
11. BAHARDA AÇAN PAPATYALAR+18
💦
Hayat ,seçimlerle süregelen ve her adımda yeni bir şans bahşeden bir yolculuktur. Ömür ise hayatın bahşettiği şansları sınırlı kılandır. Bu yüzden her gün yeniden başlamanız için verilen bir şansken her dün pişmanlıklarla ömrü darbeleyendir.
Yaptığım bütün seçimleri hayatımın geri kalanını etkileyeceğini bilerek yapmaya çalışır adımlarımı sağlam atarım.
Yaşadığım hayat bana bunu öğretti.
Sığınacak limanı olmayan herkes gibi...
Annem bana zaman kavramını mevsimlerle öğretmişti. Küçükken en sevdiği mevsime, güze erişmek için mevsimleri sayarak geçirirmiş tüm zamanını. Sonbaharda yağan o güzel yağmurların ardından oluşan toprak kokusunu duymak için...
Sırf bu yüzden Hazan koymuş adımı. Bir şeyleri merak edip sormaya başladığım yaşlarımın başında ise - yalnızca başında hayattaydı - ilk öğrettiği şey mevsimleri sayarak zamanı anlatmak olmuştu.
Onun *lümünden sonra sayesinde kullandığım ilk bilgi de mevsimlerle zamanı saymak olmuştu.
Annemin *lümünden yalnızca iki mevsim geçmişti. Kar yağıyordu . Bir hevesle bahçeye koşup ellerimi iki yana açarak kar tanelerini tutmaya çalışmıştım. Elime düşen her kar tanesinde sevinçle yerimde zıplamıştım daha sonra. Yeterince oynadıktan sonra üşüyüp eve doğru yürümeye başlamıştım. Sonucundaysa attığım ilk adımda dengemi kaybedip düştüm. Hava soğuktu. Muhtemelen yerler buz tutmuştu. Ben bunu fark edemeyecek kadar küçüktüm. Pantolonumdaki yırtıktan sızan kanı görünce ağlayarak anne demiştim.
Anne...
Umutsuzca onun gelmesini beklerken bir süre sonra bahçeden içeri Tuğrul girdi. İçime umut doldu. Babamdı. Koruyup kollardı. Beni fark etmesini beklemiştim birkaç saniye. Fark ettiğinde daha çok ağlamaya başlamıştım hatta. Çocuktum. Yaramı saracak sığınacak liman aradım.
Yanıldım. İlk yanılgım onun bana yardım edeceğini düşünmekle oldu. Hiddetle yanıma gelip kolumu sertçe tutarak ayağa kaldırdı. Bağırdı , kızdı.
Bu havada bahçede ne işim olduğunu sordu. İzinsiz nasıl çıktığımı sordu ama canın acıyor mu diye sormadı.
O kadar hiddetle bağırdı ki bir süre sonra korkudan dizimin acısını unuttum. Ben o gün küçücük yaşımda kalpteki korkunun bedendeki acıyı unutturduğunu öğrendim. Kendi öz babamdan yardım istememem gerektiğini, istersem bunun daha kötü sonuçlara yol açacağını öğrendim.
O günden sonra yürürken düşmemek için hep önüme bakıp adımlarımı sağlam attım. Bu alışkanlık zamanla mecazi anlamdaki adımlarıma da yansıdı.
Bugün yanlış adım atmamak için düşündüğüm konu belliydi : Alper'in sözleri.
Alparslan hakkında söyledikleri her ne kadar ona güvendiğim için inkar etsem de şüphe uyandırıcıydı .
Eve döndükten sonra uzun uzun düşündüm bu yüzden.Kenan onu sevmediğini tavrı ve bakışlarıyla belli etmişti. Alper ise açık açık onun iyi biri olmadığını söylemişti. Alper'in sözlerine göre Tuğrul da sevmiyor üstelik nefret ediyordu.
Bunlar dahi benim düşünüp sorgulamama yeterken Alparslan, Tuğrul'un kolunu k*rmıştı.
Bunu yapması başlı başına bir sorundu ama asıl sorun Tuğrul ondan nefret ederken bunu yapmasıydı. Bunları düşündükçe delirecek gibi oldum. Başımda büyük ve derin bir sızı oluştu. Sabaha kadar uyuyamayıp bütün bu olanları düşündükten sonra zar zor uykuya dalmışım. Uyandığımda saat öğlene geliyordu. Güçlükle yataktan kalkıp kendimi duşa attım.
Su başımdan aşağı akarken fayanslara bakarak düşünmeye devam ettim. Bir çıkış yolu arıyordum. Bütün bunların cevabını verecek bir çıkış yolu.
En başından beri korkum onun Tuğrul gibi , Kenan gibi , Alper gibi olmasıydı. Bütün hayatım pis işlerle uğraşan ve bunu savunan erkeklerin içinde geçmişti.
Onun farklı olmasını istedim. Farklıydı. Beni buna inandırdı. Hatta o kadar inandırdı ki ben onunla evlilik hayalleri kurdum. En özelimi paylaşıp yaşadım. Ben onu istedim. Tenindeki burnumu sızlatan kokuyu içimde istedim. Bunu isteyecek kadar güvenip bağlandım.
Şimdi bütün olanlar benim yanılmış olduğumu gösteriyordu. Korktum. Bu korku beni uykusuz bıraktı. Bütün gece kalbimdeki korkuyla sızlanıp durdum.
Su başımdan aşağı akmaya devam ederken nefes alamadığımı hissettim. Onu yanlış tanımanın düşüncesi bile yüreğimi kor alevlerin içine atıyordu. Uçsuz bucaksız bir uçurumdan aşağı yavaşça süzülüyordu bedenim. Altımdan yerin kaydığını hissettim. Elimi duvara yaslayarak yere çöktüm.
Derin derin nefesler aldım. Düşüncelerle boğuşurken aklıma küçük bir an geldi.
Lisenin ilk haftası. Annemin doğum günü. Öğle arasında arka bahçede bir köşeye geçip siniyorum. Elimde küçük bir kek . Üzerine bir mum dikiyorum ellerim titrerken. Ağlamamak için direniyorum. Mumu yakıp üflerken her yıl olduğu gibi bu yıl da annem adına bana kavuşmasını yani *lümü diliyorum. Üfledikten sonra boğazımdaki yanma hıçkırığa dönüşüyor tıpkı şu an olduğu gibi oturduğum yerde ağlıyorum. Sonra tam karşımda bir siluet beliriyor.
Sarışın, kahve gözlü , saçları iki yandan örgülü ,süslü ; çıtı pıtı bir kız. Bizim sınıfta olduğunu anımsıyorum . Yaşlı gözlerle onu izlerken yanıma oturuyor ve ' Doğum günün kutlu olsun ' diyor en cıvıltılı sesiyle. Elini cebine atıp bir peçete çıkarıyor daha sonra. Ben şaşkın bir ifadeyle peçeteye bakarken o tam karşısına bakarak konuşmaya devam ediyor.
' Dileğini ağlayarak dilediğin için en kısa sürede gerçekleşecektir. ' diyor daha sonra.
Bunu duymamla şen bir kahkaha atıyorum. Annem diyorum içimden. Az kaldı, kavuşuyoruz. Hiç düşünmeden kekimin yarısını ona uzatıyorum. O ise sorgulamadan alıp ağzına atıyor.
Daha sonra bütün öğlen boyunca bana ağlamanın doğru zamanda ne kadar faydalı olduğunu , ruha iyi geldiğini anlatıyor. Konuşmasını doğum günümde ağlamamam bunu daha sonraya ertelemem gerektiğini söyleyerek bitiriyor.
Tabii bunu yaparken onu da çağırmam gerektiğini birlikte ağlarsak bunun ruhumuza daha iyi geleceğini, ağlamak için çokça sebebi olduğunu söylüyor. Öğle arasının bitmesiyle sınıfa yürüyoruz ve bu esnada ağlama sebeplerini teker teker sayıyor.
Platonik aşkı, eski sevgilisi , aşık olduğu adam , diğer eski sevgilisi , adını bile bilmediği sahilde gördüğü çocuk, metroda ismine şaşıran çocuk, flört dahi edemediği ama baya yükseldiği adam...
Liste bu şekilde uzarken ben şaşkınlıkla dinliyorum onu. Tüm hayatım boyunca bu kadar erkekle tanışmadığım için onun aşk hayatını garipsiyorum.
Ve bir şey fark ediyorum.
Bu kız susmanın ne olduğunu bilmiyor...
Çisem...
O an olduğu gibi şu an da yanımda olsa söyleyeceği ilk şey ağlamakta haklı olduğum ama bunu duşta yapmamam gerektiği olurdu. Hayır , sanırım yalnızca bu olmazdı. Duşun ağlamaktan çok daha güzel olaylara şahit olması gerektiğini de söylerdi ve yine ağlarken beni güldürmeyi başarırdı ama ne yazık ki Marmaris'e gittiği için tam bir aydır görüşemiyoruz.
Şu an ona o kadar ihtiyacım var ki...
Tatilden bulduğu her fırsatta yazsa da yetmiyor. Bu ayrılık son değil üstelik . Eylül'de Londra'ya gidecek. O zaman geldiğinde ne yapacağımı düşündükçe içim kötü oluyor.
Bir yandan derin nefes alıp ayağa kalkarken diğer yandan duştan çıkınca onu aramam gerektiğine karar verdim. Gözyaşlarımı silip hızlıca yıkanmaya başladım daha sonra.
Duştan çıkınca da bornozumla yatağa uzandım. Bildiğim kadarıyla evde kimse yoktu. Şevval kızlarla spaya gitmişti. Kenan ve Tuğrul ise bu saatlerde evde olmazdı.
O yüzden rahatça Çisem'le konuşabilmek için onu aramaya karar verdim. Heyecanlıydım. Yapacağı her yorum ağzından çıkacak her söz benim için altın değerindeydi.
Çünkü,
Hayatımıza dışarıdan bakacak olursak yaptığımız çoğu hatayı aslında hiç yapmamış, saptığımız çoğu yola aslında hiç girmemiş olurduk.
Aslında bunu sağlamanın çok basit bir yolu vardı: gerçek dostlar edinmek.
Bu yüzden dostumun gözlem ve tavsiyeleri yönümü bu denli kaybettiğim bir dönemde çok önemliydi.
Daha fazla oyalanmadan telefonu elime alarak onu aradım. Birkaç kez çaldıktan sonra açtı.
" Hazan! "
Oldukça neşeli gelen ve adımın a harfini uzatan sesi yüzümde bir gülümseme oluşturdu. Duyduğum o anda sesini bile özlediğimi fark ettim.
" Baş belası."
Sözlerimle dudaklarından küçük bir kıkırtı koptu. Ona baş belası dememden çok hoşlanıyordu. Dediğimin aksine baş belam değildi aslında. Yani çoğu zaman. Başımı gerçekten belaya soktuğu anlar nadiren de olsa oluyordu. Genelde o anlar Çisem'in çapkınlıkları yüzünden yaşanıyordu.
" Nasıl aradın sen beni ? Evde kimse yok mu? Dur tahmin edeyim. Sonunda beyaz atlı prensin seni evden kaçırdı. "
Normalde olsa güleceğim bir espriydi ama gülemedim bu sözlerine. Beyaz atlı prensimin beyaz oluşu riskteydi.
" Evde kimse yok. O yüzden aradım. Konuşmamız gerekiyor. Çok önemli. Müsait misin ? "
" Yani... " dedi a harfini uzatarak. Sonra kıkırdayarak devam etti.
" Beach' teyim. Çok yakışıklı bir italyanla tanıştım. Arkadaşını bırakmaya gitti. Gelmesini bekliyorum. Müstakbel enişten gelene dek konuşabiliriz. "
Bu sözlerine dolu bir kahkaha attım. Asla pes etmiyor her seferinde çıtayı daha da yükseltiyordu.
" Yakışıklı mı bari ? Kaç yaşında, dur dur en önemlisi ne iş yapıyor? "
" Ne iş yaptığı neden en önemlisi? Takılacağım sadece. Boşver şimdi sen onu. Önemli konumuza gel hemen. Sonra anlatırım ben sana detayları. "
Derin bir nefes verdim. Kendimi buna hazırladım. Çisem'e olayı en başından anlatmam gerekiyordu. Yani Alparslan'la yattığımız andan itibaren. Çünkü olaylar o kadar ani ve çarpık bir şekilde gerçekleşti ki arkadaşıma bunları anlatma fırsatı bulamadım.
" Öncelikle olaylardan da önce bilmen gereken bir şey var. "
" Neymiş? "
Hiç düşünmeden tek nefeste söyledim.
" Alparslan'la birlikte olduk."
" NE ! "
Sesi kulağımı kanatacak kadar yüksek çıktığı için telefonu biraz uzaklaştırdım. Evet yapmıştık öyle bir şey.
" NASILDI? ÇABUK ANLAT! ÇABUK! BÜTÜN DETAYLARI ÖĞRENMEK İSTİYORUM. "
Beklediğim bir tepki olduğu için kıkırdamakla yetindim.
" Bunu daha sonra yapsak ? Çünkü asıl konumuz bu değil."
" Ne demek asıl konu bu değil? Bundan daha önemli bir konu olamaz. Kutlayalım mı bunu ? İki hafta sonra dönüyorum. Döndüğümde kutlayacağız."
Merakla saçımı geriye attım.
" Anlamadım neyi kutlayacağız? "
" Vermeni. "
Kahkaha attım. Gerçekten odayı dolduracak boyutta bir kahkaha attım. Alem kızdı.
" Çisem ! Tabii ki de yapmayacağız bunu. Hem gerçekten daha önemli bir konumuz var. Biliyorum zor olacak ama ciddi olman lazım. "
Derin bir nefes verdiğini duydum. Ciddi olmak onun için atomu parçalamak kadar zordu.
" Peki. Hazırım. Dökül en başından. "
" Biz geçen gece buluştuk. Sonrasında olanlar malum. Gece eve bıraktı beni. Bırakırken Alper görmüş. Neyi ne kadar gördü bilmiyorum ama bıraktığında öpüştük. Yani baya yakınlaştık. "
" Oha ! Tepkisi ne oldu ? Konuştunuz mu daha sonra ? "
" Evet bekle geleceğim oraya. Sonra eve gittim ben. Narin sayesinde Tuğrul' a yakalandım. O tam hesap sorarken Alper geldi partideydi dedi. "
" Parti mi ? "
Derin bir nefes verdim. Ve elimi saçıma atıp perçemlerimi geri attım.
" Boşver. Önemsiz detaylar. Yalan söyledi yani. Tuğrul inandı Alper'e . Dayaktan kurtulamadım ama neyse. Asıl konu bu değil. "
" Hazan gelecek misin artık asıl konuya ? Bunların hepsi asıl konu değil dev konu olacak şeyler kızım. "
Haklıydı. Gerçekten iki günde başıma neler gelmişti.
" Alparslan bunu öğrendi. Tuğrul' un yaptığını yani. Kolunu kırdı sonra. "
" NE ! Şaka yapıyorsun. Gerçekten şaka olmalı bu. "
Maalesef değildi. Tuğrul o dayağı çoktan hak etse de parçaları birleştirince pekte masumane gelmiyordu yaptığı şey.
" Hayır. Çok ciddiyim. Kızacaksın biliyorum ama. Asıl konu bu da değil. Ya bunun için kızdım. Kavga da ettik. Ama hallettik. Son olan şey olmasa o kadar da dert etmezdim bunu."
" Bir noktada haklı. Baban sana yaşattıkları yüzünden okkalı bir tokadı hak ediyordu. Hatta daha fazlasını. Ama bunu yapması gereken kişi Alparslan mı? Ne düşünerek yaptı ki? Ciddi değil mi bu adam ? İlerde seni istemeye geldiğinde kolunu kırdığı adamla karşılaşmayacak mı ? O senin baban. "
Haklıydı. Mevzunun böyle bir yanı da mevcuttu . Alparslan'a sorsam da nasıl olduğunu söylememişti.
" Beni korumak için yaptı. Anlayabiliyorum. "
Yutkunup gözlerimi kapattım. Daha fazla üstelemek istemiyordum dayak mevzusunu.
" Son olan şeye geleyim. Çünkü benim kafamı o karıştırdı. Alp'in yaptığı doğru değildi belki. Ama onun tarafından bakıldığında az bile. O yüzden kızamıyorum. Tek korkum şiddete eğilimli olmasıydı. Bunu da şu an düşünmek istemiyorum. Çünkü verebilecek bir cevabım yok. "
Mideme bir cam parçası battı sanki. Sızıyla karışık kan yayıldı vücuduma. Oldukça rahatsızdım bu durumdan. Nefesimi toplayarak devam ettim.
" Alper'le konuştuk sonra. Bizi gördüğünü söyledi. Parti yalanı da bu yüzdenmiş. Her neyse. Alparslan'ı sevmediğini Tuğrul'un da ondan nefret ettiğini söyledi. "
" Alparslan babanı tanıyor zaten. Sen söylemiştin. "
" Evet. Tanımakla kalmıyor hatta. Ne iş yaptığına kadar biliyor. "
" Babanla beraber iş yaptığına göre Alper'in de ne iş yaptığını biliyor. "
" Evet."
Bu şekilde olması çok muhtemeldi.
" Sevmiyor olabilir ikisi de. Eminim Alparslan da onları sevmiyor. Sevseydi şimdiye kadar ilişkiniz gizli kalmazdı. Babanın onay vereceği ve sevdiği biri olsa daha önce adını duyar ya da karşılaşırdın. "
Böyle düşününce hak verdim. Ama parçaları birleştirince şüphe etmem gayet normaldi.
" Ama bak şu yönden bakman gerekiyor. Tuğrul ondan nefret ederken Alparslan kolunu kırıyor. "
" Yani ? "
" Ben Alparslan'ın Tuğrul gibi olmasından korkuyorum. Şiddete eğilimli olması da bunu açıklıyor. Alper de sana göre biri değil dedi. "
" Neden öyle söylemiş? "
" Sormak aklıma gelmedi. "
" Aferin. İyi b*k yedin. Geçerli bir açıklaması var mı yok mu bilmeden ne yapacağız ki ? "
" Doğru söylüyorsun. Kafam karıştı işte. Biliyorsun korkularımı. Benim tanıdığım Alparslan düşündüğüm gibi biri değil. Ama ya tanımadığım bir Alparslan daha varsa ? "
" Olabilir. Garanti veremeyiz. Ama çok araştırdık Hazan. Sen tanışmadan önce de çok araştırmıştım ben. Köklü bir aileden geliyor. Dedesinin dedesi bile zengin adamın. Hastaneleri , otelleri , fabrikaları ... Maden ocakları bile var. Sayısız ödül almışlar. Ülkenin en önde gelen zenginlerinden. "
Yutkunup duraksadı.
" Böyle bir adamın düşündüğün kişi olması mantıklı gelmiyor. Ama olabilir mi ? Olabilir. Kimseye güven olmaz ki. Her şey üst üste gelmiş. Önce babanın kolunu kırmış . Sonra Alper kötü şeyler söylemiş. Böyle düşünmen normal. "
" Peki ne yapacağım? Bana bir çıkış yolu göster . İhtiyacım var buna. "
" Konuş. Alper'e sor. Ne biliyor da böyle konuşuyor öğrenelim. Alparslan'a da bahsedebilirsin Alper'in söylediklerini. "
" Neden söyleyeceğim? "
" Bakalım ne tepki verecek? Korkacak mı?"
" Anladım. Çok mantıklı. "
Dilimi dudağımda gezdirirken duvara bakındım. İçimden konuşmayı ve olanları tekrar geçirdim.
" Peki. Aynen öyle yapacağım. "
" Güzel. Bana da haber vermeyi unutmuyorsun. "
" Nasıl unuturum ? Sende unutmuyorsun şu italyan eniştemi. Arayacağım seni . Tüm detaylarıyla konuşuruz."
.........................
Çisem'le olan konuşmamızın ardından giyinip cildime bir şeyler sürdüm. Kafamı biraz dağıtmak istemiştim. İyi geldi. Nihayet onu aramaya hazır hissettiğimde pencerenin kenarında oturmuş İstanbul'u izliyordum. Arama tuşuna basıp telefonu usulca kulağıma götürdüm. Uzun uzun çaldı. Tam açmayacağını düşünüp kapattığım an açıldı.
" Alo ? "
Sesi uykulu gelmişti. Tereddütle konuştum. Uyandırmıştım sanırım.
" Alparslan? "
" Güzelim..."
Bu kez sesi alışık olduğum tınıdaydı. Sesini toparlamaya çalıştığı belliydi.
" Uyandırdım mı? "
" Uyuyakalmışım. "
Saati kontrol ettim.
16.09
Bu saatte uyuyor olması normal değildi. Geç uyumuş olabileceğini düşündüm.
" Geç mi uyudun ? Kusura bakma ben düşünemedim uyuyor olabileceğini. "
" Yok yok. Önemli değil. Uyanmam gerekiyordu zaten. Fazla bile uyumuşum. "
Bu noktada dilimi dudağımda gezdirerek ne söyleyeceğimi düşündüm. Onu ararken ne demem gerektiğini düşünmek aklıma gelmemişti.
" Hazan ? "
Derin bir nefes verip ilk buluşmamızdan önce bana el salladığı ağacın önüne baktım. Yüzüme acı bir tebessüm yayıldı.
" Buradayım. Ben sadece... Bu akşam görüşüp görüşmeyeceğimizi sormak için aradım. "
" 10 gibi evde olabilir misin ? "
Bu konuyu evde konuşup konuşmak istemediğimi düşündüm birkaç saniye. Herhangi bir fikrim yoktu bu konuda.
" Evde mi buluşacağız? "
" Nerede buluşmak istersin ? "
Düşündüm. Kayalıkta buluşma fikrine sıcak bakamadım. Dışarda bir yerde görüşmek ise oldukça riskliydi. Sanırım en doğrusu evde görüşmek olacaktı. Ama bunu doğrudan dile getirmek yerine topu ona atmak istedim.
" Bilmem. Yani bilmiyorum."
" Tamam. 10 gibi alırım seni. "
Alper'in yeniden görme ihtimali vardı. Bu yüzden düşünmeden reddettim bunu.
" Alma. Biraz hava alacağım. Kendim gelirim."
Telefonu kapattıktan sonra Nare'ye bu akşam görüşeceğimizi evdekileri idare etmesini kısa bir mesajla söyledim.
Alper'le konuşmak için ona haber vermem gerekiyordu. Eve ne zaman geleceği ne kadar kalacağı belli olmuyordu. Ama sorun şuydu ki telefonum olduğunu bilmiyordu. Aramıza giren mesafeler beni her geçen gün daha da üzüyordu. Bu soğukluğu görmezden gelerek akşam Nare'den Alper'e yazmamın daha doğru olacağına karar verdim.
Konuşmamızdan birkaç saat sonra Kenan gelip geri gitmişti. Tuğrul akşam eve gelmeyecekmiş.
' Şevval hanım merak ederse teslimat için gittiler dersin. ' dedi. Bu ikili gerçekten midemi bulandırıyordu. Tuğrul'un evde olmadığı neredeyse her gece birliktelerdi. Ama nedense ikisini yalnızca ben görüyordum. Yani en azından yalnızca ben görüyordum. Kızlar annelerinin bu yaptığını görse kim bilir nasıl tepki verirlerdi.
Şevval ve kızlar ise spa'dan sonra alışverişe gitmişti. Muhtemelen ordan sitenin klübüne akşam yemeğine gitmişlerdi. Evdeki herkesin bana kör olması ilk zamanlar canımı yaksa da şu an alışmış olmanın verdiği burukluk vardı içimde. Eskisi kadar canımı yakmıyordu yalnızlık. Belki de alışmaktan değil, hayatımdaki boşluğu dolduran biri olduğundan böyleydi.
Biraz vakit öldürüp buluşma saatinin yaklaşmasıyla hazırlanmaya başladım.
Üstümde ne varsa çıkarıp dolabımın karşısına geçtim. Elim krem rengi bir iç çamaşırı takımına gittiğinde gecenin nasıl sonlanacağını tahmin edemediğim için risk almak istemediğime karar verdim. Derin bir nefes alarak lacivert takımı alarak yavaşça giyindim.
Aynanın karşısına geçip kendime baktığımda yutkundum. Üst kısmı straplezdi. İnce bir tülden oluşuyordu. Kalın lacivert askıları ise omzumu sarmıştı. Altının
Ön tarafı tülken arkası ve yanları tamamen ipti.
Ten rengimle ve çamaşırı saran vücut hatlarımla birleştiğinde ise kelimenin tam anlamıyla seksi görünüyordum. Keyifli bir gülüş belirdi yüzümde.
Eğer Alparslan açıklamalarıyla kendine inandırabilirse ki benim isteğim bunun olmasıydı. Geceye bu güzel takımla devam edecektik. Düşüncesi bile içimi kıpır kıpır ederken hazırlanmaya devam ettim. Çamaşırın aksine rahat bir şeyler giyinmeye karar verdim. Üstüme beyaz bir tişört altıma ise gri eşofman giyindim. Tişörtün kumaşı kalın olduğu için çamaşır belli olmuyordu. O yüzden kombinim oldukça rahat ve sıradan görünüyordu. Saçlarımı kendi haline bıraktığımda dalgaları belime kadar uzanıyordu. Perçemimi tarayıp beyaz spor ayakkabımı giyindim. Telefonumu da elime aldığımda hazırdım.
Evde kimse olmasa da her ihtimale karşı arka kapıdan çıktım. Alparslan'ın Evine doğru ilerlerken kalbimde bir kıpırdama oluştu. Çisem' in dediğini yapıp ona soracaktım. Tepkisine göre ilerleyecekti mevzu. Ama tepkisinin ne olacağı ve benim ne söyleyeceğim belirsizdi. Bu belirsizlik benim içimi kararttı.
Derin bir nefes vererek düşünmeden eve doğru adımlamaya devam ettim. Çünkü düşünürsem bu düşünce beynimi ele geçirir sormam gereken şeyleri de soramazdım.
Eve ulaştığımda kapının tokmağını yavaşça kaldırıp indirdim. Zile basmak yerine neden bunu yaptığımı düşünüp zile atıldığımda kapı yavaşça açıldı.
Alparslan karşımda yeşilleriyle gülümsüyordu. Üzerinde siyah bir takım elbise vardı. Yorgun görünüyordu ama gülüşü bu yorgunluğun aksini gösteriyordu. Gamzeleri yüzünün en güzel köşesinden beni selamladığında güçlükle nefes aldım.
" Baharım... Hoşgeldin. "
Eliyle girmemi işaret ettiğinde yana çekildi. Ben de aynı saniyelerde içeri adımladım.
" Hoşbuldum. "
Salonun bulunduğu koridora geldiğimde arkamı döndüm. Onun tam arkamda durduğunu görünce yutkundum. Bana doğru birkaç adım atıp sarıldı. Başını boynuma gömüp içli bir nefes aldı.
" Özledim."
Kısık çıkan sesi oldukça tahrik ediciydi. Deli gibi özlesem de sessiz kaldım. Çünkü özlediğimi şu an söylemem sonucunda olacaklar belliydi. Olacak olandan sonra onunla Alper mevzusunu konuşamazdım. O yüzden önce konuşmamız gerekiyordu.
Benden bir yanıt alamayınca tereddüt dolu bir ifadeyle başını boynumdan kaldırıp yüzüme baktı.
" Sen beni özlememişsin. "
İçli bir nefes vererek yutkunduğumda hafifçe tebessüm ederek eliyle perçemimi düzeltti. Ardından yeniden konuştuğunda sesinde şefkat gizliydi.
" Küs müyüz? "
Şefkat dolu çıkan sesiyle içim yumuşacık oldu. Küs değildik ama bu son olanların dışında da benim bozulmamı sağlayan bir olay daha olmuştu. Benim aramam dışında hiç konuşmamıştık bugün. Günaydın mesajı dahi atmamıştı.
Bunu sesli dile getirdiğimde bakışları gözlerimdeydi ve sorgular bir ifadeyi takınıyordu.
" Tüm gün hiç arayıp sormadın. Şimdi de bir şey olmamış gibi küs müyüz diyorsun. "
Sesim nazlanır bir tınıda çıkmıştı. Sözlerime karşın küçük bir tebessüm yayıldı yüzünde. Bu ses tonumu çok seviyordu.
" İşlerim vardı."
Başımla reddettiğimde bunu bahaneden saymıyordum. Her zaman meşgul ve yoğun bir adamdı ve sırf bu sebepten bunu bahane edemezdi.
" Hep işin var. Bu bir bahane değil."
Bıkkın bir nefes verdiğinde yorgun görünüyor oluşu da işi olmasını doğrular nitelikteydi ama yine de bir mesaj atamayacak kadar işinin olması çok uçuk geliyordu.
" Bu kez telefonu elime alamayacak kadar yoğundum yavrum. "
Sözlerini tamamladığı an elimi tutarak gülümsedi.
" Yokluğumu telafi edebilirim. "
Sözleri ve teması kelebeği uyandırmaya başladığı an buna bir son verip dakikalardır söylemek için kıvrandığım şeyi söylemeye karar verdim. İsteksizce elinden elimi çektim. Bir iki adım geriledim. İçli bir nefes vererek konuştuğumda yüzünde sorgular bir ifade hakimdi.
" Alper seni tanıdığını söyledi. "
Alper'in adını duymasıyla çehresi sert bir hâl aldı. Dişlerindeki kasılmayı fark ettiğim an sinirli bir ton sesindeydi.
" Alper ? "
Bakışlarında imalı bir soru vardı ve buna karşın dilimin ucuna çocukluk arkadaşım demek geldi. Sonra bunu zaten söylediğimi hatırladım ve sessiz kaldım.
" Komşunun oğlu olan ? "
Ses tonu bu kez kinayeliydi. Çocukluk arkadaşın demek yerine komşunun oğlu demişti. Başımı sallamakla yetindim.
" Bende onu tanıyorum. Ne olmuş? "
Yutkundum. Bakışları hoşuma gitmemişti. Oldukça korkutucu bakıyordu. Kısa bir an bunu yapmaktan vazgeçecek olsam da duruşumu koruyarak konuşmaya başladım.
" Bana göre biri olmadığını söyledi."
Daha sonra tepkisini öğrenmek istediğim için yüzüne, gözlerinin içine baktım.
Öfke gördüm sadece. Gözlerinin kenarı kızarmaya başlamıştı. Çenesi seğerdiğinde gözlerini daha da kararttı.
İfadesinde şaşkınlık yoktu. Yalnızca öfkelendiğini görebildim. Onun böyle bir yorum yapacağını tahmin ediyor olmalıydı.
" Buna o mu karar veriyormuş? "
Gayet yerinde bir soru sorduğunda duraksadım. Çünkü buna verecek cevabım yoktu. Daha fazla detay vermem gerektiğini düşünerek konuşmaya devam ettim.
" Kötü biri olduğundan bahsetti."
Yutkundu. Gözlerimin içine baktı daha sonra. Alışık olmadığım bir tondaydı bu bakış. Sinir doluydu .Öfkesi harlanmaya devam ediyordu.
" Sende ona inandın. Öyle mi ? "
Başımla reddederek düşünmeden konuştuğumda bakışlarım da sesim de aksini söylüyordu.
" Hayır. Hayır inanmadım."
Sorgulamıştım sadece. Parçaları birleştirince Alper' in sözlerini sorgulamam normaldi. Kim olsa yapardı.
Başını sinirle aşağı yukarı salladı.
" Alper'i de döveceğim. Büyük bir zevkle."
İçimde bir sinir oluşmaya başladı. Ben düzgün bir şekilde anlatıp tepkisini ölçmek isterken o her geçen saniye sinirini arttırıyordu.
"SAÇMALAMA ! YAPMAYACAKSIN BUNU !"
Sinirli bir tonda dile getirdim bunu. Tuğrul'u dövmesinin tartışmasını henüz yapmışken akıllanmak bilmiyordu.
" NE YAPACAĞIM SANIYORDUN? S*KERİM LAN O PİÇİ! "
Sesi oldukça yüksek çıktığında tahmin ettiğimden de sinirli olduğunu anladım. Gözleri ateş saçıyordu. Alper' e küfretmesi içimde bir ateşi harladı. Yani benim gözlerimin de pek bir farkı yoktu.
" DÜZGÜN KONUŞ! AYRICA NE BAĞIRIYORSUN YA ? KENDİNE GEL !"
Tepkisini ölçmek için anlattığım mevzunun bu denli büyüyeceğini ikimizin de bu kadar sinirleneceğini düşünmemiştim. Kavga edeceğimiz aklıma gelse de belli bir noktaya kadar sabırlı davranıp onun tavırlarını ölçecektim ama şu an ipin ucu kaçmış durumdaydı.
" O İT BENİM SEVGİLİME NE SÖYLEMİŞ ! TABİİ BAĞIRACAĞIM!"
Derin bir nefes aldım. Birinin sakin kalması gerekiyordu. Bunu başaracağıma inancım olmasa da denedim.
" Bağırmadan konuşamıyor musun sen ?"
Sesim titrek olsa da sakin çıkmıştı.
Derin bir nefes verip en sert ifadesiyle yüzüme baktı. Daha sonra sinirle gülümseyerek konuşmaya başladı.
" O ş*refsizin senle konuşmasına sessiz mi kalayım ? G*VAT MIYIM LAN BEN ? "
Sona doğru oldukça yükselen sesine daha fazla karşı koyamadım. Bir iki adım geriye gidip öfkeden deliye dönen gözlerine sertçe baktım. İşaret parmağımı havalandırıp yüzüne doğrulttum. Ellerim sinirden titriyordu.
" SAKIN! SAKIN BİR DAHA BANA BAĞIRMA! "
Bıkkın bir nefes vererek yutkundu. Bu esnada konuşuyordu.
" Tamam. Bağırmıyorum. "
Ben de bıkkın bir nefes vererek ifademi ve sakinliğimi korumayı denedim. Aynı saniyelerde konuştuğumda içimden geçenleri dışıma vurarak böyle bir mevzuda bile kavga etmemizden yakınıyordum.
" Şu haline bir bak . Adam akıllı konuşamayacak mıyız ? "
Sesim titriyordu. Sinirlenince böyle olurdum hep. Şimdiye dek gözlerimin dolmamış olmasına hayret ediyordum hatta.
Sert bakışlarını yüzümde gezdirip derince yutkundu. Sesimin titremesi biraz olsun sakinleşmesini sağlamıştı sanırım.
" Bak yavrum..."
Bir elinin parmak uçlarını birleştirerek tane tane konuşmaya başladı.
" O p*ç ! O ırzını cibiliyetini... "
Dişlerinin arasından tıslayarak konuştu. Tane tane anlatmak isterken bile sinirleniyordu. Küfredeceği anda kendine zar zor engel oldu. Derin bir nefes verip ellerini saçına atarak arkasını döndü. Birkaç saniye ne yapacağını bekledim. Konuşmayacağını düşünerek ağzımı araladığımda ani bir hareketle bana döndü.
" KİMMİŞ SANA GÖRE OLAN ? SÖYLE! ALPER Mİ? "
Asıl sinirlendiği şey buydu. Alper'in sözlerinden anladığı şey buydu. En başından beri Alper'den bahsettiğimde yüzünde rahatsız bir ifade oluşuyordu. Öfkeden kararan gözleri gözlerimi bulduğunda artık sinirden kalbimin hızlandığını fark ettim.
" KONU BU MU ? GERÇEKTEN BU MU ?
Kararlı bir ifadeyle başını salladı. Daha sonra omuz silkti.
" BAŞKA NE OLACAKTI? "
Bıkkın bir nefes vererek ona doğru adımladım. Arkasını döndüğünde aramızda mesafe bırakmıştı. Daha yakından konuşmak istiyordum onunla.
" DEĞİL! "
Nefesimi toparlayıp normal bir tınıda konuşmaya çalıştım.
" Şu an bunu konuşmak istemiyorum. "
Sesim yalvarır gibi çıkmıştı. Kıskançlık krizine tahammül edecek durumda değildim şu an. Konu içimdeki şüpheydi ve onun bunu dindirmesi gerekiyordu.
" Ne konuşmak istiyorsun? "
Sesi bıkkın çıktığında yüzüne yalvarır gibi bakmaya devam ettim.
" Sana neden kötü biri dedi ? "
Kısa bir süre yüzüme bakakaldı. Ardından inanmaz bir bakış atıp sinirle gülümsedi. Başını aşağı yukarı sallarken dudaklarını şaşkın bir ifadeyle büzdü.
" TABİİ YA! SENİN DERDİN BU ! ALPER KÖTÜ DEDİYSE KÖTÜYÜMDÜR!"
Başımı sağa sola sallayarak reddettim onu.
" HAYIR ! "
Nefesimi toplayıp daha sakin bir tonda tamamladım cümlemi.
" Konuyu çarpıtma. Sadece soruyorum. "
O da aynı şekilde başını sağa sola salladı.
" Hayır. Sormuyorsun. Şüpheleniyorsun. Kötü biri olmadığıma emin olsan sormazdın. "
Elini yumruk yapıp sert bir ifadeyle yüzüme bakmaya devam etti.
" KAFAYI YİYECEĞİM LAN ! O P*ÇE SORDUN MU ? SEN İYİ BİRİ MİSİN DEDİN Mİ? "
Gözlerimin içine baka baka bağırması daha fazla harladı öfkemi. Dayanamıyordum artık. Sinirden gözlerim dolmaya başladığında öne atılıp iki elimle ittim onu.
" SANA... BANA... BAĞIRMA DEDİM. ANLIYOR MUSUN? BAĞIRMA!"
Cümlemin her bir kelimesini bastırarak söylerken eş zamanlı olarak göğsüne baskı uygulayarak ittim onu. İlkinde beklemediği için sendelese de diğerlerinde yerinden kıpırdamadı bile.
Hareketlerim durduğunda eliyle beni işaret ederek konuşmaya başladı.
" SEN SEVDİĞİN ADAM DURURKEN O P*Ç KURUSUNA İNANIYORSUN! SONRA DA BAĞIRMA DİYORSUN! "
Sözümü dinlemeyip üstelemeye devam etmesi sinirimi daha da harladı. Ben Alper'e inanmamıştım. Olması gerektiği gibi onu savunmuştum hatta. Ama şüphelenmiştim. Çocukluğumdan beri hayatımda olan birinin sözleri beni elbette düşündürecekti. Üstelik son olanlar bu düşüncemi harlayacak türden şeylerdi. Ona güveniyor olmam bunu değiştirmezdi.
" İNANMIYORUM! SORUYORUM !"
Gözüme sertçe bakıp dişlerinin arasından sinirle konuştu.
" İNANSAN SORMAZSIN !"
" SORARIM! "
Bağırırken boğazım acıdığında yutkundum. Bu esnada ateş saçan gözlerle bana bakmaya devam ediyordu . Boğazımdaki sızının artmasıyla daha kısık bir tonda konuştum.
" Yeter. Bağırmayı kes. "
" KESMİYORUM! "
Lafımı dinlemeyip inatla devam etmesi sinirimin en uç noktaya çıkmasını sağladı. Boğazımdaki acıyı umursamadan bağırmaya başladım .
" BAĞIRINCA NE DEĞİŞTİ? AL! BENDE BAĞIRIYORUM! NE DEĞİŞTİ? "
Bir iki saniye gözlerime bakıp sinirle gülümsedi. Başını aşağı yukarı sallayarak kapıya doğru yürümeye başladı.
" Haklısın. Sana değil ona bağıracağım. Hatta bağırırken onun g*tünü s*keceğim!"
Sözleriyle eş zamanlı olarak ilerlemeye devam etti. Sinirle söyledikleri beni telaşa sürükledi. Hızla önüne geçtim. Kollarını tutarak durdurdum onu.
" HAYIR ! DUR ! HİÇBİR ŞEY YAPMAYACAKSIN!"
Gözlerimin içine hiç görmediğim bir öfkeyle baktığında yutkundum. Bakışının beni korkutmuş olması hoş değildi. Doğru değildi. Bunun olmaması gerekiyordu. Ondan korkmamam gerekiyordu.
" Öyle bir zevkle yapacağım ki..."
Nefret dolu sözleri korkumu arttırarak kalbimi deli gibi attırdı. Yanımdan geçip kapıya doğru ilerlediğinde kolundan zar zor tuttum bu kez.
" Lütfen... Lütfen dur. "
Yavaşça başını çevirip gözlerime baktı.
Sesim ağlar gibi çıkmıştı. Korkuyordum çünkü. Başının belaya girmesinden ve Alper'e zarar vermesinden.
Gözleri sorgular bir ifadeye büründü.
" Bu kadar çok mu korkuyorsun; ona zarar vermemden? "
Ona zarar vermesinden korkuyordum ama Alparslan'ın kast ettiği şey çok başkaydı. Kıskanmaya devam ediyordu. Sözlerinde yaptığı ima canımı acıttı.
" NE SAÇMALIYORSUN SEN? NE DEMEYE ÇALIŞIYORSUN? "
Omuz silkti.
" SENCE? "
Ona doğru bir adım daha atarak dibine geldim. Başımı kaldırıp gözlerinin içine en keskin ifademle baktım.
" NASIL SEVGİMDEN ŞÜPHE EDERSİN YA ? NASIL ? "
Gözlerimin içine bakarken bakışları anlık olarak dudaklarıma kaydı. Yeniden göz göze geldiğimizde sert ifadesi sürüyordu.
" O PİÇİ KORUMAK İÇİN ÖNÜME GEÇİYORSUN ! NE ALAKASI VAR SEVGİNLE ?"
" ÇOK ALAKASI VAR ! TABİİ ÖNÜNE GEÇİP DURDURACAĞIM ! ARKADAŞIM O BENİM!"
Öfkeyle soludum. Hâlâ sinirle bakmaya devam ettiğini görünce son olan olayı ona anlatmamın bir etkisi olabileceğini düşündüm .
Derin bir nefes alarak normal tonda konuşmaya başladım.
" Alper o gece .... "
Yutkundum. Dayak yediğimi bilmesine rağmen bunu dile getirmek benim için çok zordu.
" Tuğrul' a karşı korudu beni. "
Bakışlarındaki sert ifadeye sinirle soluması eşlik etti. Kızgınlığı geçmiyor anlamamak için direniyordu.
" KORUMAYA ÇALIŞTI! KORUYABİLDİ Mİ? "
Bunu gerçekten sormuş olması canımı yaktı. Yüzüne bakakaldım. Cevap veremedim. Geri geri adımladı sonra.
" HAYIR! İSTESE DE KORUYAMAZ! "
Sol elinin işaret parmağını kendisine doğrulttu. Sertçe göğsüne bastırdı elini.
" BEN VARKEN O PİÇ HİÇBİR S*KİM YAPAMAZ!"
Göz devirdim. Hâlâ inatla kıskanmaya devam ediyordu.
" YETER! BUNU KONUŞMANIN SIRASI DEĞİL! ANLIYOR MUSUN ? DEĞİL!"
İki koca adım atıp öfkeden kızaran gözlerini gözlerime sabitledi.
" ANLAMIYORUM , ANLATSANA !"
Sinirle derin derin nefes alıyordum bende o esnada. Hâlâ şüphemi azaltacak bir şey söylemiyor konuyu dağıtıp duruyordu.
" SANA TEK BİR SORU SORDUM ! NEDEN ? NEDEN SÖYLEDİ? YAPACAĞIN TEK ŞEY CEVAP VERMEK ! "
Gözlerini öfke karartırken hiç düşünmeden cevap verdi.
" ÇÜNKÜ O OR*SPU ÇOCUĞU GİBİ MAL SATMIYORUM ! ANLADIN MI? BABAN DA BU YÜZDEN SEVMİYOR, O PİÇTE! "
Gözleri yuvasından fırlayacak gibi bakıyordu. Tüm yüzü kızarmıştı. Öfkeyle soluyarak konuşuyordu .
Şaşkınlıkla sendeledim. Söylediği olabilecek ihtimallerden yalnızca biriydi. Muhtemeldi.
Ama bu onun bana düşman gibi bakarak bağırmasını gerektirmiyordu. Öfkemi daha fazla tutamadım. Daha doğrusu tutma gereği duymadım. Sabrım taştığı için ne olursa olsun dedim içimden.
" YETER! YETER ! BAĞIRMA! KÜFRETME! İNSAN GİBİ KONUŞAMIYOR MUSUN SEN ? "
Konuşurken bir yandan da ellerimle ittim onu. Yerinden milim oynamasa da sinirle gözlerini kapattı. Engel olmadı itmeme.
Sözlerim bittiğinde gözlerini açıp öfkenin en koyu tonunda baktı.
" KONUŞAMIYORUM! MEVZU BENİM OLANSA KONUŞMUYORUM! "
Derin bir nefes verdi. Gözlerini gözlerime sabitledi daha sonra.
" SEN BANA AİTSİN!"
Sözleriyle eş zamanlı olarak eliyle önce beni daha sonra kendisini işaret etti.
" BENİM OLANI BENDEN BAŞKASI KORUYUP SAHİPLENEMEZ!"
İnatla konuyu aynı yere getirmesi üstelik bunu yaparken sahiplenmek gibi bir sözü kullanması sinirimi daha da köpürtürken yerinden milim oynamasa da yeniden ittim onu.
" NE SAÇMALIYORSUN? SAHİPLENMEK NE ! HAYVAN MIYIM BEN? NE BU MAÇO TAVIRLAR? BENİMLE DÜZGÜN KONUŞACAKSIN! BİR KERE YATTIK DİYE SANA HESAP VERMEK ZO-"
Öfkeyle ardı arkası kesilmek bilmeyen sözlerimi ani ve sert öpücüğü bölmüştü. İki eliyle yüzümü avuçlayıp sertçe öpmeye başladığında karşılık vermedim. Karşılık vermem için dudağımı ısırdığında acıyla inledim. Durdurmak için dudağını ısırmak istedim. Ağzımı açtığım an dili dudaklarımı tavaf etti.
En şehvetli öpücüğü dudağıma bıraktığında daha fazla ona karşı koyamayıp ellerimi boynuna doladım. Sertçe öpüşmeye başladığımızda popomu sıkıca kavrayıp sıktı.
*rkekliğini b*stırdığında çoktan d*mir gibi olduğunu fark ettim. Kavga esnasında t*hrik olmuş olması çok muhtemeldi. Öpüşlerimiz daha da hoyratlaştı sonra. Hızla gömleğinin düğmelerine atıldım. Heyecandan ellerim titrese de hepsini açmayı başardım. Daha sonra ellerimi göğsüne yasladım .
O ise dudaklarımızı ayırmadan gömleği üstünden çıkardı. Sonra kucağına aldı beni. İstekle bacaklarımı beline doladım. Kendimi ona bastırdım ardından. Kavga etmek benim de l*bidomu arttırmış olmalıydı. İnanılmaz çok istiyordum şu an onu.
Kucağından yumuşak bir zemine attığında yutkundum. Başımı çevirip baktığımda salondaki koltuğa uzanmamı sağladığını fark ettim.
Göz göze geldiğimizde yüzünden öfke silinmemişti. Hâlâ çok sinirliydi. Kemerini çözüp yere fırlattı. Hızlı bir hamleyle pantolonunu da çıkardığında karşımda yalnızca siyah bir boxer ile duruyordu ve ufak bir sorunumuz vardı.
Ben hâlâ giyiniktim.
Koltukta benim uzandığım yerin ucuna oturdu. Üstüme uzanmasını beklediğim için anlık bir şok yaşadım.
Derin bir nefes verip beni baştan aşağı süzdü.
" Kucağıma gel."
Yutkundum. Gözlerine baktığımda, isteğinde oldukça kararlı olduğunu gördüm. Sorgulamadan yerine getirdim isteğini. Koltukta biraz ilerleyip tam kucağına yerleştim. Kollarımı boynuna doladım daha sonra.
Ellerini belime yerleştirip erkekliğine bastırdı bedenimi. Yeniden yutkundum.
Öpüşmek için dudağına eğildiğimde istekle kabullendi dudaklarımı. Ellerini p*poma yerleştirdi aynı saniyelerde.
Öpüşürken p*pomu ileri geri hareket ettirerek kucağında s*rtünmemi sağladı.
Bu hareketi ağzının içinde inlememe sebep oldu.
Dudaklarımdan koptuğunda elleri iki yandan tişörtümü tuttu. Hızla çıkardığında karşısında sütyenimle kaldım. Tül oluşu hiçbir şeyi gizlemiyor hatta s*ksi bir şekilde ortaya seriyordu.
İştahla dilini dudağında gezdirip sütyeni aşağı kaydırdı. Dili sol mememin ucunu bulduğunda derin bir oh çektim.
İnanılmaz bir zevk veriyordu bu hareketi. Elleriyle g*ğüslerimi sıkarken bir yandan *püyor y*lıyor hatta ısırıyordu. Bende karşılık olarak kucağında k*vranıyordum.
Şimdiden s*rılsıkl*mdım.
Birkaç dakika g*ğüslerimle ilgilendikten sonra kucağından yan tarafa bıraktı. Gözlerinin içine bakarak aşağı kayan sütyenimi çıkardım. O ise çapkın bir bakışla cevapladı bu hareketimi.
Eğilip eşofmanımı çıkarmaya yeltendiğinde p*pomu kaldırarak ona yardımcı oldum. Çamaşırı da eşofmanla birlikte çıkarıp yana savurdu.
K*dınlığımla bakıştı kısa bir an. Daha sonra gözlerime baktığında bakışlarındaki öfke beni korkuttu. Eliyle kontrol edip çoktan *slanmış olduğumu görünce sinsi bir gülüş belirdi yüzünde.
Ardından ani bir hareketle boxerini de çıkarıp yeniden kucağına aldı.
K*dınlığımla *rkekliği temas ettiği an irkildim. Gözlerimin içine sertçe baktı.
Derin bir nefes verdi daha sonra.
" S*rtün. Kucağımda k*vrandığını görmek istiyorum. "
Dilimi dudağımda gezdirip başımla onayladım. Ses tonu o kadar ikna ediciydi ki... Sorgulamadan ne isterse yapmaya hazırdım.
K*cağında ileri geri gitmeye başladım. K*dınlığımda ki *slaklık *rkekliğinin üzerinde hareket ettikçe tuhaf , t*hrik edici bir ses çıkıyordu. Bu ses benim daha da *slanmamı sağlarken Alparslan zevkle başını geriye atıp gözlerini kapatmıştı.
Yutkundu daha sonra. Ani bir hareketle başını kaldırıp gözlerime baktı. Bakışlarında hâlâ yalnızca öfke vardı.
" *çine al. "
Yutkundum. İçimi korkuyla karışık bir heyecan sardı.
" Ha...Hayır yapamam. "
Biraz doğruldu. Saçlarımı geriye attı.
" Yapabilirsin. Korkma . "
Bakışları ve ses tonu ikna olmamı istiyordu. Daha fazla reddedemedim. Onu *çimde istediğim için anlık bir cesaretle elimi arkaya attım. *rkekliğine dokunduğumda elim titriyordu. Çok , çok s*rtti. Yutkundum. Ben yutkunurken o derin bir nefes verdi. Üstünde biraz havalanıp yavaşça kabul ettim onu.
Gözlerim kapandı. Oldukça yavaş bir şekilde kendimi alıştırarak *lmaya başladım. Daha sonra ellerini belimde hissettim. Ani bir hareketle tamamını *çime y*rleştirdi. Bu hareketi çığlık atmama neden oldu .
Refleksle gözlerimi açtığımda hâlâ sinirli bir şekilde beni izlediğini gördüm. Çığlığım dinerken içimdeki d*luluğa teslim oldum. Kısa bir süre sonra bu harekete alıştım. *turup k*lkmaya başladığımda elleri tempomu arttırdı.
İki elimi sımsıkı doladım boynuna. Öpüşmek için dudaklarına yeltendiğimde çapkın bir gülüş atarak geri çevirdi bu isteğimi.
" Ne demiştin ? Bir kere yattık diye bana hesap vermek zorunda değildin. Öyle değil mi ? "
Oldukça kısık çıkan sesi erkeksi ve bir o kadar da kinayeliydi.
Bu sözleri beklemiyordum. O yüzden hareketlerim durdu. Yüzüne bakakaldım.
" Bunu k*cağımda z*plarken de tekrar edebilecek misin yavrum? "
Yutkunurken derin bir nefes vererek başımla reddettim onu.
"Evet."
İfadesinde bir sertlik oluştuğu an şaşkınca yutkunarak p*pomdan tutup kendisini sert bir şekilde içime itti. Aynı saniyelerde konuşuyordu.
"Anlamadım ? "
İçli bir nefes vererek yeniden reddettiğimde bunu gerçekten içimden geçtiği için dile getiriyordum.
" Şu an... Bile tekrar... Ederim..." *nlerken devam ettiğimde s*rtçe *çime *tmeye devam ediyordu. " Mecbur değilim."
Son cümlemi kurduğum an elleri bedenimi sıkıca sardı ve oldukça *ert bir şekilde yeniden *tti ve mırıldandı.
" Değilsin, öyle mi ? "
Başımla onayladığımda çok daha sert bir şekilde *tti. Bu esnada başım göğsüne düştü. Bunu fırsat bilmiş olacak ki çok daha s*rtçe vurduğunda ellerimi sıktım. O ise daha s*rt bir vuruşla karşılık verdi bu hareketime. Aynı saniyelerde temposunu arttırarak hızlı ve s*rt bir şekilde vurduğunda *nlemelerim odayı doldurdu. O ise sinirle soluyarak sorusunu tekrar etti.
" Hesap vereceksin. Duydun... Mu ? " Kesik kesik soluyarak daha derinime *ttiğinde tamamını s*rtçe hissettiğim için çığlık attım. O ise başımı göğsüne bastırarak yeniden içime *tti. Bu esnada yeniden konuşuyordu.
" Duydun mu ? "
Başımı salladığım esnada gözlerim buğulanmıştı. Zar zor nefes alıyordum ve itiraz edecek halim yoktu. Daha derinime *ttiğinde p*poma sertçe vurdu. Daha sonra tekrar iterek diğer kısmına sertçe vurdu. Bu esnada konuşmamı beklediğini güçlükle idrak ederek *nleyerek konuştum.
" Hesap ... Vereceğim sana."
İçli bir nefes vererek p*pomu iki yandan kavrayıp yeniden ittiğinde *nleyerek kapattım gözlerimi. Aynı saniyelerde o ise derin bir nefes verip konuşmaya başlıyordu.
" Güzel. Ben de öyle düşünmüştüm. "
Ellerini sertçe p*poma geçirerek alttan tamamen hareketlerimi. S*rt bir şekilde kendini *çime *ttiğinde büyük bir inilti koptu dudaklarımdan.
" Çünkü zorundasın."
Derin bir oh çekti ve daha s*rt bir şekilde kendini içime *tti.
" Bedenin bana aitken, sen benimken... Zorundasın. "
Sözlerine cevap veremedim. Verecek cevabım yoktu. Cevap vermek isteyen de yoktu. Yalnızca içimdeki o d*luluğa teslim olmak istiyordum. S*rt hareketlerine bıraktım kendimi.
Aklımın alamayacağı boyutta bir z*vk alırken yeniden hareket etmeye başladım. Hızlı bir tempoda süren hareketlerim tuhaf bir ses çıkarıyordu.
Zevkten gözlerim kayarken o hâlâ sinirli bir şekilde beni izliyordu. Yeniden dudaklarına atıldım. Bu kez istekle kabullendiğinde oldukça sert bir şekilde öpüştük.
Bir süre sonra ellerini belime atarak doğruldu. Ayağa kalktığında zaten boynunda olan kollarımı daha da sıkı doladım. Elleri popomu kavrayıp sert bir şekilde sürdürdü hareketlerini. Başım geriye düştü aynı saniyelerde. Ne kadar sıkı tutunsam da hareketlerinin s*rtliğiyle bedenim hafifçe aşağı düştü.
P*pomdan tutarak yeniden yukarı kaldırıp sürdürdü gitgellerini. Her çarpışında bedenine s*rtçe vuruyordum. Ardından biraz geri çekildiğinde irkiliyordum ve bu irkilmenin tek nedeni boşluk hissi değildi. Bedenindeki s*rtlikten ayrılmak da canımı yakıyordu. Göz göze geldik defalarca. Her seferinde p*pomu sıkıca sıkarak gözlerine bakarak inlememi sağladı.
O kadar cüsseli ve sert biriydi ki kucağında hiç zorlanmadan z*plamamı sağlıyordu. Bedenimi taşımak onu yormuyordu ve hareketlerine rahatlıkla hız kazandırıyordu. İçli içli nefesler vererek *nlediğimde boynuna daha da sıkı dolandım. Bu esnada s*rtçe *ptü ve elini hafifçe belime yerleştirerek gerilemeye başladı.
Kucağından indirdiğinde ise nefes nefeseydi. Benimse saçlarım yüzüme yapışmıştı. Yeniden yere inmenin anlık rehavetiyle sendeledim. Bu esnada yutkunup arkamı dönmemi sağladı.
" Öne eğilip yaslan. "
Hâlâ sinirli bir tınıda konuşuyor olması korkmamı sağlasa da hangi pozisyonu kast ettiğini anlayarak iki elimi koltuğa yaslayıp eğilerek p*pomu hafifçe kaldırdım.
O ise p*poma ş*plak atarak cevap verdi bu hareketime.
Dudaklarımdan küçük bir çığlık koparken yeniden s*rtçe içime *tti.Daha büyük bir çığlık attım sonra.
Hareketleri o kadar s*rtti ki her darbesinde resmen koltukla bütünleşiyordum. Ayaklarım bedenimi taşıyamıyor gibi olduğunda yüzüm koltuğun kenarına düştü.
Alparslan buna karşılık olarak saçlarımdan çekerek kaldırdı başımı.
Daha sert bir şekilde kendini *çime *ttiğinde gözlerim doldu. *niltilerim salonda yankı yapıyordu.
Bir eli boynumu bulup hafifçe sıktı.
" Söyle! "
Yutkunurken inledim. İniltim boğuk bir soluktan ibaretken nefes almaya çalıştım ama şu an nefes almam bile oldukça zordu. Zaten bükük olan dizlerim darbelerinin s*rtliğiyle acımaya başlamıştı.
Bunlar yetmiyormuş gibi ne söylememi istediğini sorguladım.
" Ne...yi ? "
Sesim zar zor çıkmıştı. Tek bir kelimeyi bile dile getiremeyecek durumdayım şu an.
" Kime aitsin ? Bu dar a*cığın kimin? "
Sesi nefes nefese ve erkeksiydi.
Konuşurken daha da s*rtçe kendini içime ittiğinde bacaklarım tutmadı. Koltuğun üstüne düşeceğim anda fark edip tek eliyle doğrulttu bedenimi.
Boynumu ısırdı daha sonra.
Acıyla inledim bu hareketine. Nefesimi toplamaya çalışırken anlık olarak ne söylememi istediğini idrak edememiştim.
Yalnızca isteğini yerine getirmekle yetindim. Çünkü şu an şu pozisyonda bana ne isterse yaptırabilirdi .
" Sa...na "
Sözlerimi işittikten sonra derin bir oh çekerken boynumu *mmeye başladı. Başımı geriye atarak ona daha çok yer açtım.
O ise buna karşılık olarak yeniden doğrulup hareketlerini devam ettirdi.
Beni sinir etmek için yaptığını düşündüm. Öfkeyle hâlâ göbeğimin üzerinde olan eline tırnaklarımı geçirdim.
Bu hareketimle daha da hızlandı. Çığlığım evde yankı yaptığında başımı eğip koltuğa bastırdı. İnlemelerim boğuk birer soluktan ibaretken bu kez yankılanan tek şey t*nlerimizin birbirine d*ğmesiyle çıkan o tuhaf sesti.
Gözlerimden yaşlar akmaya başladığında daha çok *nledim. Hâlâ başıma baskı uyguladığı için muhtemelen o bu sesleri çok daha farklı bir şekilde işitiyordu.
Elini başımdan çektiğinde ise derin bir nefes verdim.
İçimden ç*kıp diğer elini de göbeğimden çekti. Olduğum yere çöktüğüm esnada kucağına alıp yüzüstü yatmamı sağladı.
Yüzü gözü kızarmıştı ve ter içindeydi ama asıl ilgimi çeken azalmış olsa da öfkesiydi.
Benim ne halde göründüğüm ise çok meçhuldu.
Alparslan koltuğa, ayak ucuma geçip terden yapışan saçlarımı geriye attı. Daha sonra tek eliyle gözümden akan yaşları sildi.
" Çok mu hoşuna gitti , z*vkten ağlayacak kadar? "
Nefes nefese ama oldukça çekici bir tonda konuştu. Bakışları yeniden karardı. Saçından akan bir ter damlası belime düştüğünde irkildim. Nefes verirken oldukça belirginleşen karın kaslarına baktım. Müthiş görünüyordu .
Sözlerine karşılık istemsizce başımı aşağı yukarı salladım.
O ise en çapkınından bir gülüş atıp bacaklarımı *çmamı sağladı. Yeniden *çime *ttiğinde kollarına tutundum.
Z*vkle *nlerken gözlerine baktım. Daha çok tahrik olsun istiyordum ama çabam sonuçsuz kalmıştı. Çünkü o yüzüme değil kendini bana ittikçe sallanan g*ğüslerime bakıyordu.
Sinirle soluyup nefesimi toparladım.
" Bana ... bak. "
Bakışları yeniden beni bulduğunda alnımı öptü. Daha s*rt bir şekilde kendini içime *ttiğinde gözlerimiz birbirine kenetlenmişti.
Tırnaklarım kolunu çizmeye başladığında boynumu *mdi. Bu kez ellerimi sırtına geçirerek boylu boyunca çizdim. Bilerek yaptım bunu. O nasıl ki benim görünmeyen yerlerimde iz bırakıyordu. Bende bırakmak istedim.
İçli bir nefes vererek bu hareketime yanıt verdiğinde biraz doğrulup tek bacağımı omzuna alarak kendini bedenime *tmeye başladı. Ardından bakışlarımız yeniden kesiştiğinde klit*isime masaj yapmaya başladı. Dudaklarımı ısırarak *nlediğimde gülümseyip İçli bir nefes verdi. Boşta kalan eliyle bacağımı tutup bedenime yasladı. Ardından hareketlerinde devam ettiğinde gözlerimdeki yaşlar yeniden yerini alıyordu.
K*dınlığıma yasladığı eli daha çok hızlandığında gözlerim istemsizce kapandı ve titrek nefesler verdim. Hem onu *çimde hissetmek hem de masajına teslim olmak bedenimi titremeye hapsetti.
Ardından bir boşluk hissettiğimde gözlerim açıldı ancak bu açıklık yarımdı. Gözlerimde hal kalmamıştı. Bakışlarım o bölgeye kaydığında dakikalardır masaj yaptığı elinin iki parmağını *çime *ttiğini gördüm. Tam o an gözlerim büyük bir *nleme ile sonuna dek açıldı. Başım geriye düşerken elimle koluna tutunarak gücümün yettiğince sıktım. O ise derin bir nefes vererek içimde bir yere baskı uygulamaya başladı. *çimdeki parmaklarını b*kmüştü. Bastırdığı yer sayesinde daha önce hiç yaşamadığım türde bir z*vki bedenimde hissettim. O kadar çok sesli bir şekilde *nledim ki boğazımda bir acı hissettim. O ise aynı hareketi tekrar tekrar yaptı. Ardından parmaklarını ç*kardığını hissederek refleksle ona baktım.
Göz kırparak az önce *çimden çıkardığı işaret ve orta parmağını gözlerimin içine bakarak y*ladı. Ardından *merek tekrar *çime *tti. Yeniden *nlediğimde bu kez gülümseyerek parmaklarını çıkarıp *rkekliğini *tti *çime. O doluluğu hissettiğimde dişlerimi dudaklarıma geçirerek kesik kesik soludum.
Dayanamıyordum artık bu kadarına. O kadar güzel o kadar zevkliydi ki ben aldığım zevke dahi tahammül edemiyordum.
Kendini içime daha s*rt *terek k*dınlığıma yeniden masaj yapmaya başladı. Titrek bir nefes vererek dudaklarımı y*ladığımda o bu kez parmaklarını sürüyordu. Aynı anda da *çime *ttiğinde buna karşın *ltımda yoğun bir sızı hissettim. Ardından eliyle sağa sola s*rttüğü klit*risimden ıslak sesler gelmeye başladı.
Aynı saniyelerde içimde bir titremeyle karışık kalbimde yoğun bir atım hissettim. O kadar çok titredim ki başımı doğrultarak gerilemeye çalıştım. O ise mırıldanarak gerilemeye çalıştığım bedenini bedenime daha çok yaslayarak fısıltıyla konuştu.
" Şşş çok az kaldı güzelim. Rahatla!"
Sözlerini tamamlarken daha çok masaj yaptı ve masaj yaparken ellerini s*rtçe bastırdı. Ardından *çimden çıkarıp tekrar s*rtçe *ttiğinde çığlık attım. Tam o an altımda bir *slaklık hissettim. Başım hızla o yöne döndüğünde k*dınlığımda renksiz bir sıvı görerek irkildim. Tahmin ettiğim şeyin olduğunu anlayarak yutkunduğumda onun ifadesinde gülümseme vardı.
İçimdeki rahatlığa teslim olarak İçli bir nefes verdim. O ise bu esnada *rkekliğini içimden çıkararak bedenini üst bedenime doğru getirdi. Ardından kesik kesik soluyarak g*ğüslerime bakmaya başladı.
" Ellerinle birleştir."
Kast ettiği şeyi anlayarak yutkunduğumda iki elimle g*ğüslerimi sıktım. O ise aynı saniyelerde *rkekliğini ikisinin arasına itti ve kesik kesik s*lumaya başladı. Bu esnada ileri geri yapıyordu. Bir elini de dudaklarıma yasladığında minik bir öpücük vererek gülümsedim. Onun yüzü kızarmıştı ve sıkıntılı bir s*luma ile erkekliğini çıkardı. Aynı saniyelerde yüzüme yaklaştırdığında ağzından yalnızca iki kelime döküldü ve benim cevabımı dahi beklemedi.
" Dişlerini değdirme. "
*ğzımın içinde hissettiğimde gözlerim en sonuna dek açıldı. Bu esnada o *tmeye devam ediyordu. Kusma refleksim devreye girdiğinde hissederek *eriledi ama aynı saniyelerde yeniden *tti. Neredeyse b*ğazıma geldiği için gözlerimden yaş geldiği an ise ani bir hareketle çıkararak g*ğüslerime yöneldi. Bu esnada kesik kesik soluyordu ve yeniden emir veriyordu.
" Okş*. "
Yutkunarak emrini yerine getirdiğimde bir küfür mırıldanarak başını geriye attı. Ardından s*rtliği daha da çok oldu ve ani bir hareketle yeniden bana bakarak elimden alıp kendisi yapmaya başladı. Bakışları g*ğüslerimdeydi. Çok geçmeden *lık ve b*yaz s*vıyı onların üzerine bıraktığında yüzünde hiç görmediğim türde bir ifade vardı. Her yanı kırmızıydı ve bu hali oldukça çok hoşuma gitmişti.
Kavga esnasında edindiği öfkeyi bedenimden çıkarmıştı. Bu çok barizdi. Ama hiçbir şikayetim yoktu. Aksine bundan sonra onu daha sık sinirlendirmem gerektiğine karar verdim.
............................
Tenlerimizin hasretinin dinmesi gece yarısını bulmuştu. Göğsünde bitkin düşüp uyumuşum daha sonra. Uyandığımda hava aymaya başlıyordu.
Güçlükle yerimden doğrulup giyinirken istemeden uyanmasına sebep olmuştum.
O ise benden hızlı davranıp giyindi. Ardından beni eve bıraktığında kimseye görünmeden odama adımladım.
Zar zor yatağıma uzandığımda popomda bir acı hissettim. Acı bir tebessüm edip gece yaşananları düşünürken uyuyakalmışım .
Uyandığımda saat öğleye geliyordu. Komodinde bulunan telefonu elime aldığımda çoktan günaydın mesajımın atıldığını gördüm.
♡ : Günaydın yavrumm
Yüzümde büyük bir gülümseme oluştu.
Günaydın sevgilim
♡ : İyi uyudun mu ?
Seninle olan uykumu kast ettiysen bebekler gibii
♡ : Güzelll. Bu gece de bebekler gibi uyumaya ne dersin?
Sırıttım kısa bir an. Midemde kelebekler uçuştu. Daha sonra biraz nazlanmak istedim .
Düşünmem lazım...
♡: 7 gibi alırım seni.
Düşünmem lazım demiştim.
♡: Düşündün ya işte.
Bir dakika bile olmadı.
♡ : Sana kaç dakika lazım?
Sırıtışım büyüdü. Kıkırdadım.
Bilmem ki...
♡ : Bu konuşmaya baş başa devam edeceğiz. Daha ikna edici olacağım.
Mesajı okuduktan sonra derin bir nefes vererek telefonu komodine bıraktım. Akşam buluşup buluşmamaya evin durumuna göre karar verecektim.
Yavaş ve temkinli adımlarla banyoya ilerledim. Üzerimdeki her şeyi usulca çıkarıp kendimi suya bıraktım.
Detaylı ve uzun bir duşun ardından giyinerek Nare'nin odasına gittim.
Dün eve hayli geç döndüğüm için Alper'e görüşmek istediğimi söyleyememiştim. Ayrıca küçük meleğimi bütün gün görememek onun özlememe sebep olmuştu.
İki kez tıkladığım kapıyı onun tiz ama tatlı sesiyle gel demesiyle açtım.
Kahverengi saçlarını balık sırtı örmüş üzerine ise mavi bir eşofman takımı giyinmişti. Hafif çekik kahve gözleri ve tombul yanakları mavinin en güzel tonunda oldukça güzel görünüyordu.
Yaşıtlarına göre biraz kiloluydu. Doktorların söylediğine göre hormon bozukluğu neticesinde ortaya çıkan bir sorunmuş. Çok normaldi. Onun yaşlarında çoğu ergenin yaşadığı bir durumdu. Ama Şevval ve Tuğrul bunu öyle abartıyordu ki Nare siyah dışında neredeyse hiçbir renkte giyinmiyordu. İçine kapanık bir çocuktu. Bunu elimden geldiğince aşmaya çalışsam da bu evde pek mümkün görünmüyordu.
Göz göze geldiğimizde gülümsedim. Üzerindeki takımı spora giderken giymesi için ben almıştım. Galeriden kazandığım, kendi emeğim olan parayla.
Gerine gerine ablamın hediyesi diyemese de alışverişte kendisi almış gibi konuşmak zorunda kalsa da içten içe bu hediyem için mutlu olmuştu. Öyle ki aylar sonra siyah dışında bir renge bürümüştü tenini. Bense sırf bu yüzden, bilerek ona bu renkte bir takım almıştım.
Hayran hayran izlediğimi görünce gülümsedi.
" Nasıl? Olmuş mu abla ? "
Ona doğru yaklaşıp tombul yanaklarını sıktım.
" Çok güzel olmuş bebeğim. "
Daha sonra yanağına sulu bir öpücük bıraktım.
" Ya abla ! Yapma şunu. "
Diğer yanağını da öptüğüm esnada geri çekilmeye çalıştı.
" Ne yapayım? Çok seviyorum. "
" Ben sevmiyorum. "
Küçük bir kız çocuğu gibi iki elini önünde birleştirdiğinde kahkaha attım.
" Hâlâ çocuksun sen. "
Ellerimle yüzünü tutup daha ıslak bir öpücük bıraktım.
" Ama benim çocuğum. "
O ise aynı saniyelerde çaresizce itmeye çalıştı beni. Öpülmekten pek hoşlanmıyordu .
" Ya dur ! Tamam tamam. Söz bir daha ödevlerimi sana yaptırmayacağım. "
Kahkaha atarken onu rahat bıraktım. Geçen gün son güne bıraktığı projesini sabaha kadar uykusuz kalarak beraber yapmıştık. Evde bu tarz işlere eli yatkın olan tek kişi bendim çünkü.
Üstünü silkeleyip derin bir nefes verdi.
" Kahvaltıya inelim hadi. Babamın işi varmış şehir dışında. Birkaç gün daha yok. Annemde dedeme gitti. "
Kaşlarım merakla havalandı.
" Narin ? "
" Tercihler için okula gitti o. Müdürle konuşacakmış. Almanya'daki bir üniversite için. "
Kalbimde bir sancı oluştu. Acı bir gülümseme yayıldı yüzüme. En azından diğer kızlarına daha adil davranıyor dedim içimden.
" Hayırlısı olsun. "
Diyebileceğim tek şey buydu. Çoktan kabullenmiştim kaderimi. Çevremdeki herkes kariyeri için çaba gösterirken ben onların mutluluğunu hayranlıkla izlemekten öteye gidemiyordum.
Nare birkaç kez ağzını aralayıp kapattı. Pişman olmuştu belli ki. Üzüleceğimi tahmin etmeden anlık olarak söylemişti. Onu daha fazla üzmemek için sahte bir gülümseme yerleştirdim yüzüme.
" E hadi, kahvaltı yapalım."
O da aynı şekilde sahte bir gülüş yerleştirdi yüzüne. Konuşmadan anlaşabilmek bazen hayatı daha yaşanabilir kılıyordu .
" Kahvaltıdan sonra spora gideceğim ben. "
" Güzel. Bende evdeyim tüm gün."
Konuşurken bir yandan bahçeye indik. Hava oldukça güzeldi. Derin bir nefes çektim içime. Yazı çok seviyordum.
Sandalyeme kurulduğumda ağzıma bir dilim kıymalı börek attım. Enfesti.
Nare ise avakadolu salatasını tabağına almakla meşguldu.
Bu lezzetsiz görüntüye tahammül etmek zorunda olmadığım için şükrettim. Daha sonra aklıma gelenle öne atıldım .
" Nare..."
Bakışları bana döndüğünde sorgular bir ifade vardı yüzünde.
" Alper'le konuşmam gerekiyor."
" Arasana. "
Bıkkın bir nefes verdim. Bakışlarımla etrafta biri olup olmadığını kontrol ettim. Kısık sesle konuştum daha sonra.
" Telefonum olduğunu bilmiyor."
" Neden söylemedin? "
" Eskisi gibi değil ki bana karşı. Mesafeli."
Çatalını bırakıp doğruldu.
" Ahmet amca işleri ona devrediyormuş. Çok yoğun çalışıyor yani. O yüzdendir."
Öyle olmasını diledim içimden. Cidden onunla dostça sohbet etmeyi özlemiştim.
Ağzımı araladığımda Nare öne atıldı.
" Ha bu arada, Amerika'ya gitmiş dün gece. Annem ' Bir iki ay gelmez daha .' dedi."
Yutkunurken içime bir ağırlık çöktü. Mecburen telefonda soracaktım ona.
" Onunla gerçekten konuşmam gerekiyor Nare. "
Elini telefonuna atıp bana uzattı.
Düşünmeden telefonunu Alıp Alper'i aradım. Telefonu kapalıydı. Sıkıntılı bir nefes verdim.
" Kapalı. "
" Ne konuşacaksın ki ? "
Nare'nin olan bitenden haberi yoktu. Olmaması da gerekiyordu. Tuğrul'un kolunu Alparslan'ın kırdığını bilmesi onun yaşında bir çocuk için çok fazlaydı. Üstelik Tuğrul ve Alper'in işlerinden de bi haberdi. O yüzden bu soruyu geçiştirmek en doğrusu olacaktı.
" Boşver şimdi sen onu. Spora gecikmiyor musun ? "
Kolundaki saati kontrol etti.
" Evet. Çıktım benn."
Bardağının dibinde kalan meyve suyunu içip ayaklandı. Bense onun ardından sakin bir şekilde sürdürdüm kahvaltımı.
Alper'e ulaştığımda sormam gerekeni soracaktım. Şimdilik bu mevzuyu kafamda bir yere kaldırıp şu ana odaklanmak istedim.
Odama döndüğümde telefonum titriyordu. Evde birinin duyma ihtimaline karşı genelde sessizde tutuyordum.
Çalışma masama doğru ilerleyip telefonu elime aldım. Arayan Alparslan'dı.
Çalışanlardan başka kimse olmadığı için biraz rahat olsam da her ihtimale karşı kapıyı kilitlemek istedim.
Yatağıma uzanıp telefonu açtım daha sonra.
" Alparslan? "
" Hazan ? "
Kaşlarım çatılırken saçımla oynamaya başladım.
" Neden aradın? "
" Arayamaz mıyım yavrum ? "
Sesi erkeksi ve eğlenir bir tondaydı.
" Ben öyle birden Hazan diyince... Bir şey oldu sandım."
Kıkırdadığını duydum.
" Adın Hazan diye biliyorum ama ..."
Eğlenmek istiyordu. Ya da yalnızca dalga geçiyordu. Zevkle kabullendim isteğini.
" Baharım , yavrum ya da güzelim diyebilirdin. "
" Hımm, anlaşılan küçük sevgilim ilgi istiyor. "
Bu kez ben kıkırdadım. Doğruydu. Onun ilgisi inanılmaz hoşuma gidiyordu.
" Öyle." Dedim e yi uzatarak. Saçlarımla oynamaya devam ederken derin bir nefes verdim.
" Sende biraz bana ilgi ver yavrum. Öldük bittik burda."
Onun kadar sık iltifat ve hoş söz etmememden yakınmıştı. Oldukça haklıydı. Ama utanıyordum. Bu utanç kalbimden geçenleri dile getirmemi zorlaştırsa da kendime meydan okumaya karar verdim.
" Dün gece yeterince ilgi verdiğimi düşünüyorum ama ..."
Büyük bir kahkaha attı. Görmesem de gamzelerinin yüzüne yerleştiğine emindim.
" O ayrı. Ben sözlü olandan istiyorum. "
Dişimi dudaklarıma geçirdim.
" Sana olan aşkımdan söz etmiş miydim hiç? "
" Yani..." Dedi a harfini kinayeli bir şekilde uzatarak.
" Çok aşığım desem yeterli olur mu ? "
Bunu söylerken bile kalbim yerinden çıkacak gibi oluyordu.
" Cık . Hiç sanmıyorum. "
" Peki. "
Dilimi dudaklarımda gezdirdim birkaç saniye. Ne söyleyeceğimi düşündüm.
" Gördüğüm en yakışıklı erkek sensin. Hatta gözlerin.... Şiir gibi. Her bakışımda yeniden aşık oluyorum."
Sözlerim karşısında ben bile sekteye uğradım. Kendimden bu kadar net bir itiraf beklemezken Alparslan kısa bir süre sessiz kaldı. Anlaşılan bunu o da beklemiyordu .
" En beğendiğin yer gözlerim demek? "
Düşünmeden verdim cevabımı.
" Hayır. Gamzelerin. Ama ikinci sırada gözlerin var."
" Ben en çok saçlarını seviyorum yavrum. "
Bakışlarım istemsizce dakikalardır oynadığım saçlarıma gitti. Elimi çektim daha sonra. Düzeltmeye çalıştım oynayarak bozduğum tutamı .
Daha sonra hâlâ bir cevap vermediğimi hatırlayıp aklıma ilk geleni dilime döktüm.
" Senin saçların da çok güzel."
Oldukça gür bir kahkaha attı. Haklıydı. Bir erkeğe saç iltifatında bulunmak cidden komikti. Yanaklarımın kızardığını hissettim.
" Nesi güzel yavrum? Klasik erkek saçı işte. "
Saçmalığımı toparlamak adına bir şeyler geveledim.
" Öyle deme. Çok yumuşak bir kere. "
Bir elimi başıma attım. Saçmaladıkça saçmalıyordum. O yeniden gülmeye başladığında yerin dibine girmek istedim.
" Öyle diyorsan öyledir güzelim. Eee... Akşam kaçta buluşuyoruz? "
Yutkunurken boğazımı temizledim. Evde kimse yoktu. Tuğrul ve Kenan akşam evde olmayacaktı. Yani buluşmak için çok uygun bir zamana denk gelmiştik.
Aklıma uzun süredir ertelediğimiz bir buluşma geldi. Aramızda birkaç ay önce şöyle bir konuşma geçmişti.
İçimi bir süredir kurcalayan şeyi çekingen bir tavırla dile getirdim.
" Alparslan Elif' e ne zaman gidebiliriz?"
Belimde olan eli hafifçe belime düşen saçlarımı okşamaya başlarken sorgular bir ifadeyle bana baktı.
" Elif'e mi ?"
" Beni görmek istiyordu ya. "
Birkaç hafta önce Alparslan Elif'in tamamen iyileştiğini dile getirmişti. Uzun zamandan beridir ona verilmiş bir lunapark sözüm ve görüşme isteğim mevcuttu. Üstelik hayatını kurtardığım için Arslan abi evine davet edip özel olarak ağırlamak istediğini söylemişti.
Artık cesur olmayı öğrendiğim için özellikle Tuğrul'un evde olmadığı gecelerde daha normal saatlerde evden kaçabiliyordum. Normalden kastım akşam 8 ve sonrasıydı. Herkes yemekten sonra odasına çekilince Nare dışında yanıma gelen kimse olmadığı için yokluğum fark edilmiyordu.
Hafifçe başını aşağı yukarı sallayarak tebessüm etti.
" Onu görmek istiyorsan abimle konuşabilirim. "
Hevesle öne atıldım.
" Olur. "
Derin bir nefes verirken buklelerimle oynamaya başladı.
" Benle buluşacağın zaman böyle heyecanlanmıyorsun. "
Kıkırdadım.
" Sen az önce beni yiğeninden mi kıskandın? "
Ters ters bakarken başını aşağı yukarı salladı.
" Biz buluşalım diye toplantıyı iptal ediyoruz. Hatun Elif'e gidelim diyor."
Kaşlarım havalandı.
" Hatun ? "
Kolunu omzuma atarak kendisine çekti bedenimi.
" Hatunum değil misin ? "
Sorgular bir ifadeyle sordu sorusunu. Aynı ifadeyle karşılık verdim.
" Öyle miyim ? "
" Öylesin. "
Bakışlarımız kesiştiğinde usulca gözlerimi kapattım. O ise yavaşça yaklaşarak dudaklarımız arasındaki mesafeyi sıfırladı.
Bugünün Elif'i görmek için kusursuz olduğuna kanaat getirdim. Hevesim içimi doldururken konuşmaya başladım.
" Bu akşam Elif'i görebilir miyim ? "
Telefonun ucundan birkaç saniye ses gelmedi. Kapanmış olabileceğini düşünüp kulağımdan çektiğim esnada hırıltılı bir ses duydum.
" Neden bu akşam ? "
" Tuğrul evde değil. Rahatça dışarı çıkabilirim. O yüzden. "
"Güzel. Gece uzun olacak. "
Sesi az öncekinin aksine oldukça keyifliydi. Dişimi dudağıma geçirirken kadınlığımda bir sızı oluştu.
" Soruma cevap vermedin."
" Abime soracağım. Dayı İstanbul'a dönmüş. Onlarla birlikte olabilir. "
İçimde tuhaf bir merak oluştu. Bütün ailesi bir aradaydı. Aslına bakılırsa bu benim için mükemmel zamanlamaydı.
" Dayı oradayken görüşemez miyiz ? "
" Hayır. O yüzden söylemedim. Görüşebilirsiniz. Sadece... Neyse ben halledeceğim. "
Kalbimde bir sıkıntı peydah oldu. Sözleri isteksiz geliyordu.
" Görüşmemizi istemiyorsan söyleyebilirsin. Alınmam. "
" Hayır. İstemesem en başta teklif etmezdim. Müsait olup olmayacaklarından emin değilim. "
" Sorarsın o zaman . Değillerse başka zaman gideriz. "
" Öyle yapacağım. "
Sesi keyifsiz ve isteksiz geliyordu. Buna daha fazla tahammül edemeyip içimden geçenleri dile getirdim.
" Niye böyle davranıyorsun ? "
" Nasıl davranıyorum? "
" Ailenle tanışmak hayatına dahil olmak istiyorum. İsteksiz davranıyorsun. "
Tanımaktan kastım Dayı'ydı. Ona verdiği değeri aradığında toparlanıp ses tonunu düzeltip aramayı cevapladığı bir gün anlamıştım. O günden beri normalde olduğundan daha çok tanımak istedim onu. Alparslan'ın bu denli saygı duyup sevdiği adamı görmek istiyordum.
" Hayatım sensin. "
Konuşmaya devam ettiği esnada sözünü böldüm. Bu mevzu biraz olsun sinirlenmeme sebep olmuştu.
" Hayatına dahil olan diğer insanları hiç görüp bilmezken mi hayatınım? "
" Yavrum, isteksiz de değilim. Ailemi tanımanı da istiyorum. "
" Sorun ne o zaman ? "
" Yorgunum Hazan. Seni eve bıraktıktan sonra uyumadım. "
" Neden ? "
" İşlerim vardı. Neyse. Ben ayarlayacağım. Sen akşam için hazırlan."
" Emrivaki yapmış gibi hissediyorum. "
Bıkkın bir nefes verdi.
" Hayır güzelim. Öyle düşünme. Akşam için hazırlan yeter. Tamam mı? "
" Tamam. "
Telefonu kapatırken boşluğa daldım. Hevesim bir noktada kırımış olsa da yorgun olabileceğini düşünerek modumu yerine getirmeye çalıştım. Ardından dolabımın başına geçerek ne giyeceğimi düşünmeye başladım.
Elim geçen gün aldığım krem rengi keten takıma gitti. Üstü kısa kollu bel hizasında bir gömlekken altı keten pantolondu. Şık bir takımdı. Spor ayakkabı ile biraz daha günlük hâle getirebileceğimi düşünerek elime aldım .
Pahalı bir markadan almıştım. İndirime denk getirip yarı fiyatından az bir meblağ ödemiş olsam da marka takıntım olmamasına rağmen bu markadan sırf Alparslan'ın yanında giyinmek için alışveriş yapmıştım. Bu alışverişi iyi ki yaptığımı düşünerek iç çamaşırı seçme kısmına geçtim. Bu çok daha önemliydi .
Üstüme açık renk giyineceğim için beyaz çicek detaylı tüllü bir takım giyinmeye karar verdim. Ayakkabı olarak ise beyaz spor ayakkabılarımı seçtikten sonra özenle giyindim.
Takım tahmin ettiğimden de güzel olmuştu.
Saçlarımı düzleştirip makyaj yaptım daha sonra. Bu gece için inanılmaz özenli hazırlanmıştım. Açık konuşmak gerekirse oldukça heyecanlıydım.
Onun tüm ailesiyle bir arada olmak tahmin ettiğimden çok daha heyecan vericiydi.
Bütün hazırlıklarım bittiğinde saat 19.30 civarındaydı. Alparslan'a mesaj atmaya karar verdim.
Ben hazırım.
♡ : 10 dakikaya oradayım.
Yüzüme bir tebessüm yayılırken Nare' nin odasına giderek çıktığımı haber verdim. Ve tabii ki çanta ödünç aldım. Beyaz ya da o tonlarda çantam yoktu. Bej rengi mini bir çanta aldım ondan. Orjinaldi. Şevval yaş gününde hediye etmişti. İçine telefonumu kartımı ve rujumu koyduktan sonra arka kapıdan dikkatlice çıktım.
Şevval ve Narin hâlâ eve gelmemişti. Bu benim için oldukça iyiydi. Tuğrul yokken ikisinin de evde pek vakit geçirdiği söylenemezdi.
Alparslan'ın beni arabayla bıraktığı yere ulaşana dek içim kıpır kıpır etmişti. Nihayet vardığımda arabanın içinde telefonuyla oynadığını gördüm. Beni fark edince telefonu kapatıp dışarı çıktı.
Kollarını açtığında hızla ona koşup boynuna doladım kollarımı. O ise boynumdan içli bir nefes çekti.
" Baharım..."
" Sevgilim..."
İki eliyle yüzümü avuçladığında dudakları keyifle yukarı kıvrıldı . Ona nadiren de olsa sevgilim diyordum. Daha sık yapabilmek için utancıma savaş açsam da sonuç hep başarısızdı.
" Gidelim mi ? "
Başımı olumlu anlamda salladım. Arabaya binip kemerimi bağladığımda gaza bastı.
Kalbim yerinden çıkacak gibiydi. Heyecanımı bakışlarımız kesiştiği an dile getirdim.
" Çok heyecanlıyım. "
" İlk tanışman değil ki baharım. Neden heyecanlısın? "
Derin bir nefes verip dudaklarımı dişledim.
" Abin ve Elif'le tanışıyorum. Ama Dayı'yı ilk kez göreceğim. Nasıl biri? Aksi mi ? "
" Asla. Çok babacandır. Zaten ben senden bahsettim. Korkmana gerek yok güzelim. "
Sıkıntılı bir nefes verip cama döndüm.
" Yine de biraz tedirginim."
Bir eli elimi bulduğunda usulca dudaklarına kapattı.
" Fazla kalmayacağız zaten. "
Bakışlarım yeniden ona döndüğünde gözlerini yoldan ayırmadan konuştuğunu fark ettim .
" Neden , İşin mi var? "
" Geceye baş başa devam edeceğiz."
Bakışları anlık olarak beni bulduğunda göz kırptı.
Göz devirdim bu hareketine.
" Bana sormadan planlar yapılmış ."
Sitemkar çıkan sesim yüzünde arsız bir gülümseme oluşturdu.
" Sabah konuştuk ya."
Sorgular nitelikteki sorusuna havalanan kaşları eşlik etti. Sormuştu ama cevabını almamıştı.
" Düşüneceğim dedim."
" Tüm gün düşündün."
Bıkkın bir nefes verdim. Emrivaki yapıyordu. En sevmediğim ve onun da sevmediğimi bildiği huyuydu.
" Düşündüm ve geceye evde devam etmeye karar verdim. Kendi evimde."
Sözlerim gerçeği yansıtmıyordu. Tabii ki onun evine gidecektim. Ama yaptığını telafi etmesi için anlık olarak böyle bir şey çıkmıştı ağzımdan.
Arabayı yavaşlatırken şaşkın bir ifadeyle yüzüme baktı.
" Ne ? "
Bakışları sözlerimden pişman olmamı sağlamıştı. Yine de lafımı geri alamadım.
" Duydun işte. "
" Öyle mi ? "
" Öyle."
Peki der gibi başını salladı. Ardından hızlanarak arabayı ilerletti.
Geceye onunla devam etmeyeceğimi söylediğim için kızgındı.
Pişmanlıkla onun kızgınlığını izledim yol boyu. Araba boğazın karşısında bulunan büyük beyaz bir yalının önüne geldiğinde yavaşladı.
Kapıda bulunan iki adam Alparslan'a baş selamı verirken otomatik kapı açıldı. O esnada camdan etrafı inceledim.
Oldukça geniş bir bahçesi vardı. Boğaz kokusu etrafı sararken yoğun bir çam kokusu aldım. Bahçenin etrafı büyük çam ağaçları ile doluydu. Yalı ise kar beyazı olmasının yanı sıra oldukça lüks görünüyordu.
Alparslan kemerini çözüp beklentiyle yüzüme baktı. Tavır yapıyordu. Buna karşılık olarak kemerimi çözdüğümde arabadan çıktı. Bende peşinden çıktığımda koşar adım yanına ilerleyip elini tuttum. Daha sonra yanağına sulu bir öpücük bıraktım. Tebessümle karşılık verdi bu hareketime.
Küs kalmak bana göre değildi. Emrivaki yapmasına alındığımı anlasın diye öyle söylemiştim. Anlamamıştı. Kendimi açıklayıp konuyu uzatmaktansa kestirmeden giderek barışmaya karar vermiştim.
" Barıştık mı? "
" Bir öpücükle kurtulamazsın. "
Başımı havaya kaldırarak yüzüne yaklaştım. En tahrik edici bakışımı yüzüme yerleştirdiğimde içli bir nefes verdim. Onu kendi silahıyla vurmaya hazırlanıyordum.
" Daha ikna edici yöntemler biliyorum. "
Yutkundu.
" Göstermeye ne dersin? "
Kapının önüne geldiğimizde adımları duraksadı.
" Geldiğimiz gibi hemen gidebiliriz buradan. Evdekilere bir bahane uydururuz. "
Elimi göğsüne koyup göz kırptım.
" Sabırlı ol. "
Ardından zile bastığımda ağzının içinde birkaç küfür mırıldandı. Kıkırdayarak cevap verdim bu hareketine.
Çok geçmeden 20 ' li yaşlarının başında esmer bir genç kız açtı kapıyı. Üzerinde bulunan kıyafetten çalışan olduğunu anladım.
Tebessüm ederek eliyle içeriyi işaret etti.
" Hoş geldiniz. "
" Hoş bulduk. " Dedim en içten gülümsememle.
Alparslan elimi daha sıkı kavrayarak içeri yönelmemi sağladı.
Adımlarımız kasvet dolu bir salonda durdu.
Yerler ahşaptı. Boydan boya cam olan salonun duvarları koyu bir bej tonundayken antika deri koltuklar siyahtı. Ortadaki ahşap sehpanın üzerinde gümüş aksesuarlar mevcutken şöminenin yanında kükreyen bir aslan büstü vardı.
Alp başını sol tarafa çevirip boğazını temizleyince o yöne daldım bende.
Odanın diğer tarafında bulunan camın önünde Arslan abi ve Dayı olduğunu düşündüğüm kişi manzaraya dalmış kendi aralarında sohbet ediyorlardı.
Gelişimizi fark edince bize doğru yürümeye başladılar.
Yaklaştıklarında Alp'in elini bıraktım. Karşımızdaki onun baba saydığı biriydi. Saygısızlık olmaması için yaptığım bu hareket hoşuna gitmemiş olacak ki yeniden sıkıca elimi tuttu.
" Oo evlat! Hoş geldiniz. "
Dayı Alparslan'a itafen konuştuğunda o en içten gülümsemesini yerleştirdi yüzüne.
Elili yaşlarının başında görünüyordu. Siyah saçlarına hafifçe düşen kırlar ışıkta parlıyordu. Boyu Alparslan'a göre kısaydı ve zayıf bir adamdı. Yer yer kırışıkla bezenmiş mavi gözleri bu kez beni buldu.
" Asıl sen hoş geldin Dayı'm. "
Bakışları kısa bir an gözlerimde takılı kaldığında içtenlikle gülümseyip elini uzattı.
Elimi Alparslan'ın elinden usulca kurtararak samimiyetle onun elini sıktım.
" Hoş geldin kızım. "
" Hoş bulduk efendim."
Küçük bir kıkırtıyla karşılık verdi tepkime. İlk defa sevgilimin ailesi ile tanışıyor olmanın vermiş olduğu heyecanla karışık mahcupluk vardı halimde.
Yeniden Alparslan'a baktı bu kez. Gülümseyerek başını aşağı yukarı salladığında Alparslan göz kırptı.
Konuşmadan anlaşabilmeleri samimiyetlerini simgelese de bu konuşmamın benim hakkımda oluşu merak etmeme sebep oldu.
Dayı'nın arkasinda bulunan Arslan abi öne atılarak başıyla selam verdi.
" Hoş geldin Hazan. "
Aynı şekilde başımı eğerek karşılık verdim bu hareketine. Hiç değişmemiş aksine gençleşmiş görünüyordu. Elif'in sağlığına kavuşması onu güzel etkilemişti.
" Hoş bulduk."
" Durmayın öyle ayakta. Gel kızım böyle."
Dayı eliyle koltuğu işaret ettiğinde o yöne ilerleyip oturdum. Alparslan da yanıma oturduğunda bir elini bacağıma koymuştu. Heyecanlı olduğumu fark ettiği için yapıyordu. Yanındayım demek için.
Dayı ve Arslan abi karşılıklı olarak oturduğunda Dayı derin bir nefes vererek konuşmaya başladı.
" Adını çok duydum Hazan. "
Yüzüne alık alık bakakaldım bu esnada. Ne cevap vereceğimi düşündüm birkaç saniye. Alparslan öne atılarak beni bu dertten kurtardı.
" Utandırma kızı. "
" Yalan mı evlat? Sen yokken abin haylazlıklarını anlatıp başımın etini yiyor."
Keyifle kahkaha atarak Arslan abi dahil oldu sohbete.
" Senle de hiç konuşulmuyor be Dayı'm.
Hemen yetiştiriyorsun. "
Alparslan da gülmeye başladığında Dayı ellerini havaya kaldırıp sitemkar bir tonda konuştu.
" Yaşlıya hürmet kalmadı bu evde. Başını ağrıtmayım koca çenemi tutayım diyemiyorsun. Eşek herif ! "
Üçü birden gülünce hafifçe tebessüm ettim bu hallerine. Alışık olmadığım şeylerdi bunlar. Kahkahaların inlettiği evlere ve mutlu ailelere alışık değildim. İçimden belki de bir gün bu aileye dahil olduğumda en az onlar kadar mutlu olacağımı düşündüm. Düşüncesi bile içimde umut tohumları ekerken Arslan abi bana döndü.
" Elif aylardır yolunu gözlüyor. "
Yüzümde bir gülümseme oluşurken hevesle konuşmaya başladım.
" Öyle mi ? O nerede ? Bende onu çok özledim."
" Geleceğini duyunca sana resim yapmak için odasına çıktı. Birazdan gelir. "
Gülüşüm büyürken Arslan abinin minnet dolu bakışlarıyla rastlaştım.
Ardından Dayı' ya döndü.
" Dayı sana Hazan'ın kızımın milyonda biri olduğunu söylemiş miydim? "
Bakışlarımı ona çevirdiğimde Dayı'nın gülümseyerek beni izlediğini gördüm.
" Söyledin ya. " A harfini uzatırken başını usulca salladı. Nefes verip devam etti.
" Bende sadece sarı kızımın değil bizim haylaz oğlanın da mucizesi dedim. "
Alparslan boğazını temizlerken Dayı kıkırdadı.
Ben ise utançtan ve ne diyeceğimi bilememekten kızarmış durumdaydım.
" Dayı."
Alparslan kinayeli bir biçimde zikretti adını. Anlaşılan o ki benim yanımda ona haylaz denilmesinden haz etmemişti. Oysaki benim hoşuma gitmişti bu. Gayette haylazdı çünkü. İlkokulda nasıl okuldan kaçtığına, az daha okulu yakacağına kadar anlatmıştı .
" Sen bakma bu haylaza. Gencecik yaşında bu kadar ihtiyatlı olman takdire şayan. "
Bakışlarını bir an olsun gözlerimden çekmezken gülümsüyordu. Aynı şekilde karşılık verdim.
" Teşekkür ederim. Ben yalnızca yapmam gerekeni yaptım. "
Başını aşağı yukarı sallarken kısa bir an Arslan abiye baktı.
" Ee acıktık yahu. Nerde kaldı bizim sarı kız ? "
" Gelir şimdi Dayı'm. "
Arslan abinin sözlerinin ardından Alparslan biraz doğrulup arkasına yaslandı.
" Eve yeni birini almışsınız. "
Bize kapıyı açan kızı kast ediyor olmalıydı.
Dayı da arkasına yaslandı aynı saniyelerde.
" Babanın akrabasıymış. İş istedi. "
" Araştırdınız mı? "
Arslan abi öne atıldı.
" Sen boşver bunları paşam. Abin halletti. "
İkisinin bakışları kesiştiğinde Alparslan sorgular bir şekilde baktıktan sonra önüne döndü.
" Yine de bende bir konuşayım. "
Dayı gülerek araya girdi.
" Hazan kızımın yanında söylenecek laf mı şimdi bu eşşoğlu? Abinle aranızda halledin. "
Yeniden ona baktığımda tebessüm ettim. Dakikalardır yapabildiğim tek şey buydu. Utanıyordum aslında. Ama benim dahil olabileceğim şeyler konuşulmuyordu.
Ağzımı açıp cevap vereceğim esnada bir patırtı duydum. Elif ayaklarını yere vura vura sevinçle bana doğru ilerliyordu.
Gözüme ilk hafifçe çıkan sarı saçları ilişti. Başında bone yüzünde maske yoktu. Kahve gözlerindeki parıltıya yanaklarındakı al gülümseme eşlik ediyordu. Üzerinde çok güzel pembe bir elbise vardı. Bir elinde ise muhtemelen bana yaptığı resim olan kağıt vardı.
Gelişini görür görmez ayağa kalkıp ona doğru ilerledim. İyice yaklaşıp kollarını açtığında ise dizlerimi kırıp sarıldım.
"Hazan abla! Çok özledim seni. "
Sesi cıvıl cıvıl çıkıyordu. Gülümseyerek tanıştığımız günden beri yapmak istediğimi yapıp yanağına sulu bir öpücük bıraktım.
" Bende seni çok özledim."
Yeniden gülümseyip sarıldı. Daha sonra elindeki kağıdı bana uzattı .
" Bak ! Bunu sana yaptım. "
Elime alıp inceledim resmi. Üzerinde pembe elbise olan kısa sarı saçlı bir kız çocuğu vardı. Bir elini siyah saçlı kırmızı elbiseli kadına, diğer elini ise sarı saçlı mavi elbiseli bir kadına uzatmıştı. Bu ev olduğunu düşündüğüm beyaz bir evin önündelerdi. Yeşil çim çizmiş çimlerin üzerine ise birkaç balon çizmişti. Gülümseyerek yeniden öptüm onu.
" Çok güzel olmuş bebeğim. Teşekkür ederim. "
Ellerini birbirine vurdu. Sağ işaret parmağını resme getirdi daha sonra.
" Baak ! Bu benim annem ."
Mavi elbiseli kadını gösterdiğinde yutkundum. Annesini hiç görmemiştim. Ne yazık ki Elif'te annesini bir kez bile görmemişti. Bakışlarım Alparslan'a kaydı.
Üzgün görünüyordu. Gözlerini kırptı. Bozuntuya vermedim bende.
" Annen çok güzel. Tıpkı senin gibi. "
" Gerçekten mi ? Babam da öyle söylüyor. "
Yerdeki balonları işaret ettim.
" Bir şey mi kutluyoruz? Yerlerde balon var. "
Sevinçle kıkırdadı. Başını aşağı yukarı sallarken gülerek konuştu.
" Annemin doğum günü . Onu kutluyoruz."
Annemin doğum günü...
18 Eylül...
Her yıl ölmeyi dilediğim o gün.
Elif küçücük yaşında o kadar güçlüydü ki... Annesinin doğum gününü hayalinde onunla birlikte kutluyordu. Üstelik bu kutlamaya beni de dahil ediyordu. İçimden kendime küfrettim. Elif kadar güçlü olamadığım için. Böyle bir günde buraya gelerek belki de Arslan abinin yasını bölmüş olabileceğim için.
Ortamda sessizlik oluşurken Dayı ayağa kalkıp resmi aldı. İnceledikten sonra Elif'in saçlarını okşadı.
" Pasta çizmemişsin sarı kızım. Beraber çizelim mi ? "
Elif başını kaldırarak ona baktı.
" Pastayı babamla birlikte sen getireceksin dede. O yüzden çizmedim. "
Acı bir tebessüm etti.
Alparslan da ayağa kalkıp yanımıza geldi. Bende yerimden doğrulup onun yanına kuruldum.
" Ben neredeyim Bal Arısı ? "
Elif eliyle evi işaret etti.
" Annem hediyeleri bahçede açmak istemiş. Sende onları getiriyorsun böcüş."
Alparslan gülerken Elif'i kucağına aldı. Yanağından öperken konuştu .
" Öyle mi ? Sen ne hediye aldın annene ? Önce senin hediyeni getireceğim."
Alparslan salonda ilerlemeye başladığında Dayı da arkalarından yürüdü. Onları takip edecekken bakışlarım yerine mıhlanmış gibi oturan Arslan abiye kaydı.
Yutkundum.
Nefes bile almıyordu sanki. Yaşadığı acı tahmin edilebilecek gibi değildi.
Ona baktığımı fark etmiş olacak ki yüzüme baktı. Gözleri dolmuştu. Acı bir tebessüm belirdi yüzünde.
Yanına ilerledim.
" Elif çok güçlü bir kız. Babasını böyle üzgün görmek istemez."
Başını aşağı yukarı salladı ve derin bir nefes verdi.
" Babası onun kadar güçlü değil. "
Reddederek başımı salladım.
" Hayır. Çok güçlü. Annesiz kalmış bir çocuğu tek başına büyütüp böylesine güzel yetiştirecek kadar güçlü. "
Sesim titrek çıkmıştı. Elif'e bakarken çocukluğumu anımsarken Arslan abiye bakınca Tuğrul'u yani maalesef babamı göremiyordum. Anın üzgünlüğü bana geçmişimi hatırlatmıştı .
Gülümserken onayladı. Gözünden düşen bir damla yaşı sildi daha sonra.
" Sen çok iyi birisin Hazan. Bu kadar iyi olma. "
Bakışlarım sekteye uğrarken ne demek istediğini düşündüm.
" Neden? "
" Bu dünya iyi kadınları taşıyabilecek kadar güçlü değil. Öyle olsa Güneş'im bugün burda kızının yanında olurdu."
Güneş Tufanlı, Elif' in annesi Arslan abinin ise ilk ve tek aşkıydı. Alparslan bütün ergenliğinin onların büyük aşkını izleyerek geçtiğini anlatmıştı. İmrenerek dinlemiştim bu aşkı. Arslan abi 5 yıl olmasına rağmen hayatına bir kadını almak şöyle dursun, hiç kimseye yan gözle dahi bakmamış.
Böylesine seven bir adamın kızına kötü bir baba olmasına imkan yoktu.
Sözlerinin etkisi beni yerime sabitlerken o doğrularak ayağa kalktı. Ne demek istediğini anlamış olsam da doğru olması içimi yakmıştı. Kadını erkeği olmadan dünya iyi insanlar için acımasız bir yerdi.
Ama bana bu cümleyi neden kurduğuna anlam verememiştim.
Cevap vermediğimi dahası kalakaldığımı görünce bir elini omzuma attı.
İrkildim.
" Hadi. Yemek odasına geçtiler. "
Ona doğru dönüp başımla onaylayarak peşinden ilerledim.
Büyük bir kapının önüne geldiğimizde arkasını dönüp tebessüm etti.
" Bu arada... Teşekkür ederim. Herşey için."
Bende tebessüm ettim.
" Teşekkür edilecek bir şey yapmadım. "
Kapıyı açtı daha sonra. Boydan boya cam olan odada yalnızca büyük siyah bir yemek masası vardı. Masanın tam arkasında duvara yapıştırılmış bir aslan kafası büstü bulunuyordu. Duvarın geri kalanı ise tablolarla doluydu.
Adımımı içeri attığım esnada Alparslan'la gözlerimiz kesişti. Çoktan yerine oturmuştu .Sorgular bir ifadeyle bakıyordu. İlerleyip yanına oturdum.
Dayı masanın ucunda otururken Elif onun hemen yanında yükseltilmiş bir çocuk sandalyesinde oturuyordu. Arslan abi ise Alparslan'ın tam karşısına geçti.
Alparslan kulağıma eğilip fısıltıyla konuştu.
" Ne konuştunuz? "
Bende fısıltıyla cevap verdim.
" Üzgündü biraz. Güçlü olmasını söyledim. "
Kısa bir an duraksadı. Daha sonra Elif'e bakıp neye üzülmüş olacağını anladı. Başını hafifçe salladı. Önüne döndüğünde ise Dayı eli ile servise başlanmasını işaret etti.
" Neyi sevip sevmediğini bilemedik kızım. Ama bizim kızların eli lezzetlidir."
Dayı bana bakarak konuşmuştu. Ben en içten gülümsememle karşılık verdim bu sözlerine.
" Teşekkür ederim. Çok yemek seçmiyorum zaten. Sadece sütlü şeylerle aram yoktur. "
Sorgular bir ifadeyle baktı.
" Süt sevmiyor musun ? "
" Hayır. "
Şaşkın bir ifadeyle karşılık verdi buna.
Ağzıma süt tadı geldi daha sonra. Yıllardır azalsa dahi hayatımı terk etmeyen o kabusla yüzleştim. Annem yerde yatıyor. Tuğrul bana süt içiriyor. Kızım diyor. Yavaşça uykuya dalıyorum.
Suyumdan bir yudum aldım daha sonra. Derin bir nefes alarak arkama yaslandım.
" İyi misin ? "
Alparslan kulağıma eğilip konuşmuştu. Gözlerimi yavaşça açıp kapatarak karşılık verdim bu sözlere.
" Elif süt çok sever. En çokta çilekli süt sever. "
Arslan abi neşeli bir tonda konuştu. Sözlerimin etkisi belli oluyordu. Gözleri hâlâ buğulu olsa da sesi neşeli geliyordu.
Elif kıkırdadı.
" Evet. Hazan abla biliyor ki. Çilek kızı çok seviyorum demiştim. "
" Evet bebeğim. Çilek kızı sevdiğin için çilekli süt seviyorsun değil mi ? "
Aslında çilekli süt sevdiğini söylememişti. Onu bozmamak için tahmin yürütmüştüm.
" Evet! Pembe saçımı da anlattım mı? "
Neşeyle kıkırdadım. Başımı aşağı yukarı sallayarak cevap verdim bu sözlerine.
" Evet güzelim. Anlatmıştın. "
Ben konuşurken Alparslan tabağıma ciğer koydu. Kısa bir an bakıştık. Gülümsedim . Alparslan'ın et aşkı yalnızca memleketinden değil aileden geliyordu. Masada etin ve mezenin binbir türlüsü mevcuttu.
Keyifle çatalıma ciğeri batırdım. İştahlı bir şekilde yediğim esnada eli bacağımı okşamaya başladı.
Hazırlıksız yakalandığım için öksürdüm . Alparslan suyumu uzattığında derin nefes alıp su içtim. Aynı saniyelerde ona öldürücü bir bakış atmakla meşguldüm.
" İyi misin kızım? "
Yeniden öksürüp boğazımı temizledim. Dayı'nın sorusuna ise daha sonra cevap verdim.
" İyiyim. İyiyim. Birden boğazıma kaçtı. "
" Olur öyle . Dikkat et kızım. "
Bana sürekli olarak kızım demesi hoşuma gitmişti. Kendi babam dahi kızım demezken ilk kez gören bir adamın bu kadar sevecen yaklaşıp bu sözü kullanması kalbimi yumuşatırken bir yandan da canımı yakmıştı.
Sohbet ederek keyifle yemiştik yemeği. En son ne zaman mutlu mesut yemek yediğimi hatırlamazken sıcacık bir ortamda leziz yemekler tatmak bana çok iyi gelmişti. Ayaklanıp salona geçtiğimiz esnada Dayı bana seslendi.
" Tatlı şöbiyet yaptırdım kızım. Seversin değil mi ? "
Yüzüme güzel bir gülümse yerleşti.
" Evet. En sevdiğim tatlıdır hatta. "
Gülümsememe eşlik etti. Ardından başını aşağı yukarı salladı.
" Öyleyse salona geçelim. "
Alparslan öne atıldı.
" Bize müsade. Tatlıyı başka zaman yeriz. "
Dayı'nın kaşları çatıldı.
" Nereye eşşoğlu? Yangından mal mı kaçırıyorsun? "
Bıkkın bir nefes verirken tebessüm etti.
" İşlerim var Dayı'm. Sonra. "
İşinin ne olduğunu bildiğim için sessiz kaldım.
" Kızın en sevdiği tatlı. Bırak yesin ,öyle gidersiniz. İşin kaçmıyor ya. Deyyusluk etme. "
Önce bana bakıp göz kırptı. Ardından Dayı'ya dönüp gülümsedi.
" Yolda yediririm ben ona tatlı. Gitmemiz lazım. "
Dayı omuz silkti.
Arslan abi öne atıldı aynı saniyelerde.
" Alparslan işle alakalı konuşmamız gerekiyor. "
Alparslan'ın bakışları bana döndü.
" Beş dakika bekleyebilir misin? Hemen geleceğim. "
Başımı salladım.
" Beklerim. Hallet işini."
Ardından onlar diğer koridora ilerlerken ben Dayı ve Elif'le salona geçtim. Elif resim yapıyordu. Dayı ise bakışlarını yüzümde gezdirmekle meşguldu .
Sevecen bir adama benziyordu. İlk andan itibaren bana karşı güzel yaklaşmıştı.
Arkasına yaslanırken bakışlarını yüzümden çekmedi.
" Baban ilişkinizi biliyor mu ? "
Hazırlıksız yakalandığım soru karşısında duraksadım.
" Hayır. Neden sordunuz? "
Gülümsedi.
" Sizli bizli konuşmana lüzum yok kızım."
" Bilmiyor. "
sözümü tamamlarken bize kapıyı açan çalışan içeri girdi. Yanıma yaklaşıp önüme bir tabak bıraktı.
Şöbiyet...
Dudaklarım keyifle kıvrılırken Dayı gülümsemeye devam etti.
" Teşekkür ederim. "
Çalışan dışarı çıkarken Dayı'nın önüne baktım. Boştu.
" Siz yemiyor musunuz ? "
" Şeker , tansiyon... Ne ararsan var evlat. Oğlanlar yasak koydu. "
Kıkırdayarak konuştu. Bende gülümsedim bu sözlere.
" Geçmiş olsun. "
Elini göğsüne koyarak cevap verdi sözüme.
" Şüphelendi mi ? "
Sorusuna karşın kaşlarım havalandı.
" Efendim ? "
" Baban şüphelendi mi ? "
Neden sorduğunu idrak edemezken cevapladım sorusunu.
" Şüphelense burada olamazdım. "
Tebessüm etti.
Bende tebessüm edip tatlıdan bir parça aldım. Çok lezzetliydi.
Ağzıma bir parça daha attığım esnada telefon çaldı. Cebimden çıkardığımda Alparslan'ın telefonu olduğunu fark ettim.
Toy arıyor...
Dayının meraklı bakışlarına karşılık olarak konuşmaya başladım.
" Şey... Alparslan'ın telefonu bende kalmışta. Toy diye biri arıyor."
Kaşları şüpheyle havalandı.
" Karşı koridorun sonunda soldan beşinci oda. Mühim olabilir. "
Anladım der gibi başımı aşağı yukarı sallayıp ayaklandım.
Tarif ettiği yöne doğru ilerledim daha sonra. Odaya yaklaştıkça yakınlaşan bir ses duydum.
"Böyle yaparak mı alacaksın intikamını?"
Arslan abinin sesi. Sitemkar bir tonda konuşuyordu.
"Ne yapayım lan ? Söyle. Senin yöntemlerini de gördük. Bu belayı başımıza sen sardın. "
Alparslan'ın sesi ise öfke ve nefret doluydu. Abisinden daha gür çıkan sesi adımlarımın duraksamasına sebep oldu.
Kesin kavga ediyorlardı. Şu an telefonu içeri götürmem doğru olmaz diye düşünerek geri döndüm. O esnada bir ses yükseldi.
"O KIZ- "
Sesin yükselmesiyle yeniden arkama döndüm.
"SİKERİM O KIZI DA, BU KIZI DA ! NE DEDİYSEM O ARSLAN TUFANLI ! "
Merakıma yenik düşüp odaya ilerlediğimde kapı sertçe açıldı ve Alparslan dışarı çıktı.
Beni görünce kaşları havalandı.
" Hazan ? "
Bir iki adım gerileyerek duraksadım. Yakalanmayı beklemiyordum. Hemde bu aşamada.
" Şey... Telefonun çaldı da, Dayı götür diyince... O yüzden geldim ben. "
Bir bana bir de titreyen elimle ona uzattığım telefona baktı. Elim aniden onu karşımda gördüğüm için yaşadığım şokla titriyordu.
" Titriyorsun . Bir şey mi oldu ? "
" Hayır. "
Dudaklarımı yalarken aklıma ilk geleni söylemek zorunda kaldım.
" Telefon kapanmasın diye... Hızlı geldim."
Tek kaşı havalandı. Az önce beni kapının önünde gördüğü için yanlış anlaması muhtemeldi.
Telefonu eline aldığında son aramalara baktı.
" Önemsizmiş. Boşuna geldin. Neyse gidelim hadi."
Eliyle elimi sertçe kavradı. Ardından kapıya doğru yönelmemi sağladı.
Evden çıktığımızda elimi daha çok sıktı. Bir adam arabayı evin önüne getirip baş selamı verdiğinde sertçe elimi bırakıp arabaya yöneldi.
Arkasından bakakalırken derin bir nefes verdim. Tartıştıkları için sinirli olmalıydı.
Peşinden arabaya bindiğim anda gaza yüklendi. Normalde olduğundan çok daha hızlı bir şekilde kullanıyordu arabayı. Ayrıca tek kelime dahi etmemişti. Yutkunarak konuşmaya karar verdim.
" Bir sorun mu var? Sinirlisin."
Bakışlarını yoldan ayırmadan cevap verdi.
" Ne olduğunu gayet iyi biliyorsun."
Yeniden yutkundum. Tam tahmin ettiğim gibi onları dinlediğimi düşünüyordu. Teknik olarak öyle olsa da isteyerek dinlememiştim.
" Hiçbir şey bilmiyorum. "
Başını aşağı yukarı salladı.
" Sormayacak mısın? "
Kaşlarım havalandı.
" Ne? "
" Abimle neden kavga ettigimi sormayacak mısın? "
Başımı olumsuz anlamda salladım.
" Beni ilgilendirmez. "
" Doğru."
Sinirli bir tonda konuşmuştu.
Tavrı ve sözleri kalbimde bir yankı oluştururken kendimi açıklamam gerektiğini fark ettim. Yanlış anlamıştı. Zaten sinirliydi bir de benim onları dinlediğimi düşünüp daha da sinirlenmişti.
" Ben bilerek dinlemedim sizi. Telefonu getirirken duydum."
Sesim ürkek bir ceylan gibi çıkmıştı. Bu tavrı korkutmuş ve kırmıştı beni."
Aniden fren yaptığında başım öne doğru gittiği için ellerimle araca tutundum.
" NE YAPIYORSUN ? "
" Sinirliyim. Özür dilerim. Bir şey oldu mu ? "
Önüme düşen saçı geriye atıp yüzüme baktı. Geri çekildim aynı saniyelerde.
" Ben mi sinirlendirdim seni ? "
Başıyla yalanladı.
" Saçmalama. "
Derin bir nefes verdim. Tavrı ve yaptıkları hoş değildi.
" Abinle olanlar beni ilgilendirmiyor. Şimdi evime bırak beni. "
Somurtarak arkama yaslandım. Doğrulup elini elimin üstüne yasladı.
" Özür dilerim. Sinirliyim. İstemeden sana yansıttım. "
Bakışlarımı ona çevirdiğimde az öncekinden daha yumuşak bakıyordu.
" Ben bilerek dinlememiştim sizi. "
Sesim nazlanır gibi çıkmıştı.
" Biliyorum güzelim. Benim hatam. "
Elimi dudağına götürüp öptü.
" Küs müyüz? "
Gözlerimi kaçırıp camdan dışarı baktım.
" Hayır. "
" Niye yüzüme bakmıyorsun o zaman ? "
Bıkkın bir nefes vererek isteğimi dile getirdim.
" Hatanı telafi etmeni bekliyorum. "
Saçlarımla oynamaya başladı bu noktada.
" Emrine amadeyim."
Tuttuğu bir tutam saçı öptü daha sonra. Tepki vermeyip camdan bakmaya devam ettim bende.
Doğrulup yeniden gaza bastığında ise beklentiyle yüzüne baktım. Hatasını telafi etmek için hiçbir girişimde bulunmamıştı.
Ara sokaklardan birine girip durdurdu arabayı.
" Hemen geleceğim yavrum. "
Merakla kaşlarım havalandı.
" Nereye ? "
Gülümsedi.
" Geliyorum şimdi."
Arabadan çıkıp binanın arka tarafına doğru ilerledi. Avuç içlerimi kaşıyarak bekledim onu. Abisiyle konuştuğunu intikam mevzusunu sormayı düşündüm kısa bir anlığına. Daha sonra vazgeçtim. Beni ilgilendirmiyordu. Ayrıca isterse o anlatırdı.
Dakikalar sonra onu gördüğümde yüzüme kocaman bir gülümseme yerleşti.
Elinde koca bir demet kırmızı gül vardı. Daha doğrusu kucağında. Buket o kadar büyüktü ki iki eliyle anca tutabiliyordu.
Arabanın kapısını açıp gülleri bana uzattığında sevinçle elime aldım buketi.
Aynı saniyelerde başımdan öptü. İki elimle sıkıca tutup kokladım. O kadar güzellerdi ki...
" Senin kadar güzel değiller ama... "
Yüzümdeki gülümseme yeşillerine bakınca büyüdü.
" Saçmalama. Çok güzel bunlar. Çok teşekkür ederim ."
Çiçeği kucağıma bırakarak sıkıca sarıldım ona. Ellerini belime dolayıp boynuma ıslak bir öpücük bıraktı.
Ayrıldığımızda yeniden çiçekleri koklayıp sarıldım. Ağzım kulaklarımda çiçeklerimi izlerken onun gülümseyerek bana baktığını fark ettim.
" Bakma öyle. Daha önce kimse çiçek almadı bana. Tahmin ettiğinden daha mutluyum o yüzden. "
Gülümsemeye devam ederken perçemimi düzeltti.
" İyi ki de almamış. Bir başkasının sana çiçek alması beni katil edebilir. "
Kıkırdadım. Yanağını sıktım daha sonra.
" Kıskanç haline bayılıyorum. "
Aynı yanağına sulu bir öpücük bıraktım bu kez . Yanağından tekrar öpeceğim esnada başını çevirerek dudağımı dudağına getirdi. Kısa ama tutkulu bir şekilde öpüştük daha sonra. Yeniden yerime kurulduğumda arabayı çalıştırdı.
" Çiçeği seçmek baya zor oldu."
Merakla yüzüne daldım .
" Neden ? "
" En sevdiğin çiçeği bilmiyorum ."
Düşünmeden yanıtladım onu. Adını ilk öğrendiğim çiçek en sevdiğim çiçekti.
" Papatya. En sevdiğim çiçek papatya. Ama gül de çok severim . "
Bakışlarını yoldan ayırmadan elimi dudağına götürdü.
" Anlaşılan benim küçük sevgilim papatyanın hikayesini bilmiyor . "
Meraklı bir ifadeye büründüm.
" Papatyanın hikayesi mi varmış? "
Başını olumlu anlamda salladı.
Neşeli bir tınıda devam ettim bende.
" Anlatsana hadi."
Bakışları anlık beni bulduğunda gamzelerini göstererek gülümsedi.
" Bir şartla. "
Gamzelerine bakarken daldım. En edalı sesimle yanıtladım onu.
" Ne şartı? "
Bakışları yeniden yolu bulduğunda elimi sıkıca kavramaya devam ediyordu.
" Benimle kahve içeceksin. "
Kıkırdadım.
" Şarta gerek yok ki. İçeriz ne olacak ? "
Derin bir nefes verirken bakışları yeniden beni buldu.
" Ama ben yapacağım kahveyi. Şefin özel kahvesi. "
Kahkaha attım. Gerçekten dur durak bilmiyordu.
" Ha şimdi anlaşıldı senin derdin."
En kinayeli tonumda konuştum. O ise başını aşağı yukarı sallarken gülmeye başladı.
" Bir dertliyim, bir dertliyim... Hiç sorma. Güya sevgilim ikna edici yöntemleriyle affettirecekti kendini. Kandırılmış hissediyorum."
Alaylı bir şekilde konuştuğunda yeniden kahkaha attım.
" Sende beni küstürdün ama. Eşitlendik."
" Tamam yavrum. Ben o ikna edici yöntemlere her zaman varım. Sen iste yeter ki..."
Derin bir nefes verirken kucağımdaki güllere baktım.
" Ben o şekilde affettirmeni istemiyorum ki. Hem affettim zaten. Koca bir demet gül almışsın. "
Kırmızı ışıkta durduğunda avuç içimi öptü. Daha sonra elimde birkaç yeri daha öperken konuştu.
" O zaman eşitlenmiş sayılmıyoruz. Ben kendimi affettirdim. Sıra sende."
Bıkkın bir nefes verirken ellerimi havaya kaldırdım.
" Pes ediyorum. "
Pes etmeye dünden razıydım zaten. Her öpücüğü altımda sızı oluştururken ıslandığımı hissetmeye başlamıştım. Ayrıca o bilmese de gelirken emrivaki yapmamış olsa hiç eve döneceğim demeyecektim. Aslında eve döneceğim derken bile eve dönmeyi düşünmüyordum. Ona daha doğrusu küçük Alparslan'a bağımlı hâle gelmiştim. Yalnızca iki kez yaşamış olmama rağmen başarmıştı bunu.
Kocaman bir gülümseme yerleşti yüzüne.
" Güzel. İşte duymak istediğim sözler bunlar. "
Bende gülümsedim. Ardından merakıma yenik düştüm.
" Tamam anlatacak mısın artık papatyanın hikayesini ?"
" Evde anlatacağım baharım. Yolda olmaz."
Yolun geri kalanını çiçeğime sarılıp koklayarak geçirdim. Alparslan ise güldü bu hallerime.
Hayatımda aldığım ilk ve en özel çiçekti.
Eve geldiğimizde Alparslan kahve yapmak için mutfağa gecti. Bense koltuğa ilerledim. Oturacağım esnada aklıma dün burada yaşananlar geldi. Altımdaki sızı büyürken bir kuruntu oluştu içimde.
Alparslan kahveleri sehpaya bırakırken bana döndü.
" Niye oturmadın? "
Merakla kaşlarım havalandı.
" Sen bu koltuğu sildin mi ? "
Önce koltuğa daha sonra meraklı bakışlarıma göz gezdirdi.
" Silmem mi gerekiyordu ? "
Yüzümü buruşturdum.
" Alp, bedenimizde ne kadar sıvı varsa aktı buraya. Tabii ki silmen gerekiyordu."
Yeniden koltuğa bakarken o anları anımsamış olacak ki gururlu bir ifade yerleşti yüzüne. Bakışları yeniden beni bulduğunda boğazını temizledi.
" Yavrum ben ne anlarım koltuk silmekten? "
Öne atıldım.
" Ben silerim ? Bez nerede? "
Hayatımda hiç koltuk silmemiş olsam da bunu yapmaya çok gönüllüydüm şu an. Temizlik anlayışı sıfırdı. Ayrıca elime yapışacak değildi.
Nazikçe kolumu tutup koltuğa ilerletti.
" Boşver şimdi koltuğu. Az sonra yeniden batacak zaten."
Sözlerini tamamlayınca göz kırptı.
Yaptığı imayı anlamak utanmamı sağlasa da ona belli etmedim. Omzuna vurdum bende.
" Aklından başka bir şey geçtiği yok."
Gülümsedi .
" Aklımı aldın. Suç benim mi ? "
Kıkırdadım. Dudağımı ısırdım. Kelebeğim yerinden kalkarken derin bir nefes verdim.
" Neyse. Kahve içelim hadi. Papatyayı anlat bana."
Koltuğa oturduğunda seri adımlarla yanına kuruldum. Daha sonra sehpaya uzanıp kahvemi uzattı. Kendi kahvesini de aldığı esnada konuşmaya başladı.
" Bu hikaye kelebekle papatyanın aşkının hikayesi baharım. Kelebek bir günlük ömründe papatyaya aşık olmuş."
Az önce hareketlenen kelebeğimi görebilecek gibi önce mideme daha sonra yer yer uğradığı kalbime baktım. Alparslan merakla yüzüme bakıyordu. Boğazımı temizleyip daha önce kelebeği araştırmış olmanın haklı gururuyla öne atıldım.
" Kelebekler bir gün yaşamazmış. Biliyor muydun ? "
Kıkırdadı.
" Şimdi öğrendim yavrum."
Ciddi ciddi oturup saatlerce araştırmıştım bunu. O kadar güzel bir canlının yalnızca bir gün ömrü olması üzücü gelmişti.
" Neyse. Sen devam et. Böldüm."
Derin bir nefes vererek devam etti.
" Ormanda uçarken görmüş papatyayı. Binlerce çiçeğin arasından onu görüp beğenmiş. Bir cesaretle yanına gidip arkadaş olmuş. Papatya da çok beğenmiş kelebeği. Konuşurken kısa süre sonra aşık olmuşlar. Ama ikisi de aşkını itiraf edememiş."
Bakışları beni bulduğunda perçemimi düzeltti.
Meraklı bakışlarım ona döndü.
" Neden ? Utanmışlar mı? "
Kendimden deneyimliydim bu konuda.
" Hayır. Cesaret edememişler desek daha doğru olur. Kelebek papatya gibi güzel bir çiçeğin ona bakmayacağını düşünmüş. Papatya ise kelebek aşkına karşılık vermezse onu kaybetmekten korkmuş. "
Ben ona olan hislerimi fark ettikten sonra ikisini de düşünmüştüm aslında. O bu kadar cesur olup niyetini belli etmese belki de şu an hâlâ kayalıkta sabahlıyor olacaktık.
" Ama kelebeğin bir gün ömrü vardı. Kaybedecek bir şeyi yok ki."
Haklı bir nida döküldü dudaklarından.
" O bir gün onun tüm ömrü. Bize göre kısa olabilir. Ama onun bütün ömrü. O yüzden tek bir saniye bile kaybetmek onun için büyük kayıp. "
Sözleri beynimde yankılanırken ne kadar haklı olduğunu fark ettim.
" Haklısın. Çok haklısın. Neyse yine böldüm. Devam et sen."
Gülümsedi. Kahvesinden bir yudum alıp devam etti.
" Önemli değil güzelim. Tüm gün sohbet edip gökyüzünü izlemişler. Akşam olduğunda ateş böceğini yıldızları saymışlar. Sabahın ilk ışıkları doğduğunda kelebek vaktinin geldiğini anlamış. Bu sefer kaybedecek hiçbir şeyi olmadığı için son nefesinde papatyaya ' seni seviyorum demiş. ' papatya sadece ' bende' diyebilmiş. Çünkü kelebek cümlenin devamını duyacak kadar yaşamamış. "
Şaşkınlıkla ağzım aralanırken bir efsaneden ibaret olan hikayeye dahi içimin parçalandığını fark ettim. Çok üzücüydü . Daha üzücü olan ise bu tarz olayların benzerinin yaşanmasının çok muhtemel olmasıydı.
" O kadar üzüldüm ki. Keşke cesaret edebilselermiş. Kelebek kendine güvenseymiş. "
Elimi tuttu.
" Herkes benim kadar cesur değil yavrum."
Göz kırptı daha sonra. Bense buna gülüp tepki veremeyecek kadar etkilenmiştim hikayeden.
" Eee? Sonra ne oldu ? "
Derin bir nefes alıp arkasına yaslandı.
" Papatya sevdiğine geç kalmanın acısıyla günden güne solmuş. Her döktüğü yaprakta ise 'seviyormuş ' demiş. Son yaprağı da döküldüğünde sevdiğine cennette kavuşmuş. İşte o günden beri sevdiğine sevdiğini söyleyemeyen herkes papatyaya sorar. ' Seviyor mu ? Sevmiyor mu? Diye."
Küçük çaplı bir aydınlanma yaşadım. Bende küçükken bir dönem sevdiğim biri olmamasına rağmen çok fazla papatyayı bu yüzden ziyan etmiştim. İçimden bütün o papatyalardan özür diledim.
Derin bir nefes verdim.
" Bu kadar üzücü bir hikaye beklemiyordum ben. Ama en azından cennette kavuşmuşlar. "
Gülümsedi. İçli içli dudaklarıma baktı sonra.
" Her olaya iyi yanından bakmana bayılıyorum güzelim. Ama gerçek hayatta öyle olmuyor o işler. Sevdiğine kavuşmayı koca bir ömür bekleyenler var."
Gülüşüne karşılık gamzesine dokundum bende. Ben şanslı olanlardandım. Sevdiğim yanı başımdaydı.
" Yine de çok üzücü. Artık papatyaya eskisi gibi bakamayacağım. "
Acı bir tebessüm belirdi yüzünde.
" Bakma baharım. Papatya geç kalınmışlığın simgesidir. "
İçimden onu sevmek için geç kalmadığıma şükrettim .
Gülümsedim sonra. Gamzesini okşuyordum hâlâ.
" O zaman artık en sevdiğim çiçek gül. Çünkü sen bana ilk gül aldın."
Kahveleri sehpaya bıraktı. Daha sonra dudağıma tutkulu bir öpücük bıraktı.
" Sen nasıl istersen öyle olsun baharım."
Derin bir nefes verdim. Öpücüğü ile kalbimde kıpırdanan kelebeğin gittiği çiçeğin gül olmasını diledim.
" Ben bu dünyada kavuşamamış aşıkları simgeleyen bir çiçeği sevmek istemiyorum. Uğursuzluk getirir."
Ellerimi tuttu.
" Bence de. Gül güzeldir. "
İçimden kelebeğe tekrar ettim. Gül güzeldir dedim. Güle git dedim daha sonra da.
Ellerim ellerini sararken başımı ona yaklaştırdım. Ani bir hareketle elimi bırakıp başımdan tutarak öptüğünde sert bir şekilde öpüşmeye başladık. Öpüşlerimiz derinleşirken gömleğini çıkardım. Aceleyle soyunmaya başladık daha sonra. Özlem haddinden fazlaydı.
Nihayet tenlerimiz birbirine kavuşunca derin bir nefes verdim. Onun olmak onunla olmak benim dünyadaki cennetimdi. Dünyada kavuşan aşıkların aşkının cennette de sürmesini ve kelebeğimin papatya yerine gülü tercih etmesini diledim.
Alparslan'ın dünyasındaki baharda açan tek çiçeğin gül olmasını diledim.
Pişmanlıklar ve geç kalınmışlıklar bu dünyayı esir almasın diye. İçimde bastırdığım o korku gün yüzüne çıkmasın diye.
Yeni ve şimdiye kadar ki en uzun bölümle yeniden selam güzelliklerim ❤️🔥
Hazan'ın dileğinin gerçek olmadığının spoisini ilk bölümden yemenin verdiği hüzün var içimde. İşte bu yüzden bölümün adı "Baharda Açan Papatyalar"
Yeni bölümde görüşmek üzere, güzellikle kalın ❤️🔥
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 17.47k Okunma |
1.01k Oy |
0 Takip |
40 Bölümlü Kitap |