerlediğinde kalbim hızla çarpıyordu.

 

Yanına ilerlediğimde hayran bakışlarım ona kaydı. Kızım , Alya'm o kadar güzeldi ki...

 

Alya...

 

Adını ben koymuştum. Benim kızımdı. Geçmişte kurulan hayaller geçmişte kalmıştı. Bugünde yalnızca ikimiz vardık. Adını seçerken hiç tereddüt etmemiştim üstelik. Alya isminin anlamı yüksek, yüce ve üstündür. Dolayısıyla gökyüzünü ifade eder. Gökyüzü ise sema demektir.

 

Sema...

 

Benim ay tenli gül kokulu annemin adı. Yani kızıma dolaylı yoldan anneannesinin adını vermiştim. Bu isim benim için en anlamlı ve en değerli olanları kapsıyordu.

 

Bakışlarım uyuyan meleğimde gezinmeye başlarken derin bir iç çektim. Kokusu o kadar güzeldi ki dünyadaki bütün güzel kokular bir araya gelse evladımın teninin kokusunun yarısı etmezdi. Kokusunu biraz daha içime çekerken bakışlarımı yüzünde gezdirdim. Teni benim gibi beyazdı. Küçük siyah saçları uzamaya başlamıştı. Ben küçük bir tutamdan ibaret olan saçlarını o uyumadan önce lastik toka ile başının en ucunda toplamıştım. Şirin bir görüntü vardı saçlarında. Serçe parmağım kadar bile etmeyen kalınlıktaki saçını küçük pembe lastik toka sıkı sıkıya sarmıştı. Gülümsedim bu manzaraya. Benim göğüm çok tatlı bir bebekti. Yanaklarına kaydı sonra bakışlarım. Öyle tombul öyle kırmızıydı ki bir keresinde dayanamayıp uzun uzun öptüğüm için küçük bir alerjisi olmuştu. Teni hayli hassastı. Dudaklarına baktığımda büzmüş olduğunu gördüm. Yüzümü buruştururken gülümsedim. Minik kuşum uyurken genelde dudaklarını büzerdi.

 

Üzerinde çilek desenli kısa kollu bir tulum vardı. Sonbahar yeni yeni soğuttuğu için havalar sıcaktı. Küçük kızıma güzel güzel tulumlar almıştım. Birlikte okyanus kıyısında hava almaya çıkıyorduk. Hatta bazen işlerim yetişmediğinde benimle beraber atölyeye gidiyordu. En yakın dostum evladımdı. Onu yanımdan bir an olsun ayırmıyordum.

 

Tulumunun desenlerini incelerken kalkıp inen göbeğine kaydı bakışlarım. Küçük bir kıkırtı döküldü dudaklarımdan. Uyumadan önce mamasını yemişti. Çok şükür iştahlı bir bebekti. Kıyafetleri düzenli olarak dar geldiği için sık sık alışveriş yapıyorduk. Göbeğinden olmuyordu çoğu kıyafeti. İç çektim tekrar. Uyanık olsaydı göbeğini ısıra ısıra severdim şimdi dedim. Minik bacaklarında gezdirdim elimi. Katman katman olan üst bacağına küçük bir öpücük bıraktım sonra. Öyle çok seviyordum ki onu...

 

Tükenmek bilmeyen bir aşk vardı içimde ona karşı. Evlat sevgisi çok başkaydı. Varlığı güç verirken ondan gayrısını düşünmek bile istemiyordu insan. Öyle büyük bir bağımlılıktı ki öyle güçlü bir sevgiydi ki kelimelere dökemiyordum . kalbimi ve hislerimi görmek gerekiyordu bunun için.

 

Üzerindeki ince pikesini yeniden dizlerine örterek yatağa çöktüm.

 

Bir zamanlar *lmekten başka şansı olmadığına inanan Hazan şimdilerde evladı için yaşıyordu. Hayatımda çok şey değişse de değişmeyen tek şey kalbimdi. Her duyduğunda Nare ve çisem bana kızsa da olmuyordu. Gönlüme söz geçmiyordu. Gözden ırak olan gönülden de ırak olur derler ya; külliyen yalan. Amerika'ya taşındığımdan beri ondan tek bir haber dahi almadım. Onun adını bile duymak istemediğim için Türk kanallarını izlemiyordum. Sosyal medya hesabım yoktu. Yanlışlıkla önüme düşer diye gerekmedikçe telefonu elime bile almıyordum. Arama motoruna dahi uğrarken çekiniyordum ama olmuyordu işte. Tam on beş ay geçmişti. On beş aydır hayatımda onunla alakalı tek bir şey bile yoktu. Yine de çıkmıyordu aklımdan.

 

Kızıma, maalesef kızımıza her bakışımda gözlerimin önüne esas babası düşüyordu. Alper'e haksızlıktı bu. Biliyordum ama olmuyordu. Onu unutmak aklıma getirmemek için ne gerekiyorsa yapmama rağmen olmuyordu. Kızım her güldüğünde babası da gülüyordu bana. Küçük meleğimin gülüşü babasının aynısıydı. Gamzesi vardı. Aynı yerde gamzesi vardı kızımın. Aynı babası gibi gözlerini kısarak gülüyordu. Güldüğünde yanağında kocaman bir çukur oluşuyordu. Gözleri benimki gibi siyahtı belki ama bakışları babasının aynısıydı. O gibi bakıyordu bana.

 

Ben evladıma her bakışımda onu görmeme rağmen unutmak için elimden ne geliyorsa yapıyordum. Sonuç hep başarısızdı. Benim bu dünyadaki sınavım da buydu belki de. Kalbime kulaklarımı tıkayarak yaşamayı öğrenmem gerekiyordu.

 

Alper kızımın babasıydı ama aramızdaki ilişki hiçbir zaman bir dosttan öteye gitmemişti. Hep bir duvar örülüydü. Benim ördüğüm bir duvardı bu. Bazen onun bakışlarını üzerimde hissediyordum. İlgisi zaten hep üzerimdeydi. Ben bir adım atsam, tek bir adım ... Bu evliliği gerçeğe dönüştürmek için koşacaktı sanki. Bazen de eve gelip benimle hiç konuşmadan saatlerce Alya'yı izliyordu. Yokmuşum gibi davranıyordu. İşte o günlerde verdiği kararın yükünü taşıyamadığını düşünüyordum. Pişman olduğunu hissediyordum bazen de. Mümkündü. Pişman olmuş olabilirdi. Zaten kızıma babalık yapması için zorlamıyordum onu. Ben ilişkilerine hiç karışmıyordum. Şu an kızım doğalı iki ay oldu diye biliyordu herkes. O yüzden boşanmak için erkendi. Ben gerekli zamanda ikimiz için de en doğru olanı yaparak bitirecektim bu evliliği. O zamana dek para biriktiriyordum. İstanbul'da sattığım çizimlerimden kazandığım paranın bile büyük bir çoğunluğu duruyordu. Türkiye'den taşınmadan önce onun hesabında bulunan paramın tümünü çekmiştim. Buradaki bir bankaya yatırıp üzerine kazandığım paraları eklemeye başladım sonra.

 

Kızıma bir ev almaktı hayalim. Boşandıktan sonra ikimize ait bir hayat kuracaktım. Babası yine Alper olarak kalacaktı ama ona babalık yapmaya devam etme seçimini onda bırakacaktım. Eğer pişman olduysa buna devam etmemesi gerektiğini söyleyecektim . Bunun için kızdığım falan yoktu. En başından tahmin ettiğim bir durumdu ve bu durumun vebali sırtımda ağır bir kambur oluşturuyordu. Eğer içinde bizim olmadığımız bir hayat istiyorsa bunun olması için seve seve gerekli adımları atacaktım.

 

Derin bir nefes verirken kapıdan Alper'in girdiğini gördüm. Elinde benim telefonum vardı. Ekranı gösterdiğinde Nare'nin aradığını görerek ayağa kalktım. O ise tebessüm edip benim kalktığım yere doğru ilerledi. Ben de gülüşüne eşlik ederken telefonu alarak odada onları yalnız bıraktım. bahçe kapısına ilerlerken adımlarım yavaştı. Ulaşmamla kapıyı dışardan kapatıp telefonu açtım.

 

" Alo ? "

 

Derin bir nefes verme sesi duydum karşı taraftan.

 

" Çok şükür açabildin."

 

Bakışım manzaraya dönerken onun sesinin verdiği keyifle gülümsedim. Sesini çok özlemiştim. Yüzünü de. Hamileyken bir iki kez annesinden zar zor izin alarak gelmişti. Son gelişi ise iki ay önce Alya doğdu diyerek evi aramamızda olmuştu.

 

" Alya'nın yanındaydım. Uyuyor da anca çıkabildim bahçeye."

 

" Yeğenim nasıl ? İyi bakabiliyor musun tırtılıma ?"

 

Sesi neşe dolu geliyordu. Gülüşüm hayli büyürken kıkırdadım.

 

" Gözün arkada kalmasın teyzesi. Fındık kurdum halinden memnun."

 

Kahkaha attığında bende gülerek bakışlarımı eve çevirdim. Görünürde kimse yoktu. Alya uyandı mı diye merak ederek kısıtlı zamanda yaptığım telefon görüşmelerimi bile tedirginlikle sürdürüyordum.

 

" Yerim ben onun fındık burnunu! Abla ya... Çok özledim ben sizi. Bir görsen ev hiç çekilmiyor."

 

Sesi sonlara doğru üzgün çıkınca gülüşüm soldu. Bu yüzden haftada bir konuşmak zorundaydım bebeğimle. Sesindeki ufacık bir değişim bile uykularımı kaçıracak kadar üzüyordu beni. Şimdi her şey yolunda dese bile evde mutsuz olduğunu bildiğim için üzülecektim. Olan bana olsa zerre gam yemezdim ama küçük kızımın sütüme ihtiyacı vardı. Teyzesi ile her gün mesajlaşıyorduk. Sesinden etkilenmememin tek yolu buydu.

 

Korka korka yönelttim sorumu. Benim evden ayrılışımla Nare'nin önündeki kalkan kaybolmuştu. Evde olan çoğu şeyi ondan önce öğrendiğim için onun öğrenmesine bir şekilde mani oluyordum ama şimdi bebeğimin onu koruyup kollayan ablası binlerce kilometre ötesindeydi.

 

" Bir şey mi oldu ablacım ?"

 

Sıkıntılı bir nefes verirken boğazını temizledi.

 

" Yeni bir şey yok. Bildiğin şeyler işte."

 

Bildiğim şeyler...

 

Benim delirdiğim gün sarf ettiğim cümleler yüzünden Nare'nin de bildiği ben gittikten sonra şahit olduğu şeyler...

 

Şevval ile Kenan'ın ilişkisini maalesef ki biliyordu. Kenan'ın bana yaptığı o iğrenç şeyi bilmesine rağmen Şevval onu affetmişti. Nare barıştıkları ana şahit olmuş göz yaşları içinde beni aramıştı. O günü ömrüm boyunca unutamayacaktım. Yazmıştım ama bir kenara. İlk fırsatta kardeşime yaşattıkları travmanın bedelini ödeyeceklerdi.

 

Sıkıntılı bir nefes verirken bir süredir aklımda olan bir fikri onunla paylaşmak istedim.

 

" Seni yanıma almak istiyorum Nare. O evde daha fazla kalmamalısın. Hem liseyi burada bitirir üniversiteyi de yanımda okursun. Güzel olmaz mı ? Sen, ben ve küçük fındık kurdumuz... İstemez misin bebeğim ? "

 

" Olmaz . Yapamam abla bunu ."

 

Kaşlarım çatılırken küçük bir kırgınlık hissettim içimde. Bu teklifi yaparken kabul edeceğine neredeyse emindim oysaki. Boşta kalan elim saçıma giderken nedenini sormak istedim.

 

" Neden, neden olmaz ?"

 

Sıkıntılı bir nefes verdi.

 

" Annemi bırakamam abla. O ikisiyle evde tek bırakamam."

 

İçimden Şevval'in o ikisini çok güzel idare ettiğini geçirirken bunu dile getirmemek için dilimi ısırdım. Derin bir nefes verirken onu anlamayı denedim. Babasından korkuyordu aslında. Nare yokken ilişkilerini öğrenip onun annesin zarar vermesinden korkuyordu. Bir noktada haklıydı ama bunu annesinin düşünüp son vermesi gerekiyordu. Üstelik Nare bu olayların stresini kaldıramayacak kadar küçüktü. On altı olmasına az bir zaman kalsa da o hâlâ çocuktu.

 

" Anlıyorum güzelim. Anlıyorum ama bunun bir sonu yok. Sen o evde olsan da olmasan da bu durum değişmeyecek. Biraz kendini düşünmen gerekiyor."

 

" Anlamıyorsun abla. Annem o benim. Nasıl bırakacağım ?"

 

Arkamı dönüp yeniden evi kontrol ettiğimde Alper'in kucağında kızımızla kanepede uzandığını gördüm. Meleğim uyanmıştı. Yüzüme istemsiz olarak bir gülümseme yerleşirken onlara bakmayı sürdürdüm. Alper kollarıyla Alya'yı kaldırıp indirerek ona oyun yapıyordu. Gülüşüm büyürken telefonun ucundan bir ses duydum.

 

" Abla orada mısın ? "

 

Duruşumu düzelterek önüme döndüm.

 

" Evet. Buradayım. "

 

Derin bir nefes verirken cümlemi toparlamaya çalıştım. Onunla açık konuşmam gerekiyordu.

 

" Annen senin onu düşündüğün kadar seni.... " Derin ve sıkıntılı bir nefes alıp verirken kendimi bunu söylemeye hazırladım. Biliyordu söyleyeceğim şeyi. Bilmesi yetmiyordu ama ona. Duyması da gerekiyordu bir şeyleri idrak edebilmesi için. " Düşünmüyor Nare."

 

Kaşlarım çatıktı ve boşta kalan elim belimdeydi. Telefonun ucundan bir ses gelmeyince duraksayarak adını zikrettim.

 

" Nare ?"

 

"Buradayım abla."

 

Cevabıyla tuttuğum nefesimi bıraktım. o ise aynı saniyelerde derin bir nefes vererek konuşmaya başladı.

 

" Neyse. Bu konuyu daha sonra konuşalım olur mu ? Ben düşünmek istiyorum."

 

"Peki bebeğim. Sen nasıl istersen ben..." Sözlerimin onu kırdığı açık bir şekilde belliydi ve nasıl telafi edeceğimi düşündüm. Bir cevap ararken gevelendim. Dilimden tek bir söz bile dökülmeyince toparlayıp başka şeyler söylemeye karar verdim. " Ben her zaman senin yanındayım. Ne olursa olsun ablan her zaman seni koruyup kollayacak. Bunu sakın unutma olur mu ? "

 

Gülüşünü duyarken bende istemsiz olarak ona eşlik ettim. Bakışım yeniden arkama döndüğünde bıraktığım gibi oyunlarına devam ettiklerini gördüm. Gülüşüm derinleşirken yeniden manzaraya dönüp telefonun ucundan gelen sese kulak verdim.

 

" Biliyorum abla. Seni çok seviyorum. "

 

Sırıtmaya başlarken dudağımı ısırdım. Alya ilk evladımın kendisi olduğunu sanacaktı belki ama anne olunca daha iyi anladım ki ben senelerdir zaten ablası olarak ona annelik yapıyormuşum. Abla demek hakikaten söylendiği gibi ikinci anne demekmiş.

 

" Bende seni çok seviyorum güzel kızım."

 

" Abla ? "

 

Sesi az öncekinin aksine gergin gelirken gülüşüm duraksadı. Kaşlarım çatılırken yutkundum.

 

" Efendim ? "

 

" Ben... Biliyorum duymak bilmek istemiyorsun ama onunla ilgili bir haber gördüm. Aylar sonra ilk kez hakkında bir şey yazmışlar. Sen gittiğinden beri hakkında tek bir haber çıkmamıştı. Bilmek istersin diye düşündüm."

 

Kalbimde bir kıpırtı oluşurken damağım kurudu. İçimde istemsiz bir heyecan peydah oluyordu. Engel olamadım. Bir sancı bastırdı daha sonra içime. Yokluğunun sancısı. İçimde aşkı kıpırdanmaya başlarken bakışlarım yeniden onlara döndü. Kızıma ve kızımın babasına baktım. Onları görünce yüzümde acı bir tebessüm yayıldı. Hayır dedim kendi kendime. Duyma ve bilme. Ona dair tek bir şey dahi öğrenme dedim sonra. Unutmam gerekiyordu. Unutmak zorundaydım.

 

" Hayır. İstemiyorum."

 

"Abla-"

 

Ellerim saçlarıma giderken böldüm sözünü. Duymayacaktım. Duymamalıydım. Onun yüzünden başıma gelenler yetmişti. Beni bir paçavra gibi kapıya koymuştu. Saçımın teline kıyamadığını söyleyip saçlarım kopana dek dayak yememe sebep olmuştu. Hayatımın altı üstüne gelmişti onun yüzünden. Şu an mutlu bir hayat inşa etmiş olsam da bu mutluluğu onun mutsuzluğu ile tatmıştım. Kalbim söz dinlemeyi öğrenene dek onu duymak istemiyordum.

 

" Hayır dedim Nare. "

 

Sıkıntılı bir nefes verdiğinde konuşmaya devam etti.

 

" Duyacaksın. Duyman gerekiyor. Üstüne gitmeden unutmak mümkün olmuyor. Söylemesen de biliyorum ben. Hâlâ ona aşıksın."

 

Boğazıma bir yumru otururken derin bir nefes alarak elimle yüzüme rüzgar yaptım. Gerçekleri duymak bedenime ağır geliyordu.

 

" Lütfen... Sus."

 

Sesim yalvarır bir tınıdaydı. Bunları duymak bana iyi hissettirmiyordu.

 

" Evinin yakınlarındaki bir parkta tek başına içerken görüntülenmiş. Çekmeye çalışan gazetecileri dövmüş sonra da. Çok uzun zamandır ortalarda olmadığını falan da yazmışlar."

 

Bakışlarım sekteye uğrarken içli bir nefes çektim ciğerlerime. Sinir dolu bir gülüş belirdi daha sonra dudaklarımda. Kim bilir hangi artığının acısını çekiyordu ? Ya da hangi günahının bedelini ödüyordu ? Ben benim tanıdığım merhametli adama aşıktım. Alper'den dinlediğim adam karşısına çıkıp gözlerine bakmaya bile cesaret edemeyeceğim kadar korkutucuydu. Canımdaki sızıyı umursamadan yutkunarak kelimelerimi toparladım.

 

" Nare, ablacım yeter. Bahsetme bana bunlardan."

 

"Peki. Sen bilirsin."

 

Bakışlarım yeniden eve döndüğünde Alper'in kızımızı odanın içinde dolaştırdığını gördüm. Huzursuzlandığında başvurduğumuz bir yöntemdi. İçime bir panik dolarken eve doğru ilerlemeye başladım.

 

" Nare şimdi kapatmam lazım. Alya'ya bakmam gerekiyor. Bir şey olursa yaz bana mutlaka. Seni çok seviyorum ablacım."

 

" Ben de. Bende seni çok seviyorum abla."

 

Telefonu kapatıp kapıyı açarak içeri girdiğim esnada Alper Alya'nın sırtını sıvazlıyordu. Hızla yanlarına ilerleyip kızımı kucağıma almak için öne atıldım. Alper gelişimi görerek sıkıntılı bir nefes verip onu bana uzattı.

 

" Gazı var sanırım. Huzursuz biraz."

 

Alya tuhaf sesler çıkararak bana bakıyordu. Ağzının içinde acı bir mırıldanma vardı. Yüzüne baktığımda siyah gözleri beni izliyordu. Al yanağına bir öpücük bırakarak kucağımda biraz daha yukarı yerleştirdim bedenini.

 

" Bir de ben bakayım."

 

Ellerim sırtını bulduğunda başını omzuma yasladı. Minik eli koluma tutunurken başını öperek kokusunu içime çektim.

 

" Meleğim .... Neyin var anneciğim ?"

 

Başına bir öpücük daha bıraktığım esnada ağzının içinde mırıldanmaya devam ediyordu. Sırtını sıvazladıkça mırıldanması hafifledi ama bitmedi. Bir yeri ağrıyor olabilirdi. Telaşla Alper'e döndüm.

 

" Senle oynarken bir yeri mi acıdı acaba ?"

 

Alper tam yanımızda duruyordu. Kızımın minik elini tutup öperken konuştu.

 

" Bilmem ki. Acısa anlardım herhalde. Gülüyordu."

 

Sıkıntılı bir nefes verirken koltuğa yöneldim. Yavaşça oturup onun uzanmasını sağladım. Siyah gözleri masum masum bakıyordu annesine. Benim varlığımı hissetmeye ihtiyacı vardı. Öyle ki bıraktığım anda yüzünü buruşturdu. Ağlayacak gibi olduğu an yeniden kucağıma aldım.

 

"Şşş bir şey yok bebeğim. "

 

Alper de yanıma oturduğunda yeniden kızımızın sırtını sıvazlıyordum. Küçük kollarını boynuma atmıştı. Başı ise tam göğüs hizamdaydı. Çektim kokusunu içime. Kapattım gözlerimi. Gözümden bir damla yaş süzülürken minik ellerini öptüm. Bazen öyle çaresiz öyle huzursuz hissediyordum ki. Ne yaparsam yapayım ona yetemediğimi ve kötü bir anne olduğumu düşünüyordum. Şu an tam olarak öyle olan bir anın içindeydim.

 

" Ağlama. Bir yerde okumuştum. Annesi mutsuzken bebeği onun mutsuz olduğunu hissedip huzursuzlanırmış. Belki de kızımızın tek derdi annesidir."

 

Bakışlarım ona yöneldiğinde acı acı tebessüm ederek bizi izlediğini gördüm. Küçük kızımız için endişe ediyordu. Bir elim hâlâ kızımızı tutarken diğer elim gözümden düşen yaşı sildi. Onu huzursuz gördüğüm için düşmüştü gözümden bu damla. Canı acıyorsa diye korktuğum için acıyordu canım. Belki o da beni üzgün gördüğü için üzgündü. Olabilirdi. Bu mümkündü. Aramızda öyle kuvvetli bir bağ vardı ki ben buna inanırdım. Yüzüme büyük bir gülümseme yerleştirirken kızımı biraz kaldırıp yanaklarına öpücük bıraktım. o mırıldanmaya devam ederken gülümsedi. Küçük bir gülümsemeydi. Anlıktı. Öptüğüm için yapmıştı. Gamzesi belirdi hemen yüzünde. Öptüm gamzesini de. Öperken çektim kokusunu içime. O mırıldanmaya devam ederken sıkı sıkıya bastırdım göğsüme.

 

" Hah şöyle. Gülümse biraz. Kızımız senin gülüşünden güç alıyor baksana."

 

Bakışım anlık olarak bedenime yasladığım bebeğime kaydığında yüzündeki acı ifadenin sürdüğünü gördüm.

 

" Yine de ağrısı var sanki. ."

 

Başını uzatıp Alya'nın yüzüne baktığında bakışları ile onayladı beni. Aynı saniyelerde sıkıntılı bir nefes verdi.

 

" Doktorunu arayalım mı ?"

 

Bakışlarım onu bulduğunda derince yutkundum. Bunun pek işe yarayacağını düşünmüyordum.

 

" Uzaktan ne diyebilir ki ? "

 

Bakışları anlık beni bulurken kafasını salladı.

 

" Hastaneye gidelim o zaman."

 

Alya'yı kucağımda biraz daha kaldırarak yanaklarını öptüm. Benim küçük bebeğim üzgün görünüyordu. Keyifsiz bir hal hakimdi yüzünde. Normalde onun yanaklarını öptüğümde gamzelerini gösterirdi. Sıkıntılı bir nefes verip yanaklarını tekrar öperken bir elim küçük başını tutuyordu. Kokusunu çektim daha sonra içime. Tekrar öpüp koklarken Alper'in dudaklarını saçımda hissettim. Ürpererek geri çekildim. İstemsiz olmuştu. İstemeden geri çekilmiştim. Belki bu hareketini beklemediğim için belki de istemediğim içindi.

 

Alper'in dudakları havada asılı kalırken gözleri kapalıydı. Bozulmuştu. Öylece duruyordu. Bense kızımı biraz daha sıkı tutarken yutkundum. Ona karşı fazla mesafeli davranıyordum belki de. Kızımın babasıydı. Nefes alıyorsak bunu ona borçluyduk. Kızımın hayata gözlerini açmasını, anne olmamı ona borçluydum. Ona haksızlık ettiğimi düşünüyordum çoğu zaman. Bazen ilgisi o kadar yoğun oluyordu ki bana karşı derin duygular beslediğini düşünüyordum. Hiçbir zaman sözlü olarak dile getirmemişti ama ben hissediyordum.

 

Ona olan bu mesafem kalbimin ve aklımın ortak kararıydı. Ne kadar inkar etsem de kalbim hâlâ onun varlığıyla atıyordu. Şu an Alper'in ilgisine karşılık vermem onu boşu boşuna ümitlendirdiğim anlamına gelecekti. O yüzden ona haksızlıkta olsa yine onun iyiliği için mesafemi korumam gerekiyordu. Üstelik onu sevmek ona karşı farklı hisler beslemek için çaba göstermiştim. Biraz kalbimdekini unutmak biraz onun hislerine karşılık vermek biraz da gerçek bir aile olabilmek için yapmıştım bunu. Ama olmuyordu.

 

Gönül ferman dinlemiyordu. Onca acıya onca göz yaşına rağmen kalbim yeşilleri için çarpıyordu. Küçük kızım minik ellerini yüzüme atarak tuhaf sesler çıkardığında ellerine birer buse kondurarak gamzesinden öptüm. Alper aynı şekilde durmaya devam ettiğinde ona bir özür borcum olduğunu düşünmeye başladım.

 

" Özür dilerim."

 

Mavi hareleri yavaş yavaş açılırken burukça gülümseyerek yutkundu. Duruşunu düzeltip başını geriye çekti.

 

" Dileme. Benim hatam."

 

Alya tuhaf sesler çıkarmaya devam ederken başımı olumsuzca salladım. Onun bir hatası yoktu. Bir hata varsa o benimdi. Onu buruk bıraktığım her an hata yapıyordum. Bazen de tuhaf bir şekilde buruk bıraktığım için haklı olduğumu düşünüyordum. Davranışları değişiyor benden uzaklaşıyordu. Tıpkı şu an olduğu gibi bakışları ve tavrı soğuyordu.

 

" Hayır. Benim hatam. Ben bir an boş bulundum."

 

Başıyla onaylarken arkasına yaslanarak bir bacağını diğerinin üzerine dağınık bir şekilde yasladı. Bulunduğu yerde yayılırken cebinden telefonunu çıkardı.

 

" Hastane diyorduk."

 

Bakışlarım yeniden kızıma dönerken yutkundum. Keyifsiz hali sürüyordu ancak az öncekine nazaran çok daha iyi durumdaydı. Derin bir nefes verirken bakışlarımı yeniden ona çevirdim.

 

" Daha iyi sanki. Gazını çıkarmayı deneyeceğim. Niloya açar mısın sende ? "

 

Kızımın sevdiği çizgi filmdi. Sesini duyduğunda neşesi yerine geliyordu. Bir de çok sevdiği bir şarkı vardı ; Arı vız vız vız. Evin içinde çoğu zaman onun sevdiği şarkılar ve çizgi filmlerin sesi oluyordu. Ne zaman yemeğini yemese huzursuz olsa neşesini yerine getirmeye çalışıyorduk. Anne olunca anlamıştım yine bunu da. O biraz daha fazla gülümsesin diye aynı çizgi filmi gecenin üçünde tam on yedi kez baştan izlemiştik. Gözümden uyku da aksa sabahtan beri ağzıma lokma dahi sürmemişte olsam ufaklığımın küçücük bir gülümsemesi için bütün her şeyi görmezden geliyordum.

 

Alper olumlu anlamda başını sallayarak konsoldan kumandayı almak için ayağa kalktı. Bende bu esnada bebeğimin sırt üstü uzanmasını sağlamıştım. Zeytin gözleri beni gördüğü gibi parlamaya başladığında içtenlikle gülümsedim. Küçük ayaklarını kaldırıp karnına doğru ittiğimde tuhaf bir ses çıkardı. Muhtemelen gaz yüzünden karnı ağrıyordu. Kendime doğru gerilettiğim minik ayaklarına ıslak birer öpücük bıraktım.

 

Aynı işlemi tekrarladığım esnada Alper televizyonu açmıştı. Sesini biraz yükselttiğinde Alya ellerini ağzına atmakla meşguldü. Gülerek ona bakmayı sürdürdüğümde Alper yeniden yerine kurulmuştu. Telefonuyla uğraşmaya devam ettiğini görerek bütün ilgimi her zaman olduğu gibi kızıma yönlendirdim. Gazını çıkarma çalışmaları biraz uzun sürse de bitmişti.

 

Bu esnada en sevdiği şarkıları açarak dikkatini dağıtmaya çalışmıştım. Alper olduğu yerde oturmaya devam ediyordu. Nihayetinde kızımı kucağıma alarak göğsüme yasladım. Küçük elini atarak ağzını açıp göğsüme atılmaya çalıştı. Dalgınlıktan onu sabahtan beri hiç emzirmediğim geldi aklıma. En son uyumadan önce mamasını vermiştim.

 

Sıkıntılı bir nefes verirken onu biraz kaldırdım kucağımda. Tam elimi tişörtüme attığım esnada Alper'e kaydı bakışlarım. Yutkunarak elimi bulunduğu yerden çektiğimde Alya ağzıyla tuhaf sesler çıkararak huzursuzlanıyordu.

 

" Dur bebeğim. "

 

Başına minik bir öpücük kondurduğumda onunla bakışlarımız kesişti.

 

" Ne oldu ?"

 

Mavi hareleri merak doluydu. Yutkunarak bakışlarımı Alya'ya çevirdim.

 

" Acıkmış. Emzireceğim."

 

Başını sallarken bakışları bebeğimize kaydı. Gülümseyerek baktı ona. Sonra bakışları yeniden beni bulduğunda ayaklandım.

 

" Nereye ?"

 

Arkamı dönerek ona baktığımda yüzünde tuhaf , anlam veremediğim bir ifade hakimdi.

 

" Emzireceğim dedim ya."

 

Sıkıntılı bir nefes verirken bakışları ile odayı taradı.

 

" Burada emziremiyor musun ?" cevap vermek için ağzımı araladığım an ayağa kalktı. "Doğru. Ben varım diye emziremezsin. En iyisi eve gideyim ben. Duş alacaktım zaten."

 

Alya'yı boynuma doğru çekerek bir elimin boşta kalmasını sağladım. Boşta kalan elimle kolunu tuttuğumda yüzümde üzgün bir ifade hakimdi. Kendini kötü hissetmesi en çok beni üzerdi. İstemeden onu sürekli incitiyordum.

 

" Dur lütfen. Böyle gitme."

 

Bakışı önce tuttuğum koluna sonra da bana kaydığında tebessüm etti.

 

" Sorun yok Hazan. Duş almam gerekiyor. İşe döneceğim. "

 

Bakışlarım hâlâ üzerindeyken gözlerinde samimiyet aradım. Anlayarak gülüşünü büyüttü. Daha sonra kızımızın başına minik bir öpücük bırakarak kapıya yöneldi. Bende onu geçirmek için arkasından ilerledim.

 

Kapıyı açacağı an zil çaldığında arkasını dönerek bana baktı. Göz göze gelmemle hafifçe omuz silktim. Hiç kimseyi beklemiyordum. Eve Alper ve kargocu dışında uğrayan kimse de olmuyordu zaten. Alper sıkıntılı bir nefes verirken koluyla arkasına geçmemizi sağladığında nefesimi tuttum. Kapının gözüne baktığı an tam arkasında ona tutunuyordum.

 

Onun yaptığı işler neticesinde bu tarz korkular hayatımızda hakimdi. Kapının önünde hep koruma oluyordu ama yine de korkmadan edemiyordum. Kapıdan bakışını çekerken yüzünde bir sırıtma oluştu.

 

" Kim?"

 

Bilmiyorum der gibi dudağını büzerken gerileyip Alya'yı kucağımdan aldı. Bu kez ben kapının gözüne doğru meraklı adımlarımı yönelttim. Bu esnada kapı tekrar çalındı. Tek gözümü küçük deliğe denk getirdiğimde yüzümde kocaman bir gülümseme peydah oldu. İçime bir sevinç dolarken saniyelik olarak Alper'e baktım. Gülümseyerek kapıyı açmam için komut verdi.

 

Hızla kapının kolunu kavrayıp sonuna kadar açarak bakışlarımı ona yönelttim.

 

Çisem , ardında beş koca bavul ile gülümseyerek bana bakıyordu. Üzerinde turuncu mini bir elbise vardı. Saçları başında dağınık bir topuz halindeyken gözlerinde kocaman kahverengi bir güneş gözlüğü vardı. Teni oldukça bronz duruyordu. Muhtemelen yeni manikür yaptırdığı tırnakları önü açık platformlu krem topuklulardan zarif bir görüntü sergiliyordu. Beni görmesiyle küçük bir çığlık attı.

 

" SÜRPRİZ !"

 

Kollarımı açarak ileri atılıp sarıldım ona. O kadar çok özlemiş o kadar çok hasretle dolmuştum ki içime saklamak ister gibi sardım bedenini. Burnuma dolan kremsi parfüme hafif alkol kokusu eşlik ettiğinde burnumu buruşturarak yanağını öptüm. Kolları sıkı sıkıya bedenimi sararken başımı kendine bastırdı.

 

" Hoş geldin ! Çok özledim seni. Çok özledim baş belası."

 

Bedenlerimiz ayrılırken yanağımdan öptü.

 

" Bende seni özledim ama... AYYY BEBEĞİMİ DAHA ÇOK ÖZLEDİM!"

 

Eliyle beni geriye doğru iterken bakışları evin içindeydi. Muhtemelen Alya'yı fark etmişti. Artık baş belamın en sevdiği ben değildim. Yeğeninin doğuşuyla üzerimdeki ilgi buhar olmuştu.

 

Hızla içeri girerek çantasını ve gözlüğünü yana doğru savurdu. Ben onun arkasından içeri girdiğimde Alya'yı kucağına almakla meşguldü. Alper de büyük bir mutlulukla onların kavuşmasını izliyordu.

 

" Hoş geldin Çisem."

 

Kızımın yanaklarını sulu sulu öperken Alya eliyle yüzünü çizmeye çalışıyordu. Çisem'e çok alışık değildi. Ne zaman alışmaya başlasa teyzesi gidiyordu. O dönene kadar varlığını unutuyor ya da ondan soğuyor olabilirdi ama şu an buruşan yüzünden anladığım üzre Alya halinden hiçte menün değildi. Öne atılarak kucağından almaya çalıştığımda ağlamaya başladı. Çisem tedirgin bakışlarla onu bana verdiğinde Alper'e döndü.

 

" Hoş buldum Alper."

 

Alya kucağımda ellerini yüzüme atarak ağlarken susturmak için ağzımla mırıldandım. Pış pışlarken kucağımda kaldırıp indiriyordum. Bu esnada salona doğru ilerlemeye başladım.

 

" Gel hadi içeri. Alya seni çoktan unutmuş. Arayı açıyorsun."

 

Homurdandığını duyarken kıkırdadım.

 

" Ay ne yapayım ? Derslerden fırsat buldukça geliyorum bebişime. "

 

" Olsun yine de geliyorsun. İyi de yapıyorsun. Sen gelince Hazan'ın havası değişiyor."

 

Alper'in sohbete dahil olduğunu duyarken kızımı susturmaya çalışıyordum. Ağlamaya devam ediyordu. İçim acıyordu onu böyle gördükçe. Parmağına kıymık batsa kendi parmağımda bir sızı oluyordu. Annelik çok tuhaf bir duyguydu. Elime en sevdiği oyuncağını alırken dikkatini çekmeye çalışıyordum. Ağlaması daha da şiddetlenince belimde bir el hissettim.

 

Alper arkamdan ilgisini çekmek için parmağını şıklatıyordu.

 

" Kızım... Buraya bak babacığım."

 

Alya anlık olarak ona baksa da ağlamaya devam etti. Bu esnada tam yanıma Çisem durdu. Yüzü asılmıştı.

 

" Özür dilerim. Hep benim yüzümden oldu."

 

Bakışlarımı kızımdan çekmeden yanıtladım onu.

 

" Saçmalama. Uyandığından beri huzursuz zaten."

 

Kucağımda zıplatırken başını okşamaya başladım. Bedenime yaklaşmasıyla minik eli sol göğsüme gitti. Ağzını aralayarak başını eğdiğinde tebessüm ettim. Alper'in gülüşünü de duyduğumda Çisem'e kaydı bakışlarım.

 

" Acıktı teyzesi. Ondan huysuzlanıyor."

 

Alper ise kızımızın alnını öpüp göğsüme uzattığı elini tuttu. Bu esnada daha rahat hareket etmesi için bedenimi kaydırdım.

 

" Babası gibi obur benim kızım. Doymak bilmiyor."

 

Babası gibi...

 

Yutkunurken aklıma istemsizce o geldi. Alper kendi için kurmuştu bu cümleyi ama sözleri onun için de geçerliydi. Tek öğünde benim üç günlük yemeğimi yediği anlar gözümün önüne geldi. Gülüşüm solarken yüzüm düştü. Derin bir nefes vererek Alya'yı kucağımda yukarı çektim. Bakışlarım Çisem'deydi.

 

" Ben bir emzirip geliyorum. Odanı biliyorsun zaten. Yerleş hemen. İşimiz bitince de yemek söyleriz."

 

" Olur."

 

Onun bakışlarında sorgular bir ifade hakimdi. İç çekerken bakışlarımı kaçırdım. Muhtemelen ne düşündüğümü anlamıştı. Ondan kaçması da mümkün değildi zaten. Başıyla beni onaylarken gülümsedi. Ben arkamı dönerek odaya ilerlemeye başladığımda ise Alper'in sesini duydum.

 

" Yemek işi bende hanımlar. Keyfinize bakın. Korumalara söylüyorum gidip alsınlar hemen."

 

Başımı çevirerek ona baktığımda gülümseyerek beni izliyordu. Muhtemelen anlamamıştı halimi. Rahat bir nefes verirken Alya mırıldanmaya devam ediyordu. Başımı sallamakla yetinerek arkamı döndüm yeniden.

 

" Sen gidiyor musun ?"

 

" Evet. İşe döneceğim. Akşam gelirim."

 

" Kolay gelsin o zaman. McDonald's olsun. Her zamankinden. Ha bir de salata alsınlar. Olur mu? "

 

" Olur olur. İçecekler de aynı ?"

 

" Aynen. Teşekkürler şimdiden."

 

" Ne demek afiyet olsun size."

 

Odaya doğru ilerlerken onların küçük sohbetini duymuştum. Yemeğin konusunun geçmesiyle kahvaltı bile yapmadığımı hatırlayarak iç çektim. Odaya girmemle kapıyı kapatıp yatağa oturdum. Alya'nın konumunu ayarlarken bir yandan da sütyeni çekiştiriyordum.

 

İçimden sayısız dua ettim. Sütüm evladımı doyursun diye defalarca kez Allah'a yalvardım. Göğüs ucumu görmesiyle huysuzlanmayı bir kenara bırakıp ağzını kocaman açtı. Kıkırdadım bu hareketine. Küçük kızımla geçirdiğim vakitler arasında en sevdiğim an buydu. Her ne kadar sütüm ona yetmese de neredeyse bütün emzirmelerim doymadığı için ağlamamızla sonuçlansa da onu beslemeyi çok seviyordum. Bu an öyle güzel öyle huzur doluydu ki...

 

Sol göğüs ucumu ağzına almasını sağladığımda minik eli tişörtüme tutunuyordu. Kara gözleri aşkla bana bakarken iştahla karnını doyuruyordu. Boşta olan elim saçlarını okşamaya başladığında gözleri kapanıp açılmaya başladı. Bu anı küçüğüm de en az benim kadar çok seviyordu. Emerken anlık olarak gamzesi çarptı gözüme. İçimde tuhaf bir his oluşurken daldım bakışlarına. Gözleri aynı ben olsa da bakışları onunki kadar derin ve delirticiydi. Tutkuyla bakıyordu sanki. Gözlerine baktıkça bir acı doldu içime. Saçlarını okşamaya devam ederken iç çektim.

 

" Seni çok seviyorum anneciğim." Derin bir nefes verirken genzimdeki yanmaya aldanmadan sürdürdüm sözlerimi. " Özür dilerim. Seni kandırmak zorunda olduğum için. Babanı yanlış bildiğin için özür dilerim."

 

Her şeyden habersiz emmeye devam ediyor bir yandan da hayran hayran beni izliyordu. Elim bu kez gamzesine gitti.

 

" Beni affedebilecek misin ?" İç çekerek sanki anlayacakmış gibi nedenini de söylemek istedim. Şu dünyada en yakın olduğum can oydu. evladımdı. Kendi canımdan önce onun canı, onun varlığı geliyordu. " Her şey senin için kızım. Ne yapıyorsam senin iyiliğin için."

 

Gözümden bir damla yaş düşerken üzüntünün esiri olmuştum. Canım acıyordu. Her ne kadar olması gereken bu olsa da vicdanımın sesi dinmek bilmiyordu. İlerde bir gün evladımın gerçekleri öğrenmesi korkusu sarıyordu içimi. Haklı olarak hesap soracaktı. Anlatacaktım belki ona gerekçemi ama o beni haksız bulabilirdi. Ne olursa olsun öz babasını sevmek istediğini söyleyebilirdi. Kendi evladımın ahını aldığımı düşünmek yüreğimin en ağır yüküydü.

 

Anne olmak benim gücüme güç katıp yeniden ayağa kalkarak yaşama tutunmamı sağlasa da söz konusu evladımın babası olduğunda yani evladım olduğunda vicdanımın sesi susmuyordu. Benim direncim evladımdı. Onu incitmek bütün gücümü yerle bir ederdi. Alya'nın yüzü buruşmaya başladığında dikkatim yeniden evladıma kaydı.

 

Sütümün bittiğini hissettim o an. Boş memeyi çekiyordu. Sıkıntılı bir nefes verirken ağzından ayrılmasını sağladım. Ağlayacak gibi olduğunda diğer tarafa çevirerek sağ göğüs ucumu ağzına verdim. İçmeye başladığında rahat bir nefes versem de içime tedirginlik çöktü. Doymamasından korkuyordum.

 

Korkuyla evladımı izlerken kapının yavaşça açıldığını gördüm. Bakışım o yöne kaydığında Çisem dudağını büzmüş bir şekilde bize bakıyordu. Kapıyı kapatarak yanımıza ilerlediği esnada sessizce kulağını çektiğini gördüm. Küçük bir kıkırtı döküldü dudaklarımdan. Yanıma çöktüğünde gözlerini kızıma dikmişti. Alya ise onu değil de beni izliyordu.

 

İçli bir nefes çektiğinde Alya'nın ayaklarına dokunuyordu.

 

" Ne düşündüğünü biliyorum."

 

Gözlerimi ona çevirdiğimde imalı bir şekilde bakıyordu. Yutkunarak kabulleniş gösterdim.

 

" Bende bildiğini biliyorum."

 

İkimizin yüzünde de acı birer tebessüm oluşurken bakışlarımız birbirindeydi.

 

" Hazan, benim güzel kardeşim, yetmedi mi ? Acı çektiğin yas tuttuğun yetmedi mi ? "

 

Gözümden bir damla yaş daha süzülürken bakışlarımı kızıma çevirdim. Öyle güzel öyle içliydi ki bakışları babasını aklımdan nasıl söküp atabilirdim ? Kızının bakışları onun aynıyken yanımda kanlı canlı ondan bir parça varken nasıl unutabilirdim varlığını ? Bir anne olarak evladımı düşünüyor kalbimin sesini böyle bastırıyordum. Onun iyiliği içindi. Ne yapıyorsam ne çekiyorsam hepsi kızım içindi. Bir kez olsun kalbimin sesini dinlemiş olsaydım eğer, hiç düşünmeden her şeyi ardımda bırakarak koşardım yine ona. Bir yanım o kadar gurursuz o kadar hayasızdı ki onca yaşanan şeye rağmen onun varlığına sığınarak onunla aile olmak istiyordu. Bu yanımı görmezden gelerek sürdürüyordum yaşamımı. Benim kızımın babası da hayatı da belliydi. Onun için doğru olan neyse onu yaşıyordum. Alper'e 'Evet ' dediğim günden beri evladımın hayatını yaşıyordum.

 

Şimdi ona ne söylesem boştu. Onu unutmamın mümkün olmadığı gibi varlığını yok saymam da imkansızdı. Üstelik bunlardan daha da ağır olanı kızıma borçlu olduklarımdı. Bu yükler ister istemez sarıyordu etrafımı.

 

Derin bir nefes vererek kızımın başını okşadım. Bu esnada Alya yeniden yüzünü buruşturdu. Buradaki sütüm de bitmişti. Onu kucağıma alırken üstümü toparlamaya çalıştım. Çisem fark ederek yardımcı olduğunda Alya ağlamaya başlamıştı.

 

Sıkıntılı bir nefes vererek ayağa kalktım. " Sütüm yetmiyor yine. Dolapta elma vardı. Püre yapayım bari. Ara öğün saatine daha var ama..."

 

Evladıma yetemediğimi bilmek gözlerimin daha da buğulanmasını sağlarken Çisem ayağa kalkıp Alya'yı kucağına aldı.

 

" Teyzesi yapar mamasını. Annesi önce güzelce yüzünü yıkasın. Biz bekleriz. Değil mi teyzeciğim ?"

 

Burukça tebessüm ederken gözümden süzülen yaşı sildim. Hızla banyoda yüzümü yıkadıktan sonra yanlarına mutfağa gittim. Alya mızmızlanıyordu . çisem ise elinde tuttuğu kepçeyle ona yüzünü gösteriyordu.

 

Bu hallerine gülerek kucağıma aldım kızımı.

 

" Elma dolapta. Biraz da ılık keçi sütü koyuyorum ben içine. Öyle seviyor."

 

Çisem başıyla onaylayarak dolaba yöneldi. O püreyi hazırlamaya başladığında bende telefondan en sevdiği şarkısını açmıştım. Kucağımda mutfağı turluyordu şimdi.

 

" Eee ..."

 

Bakışlarım ona döndüğünde sütü ısıtıyordu. Gözlerinde ise değişik bir ima vardı.

 

" Ne e ?"

 

Kıkırdarken sütü tezgaha bıraktı.

 

" Alper'le diyorum. Aranız nasıl ? "

 

Sıkıntılı bir nefes verirken bakışlarımı kaçırdım. Bilmezmiş gibi konuşuyordu.

 

" Aynı."

 

Elmaları rondodan geçirmek için arkasını dönerken homurdandı. Çisem uzun süredir Alper'e bir şans vermem konusunda diretiyordu.

 

" Aferin sana. Böyle devam et."

 

" Ya ne yapacağım Çisem ? Bilmiyor gibi konuşma."

 

Bakışları bana dönerken püreye sütü ekliyordu. Bende kızımın başını omzuma yaslamış sırtına vuruyordum. Alya'nın mırıltıları eşliğinde sürüyordu konuşmamız.

 

" O adam senin kocan değil mi ? Vebalı gibi uzak tutuyorsun kendinden."

 

Sıkıntılı bir nefes verdim.

 

" Gerçek değil evliliğimiz. Biliyorsun sende."

 

Katılır bir mırıltı döküldü dudaklarından. " Hah işte bende onu diyorum kızım. Gerçek olsun evliliğiniz. Yahu adamla tüm gün g*t g*te kalıp nasıl vermiyorsun hayret ediyorum."

 

Sıkıntılı bir nefes verirken Alya'yı mama sandalyesine oturttum. Yanına ilerlediğimde eliyle elmanın ısısını kontrol ediyordu. Kaşığın ucuyla yiyerek kontrol ettim bende. Olmuştu bile.

 

" Teşekkür ederiz teyzesi."

 

Aldığım tabak ve kaşıkla kızıma doğru ilerlerken konuşmaya devam ettim.

 

" O benim dostum çünkü Çisem. Ona o tarzda şeyler hissedemediğimi sende biliyorsun."

 

Küçük bir kahkaha attı.

 

"Evlisiniz kızım evli. Kızına kızım diyor."

 

Alya'ya önlüğünü giydirerek kaşığı ve püreyi önüne koydum. Kızım iştahla yemeğine bakarken sandalyeye kurularak ona yedirmeye başladım. Bu esnada Çisem bulaşıkları yerleştiriyordu.

 

" Aynı şey olmadığını biliyorsun. Alper de farkında bunun."

 

Bakışları beni bulduğunda yüzünde kararlı bir ifade vardı.

 

" Ben onun neyin farkında olduğunu biliyorum ." bakışlarımla sorumu yöneltirken başımı hafifçe eğdim. " Senin Alparslan'ı unutamadığını biliyor."

 

Adını duymak içimde bir yarayı kanattı. Hiç kabuk bağlamamış bir yaraydı bu. Evladımı her görüşümde sızlayan bir yaraydı. Yutkunurken iç çektim. Alya bu esnada uzattığım püreyi iştahla yiyordu. Ona bakarken gülümsemeye başlayıp öne atılarak yanağına sulu bir öpücük bıraktım. kanayan yarama su döküldü. İçimde bir ferahlama oluştu. Evladımın varlığı onun için edindiğim dertler hariç bütün dertlerimi işte böyle söndürüyordu.

 

Benden cevap gelmeyince o konuşmaya devam etti.

 

" Hazan biliyorum adını bile duymak istemiyorsun ama çivi çiviyi sökermiş. Sen böyle odun gibi yaşadıkça unutamayacaksın o or*spu ç*cuğunu."

 

Küfrünü duymamla bakışlarım ona dönerken duraksadım. Bu konuda anne olmanın verdiği etkiyle de hassasiyetim artmıştı ama annesini kaybetmiş ve annesine edilen küfürleri çokça işitmiş biri olarak hassasiyetim çok yoğundu. Annesinin bir suçu yoktu. Ona söz edilmesi beni üzerdi.

 

" Çisem o kelimeyi bir daha kullanma. Ölmüş kadının ne günahı var ?"

 

Bakışları bana dönerken yutkunarak sıkıntılı bir nefes verdi. Ben ise konuşmaya devam ettim.

 

" Ayrıca Alper benim çocukluk arkadaşım. Onu yara bandı gibi unutmak için kullanamam."

 

Bu konuda kararım kesindi ki zaten Alper'den hiçbir zaman bu konuyla alakalı net bir duyum da almamıştım. İlgisini yanlış yorumlama ihtimalim de vardı çünkü Alper açık sözlü bir adamdı. Tavırlarını istediğim yere yormakta özgür olsam da onun sözlerini herhangi bir yere çekmem mümkün olmazdı. Ne dediyse oydu. gizlemezdi ve bu konuda tek bir söylemi dahi yoktu.

 

" Alper kendini kullandırtmaya razıdır belki. Senin seni kullandığını bile bile ona razı olduğun gibi."

 

Bakışlarım onda kilitlenirken o da aynı şekilde beni izliyordu. Ne diyeceğimi bilemedim. Ağır konuşuyordu. Çok ağır konuşuyordu. Sinirlenmeye başlayıp derin bir nefes alarak önüme yani kızıma döndüğüm esnada kapı çaldı. Çisem tek bir söz etmeden kapıya yönelirken ben Alya'nın yemeğini yedirdiğim için bulaşıkları tezgaha bırakmak için ayağa kalktım. Yeniden kızıma yöneldiğimde masadan aldığım ıslak mendille ağzını silerek onu kucağıma aldım. Çok şükür karnı doymuştu. Şişman yanaklarını öperken kokusunu içime çektim. Bu sırada Çisem de elinde iki koca paketle mutfağa girdi.

 

" Yemekleri getirmişler."

 

Başımla onu onaylarken bakışlarım hâlâ kızımdaydı. Sözleri gerçekten canımı acıtmıştı. İyiliğimi istediğini biliyordum ama istemeden de olsa bu hissi yaşıyordum. Aşk böyle tuhaftı işte. Onun örneğindeki gönderme ise çelişkilerle doluydu.

 

" Hazan ben... Her zamanki gibi fazla ileri gittim. Özür dilerim."

 

Kolumdan tutarak yaslanıp kurmuştu bu cümleleri. Acı bir tebessüm ettim.

 

" Dileme. Her zaman olduğu gibi haklısın çünkü baş belası."

 

Bakışlarımı ona çevirirken gülüşüme eşlik ettiğini gördüm.

 

" Yemek yiyelim hadi. "

 

Başımla onu onayladığımda yiyecekleri masaya çıkarıyordu. Bende bu esnada kızımı masanın üzerindeki pusetine yerleştirdim.

 

Keyifli bir yemeğin ardından Çisem'in eşyalarını yerleştirdik. Söylediğine göre bir ay civarı buradaydı. Bölümü bırakıp burada devam etmek istiyordu. İşlemler için ortalama olarak bu kadar zaman gerektiğinden söz etmişti. Bunu daha önce konuşsak da kesin karar verdiğini gelişi ile sürpriz bir şekilde öğrenmiştim. Biraz aile baskısı ile istemediği bir ülkede istemediği bir bölümü okumaya mecbur kalmıştı ama benim de desteğimle cesaretlenerek bölüm değiştirmeye karar vermişti. Moda tasarım okumak istiyordu. Hayalini burada gerçeğe dökerken New York'a taşınacaktı. İşlemlerin uzaktan halledilenlerini beraber yaptıktan sonra oradan ona ev bakmak için küçük bir seyahat yapacaktık.

 

Akşam Alper de aramıza katıldığında hep birlikte film izleyerek keyifli zaman geçirdik. Bu bana çok iyi geldi. Nare ile yaptığım konuşmayı aklıma takacak zamanım olmamıştı. Günüm o denli yoğun geçmişti. Gece ise küçük bebeğimi teyzesi ile zar zor uyuttuktan sonra bayılma modunu açmışım. Uyandığımda aralıksız dört saat uyuduğumu görerek büyük bir sevinç yaşamıştım.

 

Benim sabah alarmım küçük kızım ise oldukça mutlu başlamıştı güne. Önce onu sonra kendimi yıkayarak güne hızlı bir başlangıç yaptıktan sonra vakit kaybetmeden mutfağa yöneldim. Bir yardımcımız vardı. Dün izin günü olduğu için yoktu. Bugün ise Alper'in patronu kahvaltıya geleceği için normalde olduğundan daha erken çağırmıştım onu.

 

Hazırlıkları kontrol ettikten sonra kanepeye kızımla beraber kurularak uzandım. Alper birazdan gelmiş olurdu. Onu karşılamaya havaalanına gitmişti. Kahvaltı için İtalya kültürüne özgü bir şeyler araştırsam da Alper onun uzun süre ülkemizde kaldığı için Türk kahvaltısı sevdiğinden söz etmişti. Bende her zaman ne yiyorsak onlardan hazırlatmıştım o yüzden.

 

Küçük bebeğimin sırtını sıvazlarken dalmışım. Kapı sesi ile zar zor kendime gelerek ayaklandım.

 

Alya hiç ses etmeden koynumda soluklanıyordu. Ben ise kapıya doğru hızlı adımlar atarken hole gelmemle üstüme çeki düzen verdim. Üzerimde kırk beyaz bir gömlek elbise vardı. Ayağıma beyaz sporlarımı geçirip sade gold takılar takarak kısa siyah saçlarımı açık bırakmıştım. Hızla kapıyı açtığımda karşımda Alper'i ve yanındaki yabancı adamı gördüm.

 

İri yarı bir adamdı. Teni hafif yanık bir kahveyle sarılıydı. Gözleri ise açık kahveydi. Kahvenin en koyu tonlarında olan saçları kısaydı. Gözünde camsız siyah bir gözlük vardı. Üzerindeki lacivert tişörtten kolunun tamamını kaplayan dövmeleri görünüyordu. Altındaki krem pantolon ve lacivert babetlerle ben İtalyan'ım diye bağırıyordu resmen.

 

Elimle içeriyi işaret ederek dostça gülümsediğimde Alper önden girdi. O ise arkasından başını eğerek geçti kapıdan.

 

" Welcome ! ( Hoş geldiniz.)"

 

Alya'yı kucağımda yan tutarken elimi ona doğru uzattım. Alper öne atılarak beni tanıttı.

 

" Dante sana karımı takdim edeyim. Hazan Soyer. Benim sevgili eşim."

 

Bakışlarım anlık olarak ona kaydığında gülümsüyordu. Yeniden önümdeki yabancıya döndüğümde içten gülümsemesi ile karşılaştım. Elimi dostça kavrarken konuşmaya başladı.

 

" Memnun oldum bayan Soyer. Ben de Dante. Dante Marino."

 

Gözlerimi kısarken ifademde şaşkınlık hakimdi. Alper Türkçe bildiğinden söz etmemişti. Aksanı yabancı olduğunu belli etse de dilimizi gayet güzel konuşuyordu. Gülümsemeye devam ettim.

 

" Türkçe bildiğinizi bilmiyordum."

 

Kıkırdarken bakışları üçümüzle de ilgilenmeyip bakışlarını mutfağa çeviren Alya'daydı. Güldüğünde konuşmaya başladı.

 

" Ben İstanbul'a iş yapıyorum bayan Soyer. " Öne doğru atıldığında bakışı yine kızımızdaydı.

 

" Ufaklık çok tatlı görünüyor. Ne diyordu siz ? Maş...."

 

Alper kıkırdayarak tamamladı sözlerini. " Maşallah "

 

Başını aşağı yukarı sallarken tekrarladı. " Maşallah. İzninizle ."

 

Elini öne attığında tereddütte kalarak Alper'e baktım. Onay verdiğinde bebeğimi ona doğru uzattım. Alya kucağına geçmesiyle elini onun yüzüne attı. Dante bu hareketine kahkaha atarken Alper elini belime atarak bedenimi kendine çekti. Boğazımı temizledim bende. Muhtemelen Dante şüphe etmesin diye normal bir çiftmişiz gibi davranıyordu. Elimi saçıma atarken onu içeri davet etmem gerektiğini hatırladım. Evimde ilk kez bir yabancıyı ağırlıyordum haliyle biraz heyecan vardı üzerimde.

 

" Dante bey içeri buyurmaz mısınız ? Sofrayı bahçeye hazırlattım. Hava bugün çok güzel."

 

Alya normalde alışık olmadığı birinin kucağında mızmızlansa da onu çok sevmiş gibi duruyordu. Dante onun ellerini öperken kahkaha atıyor kendini sevdirmek için ona sırnaşıyordu. İlk dakikadan iyi anlaşmayı başarmışlardı. Bakışı saniyelik bana kaysa da Alya'yı sevmeye devam etti.

 

" Çok naziksiniz. Önden buyurun."

 

Bakışlarım Alper'e döndüğünde önden yürümem için komut verdi. Bahçeye doğru ilerlediğimde onlar da arkamdan yürümeye başlamıştı.

 

" Marino benim kızım öyle herkesi sevmez. Şanslısın."

 

"Öyle mi ? Desene şanslı günümdeyim. Akşam bu şansı devam ettirelim."

 

Neyden söz ettiğini anlamadığım için kaşlarım havalansa da bozuntuya vermeyerek ilerlemeye devam ettim. Onlar da daha fazla konuşmadılar. Sessizlik hakimken sofranın başına geldik. Rahatça oturması için kızımı Dante'nin kucağından almak için öne atıldım.

 

" Siz şöyle buyurun. Alya'yı yerine oturtacağım."

 

Bebek sandalyesini yanıma yerleştirmiştim. Kızımı oraya koyarken Alper'in sesini duydum.

 

" Çisem nerede ?"

 

Bakışım duraksarken ağzımdan şaşkın bir nida döküldü. Dalgınlığıma gelmişti. Onu uyandırmayı unutmuştum. Alya yerine yerleştiğinde bakışım ona döndü.

 

" Ben onu tamamen unuttum."

 

Alper kaşlarını çatarken sıkıntılı bir nefes verdi.

 

" Çisem ? "

 

Bakışlarım bu kez Dante'ye kaydığında çoktan yerine kurulmuş tabağına aldığı menemeni bandırarak yiyordu.

 

" Hazan'ın arkadaşı. Bir süre bizimle yaşayacak."

 

Dante anladım der gibi başını sallarken yemeğine geri döndü. Yardımcımız çayları doldururken ben hâlâ Alper'e bakıyordum. Ona misafir geleceğini bile söylemediğimi hatırladığım için bakışlarım duraksamıştı.

 

" Git çağır hadi kızı."

 

Sözleriyle dalgınlıktan sıyrılarak başımla onayladım. Adımlarım eve doğru yöneldiğinde hızla odasına ilerledim. Kapıyı tıklatmadan içeri girdim daha sonra. İç çamaşırları ile uyumuştu. Üstü tamamen açıktı üstelik. Dudaklarımdan kınayan bir homurdanma kaçtı. Üşütecek diye iç çektim sonra. Havalar güzel ama aldatıcıydı. Odadaki yoğun bira kokusunu almamla burnumu kapatarak pencereyi açtım. Daha sonra uyandırmak için yanına oturdum.

 

" Çisem..."

 

" Hııı..."

 

Gözleri kapalı olsa da kulakları sonuna kadar açıktı. Uykusu hafif olduğu için muhtemelen kapıyı açtığımda uyanmıştı.

 

" Kahvaltı ediyoruz. Kalk hadi."

 

Yastığı yüzüne çekti. Homurdandı daha sonra da. " Yiyin siz. Ben sonra atıştırırım."

 

Yastığı yüzünden çekerken konuşmaya devam ettim. " Misafirimiz var ama." Derin bir nefes verirken yüzüme bir gülümseme yerleştirdim. " Çok yakışıklı bir beyefendi."

 

Sıkıntılı bir nefes verdi. " Git başımdan. Uyandırmak için yalan söylüyorsun."

 

Kıkırdarken elimi koluna vurdum. " Gerçekten. Alper'in patronu geldi. İnanılmaz yakışıklı ve kibar bir adam. Hem de İtalyan."

 

Son cümlemi duymasıyla gözleri fal taşı gibi açıldı. " İtalyan mı dedin sen ?"

 

Başımı aşağı yukarı sallarken kıkırdadım.

 

Yüzüne derin bir nefret çökerken suratını astı. Gözlerini tekrar kapattığında homurdandı. "Or*spu ç*cukları."

 

Kaşlarım şüpheyle çatıldı. " Ne ?"

 

" İtalyanlar diyorum. Hepsi or*spu ç*cuğu."

 

Çisem son yaşadığı İtalyan vakasından beri pizza bile yemeyecek kadar İtalya düşmanı olmuştu. Kıkırdayarak karşılık verdim bu sözlerine.

 

" Bu adam öyle birine benzemiyor. Kalk hadi. Hem çakallı menemeni yaptırdım. Seversin sen."

 

Gözleri yeniden açılırken hafifçe yatakta doğruldu. " Menemen mi ?"

 

Başımı olumlu anlamda sallarken kıkırdamaya devam ediyordum. Gülümseyip ellerini birbirine vurdu. Hızla ayağa kalktığında yalpalaya yalpalaya dolaba yöneldi. Üzerindeki mor takım oldukça net bir şekilde frikik verdiği için göz devirerek ayağa kalktım bende.

 

" Hadi çabuk ol. Soğursa tadı kalmaz."

 

" İki bilemedin üç dakikaya masadayım hayatım."

 

Kapı kulpunu sıkıca kavrarken kurmuştum cümlemi. Tam kapıyı araladığım anda ise aklıma bir düşünce düştü. Dante ... Çisem'in Dante'si ve içerideki Dante. Şüpheyle kaşlarım çatılırken arkamı dönüp Çisem'e baktım. Mutlu mutlu üzerine mor elbisesini geçiriyordu. Bakışları bana kaymadan bunun büyük bir tesadüf olmasını dileyerek bahçeye çıktım.

 

Alper ve Dante keyifli bir şekilde sohbet ediyordu. Dante benim geldiğimi görüne baş selamı verip yeniden Alper'e döndü. Yerime otururken kızımın eline bir dilim ananas verdim. Dişleri kaşındığı için iyi geliyordu. Alya'yı kontrol etmem bittiğinde soğumaya başlayan çayımı yudumladım.

 

" Hazan biz de tam da bu akşam katılacağımız davetten bahsediyorduk. Eşlik etmek ister misin ?"

 

Kaşlarım havalanırken yutkundum. " Ne daveti ? "

 

Dante öne atıldı. " Bağış gecesi. Arka planda biz para kazanacağız. Önde hanımlar bağış yapıp içki içecek. "

 

Bakışlarım Alper'e kaydığında yüzümdeki şüphe devam ediyordu. Yutkunurken gevelendim. Neyden söz ettiklerini az çok anlasam da böyle bir organizasyonun bir parçası olmak istemezdim ki zaten oraya gitmem evladımı evde bırakmam anlamına gelecekti. Bu da benim için imkansızdı. Tuvalete gittiğimde bile kokusunu özlüyordum. Bütün bir gece ondan ayrı kalamazdım.

 

" Ben..." gevelendiğim esnada bahçe kapısından Çisem'in girdiğini görerek bakışlarımı o yöne çevirdim. Bakışları Dante'nin üzerindeyken yüzünde kasvetli bir hava vardı. İki koca adım atıp masanın dibine geldiğinde bakışları korkutucu bir şekilde onun üzerindeydi.

 

Dante meraklı bakışlarla onu incelerken Çisem püskürürcesine konuştu.

 

" Sen... Adi p*ç kurusu !"

 

Şaşkınlıkla Alper'le birbirimize baktığımız esnada Çisem Dante'nin bulunduğu yöne doğru ilerlemeye başladı. Alper önüne geçerek kolundan tuttu onu.

 

" Geberteceğim seni! Adi p*ç !"

 

Dante içtiği çayı püskürerek ayağa kalktığında kalbim deli gibi çarpıyordu. Korktuğum başıma gelmişti. Bu Çisem'i terk eden o köpekti. Bende aldanmıştım tipine. İyi biri sanmıştım. Bakışlarım sert bir şekilde onu bulduğunda Dante şaşkınlıkla Çisem'e bakıyordu.

 

" Ne oluyor lan ? Alper ...."

 

Alper Çisem'i güçlükle tutarken başını ona çevirdi.

 

" BIRAK ALPER! BIRAK GEBERTECEĞİM BU IRZ DÜŞMANINI !"

 

" Ya kızım bir dur ! Ne oluyor , ne saçmalıyorsun ?"

 

Elim şaşkınlıkla ağzıma giderken yutkundum. Bakışlarım Çisem'de iken Alya ağlamaya başladı. Panikle onu kucağıma alırken mırıldandım.

 

" Çisem sakin ol ne olur !"

 

" NE SAKİN OLACAĞIM BE ! İTE BAK UTANMADAN BURAYA KADAR GELMİŞ!"

 

Dante öne atıldı. Yüzünde öfke hakimdi. Alper ikisi arasında kalırken ben kızımı avutmaya çalışıyordum. Alya bağırma yaşandığı için huzursuz olmuştu. Ne olacağını bilemez halde ikisini izliyordum. Korkudan kalbim ağzımda atıyordu.

 

" Kendinize gelin küçük hanım. Benimle bu şekilde konuşamazsınız !"

 

Çisem gür bir kahkaha atarken ona doğru iyice yaklaştı. Alper bu esnada ikisi arasında tost olmuştu. Bu böyle olmayacak diyerek Alya'yı sesleri duyarak bahçeye çıkan yardımcıma verdim. Yanlarına ilerlediğim esnada Çisem sinirli bir tınıda konuşmaya devam ediyordu.

 

" Seninle nasıl istersem öyle konuşurum çam yarması !"

 

" ÇİSEM YETER ! "

 

Alper bıkkınlıkla onu itmeye çalıştığında yanlarında biterek Çisem'in önüne geçtim. Gözlerim ondayken sakin olmasını söylemeye çalışıyordum ama boşunaydı. Öfkesi gözlerinden taşıyordu.

 

" ÇAM YARMASI ? ALPER NE DİYOR BU KADIN ?"

 

Dante muhtemelen bunun anlamını bilmiyordu ama kötü bir şey dediğini anlayarak öfkelenmişti.

 

" Marino bir dur Allah aşkına ! Çisem sende az geriye git. Hazan !"

 

Bakışım Alper'e kaydığında Çisem'i geriletmemi istediğini anladım. Gözlerine bakarak yanağını okşadım Çisem'in.

 

" Sakin kal. Ben halledeceğim. Kovacağız onu şimdi." Fısıldayarak konuşurken gözünün içine bakıyordum ama nafileydi. Çisem zor sinirlenir sinirlendiğinde de ortalığı yıkmadan uslanmazdı.

 

" BEN ŞİMDİ S*KTİR EDECEĞİM BUNU !"

 

"ÇİSEM!" kolunu tutmaya çalışsam da yeniden öne atıldı. Alper güçlükle onu tuttuğunda bağırıyordu.

 

" YETER BE KIZIM ! YETER ! "

 

" BEN NE OLDUĞUNU ANLAMIYORUM ALPER! KİM BU KARI ? "

 

Çisem ile bakışlarımız aynı anda Dante'ye dönerken şaşkınlıkla ağzım aralandı.

 

"KARI MI ?"

 

İkimizin de dudaklarından aynı anda dökülen kelime şaşkınlığımızın habercisiydi. Dante omuz silkerken Alper başını ovalıyordu. Ben bıkkın bir nefes verip gözlerimi kapattığımda ise Çisem aynı tınıda konuşmaya devam etti.

 

" YÜZSÜZ P*Ç ! KARI MI OLDUM ŞİMDİ ? AYAKLARIMA MASAJ YAPARKEN ÖYLE DEMİYORDUN AMA ? "

 

Üçümüzün de bakışları şaşkınlıkla Çisem'e dönerken gözlerim kocaman açıldı. Elimi ağzıma atarak şaşkın bir nidanın dökülmesine izin verdim.

 

Bu esnada senkronize bir şekilde üçümüzden de tek bir kelime döküldü :

 

" NE ?"

 

Alper merakla Dante'ye bakıyordu bu kez. Nihayet aralarında bir şeylerin geçtiğinin farkına varmıştı. Dante duraksamış bir şekilde kalakalmıştı. Çisem'i hatırlamamış olmalıydı.

 

" Ben... Hiçbir şey anlamıyorum."

 

Çisem sinirli bir gülüş sergiledi.

 

" Bekle. Bekle ben sana anlatacağım."

 

Beni yana doğru ittiğinde boşluğuma geldiği için gitmesine engel olamamıştım ancak Alper önünde durarak geçmesini engellemişti.

 

" Alper çekil önümden."

 

Alper başını sallayarak ağzını açtığında Dante omuz silkerek öne atıldı.

 

" Alper bırak gelsin küçük hanım."

 

Alper'in bakışı ardına dönerken Dante gözleriyle onayladı. Ellerini kaldırarak gerilediğinde Çisem bilerek onun koluna çarpıp Dante'nin tam karşısında durarak yutkundu. Önce onun gözlüğünü çıkardı. Daha sonra gözlerini birbirine sabitleyip derin bir nefes verdi. Bu esnada Dante gözlerini kapatarak yutkundu.

 

Çisem'in Marmaris'teki tatilinin son günleriydi. Her yaz buraya gelmek için can atsa da evini , İstanbul'u ve kardeşini yani Hazan'ı çok özlemişti. Stresli geçen üniversite sınavının ardından bu tatil ona iyi gelse de son günleri hep monoton geldiği için sıkıcı geçerdi. Tam olarak öyle bir günün içindeydi. Beach'te yeterince bronzlaştığına kanaat getirerek serinlemek adına bara yönelmişti. Favori içeceği birayı almak için barmene seslenerek tahta egzotik görünümlü taburelerden birine oturmuştu. İçeceğini beklediği esnada yanında bir karartı belirmişti. Bakışları o yöne döndüğünde yutkundu. Yapılı , kaslı, esmer tenli bir adam vardı tam yanında. Üzerinde hiçbir şey yoktu. Altındaki şort ise en tepeye dek çekilmişti. Islak saçları ve bedeni inanılmaz seksi bir görüntü oluşturuyordu. Baklavalarını sayacak kadar çok detaya inmişti Çisem. O kadar çok detaylı incelemişti ki bedenini başını kaldırıp yüzüne bakmaya fırsatı olmamıştı. Dakikalar sonra barmen birasını uzatarak seslenince daldığı manzaradan bakışlarını kaldırmış kaldırdığı an manzaranın sahibinin sırıtkan bakışlarına denk düşmüştü. İçini büyük bir utanç kaplarken gözlerini kaçırarak birasını eline alıp kalkmıştı. Arkasını döndüğü esnada esmer adam kinayeli bir tınıda konuşmaya başlamıştı.

 

" Ne o ? Kaslarımı incelediğin kadar yüzümü incelemeye cesaretin yok mu ? "

 

Derin bir nefes verirken ani gelen cesaretle arkasını dönmüştü Çisem. Kararlı adımları onun tam karşısında durduğunda gözlerini kısarak yüzünü incelemişti önce. Daha sonra birayı kenara bırakarak yaklaşmıştı ona. Hafif kirli sakalların bezendiği çene hatlarını incelemişti uzun uzun. Bu adam gerçek bir yunan tanrısıydı sanki. O denli muazzam bir vücuda ve yüze sahipti. Dolgun dudaklarında kısa bir süre oyalandıktan sonra yuvarlak mavi renkli gözlüklerden seçemediği haresini görebilmek için ani bir hareketle gözlüğü gözünden çıkarmıştı. Dante anlık göz kırpıştırsa da neden yaptığını anlayarak çapkın bir gülüş sergileyip gözlerini baygın bakışlarla ona doğrultmuştu. Çisem koyu kahve harelere daldığı esnada yutkunarak nefesini onun yüzüne üflemişti. Kasıtlı olarak yapmıştı bunu. O an içinden onu yapmak geldiği için. Dante ise yüzüne çarpan nefesle gözlerini kapatırken kalbinde küçük bir kıpırtı hissetmişti. Bu kez seçtiği kadının diğerlerine nazaran çok daha zor olduğuna kanaat getirerek dudaklarını sertçe onun dudaklarına bastırmıştı.

 

Çisem neye uğradığının farkına varamayıp sendelese de çok geçmeden kabul etmişti dudaklarını. Kısa tutkulu bir öpüşmenin ardından ikili bütün bir gününü birbirlerini tanıyarak geçirmişti ancak aralarında büyük bir fark vardı;

 

Çisem bu tanışmanın romantik bir şekilde başlayan bir aşk hikayesi olduğunu zannederken Dante anlaştığı adamın aşk oyunu oynaması için ayarladığı bir kadınla geçirdiği zevkli dakikalar olduğunu düşünüyordu.

 

Salonun bir köşesinde kucağımda kızımla oturuyordum. Alper Dante ile ayakta öylece dururken Çisem elindeki peçeteye hönkürerek yanımda uzanıyordu.

 

Çok talihsiz bir yanlış anlaşılma yüzünden tanıştıklarını anlamamız Çisem'in hareketi ile ortaya çıkmıştı. Meğerse Dante her yaz farklı ülkelerde farklı adamlara ona kadın ayarlaması için yüklü miktarda bir bedel ödüyormuş. Ayarladığı kadınlarla normal bir tanışma gerçekleştirip flört ettikten sonra onu tavlayarak yatağa atıyormuş. Aslında kadın en başında birlikte olacağını bildiği halde Dante bundan zevk alsın diye uzun uzun flört ederek onun kendisini tavladığını söylüyormuş. Bir çeşit fanteziydi belki de. Belki de yalnızca eğlenceli bir oyun. Sorgulamamıştım bunu. Midem kaldırmamıştı.

 

Benim zavallı arkadaşım ise bu oyunun kurbanı olmuştu. Dante Çisem'i o gün takılacağı kadın sanarak yanına gitmiş. Çisem ise her şeyden habersiz kendini akışına bırakmış. Gün sonunda ise Dante belki de ilk kez bu oyunu gerçek yaparak onu elde etmiş. Haberi olmasa da bunu başarmış.

 

Bu yüzden Çisem sabah uyandığında komodinde açık bir çek görmüş.

 

Bir süredir sessizce salonda oturuyorduk. Çisem duyduklarının etkisi ve sinirinin boşalması ile ağlarken Dante şok içinde Alper'e bakıyordu. Alper ve ben ise bu durum karşısında ne yapacağımızdan bihaberdik.

 

" Hazan, biz artık gitsek iyi olacak."

 

Alper bana bakarak konuştuğunda onu başımla onaylarken geçirmek için ayaklandım. Bu sırada çisem yerinden kalkarak burnunu çekti.

 

" Nereye ? "

 

Çisem konuşurken bakışları Dante'nin üzerindeydi. Dante yutkunarak bakışlarını kaçırdı. Alper öne atıldı.

 

" İşimiz-"

 

" Sana sormadım Alper. O nereye gidiyor. Bana bir hesap vermek zorunda."

 

Dante gözlerini onun gözlerine yaslarken oldukça mahcup görünüyordu.

 

" Ben... Özür dilerim. Böyle olsun istemezdim."

 

Çisem kıkırdarken elleri titriyordu. Ona doğru yaklaştığımda içimde derin bir acı vardı. Her ne kadar bana Alparslan'ı unutamadın diye kızsa da benden kalır bir yanı yoktu. O geceden sonra tek bir adamla bile yatmamıştı.

 

" Ah çok üzüldüm(!) Emin ol bende istemezdim. Aşağılık herif! Ben aylardır aynalara bakamıyorum haberin var mı ? Uğradığım hakareti sindiremediğim için kendi yüzüme bakamıyorum! Ne yüzünden ? Senin gibi bir yaban domuzu erkekliğini tatmin etsin diye mi ? S*karım ben öyle erkekliğe ! Or*spu ç*cuğu seni !"

 

Elim ağzıma giderken Alper ile bakışlarımız kesişti. Çisem bebeğim bu adam yüzünden çok acı çekmişti. Sözleri canının acısını dile getirse de bakıldığında ne yazık ki Dante'nin hiçbir suçu yoktu. Keşke suçlu olsa ve bu küfürleri hak etse dedim içimden. O zaman bir posta da ben küfrederdim ona ama Dante bu işi tamamen gönül rızasıyla yapıyormuş. Yani en az Çisem kadar masummuş.

 

İçli bir nefes verdiğimde Dante'nin çenesinin seğirdiğini gördüm. Alper de bu konuşmadan çok hoşnut görünmüyordu ancak karışmamak için susuyordu.

 

" Sana karşı nezaketimi bozmak istemiyorum. Lütfen ... Eğer istersen bu konuyu daha sonra baş başa-"

 

" BEN ZATEN SENİN EN HAYVAN HALİNİ GÖRMÜŞÜM BE ! BANA ŞİMDİ NAZİK OLSAN KAÇ YAZAR ? "

 

Dante yutkunurken elini yumruk yaptı. Çisem ise asla hız kesmeden öfkesini püskürmeye devam etti.

 

"SAKIN BANA TEKRAR BAŞ BAŞA KALMAKTAN BAHSETME!"

 

" Ne yapsam iyi hissedersin ?"

 

Dante samimiyetle ona Doğru bir adım atmıştı. Çisem ise sinirle gülerek yanıtladı onu.

 

" Kaybolan kadınlık gururumu ve incinen onurumu geri getirebilir misin ?"

 

Dante sessiz kalırken Çisem arkasını dönerek gözlerini kapattı. İçimdeki acıyla ona doğru ilerleyip elini tuttum. Çisem gözlerini açıp düşen yaşa aldırmadan bana gülümserken konuşmaya devam etti.

 

" Şimdi s*ktir git ! Bir daha da sakın karşıma çıkma !"

 

...

 

Bir ay sonra...

 

Hayat mucizelere gebedir. Bu mucizeler hiç ummadığın anda çıkagelir ve bulur seni. Çisem'in yanıma gelişi ve sevdiği adamla karşılaşması onların mucizesiydi. Şimdilerde Çisem kalbine söz geçiremeyerek onu affetmeyi deniyordu. Dante ise gerçek bir İtalyan beyefendisiydi. Onun gönlünü kırdığı için bir aydır hatasını telafi edebilmek için peşinde pervaneydi. Aralarında henüz duygusal bir şeyler yoktu. Yani Dante tarafından atılmış bir adım yoktu ama henüz diyorum çünkü Çisem'in sularına kapılması için küçük bir an dahi yeterliydi.

 

Bu bir ayda hayatımdaki en büyük değişim ise kızımın büyümesiydi. Bizim cephede pek bir değişiklik yoktu aslında. Alper ile aramızdaki mesafe hâlâ ciddiyetini koruyordu. Kızımızı büyütmekle meşguldük. Alya her geçen gün daha da büyüyor daha da neşeli bir bebek oluyordu.

 

Akşamüzeriydi. Alper eve şimdi gelmişti. Alya'nın mamasını yapmak için mutfağa gitmişti. Bende kızım ile içerde çizgi film izliyordum. Alya ağzındaki emziği yere attığı için emziğini değiştirmeye mutfağa ilerledim. Biraz sonra hava almak için anne kız dışarı çıkacaktık. Hazır kalkmışken kızımın üstüne kıyafet de almam gerektiğini geçirdim içimden.

 

Tam o sırada mutfağa yaklaştıkça yükselen bir ses duydum. Alper telefonda konuşuyordu.

 

" Az kaldı. Ne gerekiyorsa yapın. Ne gerekiyorsa...."

 

" Evet biliyorum. Ben halledeceğim. "

 

" Onu uzak tutun yeter."

 

" Tamam abi-"

 

Son cümlesi mutfağa girdiğimi fark etmesi ile bölünürken gülümsemeye çalıştı. Ben ise ne dediğini anlamadığım için çatık kaşlarla ona bakıyordum. Bakışı bir şeylerin ters gittiğinin habercisiydi sanki.

 

" Şimdi kapatmam lazım. Haberleşiriz."

 

Gülüşünü büyütürken beni izliyordu. Yutkundum. Yutkunurken emziği tezgaha bıraktım. derin bir nefes verdiğimde sormamı bekliyordu. Onu daha fazla bekletmeden sorumu yönelttim.

 

" Bir sorun mu var ?"

 

Gülüşü sürerken eli kolumu sıkıca kavradı.

 

" Yok. Bir sorun yok. İşle ilgili şeyler. Boş ver sen."

 

Sözlerine inanmasam da üstelemek istemeyerek sıkıntılı bir nefes verdim.

 

" Ben Alya ile dışarı çıkacağım. "

 

Gözlerinde tuhaf bir bakış belirdi.

 

" Ne ? Nereye ?"

 

Sesi endişe doluydu. Neden bu şekilde davrandığını merak etsem de bunu da üstelemek istemedim. Şu an tek istediğim şey kızımla birlikte biraz temiz hava almaktı.

 

" Alışverişe. Sabah konuşmuştuk."

 

Eliyle saçını kaşırken gözlerini kapattı.

 

" Şu mesele... İlla bugün şart mı ? "

 

Kaşlarım şüpheyle havalandı.

 

" Ne oluyor Alper ?"

 

" Hiç. Sordum öyle. Tamam gidin ama korumalar da gelecek tamam mı ? " i harfini uzatırken konuşmasında dikkat dağıtıcı bir hava hakimdi.

 

Omuz silktim. Zaten onlar olmadan hiç dışarı çıkmıyorduk ki. Bunu söylemesi bile tuhaftı.

 

" E zaten. Neyse ben Alya'yı giydireyim."

 

Tezgahtaki temiz emziği alarak odaya yöneldim. Alya'yı kucağıma aldığımda al yanaklarından öpüp emziği ağzına yerleştirdim. Yatak odasına girmemizle büyük bir mücadele başlamıştı. onu giydirip daha sonra hazırlanma faslı biraz yorucu oluyordu. Neticesi güzel olduğu için bu yorgunluğu görmezden gelerek dolaba yöneldim. Onun için toz pembe bir tulum ve şapka seçtim. Altına tulumla aynı renk olan taytını da giydirip ayaklarına küçük beyaz patiklerini geçirecektim. Bugün hava yağışlıydı. O yüzden üstüne kalın tüylü tulumu geçirecektim.

 

Kendim içinse beyaz ince bir kazak ve kot pantolon seçtikten sonra krem trençkotumu da bir kenara bırakıp kızımı giydirdim. Kendi üstümü de giydiğim de son kez bir aynaya baktım. Çok uzun zamandır makyaj yapmıyordum. Saçlarım ise evlendiğim günden beri kısaydı. Elimle saçımı düzeltip beyaz spor ayakkabılarımı ayağıma geçirerek bebeğimi kucağıma aldım.

 

Kapının önüne gelince onu arabasına yerleştirip Alper'e bakındım. Görünürde yoktu.

 

" Alper biz çıkıyoruz."

 

"Dikkat edin. Şemsiye al yanına."

 

Sesi uzaktan ve yankılı geliyordu. Muhtemelen tuvalette diye düşünerek iç çektim. Askılıktan şemsiyeyi de kaparak kapıyı açtım. Alya siyah hareleri ile beni izliyordu. Gülümseyip burnuna bir öpücük bıraktım. bebek arabasının üstünü sonuna kadar çektiğimde küçüğüm görünmüyordu. Yağmur yağsa bile ona değmeyecekti.

 

Alışverişin acelesi yoktu. Aslında gerekte yoktu. Çalışanlar halledebilirdi ama nefes almak için arada dışarı kaçmak istiyordum. Kızımla baş başa yürüyüş yapmak en güzel aktivitelerimdendi. Market eve uzak olmadığı için seri adımlarla ilerlediğim esnada korumaların ardımda olmadığını fark ettim. Kapıdan çıkarken baş selamı verip arkamdan ilerlemeye başlamışlardı.

 

Bakışım etrafı taradığında kimseyi göremedim. İçime bir tedirginlik düşerken ev ve market arasında kalakaldım. Bakışlarım bir eve bir de markete dönerken bebek arabasını sıkı sıkıya kavradım. İçimdeki korkuyu kovarak seri adımlarla markete gireceğim esnada bir el kolumdan tutarak beni kenara çekti. Dudaklarımdan korkulu bir nida dökülürken bakışlarım elin sahibindeydi.

 

Alparslan....

 

Simsiyahtı. Üzerinde ne varsa siyaha bürünmüştü. O kadar karanlık görünüyordu ki yüzü ben onu şapkasının ardında kalan yeşil gözlerinden tanımıştım. Elim korkuyla ağzıma giderken geri geri adımlayıp arabayı sıkı sıkıya kavradım. Yüreğim ağzımda atıyordu. Onca zaman sonra onu karşımda görmek içime inanamayacağım kadar çok fazla duyguyu bir arada yüklemişti.

 

Korku... en yoğun duygu buydu. Kızımı öğrenmiş olmasından korkuyordum. Heyecan vardı sonra içimde. Küçük bir heyecan. Yeşillerine duyulan özlem de haddini aşmıştı. Onu bir daha asla görmeyeceğimi düşünürken bir anda karşımda görmek kalbime yaramamıştı. Duyguların derinlerinde kayboluyordum.

 

Bakışları yumuşaktı. Gözlerime bakarken yutkunduğunu gördüm. Gülümsedi sonra. Gamzesini görmemle aklıma kızım geldiği için bebek arabasına baktım. Görünmüyordu. Kapak neredeyse tamamen kapalıydı. Mırıldanması duyuluyordu sadece.

 

" Korkma. Korkma size zarar verecek değilim."

 

Korkulu ifademi fark etmiş olacak ki açıklama yapma gereği duymuştu. Bir elini bana doğru uzattığında arabayı tutarak daha da geriye gittim. Neden gelmişti ? Niyeti evladım olabilir miydi ? Korku içimi daha çok sararken kalbimden ona karşı dökülen şey umduğumun aksine aşkı değil nefreti oldu.

 

" Niye geldin ? Ne istiyorsun ?"

 

Bakışları küçük bir bozulma yaşadı. Daha sonra şapkayı başından çıkardı. Gözlerim saçlarına takıldı kısa bir an. Üçe vurmuştu. Siyah saçları yoktu. Alnında ise derin bir yarık izi vardı. Bakışlarım yeşillerinde duraksadığında içimdeki kıpırtıyı bastırmaya çalıştım. Özlemini yok saymaya çalışırken sıkıntılı bir nefes vererek yutkundum.

 

" Seni... Sizi görmeye geldim."

 

İçimdeki korku daha çok harlanırken kalbimin sancısı atımlarını durduracak seviyedeydi. Canım çok acıyordu. Onun öğrenme ihtimali gerçeğe dönüşmüş gibiydi ve bu benim, bizim hayatımızın kabusuydu.

 

" Ne... Saçmalıyorsun sen ? Hangi yüzle geldin ?"

 

Dilimden dökülenlere ben bile inanamıyordum. Ona karşı bu kadar sert olacağım aklımın ucundan geçmezdi. Genzimde bir yumru oluşurken ifadesinde bir değişiklik yoktu. Belli ki benim aksime o bu sözleri duymayı bekliyordu.

 

" Ben... Ben her şeyi anlatacağım. İzin ver." Kaşlarım bu sözüne karşın şüpheyle havalanırken sıkıntılı bir nefes verip devam etti. " Anlatmama izin ver."

 

Başım benden bağımsız olarak sağa sola sallandı. Neyi anlatacaktı ki ? masum aşkımı nasıl katlettiğini mi ? O kadını nasıl becerdiğini mi ? Onun bana bir açıklama yapmaya hakkı yoktu. Benim içimde yaşayan aşkını söndürecek ya da etkileyecek tek bir açıklama dahi duymak istemiyordum.

 

" Kes sesini. İzin vermiyorum. Duymak da istemiyorum. O gün beni nasıl kovduysan çek git şimdi."

 

Bebek arabasını markete doğru ilerletmeye çalıştığım esnada ağlamamak için direniyordum. Yeniden kolumdan tutarak gitmeme engel oldu.

 

" Hazan..."

 

Kolumu ani bir hareketle ondan kurtardıktan sonra işaret parmağımı gözüne sokmak ister gibi aramıza yerleştirdim.

 

" SAKIN! Sakın bir daha adımı ağzına alma !"

 

Yutkunurken kapattı gözlerini. Kolunu bedenine yasladığında gözlerim çoktan dolmuştu.

 

" Ben...." Derin ve sıkıntılı bir nefes verdi. " O... O p*ç seni..." Gözlerini açtığında bir kızarıklık vardı harelerinde. " Zorladı mı ? Evlenmek için zorladılar mı seni ?"

 

Bakışlarım sekteye uğrarken şaşkınlıkla izliyordum onu. Bana onca kötülüğü yaptıktan sonra bunu mu soruyordu ? Sormak için çok erken davranmıştı üstelik. Ben onca acıyla tek başıma mücadele ederken yoktu. Şimdi burada olmasının bir önemi de yoktu.

 

" Seni ne ilgilendirir bu ? Bunca zaman sonra nerden esti ? Neyin peşindesin ?"

 

Özellikle son cümlemi üstüne basa basa kurarken gözümü bebek arabasından tek bir an dahi ayırmıyordum.

 

Onun da bakışları bebek arabasında ve benim üzerimde geziniyordu. Bu esnada kızım ise her şeyden habersiz pusetinde çalan şarkıya neşeli mırıltılar çıkararak eşlik ediyordu. Babası buradaydı. Kızım bunu bilmiyordu ama bunu bilmek benim içimi kül ediyordu.

 

" Hazan bak ben..."

 

Tekrar parmağımı ona doğrulttuğumda gözlerim yanıyordu. Ellerim titrerken kararlı ifademi yüzümde sabitledim.

 

" Sana bir daha sakın adımı ağzına alma dedim."

 

Her bir kelimesini bastıra bastıra kurduğum cümlemin sonunda sıkıntılı bir nefes verdi. Bende ağlamamak için burnumu çektim.

 

" Tamam. Tamam ben... Emin olmak istiyorum. Lütfen bana bir şey söyle. O evde zorla mı tutuyorlar seni ? "

 

Omuz silkerken sinirle gülümsedim. Şaka gibiydi. Sözleri o kadar saçmaydı ki. Anlam veremiyordum.

 

" Zorla tutsalar şu an burada olabilir miydim ?"

 

Gözlerinde bir kayma oluşurken yüzünde tuhaf bir ifade belirdi.

 

" İstedin mi ? Onu..."

 

Gözümden düşen yaşı sağ elim titreyerek silerken başım yine benden onay almadan hareket ediyordu. Bu kez dilimde benden bağımsız hareket etti. Hiç aklımdan geçmeyecek bir cümle döküldü dudaklarımdan.

 

" Evet. Kocamı, kızımın babasını seviyorum. Çok seviyorum."

 

Bakışları sekteye uğrarken çenesi seğirdi. İçli bir nefes verdiğinde yüzünde acı bir tebessüm belirdi.

 

" Peki. Kızın... Onu görmeme izin verir misin ?"

 

Bakışları kızımızdayken başıyla kabulleniş gösteriyordu. Omzu çökmüştü. Yüzü artık sadece bebek arabasına çevriliydi. Bana bakmıyordu bile. İçime derin ve acı dolu bir sancı doldu. Kalbim dakikalar sonra konuşmaya başladı. Bizim dedi. Bizim kızımız. Evladımız. Gözlerimi kapatırken düşen yaşlara aldırmadım. İzin veremezdim. Onun kızını görmeye hakkı yoktu. Görmemeliydi. Görürse tek bir gülüşü yalanımı ortaya çıkarırdı belki. Ayından büyük olduğunu anlayıp şüpheye düşerdi belki de. Ona kendi öz kızını göstermeyerek yaşadıklarımın intikamını bir kez daha alacaktım şimdi. Bir kez daha içim intikamla soğurken aşkıyla dolacaktı.

 

Canıma öyle ağır bir yük bindi ki ben onun gerçeği öğrenmemiş olmasına bile sevinemedim. Kızım için, onun iyiliği ve mutluluğu için bir kez daha sapladım hançeri kalbime. Bir kez daha ö-*ldürdüm kendimi. İkinci kez giydim kefenimi.

 

Bizim kızımız desem benim hasretim bitecekti belki ama olmadı. Yapamadım. Ben kızımın babasına ve kızımın yarınlarına ihanet edemedim. Döktüğüm göz yaşlarına çektiğim acılara borcumu intikamımla ödedim.

 

" Hayır. Kızımı.... Görmene izin veremem."

 

Bakışları bu kez yere eğildiğinde tek bir kelime bile etmeden yere bakarak yürümeye başladı. Çöktüm olduğum yere. Gözden kaybolana kadar onu izledim. İzlerken gözümden düşen yaşlara aldırmadan dökülen yağmur damlalarına aldırmadan kalbimi ikinci kez gömüşüme ağladım. Evladım için böyle olması gerektiği için tek bir bakışına içimde binlerce şehit verdiğim adamın bakışlarına hasret kalışıma ağladım.

 

Ben bugün ilk defa anne olmanın verdiği yükün altında kaldım. Evladım ile kalbim arasında yaptığım seçimi kaldıracak gücü bedenimde bulamadım. Bedenim taşıyamadı yükümü. Onca ağırlığın altında kaldığımda geriye kalan güçlü bir anne değil de küçük yaralı bir kız çocuğuydu.

 

O küçük kıza sarılarak yaşadım acımı. Onun varlığını içime hapsederek ağladım. Ben bugün seneler sonra ilk kez çocukluğuma sarıldım.

 

Bölümlerin çalma listesine ulaşmak için:

 

https://open.spotify.com/playlist/3M2xHejMMNcYXf3p5UEZFw?si=nBAaS5c6T_6mhsV56d1oow&pi=jM5Oe4L-QZuDP

 

Herkese yeni bölümden merhaba güzelliklerimmm ♡

 

Bu bölümün bitişiyle günümüzden bölümlere yalnızca bir bölüm kaldı ...

 

O bir bölümün en duygusal ve en zor bölüm olmasını bir kenara bırakarak sizlere günün anlam ve öneminden bahsetmek istiyorum❤️‍🔥

 

Bugün benim ve Hazan'ın doğum günü 🥹🥹

 

Güzel kızımın doğum gününü kendi doğum günüm seçerken hiç tereddüt etmedim biliyor musunuz ? Onu o kadar çok içselleştiriyorum ki aramızdaki bağı bu şekilde daha da kuvvetlendirmiş olduk 💕 O zaman her yıldız bize 'İyi ki doğdunuz ' olsun olur mu ?

 

Umarım beğendiğiniz bir bölüm olmuştur. Bu Bölüm sevgili evladım, en sevdiğim karakterlerin başında gelen Dante'nin aramıza katıldığı bölüm. Onu çok seveceğinizi düşünerek sizleri bölümle baş başa bırakıyorum. ❤️‍🔥🫶🏻

 

Yeni bölümde görüşene dek güzellikle kalın !🐰

 

 

Bölüm : 10.09.2025 19:09 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...