8. Bölüm

Bir Devrin Başlangıcı

Sude ben
sudenoloji

                               💦

 

O geceden sonra bir ay boyunca her gece kayalıkta sabahladık. Birkaç hafta önce sadece ilik verdiğim çocuğun amcası olan adam şu an hayatımın bir parçasıydı. Çok kısa bir sürede olmuştu belki. Bazı şeyler için erkendi ama bu ona karşı olan hislerim için engel değildi.

 

Cehennemden farksız olan hayatımdan uzaklaşıp nefes almak için kaçtığım yer cennetim olmuştu; onun sayesinde.

 

Tüm gün boyunca akşam olmasını bekliyor herkesin uyuyacağı saati iple çekiyordum. Nihayet evden kaçmaya hazır olduğumdaysa koşar adım onun yanına gidiyordum. Çok şey öğrenmiştim bu bir ayda. Onu tanımak dinlemek için çok zamanım olmuştu.

 

Yirmi beş yaşındaydı. Burcu aslandı. Benim burcum koç. Çisem'in söylediğine göre koç ve aslan burçları iyi anlaşırmış. O yüzden Alparslan benim için ideal koca adayıymış. Alem kızdı.

 

Sadece o anlatmamıştı kendini. Bende anlatmıştım.

Annemi çocukluğumu...

 

Tuğrul' dan ve şu an yaşadığım hayattan çok detay vererek bahsetmemiştim. Öyle bir adamın babam olması en büyük utancımken bunu bir başkasıyla paylaşmak benim için çok zordu. Yine de hayatımı ve neler yaşadığımı genel hatlarıyla öğrenecek kadar yakın bir konuma erişmiştik.

 

Galeriden kazandığım parayı Alparslan'ın hesabına yatırmıştık. Çisem henüz reşit olmadığı için ailesinin haberi olmadan banka hesabı açamıyordu. Ailesine haber verirsek de yanlış anlayabilirlerdi. Bunu ona anlattığımda bankadaki hesabına benim adıma para yatırabileceğimizi istediğim zaman oradan para çekebileceğimi söylemişti. Dahası bana o hesapta bulunan parayı rahat kullanabilmem için bir banka kartı çıkartmıştı.

 

Bugün okullar tatildi. Galeriden hâlâ haber gelmediği için boş boş oturuyordum. Odamda duvarı seyrettiğim esnada Tuğrul'un bağırdığını duydum. Koşar adım aşağı indiğimde kapıda polisleri gördüm. Hızla kapıya koştum. Tuğrul ve Kenan polislerle hararetli bir şekilde konuşuyor Şevval ise bir iki adım geriden ürkek bakışlarla onları izliyordu. Yanına yaklaşıp sessizce fısıldadım. Bu esnada içimde yersiz bir korku hakimdi.

 

" Ne oluyor?"

 

Bakışlarını Tuğrul'dan çekmeden ifadesizce konuşmaya başladı.

 

" Birileri babanı ihbar etmiş."

 

İçimi küçük bir kıpırtıyla karışık korku kapladı. Aklıma bu ihbarın doğru olabileceği geldiğinde içimdeki korku büyürken zar zor çıkan sesimle sordum.

 

" Ne... Ne için ... İhbar etmişler ?"

 

Şevval'in bakışları bana döndüğünde gözlerinin kızardığını gördüm. Dudakları titriyordu. Korkulu bir ifadeyle yalnızca tek bir kelime döküldü dilinden.

 

"Silah..."

 

Derin bir nefes verdim. Tuğrul'un ilgi alanına girmiyordu silahlar. Bildiğim kadarıyla Kenan'ın da ama ya bilmediğim bir şeyler varsa ?

 

Nare...

 

Benim küçük meleğim...

 

O hapse girerse Nare bunu kaldıramazdı. Her şey ortaya çıkarsa eğer elimizde olan ne varsa giderdi ve hayatımız alt üst olurdu.

 

Benim korkuyla olacakları düşündüğüm esnada Tuğrul'dan bir ses daha yükseldi. Bu kez sesi oldukça gürdü.

 

" AVUKATIM GELMEDEN ŞURDAN ŞURAYA GİTMEM DİYORUM SİZE!"

 

Polisin üstüne püskürürcesine konuşuyordu. Bir elini yumruk yapmıştı. Polis ise geri adım atmadan sıkıntılı bir nefes vererek konuştu.

 

"Tuğrul bey savcılık emriyle sizi ifadeye götürmek zorundayız. Lütfen daha fazla zorluk çıkarmayın."

 

Kenan bir adım öne atarak Tuğrul'un solunda yerini aldı. İfadesinde kasvet hakimdi ama geriden izleyip sessizliği seçiyordu. Belli ki temkinli davranmaya çalışıyordu.

 

" Baba, Ahmet abiler avukatla birlikte orada bekliyor bizi. Hadi uğraştırmayalım memurları. Basit bir ifade."

 

Tuğrul Kenan'ın sözleriyle ileri atılıp yakasına yapıştı. Şevval ile aynı anda korkulu birer nidayı dudaklarımızdan döktük. Bu esnada Tuğrul sinirden kıpkırmızı olmuştu. Lafının üstüne laf söylenmesinden asla hoşlanmazdı. Siniri anladığım kadarıyla bu yüzdendi.

 

"NE DEMEK BASİT BİR İFADE LAN? TUĞRUL ÇELİK VAR SENİN KARŞINDA! NE İFADESİ?"

 

Kenan afallamış bir şekilde sağa sola bakınıp Tuğrul' un ellerini tuttu. Onu durdurmaya çalışıyordu ama dili tutulmuş gibiydi.

 

Şevval onların tartışmasının şiddetleneceğini anlayarak bir adım attı. Ben de öne atıldığı anda kolundan tutarak durdurdum onu. Şu an sessiz kalması gerekiyordu. Bu mevzuya onun da karışması Tuğrul'un öfkesinin ona sıçramasıyla sonuçlanırdı. Sesimde bunu belirttiğimde bakışları hafifçe bana döndü.

 

" Karışma. Sana da saldırır."

 

Göz göze geldiğimiz an içindeki korkuyu gözleriyle bana da göstererek başını hafifçe aşağı yukarı salladı. Anladığım kadarıyla şu an bana hak vermişti. Ardından bir iki adım gerileyerek tam yanımda durdu. Ben de bu esnada

Stresten saç diplerimi kazımaya başladım . Korkuyordum. Korku vücudumda hakimiyet sürerken onları izlemeye devam ettim.

 

Memurların araya girmesiyle Tuğrul Kenan'ın yakasını bıraktı. Kenan derin bir nefes verip gömleğini düzeltirken Şevval bakışlarını ona çevirdi. Göz göze geldiklerinde bir iki saniye bakışıp önlerine döndüler.

 

Ardından Şevval Tuğrul'a doğru yaklaştı. Anlaşılan bakışlarıyla anlaşıp Tuğrul'u ikna etme işini Şevval'e devretmişlerdi.

 

Ellerini Tuğrul'un koluna doladı. Bu esnada Tuğrul bıkkın bir nefes vererek ona bakıyordu.

 

" Hayatım. Ne olur sakin ol ! Kızlarımız için sakinliğini koru. Sen güçlü bir adamsın. Her şeyden önemlisi devletini seven örnek bir iş insanısın. Böyle davranmak soyadımıza yakışmaz. "

 

Sözleri tam da onun hoşuna gidecek türdendi. Şevval Tuğrul'u nasıl yumuşatacağını çok iyi biliyordu. Kenan ise yutkunurken başını salladı. Anlaşmış olmalarıyla o pis ilişkileri belki de ilk defa bir işe yaramıştı. Tuğrul gayet sakin görünüyordu. Ardından konuşmaya başladığında ikisinin bakışları da saniyelik olarak Kenan'a döndü.

 

" Yenge haklı baba. İfade vermek zorundayız. Sonra gerekeni yaparız. Tuğrul Çelik'e iftira atmanın bedelini ödetiriz. "

 

Kenan'ın ona yenge demesiyle sıkıntılı bir nefes versem de ortam yumuşadığı için yutkunarak bakışlarımı o yönde tuttum.

 

Tuğrul'un ifadesi biraz daha yumuşamıştı. Başını çevirip kısa bir an bana baktı. Sevginin zerresi olmayan gözleri nefret doluydu sanki. Bakışlarını bu kez memura çevirip bıkkınca nefes verdi.

 

" Bunun hesabını sonra soracağım. "

 

Memur başını aşağı yukarı sallayarak eliyle ekip otosunu işaret ettiğinde ilerlemeye başladılar.

 

Bu esnada içimdeki korku ve stres sürüyordu ama elimden bir şey gelmiyordu. Bana tek kelime etme gereksinimi duymamıştı. İçimde bu kırgınlığı taşımaya başlarken onları izlemeye devam ettim. Yapabileceğim başka hiçbir şey yoktu çünkü. Elimden gelen tek şey izlemekti.

 

Şevval ikilinin araca yönelmesiyle kısa bir an afallasa da daha sonra koşar adım peşinden gitti. Tam olarak Tuğrul'un yanında durduğu an ise ciddi bir tınıda konuşmaya başladı.

 

" Seni yalnız bırakmamı isteme benden."

 

Tuğrul onun sözlerine hafifçe başını aşağı yukarı sallamakla yetindi. Onun korktuğunu hissedebiliyordum. Suskunluğunun sebebi buydu. Kenan ise oldukça rahat görünüyordu. İkisi bir araca bindiğinde Şevval garajdan kendi arabasını çıkarmakla meşguldü.

 

Onlara yetişmek için hızla aracına bindiğinde duraksayarak dönüp bana seslendi .

 

"HAZAN! " İçli bir nefes vererek konuşmasını sürdürdü. Bu esnada gözlerinde bir endişe hakimiyet kuruyordu. "Kızlar babamla biliyorsun. Erken dönerlerse sakın karakola gittiğimizi söyleme."

 

Onu başımla onaylayarak sakince yutkundum. Asla böyle bir şey yapıp onları endişelendirmek istemezdim. Şevval söylemese de yapacağım bir şeydi bu.

 

Ardından onlar gittiğinde arkalarından bakakaldım.

 

Tuğrul gerçekten hapse girerse ne olurdu diye düşündüm bir süre. Kızlar dedelerine kalmaya gitmişlerdi. Öğrendiklerinde kim bilir ne kadar korkacaklardı. İkisi de Tuğrul'un işlerinden habersizdi. İçli bir nefes alıp kapıyı yavaşça kapattım. Çalışanların izin günüydü. En azından bu ana kimse tanıklık etmedi diye düşünerek yavaş ve mutsuz hareketlerle odama çıkıp yatağıma uzandım.

 

Yaşanan her şeye rağmen Tuğrul'un hapse gireceği düşüncesi beni korkutmuştu. Bunun nedeninin yalnızca kızların üzülmesiydi. Babalarına çok bağlıydı ikisi de ; benim aksime. Benim şu an üzgün olmam belki ağlamam gerekirdi ama yoktu. Kızlar olmasa sevinecektim. Onun hapse girmesi benim kurtuluşum olurdu belki. Kendime ait bir hayatım olurdu. Bu altın kafesten kaçıp kurtulurdum. Bunun düşüncesi içimde heyecan dolu bir kıpırtı oluşturdu ama o kıpırtıyı Tuğrul'un gerçekten suçlu olma düşüncesi yarım bıraktı. Gerçekten bir suçu varsa bu hayatımızı ciddi manada kötü etkileyecekti.

 

Tavanı izleyerek düşüncelerle boğuştuğum esnada odamın camından bir ses geldi. Tek kaşım merakla havalanırken hızla yataktan kalkıp pencereyi açtım ve etrafa bakındım. Biraz bakındıktan sonra bir şey fark ettim. Evin karşısındaki ağacın önünden biri el salıyordu bana. Bakışlarımı eli fark etmemle o yöne çevirdim.

 

Bu Alp'ti. Yüzüme yerleşen gülümsemeyle ben de ona el salladım. Onu burada görmek şu an beni normalde olduğundan çok daha fazla mutlu etmişti. Şu an onunla sohbet edebilecek olmak içimdeki korkuyu daha şimdiden hapsetmişti. Yanında bulduğum huzur bana cok iyi geliyordu. Aşağı inmem için komut verdiği esnada hiç sorgulamadan camı kapatıp hızla evden çıktım. Evde kimse olmadığı için rahat hareket ediyordum. Eğer evde tek bir kişi bile olsaydı korkudan el sallamaya bile çekinirdim.

 

Yanına ilerlediğim esnada bakışları benim ona ilerleyeceğim yoldaydı. Bedeni tamamen bana döndüğünde kalbimdeki kıpırtı ve yüzümdeki gülümseme ile ona doğru ilerledim. O da aynı şekilde gülümsüyor gülümserken de beni baştan aşağı süzüyordu .

 

Her zamanki tarzının aksine rahat giyinmişti. Üstünde polo yaka siyah bir tişört altında ise krem rengi bir kumaş pantolon vardı. Oldukça şıktı. Tişört kol kaslarını ve geniş omzunu ortaya çıkarmıştı. Bu manzara yutkunmama neden olurken adımlarım tam karşısında son buldu.

 

Başımı hafif yukarı kaldırmamla bakışlarımız kesişti. Bu esnada hızlı geldiğim için yüzüme gelen saçlarımı ellerimle arkaya ittim. Kalbimin çarpıntısını görmezden gelerek meraklı bakışlarımı ona yönelttim. Evin önüne yalnızca birkaç kez beni bırakmak için gelmişti. Üstelik hepsinde vakit geceydi. Şu an gün içinde burada olması tuhaftı. Bu kadar rahat hareket etmesi de tuhaftı. Bunu meraklı ifademle ona sorduğumda sıcacık bakışları gözlerimin içindeydi.

 

" Alp, senin ne işin var burada ? Niye geldin ?"

 

Gözlerini kısarken içli bir nefes verdi. Yeşilleri kısıldığında göz kenarlarında küçük çizgiler belirdi. Ben onları seyre dalarken o konuşmaya başladı.

 

" Böyle mi karşılıyorsun sen beni ? Aşk olsun."

 

Sesi sözlerinin aksine keyif doluydu. Bu keyifli ses tonunu duymak beni neşelendirdi. Dudaklarımdan küçük bir kıpırtı koptu bu yüzden.

 

Söylediğinin ise haklılık payı vardı. Onu bir anda karşımda görünce heyecandan ne diyeceğimi bilemeyip hesap soruyor gibi konuşmuştum ama cidden meraktan olmuştu. Biraz heyecan da vardı tabii ki. Afallamalı bir şekilde mırıldandığımda sözlerim bunu yansıtıyordu.

 

" Ya ben bir an öyle görünce... Beklemiyordum seni. "

 

Duraksayarak da olsa tamamlayabildim cümlemi. Sözlerime gülüşünün en güzel tonuyla karşılık verdi.

 

Gamzeleriyle...

 

Gamzelerini görmem yüzümde derin bir gülüşe sebep olurken kalbim deli gibi çarpmaya devam ediyordu. İçimden artık buna alışmam gerektiğini eğer alışmazsam yakında kalpten gideceğimi tekrarladım.

 

" Biliyorum güzelim. Ben seni almaya geldim."

 

Güzelim...

 

Bir süredir güzelim diyordu bana. İlk duyduğumda şaşkınlıkla ' Beni güzel buluyorsun yani ? ' demiş olsam da bu güzel hitaba karşılıksız kalamamıştım. Ondan bu kelimeyi duymak en güzel aşka karşılık vermek kadar güzeldi. Güzel hissettiriyordu ama şu an konumuz güzel olmam ya da ' onun güzeli 'olmam değil beni almaya gelmiş olmasıydı. Bunu sorgulamaya çalışırken Derin bir nefes verdim. Daha sonra bir an onu görünce unutmuş olduğum şeyi , az önce yaşananları anımsadım. Yüzüm düşerken isteksiz bir tonda döküldü kelimelerim.

 

" Almaya mı geldin ? Nereye ? Alp bilmiyorsun . Tuğrul'u tutukladılar."

 

Tuğrul'u tutukladılar derken sesim buruk çıkmıştı. Bunu onunla paylaşmaktan geri durmak istemedim. Ona ondan bir şey saklamak istemeyecek kadar güven duyuyordum.

 

" Biliyorum. Haberim var ."

 

Rahat bir tavırda ve normal bir tınıda konuştu. Tek kaşım havalanırken içimi derin bir merak sardı. Şaşırmış olması gerekirken bilmesi merak uyandırmıştı.

 

" Nasıl haberin var ? Sen nerden biliyorsun?"

 

Gözünü kapatıp açarken derin bir nefes verip yutkundu. Bakışlarım saniyelik olarak adem elmasına kaysa da duruşumu toparladım. O ise bu esnada gayet ciddi bir tınıda konuşuyordu.

 

" Ben ihbar ettim."

 

İçime derin bir yumru oturdu. Yüzüne bakakaldığımda gayet normal bir cümle kurmuş gibi cevap bekliyordu. Neden yaptığı ve eline ne geçtiği hakkında en ufak bir fikrim dahi yoktu. Öylece bakakaldığımda kısa bir duraksamanın ardından nefesimi ve kelimelerimi toparladım.

 

" Ne... Niye yaptın ? O hapse girerse ne yaparız , kızlar nasıl üzülür haberin var mı ?"

 

Onlar gittiğinden beri beynimi kurcalayan düşünceleri sırayla dilime döktüm. Onu ihbar etmiş olması korkunçtu. İçimdeki korku daha da harlanmaya başladığında öne atılarak elini sakin bir tavırla aramıza koydu.

 

" Dur , sakin ol bir. Asılsız ihbar. Sadece geceyi nezarette geçirecekler o kadar."

 

Asılsız ihbar...

 

Derin bir nefes verirken eve geri dönecek olmaları içime su serpti. İyi ama neden yapmıştı ki bunu ? Eline ne geçecekti? Yutkunurken gözlerimi kapattım. Odaklanmaya çalışıyordum. Nefesimi toparladığımda ona sorumu yöneltmek için hazırdım.

 

"E iyi de neden yaptın bunu?"

 

Gülümserken rahat tavrını sürdürdü. Bakışlarım saniyelik yeniden gamzelerine kaydı. Ardından tekrar gözlerine daldığımda yutkundum. O ise samimi ve erkeksi bir tonda konuşuyordu.

 

" Sözüm vardı sana. O yüzden yaptım."

 

Kısa bir an yüzüne alık alık bakıp neyden bahsettiğini düşündüm. Ne sözünden bahsettiğini sorguluyordum içimde. Kaşlarım merakla havalandığında gözlerine sorgular bir ifadeyle baktım. O ise bu esnada sırıtmaya başladı.

 

" Kebap yiyecektik ya , unuttun mu ? "

 

Kısa bir düşünme ve duraksamanın ardından aklıma gelen anıyla kıkırdadım. Manyaktı. Gerçekten manyaktı.

 

" Manyaksın sen. Bir kebap için evden kaçacak değilim"

 

"İki kebap için kaçarsın yani?"

 

"Hayır."

 

"Üç olsun. Üstüne de künefe yeriz."

 

Bunun için bu kadar ileri gitmiş olması şaka gibi geliyordu ama değildi. Yüzüne, gözlerinin içine bakmaya devam ettiğimde ciddiyetini koruduğunu gördüm. Bu ciddiyete gözlerindeki meraklı bakışlar eşlik ediyordu. Muhtemelen içinden bunun için ona kızıp kızmayacağımı geçiriyordu. Biraz daha hafızamın derinlerine indim sonra.

O anların gözümün önüne gelmesiyle kıkırtım kahkahaya dönüştü. Derin bir nefes verirken gülüşüme gamzelerini göstererek eşlik etti.

 

" Sen gerçekten kebap yiyebilmek için Tuğrul'u mu ihbar ettin ?"

 

Gülüşü büyüyerek devam ederken bu kez sırıtıyordu. Kendinden emin bir ifade takındı daha sonra . Bir adım öne geldi.

 

" Kebap için değer demiştim. Hazırlan gel hadi. Ben bekliyorum burada."

 

Gülmeye devam ederken başımı kabullenir bir şekilde salladım.

Yaptığı deliliğe hızlıca adapte olduğum için bende deliydim. Kebap yiyebilmek için Tuğrul'u ihbar etmiş olması ve planı harekete geçirmiş olmamız delilikten başka bir şey değildi.

 

Günün sonunda Tuğrul'un ve diğerlerinin eve döneceğini bilmenin rahatlığı sardı bedenimi. Onunla vakit geçirecek olmanın tadını çıkarmak istiyordum şu an. Bütün bir günümü ilk kez belki de son kez onunla geçirecektim. Bir daha ne zaman böyle bir fırsat elde edeceğim belirsizdi.

 

Hızlıca ona kısa bir veda ederek eve girip acele adımlarla odama çıktım. Dolabın karşısına geçtiğimde derin bir nefes verdim. Ne giyeceğimi düşünmeye daldım. Geçen hafta galeriden aldığım parayla üç beş parça kıyafet almıştım.

 

O yüzden yenilerden bir şeyler giymeyi düşünerek aldıklarımı yatağa fırlattım. Acele hareket etmem gerekiyordu. Onu çok fazla bekletmemem iyi olurdu.

 

Üzerime lacivert polo yaka bir tişört geçirip altıma beyaz kumaş pantolon giyindim. Onunla uyumlu bir kombin yapmak istemiştim. Şanslıyım ki yeni aldıklarım onun şu an ki kombinine benzer giyinmemi sağlayabilmişti. Yine beyaz olan spor ayakkabılarımı da ayağıma geçirdikten sonra siyah dalgalı saçlarımı serbest bıraktım. Komodinin üzerinde annemden kalan gümüş saatimi görünce o yöne giderek saati elime alıp hızla sol bileğime geçirdim. Uğur getirdiğine inanıyordum. Annemin varlığını hissetmeme sebep oluyordu. Son olarak makyaj yapmak istedim. Makyaj eşyam çok yoktu. Nare'den kendisine açık geldiği için aldığım kapatıcı ve pudrayı özenle yüzüme sürdükten sonra geçen gün yine Nare'ye aldırdığım allığı ve rimeli sürdüm. Son olarak koyu pembe bir ruj sürdüğümde gayet doğal bir görüntü elde ettim. Yüzüme ve kombinime hızla göz gezdirirken yüzümde memnun bir ifade belirdi.

 

Stresten ve heyecandan yüzümün yandığını fark ettim sonra. Ellerimle yüzüme rüzgar yapıp saçlarımı geriye attım. İlk defa biriyle yemeğe çıkıyordum. Üstelik o kişi Alparslan'dı. Heyecandan yerinden çıkacak olan kalbimin üstüne elimi koyup sakinleşmeye çalıştım. Derin derin nefesler aldıktan sonra biraz daha iyi hissetmeye başladım.

 

Alp'in söylediğine göre Tuğrul gece evde olmayacaktı ama ben yine de Nare'ye not bıraktım . Eve erken gelirse merak etmemesi iyi olurdu. Ardından son kez aynadan kendime bakıp koşar adım evden çıktım.

 

Bıraktığım yerde arkasına yaslanmış bir şekilde bekliyordu. Beni görünce duruşunu düzeltip büyük bir gülümseme yerleştirdi yüzüne. Kalbimdeki kıpırtı artarken yutkunarak yanına adımladım. Tam karşısında durduğumda yüzümde mahcup bir ifade belirdi.

 

"Çok beklettim mi ?"

 

Gülümseme ile karşılık verdi bu cümleme.

 

"Hiç... Hiç bekletmedin." Beni baştan aşağı süzüp konuşmaya devam etti." Çok güzelsin, her zaman ki gibi."

 

Minik bir tebessüm ettim. " Sende fena değilsin, her zaman ki gibi."

 

Göz göze gelip gülümsedik. Bu onu takım elbiseyle gördüğüm günden beri rutin olmuştu. Eliyle arabasının olduğu yönü işaret ettiğinde senkronize bir şekilde o yöne ilerledik. Aracın önüne gelmemizle benim için kapıyı açtı. Ne diyeceğimi ve ne yapacağımı bilemeyip afallasam da yutkunarak gülümsedim. Arabaya yerleştiğimde ise kendi yerine geçerek sakin bir hareketle aracın çalışmasını sağladı.

 

İlerlemeye başladığımızda heyecandan kalbim ağzımda atsa da belli etmemeye çalışarak avuç içlerimi kaşıdım. Kısa bir anlığına ona bakmak için döndüğümde ise göz göze geldik ve yakalanmanın verdiği utançla önüme döndüm.

 

" Radyoyu açmamı ister misin ?"

 

Naif sesine karşılık olarak yutkundum. Şu an bu kadar heyecanlı olmam normal değildi. İlk defa yan yana geliyor gibi hissediyordum. İçimde değişik bir utanç vardı. Sorusuna karşılık afallayarak baksam da mırıltıyla karışık konuşmayı başarabildim.

 

" Fark etmez. Yani sen istersen aç."

 

Bir elini uzatıp radyoyu açtı. Normalde kayalıkta yanımda bir an bile susmadan konuşan adam susuyordu. Ben de heyecandan konuşamıyordum. Çalan şarkı ise benim utancımı daha da arttırıyordu sanki.

 

Aç kalbini ben geldim

 

Sıkı sıkı tut bırakma

 

Zar zor yıktım duvarlarımı

 

Kıymetini bil uzatma

 

Bak yaldızlarımı döktüm

 

Açtım kapılarımı gir içeri

 

Alparslan sesini biraz daha yükselttiğinde nakarat kısmı gelmişti.

 

Ben anlamam toptan tüfekten

 

Ben anlamam taştan yürekten

 

Anlamam akıntıya kürekten

 

Bunları boş ver ne haber aşktan ?

 

 

"Sezen Aksu sever misin ?"

 

Bakışlarını bana çevirip meraklı bir ifade ile sorduğu soruya düşünmeden yanıt verdim. Soru çalıştığım yerden gelmişti.

 

" Severim. Hatta en sevdiğimdir."

 

Başını memnuniyetle salladı. Kısa bir an yeniden bana baksa da önüne dönerek konuşmaya devam etti.

 

" Güzel. Ben de severim. En sevdiğim şarkısı bu ."

 

Buna sevinmiştim. Benim de favorilerim arasındaydı. Çisem'in her yeni aşkına itafen en az haftada iki kez dinler delicesine eğlenirken kendimizden geçerdik.

 

O anları hatırlamamla yüzüme derin bir gülümseme yerleşirken aklıma onun neden sevdiği fikri düştü. İçimi merak kapladı. Bu zamana dek aşk hayatıyla ilgili hiçbir şeyden bahsetmemişti. Bende bahsetmemiştim ama benim bahsetmeme nedenim olmamasıydı . Onun için böyle bir ihtimal yoktu. Yani ben öyle düşünüyordum. Gördüğümüz haberlerden ve yaşadığı hayattan bunu anlamak çok zor değildi. İçime kıskançlık hissi çökerken özgüvensiz yanım uyanmaya başladı. Korka korka ona bunu sormak istedim. İçimde bir sıkıntı vardı. Sıkıntım sesime de yansıdığında bakışları saniyelik olarak bana kaydı.

 

" Neden ? Yani özel bir sebebi var mı ?"

 

Arabayı biraz yavaşlatırken bakışlarını gözlerimde sabitledi. Yeşil hareleri inanılmaz güzel bakıyordu . Bakışları gözlerimin en içindeydi. Yutkunurken içli bir nefes verdim. Kalbim atmıyor yerinden fırlıyordu.

 

" Sebepten çok sözlerinin anlamı..." Bu noktada bakışları dudaklarıma kaydı. "Sana yazılmış gibi."

 

Sözleriyle kısa bir an duraksadım. Yüzüm yanmaya başladı daha sonra. Muhtemelen kızarmıştı. Doğrusu bu kadar açık bir itirafı beklemiyordum ama hoşuma gitmediği de söylenemezdi. Ne diyeceğimi nasıl cevap vereceğimi bilemedim. Ona olan hislerimi tarif etmekte bu tarifi ona yapmakta benim için çok zordu.

 

" Alparslan ben..."

 

Kekelememek için direndiğim esnada sözümü bölerek beni büyük bir zahmetten kurtardı.

 

" Bir şey söylemek zorunda değilsin. Kendini buna mecbur hissetme."

 

Yeniden önüme döndüğümde içimdeki utanç hissine onun tatlı itirafı eşlik ediyordu . Şarkı arabayı doldurmaya devam ediyordu ve ben dinlerken istemsiz olarak sırıtıyordum. Sözlerini bana yazılmış gibiyse bu sözleri detaylıca dinlemem gerekiyordu.

 

Benden cevap gelmeyince o konuşmaya devam etti. Şarkıya daldığım için evap veremediğimi bilmesine lüzum yoktu.

 

" Aslında şimdi gidebiliriz kebap yemeye ama saat daha erken. Benim için sorun olmaz da sen alışık değilsindir bu saatte yemeye. Kahvaltı yaptın mı ?"

 

Peş peşe konuşurken bir yandan da aynaları kontrol ederek araca hız kazandırıyordu. Bakışları bende olmasa da gözlerinin üzerimde olduğunu hissederek başımı kaldırdım. Yutkundum daha sonra. Yutkunurken bir yandan da düşünmeye başladım.

 

Saat on bire geliyordu. Çoktan yapmıştım. Tatil günlerinde bile erkenden kahvaltı yapardık. Bana sorduğuna göre o aç olabilirdi ve bunu sormam gerektiğini düşünerek bakışlarım ondayken konuşmaya başladım.

 

" Yaptım. Sen peki , aç mısın ?"

 

Saniyelik bana baktıktan sonra önüne döndü. Bu esnada konuşuyordu.

 

" Değilim ama olsa hayır demem. Tatlı yiyelim o zaman. Kebap yemeye akşama doğru gideriz."

 

Omuz silkerken arkama yaslandım. Hiç fark etmezdi . Hatta çok daha iyi bile olabilirdi. Tatlı kelimesini duymak ağzımı sulandırmaya başlamıştı bile. Tatlıya olan düşkünlüğümü kelimelerin ardına saklamaya karar vererek konuşmaya başladım.

 

" Olur. Bana fark etmez ."

 

Başını olumlu anlamda sallarken ilk yol ayrımından sola dönüş yaptı. Muhtemelen aklında bir yer vardı. Şarkı çoktan bitmiş başka şarkılar çalmaya başlamıştı ama utançtan konuşacak halim kalmamıştı. Yolun geri kalanında o konuşmadığı müddetçe konu açmamaya karar vererek ardıma iyice yaslanıp camdan dışarı bakmaya başladım. İstanbul'u ve boğazı gündüz gözüyle uzun uzun izlemeyeli hayli zaman olmuştu.

 

Nihayet mekana ulaştığımızda arabayı park etti. Usulca koltuğumdan kalkarak onun yanımdaki yerini almasını bekledim. Yanıma geldiğinde eli hafifçe belimi kavrayarak bedenine yaklaşmamı sağladı. Kalbimde kelebek hissi oluşurken derin bir nefes aldım. Bakışlarım onda değildi. O ise beni mekana doğru yöneltmekle meşguldü. Girişe vardığımızda bir adım öne geçip kapıyı benim için açtı. Yeşillerine gülümseyerek hafifçe başımı eğdim. O ise gözünü kapatıp açtı. Bu şekilde konuşmadan anlaşabilmek üstelik bunu bu denli kısa sürede başarabilmek düşününce tuhaf geliyordu. Belki de bazı insanları tanımak için uzun uzun zaman gerek yoktu.

 

Garson Alparslan'ı gördüğünde gülümseyerek yanımıza yaklaştı.

 

" Alparslan bey, hoş geldiniz. Masanızı hemen hazırlatıyorum. "

 

Garson asla bana bakmadan konuşsa da sorgulamadım. Alparslan ise sevecen bir tavırla garsonun kolunu sıktı.

 

" Hoş bulduk Mehmet. "

 

Eliyle boğazın tam karşısına konumlanmış masalardan birini işaret ettiğinde o yöne ilerlemeye başladım.

 

Oturmak için sandalyeye yaklaştığımda peşimden geldi. Kaşlarım havalanırken bakışlarım ona kaydı. Gülümseyerek sandalyeyi benim için çektiğinde sırıttım. Oldukça kibardı ve bu halleri fazlasıyla hoşuma gidiyordu.

 

Oturduğumda karşıma geçerek garsona eli ile daha sonra gelmesini işaret etti.

Bu esnada bakışları bendeydi.

 

" Buranın tatlıları müthiştir. Ne zamandır tanışıyoruz ama hâlâ ne seversin sevmezsin bilmiyorum."

 

Merakla bana bakışını sürdürdüğünde bende düşündüm. Neyi sevip sevmiyor bilmiyordum. Hakkında bu kadar basit bir şeyi kaçırmış olmak hoş gelmedi. Onun hakkında ne varsa bilmek istiyordum. Bu sebepten sesim bir tık buruk olsa da merak doluydu.

 

"Ben de bilmiyorum neyi sevip sevmediğini."

 

Sesim mızmızlanan bir çocuk gibi çıkmıştı. Ona karşı bazen istemeden bu şekilde davranıyordum. Sesime karşılık dudağında bir kıkırtı oluşurken başını aşağı yukarı salladı.

 

" O zaman bugün öğreneceğiz. Şerbetli tatlılar mı seversin sütlü mü ?"

 

Süt kelimesini duymamla yüzüm buruştu. Her süt dendiğinde kabuslarım geliyordu aklıma. Genzimde o mayhoş tadı alıyordum. Midemi bir bulantı sarıyordu. O yüzden süt tadı olan her şeyden nefret ederdim. Yüzümü normale çevirmeye çalışırken meraklı bakışlarına denk düştüm. Yutkunarak merakını gidermek için konuşmaya başladım.

 

" Süt sevmem ben. Şerbetli tatlıları severim. Aslında suya şeker katıp versen onu bile severim. İçinde şeker olsun yeterli."

 

Bunları söylerken gözlerimden kalpler çıktığına yemin edebilirim. Tatlıyı ve şekerli şeyleri inanılmaz çok seviyordum. Küçük bir sırıtış oluştu yüzünde. Hoşuna gitmiş gibiydi.

 

" Bende Şerbetli daha çok severim. Favorim künefe."

 

Bu kez sırıtan ben oldum. İçimden neden künefe künefe diye ısrar ettiğini çözmüş olmanın sevinci oluşurken kıkırdadım.

 

" Ha sen o yüzden üstüne künefe yiyelim dedin."

 

"Öyle mi oldu ya ? "

 

Sesi hayli keyifli çıkıyordu. Bu keyfe eşlik etmeden duramadım. Yüzümde derin bir gülümseme oluştu. O ise bu esnada konuşmaya devam ediyordu.

 

" Lafın gelişi o. Sen ne istersen yiyebilirsin. "

 

Sözlerini gülüşüme duraksadığı için birkaç saniye aralık bırakarak tamamıştı. Ben ise başımı sağa sola sallayarak reddettim onu. Künefe en sevdiğim tatlılardandı.

 

" Yok yok. Severim ben künefe."

 

Çok severdim hem de. Ben küçükken yardımcımız hafta sonları yapardı. Annem de pişer pişmez bana bir dilim künefe ve gül şerbeti verirdi. Bana çocukluğumdan kalan güzel anılardandı künefe. O anları hatırlamamla iç çektim. O ise keyifli bir tınıda konuşmaya devam etti.

 

"Kebap yedikten sonra yiyeceğiz ama onu. Kebabın üstüne baya iyi gidiyor. Şimdi başka bir şey yiyelim."

 

Bunları söylerken bile öyle iştahlı görünüyordu ki...

 

Ben onun aksine onca şeyi yersem gece nasıl uyuyacağımı düşündüm. Yemekle pek aram yoktu. Çok fazla yiyemezdim. Normal insanların bir günde yediği yemeği bazen iki bazen üç günde ancak yiyordum. Bu yemekler de genelde tatlı ya da aperitif şeyler oluyordu. İsteksiz bir tınıda konuşmaya başladım. O kadar fazla yemek yiyemeyeceğimi onun da bilmesi gerekiyordu.

 

"Olmaz ki öyle. Hem şimdi hem akşam tatlı yiyemem ben. Kebapta yiyeceğiz."

 

Başını keyifle aşağı yukarı sallarken sırıtıyordu.

 

"Olur olur. Hafif bir şeyler söyle ama. Akşama dengelersin ."

 

Ağzım aralanırken küçük bir kahkaha attım. Hafif ve ağır tatlıyı aynı günde yemeyi dengelemek olarak görüyordu.

 

" Dengelemek mi ? Kalori patlaması yaşayacağım sayende. "

 

Sözlerime sırıtarak karşılık verdiğinde dudaklarından küçük bir kıkırtı döküldü.

 

" Bir şey olmaz. Kuş gibisin zaten. İyi gelir."

 

Kuş gibisin...

 

Tek kaşım havalanırken içimde küçük bir sancı oluştu. Ne demek istediğini düşünmeye çalışırken yutkundum. Muhtemelen kiloma değinmişti ve bu beni hiç memnun etmemişti. İfademi burukluk sararken mızmız bir tınıda konuştum.

 

" Hiçte bile. Kilom gayet ideal benim."

 

Bakışları beni bulduğunda afalladı. Bu çıkışı beklemiyor olmalıydı ama elimde değildi. Az yemek yemem herkesin dilindeydi zaten. Bir de ondan bu şekilde duymak hoş gelmemişti. Üstelik yemek yemememe rağmen zayıf, bir deri bir kemik değildim. İlginç bir şekilde hatlarım gayet dolgundu.

 

" Öyle tabii. Sen her halinle güzelsin."

 

Az önceki çıkışıma rağmen ses tonu oldukça neşeliydi. Kaşlarım çatılırken arkama yaslanıp ellerimi önümde birleştirdim. Sorgular bir ifade yüzümde hakimiyet kurmuştu.

 

" Az önce kuş gibisin demiştin. "

 

O da aynı şekilde arkasına yaslanıp ellerini önünde birleştirdi. Kaşlarını da çattığında beni taklit ettiğini fark ederek kıkırdadım.

 

" Bu güzel olduğun gerçeğini değiştirir mi ? "

 

İfadem duraksarken yutkundum. Güzel olduğumu kabul ediyordu. Güzel olduğumu düşünüyordu. Yüzümde bir gülüş hakimiyet kuracakken ifademi toplayarak konuşmaya devam ettim. Güzel olduğumu düşünüyor olabilirdi ama zayıf olduğumu ima etmişti.

 

" Zayıfsın dedin ama . "

 

Sesim nazlanır gibi çıktığında kendimi sorguladım kısa bir an. Cidden sırası mıydı bunun Hazan? Ne yaptığımın hakikaten farkında değildim. Ufacık bir sözüne takılıp mevzu yapıyordum şu an.

 

Ellerini çözüp bana doğru yaklaştığında yüzünde içten bir ifade vardı. Üstelik gülümsüyordu.

 

" Sadece az yemek yediğini söylemek istedim. Alındın mı sen ? "

 

Yumuşak çıkan sesi içimi bir tık erittiği için duraksadım. Duruşumu düzeltip biraz gevelenerek konuşmaya başlayabildim. Üstelememin nedenini açıklamam gerekiyordu.

 

" Hayır. Sadece beni zayıf mı buluyorsun diye merak ettim . "

 

Gülüşü büyürken bedenimin masadan görünen kısmını baştan aşağı süzüp yutkundu. İç çektiği an ise konuşuyordu.

 

" Seni gayet güzel buluyorum. "

 

Küçük bir tebessüm oluştu yüzümde. Her fırsatta beni övmesi hoşuma gidiyordu. Ben de onu biraz şımartmam gerektiğini düşündüm. Bu yersiz nazlanma faslına son vermem gerekiyordu. Övgüleri ve sevgi sözcükleri benim utancım yüzünden karşılıksız kalıyordu. Alparslan sayesinde öğrendiğim şeylerin başında cesaret geliyordu ve ben şu an cesaretimi toparlayıp ona bir dizi övgü yağdırmam hatta belki aşkımı itiraf etmem gerektiğine karar verdim. Sondaki için pek emin olmasam da övgü kısmında kararlıydım.

 

Benim gülümseyip susmamla Alparslan az önce garsonun getirdiği menüye daldı. Sol elini çenesine koymuş tatlı seçimi değil de iş için plan yapıyor gibiydi. Ciddi ve odaklanmış görünüyordu. Menüden bakışlarını kaldırıp bana baktığında hafifçe tebessüm ettim.

 

" Ne yiyeceğime karar veremedim. "

 

Küçük bir kıkırtı döküldü dudaklarımdan. Gerçekten yemek yemeyi çok seviyordu. Bu sevgi onu kararsız biri yapıyordu. Geçen gün yiyeceği yemeği seçemediği için bir açılışı kaçırdığından söz etmişti. O sözünü hatırlayınca kıkırdamam büyüdü. Saçımı geriye atıp kendi önümde bulunan menüyü açtım. Onun aksine bu konuda gayet hızlıydım.

 

" Kararsız olduğunu söylemiş miydim? Merak etme. Ben ikimizin yerine de seçerim. "

 

Derin bir nefes vererek menüyü elinden attı. Ben ise kıkırdamaya devam ettim.

 

" Beni büyük bir dertten kurtarırsın. "

 

Sakince menüyü karıştırdım. İlk ilgimi çeken tatlılar değil de fiyatları oldu. Küçük bir yutkunma ile bu şaşkınlığı sonraya saklamaya karar kılarak tatlılara göz gezdirmeye başladım. Çok geçmeden gözüme yüzüme bir parıltı yerleştirecek olan o tatlıyı gördüm.

 

Çocukken annemin her hafta kendi elleriyle yaptığı benimse bayıla bayıla yediğim o tatlı: Şöbiyet.

 

Tatlıya çok düşkün bir çocuktum. Annem neredeyse her gün farklı bir tatlı yapardı. Yapamadığı tatlıları ise yardımcımıza yaptırır beni tatlısız bırakmazdı. Çocukluktan bu yana değişmeyen nadir özelliklerimdendi tatlı aşkı. Onun sevip sevmediğine emin olduktan sonra Şöbiyet söylemeye karar verdim.

 

" Şöbiyet sever misin ? "

 

Yüzünde bir gülümseme oluşurken iştahını gözlerinden okudum.

 

" Bayılırım. "

 

Yüzüme yerleşen gülümsemeyle sevinç doldum. Az önce bir ortak noktamızı daha keşfetmiştim.

 

" Benim en sevdiğim tatlı şöbiyettir. O zaman ondan söyleyelim. "

 

Onaylarken meraklı bir ifade ile konuşmaya başladı.

 

" Sen ne yiyeceksin ? "

 

Omuz silkerken menüyü yavaşça masaya bıraktım.

 

" Şöbiyet işte. "

 

Gülümseyerek arkasına yaslandı.

 

" Tamamdır. Bundan sonra seçimler senden. "

 

Ellerimi birbirine vurarak gülümsedim. Perçemimin bir kısmını kulağımın arkasına vererek konuşmaya başladım. Biraz onunla uğraşmak istiyordum şu an. O yüzden en neşeli tonumla konuştuğumda sırıtarak beni izliyordu.

 

" Anlaştık. Sende iş yok zaten. İki saat menüye bakıp durdun. "

 

Kıkırdayarak ellerini önünde birleştirdi. En az benim kadar neşeliydi.

 

" Konu yemek yemek olunca dünyanın en kararsız insanı oluyorum. "

 

Masaya koyduğum menüyü kapatıp ona doğru biraz yaklaşarak elimi çenemin altına koydum. Yeşillerine bakarak içli bir nefes verdiğimde konuşmaya başladım. Onu biraz daha yakından tanımak istiyordum. Kararsız olduğu belliydi ama her konuda bu denli büyük bir kararsızlığının olup olmadığını öğrenmek istedim.

 

" Her konuda bu kadar kararsız mısın? "

 

O da aynı şekilde bana doğru biraz yaklaşıp elini çenesine yerleştirdi. Derin bir nefes verdiğini hissettim. Aslında hissetmedim. Nefesi yüzüme çarptı. Çünkü yaklaşmasıyla nefeslerimiz değecek kadar yakın bir konuma eriştik.

 

" Hayır. Çok kararlı olduğum konular da var ."

 

Tek kaşım merakla havalanırken bakışları yüzümdeydi.

 

" Ne gibi? İş falan mı? "

 

Serçe parmağıyla yüzüme düşen perçemimi kulağımın arkasına verdi. İçimde bir yerlerde bir hareketlenme oldu. Parmağı saçlarıma değerken saniyelik gözlerimi kapattım. Kalbim tekledi. Bu kadar yakın olmak kalbime zarardı.

 

" Daha çok özel hayatımla ilgili olan konular. " Gözlerimin içine bakarak devam etti. " Oldukça kararlıyımdır."

 

Yutkundum. Bakışları yutkunuşumla dudaklarıma ve boğazıma kaydığında içli bir nefes verdi. Konuyu biraz dağıtmam gerektiğini düşündüm. Çünkü böyle devam ederse kalpten gidecektim.

 

" Bende tam tersi özel hayatımla ilgili olan şeylerde karar vermekte zorlanıyorum. "

 

Öyleydi. Benim hayatım hata kaldıramayacak kadar pamuk ipliğine bağlıydı. Hata yapmaktan korkardım bu yüzden. Normal insanlarda oluşturacağı etkiden çok daha büyüklerini bana sağlayacağı için hata yapmaktan çok korkar bu yüzden de kararsızlık yaşardım.

 

Kaşları merakla havalanırken sorusunu yöneltti.

 

" Neden ? "

 

Derin bir nefes verdim ve bu kez benim nefesim onun yüzüne çarptığında derin bir nefes alarak gözlerini kapattı. Saniyelik bir kapatmadan sonra yeniden açıp bana sabitlediği yeşilleri az öncekinden daha koyuydu. Ben ise bu esnada bakışımı gözlerinden kaçırarak konuşmaya başladım.

 

" Sonuçları ağır olabilir. Tüm hayatımı etkileyecek kadar zor bir karar olabilir. "

 

Başını olumlu anlamda sallarken cümleme eklemede bulundu.

 

" Tüm hayatını altüst edebilir. "

 

Onaylarcasına başımı aşağı yukarı salladım. Sözleri oldukça doğruydu.

 

Nefesimi toparlayıp anlatmaya devam ettim. Onunla bir şeyler paylaşmak güzel hissettiriyordu.

 

" Bu yüzden zor karar veriyorum. Hayatıma alacağım hayatımdan çıkaracağım insanlar için özellikle. Çok zorlanırım karar verirken. "

 

Meraklı bakışları gözlerimde sabitlenirken derin bir nefes verdi.

 

" Beni hayatına alırken zorlandın mı? "

 

Bakışlarımı daha da karartarak düşünmeden yanıtladım onu. Belki de şu an tam sırasıydı.

 

" Hayatımda verdiğim en kolay karardı."

 

Kısa bir an duraksayıp nefesimi toparladım. Kalbim inanılmaz hızlı atıyordu ama benim durmaya niyetim yoktu. Çünkü şimdi durup susarsam belki de bir daha bu cümleyi kuracak fırsatım olmayacaktı.

 

" Hiç düşünmedim seni hayatıma, kalbime alırken. Nedense verdiğim en doğru karar gibi hissettirdi. Sorgulamadan yaptım bunu. "

 

Yüzünde daha önce görmediğim kadar anlamlı bir gülüş belirdi. Masanın üzerinde bulunan diğer elimi tuttuğunda kalbim titredi. Elleri sıcaktı. Yuva gibi iç ısıtan cinsten bir sıcaklıktı bu.

 

İçli bir nefes verdiğinde yüzünde anlam veremediğim o gülüş devam ediyordu.

 

" Ben de seni kalbime almayı düşünmedim. Kapıyı bile açmadım biliyor musun ? Bir baktım oradasın. Çoktan kalbime kurulmuş bağımsızlığını ilan etmişsin. "

 

Yutkundum. Ben yutkunurken bakışlarının yeniden önce dudaklarıma daha sonra ise boğazıma kaydığını hissettim. Zar zor topladım nefesimi. Az daha böyle bakmaya devam ederse kalbim yerinden fırlayacaktı. Kalbim biraz olsun sakinlediğinde bütün cesaretimi toplayarak sözlerimi itiraf niteliğinde kullandım.

 

" Hislerimiz karşılıklı o zaman. Bizden bağımsız gelişmiş bazı şeyler. "

 

Başını aşağı yukarı sallarken elimi daha sıkı bir şekilde kavradı. Bu hareketi ile kalbimdeki kıpırtı bedenime doğru yayılmaya başladı. İçli bir nefes verirken konuşmaya başladı.

 

"Öyle. En hazırlıksız yakalandığım şey sensin ama iyi ki hazırlıksız yakalanmışım. Çünkü bu karar bana kalsaydı eğer hiçbir zaman tam olarak senin sevgine , aşkına layık olamayacağımı düşünür kalbimi sana hazırlayamazdım. "

 

Bu düşüncesi kendini bana layık görememesini anlatıyordu. Doğru değildi. Böyle düşünmesi saçmaydı. Bunu düşünürken içimden bir ses benim de aynı şekilde kendimi ona layık bulamadığımı söyledi . Bu karşılıklı bir korkuydu. Kalbin kalbe karşı olmasından mı yoksa ikimizin de benzer sorunlar yaşamasından mı kaynaklandığını çözemediğim için bunu düşünmeyi sonraya sakladım. Düşünmek istediğim şey beni o konumda görmüş bana o kadar değer vermiş olmasıydı ve bu çok hoştu.

 

Onun içini rahatlatmak adına içimden geçen sözleri dilime döktüm.

 

" Böyle düşünme. Düşündüğün kadar eşsiz değilim. Mükemmel de değilim "

 

Tuttuğu elimi eline biraz daha yasladım. Bakışları ellerimize kaydığında nefesimi toparlayıp sözlerimi tamamladım. Bakışları bende olmadığı için fırsat bu fırsat dedim de denebilir. O bana bakarken kalbim öyle bir çarpıyordu ki bu kadarını bakışlarımız birbirindeyken söylemem güçtü.

 

" Kalbin en hazırlıksız anında bile benim için yaratılmış gibi. Ev gibi. "

 

Bakışları saniyelik olarak bana kaydığında yuzunde memnun bir ifade belirdi. Kendi eliyle birlikte elimi havaya kaldırıp bakışlarını bakışlarıma yasladı. Ardından gözlerimin içine bakarak elimin üstüne derin bir öpücük bıraktı. Sonra aynı yerden bir kaç kez daha öptü ve daha sıkı sardığı elimi kalbine götürdü.

 

" Nasıl attığını hissediyor musun? "

 

Yutkunurken başımı hafifçe aşağı yukarı salladım. Kalbinin kıpırtısı deli gibiydi. Benim kalbim ise onunkinden çok farklı durumda değildi. Galiba hakikaten kalp kalbe karşıydı. En azından bizim kalplerimiz birbirine karşı geliyordu.

 

" Sen varken , sen yanımdayken, her temasında ve her bakışında böyle atıyor. Sanki seni ruhumun içine hapsetmek istiyor gibi. Sanki bu dünyadan alıp kalbimin cennetinde yaşatmak istiyor gibi . "

 

Göz bebeklerinin titrediğini hissettim. Benim gözlerim ise duyduklarının memnuniyetiyle çoktan parıldamaya başlamıştı . Ne diyeceğimi nasıl konuşacağımı bilemezken o elimi kalbinden çekmeden konuşmaya devam etti.

 

" Sadece. Sadece yanımda ol Hazan. Bırak kalbim cennetine alsın seni. Ruhum gözlerini kendine hapsetsin. Nefes aldığım her anın bir anlamı olsun."

 

Kalbimde , ruhumda ve bedenimde hiç hissetmediğim kadar güzel bir huzur belirdi. Cennetteydim ; onun cennetinde. Benim cennetim onun yeşillerinde saklıydı. Yanında olmak yetmezdi. Hiçbir zaman da yetmeyecekti. Kalbim onun sevgisine öyle açtı ki bu açlık hep daha fazlasını isteyecekti.

 

Kalbimdeki kıpırtı en belirgin halini alırken içli bir nefes vererek yeşillerinin en derinine daldım. Konuşmak için o cesareti beklemeden öne atıldım. Artık ona karşı cesur olmama gerek olmadığını düşündüm. Aşk cesaret istemezdi. Aşk zaten başlı başına bir cesaretti.

 

" Sadece yanında olamam. Yeşillerine dalmam, sevmem gerek. Kalbinin cennetinde olacaksam eğer ruhumun cehennemini bakışlarınla söndürmen gerek. "

 

....................................

 

Tatlıları yedikten sonra mekandan ayrıldık. Alparslan İstinye sahiline baya yakın olduğumuzu söyleyince biraz orada yürümeye karar verdik. Daha doğrusu bunu ben teklif ettim. Sahil havası o kadar iyi gelmişti ki! En son ne zaman sahilde yürüdüğümü hatırlamıyordum bile.

 

Derin bir nefes çektim içime. Bana baktığını fark edince ona doğru bakarak konuştum.

 

"Daha sık yapalım bunu."

 

Kıkırdayarak elini belime yasladı. Bu esnada hızlanan kalbimin kıpırtısını duymamayı denedim.

 

"Tuğrul'u ihbar etmeyi mi ?"

 

Dalga geçiyordu. Göz devirerek hafifçe koluna vurdum.

 

" Hayır Tabii ki. Sahilde yürümeyi. Hem eminim ki gece daha güzeldir burası."

 

Başını olumlu anlamda sallarken bakışlarını manzaraya çevirdi.

 

"Öyle. Gece sakinliğinde daha güzel oluyor. "

 

Aklıma onun evinin de tam bu civarda olduğu geldi. Merakla etrafa bakınırken sorumu yönelttim.

 

" Senin evin buradaydı demi ? Yakın mı nerede?"

 

" Sahilin diğer tarafında. Boğaza daha yakın. " Cümlesini bitirmesiyle durdu ve karşıma geçti. "Hazan belki sırası değil ama ben sana bir şey sormak istiyorum."

 

Ciddi bir ifade vardı yüzünde. Söyleyeceği şeyi merak ederken ufak bir korku da yaşadım. Tahmin ettiğim şeyi soracak olmasının korkusu. Uzun zamandır beklediğim o korkuyu karşılarken sesim çatallaştı.

 

"Ne soracaksın ?"

 

Derin bir nefes verdiği esnada nefesinin bıkkın olduğunu da fark ettim. Ben ise yutkunarak bakışlarımı manzaraya diktim.

 

" Okula geç yazılmışsın. Üniversite sınavına başvurmadım diyorsun. Evden dışarı çıkamıyorsun bile." Derin bir nefes alıp devam etti. " Yirmi yaşındasın Hazan. Çocuk değilsin sen. Sana böyle davranmaları..."

 

Gözlerini kapatıp derin bir nefes daha verdi. Sakin kalmaya cümlelerini düzgün seçmeye çalışıyordu. Benim gözlerimde ise korkunun esareti vardı. Bu zamana kadar fark etmemiş olmasının mümkün olmadığı gibi sormamış olması da inanılmazdı. Beklediğim bir soruydu. Korktuğum soruydu daha çok. Ona yalan söylemek istemiyordum ama hayatımı apaçık bir şekilde ona anlatmam şu aşamada doğru olmazdı.

 

O benim sevdiğim adamdı. Aşkımı kabulleneli çok olmuştu. Onunla bir gelecek kurmak sıfırdan bir hayat kurmak geçmişi tamamen ardımda bırakmak istiyordum. Bunun için tabii ki geçmişimi ona anlatmam gerekiyordu ama bunun zamanı şu an değildi. Öz babamın bana bir düşman gibi davrandığını bilmesi şu aşamada doğru olmazdı. Bunun zamanı vardı.

 

Bakışları hâlâ yüzümde olduğu için daha fazla kayıtsız kalamayarak ona baktım. Yüzünde ve gözlerinde endişe hakimdi.

 

"Biliyorum belki de erken bunun için ama ben sana o evde nasıl davrandıklarını merak ediyorum."

 

Derin bir nefes aldım. Ona yalan söylemeden sorusuna cevap vermek istiyordum. Şu dünyadaki son isteyeceğim şey bile değildi ona yalan söylemek. Kısa bir süre düşündüm bunun için. Ben düşünürken o yüzüme ifadesiz bir biçimde bakıyordu. Ne söyleyeceğimden çok nasıl söyleyeceğimle ilgileniyordu sanki. Yutkunup zar zor topladığım nefesimle konuşmaya başladım.

 

" Tuğrul biraz değişik biri. Aramız çok iyi değil zaten. Onun da etkisi var ama bu baskıcı tavrı bana özel değil. Kızlara da aynı şekilde davranıyor. Tek farkla; onları koruyan destekleyen bir anneleri var."

 

Doğruydu. Tuğrul böyle bir adamdı. Şevval'in desteği olmasa Narin ve Nare de benim kadar baskıya maruz kalırdı. Bana sahip çıkan bir annem olmadığı için böyle zordu hayatım. Alparslan bana doğru bir adım daha atıp ellerimi tuttu.

 

" O evde yalnızsın."

 

Gözlerinde meraktan çok hüzün vardı. Bu hüzne kayıtsız kalmaya özen gösteriyordum. Çünkü eğer karşılık verirsem akmak için can atan yaşlarım sel olacaktı. Zaten bildiğim gerçekleri bir başkasından duymak acı veriyordu. O başkası sevdiğim adam bile olsa bu gerçek değişmiyordu. Derin bir nefes verdiğimde en azından bu konuda yanıldığını söyleyerek onun içini rahatlatmak istedim.

 

" Değilim. Nare var. "

 

Başını olumsuz anlamda sallarken huzursuz ve bıkkın bir nefes verdi. Dudaklarına ıslatarak yeniden konuşmaya başladı.

 

" Baban Hazan; bu hayatta sana en çok destek olması gereken kişi. Seni eve, kendine mahkum etmiş. Ya şu halimize bir bak ! İlk buluşmamız için babanı ihbar etmek zorunda kaldım."

 

Sözlerinin karşısında yutkunamadım. Haklıydı .Bu şartlarda buluşmak kısıtlı zamanda görüşmek benim için olduğu kadar onun için de zordu. Buna mecbur değildi , değildik ama şu an ki şartlara göre olabildiğinin en iyisi buydu. Benim hayatımda bundan daha fazlası mümkün değildi. En azından şu an için.

 

" Benim hayatım bu. Elimden ne gelir ki?"

 

İçli bir nefes verirken yüzünde anlamlı bir bakış hakimdi.

 

"İzin ver." Ellerimi biraz daha sıkı tuttu. " Bu hayatı yaşanabilir kılmama izin ver Hazan."

 

Kaşlarım merakla havalanırken omuz silktim. Elinden ne gelecekti ki ? Babamdı bana bunu yaşatan. Babam. Öz babamın sağladığı hayata nasıl karşı koyabilirdi ?

 

" Ne yapabilirsin ? Sende dedin babam o benim. Baba demeye dilim varmasa da babam olduğu için utansam da o benim babam."

 

Boğazım düğümlenirken sesim titredi. Gözlerimin dolmaması için büyük bir uğraş veriyordum. Bunu fark etmemesi adına ise bakışlarımı başka yöne çevirdim.

 

O bu esnada kararlı bir bakışla gülümsedi. Başını olumlu anlamda sallarken bana bakıyordu.

 

"Çok şey yapabilirim. Ailemizi seçemeyiz. İyi bir aileye denk gelirsen şanslı kötü bir aileye denk gelirsen insan olursun. Küçücük yaşında biner hayatın yükü omzuna. İzin ver o yükün birazını alayım , yanında olayım."

 

Burukça tebessüm ettim. Yanımda olmadığını mı düşünüyordu? O hayatıma girdiği günden beri yaşadığım bütün acılar daha katlanılabilir olmuştu. Sadece var olması bile bana yetiyordu.

 

" Yanımdasın zaten. Varlığın bile yetiyor. Eskiden olsa evde kimse yokken bile asla gündüz vakti kaçmaya cesaret edemezdim. Sen bana cesareti , risk almayı öğrettin."

 

Yüzüne yerleşen buruk gülümsemeyle daha sıkı kavradı ellerimi. Yanımda olduğunu göstermek istiyordu. Varlığını hissetmem için uğraşıyordu. Bakışımı yeniden ona çevirdiğimde gözlerim daha normaldi. Anlamış olsa bile bilerek bununla ilgilenmiyordu . Bunu hissediyordum. O benim ağladığımı fark ettiğinde gururum incinecek kendimi kötü hissedeceğim diye bunu görmezden gelecek kadar düşünceli bir adamdı.

 

"Daha fazlasını yapabilirim. Seni o hayattan çekip kurtarabilirim."

 

Kast ettiği şey ilişkinin başında konuşmamamız gereken bir şeydi. Aslında kızların da söylediği şey buydu. Benim bu hayattan tek kurtuluşum maalesef ki evlilikti. Bunu o da fark etmiş olacak ki bu cümleyi kuruyordu. Aslında belki de en acı olanı evlenmeden o evden kurtuluşumun olmamasıydı. Kadınların kendi ayakları üzerinde durup başkaldırı yapabildiği bir devirde tek kurtuluşumun bir adamın karısı olmak olması düşüncesi beni rahatsız hissettiriyordu. Onun açısından baktığımda ise ona hak veriyordum. Zaten bu hızda devam edersek yaşanması muhtemeldi ama şu an bunu düşünmenin sırası değildi.

 

" Bunları konuşmak için erken Alp, biliyorsun."

 

Başını olumlu anlamda sallarken bıkkın bir nefes verip omuz silkti.

 

"Biliyorum ama elimde değil. Sen o evde mutsuzsun. Saklamaya çalışsan da anlıyorum. Gözlerin anlatıyor."

 

Gözlerime içten bir gülümseme yerleştirirken içimden onu çok sevdiğimi söyledim. Beni öyle güzel seviyor öyle güzel sahipleniyordu ki gözlerim bu duygusal halimde bile ona aşkını itiraf etmekten geri durmuyordu. Ortamdaki kasvetli havayı da dağıtmak gerekiyordu. O yüzden sevgimi gözlerime dökmenin tam vaktiydi.

 

" Dikkatli bakarsan gözlerim çok daha başka şeyler de anlatıyor."

 

Sorgular bir bakışla bana doğru bir adım daha atıp elini çeneme yerleştirerek yüzüne bakmamı sağladığında gözlerime meraklı bir ifadeyle bakıyordu. Hakikaten oralarda bir yerde bir şeyler arıyordu. Tenimde elini hissetmek kalbimde kıpırtı oluştursa da yutkunarak buna engel oldum.

 

" Ne gibi ?"

 

Kıkırdadım. Kıkırdarken çocukça bir naz hakimiyet kurdu bedenimde.

 

"Söylemem. Kendin bul."

 

Yeniden yürümeye başladığımda peşimden geldi. Söylemem için dil dökse de ona istediğini vermedim. Gözlerimde aşkını kendisi bulacaktı.

 

.............................

 

Sahilde biraz daha yürüdükten sonra havanın kararmaya başlamasıyla kebap yemek için ocak başına gittik. İlk buluşma için biraz fazla samimi bir ortam olsa da biz o samimiyeti çoktan elde ettiğimiz için ortamı yadırgamadım.

 

Alp yeniden sandalyemi çekip yerime kurulmamı sağladıktan sonra kendi yerine geçti. Bu garson bir öncekine göre çok daha samimi davranmıştı. Alparslan muhtemelen sürekli gittiği mekanlarda vakit geçirmemizi istiyordu.

 

Garson elinde kağıtla beklerken Alparslan büyük bir keyifle menüyü karıştırıyordu. Ben ise yalnızca içeceğime karar vermeye çalışıyordum. Yemeğimiz buluşma gerçekleşmeden haftalar önce belirlenmişti zaten.

 

Alparslan çok geçmeden menüyü kapatarak sırıttı.

 

" Ustam bize altı tane Adana attır. Yengeninki az acılı olsun. "

 

Bakışlarımı menüden kaldırırken hazırlıksız yakalandığım için tükürüğüm boğazıma kaçmıştı. Öksürürken garsona baktığımda onun da keyifle sırıttığını gördüm. Bakışlarımı bilerek ona çevirmedim çünkü göz göze geldiğimiz an utançtan pancara döneceğime eminim.

 

Alparslan öksürmemle öne atılıp masadaki suyu açıp bardağıma doldurdu.

 

" Yavrum , iyi misin ? "

 

Yavrum...

 

Cümlenin başında söylediği şeyi duymazdan gelmeye çalışarak başımı olumlu anlamda salladım. Bu esnada nefesimi toparlamaya çalışıyordum.

 

" Bir yudum su iç. "

 

Yeniden öksürürken bardağı elime aldım. Göz göze geldiğimizde sırıtarak göz kırptı. Ben ise görmezden gelerek suyumu yudumlamaya başladım.

 

Daha sonra az önce söylediği şeyi yeni idrak etmenin verdiği şaşkınlıkla kaşlarım çatıldı.

 

Altı tane Adana...

 

Üç kebap...

 

Midemde şimdiden bir yanma oluşurken başımı olumsuz anlamda salladım.

 

" Altı çok. Dört tane yeterli . "

 

Garsona bakarak konuştuğumda bu adamın da bana bakmadığını fark ettim. Konuştuğum an bakışları doğrudan Alparslan' a döndü.

 

Alparslan ise duruşunu düzelterek bana bakmaya başladı.

 

" Yavrum ben iki taneyle doymam. "

 

Kıkırdadım. Gerçekten inanılmaz biriydi. Açlığı bitmek bilmiyordu. Dört tane derken kendime bir tane söylemek istemiştim ama açıklamam yetersiz kalmıştı. Doğrulup nefes vererek daha detaylı bir açıklama yaptım.

 

" Sen üç tane yiyeceksin zaten. Kendime bir tane istedim. "

 

Kaşları çatılırken başını sağa sola salladı.

 

" Olmaz öyle şey. Ben üç tane söz verdim. Üç tane yiyeceksin."

 

Başını olumsuz anlamda sallayan bu kez bendim. Üç tane söylemesine söylerdik ama ziyan olurdu. O kadar kebabı ben üç günde ancak yerdim.

 

" Bitiremem ki. Ziyan olur. "

 

Keyifle sırıtarak kıkırdadı.

 

" Olmaz olmaz. Bitiremezsen ben bitiririm. Ustam 6 Adana demiştik. "

 

Yeniden garsona döndüğünde adam keyifle sırıtıyor bir yandan da kağıda bir şeyler yazıyordu.

 

" Aynen abi. Yenge hanıma da az acılı yazdım. Mezeler her zamankinden mi olsun ? "

 

Yenge hanım

 

Başımı utançla öne eğdiğimde Alparslan oldukça keyifli görünüyordu. Sırıtarak onayladı adamı.

 

" Mezeleri bol koyun Mustafa. Salata da olsun ortaya. Ha bir de ortaya karışık ızgara olsun. "

 

Ben söylediklerini nasıl yiyeceğimizi düşünürken o daha bir şeyler söylemeye devam ediyordu. İtiraz etmek için ağzımı araladığım an gözlerime bakıp gülümseyerek susmam için işaret verdi.

 

" Tamamdır abim. Maşallah yine formdasın. "

 

Alparslan sırıtarak arkasına yaslandı. İfadesinde gururlu bir tını vardı.

 

" Herhalde koçum. Abin her zaman formunda. "

 

Garson sırıtarak bir şeyler daha karalamaya devam etti.

 

" Tatlı künefe mi veriyorum abi ? "

 

Alparslan başını salladı.

 

" Aynen kardeşim. Üstüne de Türk kahvesi. En az kırk yılımız var . "

 

Cümlenin sonunu gözlerime bakıp göz kırparak tamamladığında bakışlarımı kaçırdım. Yutkunurken utancımı bastırmaya çalışıyordum. Çünkü ilk defa birinin yanında açık açık bizden bahsediyordu.

 

Bakışları bende gezinmeye devam ederken sorusunu yöneltti.

 

" Ne içiyoruz? "

 

Bakışlarım mecburi olarak ona döndüğünde perçemimi kulağıma yasladım.

 

Kısa bir duraksama yaşadım bu esnada. Çünkü iki saattir içecek seçmek yerine utanmakla meşgüldüm. Bakışım hızla menüyü tararken gözüme ilk ilişen içeceği söyledim.

 

" Kola... Kola olsun "

 

Alparslan bu kez garsona baktığında adam başını olumlu anlamda salladı .

 

" Tamamdır abim. İki tane de kola getiriyorum. "

 

" Eyvallah."

 

Garson gittiğinde Alparslan keyifle ardına yaslanıp gülümsedi. Ben gülüşüne eşlik ettiğimde sıkıntılı bir nefes verdim.

 

Bugün öğrendiğim bir şey varsa o da Alp'in boğazına tahminimden çok düşkün olduğuydu.

 

" Çok fazla şey söyledin. Ziyan olacak hepsi. "

 

Başını olumsuzca sallarken öne doğru atılıp bana yaklaştı.

 

" Söz verdiğimden fazla söylemem sorun teşkil etmez yavrum. Yeriz. Sen merak etme. "

 

Kıkırdarken iştahına hayranlık duydum.

Derin bir nefes verirken sabahtan beri yürüttüğüm tahminin doğruluğunu öğrenmek istedim. Çisem ile araştırmalarımız neticesinde İstanbul doğumlu olduğunu bulsak da asıl memleketi hakkında bir bilgiye erişememiştik.

 

"Adanalı mısın sen?"

 

Yakalanmış bir suçlu misali ellerini havaya kaldırırken küçük bir kahkaha attı.

 

" Nerden anladın ?"

 

Bu kez kahkaha atan bendim. O kadar çok açık veriyordu ki ona Adanalı dememek için bin şahit gerekiyordu.

 

"Ohooo nerden anlamadım ki ! Sabah kahvaltıda kebap yediğini ima ettin. Sipariş verirken kendine acılı söyledin. Kebabın adının geçmesi bile gözlerini parıldatmaya yetiyor. Daha sayayım mı ?"

 

Keyifli bir tınıda konuşmam hoşuna gitmiş olacak ki gülümseye başladı.

 

"Bu kadar belli ettiğimi bilmiyordum. Ben de senin memleketini tahmin edeyim mi ?" Cevap vermeme izin vermeden kısa bir an düşünüp konuşmaya devam etti. "Tam şehir veremiyorum ama Karadenizlisin bence."

 

Kaşlarım şaşkınlıkla havaya kalkarken kıkırdadım.

 

"Ne ? Alakası yok. İstanbulluyum ben."

 

Başını olumsuzca sallarken arkasına yaslandı.

 

"Cık. Yanlış biliyorsun. Sende tam laz kızı tipi var."

 

Laz kızlarının nasıl olduğu hakkında çok bir fikrim yoktu. Güzel mi , çirkin mi olduklarıyla ilgileniyordum daha çok. Karadeniz insanının sert görünümlü samimi olduklarını duymuştum. O yörenin insanları hakkında pek fazla bilgim yoktu ama annem dolayısıyla güzel olabileceklerini düşündüm. Annem bakanın bir daha bakıp imreneceği kadar güzel bir kadındı ama ne anlamda söz ettiğini çözemediğim için sormam gerektiğine karar verdim.

 

" Bu iyi bir şey mi kötü bir şey mi ?"

 

Hiç düşünmeden cevapladı sorumu.

 

"İyi tabii ki. Laz kızları güzel olur. Doğal güzellik hem de."

 

Karşımda başka kızların güzel hatta doğal güzel olmasından bahsetmesi kıskanç yanımı uyandırdı. Sinir bedenimin her köşesine yayıldı sanki. Öfkeyle öne atılırken imalı bir tınıda konuşmaya başladım.

 

"Çok laz kızı tanıdın herhalde."

 

Yaptığım imayı anladı ve küçük bir kahkaha attı.

 

"Kıskandın mı sen beni ?"

 

Yakalandığım için afallayarak yutkunsam da çok geçmeden saçımı savurup kendimden emin bir şekilde konuşmaya başladım.

 

"Ne kıskanması ? Ben sadece merak ettim."

 

Küçük pembe bir yalandan bir şey olmazdı. Köpek gibi kıskandım diyecek halim yoktu ya.

 

" Tanıdığım tek laz kızı sensin merak etme."

 

Bıkkın bir nefes verirken arkama yaslandım. İstanbulluydum ben bir kere. Doğma büyüme hem de.

 

"Laz değilim ben." Aklıma gelen şeyle o tam konuşacakken devam ettim. " Ama kısmen doğru tahmin. Çünkü annem Artvinli."

 

Haklı bir nida döküldü dudaklarından. Sırıtmaya başladığında bende istemsizce kıkırdadım.

 

" Hah ! En baştan desene şunu. Bilmişim işte."

 

Omuz silkerken reddettim onu.

 

" Kimlikte İstanbul yazıyor , bilemedin."

 

Başını sağa sola sallayıp cebinden çıkardığı çakmağını elinde döndürmeye başladı. Bakışlarım eline kaysa da yeniden yüzüne baktığımda sırıtmasının sürdüğünü gördüm.

 

" Yanlış yazmışlar kimliğe. Ben doğrusunu buldum."

 

Sözlerine karşın göz devirdim. İstanbullu olmaktan gayet memnundum ben. Annem de memleketini sevmediğini orada geçen günlerini hiç özlemediğini söylemişti birkaç kez. O yüzden bu tahmin hoşuma gitmemişti.

 

"Hıhı , aynen öyle oldu."

 

Başını sağa doğru eğerken alınmış gibi bir tavıra büründü. Muhtemelen dalga geçiyordu şu an benimle. Bu ses tonunu çok iyi biliyordum.

 

" Sen benim bu konudaki yeteneğimi çok hafife alıyorsun."

 

" Yetenek mi ? Tahmin yürüttün sadece . Onda da yanıldın . "

 

Küçük bir kıkırtı döküldü dudaklarımdan. Benim kıkırtım hoşuna gitmemişti. Hafifçe kaşları çatıldı.

 

" Bir de gülüyorsun. Ayıp ayıp."

 

Merakla ona doğru başımı eğdim.

 

" Neymiş ayıp olan ? "

 

Omuz silkip çakmağı çevirmeye devam etti.

 

" Yeteneklerimin hafife alınması. "

 

Derin bir nefes alıp konuşmaya başladım. " Alp bunun neresi yetenek ki ? Ha eğer ortada gerçekten bir yetenek varsa o şeref bana aittir. Çünkü doğru tahmini ben yaptım, sen değil . Hatırlatırım."

 

Ağzının içinde cık cık diyerek doğruldu.

 

" Sen doğru tahmin ettin sadece. Benimki yetenek. Gözlerine, yüzüne baktım ve dedim ki bu güzellik Karadeniz'den gelme. "

 

Tam ağzımı açıp cevap vereceğim esnada eliyle susturdu beni.

 

" Annen Artvinliymiş . Güzelliğini ondan almışsın işte."

 

Güzel olduğuma vurgu yapması hoşuma gitse de yetenek kısmını sorgulamak için bunu görmezden geldim. Çünkü yetenek hakkında az çok bir bilgiye sahiptim ve bu bilgi şu an içimi huzursuz ediyordu.

 

" Ben hâlâ bir yetenek göremiyorum."

 

İmalı bir tınıda konuşurken kast ettiğim şey çok farklıydı. Onun ise kaşları merakla havalanmıştı.

 

" Sen benim kara kaşıma , esmer tenime bakıp Adanalı olduğumu anladın sanki. Yetenek işte. Ben yüzünden anladım diyorum. "

 

Bu söylediğine göre insanların, beni ilgilendiren kısmı kadınların memleketini yüzlerine bakarak anlıyordu. Bedenimin her köşesine kıskançlıkla dolu bir sinir hapsoldu. Sinirimi dillendirirken ona yansıtmaktan asla geri durmadım.

 

" Peki diyelim ki bu yetenek. Ha bence değil de varsayıyorum tamamen. Nasıl gelişti bu yeteneğin? Benim resme yeteneğim var biliyorsun. Çizim yapa yapa geliştirdim onu. Bu varsayıma göre de sen yeteneğini kadınların yüzüne bakarak geliştirmiş oluyorsun. Haksız mıyım? "

 

Kısa bir an yüzüme alık alık baktıktan sonra hafifçe arkasına yaslanıp eliyle ağzını fermuar gibi kapattı.

 

" Anlaşıldı. Sen tahmin ettiğimden de kıskançsın. "

 

Kaçamak cevap vermesi daha da sinirlenmeme sebep olmuştu. İtiraf etmesini istiyordum ama itiraf ederse ne yapacağım hakkında hiçbir fikrim yoktu. Sinirimi imalı bir şekilde dile getirmeye devam ettim.

 

" Hâlâ soruma bir cevap alamadım. "

 

" Pas geçme hakkımız var mı? "

 

" Maalesef."

 

" İnsan sarrafıyım desem..."

 

" Yemezler derim."

 

" Sana özel bir yetenek desem..."

 

Yüzümü buruşturdum. Doğrusu bu kadar klişe bir cevap beklemiyordum. Bu yüzden dilimden benden bağımsız bir cümle döküldü.

 

" Buna argo kullanmadan bir cevap veremem. "

 

Minik bir kıkırtı döküldü dudaklarından. Ardından merakla öne atıldı.

 

" Aramızda bir iki küfrün lafı olmaz. Ayıp edersin."

 

Düşünmeden aklımdan geçenin dudaklarımdan dökülmesine izin verdim çünkü düşünsem bunu asla dışımdan söylemezdim.

 

" Hass*ktir derim. "

 

Bu sözüm alışkanlıktan ibaretti. Çisem sayesinde edinilmiş bir alışkanlıktı. Bedenime utanç dolarken kısa bir an yüzüme baktıktan sonra kahkaha atarak gülmeye başladı. Bu noktada bir tık daha fazla utandığımı kabul ediyorum ama onu ilk kez bu kadar eğlenirken görüyordum. Gülerken kısılan gözleri ve gamzeleri bu utanca değerdi.

 

Ellerini teslim olurcasına havaya kaldırdı.

 

" Tamam sen kazandın . Pes ediyorum. "

 

Derin bir nefes verdim. Çok şükür merakım son bulacaktı.

 

" Cevabımı alayım o zaman. "

 

Bu kez derin bir nefes veren oydu. Yutkundu. Beklediğimi belli edercesine yüzüne baktığımda dudağını ısırıp gözlerini kaçırdı. Çekindiğini düşünerek şaşkınlığa büründüm.

 

" Lisede kızları etkilemek için yapıyordum. Ordan kalma bir alışkanlık."

 

Şaşkın bir ifadeyle yanıtladım onu. Bu çok saçmaydı. Kızların bundan etkilenmiş olması hemcinslerim adına üzüldüğüm bir olay oldu. Gerçekten bundan mı etkilenmişlerdi? Daha da şaşırdığım şey ise Alparslan'ın birilerini elde etmek için bu kadar basit numaralar yapması oldu.

 

" Ne yani kızlar sen memleketlerini doğru tahmin ettin diye etkileniyor muydu senden ? "

 

Kaşları kalkıp inerken bıkkın bir nefes verdi. Köşeye sıkışmış gibi görünüyordu.

 

" Eh işte vardı başka şeylerde. Çok detaya girmesek ? "

 

Ben de ellerimi önümde birleştirerek arkama yaslandım. Sakin görünmeye çalışıyordum ama barut gibiydim . Çapkınlığa lisede başlamış demek ki.

 

Ondan etkilendiğimi kabullendikten sonra Çisem'le derin bir araştırmaya koyulmuş babaannesinin kızlık soyadına kadar bulmuştuk . Geçmişinde bazı çapkınlıklar mevcuttu ama lise döneminde bile bunun olmuş olması sinirimi ateş hattına sürüklemişti.

 

" Girelim bence. Hem bak ne güzel sohbet ediyoruz. "

 

Sinirim bakışım ve sesimden dökülüyordu. Biraz daha başka kızlardan bahsederse dişlerim titreyecekti.

 

Sesimdeki sinir onu ürkütmüş olacak ki duruşunu düzeltip boğazını temizledi.

 

" Güzel mi ? Ecel teri döküyorum ben burada. "

 

Yüzünü dikkatle incelediğimde cidden zorlandığını fark ettim. Boncuk boncuk terliyordu. Bu kadar korkutucu bir şekilde konuştuğumu fark etmemiştim . Sinirimi bastırmaya çalışıyordum ve onun gördüğü buz dağının görünen kısmı bile değildi. Belli ki bu kadarı bile onu korkutmaya yetmişti.

 

" O niyeymiş? "

 

Bıkkın bir nefes verip omuz silkti.

 

" Bir yetenek dedik bütün GBT' yi döktürdün ortaya . "

 

O GBT bende zaten vardı diyemedim tabii ki. Ben biliyorum ama bir de senden duyayım da diyemedim. Bilmiyormuş gibi davranabildim.

 

" Geçmişin pis yani ? Anlatmaktan korkuyorsun ."

 

Tam ağzını açtığında yemekler geldiği için sustu. Garsona teşekkür ettikten sonra o gidince yeniden bıkkın bir nefes vererek konuşmaya devam etti.

 

" Nereden baktığına göre değişir. "

 

Yine kaçamak cevaplar verdiğine göre anlatmak istemiyordu. Bense onun aksine geçmişinin her ayrıntısını bilmek istiyordum. O yüzden inadına üsteledim.

 

" Ben yeteneklerini geliştirdiğin noktadan bakmayı tercih ediyorum. "

 

Gözü bir yemeklere bir de bana kayıyordu. Açlığını yüzünden okuduğum için sırıttım. O ise bakışını bende tutmaya çalışarak yutkundu.

 

" Bende seni yalnızca seni gördüğüm andan itibaren olan kısma bakmaya davet ediyorum. "

 

Başımı olumsuzca salladım. Bu kadar kolay kurtulamayacaktı bu mevzudan.

 

" Reddedildi. "

 

Omuz silkerken elini saçına attı.

 

" Ne kadar kıskanç olduğundan bahsetmiş miydim? "

 

Kaçamak cevapları artık sıkmaya başladığında derin bir nefes verdim. Onunla işim gerçekten zordu.

 

" Geç oraları geç. Karşımda boncuk boncuk terleyecek kadar ne yaşadın, cidden merak ediyorum. "

 

Ellerini bana doğru uzatarak çocuk gibi mızmızlanmaya başladı.

 

" Ya güzelim karıştırma şimdi oraları. Hem ilk buluşmamızda konuşulacak konu mu bu ? Söz başka zaman anlatırım . "

 

Güzelim....

 

Güzelim ve onun güzeliyim. Dikkatimi dağıtmak için en etkili silahını kullanmıştı ama şu an o kadar sinir doluydum ki içinde güzelim kelimesi geçen destan yazsa fayda etmezdi.

 

" O başka zaman da böyle yapıp beni oyalayacaksan hiç anlatma. Ben kendim araştırır bulurum. "

 

Daha önce araştırmamış gibi sıfırdan araştırır bunu büyük bir zevkle yapardım. Zaten önceki araştırma pek doğru olmamış. En önemli kısımlardan biri, lise aşkı kısmı soru işaretiyle dolu.

 

Ellerini bana doğru uzatıp elimi tuttu. Aşk doluydu bakışı. Bu bakışa bir isim verecek olursam o kesinlikle aşk olurdu.

 

" Geçmişi boş versek ? Geleceği inşa ediyoruz sonuçta. Senden öncesi önemli değil benim için. "

 

Yine klişe bir cevap vermiş olsa da haklıydı ama yine de geçmişi benim için önemliydi. Güveneceğim insanın her detayını bilmek istiyordum. Ona şu an da çok güveniyordum ama kast ettiğim güven bundan çok daha ötesiydi.

 

" Benim için önemli belki ? "

 

Sesim nazlı ve isteksiz çıkmıştı. Bu kadar kaçmış olması hoşuma gitmiyordu.

 

Tuttuğu ellerimi sırasıyla ıslak öpücüklere boğarak geri çekildi. Bakışı sürüyordu.

 

" Anlatırız yavrum ama daha uygun bir zamanda. Şimdi yemek yiyelim. Bak kebap soğuyunca tadı kalmaz. "

 

Yavrum...

 

Ortamı yumuşatmak için methiyeler diziyordu. Gözümden kaçmasa da hoşuma gitmediği söylenemezdi.

 

Tabağına doğru yaklaşıp çatalla böldüğü kebabı hızla ağzına attığı esnada biraz doğrulup konuşmaya devam ettim.

 

" Bak aklıma yazdım bunu. Anlatacaksın sonra. Anlatmazsan boğazında dizilir o kebaplar. "

 

Son sözlerimle ağzına attığı lokmayı öksürmesi bir oldu. Gerçekten bu kadar karanlık bir geçmişi mi vardı, yoksa anın rehavetinden mi böyle davranıyordu anlam veremedim.

 

Anladığım tek bir şey vardı. O da bu gece Çisem'le en detaylısından bir araştırma yapacağımızdı.

 

.............................

 

Yemeğin geri kalanını bol bol sohbet ederek ve gülerek geçirdik.

 

O kadar güzel geçti ki....

 

Elleriyle yedirdi bana yemeğimi. İlk başta utansam da bir bebek gibi yaklaşarak elleriyle beni beslemesi hoşuma gitmişti. İlk kebabın sonuna doğru tıkandığım ve Alp'in tüm ısrarına ve zorlamasına rağmen yemeğimi bitiremediğim için, çok az yemek yemem tartışma konusu olsa da genel itibariyle mükemmel bir yemek olmuştu.

 

Yemekten sonra Alp geleneği bozmayalım diyerek kayalığa gitmeyi teklif etti. Hiç düşünmeden kabul ettim teklifini. Kırk dakikalık yolculuğun ardından kayalığa ulaştığımızda ikimiz de her zamanki yerimize oturup manzaraya daldık.

 

" Sana buraya ilk geldiğim günü anlattım mı ?"

 

Gözlerimin içine bakarak sorduğu soruya kısa süren bir düşünmenin ardından cevap verdim.

 

"Hayır, anlatsana."

 

Derin bir nefes verirken kolunu omzuma attı. Beklemediğim için afallasam da belli etmeyerek duruşumu korudum.

 

" Sekiz yaşındaydım. Annemle birlikte dışarı çıkmıştık. Annem çok severdi alışveriş yapmayı. O zamanlar buranın biraz aşağı tarafında bir modaevi vardı. Etrafında ise tonla mağaza. " Derin bir nefes alıp devam etti. " Sokaktaydık. Annem bir vitrine bakıyordu. Ben sokağın başında bir seyyar satıcı gördüm. Pamuk şeker satıyordu. Babam 'Erkek adam yemez öyle şeyler 'derdi hep. İzin vermezdi yememe. Annem gizli gizli alırdı bana. Pamuk şekeri görünce seslendim. Duymadı. Seslendim. Yine duymadı. Ben de sessizce elini bırakıp sokağın başına gittim ; Pamuk şeker almaya."

 

Büyük bir merakla dinledim başından geçenleri. Bitirir bitirmez aklımdan geçeni söyledim. Bu hikayeye dair küçük bir tahminim vardı.

 

" Sonra ne oldu ? Sen kayıp mı oldun o gün ?"

 

Olumlu anlamda başını salladı. Gözünde gözlerini net görmesem bile belli olan bir keder vardı.

 

" Pamuk şekerimi aldım. Hevesle koştum annemin yanına. Yoktu ama. Meğerse ben sokağın başındayken fark etmeyip mağazaya girmiş. Yanında olmadığımı orda fark etmiş ve içerde aramaya başlamış beni. Ben de dışarda aradım onu. Bulamayınca diğer mağazalara girdim teker teker. Sonra bir baktım buradayım. Farkında olmadan uzaklaşmışım oradan. Denizi gördüm. Hanımelini gördüm. Burada oturup beklemeye başladım annemi."

 

Şu an çok daha iyi anlıyordum onun buraya geliş nedenini. Ev gibi kokuyor burası demişti. İçimde bir sızı oluştu. Gözlerim yanmaya başladı. Böyle bir anı beklemiyordum. Buranın bu kadar anlamlı olmasını asla beklemiyordum.

 

" Geldi mi ?"

 

Başını olumlu anlamda sallarken koluyla bedenine bedenimi daha sıkı bir şekilde sardı .

 

" Akşam geldi. Ya da gece bilmiyorum. Karanlıktı her yer. Korkuyordum ama biliyordum da. Annem beni almadan eve dönmezdi. Geleceğini bilerek bekledim." Cebinden sigarasını çıkarıp yaktı ve devam etti. " Babamla birlikte geldiler o gün. İkisi de korkmuş . Başıma bir şey geldi sanmış. Neyse , döndük işte eve. Annem hastalandı sonra. Sonraki gün yani. Bayıldı. Doktora gidip gelmeye başladılar. İlk zamanlar anlamadım ben. İyileşecek sandım. Abim anlamış. Babam anlamış. Bir benden gizlemişler."

 

Derin bir nefes alıp devam etti. Çok normal bir şey anlatıyor gibiydi. Acıya alışıp sıradanlaştırmak böyle bir şeydi sanırım. Ben hiçbir zaman annemin ölümünü bu kadar rahat anlatamadım. O çok, çok güçlüydü. Benim imreneceğim türde bir güçtü bu. Ona olan hayranlığım her geçen saniye daha da artıyordu.

 

"Annemi kanserden kaybettik. Onunla son dışarı çıktığım gündü o gün. Pamuk şeker almaya gidip kaybettim onu ama sonra buraya geldim. Buldu beni. Ben çocuk aklımla o öldükten sonra yine beni bulsun diye her gün buraya geldim. Sokağın başından pamuk şeker alıp buraya kadar yürüdüm . Oturup bekledim. Annemin gelip beni almasını bekledim. Gelmedi."

 

Boğazıma bir yumru oturdu. Gözlerimin dolmasına engel olmaya çalışsam da başaramadım. Benim aksime o gayet iyi görünüyordu. Yaşadığı acıya bağışıklık kazandığı, bazı şeyleri çoktan kabullendiği her halinden belliydi.

 

Zar zor topladığım sesimle konuşmaya başladım. Merakımı ona yöneltmek istedim.

 

" Sen buraya bu yüzden mi geliyorsun ?"

 

Dudağından olumsuz bir mırıltı döküldü.

 

"Hayır. Kabullendim bir süre sonra. Zaten babam da fark etti. İstemedi buraya gelmemi. Engel oldu. Söyledim ya daha önce. Ev gibi kokuyor burası. Ne zaman kendimi kötü hissetsem gelir buraya sığınırım."

 

Benimle karşılaştığı zaman uzun süre manzarayı uzaktan izlediğini söylemişti. Anlaşılan o ki Alparslan paylaşmasa da oldukça zor bir hayat yaşıyordu. Dışarıdan güçlü görünüyordu ve ben onu yeterince iyi tanımıyordum. Kötü olduğunda geldiğini söylemese kötü olduğunu anlayamazdım ama o gözlemleyerek dahi benim ne kadar zor bir hayat yaşadığımı çözmüştü. Bana teklif ettiği şeyi, yükünü hafifletmeyi istedim. Anlatması için ne gerekiyorsa yapmaya karar verdim. Bunun için şu an adım atmam manasızdı. Önce düşünmem gerekiyordu. Onu kırmadan nasıl derdine ortak olacağımı çözmem gerekiyordu.

 

Ben düşüncelerle boğuşurken sigarasından bir duman daha çekip söndürdü.Ardından ayağa kalkıp arabasına gitti. Arka koltuktan bir şey alıp yanıma geldiğinde elini uzattı ve kalkmama yardım etti.

 

Tam karşısına geçtiğimde elindeki şeyi kaldırdı ve bana uzattı.

 

Pamuk şeker.

 

" Ben çocukluğumdan beri yemedim. Sen evden çıkabilsem seninle pamuk şeker yemeye de razıyım deyince ..."

 

Kalbimde küçük bir kelebek oluştu önce. Daha sonra kıpırdanmaya başladı. İnce fikirli oluşu her zaman hoşuma gitmişti ama bu yaptığı onun da ötesindeydi. Bu adını bilmediğim ama içimi sıcacık yapan bir histi. O gün söylediğim her şeyi en ince ayrıntısına kadar hafızasına kazımıştı.

 

Bir adım daha yaklaşıp konuşmaya devam etti. "Ben seni ilk burada gördüm Hazan. Yine işler karışmıştı. Nefes almak için gelmiştim buraya. Tam da benim oturduğum taşın üstüne oturmuştun."

 

Küçük bir kıkırtı döküldü dudaklarından.

 

Ben de gülmeden duramadım. Bir de o gün oturduğunda ' Orası benim yerim.' diyerek ahkam kesmiştim ona. Düşününce gerçekten komik geldi sözlerim.

 

" Bu tesadüf olamayacak kadar anlamlı bir rastlantı. Yıllarca annemi aradığım yerde seni buldum ben. Uzaktan izledim bir süre. Hiç konuşmasan yüzüme bakmasan da bütün mimiklerine kadar ezberledim seni. Her gelişinde ya bir daha gelmezsen diye düşünüp kalbime kazıdım her milimini. Yanına gelmek istedim hep. Ne zaman tam sırası deyip bir adım atsam kalkıp gittin. Bu böyle bir süre devam etti."

 

Sözleri beni nefessiz bırakacak türdendi. Uzunca bir süre izleyip yüzümü ezberlemiş olması... Ben bu kadarını kaldıramayacağımı düşünüp gözlerimi kapattım birkaç saniye. Duyduklarım kalbimin en ücra köşesinde bile yankı uyandırmıştı.

 

Bir adım daha atıp aramızdaki mesafeyi sıfırladı. " Sonra bir gün abim dedi ki 'biri var. Elif'e umut olan biri var .' Sevindim. Çok sevindim. Nerden bilecektim ki Elif'in umudunun benim mucizem olacağını? İşte o gün emin oldum Hazan. Dedim ki bu kız bana sevmeyi yeniden öğretecek kalbimi yeniden ısıtacak kişi."

 

Duyduklarımın şokunu atlatmaya fırsatım olmadan konuşmaya devam etti. Bende onun yeşillerine dalıp kalbimin çarpıntısının dinmesini bekledim.

 

" Hazan... Hazan sonbahar demek. Yaprakları döken gökyüzünü hüzne boğan mevsim demek hazan ama benim dünyamda Hazan bu değil. Sonbahar değil ; ilkbahar da değil. Benim dünyamda Hazan tek bahar."

 

Yüzümü avuçlarının arasına alıp devam etti. Ben ise anın şokuyla kendimden geçtim.

 

" Sen varsan ömrüme güneş açar. Yokluğun kar , kış , kıyamet."

 

Son cümlesini tamamladıktan sonra ben daha ne dediğini idrak edemeden usulca dudaklarıma kapandı. Dudaklarındaki soğukluk içimdeki ateşi söndürmeye yetti. Gözlerimi yavaşça kapatıp istekle kabul ettim dudaklarını.

 

Herkese yeni bölümden merhaba güzelliklerimm ♡

 

Umarım beğendiğiniz bir bölüm olmuştur. Yazarken çok eğlendiğim ve adı gibi cidden bir Devrin Başlangıcı olan o bölüm sizlerle🥺 Bir aşkın ya da benim deyimimle bir kara sevdanın en büyük kıvılcımının alev aldığı bölümün sonuna gelmiş bulunuyoruz. Gelecek bölümlerde görüşmek üzere güzellikle kalın ❤️

 

 

Bölüm : 26.07.2025 03:10 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...